<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Komünist Birlik</title>
	<atom:link href="https://komunistbirlik.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://komunistbirlik.org/</link>
	<description>Yeniden Atılım İçin</description>
	<lastBuildDate>Mon, 25 May 2026 16:58:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://komunistbirlik.org/wp-content/uploads/2025/10/cropped-Komunist-Birlik-Logo-32x32.png</url>
	<title>Komünist Birlik</title>
	<link>https://komunistbirlik.org/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 19 Mayıs – 25 Mayıs 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-19-mayis-25-mayis-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 May 2026 16:58:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4381</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; ABD&#8217;nin Küba&#8217;ya ve Raul Castro&#8217;ya Yönelik Tehditleri Tutmayacak! Haydut devlet (rogue state) ABD, bir taraftan İran’a yönelik ablukayı yoğunlaştırırken, diğer yandan Küba’yı tehdit etmeye devam ediyor. İran’a yönelik yeni bir saldırının eli kulağında gibi görünüyor. Ancak ABD emperyalizmi yalnızca Orta Doğu’da değil, Amerika kıtasında da yeni haydutlukların peşinde koşuyor. Nasıl ki ABD, Venezuela’ya saldırmadan önce Devlet Başkanı Maduro’yu uyuşturucu kaçakçılığıyla suçladıysa, şimdi de Küba’nın efsanevi liderlerinden Raul Castro’yu hedef alıp çeşitli suçlamalarda bulunuyor. Tam...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-19-mayis-25-mayis-2026/">Komünist Birlik Haftalık 19 Mayıs – 25 Mayıs 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>A</strong><strong>BD&#8217;nin Küba&#8217;ya ve Raul Castro&#8217;ya Yönelik Tehditleri Tutmayacak!</strong></p>
<p>Haydut devlet (rogue state) ABD, bir taraftan İran’a yönelik ablukayı yoğunlaştırırken, diğer yandan Küba’yı tehdit etmeye devam ediyor. İran’a yönelik yeni bir saldırının eli kulağında gibi görünüyor. Ancak ABD emperyalizmi yalnızca Orta Doğu’da değil, Amerika kıtasında da yeni haydutlukların peşinde koşuyor.</p>
<p>Nasıl ki ABD, Venezuela’ya saldırmadan önce Devlet Başkanı Maduro’yu uyuşturucu kaçakçılığıyla suçladıysa, şimdi de Küba’nın efsanevi liderlerinden Raul Castro’yu hedef alıp çeşitli suçlamalarda bulunuyor. Tam 30 yıl önce, 24 Şubat 1996’da, CIA bağlantılı “İmdada Koşan Kardeşler” (Brothers to the Rescue) adlı örgüte ait iki uçak, Küba Hava Kuvvetleri tarafından düşürüldü; uçaklardaki üçü Amerikan vatandaşı olmak üzere toplam dört kişi hayatını kaybetti. Küba, kendi hava sahasını korumak için savunma amaçlı olarak bunu yaptı.<br />
ABD’nin Florida’daki bir federal büyük jüri, çarşamba günü eski Küba Devlet Başkanı Raúl Castro’ya ABD vatandaşlarını öldürme ve öldürme amacıyla komplo kurma suçlamalarında bulundu. 1959’da yaşanan Küba Devrimi’nden bu yana ABD, çeşitli suikast girişimleri, terör saldırıları ve işgal denemeleriyle Küba’yı kontrol altına almaya çalıştı. Yıllar içinde giderek sertleşen ABD ambargosu da Küba’yı ekonomik olarak zor durumda bırakmayı hedefliyor.</p>
<p>Venezuela’da devlet başkanını kaçırarak Chavez iktidarını sona erdiren ABD, benzer şekilde bir nokta operasyonuyla Raul Castro’ya saldırmaya yeltenebilir. Ancak sosyalist Küba, 21. Yüzyıl Sosyalizmi olarak savunulan ve üretim araçlarını toplumsallaştırmayan, bir tür devlet kapitalizminden ileri gidemeyen Venezuela’ya göre çok daha dirençli ve örgütlü.<br />
ABD emperyalizmine karşı Küba halkının yanındayız: “Patria o Muerte!” (Vatan ya da Ölüm!)</p>
<p><strong>AKP Elini Üniversitelerden Çek!</strong></p>
<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin bir gece yarısı kararıyla kapatılıp birkaç gün içinde yeniden açılması, Türkiye’de üniversitelerin nasıl bir siyasal baskı ve iktidarın keyfiyeti altında yönetildiğini bir kez daha gözler önüne serdi. Erdoğan’ın imzasıyla Resmî Gazete’de yayımlanan kararla üniversitenin faaliyet izni kaldırıldı; gerekçe ise kurucu vakfa kayyım atanmasıydı. Ancak öğrencilerin, akademisyenlerin ve kamuoyunun yükselen tepkisi sonrası aynı iktidar geri adım atmak zorunda kaldı.</p>
<p>Bu yaşadığımız süreç, üniversitelerin; sermaye ile siyasal iktidar arasındaki çıkar ilişkileri içinde ne kadar güvencesiz hale getirildiğini ve bilimsel özerkliğin iktidarın keyfi kararlarına nasıl teslim edildiğini bir kez daha ortaya koymuştur. Vakıf üniversiteleri yıllardır piyasacı eğitim politikalarının bir ürünü olarak işletme mantığıyla yönetilse de binlerce öğrencinin ve akademisyenin yaşamını belirleyen kurumlardır. Bir üniversitenin tek imzayla kapatılabilmesi; öğrencilerin geleceğinin, akademisyenlerin emeğinin ve üniversite emekçilerinin iradesinin iktidar tarafından yok sayıldığını açıkça göstermektedir. Öğrencilerin demokratik tepkisine karşı, kampüse polis yığılması ise gençliğin her türlü haklı mücadelesine; iktidarın baskı ve zor yoluyla cevap verdiğini bir kez daha ortaya sermiştir.</p>
<p>Ancak bu sürecin bir diğer önemli yanı da öğrenci eylemleri ve kamuoyu baskısının iktidarı geri adım atmaya zorlamış olmasıdır. Günler boyunca süren protestolar, örgütlülüğün ve toplumsal dayanışmanın nasıl siyasal sonuç yaratabildiğini bir kez daha bizlere göstermiştir. Bilgi Üniversitesi örneği; yükseköğretimin piyasalaştırılmasına, üniversitelerin şirket mantığıyla yönetilmesine ve üniversiteler üzerindeki siyasal tahakküme karşı mücadelenin ne kadar hayati olduğunu yeniden ortaya koymuştur. Üniversiteler sermayenin kâr alanı ya da siyasal iktidarın denetim mekanizması değil; bilimsel üretimin, özgür düşüncenin ve toplumsal ilerlemenin alanları olmalıdır. Bunun yolu ise üniversitelerin kamusal bir anlayışla yeniden yapılandırılmasından, demokratik ve bilimsel özerkliğinin güvence altına alınmasından ve iktidarın doğrudan müdahalesinden tamamen arındırılmasından geçmektedir.</p>
<p><strong>Emperyalizmin İran&#8217;a Yönelik Saldırıları Boşa Düşürülmelidir!</strong></p>
<p>2026 yılının başından itibaren İran’ı doğrudan hedef alan; suikastlar, hava saldırıları ve ağır deniz ablukalarıyla tırmandırılan savaş koşulları, bugün Pakistan ve Katar gibi ülkelerin arabuluculuğunda yürütülen &#8220;müzakere&#8221; masasında yeni bir aşamaya ulaştı. Ancak basına yansıyan detaylar açıkça gösteriyor ki, kurulan bu masa eşitler arası bir barış arayışından ziyade, namlu ucunda dayatılan bir teslimiyet belgesini andırıyor.</p>
<p>Şubat 2026&#8217;da ABD ve İsrail&#8217;in, İran&#8217;ın en üst düzey yetkililerini ve stratejik bölgelerini hedef alan ortak saldırılarıyla tetiklenen kanlı çatışmalar, emperyalizmin bölgeyi kendi çıkarları uğruna nasıl bir ateş çemberine atmaktan çekinmediğini gösterdi. Nisan ayı itibarıyla ABD&#8217;nin İran limanlarına uyguladığı yasadışı abluka ve buna karşılık İran&#8217;ın Hürmüz Boğazı&#8217;nı ticarete kapatması, enerji damarlarını tıkayınca, ABD’yi diplomasi yoluyla çözme noktasına getirdi.</p>
<p>Haydut devlet ABD ve Siyonist İsrail, savaş sahasında elde edemedikleri mutlak hegemonyayı şimdi masada, ekonomik şantaj ve &#8220;kapsamlı yıkım&#8221; tehditleriyle koparmaya çalışıyor. ABD&#8217;nin bölgedeki askeri yığınağını sürdürerek ve asker göndererek yürüttüğü bu süreç, İran’ı masada teslim alma sürecidir.</p>
<p>Mayıs 2026 itibarıyla taraflar arasında tartışılan ve henüz neticelendirilmeyen mutabakat taslağında öne çıkan temel başlıklar, emperyalizmin stratejisini net bir şekilde ortaya koymaktadır:</p>
<p>ABD, Hürmüz Boğazı&#8217;nın şartsız olarak uluslararası ticarete açılmasını talep ederken, kendi uyguladığı yasadışı deniz ablukasını kaldırmayı bir lütuf ve taviz olarak sunmaktadır. İran&#8217;ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarını teslim etmesini ve nükleer faaliyetlerini durdurmasını dayatmaktadır. Anlaşma taslağında sadece İran ile olan savaşın değil, İsrail&#8217;in güvenliği gerekçe gösterilerek Lübnan başta olmak üzere bölgedeki tüm cephelerdeki çatışmaların sona erdirilmesi dayatılmaktadır. Asıl amaç, Hizbullah gibi direniş güçlerinin silahsızlandırılması ve İsrail&#8217;in yayılmacı politikalarının önündeki engellerin kaldırılmasıdır.</p>
<p>İran, masadaki bu &#8220;maksimalist&#8221; Amerikan ve İsrail taleplerine karşı haklı bir direnç sergiliyor. Nükleer haklarından ön koşul olarak vazgeçmeyi peşinen reddeden, nükleer müzakerelerin ancak askeri ve ekonomik baskılar ortadan kalktıktan sonra konuşulabileceğini vurguluyor.</p>
<p>Dahası, ABD&#8217;nin Basra Körfezi&#8217;ne yönelik olası yeni müdahalelerine karşı İran tarafı, deniz ablukasını kırma ve Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması&#8217;ndan (NPT) tamamen çekilme uyarısında bulunarak emperyalist zorbalığa boyun eğmeyeceğini ve elindeki tüm stratejik kartları oynayacağını ilan etmiştir.</p>
<p>ABD&#8217;nin şu an masaya sürdüğü 30 veya 60 günlük ateşkes ve dayattığı koşullar, bölge halklarına barış getirmeyeceği gibi, İsrail&#8217;in güvenliğini garanti altına almayı ve ABD&#8217;nin sarsılan Ortadoğu hakimiyetini yeniden tesis etmeyi amaçlıyor. Trump&#8217;ın &#8220;Anlaşmayı kabul etmezlerse İran&#8217;ın bütün elektrik santrallerini ve köprülerini yok ederiz&#8221; şeklindeki küstah ve açık savaş suçlarına işaret eden tehditleri, bu sürecin gasp ve şantaj girişimi olduğunu kanıtlamaktadır.</p>
<p>Bölgede kalıcı bir barış ancak ABD emperyalizminin ve Siyonist İsrail&#8217;in bölgeden tamamen sökülüp atılmasıyla mümkündür.</p>
<p><strong>İstibdat Rejimi Emekçilerin Mücadelesi İle Yıkılacak!</strong></p>
<p>AKP&#8217;nin CHP&#8217;ye yönelik saldırısının son halkası &#8220;mutlak butlan&#8221; kararının ardından CHP Genel Merkezine yönelik polis ablukası ve saldırısı istibdat rejiminin karakterini tekrardan açığa çıkartmış durumda. Bir yandan &#8220;demokrasi, özgürlük, barış&#8221; söylemleri ile yürütülmeye çalışılan &#8220;çözüm süreci&#8221; diğer yandan da ana muhalefet partisine yönelik zayıflatma ve yıpratma saldırıları bir bütün olarak AKP&#8217;nin düzeni tüm yönleriyle dizayn ettiğini göstermesi açısından önem taşımaktadır.</p>
<p>Seçme ve seçilme hakkına, sendikalaşmaya, basın özgürlüğüne, düşünce ve ifade özgürlüğüne, toplantı ve eylem hakkına yönelik saldırılar, bir yanıyla toplumda korku ve baskı iklimi yaratmak bir yanıyla da AKP&#8217;ye karşı oluşacak tepkileri sınırlı tutmak ve zayıflatmak amacı taşımaktadır. AKP, sermayenin çıkarları doğrultusunda toplumu teslim almak için bir istibdat rejimi kurmuş, ana muhalefet partisinin polis eliyle işgal edildiği bir Türkiye tablosu yaratmıştır.</p>
<p>AKP&#8217;ye karşı tepkilerin açığa çıktığı, emekçilerin, kadınların ve gençliğin her alanda sesini yükselttiği, eşit, özgür, laik ve bağımsız bir ülke mücadelesinde kenetlendiği her kritik evrede emekçilerin karşısına çıkarılan düzen içi çözümlerin seçeneksizliği ve çıkışsızlığı bir kere daha açığa çıkmıştır.</p>
<p>Bu karanlığı dağıtacak tek güç emekçilerin sermaye düzenine, gericiliğe, işbirlikçi politikalara karşı yürüteceği topyekün mücadeledir. Ülkemiz, AKP zorbalığına da, emperyalist politikalara da, sömürü düzeniyle derdi olmayan sahte umutlara da teslim edilemez.</p>
<p><strong>Baskı ve Zorbalık Düzenine Geçit Verilmemelidir!<br />
</strong><br />
Sermaye düzeninin temsilcisi AKP, yıllardır kurmak istediği gerici, işbirlikçi ve emek düşmanı rejime yönelik emekçilerin, kadınların, gençliğin tepkilerini sindirememiş, memleketi istediği kalıba sokamamış, bu durum karşısında ise yargıdan kolluk gücüne uzanan bir baskı mekanizması kurmayı tercih etmiştir.</p>
<p>Muhalefetin kazandığı belediyelere yönelik kayyım politikalarından, siyasetçilere, gazetecilere, sendika yöneticilerine yönelik tutuklama girişimlerine kadar uzanan bu durum bugün CHP’ye yönelik alınan mutlak butlan kararıyla devam etmektedir.</p>
<p>AKP’nin yerel seçimleri kaybetmesinin ardından toplumu baskı altına almayı hedefleyen adımları 19 Mart’ta büyük bir halk tepkisiyle karşılaşmış ve Türkiye AKP’ye karşı ayağa kalkmıştır. AKP iktidarı emperyalizmin ve sermayenin çıkarları doğrultusunda siyaseti ve toplumsal alanı dizayn etmektedir. CHP’ye yönelik yargı eliyle sürdürülen iktidar saldırısı da bu dizayn kapsamında yol almaktadır. AKP, iktidarını korumanın ve düzenini sürdürmenin arayışındadır.</p>
<p>Bu durumun kendisi, CHP’ye yönelik bir hukuki müdahale olarak ele alınamaz. Yıllardır AKP’nin yargı eliyle yürüttüğü siyasi hamleler Akın Gürlek’in Adalet Bakanlığı görevine getirilmesiyle yeni bir evreye taşınmıştır.</p>
<p>İçinden geçtiğimiz süreç bir yanıyla da AKP iktidarının krizlerini ve sıkışmalarını göstermektedir. 23 yıl boyunca iktidar olan AKP’nin Türkiye’de kurmak istediği rejim emekçiler, kadınlar ve gençlik tarafından onaylanmamakta, AKP istediğini elde edememektedir.</p>
<p>İşbirlikçi, emek düşmanı ve gerici rejimden kurtulmanın yolu ise sermaye düzenine karşı ikirciksiz mücadeleden, emperyalizme karşı bağımsızlık kavgasından, gericiliğe karşı laiklik meşalesini yükseltmekten geçmektedir. AKP’nin attığı her adımda cüretini sermaye sınıfından ve emperyalizmden aldığı unutulmamalıdır.</p>
<p><strong>21.05.2026</strong><br />
<strong>Birleşik Komünist Parti Merkez Komitesi</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Memleketi ve Geleceğimizi Sermaye Düzenine Teslim Etmeyeceğiz! Sosyalist Türkiye için Mücadeleye!</strong></p>
<p>Bugün 19 Mayıs. İktidarından muhalefetine tüm partiler gençliğe övgüler dizecek, “Gençlik geleceğimizdir.” diyecek, AKP iktidarı “İktidarımız boyunca şu adımları attık.” diyerek gençliğe düşmanlığı gizlemeye çalışacak, düzen muhalefeti ise “Biz geldiğimizde bu sorunları çözeceğiz.” diyerek gençliği kapsamaya çalışacak. Ancak içinde bulunduğumuz bu karanlık tablo hepsinin eseri. Emperyalizmle, sermaye düzeniyle, gericilikle kavgası olmayanların, bu düzene olur verenlerin gençlik adına konuşmasına dur denilmesi gerekmektedir. Gençliğin neşesini, umudunu, bugününü ve en önemlisi yarınını çalan bu düzene karşı sesimizi yükseltmek hayati bir zorunluluk olarak önümüzde durmaktadır.</p>
<p>AKP iktidarı, koltuğa oturduğu ilk günden bu yana kendi ideolojisiyle uyumlu bir nesil yaratma politikasını pervasızca sürdürmektedir. İlkokullardan üniversitelere kadar eğitimin her kademesi gerici müfredatlarla, bilim dışı uygulamalarla ve laiklik karşıtı hamlelerle adeta bir kuşatma altına alınmıştır. Bu bilinçli politikanın bir ürünü olarak gençlik geleceksizlikle terbiye edilmek istenmekte, sermaye düzeninin yarattığı seçeneksizlik yüzünden binlerce sıra arkadaşımız gerici tarikat ve cemaat yurtlarının karanlığına mahkum edilmektedir. Dindar ve kindar bir nesil yaratma sevdasıyla yürütülen bu dayatmalar, gençlerin hayatlarını, özgürlüklerini ve hayallerini ellerinden almaktadır. AKP, tüm bu adımları sermaye düzeninin devamı için hayata geçirmiştir, sermaye düzeni tüm toplumu teslim almaya çalıştığı gibi gençliği de teslim almak, bir kalıba sokmak istemektedir.</p>
<p>Ülkenin içine sürüklendiği derin ekonomik krizin faturası ise en ağır şekilde yine gençliğin omuzlarına yüklenmiştir. Devlet yurtlarının yetersizliği ve mevcut yurtlardaki niteliksizlik; tavanı çöken binalardan yemeklerden çıkan böceklere ve can alan asansör ihmallerine kadar üniversiteliler için barınmayı bir haktan ziyade bir yaşam mücadelesine dönüştürmüştür. Diplomalı işsizler ordusu her geçen gün büyürken, geçinebilmek ve eğitimini sürdürebilmek için okurken çalışmak zorunda kalan, dersliklerden çıkıp güvencesiz ve ağır şartlarda sömürülen bir nesil yaratılmıştır. Gençlik bu düzende gelecek olarak görülmekten öte müşteri ya da ucuz işgücü olarak görülmektedir.</p>
<p>Üniversiteleri özgür düşüncenin ve bilimin merkezi olmaktan çıkarıp sarayın birer şubesi haline getirmek isteyen zihniyet, akademiye yönelik ablukasını her geçen gün artırmaktadır. Üniversitelerin kendi iradeleri atanmış rektörlerle gasp edilmekte, muhalif her ses soruşturmalar, uzaklaştırmalar ve polis şiddetiyle bastırılarak üniversitelerimiz teslim alınmak istenmektedir. Bu tahakkümün bir parçası olarak gençliğin bir araya geldiği etkinlikler ve şenlikler bir bir yasaklanmaktadır. Son olarak ODTÜ Devrim Stadyumu’ndaki bahar şenliği gündeminde görüldüğü üzere, gençliğin iradesini ve yan yana gelişini engellemek için her yol denenirken; diğer yandan gençler, haberleri dahi olmadan AKP Gençlik Festivali’ne götürülerek kirli bir siyasetin dekoru haline getirilmektedir. Ancak bilmelidirler ki bu ülkenin ilerici gençliği ne bu ablukaya boyun eğecek ne de iktidarın siyasi şovlarına figüran olacaktır!</p>
<p>Bu çürümüş düzen ve önümüze konulan bu karanlık tablo asla bizim kaderimiz değildir. Gençliği yoksullukla, işsizlikle, gericilikle ve geleceksizlikle biat ettirmeye çalışanlara teslim olmuyoruz. Umutsuzluğa ve yılgınlığa kapılmadan; haklarımızı almak, geleceğimizi kendi ellerimize almak, bilimi ve özgür düşünceyi yeniden kazanmak için yan yana gelmek, bu düzene karşı mücadeleyi yükseltmek zorundayız. Geleceğimizi bu karanlık düzene bırakmayacağız. Kampüslerimizin kapılarından kelepçelerin söküldüğü, bilimin tarikatların karanlığına değil insanlığın yararına sunulduğu, hiçbir sıra arkadaşımızın “Yarın ne yiyeceğim, nerede kalacağım?” kaygısı taşımadığı bir geleceği hep birlikte inşa edeceğiz.</p>
<p>En önemlisi de, geleceğimize olduğu gibi memlekete de sahip çıkacak ve ülkemizi emperyalistlerden, sermaye düzeninden, gericilikten kurtarmak için mücadeleyi yükselteceğiz!<br />
Bu düzende gençliğe, özgürlüğe, eşitliğe yer yok. Yarınımız ve memleketimiz için sosyalist Türkiye mücadelesini yükseltelim!</p>
<p><strong>Sosyalist Düşünce Toplulukları</strong><br />
<strong>19.05.2026</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-19-mayis-25-mayis-2026/">Komünist Birlik Haftalık 19 Mayıs – 25 Mayıs 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 12 Mayıs – 18 Mayıs 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-12-mayis-18-mayis-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2026 17:29:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4376</guid>

					<description><![CDATA[<p>Trump’ın Çin Ziyareti ve ABD’nin Küresel Sıkışması ABD Başkanı Donald Trump’ın uzun süredir beklenen Çin ziyareti gerçekleşti. Yanına büyük patronları ve önemli devlet adamlarını alarak yaptığı bu ziyaret, ABD için kritik bir öneme sahipti. İran’da Hürmüz düğümünü çözemeyen ABD’nin Çin’e güçlü bir elle gidemediği ise açık bir gerçek olarak önümüzde duruyor. Ayrıca ABD’nin Monroe Doktrini’ne yeniden sarılarak Batı Yarımküreyi kendi hegemonya alanı olarak görmesi, Doğu’dan tamamen umudunu kestiği anlamına gelmese de eskisi kadar istekli ve...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-12-mayis-18-mayis-2026/">Komünist Birlik Haftalık 12 Mayıs – 18 Mayıs 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Trump’ın Çin Ziyareti ve ABD’nin Küresel Sıkışması</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">ABD Başkanı Donald Trump’ın uzun süredir beklenen Çin ziyareti gerçekleşti. Yanına büyük patronları ve önemli devlet adamlarını alarak yaptığı bu ziyaret, ABD için kritik bir öneme sahipti. İran’da Hürmüz düğümünü çözemeyen ABD’nin Çin’e güçlü bir elle gidemediği ise açık bir gerçek olarak önümüzde duruyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ayrıca ABD’nin Monroe Doktrini’ne yeniden sarılarak Batı Yarımküreyi kendi hegemonya alanı olarak görmesi, Doğu’dan tamamen umudunu kestiği anlamına gelmese de eskisi kadar istekli ve kabiliyetli olmadığını gösteriyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Tayvan konusunda Çin ile ABD’nin çatışabileceği yönünde uyarıda bulundu. Üstelik “Tukidides Tuzağı’na düşmeyelim” diyerek, yükselen güç Çin ile yerleşik güç ABD’nin savaş alanında karşı karşıya gelmemesi gerektiğini vurguladı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Donald Trump, Çin ziyaretinin çok başarılı geçtiğini ifade etse de objektif bir gözle bakıldığında, istediği birçok şeyi alamadığı ve Çin’den uyarı ile tehdit arasında gidip gelen mesajlar duyarak ülkesine döndüğü görülüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Önümüzdeki günlerde ABD, son bir saldırı dalgasıyla İran’daki hezimetini sona erdirmeye çalışabilir. Orta Doğu’dan zaferle dönmesi ise zor görünüyor. Ancak bu sırada Batı Yarımküre’de sosyalist Küba’ya yönelik saldırı tehditleri de üst seviyeye çıkmış durumda. ABD, Küba’yı da Venezuela’da yaptığı gibi diz çöktürmek istiyor. Öte yandan Rusya-Ukrayna Savaşı da şiddetlenerek sürüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">ABD emperyalizminin hem Doğu’da hem Batı’da alt edilmesi gerekiyor. Daha barışçıl bir dünya için ABD emperyalizminin sona ermesi elzem. Temmuz ayında Ankara’da yapılacak NATO toplantısı Türkiye halkı için bir sınav olarak duruyor. Türkiye’de, ABD’ye, NATO’ya ve emperyalizme karşı mücadele yükseltilmeli.</span></p>
<p><b> </b></p>
