Komünist Birlik HaftalıkKomünist Birlik Haftalık 30 Temmuz – 5 Ağustos 2026

Ağustos 5, 20262 min

 

ABD’den Küba’nın Ticari Konteynerlerine Engel

Emperyalist ABD, haydutluğa devam ediyor: Küba’nın yasal ve uluslararası ticaret mevzuatına uygun şekilde satın aldığı gıda, ilaç ve enerji malzemeleri içeren yedi bin konteynerin ülkeye ulaştırılması, ABD’nin giderek sertleşen yaptırımları gerekçe gösterilerek uluslararası limanlarda engelleniyor veya geciktiriliyor. Söz konusu konteynerler, yasadışı bir şekilde Karayip limanlarında bekletiliyor.

Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez, Küba’ya uygulanan ablukayı “bir savaş eylemi” olarak nitelendirirken, Küba Başbakan Yardımcısı Eduardo Martínez Pérez-Oliva ise ABD’nin yılbaşından bu yana ekonomik ablukayı sistematik olarak tırmandırdığını belirtti. Küba uzun süredir ciddi bir enerji krizi yaşıyor; Çin’den satın alınan güneş panelleriyle ve Rusya’nın gönderdiği petrol tankerleriyle bu krizi hafifletmeye çalışıyor. 

ABD’nin haydutluğu Küba ekonomisini boğmaya çalışıyor. ABD Başkanı Donald Trump, yeni tür bir Monroe Doktrini uygulamaya koyarak Batı Yarımküre’deki hegemonyasını artırmayı amaçlıyor. Venezuela’yı Nicolas Maduro’yu kaçırarak boyun eğdiren ABD, benzer şekilde ekonomiyi kullanarak Küba’ya diz çöktürmek istiyor. 

ABD emperyalizmine karşı Küba halkının yanındayız! Küba boyun eğmeyecek!


 

Orta Doğu’da Barışın Önündeki En Büyük Engel Emperyalist Projelerdir!

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından İran’ın Körfez ülkelerindeki ABD üslerini hedef alması ve Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla birlikte emperyalizm, İran’a yönelik saldırganlığı artırdı ve yeni kuşatma hamlelerini devreye soktu. 

Suudi Arabistan’ın uranyum zenginleştirmesine imkan sağlayacak bir nükleer mutabakat gündemdeyken, Suudi Arabistan’ın liderliğinde Türkiye, Pakistan, Mısır, Kuveyt, Bahreyn, Katar, Ürdün, Yemen, Sudan, Cibuti, Somali, Bangladeş ve Komor Adaları’nın da içinde olduğu bir “deniz savunma koalisyonu”nun kurulması İran’ın etkisinin kırılması adımlarına örnek olarak değerlendirilmelidir. 

Hürmüz Boğazı, Babülmendep ve Aden Körfezi’nde deniz taşımacılığı güvenliğini sağlamak amacıyla kurulduğu söylenen koalisyonun asıl işlevi ise bölgedeki gerilimi daha da derinleştirmek, bölgede emperyalizmin adımlarını meşrulaştırmak, İran üzerindeki baskıyı ve tehditleri artırmak olacaktır. Bugün açığa çıkan enerji transferi noktasında yaşanan krizin kaynağı ABD ve İsrail’in İran başta olmak üzere Orta Doğu’ya yönelik saldırıları ve işgal girişimidir. 

Bu adımlara ek olarak Ukrayna’nın Hazar Denizi’nde İran’a ait yük gemilerine saldırı düzenlemesi gibi olaylar değerlendirildiğinde emperyalizmin İran’a yönelik müdahalesinin çıplak bir savaştan öte bir dizi kuşatma, sınırlama ve ambargo hamleleriyle ilerleyeceği görülmektedir. 

AKP iktidarı sözde ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırganlığına karşı çıkmakta, özünde ise emperyalist projelere ortak olmakta, emperyalizmin ve siyonizmin çıkarına hizmet etmektedir. Deniz Savunma Koalisyonu’nda Türkiye’nin yer alması, ABD ve İsrail’e bekçilik yapmaktan başka bir anlama gelmemektedir. 

Emperyalizmin ve siyonist İsrail rejiminin Orta Doğu’da gerilimi artıracak adımlarının karşısında durulmalı, ülkemizi emperyalist projelere ortak kılan AKP iktidarına karşı mücadele her alanda yükseltilmelidir.


 

NATO Zirvesi’nin Ardından Ukrayna Palazlanmaktadır

Ankara’da düzenlenen 36. NATO Zirvesi’nin ardından, emperyalizmin bölgemize dönük kışkırtmaları yeni ve son derece tehlikeli bir safhaya taşınmıştır. Zirveden aldığı siyasi ve askeri icazetle palazlanan Kiev’deki neo-Nazi unsurlarla beslenen rejim, emperyalist odakların taşeronluğunu üstlenerek savaşı cephe hatlarının dışına, sivil alanlara ve uluslararası sulara yaymaktadır.

