Komünist Birlik HaftalıkKomünist Birlik Haftalık 13 Nisan – 20 Nisan 2026

Nisan 20, 20264 min


İran-ABD Hattında Kritik Günler: Müzakere mi Çatışma mı?

28 Şubat’ta başlayan İran ile ABD arasındaki savaş, geçici ateşkes sayesinde bir süreliğine durmuştu. İki haftalık ateşkes 22 Nisan’da sona erecek. İranlı ve ABD’li yetkililerin 21 Nisan’da Pakistan’da yeniden bir araya gelerek müzakerelere devam etmesi bekleniyor. Ancak ateşkesin sona yaklaşmasıyla gerilim giderek artıyor ve yeni bir ateşkes ya da anlaşma ihtimali azalıyor.

ABD’nin Hürmüz Boğazı’na uygulamaya çalıştığı abluka, İran’ın boğazı yeniden kapatmasına yol açtı. ABD’nin, İran bandıralı Touska adlı kargo gemisine ateş açıp el koyması gerilimi tırmandırdı. İran ise buna karşılık insansız hava araçlarıyla Amerikan savaş gemilerine saldırılar düzenlediğini duyurdu.

İki ülke arasında müzakerelerin yeniden başlayıp başlamayacağı belirsiz. İran, mevcut şartlarda masaya dönmenin teslimiyet anlamına geleceğini belirtiyor ve nükleer ile füze programlarının müzakere dışı olduğunu vurguluyor. ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik akıl dışı tehditlerini sürdürüyor.

ABD bu savaşta arzuladığı hiçbir amaca henüz erişemedi. Ne rejimi değiştirebildi, ne nükleer programını durdurdu, ne de bölgedeki etkisini sınırlayabildi. Yenilgiyi kabullenemeyen Trump, vites artırarak daha büyük saldırılara başvurabilir.

ABD’nin ve Israil’in saldırganlığının karşısında güçlü bir bariyerin örülmesi Ortadoğu ve ülkemiz için büyük bir önem taşımaktadır. Emperyalist projelere, savaş örgütü NATO’ya, emperyalist üslere karşı emekçiler sesini yükseltmelidir.

Sorun Okulun Kapısında Değil, Bu Düzenin Kökünde!

Okullarımızda yaşanan şiddet olaylarını sadece okul duvarları arasına sıkışmış bir güvenlik sorunu olarak görmek, dışarıdaki yangını görmezden gelmektir. Bugün ortaokul çağındaki çocukların mahalle çetelerine meyletmesi ve hatta bu çetelerin birer parçası haline gelmesi, sistemin çocukları korumasız ve seçeneksiz bırakmasının doğrudan bir sonucudur. Bu durum çocukların ve yoksul mahallelerin kaderine terk edilmesidir.

Sosyalleşmenin bile bir “maliyet” haline geldiği bu düzende, bir sinema ya da tiyatro bileti, bir spor kursunun aidatı toplum için ulaşılamaz lükslere dönüştü. Çocukların gidebileceği, kendini geliştirebileceği parasız ve kamusal alanlar yok edildi. Bu boşlukta çocuk, aidiyet hissini ve sosyalleşme ihtiyacını mahalledeki suç şebekelerinde, çetelerde arıyor. Sinemaya gidemeyen, spor yapamayan çocuk için mahalledeki çete hiyerarşisi, maalesef tek “sosyalleşme” ve “güç kanıtı” alanı haline geliyor. Yani sistem, çocukları kendi eliyle bu suç ağlarının kucağına itiyor.

İşin en vahim tarafı ise devletin bu noktadaki öncelikleridir. Uyuşturucu ticareti, silah kaçakçılığı, çocuk istismarı ve çeteleşme mahalleleri esir almışken, suç örgütlerinin kontrol ettiği ekonomik kaynaklar devasa boyutlara ulaşmışken devletin polisi nerede? Biz onları mahalledeki çete liderinin peşinde değil, hakkını arayan işçinin fabrikasının önünde veya hakkını almak için Ankara’ya yürüyen madencinin grevine grev kırıcılığı yaparken görüyoruz. Devlet, emekçinin alın teri için verdiği mücadelenin önüne binlerce polis yığarken; sokaktaki uyuşturucuya, yaygınlaşan cinayetlere ve çeteleşmeye karşı aynı kararlılığı göstermiyor. Çünkü bu suç örgütleri, sistemin yarattığı yoksulluğu ve öfkeyi bastıran, gençliği uyuşturan ve toplumsal muhalefeti terörize eden mekanizmalara dönüşmüş durumda.