<p><b>Emperyalizm, Gericilik ve AKP Suriye&#8217;nin Özgürlüğüne Düşmandır</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Suriye&#8217;de HTŞ ve SDG arasında gerçekleşen entegrasyon sürecinin ardından AKP ve MHP tarafından &#8220;çözüm sürecine&#8221; dair yeni adımlar atılmaya başlanmış, Devlet Bahçeli Abdullah Öcalan&#8217;a &#8220;Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü&#8221; statüsünün verilmesini gündeme getirmişti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP Suriye&#8217;nin yıkımıyla sonuçlanan emperyalist entegrasyonun doğrudan parçası olmuş sermayeye Suriye&#8217;nin yeniden inşasında alan açmayı hedeflemiş, Suriye ve Ortadoğu ile doğrudan bağlantısı olan &#8220;Çözüm süreci&#8221; ise sermaye düzeni tarafından &#8220;beka, güçlü devlet, demokrasi, terör sorununun çözülmesi, barış&#8221; gibi kavramlara sığınılarak kutsanmış ve önü açılmıştır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP&#8217;nin Suriye&#8217;de gerçekleşen mutabakattan memnun olduğu, Suriye&#8217;de SDG&#8217;nin feshini ve Suriye Hükümeti denilen HTŞ&#8217;ye bireysel entegrasyonunu amaçlayan tutumu hayata geçirmek için adım attığı açığa çıkmış durumdadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mutabakatın ardından Abdullah Öcalan&#8217;a yönelik &#8220;statü&#8221;, &#8220;siyasal katkı mekanizmaları&#8221; gibi tartışmaların açılması ise tesadüf değildir. SDG komutanı Mazlum Abdi&#8217;nin Türkiye&#8217;ye geleceğine dair yürüyen tartışmalar da mevcut durum ele alındığında anomali değil, sürecin doğrudan çıktısı olacaktır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm bu durum, Suriye&#8217;de IŞİD kalıntısı HTŞ&#8217;ye Suriye Hükümeti ehliyetinin verilmesiyle, emperyalist entegrasyondan özgür bir geleceğin yaratılabileceği yanılgısının yayılmasıyla, AKP ve Türkiye sermaye devletinin &#8220;demokrasi, özgürlük, kardeşlik, barış&#8221; kavramlarına sığınarak kendi adımlarını meşrulaştırma zemini yaratmasıyla sonuçlanmıştır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ortadoğu&#8217;da, Suriye&#8217;de ve Türkiye&#8217;de yaşananlar ise tam tersidir. Emperyalizm, sermaye düzeni ve gericilik halkların geleceğini ve yaşamını elinden almış, büyük bir sömürü aygıtı inşa etmiş ve en temel yurttaşlık haklarının dahi törpülendiği bir düzlem açığa çıkmıştır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Emperyalizmden, sermaye düzeninden, gericilikten ve AKP&#8217;den barış ve demokrasiyi tesis edecek adımlar beklemek büyük bir yanılgıdır. AKP&#8217;nin düşündüğü tek şey kendi ajandası ve sömürü sisteminin devamlılığıdır.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Soma&#8217;yı Unutmadık, Bu Düzenden Hesabı Emekçiler Soracak! </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bundan 12 yıl önce, 13 Mayıs 2014’te Soma Eynez kömür ocağında meydana gelen ve aralarında 5 maden mühendisinin de bulunduğu 301 işçinin yaşamını yitirdiği katliamı yaşadık. Buna kader, kaza diyerek sorumluluktan kaçan iktidar ve onun yandaşı medya gerçekleri örtbas etmek istediler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gerçekler nedir? Madenler sermayenin yağmasına özelleştirmeler aracılığı ile açılmış, esnek ve güvencesiz çalışma şartları dayatılmış, işçi sağlığı ve güvenliği, maliyet unsurları nedeni ile dikkate alınmamıştır. Tüm suçlara rağmen Soma son olmamış, Ermenek, Şirvan, Amasra, İliç ile katliamlar sürmüştür.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Soma’daki dava süreci göstermiştir ki düzen, patronları korumakta kararlıdır. Dava süreci hızlı tahliyeler ile başlamış, sorumlu olan kamu görevlilerinin yargılanması da zaman aşımı nedeni ile yapılamamıştır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Soma’nın üzüntüsü ve öfkesi hiç dinmeyecek. Madenleri kamulaştırmak, taşeron sistemini yasaklamak, işçi güvenliği ve sağlığı için gerekli önlemleri aldırmak, güvencesiz ve esnek çalışmayı yaşamımızdan çıkarmak ve Soma dahil tüm katliamlar, cinayetlerde payı bulunan, patron, siyasetçi, bürokratların yargılanması için mücadele edeceğiz.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Nakba&#8217;nın Yıl Dönümünde Emperyalizme ve Siyonizme Karşı Mücadele Yükseltilmeli</b></p>
<p>Siyonist İsrail devletinin kuruluş tarihi olan 14 Mayıs 1948&#8217;in hemen ertesi günü, Filistin halkının hafızasına &#8220;Büyük Felaket&#8221; (El Nakba) olarak kazınan o kapkara tarihin üzerinden tam 78 yıl geçti. 15 Mayıs 1948&#8217;de, emperyalizmin bölgedeki askeri karakolu olarak inşa edilen Siyonist İsrail devleti, yaklaşık 1,4 milyon Filistinliyi zorla topraklarından kopararak mülteci konumuna düşürdü. Bu tarih, emperyalizmin ve Siyonizmin Filistin halkını yok etme ve bölgeye yerleşme stratejisinin başlangıcıdır. Filistinliler için yüz binlerce Filistinlinin yurdundan edilişinin yasını tuttuğu bir gün olmanın ötesinde direnişin simgesi de olagelmiştir.</p>
<p>Bugün Filistin halkı, Nakba&#8217;nın 78. yıl dönümünü karşılarken, 1948&#8217;de başlatılan o sistematik terörün günümüzdeki en vahşi aşamasıyla, Gazze&#8217;deki büyük katliam operasyonuyla yüz yüzedir. ABD emperyalizminin ve NATO aklının koşulsuz desteğini arkasına alan Siyonist İsrail’in, 7 Ekim 2023&#8217;ten bu yana Gazze&#8217;de sürdürdüğü soykırımda bugüne kadar 72 bin 601 Filistinli hayatını kaybetmiş, 2 milyon insan evlerinden edilerek yeniden sürgüne yollanmıştır.</p>
<p>Meydanlarda Filistin için sahte gözyaşları dökenler, kapalı kapılar ardında Siyonist rejimle ticari, askeri ve lojistik ilişkilerini arsızca sürdürmektedir. Ülkemizdeki NATO üsleri doğrudan bu Siyonist katliam şebekesine hizmet ediyor, limanlardan kalkan gemilerle İsrail&#8217;i besleyenler, binlerce Filistinlinin katilleridir.</p>
<p>Dün olduğu gibi bugün de Filistin halkı, sürdürülen katliamlara ve topraklarından koparılmaya karşı boyun eğmiyor, meşru direnişini onurla sürdürüyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sermaye Düzeni Yoksulluk, İşsizlik, Sömürü Demektir!</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yılbaşında gerçekçi olmayan enflasyon hedefi ile asgari ücret, emekli maaşları ve bu orandan yola çıkarak aslında tüm ücretlere yoksulluğu derinleştirecek artışlar yapıldı. Enflasyonu, sermayenin süper kârları değil işçilerin ücretleri yükseltiyor gibi yanılsama yaratan düzen, hedeflerinin iflasını çok kısa sürede açıklamak zorunda kaldı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sermayenin kontrolündeki sözde bağımsız Merkez Bankası, yeni yıl başında açıkladığı düşük enflasyon hedefini (%16) bugün %26&#8217;ya çekerek sermayenin kârını korumaya çalışarak bir kere daha işçinin, emekçinin cebindekini çalmış ve yine krizin faturasını,  fiyat artışları yoluyla işçi sınıfının sırtına yıktığını resmileştirmiştir. Bahane, öngörülemeyen gelişmeler olsa da son üç yılda da hedefler ile gerçekleşen enflasyon arasında büyük farklar vardır. Bu, ekonomi yönetiminin, sermayenin çıkarlarına  göre kararlar aldığını ve sonuçların her zaman işçilere, emekçilere yoksul halka yüklendiğinin açık kanıtıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ve yine işsizlik bir kere daha yükseltilecek ve ücretler baskılanarak sermayenin süper kârları korunacaktır. Bu kararların başka açıklaması yoktur.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kısa zamanda yapılması gereken, kararlarının sorumluluğunu alması gereken ekonomi yönetiminin, maaş artışlarını yeni hedeflere göre güncellenmesidir. Biliyoruz ki bu yönetim hatasını kabul etmeyecektir ama bu bizi hakkımızı almak konusunda mücadeleden geride bırakmamalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">En temel ihtiyaçlarımızdan kısmak zorunda olmamalıyız.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ve bir kere daha; gıda, enerji, barınma ulaşım gibi temel tüketim maddelerinde fiyat kontrolü sağlanmalıdır ve kâr edilmemelidir. Sermayenin ekonomi yönetimi ile birlikte yarattığı ve bundan sonuna kadar yararlandığı bölüşüm krizi ancak kamucu ekonomi politikalar ve devletçi planlama ile yok edilir. Sınıfı bilincimizi, mücadelemizi örgütlenerek yükseltmeli ve bu kararları alanlar, uygulayanlardan hesap sormalıyız.</span></p>
<p><strong>İbrahim Kaypakkaya&#8217;yı Anıyoruz!</strong></p>
<p>Türkiye devrimci hareketinin öncülerinden ve 68 kuşağının unutulmaz önderlerinden İbrahim Kaypakkaya’yı, sermaye düzeni tarafından Diyarbakır Cezaevi&#8217;nde işkenceyle katledilişinin 53. yılında saygıyla anıyoruz.</p>
<p>İşçi sınıfının, gençliğin sesini ve sosyalizm mücadelesini boğmak isteyen sermaye düzeni, onu zindanlarda ağır işkencelerle teslim almaya çalışmıştır. Ancak Kaypakkaya, en karanlık hücrelerde bile sarsılmaz iradesiyle direnerek sömürü düzenine teslim olmamıştır. O, cellatlarına karşı gösterdiği duruşla devrimci bilincin ve adanmışlığın örneklerinden olmuştur.</p>
<p>Diyarbakır zindanlarında &#8220;ser verip sır vermeyerek&#8221; direnişin destanını yazan Kaypakkaya, sosyalizm kavgamızda yaşamaktadır.</p>
<p>Anısı ve mücadelesi önünde saygıyla eğiliyor, ser verip sır vermeyen İbrahim Kaypakkaya&#8217;yı anıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Sömürüyü, Çocuk İşçiliği ve Gericiliği Meşrulaştıramayacaksınız!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yusuf Tekin’in MESEM’e ilişkin yaptığı açıklamalar, yalnızca bir eğitim politikasını savunmak değil; gençliği sömürü düzenine mahkûm eden sistemin kendisini aklama çabasıdır. Eleştirileri anlamıyoruz diyerek geçiştirmek, MESEM’lerde yaşanan gerçekleri değiştirmiyor. Bugün binlerce liseli arkadaşımız eğitim hakkından koparılarak patronların ucuz iş gücü haline getiriliyor; düşük ücretlerle, güvencesiz koşullarda çalıştırılıyor, iş cinayetlerinde yaşamını yitiriyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">MESEM’lerde yaşanan her iş cinayeti, bizlerin yaşamının patronların çıkarları uğruna nasıl hiçe sayıldığını göstermektedir. Yusuf Tekin’in açıklamaları bu düzeni meşrulaştırma çabasından başka bir anlam taşımamaktadır. Gerçek olan şudur: Liseliler ucuz iş gücü değildir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz Sosyalist Liseliler olarak, gençliğin geleceğinin patronların kâr hırsına ve gerici politikaların insafına bırakılmasına izin vermeyeceğiz. Çünkü biliyoruz ki bu düzen bizlere bir gelecek sunamaz. Gençliğin kurtuluşu; sömürünün, gericiliğin ve piyasacılığın egemen olduğu bu düzene karşı örgütlü mücadeleyi büyütmekten geçmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Parasız, bilimsel, laik ve nitelikli eğitim hakkımız için; çocuk işçiliğe, MESEM sömürüsüne ve geleceksizliğe karşı mücadeleyi her alanda büyütmeye devam edeceğiz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geleceğimiz patronlara, sermayeye teslim edilemez.</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><b><br />
</b><b>Sosyalist Liseliler </b><b><br />
</b><b>10.05.2026</b><b></p>
<p></b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-12-mayis-18-mayis-2026/">Komünist Birlik Haftalık 12 Mayıs – 18 Mayıs 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 4 Mayıs – 11 Mayıs 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-4-mayis-11-mayis-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2026 13:54:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4369</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; ODTÜ’de Provokasyona Geçit Yok!  ODTÜ’de yaşananlar yalnızca bir “bayrak tartışması” değil; Türkiye’de üniversitelerin nasıl kuşatma altına alınmak istendiğinin yeni bir örneğidir. Geleneksel devrim yürüyüşünün ve Bahar Şenlikleri’nin kitleselliği karşısında, organize biçimde hareket eden sağcı-faşist grupların provokasyon girişimi tesadüf değildir. Uzun süredir üniversitelerde ilerici ve muhalif öğrenci birikimini baskı altına almaya dönük bir siyasal iklim yaratılmaktadır. ODTÜ’de yaşanan provokasyon da bu siyasetin bir parçasıdır. Öncelikle açık biçimde ifade edilmelidir ki mesele bayrak değildir. Şenlik alanında...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-4-mayis-11-mayis-2026/">Komünist Birlik Haftalık 4 Mayıs – 11 Mayıs 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ODTÜ’de Provokasyona Geçit Yok! </strong></p>
<p>ODTÜ’de yaşananlar yalnızca bir “bayrak tartışması” değil; Türkiye’de üniversitelerin nasıl kuşatma altına alınmak istendiğinin yeni bir örneğidir. Geleneksel devrim yürüyüşünün ve Bahar Şenlikleri’nin kitleselliği karşısında, organize biçimde hareket eden sağcı-faşist grupların provokasyon girişimi tesadüf değildir. Uzun süredir üniversitelerde ilerici ve muhalif öğrenci birikimini baskı altına almaya dönük bir siyasal iklim yaratılmaktadır. ODTÜ’de yaşanan provokasyon da bu siyasetin bir parçasıdır.</p>
<p>Öncelikle açık biçimde ifade edilmelidir ki mesele bayrak değildir. Şenlik alanında çok sayıda öğrencinin elinde zaten Türk bayrağı bulunmaktaydı ve buna yönelik herhangi bir karşıtlık söz konusu değildi. Öte yandan, öğrencilerin ellerinde bayrak bulunup bulunmaması da başlı başına bir sorun değildir. Çünkü burası resmi bir devlet töreni değil, 37’ncisi düzenlenen Uluslararası ODTÜ Bahar Şenliği’dir. Bu şenlik yıllardır yalnızca konserlerin değil; öğrenci kültürünün, dayanışmanın, muhalif sanatın ve özgür üniversite geleneğinin bir parçası olmuştur. Özellikle ilk gün, halk müziğinin ve muhalif sanatçıların sahne aldığı; ODTÜ’nün ilerici ve toplumcu ruhunu yansıtan kültürel bir atmosfer taşımaktadır.</p>
<p>Tam da bu nedenle, Türk bayrağının arkasına saklanarak organize biçimde alanda bulunan faşist grupların amacı “bayrak sevgisi” değil, açık bir provokasyon yaratmaktır. Sol gelenekten gelen halk sanatçısı İlkay Akkaya sahnedeyken gerçekleştirilen yuhalamalar, ıslıklamalar, bozkurt işaretleri, uluma sesleri ve öğrencilere dönük şekilde atılan “ODTÜ teröre mezar olacak” sloganları bunun en açık göstergesidir. Burada hedef alınan yalnızca bir konser değil; ODTÜ’nün yıllardır taşıdığı ilerici kültür, muhalif sanat geleneği ve dayanışma ruhudur.</p>
<p>Öğrenciler devrim yürüyüşündeyken, önceden planlandığı anlaşılan bir şekilde stadyum merdivenlerinin tutulması, büyük bir bayrağın açılması ve bayrağın fiili bir barikat gibi kullanılması da aynı provokasyonun parçasıdır. Amaç, devrimci ve ilerici öğrencileri fiziksel bir gerilimin içerisine çekmek ve ardından olayların bağlamını gizleyerek sosyal medyada “bayrağa saldırdılar” propagandası üretmektir. Nitekim günlerdir dolaşıma sokulan manipülatif görüntülerde olayların öncesi özellikle gizlenmekte, organize saldırganlık görünmez hâle getirilmektedir. Böylece milliyetçi kışkırtmalar üzerinden hem ODTÜ’nün ilerici birikimi hedef alınmakta hem de üniversitelerde yükselen dayanışma kültürü baskı altına alınmaya çalışılmaktadır. Ancak gerçek açıktır: ODTÜ öğrencileri Türk bayrağına değil, kendi kampüslerini teslim almak isteyen organize saldırganlığa karşı tepki göstermiştir.</p>
<p>Bu grupların sicili de bilinmektedir. Daha önce kadın yürüyüşlerini provoke etmeye çalışan, işçilerin açlık grevi direnişlerini hedef alan ve açlık grevindeki madencilerin bulunduğu parkta pizza-suşi yemeleriyle gündeme gelen Zafer Partisi destekli “İstiklal Kadın Hareketi” çevrelerinin bugün ODTÜ’de ortaya çıkması tesadüf değildir. Aynı anlayış şimdi de üniversitelerde ilerici öğrenci birikimini hedef almakta, milliyetçi provokasyonlar üzerinden gerilim siyaseti üretmeye çalışmaktadır.</p>
<p>Çünkü ODTÜ gibi tarihsel mücadele geleneğine sahip üniversitelerdeki dayanışma ve kolektif irade, üniversiteleri sessiz ve itaatkâr hâle getirmek isteyen anlayışla doğrudan çelişmektedir. Bu nedenle milliyetçilik ve “vatan-millet” söylemi, baskı siyasetinin meşrulaştırılmasının aracı hâline getirilmektedir.</p>
<p>Tüm bunların zamanlaması da tesadüf değildir. Temmuz ayında Ankara’da yapılması planlanan NATO zirvesine karşı üniversitelerde ve gençlik içerisinde yükselebilecek anti-emperyalist tepkinin önü daha şimdiden kesilmeye çalışılıyor. NATO; savaşların, işgallerin ve emperyalist müdahalelerin başlıca aygıtlarından biridir. Gençliğin ve emekçilerin çıkarı, emperyalist askeri blokların yanında değil; halkların kardeşliğinde ve bağımsızlık mücadelesindedir. Bu nedenle solun görevi, Ankara’daki NATO zirvesine karşı güçlü bir örgütlenme yaratmak, kampüslerden sokaklara uzanan anti-emperyalist bir mücadeleyi büyütmektir. Sermaye düzeninin kuklası hâline gelen ırkçı Zafer Partisi ve İYİ Parti destekli grupların provokasyonları da tam olarak bu mücadeleyi gölgelemeyi, gençliğin dikkatini gerçek düşmandan uzaklaştırmayı amaçlamaktadır.</p>
<p>Bugün üniversitelerde örgütlenmeye çalışılan faşist odaklar, toplumsal kutuplaşmadan ve düzen siyasetinin yarattığı gerilimlerden beslenmektedir. Milliyetçi kışkırtmalar ve hedef gösterme siyaseti, gençliğin eşitlik, özgürlük ve bağımsızlık taleplerini bastırmanın aracı hâline getirilmektedir. Buna karşı mücadele ise yalnızca anlık savunma refleksleriyle değil; bağımsız, laik ve sömürüsüz bir ülke hedefi etrafında örgütlü bir halk hareketi yaratılarak büyütülebilir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Halkların Kardeşliği ve Barış Emperyalizme, Sermaye Düzenine, Gericiliğe Karşı Mücadeleden Geçmektedir!</strong></p>
<p>Emperyalizmin başta Suriye olmak üzere Ortadoğu&#8217;da uyguladığı saldırganlık ve dizayn sürecinin yansımalarından biri de  Türkiye&#8217;de sermaye düzeninin çıkarları için devreye soktuğu &#8220;Çözüm süreci&#8221; olmuştu.</p>
<p>Devlet Bahçeli&#8217;nin DEM Parti milletvekilleriyle el sıkışması ile başlayan, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu&#8217;nun kurulmasıyla devam eden süreç, PKK&#8217;nin fesih açıklaması ve silah bırakmasıyla ilerlemiş, Suriye&#8217;nin yeniden inşası noktasında SDG ve HTŞ entegrasyonunun sağlanmasıyla birlikte ise hızlanmış durumda.</p>
<p>Sermaye düzeninin temsilcisi olan AKP-MHP iktidarı düzeni her yönüyle dizayn etmekte, gerek Suriye ve Ortadoğu&#8217;da kazanmak istediği mevzii gerek de Türkiye&#8217;de AKP&#8217;nin yaşadığı güç kaybı ve sıkışmayı &#8220;demokrasi, barış ve özgürlük&#8221; kavramlarına sığınarak aşmaya çalışmaktadır. Yeni anayasa, Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve yerel seçimleri de içeren bir hazırlığın bugün AKP-MHP tarafından yürütüldüğü görülmektedir.</p>
<p>Kürt Siyasi Hareketi&#8217;nin yıllardır muhalefet çizgisindeki pozisyonunu değiştirmeyi, CHP&#8217;yi yargı sopasıyla sıkıştırmayı ve zayıflatmayı amaçlayan bu hamle halkların kardeşliğine ve barışa değil, sermaye düzeninin ve AKP&#8217;nin çıkarlarına hizmet etmektedir.</p>
<p>Devlet Bahçeli&#8217;nin Abdullah Öcalan&#8217;a &#8220;Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü&#8221; statüsü noktasında yaptığı açıklama bunca zaman ifade edilen &#8220;Terörsüz Türkiye&#8221; yaklaşımından kopuşu değil, bu yaklaşımı koruyarak süreci ilerletmenin bir formülü olarak değerlendirilmeli ve iç siyasette AKP&#8217;nin adımlarını hızlandıracağı bir sürece girildiği görülmektedir.</p>
<p>Yoksullaşmanın derinleştiği, emekçilerin, kadınların ve gençliğin her alanda sindirilmeye çalışıldığı, yargı eliyle AKP&#8217;nin muhalefete ve topluma göz dağı verdiği bir kesitte, Bahçeli&#8217;nin açıklaması sonrasında DEM Parti&#8217;nin Recep Tayyip Erdoğan&#8217;a &#8220;bu tarihsel yolu birlikte açalım&#8221; çağrısında bulunması ise AKP&#8217;yi açıkça mesrulaştırmakta ve iktidarı boyunca attığı adımların üzerini örtmektedir.</p>
<p>AKP ve ittifak ortağı MHP&#8217;den, emperyalizmden ve sermaye düzeninden halkların çıkarına adım atmasını beklemek büyük bir yanılgıdan ibarettir.</p>
<p>Halkların kardeşliği, eşitlik, özgürlük ve barış ancak emperyalizme, sermaye düzenine ve gericiliğe karşı mücadele ile sağlanabilir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>İran–ABD Savaşı ve NATO Zirvesi </strong></p>
<p>İran ile ABD, İsrail ve Körfez’deki Amerikan emperyalizmine ve İsrail siyonizmine bel bağlamış Arap ülkeleri arasında neredeyse iki buçuk aydır süren bir savaş yaşanıyor. Çatışmanın iki kritik odağı öne çıkıyor: Hürmüz Boğazı ve İran’ın nükleer enerji tesisleri ile zenginleştirilmiş uranyum stokları.</p>
<p>İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki hamlelerine karşılık ABD, bölgede deniz trafiğini kontrol altına almaya ve fiili bir abluka oluşturmaya çalışıyor. Bu karşılıklı baskı ve müdahaleler ise zaman zaman doğrudan çatışmalara ve yeni saldırılara yol açıyor.</p>
<p>Savaş sürerken eş zamanlı olarak diplomatik temaslar da devam ediyor. Pakistan’ın arabuluculuğunda İran ile ABD arasında yoğun bir müzakere trafiği yürütülüyor.</p>
<p>Taraflar bir yandan karşılıklı tehditlerini sürdürürken, diğer yandan çatışmayı sonlandırabilecek bir anlaşma zemini arıyor. Artan gerilim, bölgesel riskler ve ekonomik zorluklar nedeniyle dünya kamuoyunda ise savaşın bir an önce sona ermesi yönünde güçlü bir beklenti bulunuyor.</p>
<p>Savaş yeniden alevlenip şiddetlenecek mi yoksa bir anlaşmayla sona mı erecek?  Kesin bir şey söylemek için henüz erken. Ancak ABD ve İsrail’in savaşta şimdiye kadar istedikleri amaçlara ulaşamadıkları açık. ABD eğer yenilgiyi kabul ederek bölgeden çekilirse bu ABD hegemonyasının Ortadoğu’da ciddi bir darbe alması anlamına gelir.</p>
<p>Komşumuz İran’ı köşeye sıkıştırmaya çalışan ABD’nin başını çektiği dünyanın en büyük terör örgütü NATO, Temmuz ayında Ankara’da buluşacak. Türkiye halkı NATO’ya karşı mücadeleyi yükseltmeli ve ülkemizin NATO’dan çıkarak tüm NATO üslerinin kapatılmasını hedeflemelidir. Ancak bunlar başarılırsa gerçekten bağımsız, egemen bir ülkede yaşıyoruz anlamına gelir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Sefalet Ücreti Eridi, TÜİK Bile Gizleyemedi!</strong></p>
<p>Emek gücümüzün değeri gün geçtikçe düşüyor. Rakamlar artsa da alım gücündeki azalma, sömürünün ve servet transferinin büyümesinin sonucudur. Enflasyon, sermaye sınıfının kâr oranlarını korumasını sağlarken, işçi sınıfının her gün daha fazla yoksullaşmasına neden olmaktadır. Ayrıca kapitalist düzen, gelir vergisi yanı sıra dolaylı tüketim vergileri ile işçilerin gerçek ücretini aşındırırken, patronlara çeşitli indirimler ve teşvikler ile vergileri onlar için önemli oranda düşürmektedir.</p>
<p>DİSK-AR geçtiğimiz günlerde ücretlerdeki erimenin boyutlarını ortaya koyan  “Ücret Kayıpları” raporunu açıkladı. Resmi enflasyonun hatalı ve eksik ölçüldüğü gerçeğini de akılda tuttuğumuzda çalışmada hesaplanan kaybın daha fazla olduğunu söylemek mümkün.</p>
<p>Rapor yalnızca 16 milyon SGK’lı işçiler üzerinden yapılmasına rağmen kaybın devasa boyutları göz önüne seriliyor. Rapora göre “Ücretlerin yaşadığı erimenin en büyük sebeplerinden biri hızla artan gelir vergisi yüküdür. Örneğin 2025 yılının ilk yarısı 48.210 TL, Temmuz-Eylül 2025’te 51.049 TL ve Ekim-Aralık 2025’te 50.380 TL brüt ücreti olduğunu kabul ettiğimiz bir işçi (sigortalılar için SGK verilerine göre ortalama ücret) Ocak 2025’te 3.000 TL gelir ve damga vergisi öderken eylül ayı itibarıyla bu miktar 7.557 TL oldu. İşçi başına gelir ile damga vergisi ve kesinti (sosyal güvenlik ve işsizlik sigortası primleri) toplamı Ocak 2025’te 10.231 TL iken Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık 2025’te 14.883 TL olarak gerçekleşti. Önceki raporumuzda da ortaya koyduğumuz gibi 2025 yılında sigortalı işçilerin ücretinin birikimli toplam kaybı 2,5 trilyon TL’yi aştı. 2026 gelir vergisi tarife dilimlerinin yine bilinçli olarak az artırılması sonucu işçilerin kaybı büyüyecek” Raporun şu kısmı ise oldukça çarpıcı: “Toplam kayıp ise çok daha ürkütücü boyutlarda. Sadece sigortalı işçilerin dört aylık enflasyon kaybı Nisan 2026’da birikimli toplam (tüm sigortalı işçiler için) 310,9 milyar TL’ye ulaşırken vergi kaynaklı birikimli toplam erime 296,3 milyar TL oldu. Böylece ortalama kayıtlı işçi ücretlerini esas alarak yaptığımız hesaplamaya göre yılın dördüncü ayında vergi ve enflasyonun 16,6 milyon işçiye birikimli toplam kaybı en az 607,2 milyar TL olarak gerçekleşti.”</p>