Kuşkusuz bu savaşın doğrudan sivil yerleşim alanlarına taşınması, masum insanların hayatını kaybetmesi, kent altyapılarının ve sivil alanların hedef alınması kabul edilemez. Savaş siyasetinin bedelini masum siviller ve emekçiler ödemektedir. Tüm dünyada haydutluğu, savaşları, yağmayı ve rantı körükleyen emperyalizmdir. Kiev yönetiminin tırmandırdığı bu saldırganlığın arka planını doğru okumak gerekmektedir.

Ukrayna’nın Hazar Denizi’nde İran’a ait sivil bir yük gemisini vurması, olayın ardından “yanlışlık oldu” açıklaması yapsa da basit bir hatanın çok ötesindedir. Bu saldırı; Ukrayna’nın, emperyalizmin Orta Doğu, Kafkasya ve Karadeniz’i kapsayan geniş ölçekli kuşatma stratejisinde önemli bir işlev göreceğinin kanıtıdır. Kiev rejimi, NATO’dan aldığı istihbarat ve silahlarla yalnızca emperyalizmin Rusya’yı sınırlandırma hamlesine hizmet etmemekte; NATO’nun çevreleme politikasının koçbaşı olarak, emperyalist bloka entegre olmayan ülkeleri şantaj, provokasyon ve askeri kışkırtmalarla kıskaca almaya çalışmaktadır. 

Kendi ordusunu ve halkını emperyalizmin ve NATO’nun çıkarlarına kurban eden bu anlayış, Hazar’dan Karadeniz’e kadar gerilimin tırmanmasında rol üstlenecektir. NATO Zirvesi’nde Ukrayna’nın ekonomik ve askeri olarak desteklenmesi kararının doğrudan çıktısı olan bu durum NATO’nun savaş örgütü olduğunu ispatlar niteliktedir.


 

AKP’den Demokrasi, Emperyalizmden Barış Beklenemez!

Suriye’nin çözülmesiyle birlikte başlayan entegrasyon ve Türkiye’de “çözüm süreci” birbiriyle bağlantılı bir biçimde ilerlemeye devam etmektedir. Suriye’de HTŞ-SDG mutabakatının imzalanmasıyla birlikte Türkiye’de de Öcalan’a komisyon önerisi ve Çerçeve Yasa tartışmaları gündeme gelmiş ve uzun bir süre adım atılmazsa da başta Suriye ve Ortadoğu’daki gelişmeler olmak üzere, iç siyasette düzen muhalefetinin pozisyonu gibi gündemler AKP’nin bu adımları da hızlandırmasına neden olmuştur. 

PKK’nin feshi ve silah yakmasının ardından gündeme gelen Çerçeve Yasa’yı AKP “terörsüz Türkiye” yaklaşımıyla ele almakta ve baskıcı, gerici, işbirlikçi, emek düşmanı adımlarını meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Çerçeve Yasa tartışmaları öne sürülerek Türkiye’de demokratik ortamın gelişeceğini, Türkiye ekonomisinin iyileşeceğini propaganda etmek ise AKP’nin algı operasyonlarından farklı değildir. 

Bugün Suriye’de oluşan emperyalist entegrasyon Suriye başta olmak üzere bölge halklarının hayatlarını iyileştirmemiştir. IŞİD kalıntısı HTŞ’nin gerici ve işbirlikçi ideolojisi etrafında Suriye’nin özgürleşebileceğini düşünmek büyük bir yanılgı ve tarihsel gerçekleri çarpıtmaktır. Aynı durum bugün Türkiye’de de yaşanmaktadır. AKP, düzen muhalefetini “masa ve zor” yoluyla şekillendirmekte, toplumu ise korku iklimiyle sindirmeye çalışmaktadır. 

AKP’nin hedefinde Yeni Osmanlıcılığın belgesi olarak işlev görecek yeni anayasa ve seçimler vardır. Gericiliği, işbirlikçiliği ve emek düşmanlığını kalıcılaştıracak ve güçlendirecek olan bu adımların karşısında laikliğin, bağımsızlığın, kamuculuğun sesi yükseltilmek zorundadır.


 

Belediyelere Yönelik Operasyonlar Hukuksuzluğun ve Zorbalığın Göstergesidir

Hukukun iktidarın elinde baskı aracı olarak kullanılması, yargı kararları ile siyasetin düzenlenmesi burjuva ideolojisinin sıkıştığı anlarda ortaya çıkardığı etkili bir araçtır. AKP iktidarı seçme ve seçilme hakkından, düşünce ve ifade özgürlüğüne, toplantı ve eylemlere kadar en temel yurttaşlık haklarına dahi saldırmaktadır. 