Sonuç olarak; okulun kapısına dedektör koymak, dışarıda uyuşturucu ve silah baronlarının cirit attığı bir dünyada hiçbir şeyi çözmez. Siz çocuğun elinden tiyatroyu, sporu ve onurlu bir gelecek umudunu alıp; sokağı çetelere, devleti de sermaye koruyuculuğuna mahkûm ederseniz, o okulun içindeki şiddeti de engelleyemezsiniz. Güvenlik, kapıya dikilen polis sayısı değil; her çocuğun eşit, parasız ve sosyal imkanlara sahip olduğu, suç örgütlerinin değil halkın örgütlülüğünün korunduğu bir düzendir.

Hesapsız, Çıkarsız Bir Adalet İçin Bu Düzen Değişmelidir

5 Ocak 2020 tarihinde Tunceli’de kaybolan Gülistan Doku dosyasında, aradan geçen altı yılın ardından “intihar” tiyatrosunun bir anda çökmesi ve peş peşe gelen gözaltı dalgaları kamuoyunda haklı bir yankı uyandırdı. Ancak bu baş döndürücü gelişmelerin zamanlamasına ve işleyiş biçimine yakından bakıldığında, sürecin adaletin gecikmeli tecellisinden ziyade, AKP içindeki rant şebekelerinin ve güç savaşlarının bir ürünü olduğu gerçeği belirginleşmektedir.

Dosyanın yıllarca sümen altı edilmesinde kilit rol oynayan dönemin valisinin, eski polislerin ve emniyet bürokrasisinin bugün suçlarının ortaya çıkması, cinayetin birinci dereceden sorumluluları olmaları elbette tesadüf değil.Yıllarca şüphelileri koruyan o kalın bürokratik kalkanın tam da bugün kaldırılması, iktidar blokundaki çatışmanın bir parçası.
Bu operasyonların ardındaki en belirgin itici güçlerden bir diğeri ise şüphesiz yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’in siyasi bagajıdır. Bilindiği üzere Gürlek; İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Ekrem İmamoğlu’na yönelik operasyonlar, Canan Kaftancıoğlu’na getirilen siyasi yasak, Anayasa Mahkemesi kararlarına direnme ve muhaliflere yönelik tartışmalı kararları nedeni ile iktidarın siyasi davalarındaki icracısı olarak bilinmektedir. İktidara yakın gazetelerin/gazetecilerin hep bir ağızdan ‘Bakanımız sonuna kadar gidilsin’ dedi demesi, toplumun vicdanında derin bir yara açan Gülistan Doku davası gibi davaların üzerinden imaj düzeltilmeyi çalışıldığını atlamamak lazım.

Önümüzdeki süreçte Rojin Kabaiş ve Rabia Naz Vatan gibi yine üzeri örtülmüş, toplumda infial yaratmış diğer karanlık dosyaların raftan indirilmesiyle devam etmesi oldukça muhtemeldir. Adalet elbette sağlanmalıdır, tüm sorumlulular bulunup yargılanmalıdır fakat bu ülkede üzeri örtülmüş, ucu birilerine dokunuyor diye kapatılmış dosyaların, raflardan inip çözülmesi, suçluların adalete teslim edilmesi için iktidar içi hesaplaşmaları mı beklememiz gerekmektedir?

Sonuç olarak, Doku ailesi altı yılın ardından kaybettikleri kızları için bir mezar taşına ve gerçek bir adalete kavuşmayı beklerken; arka planda siyasi arenadaki güç savaşlarına, kadro tasfiyelerine ve figürlere meşruiyet kazandırma çabasına alet edildiği ne yazık ki yüzümüze çarpmaktadır.