<p>AKP iktidarının ekonomi politikasının sonucu bu rakamlar şunu gösteriyor ki, enflasyon ve vergi yükü sistematik olarak işçi sınıfının omuzlarına yıkılıyor. Gelir eşitsizliğindeki makas her geçen gün daha fazla açılıyor. İşçi sınıfının omuzlarına yıkılan yük, kapitalizmin sıkışmışlığının da sonucu.</p>
<p>Yoksullaşma, geleceksizlik, hak gaspları, örgütlenme ve sendikalaşmanın patron-polis eliyle bastırılmak istenmesine karşı emekçilerin bütünlüklü bir mücadeleyi her alanda örmesi gerekiyor.</p>
<p>İşçi sınıfının örgütlü gücü tüm bu sömürüyü ortadan kaldıracak ve sermaye düzenine güçlü bir yanıt verecektir.</p>
<p>Bugün sadece hayatta kalmak için çalışmak zorundayız, emeğimizin karşılığını tam olarak alabildiğimiz, sömürüsüz bir düzen için mücadele ise aralıksız devam edecek ve yükseltilecektir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Hakan Tosun Cinayeti Aydınlatılmalıdır!</strong></p>
<p>“Çatılara Doğru”, “Tekel İşçileri”, “Büyük Anadolu Yürüyüşü”, “Dönüşüm (Gentrification)” ve “Validebağ Direnişi” gibi belgesellere imza atan bağımsız gazeteci Hakan Tosun’un öldürülmesine dair davanın ilk duruşması 06 Mayıs 2026 tarihinde görüldü. 11 Ekim 2025 akşamı saldırıya uğrayan Hakan Tosun, başına aldığı darbeler yüzünden yol kenarında baygın bulunmuş, 13 Ekim’de yoğun bakımda hayatını kaybetmişti.</p>
<p>Hakan Tosun, sermayenin katlederek sömürdüğü doğa ile ilgili haberler yapan,  bunun için yurdun tüm bölgelerindeki eylemlere giden bir gazeteciydi. Öldürüldüğü günden bugüne kadar çıkan ayrıntılar, delil karartma, çelişkili, tutarsız ifadeler bunun basit bir kavga, darp olayından farklı olduğunu göstermektedir. İlk duruşmanın yetersiz bir salonda yapılması, gazetecilerin engellenmesi, bazı avukatların salona girmeden davanın başlaması, avukat ve gazetecilere polisin fiziki müdahalesi davanın bundan sonraki sürecinde yaşanacakların habercisi, örtbas çabalarının bir parçasıdır.</p>
<p>Hakan Tosun bağımsız bir gazeteci olduğu kadar toplumsal mücadele yer aldığı taraf açısından da önemlidir. O sermaye ve rantın beslediği piyasacılık karşısında halkın, emeğin yanında yer almış tüm ürettiklerini bu bakış açısından sunmuştur. Susması, susturulması  için bu nedenler yeterlidir.</p>
<p>Toplumsal mücadele tarihi ve bugünü susturulmak için katledilen, hapsedilen gazetecileri yazıyor. Bu davanın tüm aşamasında yer alarak tüm gazeteciler için cezasızlığa ve örtbas çabalarına karşı mücadele vereceğiz.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>9 Mayıs İnsanlığın Zafer Günü</strong></p>
<p>9 Mayıs 1945, on milyonlarca insanın hayatına mal olan, Nazi barbarlığının, Kızıl Ordu ve direnen halklar tarafından dize getirildiği Zafer Günü’dür.</p>
<p>Bugün, 9 Mayıs&#8217;ı asıl bağlamından kopararak &#8220;Avrupa Günü&#8221; gibi suni kavramlarla kutlamaya kalkanlar, işçi sınıfının ve komünistlerin bu büyük direnişini unutturmayı hedeflemektedir. Ukrayna&#8217;daki neo-Nazi çetelere verdikleri desteği perdelemek adına Hitler Almanyası ile Sovyetler Birliği&#8217;ni, Hitler ile Stalin&#8217;i aynı kefeye koyma cüretini göstermektedirler. Oysa Stalingrad&#8217;da, Leningrad&#8217;da ve Berlin&#8217;de Reichstag&#8217;a orak çekiçli kızıl bayrağı diken irade, dünya halklarının umudu olmaya devam etmektedir.</p>
<p>Sovyetler Birliği&#8217;nin çözülüşünün ardından, kapitalizmin ve emperyalizmin dünyayı nasıl bir kan gölüne çevirdiğine her gün yeniden tanık oluyoruz. Sosyalizmin yarattığı denge unsurunun ortadan kalkmasıyla birlikte ABD ve NATO öncülüğündeki emperyalist blok; Yugoslavya, Irak, Suriye ve Libya&#8217;nın ardından bugün de Filistin ve İran üzerinden bölgesel bir yıkımı derinleştirmektedir. Unutulmamalıdır ki; bugün demokrasi maskesi takan NATO, özünde Nazi generallerini kadrolarına katarak kurulmuş, ideolojik gıdasını antikomünizmden alan modern bir terör örgütüdür. Dün Wehrmacht saflarında Sovyet halklarına saldıran zihniyet, bugün NATO bünyesinde aynı düşmanlıkla halkların üzerine bombalar yağdırmaktadır. Natocular, 1945’te yenilen Nazizmin bayrağını bugün &#8220;Atlantik İttifakı&#8221; adı altında taşımaya devam etmektedirler.</p>
<p>Siyonist İsrail rejiminin emperyalizmden aldığı güçle Filistin halkına yönelik sürdürdüğü soykırımcı saldırılar, dün Nazilerin uyguladığı vahşetin günümüzdeki yansımasıdır. Aynı merkezler, İran&#8217;ı kuşatarak bölge halklarını mezhepçi savaşlar ve doğrudan müdahalelerle teslim almaya çalışmakta, Ortadoğu&#8217;yu emperyalist çıkarları doğrultusunda yeniden dizayn etmeyi hedeflemektedir.</p>
<p>Emperyalist saldırganlık Latin Amerika’da da halkların egemenliğini hedef almaktadır. On yıllardır insanlık dışı bir abluka altında direnen Küba, sosyalist ısrarıyla emperyalizmin dibinde bir umut feneri olmaya devam etmektedir.</p>
<p>Bugün dünya halkları, emperyalist saldırganlığın, sömürünün son bulduğu güvenli bir geleceğin özlemini çekmektedir. Bu özlemin gerçeğe dönüşmesi, ancak 1945&#8217;te olduğu gibi insanlığın kendi kaderine el koymasıyla mümkündür. Nazizme ve faşizme karşı savaşan Stalin başta olmak üzere, insanlık tarihinin bu en büyük zaferinin mimarı olan Sovyet kahramanlarının anısını yaşatacağız. Onların mirası olan eşitlik ve özgürlük mücadelesi; Filistin&#8217;den İran&#8217;a, Küba&#8217;dan Venezuela&#8217;ya, dünyanın her köşesinde sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz bir dünya kurulana dek sürecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Üç Fidan Sosyalist Türkiye Mücadelemizde Yaşıyor! </strong></p>
<p>Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, bundan 54 yıl önce emperyalizmin ve sermaye sınıfının çıkarları için sağcı, gerici ve emperyalizmin uşağı milletvekillerinin onayıyla idam edildi.</p>
<p>Memleketin emperyalistlere peşkeş çekilmesine, sermayenin kâr hırsı altında ezilmesine, sağcılığın ve faşizmin halk düşmanı politikalarının ülkemizi kötürüm bırakmasına karşı bağımsız ve sosyalist Türkiye mücadelesini yükselten Üç Fidan’ı saygıyla anıyoruz.</p>
<p>Denizlerin idam edilmesinin üzerinden geçen 54 yılda ülkemiz bir adım dahi ileriye gitmedi. Emperyalizmin işbirlikçisi, sermaye sınıfının çıkarlarını korumakla görevli düzen partileri; adım adım memleketi büyük bir yoksulluğa, geleceksizliğe ve hukuksuzluğa sürükledi.</p>
<p>Bugün de emperyalizmin tüm dünyada savaşı derinleştirdiği emekçileri ölüme, açlığa ve yıkıma sürüklediği bir dönemden geçiyoruz. Latin Amerika’dan Orta Doğu’ya kadar uzanan bu emperyalist saldırganlık, Denizlerin mücadelesinin önemini bir kez daha hatırlatmakta onların mücadelesinin değerini bir kez daha açığa çıkarmaktadır.</p>
<p>Emperyalizm ve işbirlikçisi iktidarlar her ne kadar emekçileri sindirmeye, bağımsızlığını korumaya çalışan ülkelere diz çöktürmeye çalışsa da bugün dünya halkları bu savaş, yoksulluk ve geleceksizlik sistemine ve onun savaş örgütü NATO’ya karşı sesini yükseltiyor.</p>
<p>Türkiye de AKP eliyle emperyalizmin çıkarları doğrultusunda konum almakta, ülkemiz savaş örgütü NATO karargâhları ve üsleriyle savaş suçuna ortak edilmektedir. AKP iktidarı gücünü emperyalizmden, sermayeden ve gericilikten almaktadır.</p>
<p>Bağımsızlık, eşitlik ve özgürlük için emperyalizme, sermaye düzenine ve gericiliğe karşı mücadele her alanda yükseltilmeli, sosyalizmin sesi her alanda yankılanmalıdır.</p>
<p>Birleşik Komünist Parti, Denizlerin idam edilmelerinin 54. yılında emperyalizme ve savaş örgütü NATO’ya karşı mücadeleye, “NATO’dan çıkılsın, üsler kapatılsın!” sesini yükseltmeye çağırmaktadır.</p>
<p><strong>Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı unutmadık!</strong></p>
<p><strong>Üç Fidana sözümüz: Sosyalist Türkiye’yi kuracağız!</strong></p>
<p><strong>Birleşik Komünist Parti Merkez Komitesi<br />
06.05.2026</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Sosyalist Liseliler ve Sosyalist Düşünce Toplulukları: NATO Defol! Emperyalizme Karşı Deniz Olacağız, Bu Memleket Bizim!</strong></p>
<p>Bağımsız Türkiye mücadelesi uğruna canlarını feda etmekten tereddüt etmeyen Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idam edilmelerinin 54. yıl dönümünde; ABD emperyalizmi ve onun kanlı savaş aygıtı NATO, bölgemize ve tüm dünya halklarına karşı haydutça saldırmaya devam etmektedir.</p>
<p>Yarım asrı aşan bu sürede emperyalizmin sömürü çarkları, ülkemizi ve coğrafyamızı adeta bir kan gölüne çevirmiştir. Ülkemiz, ABD emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçileri eliyle Ortadoğu’da emperyalizmin taşeronluğunu üstlenen bir ileri karakol haline getirilmiştir. Suriye’deki yıkımda, milyonlarca insanın yerinden edilmesinde ve bölgedeki rejim değişikliği senaryolarında başat rol oynayan AKP iktidarı; bir yandan Filistin halkının yaşadığı zulüm üzerinden sahte bir hamaset siyaseti sürdürürken, diğer yandan İsrail ve ABD ile ticari ilişkilerini ve stratejik işbirliğini derinleştirmeye devam etmiştir. Yirmi yılı aşan AKP iktidarı boyunca memleketimizin ekonomisi emperyalizme bağımlı kılınmış; yeraltı ve yerüstü zenginliklerimiz peşkeş çekilmiş, özelleştirilmemiş tek bir kamu kuruluşu, satılmamış tek bir ülke kaynağı bırakılmamıştır. Emekçiler açlığa, gençler geleceksizliğe mahkum edilirken, sermaye ve emperyalist tekeller ceplerini doldurmuştur.</p>
<p>Sovyetler Birliği’nin çözülüşüyle birlikte dizginsiz kalan ABD emperyalizmi ve NATO, tek kutuplu dünyada halkları sömürüye, bağımlılığa, sefalete ve gericiliğe boğmuştur. 1960’larda ve 70’lerde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çığ gibi büyüyen öğrenci hareketinin, işçi sınıfı mücadelesinin ve sosyalizm rüzgarının önünü kesmek için bizzat emperyalizmin icazetiyle yapılan 12 Eylül darbesi, ülkemizi bugünkü karanlığa ortak eden en büyük kırılmalardan biri olmuştur. Bugün yaşadığımız yoksulluk, gericilik ve emperyalist bağımlılık ilişkileri, o gün kurulan ve palazlandırılan düzenin doğrudan bir sonucudur.</p>
<p>Bu sömürü düzenine, emperyalist barbarlığa ve baskıya boyun eğmeyen devrimciler; darağaçlarında, işkence tezgahlarında ve zindanlarda iktidar aygıtları tarafından fiziken katledilmiş olsalar da savundukları fikirler yok edilememiştir. Denizlerin mücadelesi yalnızca kampüs sınırlarına sıkışan bir öğrenci mücadelesi değildir. Onların mücadelesi sömürüsüz, bağımsız Sosyalist Türkiye’yi kurma mücadelesidir. Denizler, 54 yıl önce katledilmiş olsalar da, onların emperyalizme ve kapitalizme karşı yükselttikleri bu mücadele bugün her zamankinden daha günceldir. Onların mirası sadece nostaljik bir anma konusu değil; bugün fabrikalarda sömürüye direnen işçilerin, üniversitelerini piyasacılığa karşı savunan gençlerin ve memleketine sahip çıkan tüm yurtseverlerin kılavuzudur.</p>
<p>Önümüzdeki Temmuz ayında ülkemizde yapılması planlanan NATO zirvesi, AKP iktidarının ülkemizi sürüklediği işbirlikçi bataklığın en somut ve en utanç verici göstergesidir. Gittiği her coğrafyaya kan, gözyaşı, işgal ve ölümden başka hiçbir şey götürmeyen; Yugoslavya’dan Irak’a, Libya’dan Afganistan’a kadar milyonlarca insanın katili olan NATO’nun, bağımsızlık mücadelesiyle kurulmuş bu topraklarda toplanması asla kabul edilemez!</p>
<p>Bugün ülkemizin üzerine çöken bu zifiri karanlıktan; ne emperyalist merkezlerden medet uman restorasyoncu hayallerle, ne düzen içi sahte muhalefet pratikleriyle, ne de sermayenin icazetli programlarıyla çıkabiliriz. Karşımızdaki bu çürümüş, işbirlikçi siyasi iktidarı ve onun sırtını yasladığı sömürü düzenini yıkacak tek gerçek güç vereceğimiz örgütlü mücadelemizdir.</p>
<p>Bizler, Denizlerin bıraktığı bağımsızlık ve sosyalizm bayrağını yükseltenler olarak ilan ediyoruz: Ülkemizin emperyalistlerin toplantı salonlarına, savaş üslerine ve ucuz emek sömürü alanlarına çevrilmesine izin vermeyeceğiz! Emekçileri açlığa, gençleri geleceksizliğe, kadınları şiddete mahkum eden bu düzeni kökünden değiştirmek; yerine eşit, özgür, laik ve bağımsız bir ülkeyi, sosyalist bir Türkiye’yi inşa etmek için öne çıkıyoruz!</p>
<p>Tüm yurtseverleri, emekçileri ve gençliği; memleketimizi emperyalizmin belirlenimi altına sokmaya çalışanlara karşı durmaya, Temmuz ayındaki NATO zirvesine karşı sokaklarda tek yumruk olmaya, insanca yaşayacağımız bir gelecek için devrimci mücadelede safları sıklaştırmaya, Sosyalist Düşünce Toplulukları ve Sosyalist Liseliler ile birlikte gücünü göstermeye çağırıyoruz.</p>
<p>Üç Fidan’ın idam kararına el kaldıranları da, Denizler 6. Filo’yu denize dökerken onu kıble yapıp namaz kılanları da unutmadık!</p>
<p>Denizlerin bayrağını üniversite ve liselerde dalgalandırmaya devam edecek, Sosyalist Türkiye mücadelesini her alanda yükselteceğiz!</p>
<p>Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.</p>
<p><strong>Sosyalist Düşünce Toplulukları – Sosyalist Liseliler<br />
</strong><strong>06.05.2026</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-4-mayis-11-mayis-2026/">Komünist Birlik Haftalık 4 Mayıs – 11 Mayıs 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 13 Nisan – 20 Nisan 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-13-nisan-20-nisan-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2026 17:53:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4367</guid>

					<description><![CDATA[<p>İran-ABD Hattında Kritik Günler: Müzakere mi Çatışma mı? 28 Şubat’ta başlayan İran ile ABD arasındaki savaş, geçici ateşkes sayesinde bir süreliğine durmuştu. İki haftalık ateşkes 22 Nisan’da sona erecek. İranlı ve ABD’li yetkililerin 21 Nisan’da Pakistan’da yeniden bir araya gelerek müzakerelere devam etmesi bekleniyor. Ancak ateşkesin sona yaklaşmasıyla gerilim giderek artıyor ve yeni bir ateşkes ya da anlaşma ihtimali azalıyor. ABD’nin Hürmüz Boğazı’na uygulamaya çalıştığı abluka, İran’ın boğazı yeniden kapatmasına yol açtı. ABD’nin, İran bandıralı...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-13-nisan-20-nisan-2026/">Komünist Birlik Haftalık 13 Nisan – 20 Nisan 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
İran-ABD Hattında Kritik Günler: Müzakere mi Çatışma mı?</strong></p>
<p>28 Şubat’ta başlayan İran ile ABD arasındaki savaş, geçici ateşkes sayesinde bir süreliğine durmuştu. İki haftalık ateşkes 22 Nisan’da sona erecek. İranlı ve ABD’li yetkililerin 21 Nisan’da Pakistan’da yeniden bir araya gelerek müzakerelere devam etmesi bekleniyor. Ancak ateşkesin sona yaklaşmasıyla gerilim giderek artıyor ve yeni bir ateşkes ya da anlaşma ihtimali azalıyor.</p>
<p>ABD’nin Hürmüz Boğazı’na uygulamaya çalıştığı abluka, İran’ın boğazı yeniden kapatmasına yol açtı. ABD’nin, İran bandıralı Touska adlı kargo gemisine ateş açıp el koyması gerilimi tırmandırdı. İran ise buna karşılık insansız hava araçlarıyla Amerikan savaş gemilerine saldırılar düzenlediğini duyurdu.</p>
<p>İki ülke arasında müzakerelerin yeniden başlayıp başlamayacağı belirsiz. İran, mevcut şartlarda masaya dönmenin teslimiyet anlamına geleceğini belirtiyor ve nükleer ile füze programlarının müzakere dışı olduğunu vurguluyor. ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik akıl dışı tehditlerini sürdürüyor.</p>
<p>ABD bu savaşta arzuladığı hiçbir amaca henüz erişemedi. Ne rejimi değiştirebildi, ne nükleer programını durdurdu, ne de bölgedeki etkisini sınırlayabildi. Yenilgiyi kabullenemeyen Trump, vites artırarak daha büyük saldırılara başvurabilir.</p>
<p>ABD&#8217;nin ve Israil&#8217;in saldırganlığının karşısında güçlü bir bariyerin örülmesi Ortadoğu ve ülkemiz için büyük bir önem taşımaktadır. Emperyalist projelere, savaş örgütü NATO&#8217;ya, emperyalist üslere karşı emekçiler sesini yükseltmelidir.</p>
<p><strong>Sorun Okulun Kapısında Değil, Bu Düzenin Kökünde!</strong></p>
<p>Okullarımızda yaşanan şiddet olaylarını sadece okul duvarları arasına sıkışmış bir güvenlik sorunu olarak görmek, dışarıdaki yangını görmezden gelmektir. Bugün ortaokul çağındaki çocukların mahalle çetelerine meyletmesi ve hatta bu çetelerin birer parçası haline gelmesi, sistemin çocukları korumasız ve seçeneksiz bırakmasının doğrudan bir sonucudur. Bu durum çocukların ve yoksul mahallelerin kaderine terk edilmesidir.</p>
<p>Sosyalleşmenin bile bir &#8220;maliyet&#8221; haline geldiği bu düzende, bir sinema ya da tiyatro bileti, bir spor kursunun aidatı toplum için ulaşılamaz lükslere dönüştü. Çocukların gidebileceği, kendini geliştirebileceği parasız ve kamusal alanlar yok edildi. Bu boşlukta çocuk, aidiyet hissini ve sosyalleşme ihtiyacını mahalledeki suç şebekelerinde, çetelerde arıyor. Sinemaya gidemeyen, spor yapamayan çocuk için mahalledeki çete hiyerarşisi, maalesef tek &#8220;sosyalleşme&#8221; ve &#8220;güç kanıtı&#8221; alanı haline geliyor. Yani sistem, çocukları kendi eliyle bu suç ağlarının kucağına itiyor.</p>
<p>İşin en vahim tarafı ise devletin bu noktadaki öncelikleridir. Uyuşturucu ticareti, silah kaçakçılığı, çocuk istismarı ve çeteleşme mahalleleri esir almışken, suç örgütlerinin kontrol ettiği ekonomik kaynaklar devasa boyutlara ulaşmışken devletin polisi nerede? Biz onları mahalledeki çete liderinin peşinde değil, hakkını arayan işçinin fabrikasının önünde veya hakkını almak için Ankara’ya yürüyen madencinin grevine grev kırıcılığı yaparken görüyoruz. Devlet, emekçinin alın teri için verdiği mücadelenin önüne binlerce polis yığarken; sokaktaki uyuşturucuya, yaygınlaşan cinayetlere ve çeteleşmeye karşı aynı kararlılığı göstermiyor. Çünkü bu suç örgütleri, sistemin yarattığı yoksulluğu ve öfkeyi bastıran, gençliği uyuşturan ve toplumsal muhalefeti terörize eden mekanizmalara dönüşmüş durumda.</p>
<p>Sonuç olarak; okulun kapısına dedektör koymak, dışarıda uyuşturucu ve silah baronlarının cirit attığı bir dünyada hiçbir şeyi çözmez. Siz çocuğun elinden tiyatroyu, sporu ve onurlu bir gelecek umudunu alıp; sokağı çetelere, devleti de sermaye koruyuculuğuna mahkûm ederseniz, o okulun içindeki şiddeti de engelleyemezsiniz. Güvenlik, kapıya dikilen polis sayısı değil; her çocuğun eşit, parasız ve sosyal imkanlara sahip olduğu, suç örgütlerinin değil halkın örgütlülüğünün korunduğu bir düzendir.</p>
<p><strong>Hesapsız, Çıkarsız Bir Adalet İçin Bu Düzen Değişmelidir</strong></p>
<p>5 Ocak 2020 tarihinde Tunceli’de kaybolan Gülistan Doku dosyasında, aradan geçen altı yılın ardından &#8220;intihar&#8221; tiyatrosunun bir anda çökmesi ve peş peşe gelen gözaltı dalgaları kamuoyunda haklı bir yankı uyandırdı. Ancak bu baş döndürücü gelişmelerin zamanlamasına ve işleyiş biçimine yakından bakıldığında, sürecin adaletin gecikmeli tecellisinden ziyade, AKP içindeki rant şebekelerinin ve güç savaşlarının bir ürünü olduğu gerçeği belirginleşmektedir.</p>
<p>Dosyanın yıllarca sümen altı edilmesinde kilit rol oynayan dönemin valisinin, eski polislerin ve emniyet bürokrasisinin bugün suçlarının ortaya çıkması, cinayetin birinci dereceden sorumluluları olmaları elbette tesadüf değil.Yıllarca şüphelileri koruyan o kalın bürokratik kalkanın tam da bugün kaldırılması, iktidar blokundaki çatışmanın bir parçası.<br />
Bu operasyonların ardındaki en belirgin itici güçlerden bir diğeri ise şüphesiz yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’in siyasi bagajıdır. Bilindiği üzere Gürlek; İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Ekrem İmamoğlu&#8217;na yönelik operasyonlar, Canan Kaftancıoğlu&#8217;na getirilen siyasi yasak, Anayasa Mahkemesi kararlarına direnme ve muhaliflere yönelik tartışmalı kararları nedeni ile iktidarın siyasi davalarındaki icracısı olarak bilinmektedir. İktidara yakın gazetelerin/gazetecilerin hep bir ağızdan ‘Bakanımız sonuna kadar gidilsin’ dedi demesi, toplumun vicdanında derin bir yara açan Gülistan Doku davası gibi davaların üzerinden imaj düzeltilmeyi çalışıldığını atlamamak lazım.</p>
<p>Önümüzdeki süreçte Rojin Kabaiş ve Rabia Naz Vatan gibi yine üzeri örtülmüş, toplumda infial yaratmış diğer karanlık dosyaların raftan indirilmesiyle devam etmesi oldukça muhtemeldir. Adalet elbette sağlanmalıdır, tüm sorumlulular bulunup yargılanmalıdır fakat bu ülkede üzeri örtülmüş, ucu birilerine dokunuyor diye kapatılmış dosyaların, raflardan inip çözülmesi, suçluların adalete teslim edilmesi için iktidar içi hesaplaşmaları mı beklememiz gerekmektedir?</p>
<p>Sonuç olarak, Doku ailesi altı yılın ardından kaybettikleri kızları için bir mezar taşına ve gerçek bir adalete kavuşmayı beklerken; arka planda siyasi arenadaki güç savaşlarına, kadro tasfiyelerine ve figürlere meşruiyet kazandırma çabasına alet edildiği ne yazık ki yüzümüze çarpmaktadır.</p>
<p><strong>Doruk Madencilik İşçileri Yalnız Değildir!</strong></p>
<p>Yaklaşık altı aydır ücretlerini alamayan Eskişehir’in Mihalıççık ilçesinde faaliyet gösteren SSS Holding’e bağlı Doruk Madencilikte çalışan işçiler, 8 Nisan’da aldıkları karar gereğince başladıkları Ankara yürüyüşüne, devam ediyorlar.</p>
<p>Kamuya ait bu maden TMSF’den Yıldızlar SSS Holdinge, işçi haklarını tasfiye ederek, sermayeye bir hediye olarak devredilmiştir. Bu devir işlemiyle beraber işçinin birikmiş kıdem tazminatları, gelecek güvencesi ve hakları gasbedilmiş, Çalışma Bakanlığı tüm bu sürece gözünü kapamıştır. Yıldızlar SSS Holding yönetimi sermaye birikimi için işçi ücretlerini ödememiş, bu süreçte devletin denetim mekanizmalarının işlevsiz hale getirilmiş ve yargı süreçlerinin işçi aleyhine uzatılmasıyla birlikte ücret ödememek adeta bir kural haline getirilmiştir.</p>
<p>Bağımsız Maden-İş öncülüğünde Ankara’ya yürüyen işçiler engellenmek iştenmiş, kolluk kuvvetleri işçilerin karşısına dikilmiştir. UMUT-SEN Örgütlenme Koordinatörü Başaran Aksu, Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Gökay Çakır ve maden işçileri gözaltına alınmıştır.</p>
<p>Emeğinin karşılığı, insanca yaşam ve güvenceli çalışma hakkı için yürüyen Doruk Madencilik işçileri yalnız değildir. Gözaltına alınan işçiler derhal serbest bırakılmalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Temel Conta İşçileri Yalnız Değildir!</strong></p>
<p>Grevlerinin 494. Gününde olan Temel Conta işçileri bu sabah “huzur ve sükûneti bozmak” gerekçesiyle gözaltına alındı. Sendikal- anayasal hakları için uzun bir direniş sürecini hayata geçiren, patronun grev kırıcılığına geçit vermeyen, tüm baskılara rağmen hakları için mücadele eden Temel Conta işçilerine uygulanan, açıkça grev hakkının gasp edilmesidir.</p>
<p>Patron talimatıyla atıldığı besbelli olan bu adım, başta Temel Conta emekçilerine ve tüm ülkemiz emekçilerine karşı atılmıştır.</p>
<p>İzmirli emekçilerin ve ülkemiz emekçilerinin “huzur ve sükûnetini” kaçıran; emeği için mücadele eden işçiler değil, patronlar ve sömürü düzeninin ta kendisidir. Temel Conta işçileri yalnız değildir!</p>
