Trump’ın Çin Ziyareti ve ABD’nin Küresel Sıkışması
ABD Başkanı Donald Trump’ın uzun süredir beklenen Çin ziyareti gerçekleşti. Yanına büyük patronları ve önemli devlet adamlarını alarak yaptığı bu ziyaret, ABD için kritik bir öneme sahipti. İran’da Hürmüz düğümünü çözemeyen ABD’nin Çin’e güçlü bir elle gidemediği ise açık bir gerçek olarak önümüzde duruyor.
Ayrıca ABD’nin Monroe Doktrini’ne yeniden sarılarak Batı Yarımküreyi kendi hegemonya alanı olarak görmesi, Doğu’dan tamamen umudunu kestiği anlamına gelmese de eskisi kadar istekli ve kabiliyetli olmadığını gösteriyor.
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Tayvan konusunda Çin ile ABD’nin çatışabileceği yönünde uyarıda bulundu. Üstelik “Tukidides Tuzağı’na düşmeyelim” diyerek, yükselen güç Çin ile yerleşik güç ABD’nin savaş alanında karşı karşıya gelmemesi gerektiğini vurguladı.
Donald Trump, Çin ziyaretinin çok başarılı geçtiğini ifade etse de objektif bir gözle bakıldığında, istediği birçok şeyi alamadığı ve Çin’den uyarı ile tehdit arasında gidip gelen mesajlar duyarak ülkesine döndüğü görülüyor.
Önümüzdeki günlerde ABD, son bir saldırı dalgasıyla İran’daki hezimetini sona erdirmeye çalışabilir. Orta Doğu’dan zaferle dönmesi ise zor görünüyor. Ancak bu sırada Batı Yarımküre’de sosyalist Küba’ya yönelik saldırı tehditleri de üst seviyeye çıkmış durumda. ABD, Küba’yı da Venezuela’da yaptığı gibi diz çöktürmek istiyor. Öte yandan Rusya-Ukrayna Savaşı da şiddetlenerek sürüyor.
ABD emperyalizminin hem Doğu’da hem Batı’da alt edilmesi gerekiyor. Daha barışçıl bir dünya için ABD emperyalizminin sona ermesi elzem. Temmuz ayında Ankara’da yapılacak NATO toplantısı Türkiye halkı için bir sınav olarak duruyor. Türkiye’de, ABD’ye, NATO’ya ve emperyalizme karşı mücadele yükseltilmeli.
Emperyalizm, Gericilik ve AKP Suriye’nin Özgürlüğüne Düşmandır
Suriye’de HTŞ ve SDG arasında gerçekleşen entegrasyon sürecinin ardından AKP ve MHP tarafından “çözüm sürecine” dair yeni adımlar atılmaya başlanmış, Devlet Bahçeli Abdullah Öcalan’a “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” statüsünün verilmesini gündeme getirmişti.
AKP Suriye’nin yıkımıyla sonuçlanan emperyalist entegrasyonun doğrudan parçası olmuş sermayeye Suriye’nin yeniden inşasında alan açmayı hedeflemiş, Suriye ve Ortadoğu ile doğrudan bağlantısı olan “Çözüm süreci” ise sermaye düzeni tarafından “beka, güçlü devlet, demokrasi, terör sorununun çözülmesi, barış” gibi kavramlara sığınılarak kutsanmış ve önü açılmıştır.
AKP’nin Suriye’de gerçekleşen mutabakattan memnun olduğu, Suriye’de SDG’nin feshini ve Suriye Hükümeti denilen HTŞ’ye bireysel entegrasyonunu amaçlayan tutumu hayata geçirmek için adım attığı açığa çıkmış durumdadır.
Mutabakatın ardından Abdullah Öcalan’a yönelik “statü”, “siyasal katkı mekanizmaları” gibi tartışmaların açılması ise tesadüf değildir. SDG komutanı Mazlum Abdi’nin Türkiye’ye geleceğine dair yürüyen tartışmalar da mevcut durum ele alındığında anomali değil, sürecin doğrudan çıktısı olacaktır.
Tüm bu durum, Suriye’de IŞİD kalıntısı HTŞ’ye Suriye Hükümeti ehliyetinin verilmesiyle, emperyalist entegrasyondan özgür bir geleceğin yaratılabileceği yanılgısının yayılmasıyla, AKP ve Türkiye sermaye devletinin “demokrasi, özgürlük, kardeşlik, barış” kavramlarına sığınarak kendi adımlarını meşrulaştırma zemini yaratmasıyla sonuçlanmıştır.
Ortadoğu’da, Suriye’de ve Türkiye’de yaşananlar ise tam tersidir. Emperyalizm, sermaye düzeni ve gericilik halkların geleceğini ve yaşamını elinden almış, büyük bir sömürü aygıtı inşa etmiş ve en temel yurttaşlık haklarının dahi törpülendiği bir düzlem açığa çıkmıştır.