Doruk Madencilik İşçileri Yalnız Değildir!

Yaklaşık altı aydır ücretlerini alamayan Eskişehir’in Mihalıççık ilçesinde faaliyet gösteren SSS Holding’e bağlı Doruk Madencilikte çalışan işçiler, 8 Nisan’da aldıkları karar gereğince başladıkları Ankara yürüyüşüne, devam ediyorlar.

Kamuya ait bu maden TMSF’den Yıldızlar SSS Holdinge, işçi haklarını tasfiye ederek, sermayeye bir hediye olarak devredilmiştir. Bu devir işlemiyle beraber işçinin birikmiş kıdem tazminatları, gelecek güvencesi ve hakları gasbedilmiş, Çalışma Bakanlığı tüm bu sürece gözünü kapamıştır. Yıldızlar SSS Holding yönetimi sermaye birikimi için işçi ücretlerini ödememiş, bu süreçte devletin denetim mekanizmalarının işlevsiz hale getirilmiş ve yargı süreçlerinin işçi aleyhine uzatılmasıyla birlikte ücret ödememek adeta bir kural haline getirilmiştir.

Bağımsız Maden-İş öncülüğünde Ankara’ya yürüyen işçiler engellenmek iştenmiş, kolluk kuvvetleri işçilerin karşısına dikilmiştir. UMUT-SEN Örgütlenme Koordinatörü Başaran Aksu, Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Gökay Çakır ve maden işçileri gözaltına alınmıştır.

Emeğinin karşılığı, insanca yaşam ve güvenceli çalışma hakkı için yürüyen Doruk Madencilik işçileri yalnız değildir. Gözaltına alınan işçiler derhal serbest bırakılmalıdır.

 

Temel Conta İşçileri Yalnız Değildir!

Grevlerinin 494. Gününde olan Temel Conta işçileri bu sabah “huzur ve sükûneti bozmak” gerekçesiyle gözaltına alındı. Sendikal- anayasal hakları için uzun bir direniş sürecini hayata geçiren, patronun grev kırıcılığına geçit vermeyen, tüm baskılara rağmen hakları için mücadele eden Temel Conta işçilerine uygulanan, açıkça grev hakkının gasp edilmesidir.

Patron talimatıyla atıldığı besbelli olan bu adım, başta Temel Conta emekçilerine ve tüm ülkemiz emekçilerine karşı atılmıştır.

İzmirli emekçilerin ve ülkemiz emekçilerinin “huzur ve sükûnetini” kaçıran; emeği için mücadele eden işçiler değil, patronlar ve sömürü düzeninin ta kendisidir. Temel Conta işçileri yalnız değildir!

Birlik ve Dayanışma Hareketi

 

Ya Barbarlık Ya Sosyalizm! 1 Mayıs’ta Meydanlara!

2026 1 Mayıs’ını dünyada emperyalist saldırganlığın arttığı, yoksullaşmanın, kemer sıkma politikalarının derinleştiği, sömürüye dayanan kapitalist sistemin işçi sınıfını, kadınları ve gençliği geleceksizliğe hapsettiği bir kesitte karşılıyoruz.

Savaşlar, siyasi cinayetler, halkların yaşamına kasteden ambargolar, emperyalist saldırganlık karşısında direnen halklara karşı savrulan tehditler emperyalist-kapitalist sistemin çıkışsızlığını ve toplumlara sunacak bir geleceği bulunmadığını açık bir biçimde göstermektedir.

Bölgemiz ve ülkemiz de bu durumdan azade değil. Türkiye’de sermaye düzeni, AKP iktidarıyla birlikte emek üzerindeki tahakkümü daha da arttırmış, işçi sınıfının haklarını adım adım törpülemiş, gençliği patronlara ucuz işgücü olarak sunmuş, kadınları gericilik, sömürü ve şiddet sarmalıyla sindirmeye çalışmıştır.

Sermaye düzeni ve temsilcisi AKP iktidarı ülkemizi emperyalizmin çıkarlarının parçası haline getirmiş, başta Ortadoğu’da gerçekleştirilen katliam ve savaş olmak üzere ABD emperyalizminin ve NATO’nun elini güçlendirmiş, ülkemizi emperyalizme peşkeş çekmiştir.