<p><strong>Birlik ve Dayanışma Hareketi</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ya Barbarlık Ya Sosyalizm! 1 Mayıs’ta Meydanlara!</strong></p>
<p>2026 1 Mayıs’ını dünyada emperyalist saldırganlığın arttığı, yoksullaşmanın, kemer sıkma politikalarının derinleştiği, sömürüye dayanan kapitalist sistemin işçi sınıfını, kadınları ve gençliği geleceksizliğe hapsettiği bir kesitte karşılıyoruz.</p>
<p>Savaşlar, siyasi cinayetler, halkların yaşamına kasteden ambargolar, emperyalist saldırganlık karşısında direnen halklara karşı savrulan tehditler emperyalist-kapitalist sistemin çıkışsızlığını ve toplumlara sunacak bir geleceği bulunmadığını açık bir biçimde göstermektedir.</p>
<p>Bölgemiz ve ülkemiz de bu durumdan azade değil. Türkiye’de sermaye düzeni, AKP iktidarıyla birlikte emek üzerindeki tahakkümü daha da arttırmış, işçi sınıfının haklarını adım adım törpülemiş, gençliği patronlara ucuz işgücü olarak sunmuş, kadınları gericilik, sömürü ve şiddet sarmalıyla sindirmeye çalışmıştır.</p>
<p>Sermaye düzeni ve temsilcisi AKP iktidarı ülkemizi emperyalizmin çıkarlarının parçası haline getirmiş, başta Ortadoğu’da gerçekleştirilen katliam ve savaş olmak üzere ABD emperyalizminin ve NATO’nun elini güçlendirmiş, ülkemizi emperyalizme peşkeş çekmiştir.</p>
<p>Türkiye, sermaye düzeni tarafından kötürüm bırakılmış durumdadır. Özelleştirmeler, emperyalist anlaşmalar, başkanlık rejimi Türkiye’yi büyük bir yoksullaşmaya, gericileşmeye, karanlığa sürüklemiştir.</p>
<p>Tüm bu tablonun karşısında emekçilerde, kadınlarda ve gençlikte AKP’nin politikalarına ve düzenin yarattığı sorunlara karşı biriken tepkiler düzen muhalefeti eliyle soğurulmaya, düzenin sahte umutları kurtuluş denilerek pazarlanmaya çalışılmaktadır. Bir taraftan AKP iktidarından demokratik adımlar bekleyen anlayış, diğer taraftan ise yaşanılabilir bir sömürü düzeninden öteye geçemeyen bir değişim vaadi eşitlik ve özgürlük mücadelesini etkisizleştirmekte ve düzenin elini güçlendirmektedir.</p>
<p>Bu gidişatın değişmesi düzenin tüm unsurlarına ve tüm düzen projelerine sırt dönen, bağımsızlıkçı, kamucu, aydınlanmacı bir mücadele programının, yani sosyalist Türkiye mücadelesinin büyümesinden geçmektedir.</p>
<p>1 Mayıs 2026, emperyalizme, sermaye düzenine, gericiliğe bütünlüklü ve güçlü bir yanıtın verilmesi gereken bir gün olarak işçi sınıfının sözünü söyleyeceği bir içerikle kutlanmalı ve NATO’ya, AKP’nin baskı rejimine, sömürü düzenine karşı sosyalizm bayrağı yükseltilmelidir.</p>
<p>BKP, başta İstanbul Taksim olmak üzere, İzmir Gündoğdu ve Ankara Tandoğan 1 Mayıs meydanlarında yerini alacaktır.</p>
<p>Partimiz İşçi sınıfını, kadınları ve gençliği 1 Mayıs’ta emperyalizme, onun savaş örgütü NATO’ya, sermaye düzenine ve AKP’nin baskı politikalarına karşı ayağa kalkmaya, örgütlenmeye ve gücünü göstermeye çağırmaktadır.</p>
<p>Sömürü düzeni son bulacak, emekçiler, kadınlar ve gençler kazanacak!</p>
<p><strong>20.04.2026<br />
</strong><strong>Birleşik Komünist Parti Merkez Komite</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yusuf Tekin Derhal İstifa Etmelidir!</strong></p>
<p>Dün Urfa’da bugün Maraş’ta okullarda yaşanan saldırıların sorumluları bellidir.</p>
<p>Eğitimi yobazların ve patronların insafına terk eden bu çürümüş sistemde hiçbir okul güvenli olamaz.</p>
<p>Okulları gerici tarikatlara sonuna kadar açan, “MESEM” adı altında gençliği patronlara ucuz işgücü olarak peşkeş çeken Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ve tüm sorumlular derhal istifa etmelidir.</p>
<p>Yaşananlar karşısında grev kararı alan Eğitim emekçilerinin kararını destekliyor ve tüm yurttaşlarımızı bu karanlığı omuz omuza dağıtmaya, bu düzene karşı mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz.</p>
<p><strong>BKP Merkez Komitesi</strong><br />
<strong>15.04.2026</p>
<p></strong></p>
<p><strong>BKP: Hüseyin Duman Sosyalizm Mücadelemizde Yaşıyor!</strong></p>
<p>17 Nisan 1999&#8217;da Sosyalist İktidar Partisi&#8217;nin seçim konvoyuna yönelik gerçekleştirilen faşist saldırıda yitirdiğimiz tekstil işçisi yoldaşımız Hüseyin Duman&#8217;ı mezarı başında andık.</p>
<p>Sözümüzü tutacak, sosyalist Türkiye&#8217;yi kuracağız!</p>
<p><strong>Gericilik, Sömürü, Geleceksizlik, Ölüm! Eserinizle Gurur Duyun!<br />
</strong></p>
<p>Dün Urfa’da bir lisede 20 sıra arkadaşımız gerçekleşen bir saldırı sonucu yaralandı. Bu olay sonrasında 2 gün iş bırakma eylemi yapan eğitim emekçilerinin grevde olduğu bugün ise Maraş’ta bir ilkokulda yine bir saldırı sonucunda üç öğrenci bir öğretmen hayatını kaybetti.</p>
<p>Dün Urfa’da bir lisede, bugün ise Maraş’ta bir ortaokulda yaşanan saldırı bize bir kez daha gösteriyor ki bu düzen ve düzenin temsilcileri yine sorumluluk almamaktadır.</p>
<p>Eğitim emekçilerinin taleplerini görmezden gelen AKP, öğretmenlerin karşısına polis barikatı kurarak bu tepkiyi dindirmeye çalışmaktadır.</p>
<p>Okullarımızı tarikatlara açan, öğrencileri patronlara ucuz işgücü diye sunan Tekin, okulların güvenli olduğunu ve tedbirlerin artırılacağını, söylüyor! AKP’nin gençliğe ve eğitime yönelik saldırıları ve baskı politikalarını güçlendirmek için yaşanan saldırıları fırsata çevirme arayışında olduğu görülmelidir.</p>
<p>Yusuf Tekin, öğrencilerin ve öğretmenlerin güvenliğini istiyorsa istifa etmelidir! Tekin’in alacağı tedbir istifa etmesidir!</p>
<p>Gençlik bugün gerici tarikatlarda yaşanan intihar haberleriyle, çocuk işçiliği meşrulaştıran MESEM projesi eliyle katledilerek, okullarda yaşanan saldırılar ve ölümlerle gündeme gelmektedir.</p>
<p>Bu düzende okullar güvenli olamaz. Eğitimi tarikatların ve patronların insafına bırakan, gençliği geleceksizliğe, bağımlılıklara iten, intihara sürükleyen bu düzen değişmelidir!<br />
<strong>Sosyalist Liseliler</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyalist Liseliler MEB Önünde Buluştu: Memleketimiz, Geleceğimiz İçin Buluştuk!</strong></p>
<p>YUSUF TEKİN DERHAL İSTİFA!</p>
<p>İki gündür art arda; önce Urfa’da sonra Maraş’ta gerçekleşen sıra arkadaşlarımızı ve öğretmenlerimizi katleden, yaralayan saldırılar bu düzenin çürümüşlüğünü gözler önüne sermektedir. Bu yaşananlar münferit birer şiddet olayı veya güvenlik zafiyeti kılıfına sığdırılamaz. Yaşananlar göreve geldiği günden bugüne eğitimi gericileştirmekten, tarikat ve cemaatlere alan açmaktan, okulları sermayenin piyasasına teslim etmekten başka hiçbir icraatı bulunmayan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ve onun temsil ettiği AKP iktidarının yarattığı enkazın ta kendisidir. Bu iktidar ve onun eğitim politikaları, biz gençlere ölümden, karanlıktan, geleceksizlikten ve piyasacılıktan başka hiçbir şey vaat etmemektedir.</p>
<p>Bugün karşılaştığımız bu karanlık tablo bizler açısından şaşırtıcı değildir. 12 Eylül darbesi ile başlayan, ülkemizin tüm kamu birikimlerini ve kaynaklarını satmakla, okullarımızı ve üniversitelerimizi ticarethane mantığıyla özelleştirmekle övünen; Türkiye’yi emperyalizme bağımlı bir ucuz işgücü cenneti haline getiren iktidarların politikaları bugün meyvelerini vermektedir. Bu politikaların sadık devamcısı ve uygulayıcısı olan AKP hükümeti, insan hayatını hiçe sayan bir rant ve sömürü sistemi inşa etmiştir.</p>
<p>Tahayyül ettiği rejim dönüşümünü başkanlık sistemi ile yeni bir evreye taşıyan AKP iktidarı kendi ‘dindar ve kindar’ neslini yaratmak, sorgulamayan, düşünmeyen ve itaat eden bir gençlik kuşağı yaratmak için Yusuf Tekin gibi ideolojik bir ismi öne çıkarmıştır. AKP hükümeti ve sadık bakanı Yusuf Tekin okullarımızdaki müfredatın içini boşaltmış, ÇEDES projesiyle okullara imam sokmuş, bizleri tarikatlara teslim etmiştir. Bunun yanında mensubu olduğu sermaye sınıfının karına kar katabilmesi için MESEM projesiyle birlikte ‘meslek öğretme’ adı altında bizleri üretim bantlarında ölüme terk etmiştir.</p>
<p>Bugün ise sıra arkadaşlarımız ve öğretmenlerimiz AKP iktidarının yaratmış olduğu çete düzeni karşısında çaresiz bırakılırken hala hiç kimse sorumluluk üstlenmemekte, yaşam hakları için mücadele veren öğretmenlerimizi ise polis barikatları karşılamaktadır. ‘Tedbir’ adı altında ise gençliğe daha fazla baskı, yasak ve denetim dayatılması gündemdedir. Asıl failleri ve bu cinayetlere zemin hazırlayan politikaları gizlemek için sahneye konulan bu sözde güvenlik önlemleri, canımızı korumayı değil; yan yana gelmemizi engellemeyi amaçlamaktadır. Katillere, çetelere ve tarikatlara sonuna kadar açılan okul kapıları, hakkını arayan öğrenciye ve öğretmenine gelince polis kalkanlarıyla kapatılmaktadır.</p>
<p>Ancak çok iyi bilinmelidir ki bizler; gençliğe geleceksizlik, ölüm ve gericilik sarmalından başka hiçbir şey sunmayan bu çürümüş düzeni değiştireceğiz! Bizlere dayattığınız bu korku iklimine karşı mücadeleyi büyütecek, tek bir sıra arkadaşımızı ve öğretmenimizi daha bu rant ve tarikat düzenine kurban etmeyeceğiz!</p>
<p>Buradan sesleniyoruz:</p>
<p>Bütün bu yaşananlar sizin eserinizdir, Yusuf Tekin derhal istifa etmelidir!</p>
<p>Bugün okullarımızda yankılanan şiddet ve ölüm haberlerinin üzerini örtmenize, hiçbir şey olmamış gibi o koltuklarda oturmanıza izin vermeyeceğiz. Hayatını kaybeden, yaralanan her bir sıra arkadaşımızın ve eğitim emekçisinin hesabını soracak; laik, bilimsel, eşit ve parasız bir eğitimi omuz omuza vererek inşa edeceğiz.</p>
<p>Buradan tüm sıra arkadaşlarımızı bu karanlığı dağıtmaya, geleceğimizi birlikte kazanmaya, Sosyalist Liselilere katılmaya çağırıyoruz!</p>
<p><strong>Sosyalist Liseliler</strong><br />
<strong>16.04.2026</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>SDT: Gençliği Zehirleyen Düzeniniz Batsın!<br />
</strong></p>
<p>Dokuz Eylül Üniversitesi Gazi Ayşe Hanım Kız KYK Yurdunda zehirlenme vakaları artıyor. Son zamanlarda sıkça karşılaşılan zehirlenme vakasına dün gece bir yenisi daha eklendi. Gece saatlerinde onlarca öğrenci zehirlendi.</p>
<p>Akabinde yurdun önünde bekleyen ambulanslar tehdit edilerek ara sokağa çekilmiş, tepki gösteren öğrenciler de soruşturma tehdidiyle korkutulmaya çalışılmıştır. Tüm bunlar olurken yurt müdürü kendisini odasına kilitlemiş, daha sonra polislerin arkasına saklanarak kaçmıştır.</p>
<p>Yapılacak eylemden önce AKP ve onun yurt müdürü gençliğe göz dağı vermek için yurt önüne polis getirmiş, yurdu ablukaya almaya çalışmıştır. Gençliğin örgütlü gücü bu ablukayı dağıtacaktır!</p>
<p>Yandaş yemek şirketleri kârına kâr katarken gençliğe sağlıksız yemekler reva görülmektedir.<br />
Üniversiteli gençliğin kampüslerde, yurtlarda yaşadığı sorunlar, sermaye düzeninden bağımsız düşünülemez. AKP bizleri yurtlarda elektriksiz, susuz bırakmakta, sağlıksız yemeklerle zehirlemekte, güvenlik önlemleri alınmadığı için yurtlarda tacizciler kol gezmektedir. Öte yandan üniversitelerde bilimi tasfiye ederek atanmış rektörleriyle gerici ve sindirilmiş bir gençlik yaratmaya çalışmaktadır.</p>
<p>Üniversiteli gençlik, AKP&#8217;nin yarattığı sorunların kader olmadığının bilincindedir. Gençlik, insanca bir yaşam kurabilmek için mücadele edecek, örgütlü gücüyle bu tabloyu tersine çevirecektir!</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-13-nisan-20-nisan-2026/">Komünist Birlik Haftalık 13 Nisan – 20 Nisan 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 1 Nisan – 7 Nisan 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-1-nisan-7-nisan-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 17:44:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4362</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ukrayna&#8217;dan İran&#8217;a Küresel Güç Mücadelesi Dört yıldır devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Ukrayna, geçen gece Rusya’ya dron sürüsüyle saldırı düzenledi. Rusya’nın en önemli petrol ihracat noktalarından biri olan Novorossiysk Limanı’ndaki Şeşharis terminali hasar gördü ve devre dışı kaldı. Bu sırada Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy önce Türkiye’ye gelip Cumhurbaşkanı ile görüştü; ardından Suriye’ye geçerek Şam’da, eski HTŞ lideri ve Suriye Devlet Başkanı Colani ile toplantı yaptı. Toplantıya Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da katıldı. Ukrayna’yı Batı...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-1-nisan-7-nisan-2026/">Komünist Birlik Haftalık 1 Nisan – 7 Nisan 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ukrayna&#8217;dan İran&#8217;a Küresel Güç Mücadelesi</strong></p>
<p>Dört yıldır devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Ukrayna, geçen gece Rusya’ya dron sürüsüyle saldırı düzenledi. Rusya’nın en önemli petrol ihracat noktalarından biri olan Novorossiysk Limanı’ndaki Şeşharis terminali hasar gördü ve devre dışı kaldı.</p>
<p>Bu sırada Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy önce Türkiye’ye gelip Cumhurbaşkanı ile görüştü; ardından Suriye’ye geçerek Şam’da, eski HTŞ lideri ve Suriye Devlet Başkanı Colani ile toplantı yaptı. Toplantıya Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da katıldı.</p>
<p>Ukrayna’yı Batı emperyalizminin kuklası hâline getirip harap olmasına sebep olan Zelenskiy ile, bölgede direniş ekseninde yer alan ve İsrail’e karşı duran laik ve modern Suriye’yi şeriatçı bir örgütün kontrolüne geçiren Colani, Batı ve İsrail’in kullanışlı piyonlarıdır. Türkiye ise Hakan Fidan nezdinde bu aktörlere ne yazık ki ilk günden itibaren destek olmuş ve olmaya devam etmektedir.</p>
<p>Dünyanın gözlerinin üzerinde olduğu ABD-İran Savaşı tüm hızıyla devam ediyor. ABD Başkanı Trump küstah, küfürbaz ve akıl dışı sözleriyle İran’ı tehdit ediyor. İran ise tüm cesareti ve kararlılığıyla ABD, İsrail ve onun kukla Arap şeyhliklerine karşı mücadele ediyor. “İran medeniyeti bu gece yok olacak” diyecek kadar gerçeklikle bağını yitirmiş Trump, şimdiden İran ve direniş ekseninden sağlam bir tokat yedi. Olası bir kara savaşı durumunda ABD’nin yeni bir Vietnam batağına saplanması ihtimali var. ABD hegemonyasının ağır bir yenilgiyle bölgemizden defolup gitmesi tüm bölge halkları için en hayırlısı olacaktır.</p>
<p><strong>Terör Örgütü NATO Ülkemizden Defol!</strong></p>
<p>4 Nisan 1949 tarihinde, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), geride kalan yıllar boyunca dünya halkları için ölüm, kan ve sömürüden başka bir anlam taşımamıştır. Kuruluşundan itibaren Sovyetler Birliği’ne, yükselen işçi sınıfı mücadelelerine ve sosyalist hareketlere karşı emperyalizmin silahlı bekçiliğini üstlenen NATO; ülkemizde de Gladio ve kontrgerilla örgütlenmeleriyle devrimcileri, yurtseverleri ve emekçileri doğrudan hedef almıştır.</p>
<p>Barış ve güvenlik örgütü yalanlarıyla pazarlanan bu terör örgütü, Sovyetler Birliği’nin çözülüşünün ardından yayılmacı politikalarına hız vermiş; Yugoslavya’dan Afganistan’a, Irak’tan Libya’ya, Suriye’den Ukrayna’ya uzanan kanlı bir hattın baş aktörü olmuştur. Emperyalist tekellerin çıkarları doğrultusunda doğal kaynakların yağmalanması, ülkelerin parçalanması ve milyonlarca insanın yurdundan edilmesi NATO’nun asli görevidir.</p>
<p>Bugün, AKP iktidarının “yerli ve milli” masalları eşliğinde ülkemiz emperyalizmin savaş planlarına daha derinden entegre edilmektedir. Son günlerde gündeme gelen ve gizlilikle yürütülmeye çalışılan NATO Çokuluslu Kolordu Karargâhı (MNC-TÜR) tartışmaları ve İstanbul Boğazı’nda kurulması planlanlandığı söylenen Deniz Unsur Komutanlığı, bu işbirlikçiliğin en somut ve en tehlikeli adımlarındandır. Adana’da NATO’ya bağlı çokuluslu bir karargâh kurma çabası ve Karadeniz’i bir gerilim hattına çevirecek hamleler, Türkiye’nin bağımsızlığına vurulmuş yeni zincirlerdir.</p>
<p>İsrail’in Filistin’de işlediği soykırıma ve bölgedeki siyonist saldırganlığa sözde tepki gösteren iktidar, gerçekte İsrail’in en büyük hamisi olan NATO’nun ülkemizdeki askeri varlığını tahkim etmekte, emperyalist projelere taşeronluk yapmaya devam etmektedir. Ülkemiz topraklarının, limanlarının ve askeri birliklerinin emperyalizmin karakolu haline getirilmesi kabul edilemez. Bu adımlar, Türkiye’yi hedefi ve sonu belli olmayan bölgesel çatışmaların tam merkezine çekmektedir.</p>
<p>Ülkemizin bağımsızlığı, bölgemizin barışı ve emekçi halkımızın güvenliği için savaş örgütü NATO’dan derhal çıkılmalıdır. MNC-TÜR dâhil olmak üzere ülkemizi tehlikeye atan tüm yeni karargâh planları derhal iptal edilmeli, İncirlik ve Kürecik başta olmak üzere bütün yabancı üslere el konulmalı, tüm yabancı askerler kapı dışarı edilmelidir.</p>
<p>Ülkemizi emperyalizme peşkeş çeken sermaye düzenine ve onun işbirlikçi iktidarına karşı bağımsız, sosyalist bir Türkiye mücadelesini yükselteceğiz!</p>
<p>Kahrolsun Emperyalizm, Kahrolsun NATO!</p>
<p><strong>BKP Merkez Komitesi</strong><br />
<strong>04.04.2026</p>
<p>Halkçı Bir Belediyecilik İçin Rant Düzeni Son Bulmalıdır!<br />
</strong></p>
<p>Yerel seçimler sonrasında belediyelere yönelik müdahaleler artarak devam ediyor. Düzen açısından büyük bir rant alanı olan belediyeler AKP iktidarı tarafından yargı ve zor yoluyla adım adım ele geçirilmeye ve düzen muhalefetinin etkisi zayıflatılmaya çalışılıyor.</p>
<p>Yolsuzluk üzerinden siyasi operasyonlarını sürdürmeye çalışan AKP&#8217;nin ise halkın çıkarına hizmet veren bir belediyecilik anlayışına sahip olmadığı, asıl derdinin siyasi ve ekonomik rant arayışı olduğu bilinmelidir.</p>
<p>Yeri geldiğinde kayyumlar üzerinden siyasi koz elde etmeye çalışan AKP, yeri geldiğinde ise muhalefete yönelik algı operasyonları beslemek noktasında adımlar atarak yerel seçimlerde oluşan durumu fiili olarak kendi lehine çevirmeye çalışmaktadır.<br />
Tüm bu durum ise halkın en temel ihtiyaçları noktasında planlama yapan, halkın çıkarını gözeten bir belediyecilik anlayışının rant ve sermaye düzeni hakim olduğu sürece gelişemeyeceğini göstermektedir.</p>
<p>AKP&#8217;nin belediyelere yönelik adımları, en temel kamusal hizmetlerin dahi uygulanması noktasında büyük bir sıkışma yaratmakta ve halkın yaşamını doğrudan etkileyen bir düzlemi yaratmıştır.</p>
<p>Seçme ve seçilme hakkına yönelik saldırıların bir boyutunu oluşturan bu adımların karşısında durulmalı, halkçı bir belediyecilik anlayışının gelişmesinin yolunun sermaye ve rant düzenine karşı mücadeleden geçtiği bilinmelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Enerji Şirketleri Kamulaştırılmalıdır!</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran saldırıları ile birlikte enerji krizi daha da büyüdü ve Türkiye’ye yansıması fiyatlara yapılan artışlar oldu. EPDK’dan yapılan açıklamaya göre, evlerde kullanılan elektriğe yüzde 25 zam yapıldı. Açıklamada örnek olarak &#8220;100 kWh elektrik tüketen bir evin elektrik faturasının 323,8 TL olacağı” belirtildi. Aynı açıklamada BOTAŞ’ın da aylık tarifesini yayınladığı belirtilerek, konut tüketicilerinin kullandığı doğalgaza ortalama yüzde 25 zam yapıldığı duyuruldu.</p>
<p>EMO ( Elektrik Mühendisleri Odası ) hesaplamalarına göre, 4 kişilik bir ailenin aylık 230 kWh asgari tüketimi için ödediği 595,8 TL, bu zamla 744,7 TL’ye çıktı. Nisan 2026 itibarıyla faturanın yalnızca yüzde 15,2’si enerji bedelinden oluşurken, yüzde 74,8’ini dağıtım bedeli oluşturdu. 2022’de faturanın yüzde 22’si olan dağıtım bedeli payının yüzde 75’e yaklaştı. 1 Nisan 2021’de 183,4 TL olan asgari fatura, 5 yılda yüzde 306 artış göstermiş, bu dönemde enerji bedeli yüzde 24,5 artarken, dağıtım bedeli yüzde 880 zamlandı. Dağıtım bedelleri enerji bedeli seviyesinde artsaydı, fatura 744,7 TL yerine 228 TL olacaktı. Aradaki 516 TL’lik fark, dağıtım özelleştirmelerinin yurttaşa yarattığı bir yüktür.<br />
Enerji kâr edilecek ticari mal değildir, barınma ve ısınma hakkının ayrılmaz parçası olarak kamusal bir haktır. En temel ihtiyaçlarımıza erişim hakkımız, üretim ve dağıtım şirketlerinin aşırı kâr hırsı nedeni ile engellenmektedir.</p>
<p>Bu engellenme, kamu hizmeti olan enerjinin özelleştirilmesi ile başlamıştır. Enerji verimlilik ve ucuzluk gerekçeleri ile özelleştirilmiş, alım garantileri verilmiş, kâr hırsı ile fiyatlar şişirilmiş, gıdadan ulaşıma kadar tüm sektörler bu artışlardan etkilenmiş ve bunun faturası halkın üstüne yıkılmıştır.</p>
<p>Üretim ve dağıtım şirketleri tazminatsız kamulaştırılmalıdır. Piyasacı enerji anlayışı terk edilmeli, çevreci bir anlayış ile toplumcu planlama yapılmalıdır. Her hane için temel aydınlatma ve ısınma miktarının ücretsiz sağlanmalı, mevcut borçlar silinmelidir.</p>
<p><strong>DİSK-AR Raporunun Gösterdikleri</strong></p>
<p>DİSK Araştırma Merkezi, Enflasyon Bülteni&#8217;ni yayınladı. DİSK-AR’ın ortaya koyduğu veriler, emekçilerin gelirlerinin sistemli biçimde eridiğini açıkça gösteriyor. Enflasyonun hız kesmeden yükselmesi ve ücretlerin bu artışı karşılayamaması, çalışanların yalnızca refahını değil, temel yaşam koşullarını da tehdit eder hale geldi. Kâğıt üzerinde yapılan ücret artışları, daha işçinin cebine girmeden zamlarla geri alınıyor; vergi kesintileri ve fiyat artışları, emeğin karşılığını görünmez bir şekilde ortadan kaldırıyor. Böylece emekçiler her ay biraz daha yoksullaşırken, ekonomik büyüme söylemi geniş halk kesimleri için somut bir karşılık üretmiyor.</p>
<p>Bu süreç özellikle düşük ve orta gelirli kesimler için çok daha ağır yaşanıyor. Gıda, barınma ve ulaşım gibi zorunlu harcamaların payı arttıkça, emekçilerin yaşam alanı daralıyor; kültür, dinlenme ya da sosyal yaşam gibi ihtiyaçlar lüks haline geliyor. Reel ücretlerdeki gerileme, yalnızca bireysel bir gelir kaybı değil, aynı zamanda emekçi sınıfların toplumsal gücünün de zayıflatılması anlamına geliyor. Ücretlerin enflasyon karşısında korunmaması, emeğin sistemli biçimde değersizleştirilmesi ve krizin yükünün çalışanlara yıkılması sonucunu doğuruyor.</p>
<p>Ortaya çıkan tablo, sorunun yalnızca yanlış ekonomi politikalarından değil, mevcut ekonomik düzenin kendisinden kaynaklandığını gösteriyor. Emekçilerin ürettiği değerin sürekli olarak sermayeye aktarılması, ücretlerin kronik biçimde baskılanması ve krizin maliyetinin çalışanlara yüklenmesi yapısal bir tercihi yansıtıyor. Bu nedenle tartışma, sınırlı düzenlemelerle alım gücünü geçici olarak düzeltmenin ötesine geçmek zorunda. Emekçilerin insanca yaşayabileceği bir gelir düzeyi, ancak üretimden bölüşüme kadar ekonomik ilişkilerin emek lehine yeniden kurulmasıyla, yani düzenin köklü biçimde değiştirilmesiyle mümkün durumda.</p>
<p><strong>Meslek Fabrikası İzmir Halkınındır</strong></p>
<p>İzmir Meslek Fabrikası’nın Vakıflar’a devredilmesi sonrasında tarihi binayı tahliye için sabah saatlerinde gelen yüzlerce polis, baskın yaptılar. Tahliyeye karşı çıkan belediye çalışanları ve İzmirlilere polis saldırısı gerçekleşti.</p>