Emperyalizmden, sermaye düzeninden, gericilikten ve AKP’den barış ve demokrasiyi tesis edecek adımlar beklemek büyük bir yanılgıdır. AKP’nin düşündüğü tek şey kendi ajandası ve sömürü sisteminin devamlılığıdır.
Soma’yı Unutmadık, Bu Düzenden Hesabı Emekçiler Soracak!
Bundan 12 yıl önce, 13 Mayıs 2014’te Soma Eynez kömür ocağında meydana gelen ve aralarında 5 maden mühendisinin de bulunduğu 301 işçinin yaşamını yitirdiği katliamı yaşadık. Buna kader, kaza diyerek sorumluluktan kaçan iktidar ve onun yandaşı medya gerçekleri örtbas etmek istediler.
Gerçekler nedir? Madenler sermayenin yağmasına özelleştirmeler aracılığı ile açılmış, esnek ve güvencesiz çalışma şartları dayatılmış, işçi sağlığı ve güvenliği, maliyet unsurları nedeni ile dikkate alınmamıştır. Tüm suçlara rağmen Soma son olmamış, Ermenek, Şirvan, Amasra, İliç ile katliamlar sürmüştür.
Soma’daki dava süreci göstermiştir ki düzen, patronları korumakta kararlıdır. Dava süreci hızlı tahliyeler ile başlamış, sorumlu olan kamu görevlilerinin yargılanması da zaman aşımı nedeni ile yapılamamıştır.
Soma’nın üzüntüsü ve öfkesi hiç dinmeyecek. Madenleri kamulaştırmak, taşeron sistemini yasaklamak, işçi güvenliği ve sağlığı için gerekli önlemleri aldırmak, güvencesiz ve esnek çalışmayı yaşamımızdan çıkarmak ve Soma dahil tüm katliamlar, cinayetlerde payı bulunan, patron, siyasetçi, bürokratların yargılanması için mücadele edeceğiz.
Nakba’nın Yıl Dönümünde Emperyalizme ve Siyonizme Karşı Mücadele Yükseltilmeli
Siyonist İsrail devletinin kuruluş tarihi olan 14 Mayıs 1948’in hemen ertesi günü, Filistin halkının hafızasına “Büyük Felaket” (El Nakba) olarak kazınan o kapkara tarihin üzerinden tam 78 yıl geçti. 15 Mayıs 1948’de, emperyalizmin bölgedeki askeri karakolu olarak inşa edilen Siyonist İsrail devleti, yaklaşık 1,4 milyon Filistinliyi zorla topraklarından kopararak mülteci konumuna düşürdü. Bu tarih, emperyalizmin ve Siyonizmin Filistin halkını yok etme ve bölgeye yerleşme stratejisinin başlangıcıdır. Filistinliler için yüz binlerce Filistinlinin yurdundan edilişinin yasını tuttuğu bir gün olmanın ötesinde direnişin simgesi de olagelmiştir.
Bugün Filistin halkı, Nakba’nın 78. yıl dönümünü karşılarken, 1948’de başlatılan o sistematik terörün günümüzdeki en vahşi aşamasıyla, Gazze’deki büyük katliam operasyonuyla yüz yüzedir. ABD emperyalizminin ve NATO aklının koşulsuz desteğini arkasına alan Siyonist İsrail’in, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de sürdürdüğü soykırımda bugüne kadar 72 bin 601 Filistinli hayatını kaybetmiş, 2 milyon insan evlerinden edilerek yeniden sürgüne yollanmıştır.
Meydanlarda Filistin için sahte gözyaşları dökenler, kapalı kapılar ardında Siyonist rejimle ticari, askeri ve lojistik ilişkilerini arsızca sürdürmektedir. Ülkemizdeki NATO üsleri doğrudan bu Siyonist katliam şebekesine hizmet ediyor, limanlardan kalkan gemilerle İsrail’i besleyenler, binlerce Filistinlinin katilleridir.
Dün olduğu gibi bugün de Filistin halkı, sürdürülen katliamlara ve topraklarından koparılmaya karşı boyun eğmiyor, meşru direnişini onurla sürdürüyor.
Sermaye Düzeni Yoksulluk, İşsizlik, Sömürü Demektir!
Yılbaşında gerçekçi olmayan enflasyon hedefi ile asgari ücret, emekli maaşları ve bu orandan yola çıkarak aslında tüm ücretlere yoksulluğu derinleştirecek artışlar yapıldı. Enflasyonu, sermayenin süper kârları değil işçilerin ücretleri yükseltiyor gibi yanılsama yaratan düzen, hedeflerinin iflasını çok kısa sürede açıklamak zorunda kaldı.