Türkiye, sermaye düzeni tarafından kötürüm bırakılmış durumdadır. Özelleştirmeler, emperyalist anlaşmalar, başkanlık rejimi Türkiye’yi büyük bir yoksullaşmaya, gericileşmeye, karanlığa sürüklemiştir.

Tüm bu tablonun karşısında emekçilerde, kadınlarda ve gençlikte AKP’nin politikalarına ve düzenin yarattığı sorunlara karşı biriken tepkiler düzen muhalefeti eliyle soğurulmaya, düzenin sahte umutları kurtuluş denilerek pazarlanmaya çalışılmaktadır. Bir taraftan AKP iktidarından demokratik adımlar bekleyen anlayış, diğer taraftan ise yaşanılabilir bir sömürü düzeninden öteye geçemeyen bir değişim vaadi eşitlik ve özgürlük mücadelesini etkisizleştirmekte ve düzenin elini güçlendirmektedir.

Bu gidişatın değişmesi düzenin tüm unsurlarına ve tüm düzen projelerine sırt dönen, bağımsızlıkçı, kamucu, aydınlanmacı bir mücadele programının, yani sosyalist Türkiye mücadelesinin büyümesinden geçmektedir.

1 Mayıs 2026, emperyalizme, sermaye düzenine, gericiliğe bütünlüklü ve güçlü bir yanıtın verilmesi gereken bir gün olarak işçi sınıfının sözünü söyleyeceği bir içerikle kutlanmalı ve NATO’ya, AKP’nin baskı rejimine, sömürü düzenine karşı sosyalizm bayrağı yükseltilmelidir.

BKP, başta İstanbul Taksim olmak üzere, İzmir Gündoğdu ve Ankara Tandoğan 1 Mayıs meydanlarında yerini alacaktır.

Partimiz İşçi sınıfını, kadınları ve gençliği 1 Mayıs’ta emperyalizme, onun savaş örgütü NATO’ya, sermaye düzenine ve AKP’nin baskı politikalarına karşı ayağa kalkmaya, örgütlenmeye ve gücünü göstermeye çağırmaktadır.

Sömürü düzeni son bulacak, emekçiler, kadınlar ve gençler kazanacak!

20.04.2026
Birleşik Komünist Parti Merkez Komite

 

Yusuf Tekin Derhal İstifa Etmelidir!

Dün Urfa’da bugün Maraş’ta okullarda yaşanan saldırıların sorumluları bellidir.

Eğitimi yobazların ve patronların insafına terk eden bu çürümüş sistemde hiçbir okul güvenli olamaz.

Okulları gerici tarikatlara sonuna kadar açan, “MESEM” adı altında gençliği patronlara ucuz işgücü olarak peşkeş çeken Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ve tüm sorumlular derhal istifa etmelidir.

Yaşananlar karşısında grev kararı alan Eğitim emekçilerinin kararını destekliyor ve tüm yurttaşlarımızı bu karanlığı omuz omuza dağıtmaya, bu düzene karşı mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz.

BKP Merkez Komitesi
15.04.2026

BKP: Hüseyin Duman Sosyalizm Mücadelemizde Yaşıyor!

17 Nisan 1999’da Sosyalist İktidar Partisi’nin seçim konvoyuna yönelik gerçekleştirilen faşist saldırıda yitirdiğimiz tekstil işçisi yoldaşımız Hüseyin Duman’ı mezarı başında andık.

Sözümüzü tutacak, sosyalist Türkiye’yi kuracağız!

Gericilik, Sömürü, Geleceksizlik, Ölüm! Eserinizle Gurur Duyun!

Dün Urfa’da bir lisede 20 sıra arkadaşımız gerçekleşen bir saldırı sonucu yaralandı. Bu olay sonrasında 2 gün iş bırakma eylemi yapan eğitim emekçilerinin grevde olduğu bugün ise Maraş’ta bir ilkokulda yine bir saldırı sonucunda üç öğrenci bir öğretmen hayatını kaybetti.