<p>İzmir halkına, İzmirlilere ait olması gereken Meslek Fabrikası’na; haksız ve hukuksuz bir şekilde el konulmak istendiği açıktır. Uydurma sebeplerle halka ait alanlara, tarihi mekânlara, kentin belleğine uygulanan bu işgal; ne ilk ne de sondur. Ülkemizin kurumlarını kendi siyasi adımları doğrultusunda kullanmaktan çekinmeyen AKP; İzmir Valiliği’ne, adeta bir parti il örgütü gibi görev vermiş ve adımlar atılmıştır.</p>
<p>Belediyelere dönük siyasi operasyonlarına son dönemde hız veren AKP’nin şimdi de ne yapmaya çalıştığı açık. Bu girişilen; işgal, yağma, hukuksuzluk ve açık şekilde İzmir halkına karşı işlenen bir suçtur.</p>
<p>Kamuya ait alanları kamunun elinden almaya çalışmak ancak AKP ve kurumlarının işi olabilir! İzmir halkının asıl sahibi olduğu Meslek Fabrikası; kentimizin değeridir. Zorla, baskınla, işgalle ve hukuksuzlukla mücadelede İzmir halkı susmayacaktır.</p>
<p><strong>İzmir Birlik ve Dayanışma Hareketi</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yalçın Küçük&#8217;e Veda!</strong></p>
<p>Yalçın Küçük; Türkiye sosyalist düşünce tarihinde en özgün ve tartışmalı isimlerinden biri olarak, yalnızca akademik üretimiyle değil, devrimci duruşu ve mücadeleci entelektüel tavrıyla da öne çıkan bir figür haline gelmiştir. Yalnızca en köklü üniversitelerde ders vermiş bir akademisyen değil; aynı zamanda bir mücadele figürü, bir zihinsel uyarıcı ve dönemin siyasal kırılmaları içinde konum alan bir aktör olarak ele alınmalıdır. 12 Eylül’ün getirdiği baskıcı atmosferde içine kapanmayı reddetmiş, düşüncesini pratikle birleştiren bir duruş sergilemiştir. Özellikle Aydın Üzerine Tezler ile Türkiye’de aydın kavramını tartışmaya açmış, ideolojik konumlanmayı kaçınılmaz bir sorumluluk olarak görmüştür.</p>
<p>Yalçın Küçük, Türkiye sosyalist düşünce tarihi içinde özgünlüğü ve keskinliğiyle ayrı bir yerde durur; zaman zaman tartışmalı, yer yer çelişkiler barındıran siyasal pozisyonlarına rağmen devrimci arayışını sürdüren bir figür olarak yer almaktadır. Onun çizgisi, yalnızca teorik üretimle sınırlı kalmamış; Türkiye’nin son altmış yıllık devrimci tarihinin farklı uğraklarında doğrudan ya da dolaylı biçimde yer almıştır. Akademiden uzaklaştırıldığı, yargılandığı ve hapsedildiği dönemlerde dahi geri çekilmemiş; bu süreçleri düşünsel üretiminin bir parçası haline, kendi ifadesiyle bir &#8216;hayat biçimine&#8217; dönüştürmüştür. Planlamacı kimliğiyle kamuculuğu ve devletçiliği savunmuş, tarihsel analizlerinde yerleşik kabulleri zorlamış, siyasal duruşunda ise emek eksenli bir perspektifi ısrarla korumuştur. Bu yönüyle Küçük, yalnızca yazdıklarıyla değil, bedel ödemekten kaçınmayan ve düşünceyi siyasal eylemle bütünleştiren bir aydın olarak hatırlanacaktır.</p>
<p>Bıraktığı miras ve anısı, Türkiye’nin ilerici mücadelesinde ve aydınlık bir gelecek arayışında yaşamayı sürdürecektir.</p>
<p><strong>Birlik ve Dayanışma Gazetesi 9. Sayısı çıktı </strong></p>
<p>Dokuzuncu sayımız “Savaş, Yoksulluk, Katliam: Emperyalizm Yıkım Demektir! Savaş Örgütü NATO Ülkemizden Defol!” manşetiyle alanlarda.</p>
<p>Birlik ve Dayanışma Hareketi’nin, iki haftalık halk gazetesi 9. sayısı ile emekçilerle buluşuyor. Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin dokuzuncu sayısı “Savaş, Yoksulluk, Katliam: Emperyalizm Yıkım Demektir! Savaş Örgütü NATO Ülkemizden Defol!” manşetiyle çıktı.</p>
<p><strong>Memleket ve Gelecek İçin Bu Düzeni Değiştireceğiz!<br />
</strong></p>
<p>İçinde yaşadığımız düzenden, o düzenin yarattığı geleceksizlikten, umutsuzluktan, yoksulluktan, baskı ve hukuksuzluktan hepimiz büyük bir rahatsızlık duyuyoruz. Memleketimiz büyük bir karanlığın içerisine sürüklenmiş durumda. Üniversitelerimiz ve liselerimiz nitelikli eğitimden, doğayı, hayatı, toplumu, tarihi öğreneceğimiz bilimsellikten tamamen koparılmış durumda. Sosyal aktivite adı altında önümüze getirilen etkinlikler ya gerici tarikatlara ya girişimcilik ve kariyer denilerek sermaye sınıfına hizmet ediyor. Milyonlarca genç tüm bu kuşatılmışlığın içerisinde hayatta kalmanın, geleceğini kurmanın, öğrenmenin, yeni hobiler edinmenin, sanatla ilgilenmenin, eğlenmenin arayışında.</p>
<p>Memleketimiz bu noktaya durduk yere ya da tesadüfen gelmedi. Sermaye düzeni ve temsilcisi olan AKP iktidarı ülkemizi adım adım emperyalist projelerin, sömürünün, özelleştirmelerin, gerici tarikat ve cemaatlerin, kadın düşmanlığının pençesine itti. Türkiye&#8217;de AKP&#8217;nin kurduğu rejimin işlemesi için toplumun teslim alınması gerekmekteydi.</p>
<p>İktidara geldiklerinden bu güne çabaları teslim alınmış, boyun eğen, ses çıkartmayan bir ülke yaratmaktı. Bunun başarıya ulaşmasının en önemli koşullarından biri ise gençliğin sindirilmesiydi.</p>
<p>Denediler, her seferinde gençliğin tepkisiyle, eşit ve özgür bir yaşama olan bağlılığıyla karşılaştılar. Memleketimiz büyük Haziran direnişinde, üniversitelilerin ayağa kalktığı büyük eylemlerde, YGS şifre skandalına karşı liseli gençliğin sokakları doldurup taşırmasıyla, 19 Mart&#8217;ta gençliğin baskı ve hukuksuzluğa karşı başkaldırmasıyla bugünlere geldi. Ne üniversiteli ne de liseli gençlik boyun eğdi, teslim oldu.</p>
<p>Teslim olmadık ama bu düzene, emperyalistlere, geleceğimizi avucunda sananlara, bizlere insana yakışmayacak bir yaşamı reva görenlere dur diyecek, memleketi ve geleceğimizi ellerimize alacağımız o mücadeleyi henüz başlatabilmiş durumda değiliz.</p>
<p>Bugün ise dünyanın, bölgemizin, ülkemizin içinden geçtiği süreç bizlere &#8220;hazırlanın&#8221; demektedir.</p>
<p>Ya barbarlık ve haydutluk yükselecek ya insanca bir düzenin kavgasına giden yol güçlendirilecek ve o yol hep birlikte yürünecek.</p>
<p>Ya memleketten ve kendimizden umudumuz kesilecek ya da sömürenlerin, diktatörlerin, halkların düşmanı olan emperyalistlerin tarihte çok kez yenildiğini bilerek, bu ülkenin ilerici birikimine güvenerek sahip çıkacağız memlekete ve geleceğimize.</p>
<p>Eşitlik için, özgürlük için, geleceğimiz için, haklarımız için atılan her adımda, bu toprakların ayağa kalktığı her kesitte içimizde dolan umudu ve gücü birbirimize hatırlatmak, bu gücü diri tutmak ve örgütlülüğe çevirmek durumundayız.</p>
<p>Çağrımız sana.</p>
<p>Korkmadın, yılmadın, boyun eğmedin. Bazen karamsarlığa sürüklendin, çoğu zaman ne kadar için el vermese de düzen partilerinin projelerine ve adaylarına yöneldin. Bunu memlekete ve geleceğine sahip çıkmak için yaptın.</p>
<p>Diyoruz ki:</p>
<p>Umutsuzluğu, karamsarlığı, sahte umutları it elinin tersiyle. Biz buradayız! Emperyalistlere karşı halkların sesi olan da, gericiliğe karşı laikliği haykıran da, sömürü düzenine karşı sosyalizm mücadelesini yükseltenler de bizleriz!</p>
<p>Memleketi ve geleceğimizi kazanmak için bu düzenle büyük bir mücadeleye girişmeye çağırıyoruz ve bu mücadelede senin de sesin olsun istiyoruz.</p>
<p>GÜCÜNÜ GÖSTER!</p>
<p><strong>Sosyalist Liseliler</strong><br />
<strong>Sosyalist Düşünce Toplulukları</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>BKP: Her Şey Emeğin Olacak! </strong><strong>1 Mayıs’ta Taksim’e!</strong></p>
<p>2026 1 Mayıs’ına emperyalist saldırganlığın arttığı, yoksullaşmanın, geleceksizliğin derinleştiği, sermaye düzeninin baskı ve hukuksuzlukla toplumu teslim almaya çalıştığı bir kesitte gidiyoruz.</p>
<p>Emperyalizme, sömürüye, emekçilerin tarihsel kazanımlarına göz diken sermaye düzenine karşı dünya işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ta tüm bu karanlığın karşısında güçlü bir duruşun ortaya konması gerekmektedir.</p>
<p>Birleşik Komünist Parti 2026 1 Mayıs’ında Taksim’de olacak emekçilerin, kadınların ve gençliğin insanca bir yaşam, eşitlikçi bir düzen mücadelesini yükseltecektir.</p>
<p><strong>BKP Merkez Komitesi</strong><br />
<strong>02.04.2026</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-1-nisan-7-nisan-2026/">Komünist Birlik Haftalık 1 Nisan – 7 Nisan 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 24 Mart – 31 Mart 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-24-mart-31-mart-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 18:25:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4358</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Savaş Örgütü NATO’ya En Güçlü Yanıtlardan Birini Türkiye İşçi Sınıfı Vermelidir! 4 Nisan 1949 yılında Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın ardından 12 ülkenin katılımıyla kuruldu. NATO Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği&#8217;nin karşısında, sınıf hareketinin ve sosyalist hareketin yükseldiği ülkelerde açığa çıkan tepkileri Gladio ve kontrgerilla hareketleriyle bastırmak amacıyla hareket etti. Latin Amerika&#8217;dan, Ortadoğu&#8217;ya uzanan bir coğrafyada emperyalist planların hayata geçirilmesinde rol üstlenen NATO &#8220;barış ve özgürlük örgütü&#8221; olarak tanıtılmaya çalışılsa da dünya...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-24-mart-31-mart-2026/">Komünist Birlik Haftalık 24 Mart – 31 Mart 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Savaş Örgütü NATO’ya En Güçlü Yanıtlardan Birini Türkiye İşçi Sınıfı Vermelidir!</strong></p>
<p>4 Nisan 1949 yılında Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın ardından 12 ülkenin katılımıyla kuruldu. NATO Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği&#8217;nin karşısında, sınıf hareketinin ve sosyalist hareketin yükseldiği ülkelerde açığa çıkan tepkileri Gladio ve kontrgerilla hareketleriyle bastırmak amacıyla hareket etti.</p>
<p>Latin Amerika&#8217;dan, Ortadoğu&#8217;ya uzanan bir coğrafyada emperyalist planların hayata geçirilmesinde rol üstlenen NATO &#8220;barış ve özgürlük örgütü&#8221; olarak tanıtılmaya çalışılsa da dünya halkları açısından büyük bir savaş örgütü olarak biliniyor.</p>
<p>Sovyetler Birliği&#8217;nin çözülmesinin ardından ise NATO yayılmacılığı durmamış ve emperyalist projelerin koçbaşı görevini görmüştür. Yugoslavya&#8217;dan Irak&#8217;a, Ukrayna&#8217;dan, Suriye&#8217;ye ve bugün İran&#8217;a uzanan süreçte emperyalist yayılmacılığın sonuçlarını emekçiler ağır bir şekilde ödemekte, yoksulluk, geleceksizlik, gericilik, doğal kaynakların yağmalanması gibi olgular NATO&#8217;nun ve emperyalizmin gerçek yüzünü bir kere daha açığa çıkarmaktadır.</p>
<p>Temmuz ayında NATO zirvesinin Türkiye&#8217;de yapılması planlanmaktadır. Suriye&#8217;nin yıkımının, Gazze&#8217;de gerçekleştirilen katliamın, Küba&#8217;nın ablukaya alınmasının, İran&#8217;a yönelik emperyalist ve siyonist saldırganlığın sorumlusu ve Türkiye&#8217;nin bağımsızlığının karşısındaki en büyük tehdit olan NATO&#8217;nun kirli planları bozulmak durumundadır.</p>
<p>Sermaye düzeni memleketi NATO&#8217;nun ve emperyalistlerin karakolu haline getirmiş vaziyette. AKP iktidarı emperyalizmin ve siyonist saldırganlığın karşısında timsah gözyaşları dökmekte, işbirlikçiliği ise hakkıyla yerine getirmektedir. Türkiye NATO&#8217;dan çıkmalıdır. Ülkemizdeki tüm emperyalist üsler kapatılmalıdır.</p>
<p>Savaş örgütü NATO&#8217;ya en güçlü yanıtlardan birini Türkiye işçi sınıfı vermelidir.</p>
<p><strong>Kızıldere’yi Unutmayacağız</strong></p>
<p>Kızıldere, bu toprakların en ağır bedellerinden biri olarak tarihe kazınmıştır.</p>
<p>Denizlerin idamına karşı yola çıkan, Mahir Çayan ve yoldaşları; Kendi hayatlarını ortaya koyarak yalnızca bir kuşağa değil, gelecek kuşaklara dair de söz söylediler. Kızıldere, teslim olmayanların, boyun eğmeyenlerin ve yoldaşlığın adı olmuştur.</p>
<p>Ama aradan geçen yıllar bizlere gösteriyor ki, korku hâlâ aynı yerde diri duruyor. Dün Kızıldere’ye gitmek, anmak isteyenlerin yolu kesildi. Yol ablukaya alındı, gözaltılarla hafızalar bastırılmak istendi. Ve bir jandarma komutanı çıkıp “Sovyetler Birliği dağıldı arkadaşlar” diyerek, bu anmayı umutsuzlaştırmaya ve değersizleştirmeye kalktı.</p>
<p>“Sovyetler Birliği dağıldı” diyenlere sormak gerekir: Dağıldı da ne oldu? Yurdumuzda ve dünyamızda emek sömürüsü mü ortadan kalktı, yoksa daha da mı derinleşti derinleşiyor? Kadınların sorunları sona mı erdi, yoksa her gün yeniden mi büyüyor? Gençliğin geleceksizliği çözüldü mü, yoksa daha da mı ağırlaştı? Savaşlar bitti mi, yoksa dünyanın dört bir yanında daha pervasız, daha yıkıcı bir hâl mi aldı?</p>
<p>Gerçek şu ki, Sovyetler’in dağılmasının ardından kapitalist-emperyalist düzen dünyada daha da saldırganlaştı. Eşitsizlik büyüdü, emek daha fazla sömürüldü, halkların üzerine daha fazla savaş ve yoksulluk dayatıldı. Ve tam da bu yüzden Kızıldere hâlâ daha hedefte. Çünkü Kızıldere, bütün bunlara karşı “başka bir hayat mümkün” diyenlerin hafızasıdır. Çünkü Kızıldere, korkuya karşı cesareti, yalnızlığa karşı yoldaşlığı ve mücadeledeyi büyütmeye devam ediyor.</p>
<p>Onları anmak, yalnızca geçmişi hatırlamak değildir. Bugün o mücadelenin nerede durduğunu bilmektir. Gözaltılarla, ablukalarla susturulmak istenen de tam olarak budur: Hatırlayan, sorgulayan ve mücadele eden bir halk.</p>
<p>Ama ne yaparlarsa yapsınlar, durduramayacaklar…</p>
<p>On&#8217;lara sözümüz Sosyalist Türkiye!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gazetecilik Susturulamaz: İsmail Arı Tutuklandı</strong></p>
<p>BirGün Gazetesi muhabiri İsmail Arı, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklandı. Gazeteci İsmail Arı, bayram ziyareti için gittiği memleketi Tokat’ın Turhal ilçesinde gözaltına alınıp Ankara’ya getirildi. Özellikle yolsuzluk ve rant haberleriyle iktidarı rahatsız eden genç gazeteci, bir süredir ölüm tehditlerine de maruz kalıyordu.</p>
<p>BirGün Gazetesi Yayın Koordinatörü İbrahim Varlı, İsmail Arı’nın uzun süredir yargı kıskacında olduğunu ve haber yapmaması için tutuklandığının altını çizdi. Hapishaneden gönderdiği yazıda İsmail Arı, “Çok önce kurt kuzuyu yemeye karar vermişti” diyerek bu siyasi davanın tamamen planlı olduğunu ifade etti. Tutuklu gazeteci yazının sonunda kararlılığını şu sözlerle beyan ediyor: “Beni bir beton yığınına da hapsetseler ben yazmaya, konuşmaya devam edeceğim. Çünkü ben gazeteciyim!”</p>
<p>Sözde muhalif bazı gazetecilerin en küçük yargı tehdidinde geri adım attığı ve iktidara, mafya liderlerine güzellemeler yapmaya başladığı şu günlerde, İsmail Arı gibi onurlu gazetecileri savunmak zorundayız. İster içeride ister dışarıda, İsmail Arı yazmaya devam edecek. Bu karanlığın dağıtılacağı, özgür günlerde yazması dileğiyle; susmayacağız, geri adım atmayacağız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İş Cinayetleri ve Cezasızlık<br />
</strong><br />
Patronların ve iktidarın kurduğu vahşi sömürü düzeninin sonuçlarından biri Ravive Kozmetikte yaşanan iş cinayeti/ katliamıdır. Denetimsizlik, kuralsızlık nedeni ile Kocaeli&#8217;nin Dilovası ilçesinde Ravive Kozmetik&#8217;te meydana gelen ve 3&#8217;ü çocuk, 6&#8217;sı kadın olmak üzere 7 kişinin yaşamını yitirdiği patlamaya ilişkin 8&#8217;i tutuklu, 2&#8217;si firari 16 sanığın yargılandığı davanın ilk duruşması 4 gün sürdü. 7 tutuklunun tutukluluk hali devam ederken 1 kişi ise tahliye edildi. Asıl sorumlu olarak görülen Ali Osman Akat için öldürmek suçu istenilen ek savunma talebi ise mahkeme tarafından reddedildi.</p>
<p>İddianamede bazı sanıklar için &#8220;olası kast&#8221; istenirken, bilirkişi raporlarının işaret ettiği ihmaller zinciri, bunun bir &#8220;ihmal&#8221; değil, kâr uğruna alınan bilinçli bir risk (yani cinayet) olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p>Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. tarafından işletilen Eynez ocağında 13 Mayıs 2014’te meydana gelen ve 301 işçinin öldüğü, 162 işçinin yaralandığı iş cinayeti davası da istinaf mahkemesinde görüldü. Sanıklar hakkında “görevi kötüye kullanma” suçundan açılan davaların zaman aşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle düşmesine hükmetti böylece çok sayıda kamu görevlisi hakkındaki dava kapatılmış oldu.</p>
<p>İşçi sağlığı tüm patronlar için ek maliyettir. Bu nedenle iş yeri güvenliğini önemsemezler; denetim yapması gereken kurumlarla kurdukları ilişki yüzünden de herhangi bir sorun yaşamazlar.</p>
<p>Sigortasız, güvencesiz ve çocuk işçi çalıştırarak bir maliyet kalemini daha minimumda tutmaya çalışırlar.<br />
İşçi sağlığı ve güvenliği kurallarını ihlal eden patronlar ile kuralsız ve ağır çalışma koşullarını denetlemeyen kamu görevlileri için caydırıcı cezalar uygulanması gerekirken cezasızlık ile düzenin aynen devamına onay verilmektedir.</p>
<p>Bu düzen emeğin ucuzlatılması ve işçi canının hiçe sayılması üzerine kurulmuştur. Davalar kaçırılmaya, unutturulmaya, kapatılmaya çalışılsa da takipçisi olacak, kaybettiğimiz işçileri unutmayacak, hesabını soracağız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> “Her Şey Emeğin Olacak!” Diyenler Ankara’da Buluştu.</strong></p>
<p>Sermaye düzenine, gericiliğe, emperyalist saldırganlığa karşı insanca bir yaşam ve eşitlikçi bir düzen mücadelesini yükseltme, sınıfın bölünmüşlüğü, emekçilerin düzen içi çözümlere mahkûm edilmesi karşısında birliğin ve dayanışmanın örgütlenmesi hedefiyle yola çıkan Birlik ve Dayanışma Hareketi İstanbul ve İzmir’den sonra Ankara&#8217;daki buluşmasını gerçekleştirdi. “Her Şey Emeğin Olacak!” buluşmalarında emekçiler, kadınlar ve gençler söz aldı, mücadelenin ihtiyaçlarını ve önümüzdeki dönem emekçilerin görevlerini değerlendirdi.<strong><br />
</strong></p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-24-mart-31-mart-2026/">Komünist Birlik Haftalık 24 Mart – 31 Mart 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 17 Mart – 23 Mart 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-17-mart-23-mart-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 17:55:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4349</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni Anayasa; İşbirlikçiliğin, Sömürünün ve Gericiliğin Anayasasıdır! AKP-MHP ve DEM Parti arasında başlayan &#8220;çözüm sürecinin&#8221;, Suriye&#8217;deki emperyalist entegrasyonun ardından Türkiye&#8217;de de anayasa gündemiyle iç içe geçecek şekilde ele alınacağı açığa çıkmış durumdadır. Milli İstihbarat Teşkilatı&#8217;nın PKK’nin feshi ve silah bırakması noktasında yapacağı değerlendirmeyle birlikte yeni anayasa gündeminin değerlendirilmeye başlanacağı, Adalet Bakanlığı&#8217;nın sürece dahil edileceği ve siyasi partilerin görüşlerinin alınacağı geçtiğimiz günlerde ifade edildi. Sermaye düzeninin çıkarları ve emperyalizmin bölgesel adımlarının bir yansıması olarak kurulan Başkanlık...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-17-mart-23-mart-2026/">Komünist Birlik Haftalık 17 Mart – 23 Mart 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0"><br />
Yeni Anayasa; İşbirlikçiliğin, Sömürünün ve Gericiliğin Anayasasıdır!</b></p>
<p data-path-to-node="5">AKP-MHP ve DEM Parti arasında başlayan &#8220;çözüm sürecinin&#8221;, Suriye&#8217;deki emperyalist entegrasyonun ardından Türkiye&#8217;de de anayasa gündemiyle iç içe geçecek şekilde ele alınacağı açığa çıkmış durumdadır.</p>
<p data-path-to-node="6">Milli İstihbarat Teşkilatı&#8217;nın PKK’nin feshi ve silah bırakması noktasında yapacağı değerlendirmeyle birlikte yeni anayasa gündeminin değerlendirilmeye başlanacağı, Adalet Bakanlığı&#8217;nın sürece dahil edileceği ve siyasi partilerin görüşlerinin alınacağı geçtiğimiz günlerde ifade edildi.</p>
<p data-path-to-node="7">Sermaye düzeninin çıkarları ve emperyalizmin bölgesel adımlarının bir yansıması olarak kurulan Başkanlık rejimi; Türkiye&#8217;de emekçiler, kadınlar ve gençlik açısından geleceksizlik, yoksullaşma, gericilik ve sömürü olgularını daha da derinleştirmiştir. Türkiye&#8217;de Başkanlık rejimine ve AKP&#8217;nin baskı politikalarına karşı halkta oluşan tepki, siyasal ve toplumsal alanda AKP&#8217;nin takvimini sekteye uğratmıştır.</p>
<p data-path-to-node="8">Bugün toplumsal anlamda meşruiyetini yeniden tazelemeye çalışan AKP iktidarı, çözümü yeni anayasa gündeminde bulmuş; &#8220;vesayet rejimiyle ve darbe anayasasıyla hesaplaşmak&#8221; kılıfı altında kendi adımlarını meşrulaştırmanın arayışına girmiştir.</p>
<p data-path-to-node="9">Adaletsizlik, hukuksuzluk ve baskı rejiminin adı olan AKP&#8217;nin anayasa yapma ehliyeti bulunmamaktadır. Türkiye&#8217;nin geleceğinin &#8220;demokratik kazanımlar&#8221; denilerek AKP ve faşist MHP&#8217;ye teslim edilmesi kabul edilemez.</p>
<p data-path-to-node="10">Emekçiler, kadınlar ve gençler AKP&#8217;nin oyununu bozmalı ve yeni anayasaya &#8220;hayır&#8221; sesini yükseltmelidir.</p>
<p data-path-to-node="10"><strong>Riyad Zirvesi ve İran’a Yönelik Çifte Standart</strong></p>
<p>18 Mart günü Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da, 12 ülke İran’daki ve Orta Doğu’daki gelişmelere ilişkin bir toplantı gerçekleştirdi. Türkiye’yi temsilen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın katıldığı toplantıda yer alan ülkeler şunlardı: Türkiye, Azerbaycan, Bahreyn, Mısır, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan, Suriye ve Birleşik Arap Emirlikleri.</p>
<p>&#8220;Arap ve İslam Ülkeleri Dışişleri Bakanları Toplantısı&#8221; olarak haberleştirilen toplantı sonrasında ülkeler ortak bir açıklamada bulundu. Açıklamada, “İran saldırılarını kınadıklarını ve reddettiklerini” teyit eden ülkeler, İran’a “Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesi uyarınca kendilerini savunma hakkına sahip olduklarını” ifade ederek uyarıda bulundu. Ayrıca, “İran’ın topraklarına yönelik hain saldırıları durdurmak için gerekli meşru tedbir ve uygulamaların benimsenmesini” kararlaştırdılar. İsrail’le alakalı ise “Lübnan’a yönelik saldırganlığını ve bölgedeki yayılmacı politikasını” kınamak dışında bir ifade yer almadı.</p>
<p>Tahran’la müzakereler devam ederken ABD’nin İran’a yönelik saldırılarını kınayan bir ifade yer almıyor. İran’ın dini lideri Hamaney’e ve diğer üst düzey isimlere yönelik suikastlara da değinilmiyor. Yüzlerce kız çocuğunun öldürüldüğü saldırıdan ise hiç bahsedilmiyor. Açıklamalarda, sanki bu savaşı İran başlatmış gibi bir hava hâkim.</p>
<p>Amerikan emperyalizminin ve İsrail siyonizminin çizgisinde hareket edenler, ABD ve İsrail’i göstermelik de olsa kınayamıyor. Çünkü ABD ve İsrail’in bu savaşı kaybetmesi, onların da iktidarlarını sarsacak. İran ise tüm zorluklara rağmen ABD’ye ve İsrail’e karşı direnerek halklara umut veriyor. ABD, İsrail ve onların kukla iktidarları bölgemizden sökülüp atılmadan, ne yazık ki halklara huzur yok.</p>
<p><strong>Gazetecilik Suç Değildir!</strong></p>
