Emekçilerin AKP Hamasetine Karnı Tok!
İsrail’in Gazze’de uyguladığı katliamla birlikte emperyalizmin ve siyonizmin Orta Doğu’da izlediği politikalar Suriye’de cihatçı HTŞ’nin iktidara getirilmesi, Lübnan ve Hizbullah’a yönelik saldırılar, İran’ın kuşatılması adımlarıyla devam etmişti.
AKP iktidarı da attığı adımlarla bu süreci beslemiş, Trump’ı Gazze valisi yapan Filistin Barış Kurulu’na katılmış, Suriye’nin çözülmesine ve HTŞ’nin iktidara getirilmesine doğrudan katkı koymuş, İran’ın kuşatılması noktasında işlev görecek Mekke Anlaşmasına imza atmıştır.
Emperyalizmin Orta Doğu’da izlediği politikalardan biri olan İsrail’in güçlendirilmesi, ekonomik, siyasi ve askeri açıdan bölgede emperyalizmin koçbaşı rolünü üstlenmesi adımlarına AKP iktidarı da onay vermiş ve bugün katil İsrail rejimi yayılmacı ve saldırgan adımlarını güçlendirmiştir.
Filistin başlığında sahte gözyaşları döken ve İsrail’in karşısında olduğunu söyleyen AKP, ekonomik ve diplomatik ilişkilerini sürdürmüş, ülkemizde katil İsrail rejimini protesto etmeyi ve Filistin halkıyla dayanışmayı gözaltılarla bastırmaya çalışmıştır. İkiyüzlülüğü açığa çıkan AKP bugün de benzer bir hamasete sarılmakta ve İsrail’in Suriye’de bulunan Ebu Zuhur üssüne yönelik saldırıyı iç siyasette İsrail tehdidi olarak işlemektedir. Bugün İsrail’in bölgeye yönelik yağma planları olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Bir diğer gerçek ise sermaye devleti ve AKP’nin de emperyalizmin çıkarları doğrultusunda benzer bir görevi üslendiğidir.
AKP iktidarının siyonist İsrail rejimine karşıtlığı olası çıkar çatışmalarından ibarettir. AKP ve Yeni Osmanlıcılık ülkemizi büyük bir belirsizliğin içerisine sürüklemiştir. AKP’nin hamasi söylemlerine emekçiler kanmamalı, ülkemizin güvenliğinin emperyalizmle, NATO’yla, yeni Osmanlıcı politikalarla sağlanamayacağı görülmelidir.
ABD’den İran’a Karşı Ekonomik Savaş Tehdidi
İran’ı savaş alanında yenemeyen ve Hürmüz Boğazı’nda sıkışıp kalan ABD, İran’ı dize getirmek için savaşın ekonomik cephesini genişletiyor. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, “bir düşmana karşı bugüne kadar düzenlenmiş en büyük mali saldırı” olarak nitelendirdiği ve “Ekonomik Tecrit Operasyonu” adını verdiği kapsamlı ekonomik saldırı planını açıkladı.
Bessent, ekonomik saldırının amacını şu sözlerle ifade ediyor: “Amacımız, Tahran yalnız kalana kadar bu acımasız rejimi ayakta tutan her türlü ekonomik can damarını koparmak.”
İran zaten uzun yıllardır ABD yaptırımlarının hedefinde. Ancak bu kez yaptırımların kapsamı genişletiliyor ve özellikle dijital varlıklar, teknoloji, altın, havacılık ve denizcilik olmak üzere beş temel alanda daha sert önlemler devreye sokuluyor.
ABD’nin Küba’ya yönelik hâlen sürdürdüğü ekonomik abluka, geçmişte Beşar Esad yönetimindeki Suriye’ye uyguladığı yaptırımlar ve şimdi İran’a karşı başlattığı “ekonomik tecrit” politikası, savaşın yalnızca askeri araçlarla yürütülmediğini bir kez daha gösteriyor. ABD emperyalizmi, en önemli kozlarından biri olan devasa ekonomik gücünü ve doların uluslararası ticarette sağladığı egemenliği, karşısındaki ülkelere karşı sonuna kadar kullanıyor.
İran petrolünün yaklaşık yüzde 90’ını ithal eden Çin, bu yaptırımlara karşı tepkisini şimdiden dile getirdi. Pekin, ikincil yaptırımların Çin’i hedef alması hâlinde karşı yaptırımlar uygulayacağını açıkladı. Kritik mineraller konusunda önemli bir koz sahibi olan Çin’in, İran’a yönelik yaptırımların etkisini ne ölçüde azaltabileceğini önümüzdeki aylarda göreceğiz.