Dün Urfa’da bir lisede, bugün ise Maraş’ta bir ortaokulda yaşanan saldırı bize bir kez daha gösteriyor ki bu düzen ve düzenin temsilcileri yine sorumluluk almamaktadır.

Eğitim emekçilerinin taleplerini görmezden gelen AKP, öğretmenlerin karşısına polis barikatı kurarak bu tepkiyi dindirmeye çalışmaktadır.

Okullarımızı tarikatlara açan, öğrencileri patronlara ucuz işgücü diye sunan Tekin, okulların güvenli olduğunu ve tedbirlerin artırılacağını, söylüyor! AKP’nin gençliğe ve eğitime yönelik saldırıları ve baskı politikalarını güçlendirmek için yaşanan saldırıları fırsata çevirme arayışında olduğu görülmelidir.

Yusuf Tekin, öğrencilerin ve öğretmenlerin güvenliğini istiyorsa istifa etmelidir! Tekin’in alacağı tedbir istifa etmesidir!

Gençlik bugün gerici tarikatlarda yaşanan intihar haberleriyle, çocuk işçiliği meşrulaştıran MESEM projesi eliyle katledilerek, okullarda yaşanan saldırılar ve ölümlerle gündeme gelmektedir.

Bu düzende okullar güvenli olamaz. Eğitimi tarikatların ve patronların insafına bırakan, gençliği geleceksizliğe, bağımlılıklara iten, intihara sürükleyen bu düzen değişmelidir!
Sosyalist Liseliler

 

Sosyalist Liseliler MEB Önünde Buluştu: Memleketimiz, Geleceğimiz İçin Buluştuk!

YUSUF TEKİN DERHAL İSTİFA!

İki gündür art arda; önce Urfa’da sonra Maraş’ta gerçekleşen sıra arkadaşlarımızı ve öğretmenlerimizi katleden, yaralayan saldırılar bu düzenin çürümüşlüğünü gözler önüne sermektedir. Bu yaşananlar münferit birer şiddet olayı veya güvenlik zafiyeti kılıfına sığdırılamaz. Yaşananlar göreve geldiği günden bugüne eğitimi gericileştirmekten, tarikat ve cemaatlere alan açmaktan, okulları sermayenin piyasasına teslim etmekten başka hiçbir icraatı bulunmayan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ve onun temsil ettiği AKP iktidarının yarattığı enkazın ta kendisidir. Bu iktidar ve onun eğitim politikaları, biz gençlere ölümden, karanlıktan, geleceksizlikten ve piyasacılıktan başka hiçbir şey vaat etmemektedir.

Bugün karşılaştığımız bu karanlık tablo bizler açısından şaşırtıcı değildir. 12 Eylül darbesi ile başlayan, ülkemizin tüm kamu birikimlerini ve kaynaklarını satmakla, okullarımızı ve üniversitelerimizi ticarethane mantığıyla özelleştirmekle övünen; Türkiye’yi emperyalizme bağımlı bir ucuz işgücü cenneti haline getiren iktidarların politikaları bugün meyvelerini vermektedir. Bu politikaların sadık devamcısı ve uygulayıcısı olan AKP hükümeti, insan hayatını hiçe sayan bir rant ve sömürü sistemi inşa etmiştir.

Tahayyül ettiği rejim dönüşümünü başkanlık sistemi ile yeni bir evreye taşıyan AKP iktidarı kendi ‘dindar ve kindar’ neslini yaratmak, sorgulamayan, düşünmeyen ve itaat eden bir gençlik kuşağı yaratmak için Yusuf Tekin gibi ideolojik bir ismi öne çıkarmıştır. AKP hükümeti ve sadık bakanı Yusuf Tekin okullarımızdaki müfredatın içini boşaltmış, ÇEDES projesiyle okullara imam sokmuş, bizleri tarikatlara teslim etmiştir. Bunun yanında mensubu olduğu sermaye sınıfının karına kar katabilmesi için MESEM projesiyle birlikte ‘meslek öğretme’ adı altında bizleri üretim bantlarında ölüme terk etmiştir.