<p>İsmail Arı’nın tutuklanması, yalnızca bir gazetecinin susturulması değil; emekçi halkın gerçekleri öğrenme hakkına yönelmiş açık bir müdahaledir. Sermaye düzeni, kendi çıkarlarını korumak için gerçeği açığa çıkaran her sesi bastırmaya çalışırken, basın da bu mücadelenin en kritik alanlarından biri haline geliyor. Bu tutuklama, düzenin eleştiriye tahammülsüzlüğünün ve iktidarını korumak için baskı araçlarını nasıl devreye soktuğunun somut bir örneğidir.</p>
<p>Bugün gazetecilik faaliyetlerinin suç sayılması tesadüf değildir; bu, sınıfsal bir tercihtir. Egemenler, kendi düzenlerini sorgulayan, yolsuzlukları ve sömürü ilişkilerini ifşa eden kalemleri hedef alarak toplum üzerindeki ideolojik hegemonyalarını sürdürmeye çalışır. İsmail Arı’ya yönelik bu hamle de, bağımsız ve muhalif seslerin sistematik biçimde bastırılmasının bir parçasıdır. Çünkü gerçeklerin yayılması, sömürü düzeninin en büyük korkusudur.</p>
<p>İsmail Arı’nın tutuklanması, emekçi halkın örgütlü mücadelesinin ve dayanışmasının ne kadar hayati olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Gerçeklerin peşinden giden her gazeteciye yönelik saldırı, aslında halkın bilinçlenmesine karşı bir saldırıdır ve buna verilecek yanıt da daha fazla dayanışma, daha fazla örgütlenme olmalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bu Karanlık Dağıtılacak, Halk Kazanacak!</strong></p>
<p>AKP’nin siyasal ve toplumsal alana yönelen saldırılarından biri olan, seçme ve seçilme hakkının açıktan gaspı anlamına gelen İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve tutuklanmasının ardından başlayan büyük eylemliliklerin üzerinden bir yıl geçti.</p>
<p>Sermaye düzeni, AKP iktidarı ile birlikte yıkıcı bir dönüşümü gerçekleştirmiş, bu dönüşüm işbirlikçiliği, sömürüyü, gericiliği daha fazla pekiştirmiş, Türkiye’nin direnç noktaları baskı ve zor yoluyla sindirilmeye çalışılmıştır.</p>
<p>Toplumda düzene karşı biriken tepkinin kent meydanlarından üniversitelere, işyerlerinden liselere kadar tekrardan açığa çıktığı 19 Mart eylemlilikleri; emekçilerin, kadınların, gençliğin AKP tarafından teslim alınamayacağını, eşitlik ve özgürlüğe duyulan özlemi göstermesi açısından büyük bir önem taşımaktadır.</p>
<p>Aradan geçen bir yılda AKP iktidarı, bir yandan düzen muhalefetini zayıflatmayı hedefleyen bir stratejiyi hayata geçirmiş, diğer yandan ise Ortadoğu’da gerçekleşen emperyalist müdahalenin parçası olup içeride “çözüm süreciyle” kendine meşruiyet zemini yaratmayı hedeflemiştir. Üniversitelere yönelik baskıyı artırmış, emekçilere sefalet ücretini reva görmüş, 19 Mart’ta başlayan iktidar karşıtı hareketin etkilerini hem “açılımlarla” hem de baskı ve zor yoluyla kırmayı hedeflemiştir.</p>
<p>Tüm bu tabloda CHP, Türkiye halkının AKP karşısındaki duruşunu ve mücadelesini seçim eksenine hapsetmenin arayışına girmiş, adaylık tartışmaları başta olmak üzere emekçilerin mücadelesini soğurmuştur. DEM Parti ise AKP ve MHP ile “çözüm süreci”ni başlatarak, meşruiyetini yitirmiş siyasi iktidara can suyu taşımıştır.</p>
<p>Türkiye’de emekçilerin, kadınların ve gençlerin kurtuluş mücadelesine yanıt veremeyen düzen içi arayışların Türkiye’de bağımsızlık, laiklik, eşitlik ve özgürlüğü hakim kılmak bir yana AKP’den en ufak hesap dahi soramayacağı ortadadır.</p>
<p>Türkiye, düzenin tüm güçleriyle NATO’culuğa, sermayeye, gericiliğe teslim edilmiştir.</p>
<p>Türkiye sosyalist hareketinin sıkışması, muhalefet çizgisinin ötesine geçemeyen bir ufuk sergilemesi, CHP ve DEM Parti’nin salınımlarına ve siyasal pozisyonuna göre şekillenen bir yaklaşıma hapsolması bugün toplumda sermayeye, gericiliğe ve emperyalist işbirlikçiliğe karşı biriken tepkinin de açığa çıkamamasına neden olmaktadır.</p>
<p>Birleşik Komünist Parti, tüm bu tablonun karşısında duran, insanca bir yaşam ve eşitlikçi bir düzenin özlemini duyan, memleketin sömürüye, gericiliğe, işbirlikçiliğe teslim edilmemesi gerektiğini düşünen tüm emekçileri, kadınları ve gençleri 19 Mart’ın birinci yılında sosyalizm mücadelesine güç vermeye, örgütlü mücadeleyi yükseltmeye çağırmaktadır.</p>
<p>Bu karanlığı emekçilerin örgütlü gücü, kadınların insanca yaşam mücadelesi, gençliğin gelecek mücadelesi dağıtacaktır.</p>
<p>Türkiye, AKP karanlığına da, emperyalizmin üslerine de, sermayenin yağmasına da teslim olmayacaktır.</p>
<p>Bu karanlık dağıtılacak, halk kazanacaktır.</p>
<p><strong>BKP Merkez Komitesi</strong><br />
<strong>18.03.2026</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Halklar Kazanacak, Emperyalistler Yenilecek!</strong></p>
<p><strong>Bijî Newroz! Yaşasın Newroz!</strong></p>
<p>Memleketimizde ve Ortadoğu’da Newroz, binlerce yıldır birçok halkın baharın gelişi olarak kutladığı bir bayram olmanın ötesine geçerek; zulme ve sömürüye karşı direnişin, eşitliğin ve özgürlük mücadelesinin günü olmuştur. Newroz’u mevsimsel bir geçiş olmaktan çıkaran, Kürt emekçilerinin zulme ve baskıya karşı eşitlik ve özgürlük mücadelesini Newroz ateşinde yükseltmesidir.</p>
<p>Bugün bölgemizde halklar, Newroz’u haydut ABD ve İsrail saldırıları altında karşılamaktadır. Ülkemizde sermaye sınıfı ve onun siyasi temsilcisi AKP iktidarı da bu saldırganlığa destek olmaktadır. Bölgede yaşayan halklar, ülkemizdeki Türk ve Kürt emekçiler; gerçek baharı getirmek, katliamlara ve sömürü düzenine son vermek için ayağa kalkmalıdır.</p>
<p>Emperyalizm bugün dizginlerinden boşalmış bir şekilde dünyaya saldırmakta, derinleşen krizini savaşla aşmaya çalışmaktadır. Ortadoğu’da bugün tanık olduğumuz tablo, bu saldırganlığın halkları köleleştirip esir alma çabasından başka bir şey değildir. İsrail’in Filistin’de sürdürdüğü vahşi soykırım ve Lübnan’da adım adım sürdürülen işgal, emperyalist barbarlığın en kanlı yüzüdür. Suriye’de cihatçı çetelerin iktidara taşınması, bölge halkları için özgürlük değil, ancak yeni bir kölelik ve orta çağ dayatması anlamına geldiğini açıkça göstermiştir. ABD ve İsrail’in haftalardır İran’a karşı gerçekleştirdiği saldırılar ve katliamlar da bu sürecin bir devamı olarak görülmelidir.</p>
<p>Bölgemizde yaşanan yıkımın gölgesinde, ülkemizin ve Ortadoğu’nun en önemli sorunlarından birisi olan Kürt sorunu, uzun bir süredir emperyalizmin müdahalesi altında yeni bir aşamaya geçmiştir. Bu sorun artık uluslararası bir başlık olarak, bütünüyle emperyalist aktörlerin kararlarının ve politikalarının belirleyiciliği altına girmektedir.</p>
<p>Kürt siyaseti, emperyalizmin bölgedeki müdahalelerinden doğacak boşluklara yerleşmeyi bir fırsat olarak görmüş; bunları karşısına almak yerine emperyalizmle bölgede siyasi, ekonomik ve askerî ittifaklar kurma yoluna gitmiştir. Irak’ta Barzani yönetimiyle başlayan bu süreç, günümüzde diğer Kürt siyasi aktörlerini de bu ittifakın bir parçası haline getirmiştir. Suriye’de yaşanan emperyalist dönüşümde PYD, ABD’nin vekil gücü konumuna gelmiş; cihatçıların iktidara taşınmasıyla birlikte ise ABD’nin çizdiği sınırlara geri dönmek zorunda kalmıştır.</p>
<p>İran’a dönük müdahalelerde ABD ve İsrail, Kürt yoksullarını ve emekçilerini kendi emperyalist saldırganlıklarına ve yarattıkları yıkıma ortak etmek istemektedir. Kürt halkının baskıya, zorbalığa ve halklar arasındaki eşitsizliğe karşı sürdürdüğü onurlu mücadeleyi, kendi egemenlik savaşlarının mezesi haline getirmeye çalışmaktadırlar. Eşitliğin ve özgürlüğün, ancak emperyalizme karşı verilecek kavgayla kazanılabileceği açıktır. Bugün bölgeyi kan gölüne çevirenler, halkların eşitlik ve özgürlük arayışını kendi egemenlik savaşlarında boğmaya çalışmaktadır.</p>
<p>Ülkemizin tarihsel bir gerçeği olan Kürt sorunu üzerinden, bölgedeki bu emperyalist dönüşümle bağlantılı olarak siyasi iktidar tarafından yeni bir süreç başlatılmıştır. Yıllardır Kürt siyasetçileri tutuklayan, belediyelere kayyum atayan, Kürt sorununu reddeden Cumhur İttifakı; bölgede yaşanan yıkımı gerekçe göstererek “iç cepheyi tahkim etmek” adına yeni bir manevra alanına yönelmiştir.</p>
<p>Gerici sermaye düzeni Kürt sorununu, vesayet rejimi tezlerine, dış güçler hamasetine, beka sorunu söylemlerine yaslanarak ele almakta; özünü ise gizlemektedir. AKP iktidarı Kürt sorununun varlığını dâhi kabul etmemekte, bu sorunu “Terörsüz Türkiye” olarak tanımlamaktadır. Yeni başlayan süreç ABD ve İsrail’in bölgeyi şekillendirme planlarıyla çakışmaktadır. AKP iktidarı yıllardır sürdürdüğü baskı, zorbalık ve açılımlar ile Kürt siyasi hareketini sermaye düzenine eklemlemeye çalışmaktadır. Kürt siyasi hareketi, iktidarın ve düzenin niyet ve isteklerini bilerek yeni başlayan bu sürecin bir parçası olmuştur.</p>
<p>Kürt siyaseti; emperyalizmle kurduğu yapısal ilişkilerle ve iktidarla başlattığı çözüm süreciyle, kendi kaderini düzen içerisinde aramaktadır. Emperyalistlerle kurulan ilişkinin emekçi halkın çıkarına olmadığı, tarihsel ve güncel yıkımlarla açık bir şekilde ortadadır. Filistin, Lübnan, Suriye ve İran gibi ülkelerde emperyalist müdahalelerin ve saldırganlığın sonucu olarak yaşanan yıkımlar gözler önündedir. Bu düzen emekçilere sömürü, yoksulluk ve halklar arasında düşmanlıktan başka bir şey vadetmiyor.</p>
<p>Sermaye, emperyalizm ve gericilik ile mücadele edilmeden Kürt sorununda gerçek çözümün ortaya çıkmayacağı son derece açıktır.</p>
<p>Kürt emekçileri; ne AKP’nin emek düşmanı, gerici ve işbirlikçi rejimine, ne sermaye düzenine eklemlenmeye; ne de emperyalizmin çıkarlarına mahkûmdur. Yıllardır tüm baskıya, katliamlara rağmen Kürt emekçilerinin gerçek kurtuluşu; ucuz işgücü olarak kendisine ikinci sınıf vatandaşlığı reva gören sömürücülere karşı sınıf temelli bir mücadele hattı örmekten geçmektedir. Kürt emekçilerin yıllardır gasbedilen ulusal ve demokratik hakları, ancak sömürüsüz ve sınıfsız bir toplumsal düzen talebiyle birleştiğinde gerçek anlamını kazanacaktır. Dünya halklarını boyunduruk altına alan emperyalizme başkaldırmak, gerçek barışın ve özgürlüğün yegâne yoludur. Bunun için Türk, Kürt ve Arap bütün emekçilerin, Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren emperyalizme ve gericiliğe karşı ortak bir mücadele hattı kurması tarihsel bir zorunluluktur.</p>
<p>Kürt sorununda onurlu, eşit ve kalıcı çözümün yolu; istibdat rejimine karşı Türkiye’nin ilerici güçleriyle ortaklaşarak laik, kamucu, bağımsız ve sosyalist bir Cumhuriyet’i kurmaktan geçmektedir. Kürt emekçilerinin barış ve özgürlük arayışının somutlandığı Newroz ateşinin, bugün emekçilerin birliğine düşman olan emperyalizmi ve gericiliği sarması dışında başka bir seçenek bulunmamaktadır. Eşitlik ve özgürlük mücadelesinin karşılığı, ancak ve ancak bu sömürü düzenine karşı birlikte verilecek sosyalist cumhuriyet kavgası ile alınacaktır.</p>
<p>Baskıya, zulme ve esarete karşı direnişin adı olan Newroz; başta Türk ve Kürt emekçileri olmak üzere ülkemizdeki tüm halklar için kutlu olsun. Türk ve Kürt emekçileri yeni bir ülkede, sosyalist bir cumhuriyette eşit, özgür ve kardeşçe yaşayacaktır!</p>
<p>Yaşasın Halkların Kardeşliği!</p>
<p>Yaşasın Sosyalizm!</p>
<p>Bijî Newroz!</p>
<p>Yaşasın Newroz!</p>
<p><strong>BKP Merkez Komitesi</strong><br />
<strong>21.03.2026</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Memleketi Kurtarmak ve Geleceği Kazanmak İçin: Üniversitelerde Sosyalizmin Sesini Yükseltelim!</strong></p>
<p>Geçtiğimiz yıl İBB başkanı Ekrem İmamoğlu’ nun tutuklanmasının ardından başlayan 19 Mart eylemleri bugün birinci senesini doldurdu.</p>
<p>Bir yıl önce Beyazıt Meydanı’nda o sarsılmaz görünen barikatın gençliğin iradesiyle aşılmasıyla Türkiye’nin dört bir yanına yayılan bu dalga, kuşkusuz sadece bir siyasi figüre yönelik tutuklama kararına verilen anlık bir tepki değildir. Bu eylemlilik, AKP iktidarının on yıllardır sistematik bir biçimde yürüttüğü, gençliği baskı ve korku politikalarıyla teslim alarak kendi gerici ideolojik kalıplarına hapsetme girişimine karşı birikmiş bir öfkenin dışavurumudur. İktidara geldiği günden bu yana kendi &#8220;makbul&#8221; genç neslini yaratma sevdasındaki AKP hükümeti; üniversiteleri, sokakları ve meydanları birer terbiye merkezine dönüştürmek istemiş, gençlerin bugününü ve yarınını çalarak bunları altın tepsilerde kendi yandaşlarına, sermaye gruplarına ve tarikat ağlarına peşkeş çekmiştir.</p>
<p>Gençlik ise bu kuşatılmışlığa karşı cevabını Beyazıt’ta barikatları aşarak, ODTÜ’de kampüslerine sokulan ve insanlık onurunu hiçe sayan kolluk kuvvetlerine diz çökmeyerek vermiştir. Gençliğin seçme ve seçilme hakkının gasbına, baskıya, adaletsizliğe, geleceksizliğe karşı ayağa kalkışı tüm memlekette büyük bir umut yaratmıştır.</p>
<p>Bu direnişin üzerinden henüz bir yıl bile geçmemişken, AKP iktidarının saldırıları derinleşmiştir. Erdoğan ve atanmış rektörleri, üniversitelerimizi asıl sahipleri olan bizlere, yani öğrencilere fiilen kapatmış durumdadır. Eylemlere katılan sıra arkadaşlarımızın bursları kesilmekte, haklarında sonu gelmez disiplin soruşturmaları açılmakta ve üniversitelerdeki mücadelemiz kriminalize edilmektedir. Belediyelerden medya organlarına kadar uzanan kayyum atamalarıyla halk iradesi gasp edilirken; gerçeğin peşindeki gazeteciler ve sendika başkanları birer birer hapse atılmaktadır. Ülkemizdeki geleceksizlik ve geçim kaygısı artık katlanılamaz bir seviyeye ulaşmış, gençliğin hayalleri kaçış arayışıyla veya güvencesiz iş kollarında sönüp gitmiştir. Tüm bunların ötesinde Türkiye, Ortadoğu’da emperyalizmin sadık bir ileri karakolu olarak konumlandırılarak ABD ve NATO’nun kanlı planlarına ortak edilmiştir.</p>
<p>Bu cendereden çıkışın tek yolu, geleceğimizi düzen partilerinin bizleri sıkıştırdığı dar alanlara hapsetmeden, kimsenin iki dudağı arasından çıkacak sahte umutlara bel bağlamadan yürütülecek örgütlü mücadeledir. Bu mücadele ise eşitliğin ve özgürlüğün iktidarını kuracak olan sosyalizmdir.</p>
<p>Bugün bizlere düşen görev açıktır: Beyazıt’ta barikatları yıkan iradeyi büyütmek ve süreklileştirmek, onu örgütlü bir güce dönüştürerek kampüslerde, meydanlarda ve hayatın her alanında yeniden üretmektir. Çünkü ancak süreklilik kazanan bir mücadele bu düzenin yarattığı karanlığı dağıtabilir. 19 Mart ise yalnızca geçmişin bir hatırası değil, bugünün mücadelesi ve yarının habercisidir ve o yarın ancak mücadele edenlerin ellerinde yükselecektir.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki; korku duvarı bir kere yıkılmış, yolumuz açılmıştır!</p>
<p>Sosyalist Düşünce Toplulukları, tüm üniversiteli gençliği emperyalizme, gericiliğe ve sermaye düzenine karşı Sosyalist Türkiye mücadelesini yükseltmeye ve örgütlü mücadeleye katılmaya çağırmaktadır.</p>
<p><strong>Sosyalist Düşünce Toplulukları</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyalist Liseliler: Bu Karanlık Dağılacak!</strong></p>
<p>Geçtiğimiz yıl AKP’nin seçme ve seçilme hakkına yönelik saldırılarından biri olan İBB davası kapsamında Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla birlikte ortaya çıkan eylemlerin birinci yıl dönüme girerken liseli gençlik olarak “Bu karanlık Dağılacak, Halk Kazanacak!” diyoruz.</p>
<p>Türkiye’de geniş emekçi ve gençlik kesimlerinin yer aldığı bu eylemler temelinde AKP’nin halk düşmanı politikalarına ve sermaye düzenine karşı biriken tepkinin uzun bir aradan sonra tekrardan ortaya çıkması ve korku duvarını yıkmasıyla sonuçlandı.</p>
<p>Emekçilerin, kadınların, gençliğin; yoksulluğa, gericiliğe, geleceksizliğe karşı ayağa kalktığı 2025 bahar eylemlerine bizler ise ilerici öğretmenlerimizin tasfiyesiyle birlikte okullarımızda ve meydanlarda kitlesel eylemlerle “liseliler ayakta!” diyerek mücadeleyi ve umudu yükseltmiştik.</p>
<p>AKP ve sermaye düzeni bugün ülkemizde karanlığı yükseltmeye, sömürüyü derinleştirmeye, hukuksuz adımlara ve halk düşmanı politikalarına devam ediyor.</p>
<p>Liselerimiz de bunlardan bağımsız kalmıyor; ÇEDES’le okullarımız gerici karanlığa boğulurken, 2 milyon liseli sömürü çarkları arasında patronlara teslim ediliyor.</p>
<p>Sadece geçtiğimiz yıl 94 sıra arkadaşımızı katleden projeyi istihdam diyerek meşrulaştıran MESEM’ci Bakan Tekin ise hâlâ Milli Eğitim Bakanı olarak anılabiliyor.</p>
<p>AKP bütün bu adımları atmaya devam ederken ayağa kalktığımız günleri unutmuşa benziyor!</p>
<p>AKP’ye karşı biriken tepkinin ortaya çıktığı bahar eylemlerinin üzerinden bir yıl geçmişken emekçilerin, kadınların ve biz gençlerin mücadelesi devam ediyor, AKP’ye ve sermaye düzenine olan tepki ise birikmeye devam ediyor.</p>
<p>Bugün ülkemizde ve liselerimizde laiklik, bağımsızlık, emek mücadelesinin ise eteğe kemiğe bürünmesi programlı ve örgütlü bir eksende mücadelenin örülmesinde geçmektedir.</p>
<p>Bütün sıra arkadaşlarımızı bu karanlığı dağıtmaya, bu köhne düzeni yıkmak için Sosyalist Liseliler saflarında eşitlik ve özgürlük mücadelesini yükseltmeye çağırıyoruz!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> “Her Şey Emeğin Olacak!” Diyenler Ankara&#8217;da Buluşuyor!</strong></p>
<p>Emeğiyle, alın teriyle, onuruyla yaşayan, yaşamak için direnen işçiler, kadınlar, gençler olarak Ankara’da bir araya geliyoruz.</p>
<p>Kuruluşu ilan edilen Birlik ve Dayanışma Hareketi’nin buluşmasında yan yana gelerek eşitlik, özgürlük, laiklik ve adalet mücadelemizi bir kez daha yüksek sesle ilan edeceğiz.</p>
<p>Patronların, tarikatların, çetelerin değil; Her şey emeğin olacak!</p>
<p>Ankara<br />
29 Mart Pazar &#8211; 15.00<br />
Bambu Sahne, Çankaya</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-17-mart-23-mart-2026/">Komünist Birlik Haftalık 17 Mart – 23 Mart 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 10 Mart – 16 Mart 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-10-mart-16-mart-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 17:23:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4342</guid>

					<description><![CDATA[<p>Emperyalist Kuşatma ve Siyonist Saldırganlığa Karşı: Ortadoğu&#8217;da Direniş ve Mücadele ABD emperyalizmi ve siyonist İsrail’in 28 Şubat&#8217;ta İran’a yönelik başlattığı savaş ve buna karşılık İran&#8217;ın İsrail ile Körfez&#8217;deki ABD üslerine düzenlediği misilleme saldırıları 18&#8217;inci gününe girdi. Ortadoğu&#8217;yu bir kez daha kan gölüne çeviren bu saldırganlık, bölgedeki çatışma dinamiğini tehlikeli bir boyuta taşımıştır. Savaş aygıtını aralıksız çalıştıran ABD-İsrail ekseni, bölgesel hegemonyasını tesis etmek adına boyun eğdiremediği ülkeleri ve halkları topyekûn bir ateşe atmaktan çekinmediğini bir kez...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-10-mart-16-mart-2026/">Komünist Birlik Haftalık 10 Mart – 16 Mart 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
Emperyalist Kuşatma ve Siyonist Saldırganlığa Karşı: Ortadoğu&#8217;da Direniş ve Mücadele</strong></p>
<p>ABD emperyalizmi ve siyonist İsrail’in 28 Şubat&#8217;ta İran’a yönelik başlattığı savaş ve buna karşılık İran&#8217;ın İsrail ile Körfez&#8217;deki ABD üslerine düzenlediği misilleme saldırıları 18&#8217;inci gününe girdi. Ortadoğu&#8217;yu bir kez daha kan gölüne çeviren bu saldırganlık, bölgedeki çatışma dinamiğini tehlikeli bir boyuta taşımıştır. Savaş aygıtını aralıksız çalıştıran ABD-İsrail ekseni, bölgesel hegemonyasını tesis etmek adına boyun eğdiremediği ülkeleri ve halkları topyekûn bir ateşe atmaktan çekinmediğini bir kez daha göstermiştir.</p>
<p>Bu emperyalist saldırganlığın son hedefi, egemenliği hiçe sayılan ve uluslararası hukuk kuralları pervasızca çiğnenen Lübnan olmuştur. Filistin&#8217;de yürüttüğü soykırım sürecinde katliamlarına hız kesmeden devam eden İsrail, İran&#8217;a karşı başlatılan savaşın yarattığı atmosferi fırsat bilerek Lübnan işgalini devreye sokmuştur. Hizbullah&#8217;ın silahsızlandırılması bahanesiyle başkent Beyrut&#8217;a yönelik yıkıcı hava saldırıları düzenleyen İsrail ordusu, &#8220;kısıtlı ve hedefli&#8221; kılıfı altında Lübnan&#8217;ın güneyine yönelik bir kara harekâtı başlatarak ülkeyi fiilen işgal etmektedir.</p>
<p>İsrail yönetimi bu vahşi saldırıları Lübnan tarafından ateş açıldığını gerekçe göstererek meşrulaştırmaya çalışsa da gerçekler farklıdır. İşgal ordusunun Güney Lübnan&#8217;daki birçok mahalle ve başkent Beyrut’un belirli bölgeleri için art arda yayınladığı tahliye kararları bölgede derin bir insani krize yol açmış, yaklaşık 800 bin kişi evlerini terk etmek zorunda kalarak yerinden edilmiştir. Geniş çaplı bu saldırılar, saldırının anlık bir kararla değil, Ortadoğu&#8217;yu yeniden dizayn etmeye dönük uzun vadeli ve sistematik bir savaş planının parçası olduğunu kanıtlamaktadır.</p>
<p>İnsanlık önemli bir kırılmayla karşı karşıyadır. Emperyalist kuşatma ve siyonist saldırganlığa karşı ayağa kalkılmalıdır. ABD ve İsrail’in haydutluğuna karşı anti-emperyalist mücadele yükseltilmelidir.</p>
<p>Emperyalizm Ortadoğu’dan derhal kovulmalıdır. Bölge halkları kendi geleceğini kendi ellerine almalı; yerli işbirlikçiliğe, emperyalist manipülasyonlara, sömürüye, yoksulluğa ve savaşa karşı eşitlik ve özgürlük mücadelesini büyütmelidir.</p>
<p><strong>Türkiye Emperyalizme ve Siyonizme Kalkan Yapılamaz!</strong></p>
<p>ABD&#8217;nin ve siyonist İsrail rejiminin İran&#8217;a yönelik saldırıları 18. gününde devam ederken Ortadoğu büyük bir yıkıma ve kaosa sürüklenmiş durumda. ABD ve Siyonist İsrail rejimi Ortadoğu&#8217;yu büyük bir yıkıma ve kaosa sürüklemiş durumda.</p>
<p>Emperyalist haydut Trump ise hâlâ &#8220;dünyayı nükleer saldırıdan korumak&#8221;, &#8220;İran&#8217;ın Ortadoğu&#8217;yu ele geçirme planlarını bozmak&#8221; söylemleriyle savaşı meşrulaştırıyor ve emperyalizmin gözü dönmüşlüğünü bir kere daha gözler önüne seriyor.</p>
<p>Emperyalizm, İran&#8217;ın Körfez ülkelerini hedef aldığı yalanıyla birlikte Türkiye&#8217;nin de İran&#8217;ın hedefinde olduğunu ifade ederek NATO&#8217;nun Türkiye&#8217;deki etkisini artırma arayışında. NATO savunma sistemlerinin düşürdüğü mühimmatlar üzerinden yürütülen kirli propaganda Kürecik Radar Üssü&#8217;nün güvenliği için ABD Patriot&#8217;larının kurulmasıyla sonuçlanmış durumda.<br />
AKP iktidarı ise sözde İran&#8217;a, Lübnan&#8217;a ve Ortadoğu&#8217;ya yönelik saldırganlığı kınarken, gerçekte ise emperyalizmin bölgedeki etkisini artıracak ve askeri varlığını güçlendirecek adımlar atmaya devam ediyor.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin güvenliği, ülkemizin ABD üslerine peşkeş çekilmesiyle, NATO&#8217;yla, ya da AKP iktidarının izlediği işbirlikçi ve yeni-Osmanlıcı politikalarla sağlanamaz. Türkiye, emperyalizme ve Siyonist İsrail rejimine kalkan yapılamaz.</p>
<p>Bugün emekçilerin, kadınların ve gençliğin bağımsızlık mücadelesini yükseltmesi gerekmektedir. Yoksulluğun, geleceksizliğin, gericiliğin emperyalizmden, onun işbirlikçi sermaye düzeninden beslendiği bilinmelidir. Türkiye NATO&#8217;dan çıkmalı, başta Kürecik Radar Üssü ve İncirlik olmak üzere tüm emperyalist üsler ve merkezler kapatılmalıdır.</p>