2024 yılında Esenyurt Belediyesi ile başlayan süreç, yolsuzluk suçlamalarını içeren, hukuki olarak zayıf gerekçelere rağmen sürmektedir. Bu operasyonlarla düzen kendi içindeki kavgada rakibini siyaseten itibarsızlaştırmakta, ayrıca atadığı kayyumlar ile kendisinde olmayan kaynaklara erişim sağlamaktadır.   

İtibarsızlaştırmaya,  yapılan operasyonların görüntülerinin kanuna aykırı şekilde iktidarın kendine yakın medyaya servis etmesi, gözaltı ve ifade süreçlerinin bilinçli şekilde uzatılması, tutuklananların bir gün içerisinde birden fazla cezaevi dolaşması ile zorbalık içeren yöntemler de eşlik etmekte, bu şekilde dirençler kırılmaya, korku yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır.

Yargının siyasete müdahale edecek bir baskı aracına dönüşmesine, bu baskıya zorbalığın eşlik etmesine karşı durulmalıdır. AKP iktidarının siyasete bu müdahalesi sürdürülebilir olmasa da kendiliğinden sonlanmayacaktır. Baskının ve zorbalığın karşısında örgütlü bir halk durabilir.


 

Düzen Siyaseti Halkı Kandırmaktır! 

Yerel seçimlerden beri Cumhuriyet Halk Partisi’nden, milletvekilleri ve sayıları 19’u bulan belediye başkanı Adalet ve Kalkınma Partisi’ne geçti. Önümüzdeki günler İzmir Belediye Başkanı ve bazı ilçe belediye başkanlarının ve milletvekillerinin de benzer şekilde AKP’ye geçeceği dilendiriliyor. Yaşanan bu durum baskı ve tutuklama korkusu olduğu dile getirilerek meşrulaştırılmaya çalışılıyor. 

Rant ve para ilişkileri üzerinden dönen belediyelerin, ilkesiz siyasetçilerin saf değiştirmeleri, şaşırtıcı değildir. Milletvekillerinin ve onlarca belediye başkanının adeta bir “transfer listesi” malzemesine dönüştürüldüğü bu sistemin faturası, her defasında sandığa bir umutla giden yurttaşa kesilmektedir.

Mevcut siyaset yapma tarzının kökten eleştirilmemesi ve problemin yalnızca karakteri zayıf birkaç kişiden kaynaklandığının zannedilmesidir. Bu ilkesizlik ve rant düzeninin ta kendisidir.

Halkın iradesini pazarlık masalarında meze eden bu çürümüşlük, halka umut olamaz. Bir kez daha umutsuzluğa düşmemek için düzen siyasetinin bu ikiyüzlü tiyatrosuna karşı ilkeli, bağımsız ve sosyalist bir mücadele hattı örülmelidir.


 

NATO Tutukluları Serbest Bırakılmalıdır!

Geçtiğimiz ay ülkemizde gerçekleşen 36. NATO Zirvesi’ne karşı düzenlenen protestolarda, savaş örgütü NATO’ya karşı ses çıkaran 668 kişi gözaltına alınmış ve bunlardan 179’u tutuklanmıştır. Zirvenin tamamlanmasının üzerinden zaman geçmesine karşın, tutuklananların büyük bölümü halen parmaklıklar ardındadır.

Meydanları ve sokakları halka kapatıp gözaltı ve tutuklama terörüyle yükselen sesleri boğmak isteyen AKP iktidarı, bu tutumuyla emperyalist odaklara olan bağımlılığını bir kez daha açıkça gözler önüne sermiştir. Ülkenin askeri imkânlarını ve stratejik kaynaklarını NATO’nun bölgesel emellerine peşkeş çekenler; bu barbarlığa karşı çıkan yurtseverleri, gençleri ve sosyalistleri baskıyla susturmayı amaçlamaktadır. Emperyalist işgal ve sömürü düzenine direnmek, bu toprakların en onurlu geleneğidir.

Ülkemizi savaş çetelerine ve yabancı postallara teslim etmeye yeltenenlerin karşısında; eşit, bağımsız, özgür bir ülke isteyenler olacaktır. Esas suçlular, memleketi emperyalizme peşkeş çekenler ve emperyalizmin çıkarlarını savunanlardır. NATO’dan çıkılmalı ve üsler kapatılmalıdır! 

NATO’ya karşı çıkmak suç değildir, tüm NATO tutukluları serbest bırakılmalıdır.

 

Komünist Birlik | 2025