ABD emperyalizmi, askeri, siyasi, ekonomik ve ideolojik olmak üzere tüm araçları kullanarak kendisine karşı çıkan güçleri etkisiz hâle getirmeye çalışıyor. Bu nedenle ABD emperyalizminin yürüttüğü savaşlara ve uyguladığı her türlü baskı politikasına karşı antiemperyalist mücadeleyi güçlendirmek zorundayız.
Emperyalizm Terörün Kaynağıdır!
ABD, HTŞ yönetimindeki Suriye’yi 1979 yılından bu yana bulunduğu “terörizmi destekleyen ülkeler” listesinden çıkardı. ABD Başkanı Donald Trump’ın 8 Temmuz’da Kongre’ye sunduğu niyet beyanının ardından başlayan 45 günlük inceleme süresinin dolmasıyla, ABD Hazine Bakanlığı bu kararı resmen yürürlüğe koydu. Geçtiğimiz yıl Ahmed Şara’nın (Ebu Muhammed el-Colani) liderliğini yaptığı Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) “Yabancı Terör Örgütü” statüsünü kaldıran ve Şara’yı terör listesinden çıkaran ABD, bu son hamleyle Suriye’nin küresel sisteme dönüşünün önündeki en büyük engeli de kaldırmış oldu. Bu kararın ardından ABD’nin terör destekçisi devletler listesinde yalnızca Küba, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti ve İran kaldı.
ABD, kuklası HTŞ’yi “terörle” mücadelede bir “ortak” olarak nitelendiriyor fakat HTŞ güçleri ve bunlarla bağlantılı milisler sahadaki Şii ve Alevi azınlıklara yönelik saldırı, öldürme ve zorla yerinden etme eylemlerini aralıksız sürdürüyor. Özellikle Mart 2026’da yaşanan bir dizi katliamda, HTŞ güçlerinin binlerce Alevi sivili öldürdüğü kayıtlara geçti. Şara’nın, geçmişte El Kaide yöneticiliği yaptığı ve öldürülen IŞİD lideri Ebubekir el-Bağdadi’nin yardımcısı olarak görev aldığı, ayrıca Suriye, Lübnan ve Irak’ta sivilleri ve kutsal mekânları hedef alan kanlı intihar saldırılarından doğrudan sorumlu olduğu biliniyor.
Bugün Suriye’nin “teröre destek veren ülkeler” listesinden çıkarılması kararı, ülkenin terörden arındığı veya barışa kavuştuğu anlamına gelmiyor. Aksine bu durum, terörün bizzat devletleştiği, IŞİD’in kravat takarak meşrulaştırıldığı ve ABD-İsrail ekseninin bölgedeki yeni bekçiliğini üstlendiği çok daha tehlikeli ve karanlık bir dönemin resmi olarak tescil edilmesinden ibarettir.
Emperyalizmin terör söylemi halkların güvenliğini merkeze almamakta, emperyalist sistemin çıkarları doğrultusunda şekillenmektedir. Bugün dünyayı yıkıma sürükleyen en büyük terör örgütü NATO ve emperyalizmdir.
Irkçı Saldırılar Münferit Değildir!
Şırnak ve Mardin’den Karadeniz’e fındık hasadına giden Kürt mevsimlik tarım işçileri, Zonguldak ve Düzce’de peş peşe ırkçı saldırılara uğradı. Adalet Bakanı Akın Gürlek, Zonguldak’ta iki gün süren saldırıları “münferit bir hadise” olarak nitelendirse de bu yaşananlar maalesef ilk değil.
Bu saldırılar, mevsimlik tarım işçilerinin her hasat döneminde maruz bırakıldığı çok boyutlu sömürünün bir parçasıdır ve “münferit” adli vakalar olmanın çok ötesindedir. İşçiler gittikleri bölgelerde sadece ırkçı tehditlerle değil; insanlık dışı barınma koşulları, ağır sömürü ve güvencesizlikle de yaşam mücadelesi veriyor.
İşçilerin hapsolduğu bu ağır tablo, ırkçı kışkırtmalarla perdelenmek isteniyor. Düzenin ideolojik kuşatması tam da burada devreye giriyor. Ekonomik krize ve yoksulluğa karşı biriken toplumsal öfkenin patronlara ve sömürü düzenine yönelmesi engellenmek isteniyor. Emekçiler dil, din, ırk ayrımları üzerinden bölünmeye çalışılıyor.