Bugün ise sıra arkadaşlarımız ve öğretmenlerimiz AKP iktidarının yaratmış olduğu çete düzeni karşısında çaresiz bırakılırken hala hiç kimse sorumluluk üstlenmemekte, yaşam hakları için mücadele veren öğretmenlerimizi ise polis barikatları karşılamaktadır. ‘Tedbir’ adı altında ise gençliğe daha fazla baskı, yasak ve denetim dayatılması gündemdedir. Asıl failleri ve bu cinayetlere zemin hazırlayan politikaları gizlemek için sahneye konulan bu sözde güvenlik önlemleri, canımızı korumayı değil; yan yana gelmemizi engellemeyi amaçlamaktadır. Katillere, çetelere ve tarikatlara sonuna kadar açılan okul kapıları, hakkını arayan öğrenciye ve öğretmenine gelince polis kalkanlarıyla kapatılmaktadır.

Ancak çok iyi bilinmelidir ki bizler; gençliğe geleceksizlik, ölüm ve gericilik sarmalından başka hiçbir şey sunmayan bu çürümüş düzeni değiştireceğiz! Bizlere dayattığınız bu korku iklimine karşı mücadeleyi büyütecek, tek bir sıra arkadaşımızı ve öğretmenimizi daha bu rant ve tarikat düzenine kurban etmeyeceğiz!

Buradan sesleniyoruz:

Bütün bu yaşananlar sizin eserinizdir, Yusuf Tekin derhal istifa etmelidir!

Bugün okullarımızda yankılanan şiddet ve ölüm haberlerinin üzerini örtmenize, hiçbir şey olmamış gibi o koltuklarda oturmanıza izin vermeyeceğiz. Hayatını kaybeden, yaralanan her bir sıra arkadaşımızın ve eğitim emekçisinin hesabını soracak; laik, bilimsel, eşit ve parasız bir eğitimi omuz omuza vererek inşa edeceğiz.

Buradan tüm sıra arkadaşlarımızı bu karanlığı dağıtmaya, geleceğimizi birlikte kazanmaya, Sosyalist Liselilere katılmaya çağırıyoruz!

Sosyalist Liseliler
16.04.2026

 

SDT: Gençliği Zehirleyen Düzeniniz Batsın!

Dokuz Eylül Üniversitesi Gazi Ayşe Hanım Kız KYK Yurdunda zehirlenme vakaları artıyor. Son zamanlarda sıkça karşılaşılan zehirlenme vakasına dün gece bir yenisi daha eklendi. Gece saatlerinde onlarca öğrenci zehirlendi.

Akabinde yurdun önünde bekleyen ambulanslar tehdit edilerek ara sokağa çekilmiş, tepki gösteren öğrenciler de soruşturma tehdidiyle korkutulmaya çalışılmıştır. Tüm bunlar olurken yurt müdürü kendisini odasına kilitlemiş, daha sonra polislerin arkasına saklanarak kaçmıştır.

Yapılacak eylemden önce AKP ve onun yurt müdürü gençliğe göz dağı vermek için yurt önüne polis getirmiş, yurdu ablukaya almaya çalışmıştır. Gençliğin örgütlü gücü bu ablukayı dağıtacaktır!

Yandaş yemek şirketleri kârına kâr katarken gençliğe sağlıksız yemekler reva görülmektedir.
Üniversiteli gençliğin kampüslerde, yurtlarda yaşadığı sorunlar, sermaye düzeninden bağımsız düşünülemez. AKP bizleri yurtlarda elektriksiz, susuz bırakmakta, sağlıksız yemeklerle zehirlemekte, güvenlik önlemleri alınmadığı için yurtlarda tacizciler kol gezmektedir. Öte yandan üniversitelerde bilimi tasfiye ederek atanmış rektörleriyle gerici ve sindirilmiş bir gençlik yaratmaya çalışmaktadır.

Üniversiteli gençlik, AKP’nin yarattığı sorunların kader olmadığının bilincindedir. Gençlik, insanca bir yaşam kurabilmek için mücadele edecek, örgütlü gücüyle bu tabloyu tersine çevirecektir!

 

Komünist Birlik | 2025