<p>Bu ise emekçilerin, kadınların ve gençliğin sermayeye, gericiliğe ve emperyalizme karşı mücadelesi ile gerçekleşecektir. Bağımsızlık, laiklik, eşitlik ve özgürlük emekçilerin iktidarıyla mümkün kılınacaktır.</p>
<p><strong>Gazi Katliamı&#8217;nı Unutmadık, Unutturmayacağız!</strong></p>
<p>12 Mart 1995&#8217;te İstanbul Gazi Mahallesi&#8217;nde Alevilere yönelik gerçekleştirilen kontrgerilla saldırılarının ardından yaşanan büyük eylemlerde 22 yurttaşımız kolluk kuvvetleri ve çetelerin saldırıları sonucu hayatını kaybetmiş ve birçok yurttaşımız yaralanmıştı. Katliamın ardından emekçiler, devrimciler ve Alevi kurumları tarafından Gazi Katliamı&#8217;nın sorumlularının yargılanması için yürütülen mücadele sermaye düzeni ve iktidarlar tarafından görmezden gelindi, katliamın sorumluları yargılanmadı ve bazı kolluk kuvvetleri hakkında göstermelik cezalar verildi.</p>
<p>Gazi&#8217;nin ve yine sermaye düzeninin çıkarları doğrultusunda gerçekleşen tüm katliamların hesabının sorulması katliam, sömürü, yoksulluk düzenine karşı mücadelenin her alanda yükseltilmesinden geçmektedir.</p>
<p>Gazi Katliamı&#8217;nı unutmadık, unutturmayacağız!</p>
<p><strong>BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen Serbest Bırakılsın!</strong></p>
<p>Aylardır zamlı ücretlerini alamayan, son ay maaşları ödenmediği için eyleme çıkan Sırma Halı işçilerinin yanında olduğu ve eylemde konuşma yaptığı için gözaltına alınan BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, hukuksuzca tutuklanmıştır.</p>
<p>En temel hakları için direnen işçilere destek olan Mehmet Türkmen’in tutuklanması kabul edilemez! Mehmet Türkmen tutuklanarak, işçiler kölelik koşullarına mahkûm edilmek isteniyor.</p>
<p>AKP, işçi sınıfının hak mücadelesini ve haklı taleplerini yeri geldiğinde polis, jandarma gücü ile yeri geldiğinde grev yasaklarıyla ve sendikal örgütlenmeyi zayıflatmayı amaçlayan baskı uygulamalarıyla bastırmaya ve kırmaya çalışmaktadır. İş cinayetlerine kader diyerek meşrulaştıran, patronlara uygulanan vergi indirimleri ve teşviklerle övünen AKP emekçilerin en ufak hak arayışından dahi korkmaktadır.</p>
<p>Tutuklamalarla, yandaş sendikalarla, örgütlenme hakkının engellemesiyle, polis zoruyla bastırılmaya çalışılsa da Türkiye işçi sınıfı emeği, geleceği ve hakları için mücadelesini yükseltmeye devam edecek, sermayeye ve AKP&#8217;ye boyun eğmeyecektir.</p>
<p>Sırma Halı işçilerinin haklı mücadelesini destekliyor ve dayanışma duygularımızı paylaşıyoruz. Sırma Halı işçilerinin talepleri karşılanmalı ve BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen serbest bırakılmalıdır!</p>
<p><strong>Sosyalist Düşünce Toplulukları: 16 Mart&#8217;ı Unutmadık!</strong></p>
<p>16 Mart 1978’de Beyazıt’ta faşist çeteler tarafından gerçekleştirilen bombalı ve silahlı saldırı sonucu 7 devrimci öğrenci katledildi, onlarca kişi yaralandı. Bu saldırı münferit bir olay değil; öğrencilerin ve emekçilerin bağımsızlıktan, emekten ve özgürlükten yana yükselen mücadelesine karşı emperyalizmin ve işbirlikçilerinin yürüttüğü bir kontrgerilla operasyonuydu. Emniyet güçleri ile ülkücü faşistlerin işbirliğiyle planlandı, devletin bilgisi dâhilinde gerçekleşti. Amaç açıktı: Yükselen anti-emperyalist üniversite hareketini ezmek ve işçi sınıfıyla birleşen devrimci yükselişi kırmak.</p>
<p>Bu katliam, sermaye düzeninin duyduğu korkunun göstergesidir. 12 Eylül’e giden süreçte Beyazıt Katliamı; Maraş ve Çorum katliamlarıyla birlikte bu karanlık dönemin habercilerinden biri oldu. Katiller yargılanmadı, dosyalar zaman aşımına uğratıldı. Çünkü katilleri koruyan sermaye düzeni hâlâ değişmedi.</p>
<p>16 Mart&#8217;ı unutmadık, unutturmayacağız!</p>
<p>Bugün de aynı düzen gençliği baskıyla, polis şiddetiyle ve yasaklarla sindirmeye çalışıyor. Ancak gençlik; kampüslerde, sokaklarda ve fabrikalarda örgütlenerek sermayeye ve emperyalizme karşı mücadeleyi büyütmeye devam ediyor!</p>
<p>Daha fazla katliamın, daha fazla acının yaşanmaması için; eşit, özgür ve bağımsız bir ülke için bu mücadeleyi birlikte büyütelim. Sosyalizm mücadelesini birlikte yükseltelim!</p>
<p><strong>Berkin Elvan Onbeş&#8217;inde Bir Fidan!</strong></p>
<p>Haziran Direnişi sırasında Okmeydanı&#8217;nda polisin hedef gözeterek attığı gaz fişeğiyle vurulan ve aylarca yoğun bakımda kaldıktan sonra 11 Mart 2014&#8217;te hayata gözlerini yuman Berkin Elvan&#8217;ı anıyor, Berkin&#8217;i eşitlik ve özgürlük mücadelemizde yaşatıyoruz.</p>
<p>Türkiye&#8217;de sermaye düzenine, gericiliğe, AKP&#8217;nin baskıcı, işbirlikçi, emek düşmanı politikalarına karşı en kitlesel karşı duruş olan Haziran Direnişi&#8217;nde yitirdiklerimizi de halk düşmanı AKP iktidarını da, &#8220;emri ben verdim&#8221; diyenleri de unutmadık.</p>
<p><strong>Sosyalist Liseliler: Okullarımızı Tarikat Karanlığına Teslim Etmeyeceğiz!</strong></p>
<p>Bursa’da Yiğitler Anadolu İmam Hatip Lisesi bünyesinde yer alan bir ortaokula sokulan tarikat şeyhinin kitabı ile eğitim bir kez daha tarikatlara açılmış, kitapları öğrencilere ulaştırılmıştır. Atılan bu gerici adım AKP’nin yıllardır sürdürdüğü “dindar ve kindar nesil” hedefinden bağımsız değildir!</p>
<p>Okulların tarikat ve cemaatlerin arka bahçesi haline getirilmesi kabul edilemez!</p>
<p>Okullarımızı, müfredatımızı, eğitimi laiklikten ve bilimsellikten uzaklaştırıp, tarikatların arka bahçesi haline getiren her adım, geleceğimizin karanlığa teslim edilmesidir!</p>
<p>Bizi geleceksizliğe mahkûm etmek isteyen bu düzene karşı durmak, memleketi de okulları da gericiliğe teslim etmemek demektir. Karanlığa razı olmayacak, bulunduğumuz her alanda laiklik mücadelesini yükselteceğiz!</p>
<p>Sosyalist Liseliler olarak okullarımızı da memleketimizi de gerici karanlığa teslim etmeyeceğimizi yineliyor, bütün sıra arkadaşlarımızı laik ve bilimsel bir eğitim için mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz!</p>
<p><strong>&#8220;Her Şey Emeğin Olacak!&#8221; Diyenler İstanbul ve İzmir&#8217;de Buluştu!</strong></p>
<p>Sermaye düzenine, gericiliğe, emperyalist saldırganlığa karşı insanca bir yaşam ve eşitlikçi bir düzen mücadelesini yükseltme, sınıfın bölünmüşlüğü, emekçilerin düzen içi çözümlere mahkûm edilmesi karşısında birliğin ve dayanışmanın örgütlenmesi hedefiyle yola çıkan Birlik ve Dayanışma Hareketi İstanbul ve İzmir&#8217;de buluşmalarını gerçekleştirdi. &#8220;Her Şey Emeğin Olacak!&#8221; buluşmalarında emekçiler, kadınlar ve gençler söz aldı, mücadelenin ihtiyaçlarını ve önümüzdeki dönem emekçilerin görevlerini değerlendirdi.</p>
<p><strong>Birlik ve Dayanışma Hareketi&#8217;nden &#8220;Emeğimiz İçin Birlik ve Dayanışma Manifestosu&#8221;</strong></p>
<p>İşçiler, emekçiler, yoksullar!</p>
<p>Geçtiğimiz yıl 19 Mart tarihinde ayağa kalkan halkımızı, direnişin yıl dönümünde birlik ve dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz!</p>
<p>AKP iktidarına son!</p>
<p>AKP iktidarı, yirmi dört yıldır ülkemizin tüm ilerici birikimine savaş açarak bir rejim değişikliğine yol açtı. Cumhuriyet’in tüm kazanımları birer birer ortadan kaldırıldı.<br />
Emperyalist işbirlikçilikle, piyasacılıkla, siyasal İslamcılıkla patronlar sınıfına tam istedikleri gibi bir rejim kurdu. Hak ve özgürlüklerimize bir bir saldırdı. Sömürüyle ve baskıyla yol alabilen bu rejim, memleketi bugün içinde bulunduğu karanlığa sürükledi.</p>
<p>AKP rejiminin bugün geldiği nokta durdurulmalıdır. 12 Eylül’ün ürünü olan AKP, 12 Eylül Anayasası’nı bahane ederek kurulan rejim, yine Anayasa’yı gündeme getirmektedir. 24 yıllık iktidarıyla tüm temel yurttaşlık haklarına saldıran AKP’nin bu son hamlesine karşı ayağa kalkma zamanı gelmiştir.</p>
<p>Bu böyle gitmez!</p>
<p>Memleket yangın yerine dönmüşken, emeğiyle ve alınteriyle yaşayan işçiler, emekçiler, yoksullar için hayat artık sürdürülemez bir noktaya geliyor.</p>
<p>Geleceksizlik, güvencesizlik, işsizlik, hayat pahalılığı, yoksulluk… Her geçen gün derinleşen bu sorunların çözümünün hiçbir düzen partisinde olmadığı, her seçim döneminde görülmektedir.</p>
<p>Tüm bunlar ve daha fazlası yaşanırken emekçilere düşen, seçimden seçime gidip oy vermek olamaz. Böyle gelmiş, böyle gitmez demek için artık vakit geldi.</p>
<p>Çıkış yolu bellidir!</p>
<p>Düzen partileri hangi isimlerle, hangi siyasi figürlerle olursa olsun birbirinin tamamen aynısı haline gelmiştir. İslamcılar, milliyetçiler, liberaller birbirine kimi zaman küstüler, kimi zaman da yan yana geldiler ama en sonunda bu ülkenin tüm ilerici birikiminin düşmanlığında birleştiler. Düzen partilerinin tümü bu rejimin inşa edilmesine destek oldu. Kamuculuk, Bağımsızlıkçılık, Laiklik gibi, memleketin kurtuluşunun biricik yolu olan hedefleri terk edenler, artık bu ülkenin geleceğine dönük hiçbir program önerememektedir.</p>
<p>Her türlü zorbalıkla iktidarını sürdüren bu rejime karşı halkın bu üç ilke etrafında örgütlü bir mücadelesi biricik çözümdür.</p>
<p>Mücadele ederek kazanacağız.</p>
<p>Her gün aldığımız kötü haberlere bakıp umutsuzluğa sürüklenmek, söylenmek bir çözüm getiremez. Mücadele ederek hayatımızın, ülkemizin geleceğini doymak bilmez patronlara, çetelere, mafyalara, tarikatlara bırakmayacağız.</p>
<p>Emekçi halkın hayati sorunlarına karşı ortak bir mücadele örerek birliğimizi ve dayanışmamızı güçlendirmek için tarihsel bir sorumluluk almalıyız.</p>
<p>Topraklarımız nice onurlu mücadelelerin tarihini taşımaya devam etmektedir. Genç kuşakların bu mücadele birikimini omuzlaması için bir yol açılmalıdır.</p>
<p>Haramilerin saltanatına karşı laik, demokratik, bağımsız bir emekçi cumhuriyetini ayağa kaldıralım.</p>
<p>Yapılması gerekenler açıktır!</p>
<p>1- Bugün ülkemizde alınan tüm kararlar tek bir kişiden çıkmaktadır. Tek adam rejiminde karakterize olan bu düzenin attığı tüm adımlar sermayenin, gericiliğin, emperyalizmin çıkarları etrafında şekillenmektedir. Bu rejim son bulmalıdır.</p>
<p>2- Emekçilerin siyasete doğrudan katılımı için, ipleri kendi ellerine alması gerekmektedir. Seçimlerin fiilen ortadan kaldırıldığı bu tabloda oturup sandık beklenecek bir gerçeklik kalmamıştır. Halkın örgütlü gücü açığa çıkmalıdır.</p>
<p>3- Eşitsizlik ve adaletsizlik üzerine kurulu, paranın saltanatını ifade eden bu toplumsal düzene karşı, bütünlüklü bir programla mücadele edilmelidir. Patronların her geçen gün zenginliklerine zenginlik kattığı, emekçilerin ise an be an yoksullaştığı kriz koşullarına karşı işçi sınıfının birliği sağlanarak dayanışma güçlendirilmelidir.</p>
<p>4- Yoksulluğu, işsizliği, hayat pahalılığını, zamları ortadan kaldırmanın tek yolu bu düzenin değişmesidir. Özelleştirmelerle yağma ve talan düzeni kuranlara karşı kamulaştırma talebi yükseltilmelidir. Eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçlar eşit ve ücretsiz olarak sunulmalıdır. Tüm kamu varlıkları kamulaştırılmalıdır. Emperyalist tekellere peşkeş çekilen tüm varlıklarımız geri alınmalıdır. Planlamacı bir ekonomik modele geçilmelidir.</p>
<p>5- Dünyanın dört bir yanına haydutça saldıran emperyalistlere karşı mücadelede tavizsiz olunmalıdır. Emperyalistlerin bölgemizde yarattığı yıkıma, onun savaş örgütü NATO’nun yayılmacılığına karşı seferber olunmalıdır. Ülkemiz NATO’dan çıkmalı ve tüm üsler kapatılmalıdır.</p>
<p>6- Devletin tüm olanaklarını kullanarak toplumsal yaşamı şekillendirmeye çalışan tarikatlara karşı bilimsel düşünce ve özgürlükler tavizsiz şekilde savunulmalıdır. Toplumsal alandaki dinselleşmeye karşı laik ve bilimsel düşünce her zamankinden daha yüksek bir sesle dile getirilmelidir. Eğitim birliği sağlanarak eğitim ve diğer tüm alanlardaki tarikat faaliyetleri yasaklanmalıdır.</p>
<p>7- Etnik kökenler, dini inançlar ve toplumsal cinsiyet üzerinden yaratılan ayrımcılıkların ortadan kaldırılacağı gerçek bir kardeşlik zemini yaratılmalıdır. Eşit, özgür, adil ve kardeşçe bir toplumsal düzen düşüncesi, ülkemizin dört bir yanında yeşertilmeye devam etmelidir.</p>
<p>Tüm her şey için ihtiyacımız olan; Birlik ve Dayanışma’dır!</p>
<p>Bu düzende paranın saltanatı var, gericilerin tarikatları var, emperyalistlerin uşakları var. Emekçileri bölen dincileri ve faşistleri var. Onların düzenini meşrulaştırma görevini gören liberalleri var.</p>
<p>Onlar hep konuştular, söz işçilerde, söz emekçilerde!<br />
İşçilerin hayatın her alanından gelen bir gücü var. Bu gücün ihtiyacı olan tek şey, birliğini sağlamasıdır.</p>
<p>Aydınlarıyla, gençleriyle, kadınlarıyla hep beraber, bu düzene son vermek için emekçilerin birliği kurulmalıdır.<br />
Birlik ve Dayanışma Hareketi, bu doğrultuda, bu sömürü düzeninin tam karşısında yeni bir emek cephesi olacaktır!</p>
<p>Emperyalizmin, sermayenin, gericiliğin değil; her şey emeğin olacak.<br />
Birlik ve Dayanışma’yla, gelecek bizim olacak!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-10-mart-16-mart-2026/">Komünist Birlik Haftalık 10 Mart – 16 Mart 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 3 Mart – 9 Mart 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-3-mart-9-mart-2026/</link>
					<comments>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-3-mart-9-mart-2026/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 18:53:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4339</guid>

					<description><![CDATA[<p>KÜBA’DAN İRAN’A EMPERYALİZM YENİLMELİ! Emperyalizmin saldırganlığı tüm dünyayı büyük bir yıkıma sürüklemeye devam ediyor. Yıllardır bir dizi bölgesel gerilimi, savaşları ve krizleri tetikleyen emperyalist saldırganlık bugün geldiğimiz noktada Küba&#8217;yı kuşatmaya, İran&#8217;ı ise bombalarla, katliamla, ekonomik ambargoyla çökertmeye odaklanmış durumda. Venezuela&#8217;da devreye giren haydutluk, bugün Küba&#8217;nın büyük bir ekonomik yıkıma sürüklenmesi için elinden geleni yapıyor, insanlığın büyük kazanımlarından biri olan Küba&#8217;ya diz çöktürmeye çalışıyor. Bununla birlikte Suriye&#8217;de gerçekleşen emperyalist entegrasyonla birlikte ise emperyalist ABD ve siyonist...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-3-mart-9-mart-2026/">Komünist Birlik Haftalık 3 Mart – 9 Mart 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KÜBA’DAN İRAN’A EMPERYALİZM YENİLMELİ!</strong></p>
<p>Emperyalizmin saldırganlığı tüm dünyayı büyük bir yıkıma sürüklemeye devam ediyor. Yıllardır bir dizi bölgesel gerilimi, savaşları ve krizleri tetikleyen emperyalist saldırganlık bugün geldiğimiz noktada Küba&#8217;yı kuşatmaya, İran&#8217;ı ise bombalarla, katliamla, ekonomik ambargoyla çökertmeye odaklanmış durumda.</p>
<p>Venezuela&#8217;da devreye giren haydutluk, bugün Küba&#8217;nın büyük bir ekonomik yıkıma sürüklenmesi için elinden geleni yapıyor, insanlığın büyük kazanımlarından biri olan Küba&#8217;ya diz çöktürmeye çalışıyor. Bununla birlikte Suriye&#8217;de gerçekleşen emperyalist entegrasyonla birlikte ise emperyalist ABD ve siyonist İsrail rejimi İran&#8217;ı hedef tahtasına oturtarak hem Ortadoğu&#8217;da İsrail&#8217;in güvenliğini sağlamak hem de bölgenin zenginliklerini yağmalamak açısından büyük bir savaş politikası yürütüyor.</p>
<p>Dünyanın içinden geçtiği bu kesit, emperyalizmin, sermayenin ve gericiliğin insanlık düşmanı politikalarını tekrardan açığa çıkarmış durumda. Devlet liderlerinin kaçırıldığı, bombalarla öldürüldüğü, su ve enerji kaynaklarının bombalandığı, halkların en temel ihtiyaçlarına ulaşımının dahi imkânsız hale getirilmeye çalışıldığı bu tablodan çıkış için ise emperyalizme karşı bütünlüklü bir mücadelenin yürütülmesi insanlık açısından zorunlu hale gelmiş durumda.</p>
<p>Emperyalizmin ve siyonist İsrail rejiminin İran&#8217;a yönelik saldırganlığından faydalanmaya çalışan AKP iktidarı ise, Ortadoğu&#8217;da yaşanan emperyalist saldırganlığa işaret ederek Türkiye&#8217;nin güvenliliğini AKP&#8217;nin adımlarına ve geleceğine bağlayan bir yaklaşımı halka sunuyor, büyük bir algı operasyonunu devreye sokuyor.</p>
<p>ABD&#8217;nin Ortadoğu&#8217;daki bir dizi ülkeyi İran&#8217;a yönelik saldırganlık noktasında devreye sokmaya çalışması ele alındığında İran tarafından Türkiye&#8217;nin hedef almadığı da açıkça ortadayken NATO&#8217;nun düşürdüğü mühimmatlar üzerinden izlenilen kirli siyaset de emekçiler tarafından görülmek durumundadır.</p>
<p>Küba&#8217;dan İran&#8217;a emperyalizme karşı mücadele büyütülmelidir. Ülkemizin güvenliği ne emperyalizmle işbirliğinde ne NATO&#8217;da ne de AKP iktidarındadır. Türkiye NATO&#8217;dan çıkmalı, emperyalist üsler kapatılmalıdır. Emperyalizme ve siyonist İsrail rejimine karşı mücadele her alanda yükseltilmelidir</p>
<p><strong>YAŞASIN 8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ, YAŞASIN SOSYALİZM!</strong></p>
<p>8 Mart, emekçi kadınların sömürüye, gericiliğe ve eşitsizliğe karşı yürüttüğü mücadelenin simgesidir. Bugün dünyada kadınlar, emperyalizmin savaş politikalarının, sermaye düzeninin sömürüsünün ve gerici iktidarların saldırılarının ortak hedefi haline getirilmektedir. Savaşlar, ekonomik kuşatmalar ve krizler halkların yaşamını yıkıma sürüklerken, bunun en ağır sonuçları yine emekçi sınıfların ve kadınların omuzlarına yüklenmektedir. Bu bağlamda, 8 Mart’ın ortaya çıkışı bir tesadüf değildir.</p>
<p>İşçi kadınların ağır çalışma koşullarına, düşük ücretlere ve eşitsizliğe, emperyalist barbarlık altında zorlaşan yaşam koşullarına karşı yürüttüğü mücadeleler, sosyalist kadınların öncülüğünde uluslararası bir nitelik kazanmış; bütün dünyada emekçi kadınların uluslararası mücadele günü fikri kabul edilmiştir.</p>
<p>8 Mart’ın tarihsel mirası açıktır: Bu gün, kadınların kurtuluş mücadelesini emek mücadelesiyle ele alan, emperyalist barbarlığa, sömürüye, gericiliğe pabuç bırakmayan bir geleneğin ürünüdür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bugün dünyaya, özellikle bölgemize ve ülkemize baktığımızda bu mirasın neden hâlâ güncel olduğunu görmek zor değildir. Emperyalizm dünyanın her yerinde yıkımı büyütmektedir. ABD başta olmak üzere emperyalizmin saldırgan politikaları yalnızca askeri müdahalelerle değil, ekonomik kuşatma ve yaptırımlarla da halkları hedef almaktadır. Besledikleri cihatçı çeteler ve gerici iktidarlar ise en başta kadın düşmanlığı ile bilinmektedir.</p>
<p>Emperyalizm yalnızca ülkelerin egemenlik haklarını değil; emekçilerin, kadınların ve çocukların hayatını tehdit etmektedir. Suriye’de ve Afganistan’da iş başına gelen cihatçı hükümetler, İran’a dönük saldırılar ile bölgesel savaş politikaları dünyada karanlığı daha da büyütürken; Küba’ya yönelik on yıllardır süren ambargo, Venezuela’nın egemenlik haklarına dönük müdahaleler halklar için yaratılmak istenen yıkımın somut örnekleridir.</p>
<p>Savaşlar, ekonomik krizler ve yoksulluk en ağır sonuçlarını emekçi sınıflar, kadınlar ve çocuklar üzerinde göstermektedir. Bu nedenle kadınların mücadelesinin başarıya ulaşabilmesi için gericiliğe ve onu her gün yeniden üreten sermaye düzenine karşı mücadele yükseltilmelidir.</p>
<p>Dünyada yaşanan bu gelişmeler Türkiye’deki tabloyla da doğrudan bağlantılıdır. AKP iktidarı uzun yıllardır kadınların kazanılmış haklarını hedef alan politikalar yürütmektedir. İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi, 6284 sayılı yasanın tartışmaya açılması ve Medeni Kanun’un kazanımlarını aşındırmaya yönelik girişimler bu saldırıların açık göstergeleridir. Kadınların yalnızca kazanılmış hakları değil, doğrudan yaşam hakları yeni yargı düzenlemeleriyle hedef tahtasındadır.</p>
<p>2025 yılında 569 kadın öldürülmüş, 287 kadının ölümü ise kayıtlara “şüpheli” olarak geçmiştir. Kadın cinayetlerinin her geçen gün arttığı ülkemizde, kadınları koruyan yasaların uygulanmadığını, faillere iyi hal indirimleri, pişmanlık indirimleri hatta tahrik indirimleri uygulandığını; kısacası katillerin açıkça korunduğunu çok iyi biliyoruz.</p>
<p>Bugün iktidarın aile ve nüfus politikaları, kadınların özgürlüğünü değil, sermayenin ihtiyaçlarını gözetmektedir. “Aileyi güçlendirme” söylemiyle sunulan bu politikalar; kadınları toplumsal yaşamdan geri çekmeyi, ucuz ve güvencesiz emek rezervi olarak tutmayı ve kadın emeğini aile içinde daha fazla görünmez hale getirmeyi amaçlamaktadır.</p>
<p>Ülkemizde emekçi kadınlar iki kat sömürüye maruz kalıyor. Esnek ve güvencesiz çalışma, kadın emeğine saldırının en temel göstergesidir. Yarı zamanlı ve güvencesiz çalışma şekilleri; zaten emeği yok sayılan kadınları yalnızca ev içi yaşama, ev içi görünmez emeğe mahkûm bırakıyor. TÜİK verilerine göre kadınlarda ev işleriyle meşguliyetin iş gücüne dâhil olmama nedenleri arasındaki payı %42,9 olarak açıklanmıştı. Bu veriler kadınların ‘anne-eş’ kategorisinde değerlendirilmesine; dolayısıyla da kadının rolünün ev yaşamı içinde sınırlandırılmasına neden oluyor.</p>
<p>Kadınların özgürlüğü aile merkezli gerici politikalarla değil; eşit yurttaşlık, laiklik ve toplumsal eşitlik temelinde kurulabilir. Bu nedenle kadınların mücadelesi bir haklar mücadelesi olmanın ötesinde, gericiliğe ve sermaye düzenine karşı verilen bir mücadeledir.</p>
<p>Tam da bu nedenle Türkiye’de kadın mücadelesi ile işçi sınıfının bağımsız siyasal hattının birleşmesi büyük önem taşımaktadır. Kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesi, emekçilerin sömürüye karşı mücadelesinden ayrı düşünülemez. Aynı şekilde kadınların toplumsal eşitlik taleplerini içermeyen gerçek bir toplumsal dönüşüm de yaratılamaz.</p>
<p>Bugün ihtiyaç duyulan şey, kadınların mücadelesini düzen siyasetinin dar sınırlarına hapsetmek değil; onu emekçilerin eşitlik, bağımsızlık ve laiklik mücadelesiyle buluşturan bağımsız bir siyasal hattı güçlendirmektir.</p>
<p>8 Mart’ın tarihsel mirası bize bunu hatırlatmaktadır. Bu miras, kadınların haklarının mücadeleyle kazanıldığını ve ancak mücadeleyle korunabileceğini göstermektedir.</p>
<p>Bugün görevimiz bu birikimi büyütmek ve kadınların özgürlük mücadelesini emekçi sınıfların kurtuluş mücadelesiyle birlikte ileri taşımaktır.</p>
<p>Gericiliğe, sömürüye ve emperyalist barbarlığa karşı;</p>
<p>Kadınların eşit ve özgür olduğu bir ülke ve dünya için;</p>
<p>İnsanca bir yaşam için mücadele eden tüm kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü!</p>
<p>Yaşasın Sosyalizm!</p>
<p><strong>Birleşik Komünist Parti Merkez Komitesi<br />
</strong></p>
<p>08.03.2026</p>
<p><strong>İHMALLERİN BEDELİ: KATLEDİLEN BİR ÖĞRETMEN DAHA</strong></p>
<p>2 Mart 2026’da, İstanbul Çekmeköy’deki bir meslek lisesinde görev yapan 44 yaşındaki biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik, 11. sınıf öğrencisinin bıçaklı saldırısı sonucu hayatını kaybetti. 17 yaşındaki öğrenci ayrıca bir kadın öğretmeni ve bir öğrenciyi yaraladı.</p>