Karadeniz’de fındık bahçesi olan veya o bölgede yevmiyeyle çalışan yoksul bir köylü ile Şırnak’tan gelen mevsimlik işçi arasına ekilen düşmanlık tohumları, düzenin cankurtaran simididir. Emeğinden başka satacak hiçbir şeyi olmayanlar birbirine düşman edilir. Irkçılık ve gericilik her zaman işçi sınıfının yan yana gelmesini engellemek için kullanılır.
Irkçı saldırılara ve ağır sömürüye verilecek cevap, işçi sınıfının birlik ve dayanışmasıyla olacaktır.
Maden İşçisinin Hakları Verilmelidir
Sermaye düzeninin karanlığına, patronların doymaz kâr hırsına ve patronların kalkanı haline gelen bakanlığa karşı maden işçileri Ankara sokaklarında sınıfın onurunu savunuyor. Doruk Madencilik ve Eti Gümüş emekçileri; yerin metrelerce altından çıkardıkları alın terinin, çalınan kıdem tazminatlarının ve çocuklarının geleceğinin hesabını soruyor.
Yıldızlar SSS Holding patronları kasalarındaki serveti “şirket itibarı” maskesiyle aklamaya çalışırken, madenci aileleri ve çocukları bu düzenin çürümüşlüğünü onların yüzüne çarpıyor: Sizin itibarınız, işçinin gasp ettiğiniz emeğidir!
Müzakere masalarında teknik oyunlarla süreci uzatanlar, Bağımsız Maden-İş yöneticilerini ve üyelerini gözaltılarla yıldırabileceğini sananlar açıkça yanılıyor. İşçi sınıfının örgütlü iradesi ne gözaltılarla ne de baskılarla teslim alınabilir.
Maden işçisi yalnız değildir. Onların direnişi; fabrikada, şantiyede, atölyede iliği sömürülen tüm Türkiye işçi sınıfının ortak kavgasıdır. Bu kavga yalnızca gasp edilen ücretlerin değil, madenleri ve memleketi asalak patron takımının elinden alma kavgasıdır.
Hak, patronların vicdanına değil, sınıfın örgütlü iradesine bağlıdır. Gasp edilen tüm kazanımlar kayıtsız şartsız iade edilene ve gözaltındaki maden işçileri aramıza dönene kadar direniş kararlılıkla sürecektir.
İşçilerin Birliği Sermayeyi Yenecek!
Metin Kurt’u Saygıyla Anıyoruz.
Yeşil sahaların komünisti Metin Kurt’u kaybedeli 14 yıl oldu.
Zor şartlardan dolayı ailesine destek olmak için lisede eğitimi sürerken amatör takımlarda futbol oynamaya başlayan Metin Kurt, Altay ve PTT takımlarında süren ve parlayan oyunculuğundan sonra Galatasaray’a transfer oldu ve üç yıl arka arkaya şampiyonluk yaşadı. Bu süreçte takımın yıldızı olmasına ve kazandığı başarılara rağmen futbol düzenindeki sömürüye karşı mücadeleye adım attı. Arkadaşları ile paylaştığı “Futbolcular Sendikası” düşüncesi destek görünce, bu düşüncesini hayata geçirmeye çalıştı. Basına gereksinim vardı duyulması için, ama basının bu konuya yeterince yer vermemesi nedeniyle bir milli maç öncesi bildiri hazırladı ve takım arkadaşlarına imzalattı Metin Kurt. Futbol düzeni bundan sonra baskılarla Metin Kurt’u yalnızlaştırmaya çalıştı ve bir ölçüde başarılı oldu.
Aktif futbol hayatı sona erince spor yazarlığı yapıp kitap çıkardı, panellere katıldı ve örgütlü olarak mücadeleye devam etti. Spor-Sen sendikasının kuruluşuna öncülük etti.
Aktif futbol yaşamında ve sonrasında futbolun sömürü düzenini açığa çıkartmaya çalıştı Metin Kurt. Yalnızca futbolcuların değil, masör, malzemeci kim varsa onların “köle” olmadığını anlattı ve sömürü düzenine karşı örgütlü bir mücadele için çok çabaladı. Sporu sermayenin egemenliğinden çıkarmak için de “Spor halk içindir” dedi.
“Halka yakın olmak için tribünlere yakın oynuyorum” diyen bu yüzden de Çizgi Metin olarak anılan Metin Kurt’un bize teslim ettiği mücadeleyi sürdürmek zorundayız. Yaşamı boyunca işçi sınıfı mücadelesinin yanında yer alan Metin Kurt’u bir kere daha saygı ve sevgi ile anıyoruz ve emekçinin kalesi önünde duvar olacağız sözünü veriyoruz.