Sermayenin kontrolündeki sözde bağımsız Merkez Bankası, yeni yıl başında açıkladığı düşük enflasyon hedefini (%16) bugün %26’ya çekerek sermayenin kârını korumaya çalışarak bir kere daha işçinin, emekçinin cebindekini çalmış ve yine krizin faturasını, fiyat artışları yoluyla işçi sınıfının sırtına yıktığını resmileştirmiştir. Bahane, öngörülemeyen gelişmeler olsa da son üç yılda da hedefler ile gerçekleşen enflasyon arasında büyük farklar vardır. Bu, ekonomi yönetiminin, sermayenin çıkarlarına göre kararlar aldığını ve sonuçların her zaman işçilere, emekçilere yoksul halka yüklendiğinin açık kanıtıdır.
Ve yine işsizlik bir kere daha yükseltilecek ve ücretler baskılanarak sermayenin süper kârları korunacaktır. Bu kararların başka açıklaması yoktur.
Kısa zamanda yapılması gereken, kararlarının sorumluluğunu alması gereken ekonomi yönetiminin, maaş artışlarını yeni hedeflere göre güncellenmesidir. Biliyoruz ki bu yönetim hatasını kabul etmeyecektir ama bu bizi hakkımızı almak konusunda mücadeleden geride bırakmamalıdır.
En temel ihtiyaçlarımızdan kısmak zorunda olmamalıyız.
Ve bir kere daha; gıda, enerji, barınma ulaşım gibi temel tüketim maddelerinde fiyat kontrolü sağlanmalıdır ve kâr edilmemelidir. Sermayenin ekonomi yönetimi ile birlikte yarattığı ve bundan sonuna kadar yararlandığı bölüşüm krizi ancak kamucu ekonomi politikalar ve devletçi planlama ile yok edilir. Sınıfı bilincimizi, mücadelemizi örgütlenerek yükseltmeli ve bu kararları alanlar, uygulayanlardan hesap sormalıyız.
İbrahim Kaypakkaya’yı Anıyoruz!
Türkiye devrimci hareketinin öncülerinden ve 68 kuşağının unutulmaz önderlerinden İbrahim Kaypakkaya’yı, sermaye düzeni tarafından Diyarbakır Cezaevi’nde işkenceyle katledilişinin 53. yılında saygıyla anıyoruz.
İşçi sınıfının, gençliğin sesini ve sosyalizm mücadelesini boğmak isteyen sermaye düzeni, onu zindanlarda ağır işkencelerle teslim almaya çalışmıştır. Ancak Kaypakkaya, en karanlık hücrelerde bile sarsılmaz iradesiyle direnerek sömürü düzenine teslim olmamıştır. O, cellatlarına karşı gösterdiği duruşla devrimci bilincin ve adanmışlığın örneklerinden olmuştur.
Diyarbakır zindanlarında “ser verip sır vermeyerek” direnişin destanını yazan Kaypakkaya, sosyalizm kavgamızda yaşamaktadır.
Anısı ve mücadelesi önünde saygıyla eğiliyor, ser verip sır vermeyen İbrahim Kaypakkaya’yı anıyoruz.
Sömürüyü, Çocuk İşçiliği ve Gericiliği Meşrulaştıramayacaksınız!
Yusuf Tekin’in MESEM’e ilişkin yaptığı açıklamalar, yalnızca bir eğitim politikasını savunmak değil; gençliği sömürü düzenine mahkûm eden sistemin kendisini aklama çabasıdır. Eleştirileri anlamıyoruz diyerek geçiştirmek, MESEM’lerde yaşanan gerçekleri değiştirmiyor. Bugün binlerce liseli arkadaşımız eğitim hakkından koparılarak patronların ucuz iş gücü haline getiriliyor; düşük ücretlerle, güvencesiz koşullarda çalıştırılıyor, iş cinayetlerinde yaşamını yitiriyor.
MESEM’lerde yaşanan her iş cinayeti, bizlerin yaşamının patronların çıkarları uğruna nasıl hiçe sayıldığını göstermektedir. Yusuf Tekin’in açıklamaları bu düzeni meşrulaştırma çabasından başka bir anlam taşımamaktadır. Gerçek olan şudur: Liseliler ucuz iş gücü değildir.
Biz Sosyalist Liseliler olarak, gençliğin geleceğinin patronların kâr hırsına ve gerici politikaların insafına bırakılmasına izin vermeyeceğiz. Çünkü biliyoruz ki bu düzen bizlere bir gelecek sunamaz. Gençliğin kurtuluşu; sömürünün, gericiliğin ve piyasacılığın egemen olduğu bu düzene karşı örgütlü mücadeleyi büyütmekten geçmektedir.
Parasız, bilimsel, laik ve nitelikli eğitim hakkımız için; çocuk işçiliğe, MESEM sömürüsüne ve geleceksizliğe karşı mücadeleyi her alanda büyütmeye devam edeceğiz.
Geleceğimiz patronlara, sermayeye teslim edilemez.
Sosyalist Liseliler
10.05.2026