<p>İddiaya göre Fatma Nur Çelik, geçen yıl okuldaki başka bir bıçaklama olayının ardından “Can güvenliğimiz yok, sıradaki biz olabiliriz” diye uyarıda bulunmuş; ancak yetkili merciler gerekli tedbirleri almamıştı. Çelik’in katledilmesinin ardından ilçe milli eğitim müdürü ve okul müdürü görevden alındı. Ancak iş işten geçtikten sonra yapılan bu tür göz boyama hamleleri, görüntüyü kurtarmak dışında hiçbir işe yaramıyor.</p>
<p>“Ramazan Ayı Etkinlikleri” kapsamında “sivil toplum kuruluşu” diye tanımladığı tarikat ve cemaatlerle etkinlikten etkinliğe koşan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Fatma Nur Çelik’in cenazesine katılmadı. Onun yerine katılan bakan yardımcısı öğretmenler tarafından protesto edildi.</p>
<p>Devlet okullarına yeterli kaynağı ayırmayan AKP iktidarı, okulları kaderine terk etmiş durumda. Yeterli ve kadrolu güvenlik görevlisi ve hizmetli istihdam edilmediği için okullarımız hem öğretmenler hem de öğrenciler için güvenli ve temiz değil. Velilerin katkılarıyla ayakta kalmaya çalışan okullar ise ciddi sorunlarla karşı karşıya.</p>
<p>Geçmişte tanık olmadığımız, öğretmenlerin öğrencileri tarafından öldürülmesi gibi olaylar giderek artıyor. Nitelikli, kamusal, bilimsel ve eşitlikçi bir eğitim politikası bu gidişatı tersine çevirebilir. Okullar hem öğretmenler hem de öğrenciler için güvenli mekânlar olmalı.</p>
<p><strong>DİYARBAKIR’DA GES VE HALKA SALDIRI</strong></p>
<p>Diyarbakır’ın Sur ilçesinde mera alanlarına kurulmak istenen güneş enerji santrali (GES) projesine karşı çıkan köylüler, doğalarını ve yaşam alanlarını savunmak için bir araya geldi. Ancak halkın haklı direnişine yanıt yine devletin zor aygıtlarıyla verildi. Proje sahasına karşı çıkan yurttaşlara jandarma biber gazı, tazyikli su ve plastik mermilerle saldırdı; en az 16 kişi gözaltına alındı, 4 kişi yaralandı.</p>
<p>Bu tablo, Türkiye’de “yeşil enerji” adı altında yürütülen projelerin gerçekte kimin çıkarına hizmet ettiğini bir kez daha gösteriyor. Enerji politikaları halkın ihtiyaçları ve doğanın korunması temelinde değil; şirketlerin kârı doğrultusunda şekillendiriliyor. Mera alanları, tarım arazileri ve köylülerin geçim kaynakları şirketlere tahsis edilirken, buna karşı çıkan halk ise kriminalize ediliyor.</p>
<p>Oysa mesele yalnızca bir enerji projesi değil; yaşam alanlarının savunulmasıdır. Diyarbakır’da köylüler, topraklarının ve meralarının şirketlere peşkeş çekilmesine karşı çıkarken aynı zamanda doğanın talanına karşı da mücadele ediyor. Bu direniş, yalnızca bölgenin değil tüm toplumun ortak meselesidir.</p>
<p>Doğa ve yaşam alanları şirketlerin değil halkındır. Halkın iradesine rağmen yürütülen projeler ve buna eşlik eden baskı politikaları kabul edilemez. Diyarbakır’da yükselen ses, doğa ve yaşam savunusunun sesidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>DİRENEN MADENCİLER KAZANDI İŞÇİLER KAZANDI</strong></p>
<p>İzmir Kınık’ta haksız işten çıkarmalar, gasp edilen maaşlar ve tazminatlar için Bağımsız Maden-İş öncülüğünde direnişe başlayan işçilerin mücadelesi kazanımlarla sona erdi. Özyeğinlere ait FİBA Holding bünyesindeyken Çinli Qitaihe Longcoal Mining’e devredilen madendeki direnişin sonucu ödenmeyen maaşlar, mesailer, kıdem ve ihbar tazminatları ile yan hakları ödendi. İşe dönmek isteyen madenciler için de ocakta faaliyet başlar başlamaz ödenmeyen maaşları, mesaileri, kıdem ve ihbar tazminatları ile yan hakları ödendi. Ayrıca işine dönmek isteyen madenciler için de ocak faaliyete geçer geçmez kademeli olarak işe alımlar başlayacak.</p>
<p>İşçi eylemlerinin kazanımla sonuçlanması için örgütlülük, irade ve sabır eylemin toplumsallaşması gerekiyor. Her biri kendi içinde kendine özgü sorunlar barındırsa da haksızlığa karşı mücadelenin verdiği güç, bu sorunları çözüyor.</p>
<p><strong>TEKSTİL İŞÇİSİ ANKARA’DAN SESLENİYOR</strong></p>
<p>Çalınan kıdem ve ihbar tazminatları ile diğer hakları için Tokat, İstanbul ve Çorlu’da eylemlere başlayan Şık Makas işçilerinin mücadelesi 150. günü de devirdi.</p>
<p>Üretimin büyük bölümünün Mısır’a taşınması nedeni ile fabrikalarında binlerce işçiyi çıkartan Şık Makas patronları, işçilerin kazanılmış haklarına el koydular. Bu haklar için başlayan eylemler sonucunda, işsizlik maaşı alınmasını engelleyen Kod 22 ve benzeri maddelerin geri çekilmesi sağlansa da, Şık Makas patronu tazminatların ödenmesi konusunda verdikleri sözde durmadılar. Mücadelenin 150. gününde Ankara’da işçiler meclisten seslenerek “İşçilerin maaşlarından kesilerek oluşturulan işsizlik fonundan patronlara aktarılan parayla teşvik alındığını, bu teşvik ile Mısır’da yatırım yapıldığını ve işten çıkarılan işçilere ödeme yapılmadığını ve adaletin bu konuda yetersiz kaldığını” söylediler.</p>
<p><strong>BDH: HER ŞEY EMEĞİN OLACAK!</strong></p>
<p>Emeğiyle, alın teriyle, onuruyla yaşayan, yaşamak için direnen işçiler, kadınlar, gençler olarak Mart ayında İstanbul, İzmir ve Ankara’da buluşuyoruz.</p>
<p>Kuruluşu ilan edilen Birlik ve Dayanışma Hareketi’nin buluşmasında üç büyük ilde yan yana gelerek eşitlik, özgürlük, laiklik ve adalet mücadelemizi bir kez daha yüksek sesle ilan edeceğiz.</p>
<p>Patronların, tarikatların, çetelerin değil; her şey emeğin olacak!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İstanbul</strong></p>
<p><strong>15 Mart Pazar – 15.00</strong></p>
<p><strong>Figaro Düğün Salonu, Çağlayan</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İzmir</strong></p>
<p><strong>15 Mart Pazar – 16.00</strong></p>
<p><strong>Tepekule Kongre Merkezi, Bayraklı</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ankara</strong></p>
<p><strong>29 Mart Pazar – 15.00</strong></p>
<p><strong>Bambu Sahne, Çankaya</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyalist Liseliler: MESEM SÖMÜRÜ VE ÇOCUK İŞÇİLİK PROJESİDİR! </strong><strong>Yusuf Tekin&#8217;in Değerden Anladığı Patronların Dolan Cebidir!</strong></p>
<p>MEB ve sermaye işbirliğiyle, liseli gençlik düzenin sömürü ve kâr çarklarına dâhil edilmiştir! Meslek liseleri, devlet eliyle sömürü merkezleri haline getirilmiş, sermayenin nitelikli ve ucuz işgücü talebini karşılamak için yaygınlaştırılmıştır!</p>
<p>AKP iktidarı yıllardır staj adı altında yürütülen sömürüyü daha da derinleştirmek istemektedir. Her gün artan meslek liseleri sayısı, öğrencilerin açlık sınırının altında ücretlere mahkûm edilmesiyle birlikte patronların kârına kâr katmaktadır. Meslek liselerinde alan derslerin yoğunluğu ve verilen kültür derslerinin niteliksizliği ise liseli gençliğin üniversite hayalinin sona ermesine neden olmaktadır.</p>
<p>Bugün sizin öve öve bitiremediğiniz, patronlara ucuz işgücü diye sunduğunuz MESEM projesinde ve meslek liselerinde sadece 2025 yılında en az 95 çocuk öldürüldü!</p>
<p>Öldürülen her arkadaşımızın katili bu düzen ve bu düzenin temsilcileridir!</p>
<p>Bu düzen böyle gitmez!</p>
<p>Bütün meslek liseli arkadaşlarımıza çağrımızdır:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>MESEM projesine ve Mesemci Bakan Yusuf Tekin&#8217;e karşı sesimizi yükseltelim!</p>
<p>Çocuk işçiliğin suç olduğunu her alanda ifade edelim, parasız, eşit, laik ve bilimsel bir eğitim mücadelesini örgütleyelim, geleceğimize ve memlekete sahip çıkalım.</p>
<p>Mesemcilere geçit vermeyeceğiz!</p>
<p>Elinizi gençlikten ve liselerden çekin!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-3-mart-9-mart-2026/">Komünist Birlik Haftalık 3 Mart – 9 Mart 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-3-mart-9-mart-2026/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 24 Şubat – 2 Mart 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-24-subat-2-mart-2026/</link>
					<comments>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-24-subat-2-mart-2026/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 18:35:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4334</guid>

					<description><![CDATA[<p>İran Halkı Kazanacak! Emperyalizm ve Siyonizm Kaybedecek! Siyonist İsrail ve destekçisi haydut ABD  İran’a yönelik yeni bir saldırı başlattı. Bu saldırı Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren emperyalist planların son halkasını oluşturuyor. Bu saldırı sadece İran’ı değil; Filistin&#8217;den ülkemize, bütün bölge halklarını hedef almakta ve tehdit etmektedir. Bölgemizde emperyalizm, siyonizm ve onların beslediği işbirlikçi çeteler bölgemiz için tehlike olmaya devam ediyor. Gelinen noktada ülkemizin bu kanlı saldırıların ve bölgesel operasyonların üssü olarak kullanılmasına izin verilmesi kabul edilebilir...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-24-subat-2-mart-2026/">Komünist Birlik Haftalık 24 Şubat – 2 Mart 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong></p>
<p>İran Halkı Kazanacak! Emperyalizm ve Siyonizm Kaybedecek!</strong></p>
<p>Siyonist İsrail ve destekçisi haydut ABD  İran’a yönelik yeni bir saldırı başlattı. Bu saldırı Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren emperyalist planların son halkasını oluşturuyor. Bu saldırı sadece İran’ı değil; Filistin&#8217;den ülkemize, bütün bölge halklarını hedef almakta ve tehdit etmektedir.</p>
<p>Bölgemizde emperyalizm, siyonizm ve onların beslediği işbirlikçi çeteler bölgemiz için tehlike olmaya devam ediyor.<br />
Gelinen noktada ülkemizin bu kanlı saldırıların ve bölgesel operasyonların üssü olarak kullanılmasına izin verilmesi kabul edilebilir değildir. Başta İncirlik ve Kürecik olmak üzere ülkemizdeki tüm ABD ve NATO üsleri bir an önce kapatılmalı, topraklarımızda ABD ve İsrail’e destek derhal sonlandırılmalıdır.</p>
<p>İşbirlikçi AKP iktidarı emperyalistlerin çıkarları için ülkemizi emperyalistlerin ileri karakolu haline getirmiş, emperyalist projelere entegrasyon uğruna emekçileri büyük bir yoksulluğa, gençliği geleceksizliğe mahkûm etmiş, memleketi emperyalist şirketlere peşkeş çekmiştir.</p>
<p>Emperyalizm ve onun savaş örgütü NATO ise Ortadoğu&#8217;dan Latin Amerikaya, Kafkasya&#8217;dan Asya&#8217;ya birçok bölgede büyük bir saldırganlık ve haydutluk sistemine tam olarak dönüşmüştür.</p>
<p>Bugün bölge halklarının eşitlik, özgürlük, bağımsızlık özlemi emperyalizme, onun savaş örgütü NATO&#8217;ya, emperyalizmin işbirlikçisi olan sermayenin temsilcisi AKP&#8217;ye karşı yürütülecek bütünlüklü bir mücadele ile başarıya ulaşabilir.</p>
<p>Türkiye NATO&#8217;dan çıkmalı, ülkemizdeki emperyalist üsler kapatılmalı, emperyalizmin ve siyonizmin başta Ortadoğu olmak üzere dünyada devreye soktuğu haydutluğa karşı mücadele yükseltilmelidir.</p>
<p><strong>Emekçilerin Kaderi Emperyalizme, Sermayeye ve AKP İktidarına Bırakılamaz!</strong></p>
<p>27 Şubat tarihinde kamuoyuna açılan Abdullah Öcalan&#8217;ın yeni mesajı özünde Ortadoğu&#8217;da emperyalist entegrasyon süreci ve Türkiye sermaye devletinin yönelimleriyle uyumu ifade eden bir içeriği vurgulamakta, merkezine ise &#8220;demokrasi&#8221; olgusunu alarak Türkiye&#8217;nin sorunlarının çözülebileceğini ve halkların kardeşliğinin inşa edilebileceğini ifade etmektedir.</p>
<p>AKP ve MHP&#8217;nin &#8220;terörsüz Türkiye&#8221; söyleminden taviz vermediği ve Kürt sorununu &#8220;çözülmüş bir sorun&#8221; olarak ele alan yaklaşımından geri adım atmadığı bir dönemde, yine AKP iktidarının gerici saldırılarını hızlandırdığı, laikliği hedef aldığı, yurtseverleri, ilericileri, aydınları baskı altına almaya çalıştığı bir kesitte AKP ve faşist MHP&#8217;den demokratik açılımlar beklemek büyük bir yanılgı oluşturmaktadır.</p>
<p>Özellikle Suriye&#8217;de gerçekleşen entegrasyon ve HTŞ-SDG arasında imzalanan mutabakatın ardından AKP iktidarının iç siyasette takvimini işletmeye girişeceği, Yeni anayasa, seçimler, &#8220;laiklik tehdidi&#8221; üzerinden sağ tabanı konsolide etmeyi ve düzen muhalefetini hedef tahtasına oturtmayı amaçlayan bir süreci açacağı görülmelidir. Bu süreç bir taraftan iç siyasette tahakkümün artırılması, diğer taraftan ise dış politikada emperyalist saldırganlığın çıkarıyla uyumlu bir politikanın işletilmesiyle ilerleyecek, sermaye düzeninin sıkışmışlığı aşılmaya, toplumda biriken tepkiler soğurulmaya çalışılacaktır.</p>
<p>Bugün &#8220;çözüm süreci&#8221; olarak kodlanan süreç, Ortadoğu ve Türkiye ekseni alındığında bir bütünlük oluşturmaktadır ve bu proje emperyalist entegrasyon süreciyle de uyumlu, sermayenin yönelimleriyle içe içe geçen bir içerikte gelişmektedir.</p>
<p>Emperyalizmin, Siyonist İsrail rejiminin, AKP iktidarının ve faşist MHP&#8217;nin Ortadoğu halklarına ve ülkemize barış, kardeşlik, demokrasi ve adalet getirmeyeceği dün Filistin&#8217;de ve Suriye&#8217;de bugün ise İran&#8217;a yönelen emperyalist saldırganlıkta açığa çıkmakta ve ispatlanmaktadır. Bir katliam aygıtına dönen emperyalizm ve Siyonist İsrail rejiminin meşrulaştırılması ve İran&#8217;ın zayıfladığı tabloya yönelik yapılan hesapların Ortadoğu halklarının özgürlüğüyle değil, yoksullaşması, sömürülmesi ve katledilmesiyle sonuçlanacağı bilinmek durumundadır.</p>
<p>Bugün Türk, Kürt, Arap halkları başta olmak üzere Ortadoğu halklarının özgürlüğe ve insanca bir yaşama kavuşmasının tek yolu emperyalizme, sermaye düzenine ve gericiliğe karşı bütünlüklü bir mücadeleden geçmektedir. Emekçilerin kaderinin, emperyalist projelere, sermaye düzenine ve AKP iktidarının iki dudağının arasına bırakılması kabul edilemez.</p>
<p><strong>Ülkemizin Bağımsızlığı İçin Bir Adım İleri</strong></p>
<p>1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde reddedilen tezkere, yalnızca bir dış politika kararı değil, aynı zamanda halk iradesinin emperyalist savaş politikalarına karşı koyabileceğinin somut bir göstergesiydi. Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak’ı işgal planına Türkiye topraklarını açmayı hedefleyen bu girişimin engellenmesi, bölgeyi daha büyük bir yıkımın parçası hâline getirecek zincirin kırıldığı kritik bir an olarak tarihe geçti. Bu karar, parlamenter aritmetiğin ötesinde, sokakta yükselen savaş karşıtı toplumsal basıncın siyasal alana yansımasıydı.</p>
<p>Bugün İran ile ABD arasında tırmanan gerilim, Ortadoğu’nun hâlâ büyük güç rekabetinin sahnesi olduğunu gösteriyor. Enerji yolları, askeri üsler ve jeopolitik hâkimiyet üzerinden yürüyen bu mücadele, bölge halklarına yoksulluk, göç ve istikrarsızlık olarak geri dönüyor. 1 Mart tezkeresinin hatırlattığı temel gerçek şudur: Emperyalist müdahaleler “güvenlik” ya da “demokrasi” söylemiyle meşrulaştırılsa da sonuçları halklar için yıkımdır; bu nedenle bağımsızlıkçı ve anti-emperyalist tutum yalnızca ahlaki değil, aynı zamanda tarihsel bir zorunluluktur.</p>
<p>Anti-emperyalist mücadele, yalnızca politika tercihi değil, doğrudan doğruya bağımsızlık meselesidir. 1 Mart’ta ortaya konan irade, bölgeyi askeri üsler, enerji koridorları ve vekâlet savaşları üzerinden yeniden paylaşmak isteyen güçlere karşı açık bir reddiyedir. Bugün yapılması gereken, bu tarihsel tutumu daha ileri taşıyarak hiçbir emperyalist blokun parçası olmayan ve ne ABD’nin ne de başka emperyalist güçlerin bölgeyi şekillendirme planlarına eklemlenen bir çizgiyi savunmaktır. Halkların gerçek çıkarı, savaş politikalarında değil; kendi kaderini tayin hakkını esas alan, sömürüye ve dış müdahaleye kapalı, eşitlikçi ve bağımsız bir bölgesel dayanışma hattının kurulmasındadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Laikliği Savunuyoruz</strong></p>
<p>Türkiye’de gericilik, AKP’nin iktidara gelişiyle birlikte devletin, toplumun ve hayatın her köşesine sirayet edecek biçimde yayılmaya başladı. Önce 4+4+4 sistemiyle, daha sonra Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli gibi projelerle eğitimin üzerindeki gericilik baskısı katlanılmaz noktalara ulaştı.</p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı’nın, Bakan Yusuf Tekin imzasıyla tüm illere gönderdiği “Ramazan Ayı Etkinlikleri” yazısı bu durumun en güncel örneği. Laiklik ilkesine aykırı olan bu adım, Türkiye’de dinci gericiliğin okullarda kök salmaya çalıştığının göstergesi. Bakan, etkinliklerin “tamamen gönüllü” olduğunu söylese de tablo, çocukların dinci gericiliğin baskısı altında olduğunu gösteriyor. Türkiye’de devlet okullarının bir tür imam hatip okulu haline getirildiğini bir kez daha görüyoruz. Maddi durumu iyi olan veliler bu durumdan kaçınmak için çocuklarını özel kolejlere gönderiyor. Ancak İzmir’deki özel kolejlerden Tevfik Fikret Okullarında öğrencilerin yaşadıkları, özel okulların da bu süreçten er ya da geç etkileneceğinin kanıtı niteliğinde.</p>
<p>“Türkiye gerici-şeriatçı bir kuşatma altında!” diye başlayan “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirisi, memleketimizde gericiliğe karşı laiklik mücadelesi verildiğinin bir göstergesi. 168 imzacıyla yayımlanan bildiri, internet üzerinden elli bin imzaya ulaştı.</p>
<p>AKP ve Milli Eğitim Bakanlığı ise buna tepkisiz kalmadı. Kimsenin kendilerine karşı çıkmamasını, itiraz etmemesini ve boyun eğmesini istiyorlar. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, imzacıları “azgın güruh” olarak niteledi. Yusuf Tekin, “Bu bana 28 Şubat’ı hatırlattı” dedi ve suç duyurusunda bulundu. Açılan soruşturma kapsamında imzacıların ifadeleri alınmaya başlandı.</p>
<p>Türkiye’de laiklik mücadelesi, önümüzdeki süreçte Anayasa tartışmalarıyla birlikte daha da yaşamsal hale gelecek. Anadolu’yu şeriat düzenine sürüklemek isteyenlere karşı mücadele etmekten başka bir seçeneğimiz olmadığını düşünenlerin sayısı da giderek artıyor.</p>
<p><strong>Sınıf Yürüyor</strong></p>
<p>Ülkemizin kaynakları 1980 Darbesi ile özelleştirmeye hızla açılmış, neo-liberal politikaların sonucu madenler küreselleşme adı altında kamunun elinden özel şirketlere geçmeye, sermayeye teslim sürecine başlamıştır. Yüksek kar beklentisi ile yeterli önlemler alınmadan çalışan özel işletmeler iş cinayetlerinin de yolunu açmıştır. 2002 yılında AKP iktidarı ile birlikte özelleştirmeler ve şirketlere tanımlanan imtiyazlar daha da çoğalmış, büyük ölçeklerde doğal alan özelleştirilmiş, ihaleler yolu ile sermayeye sunulmuştur. Cumhuriyetin ilanından 2002 yılına kadar geçen 80 yılda toplam 1.186 maden ruhsatı verilmişken sadece son 15 yılda bu sayı 386 bine ulaşmıştır.</p>
<p>Tarihin en büyük maden katliamı yine AKP iktidarında 2014 yılında Soma’da gerçekleşmiş 301 işçi yaşamını kaybetmiştir.<br />
1000’den fazla işçinin çalıştığı Soma Termik Santrali Elektrik Üretim A.Ş., 17 Şubat 2026 tarihinde ekonomik nedenler ve TKİ&#8217;ye olan borçlar gerekçe gösterilerek faaliyetlerini durdurma kararı aldı. Aynı günlerde İzmir&#8217;in Kınık ilçesinde Polyak Madencilik&#8217;te çalışan maden işçileri; iş bıraktıklarını açıkladı. Bağımsız Maden-İş, Özyeğinlere ait Fiba Holding bünyesindeki Polyak Madencilik&#8217;in Çin&#8217;den bir şirkete satılmasının ardından Fiba Holding&#8217;in son 6 ayda 1700 madencinin işine son verdiğini belirtilirken, şu anda çalışan 1243 işçinin ise maaşlarını ödemeyerek hak kaybı yaşadığını vurguladı.</p>
<p>Tüm bunların sonucu önce Kınık’ta sonra Soma’da kitlesel yürüyüşler gerçekleştirildi. Tüm bu sürece gözünü kapayan burjuva partileri ise kitlesel bu yürüyüşlere katılmak zorunda kaldılar. Soma Belediye Başkanının “Bu mesele siyaset üstü” sözleriyle eylemin içeriğini boşaltmaya çabasına rağmen madencilerin eylemlerini önlemeleri mümkün olmadı. 6000 işçi madenlere inmeye reddederek direnişi büyüttüler.</p>
<p>Tüm bu yaşananlar özelleştirmelerin sonucudur. Şirketler işçilerin hak kayıplarını karşılamalı ve madenler kamulaştırılmalıdır.</p>
<p><strong>BDH: Her Şey Emeğin Olacak!</strong></p>
<p>Emeğiyle, alın teriyle, onuruyla yaşayan, yaşamak için direnen işçiler, kadınlar, gençler olarak Mart ayında İstanbul, İzmir ve Ankara’da buluşuyoruz.</p>
<p>Kuruluşu ilan edilen Birlik ve Dayanışma Hareketi’nin buluşmasında üç büyük ilde yan yana gelerek eşitlik, özgürlük, laiklik ve adalet mücadelemizi bir kez daha yüksek sesle ilan edeceğiz.</p>
<p>Patronların, tarikatların, çetelerin değil; Her şey emeğin olacak!</p>
<p><strong>İstanbul</strong><br />
15 Mart Pazar &#8211; 15.00<br />
Figaro Düğün Salonu, Çağlayan</p>
<p><strong>İzmir</strong><br />
15 Mart Pazar &#8211; 16.00<br />
Tepekule Kongre Merkezi, Bayraklı</p>
<p><strong>Ankara</strong><br />
29 Mart Pazar &#8211; 15.00<br />
Bambu Sahne, Çankaya</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyalist Liseliler: Okullar Bizimdir, Gericiliğe Teslim Etmeyeceğiz!</strong></p>
<p>Yusuf Tekin imzasıyla okullara gönderilen “Ramazan Ayı Etkinlikleri” rehberi; bir kültürel etkinlikler listesi değil, AKP iktidarının yıllardır sürdürdüğü “dindar ve kindar nesil” yaratma hedefinin yeni bir adımıdır. Eğitim alanı bir kez daha siyasal iktidarın ve sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda ideolojik müdahalelerin deney tahtası haline getirilmektedir.</p>
<p>4–6 yaş aralığındaki çocukların pedagojik gerçekler hiçe sayılarak ideolojik hedeflerle camilere götürülmesi, dini pratiklere yönlendirilmesi ve okulların bu doğrultuda biçimlendirilmesinin “gönüllülük” adı altında meşrulaştırılmaya çalışılması kabul edilemez.</p>
<p>Ortaokul öğrencilerine şeriat naraları attıranlar, okul kütüphanelerinin mescide çevrilmesini isteyenler ve bu uygulamaları hukuka uygun olarak nitelendirenler; AKP iktidarının ve sermaye sisteminin geldiği noktayı açıkça gözler önüne sermiştir.</p>
<p>Bugün laiklik bildirilerine dönük hedef göstermeler, eğitimde dinselleştirme adımları ve MESEM gibi uygulamalar aynı politik hattın parçalarıdır. MESEM üzerinden sıra arkadaşlarımızın ucuz işgücü olarak patronların hizmetine sunulması ile okulların gerici ideolojik kuşatma altına alınması birbirinden bağımsız değildir. Bu adımlar, sermaye düzeninin ihtiyaçları doğrultusunda gençliği hem ucuz işgücüne çevirme hem de itaatkâr bir toplumsal yapıya mahkûm etme girişimleridir. Sermaye ile gericilik bir kez daha aynı programda buluşmuştur.</p>
<p>Bugün eğitimde atılan her gerici adım yalnızca okulları değil, memleketin yarınını hedef almaktadır. Bilimin ve laikliğin tasfiye edildiği, eğitimin piyasaya ve tarikatlara açıldığı bir sistem; sorgulamayan, boyun eğen ve sömürüye razı edilen bir toplum yaratma girişimidir. Bu nedenle mesele yalnızca eğitim politikaları değil, memleketin nasıl bir karanlığa, bizlerin nasıl bir geleceksizliğe sürüklendiği meselesidir.</p>
<p>Sosyalist Liseliler olarak okullarımızı da memleketimizi de gerici karanlığa ve sermaye düzenine teslim etmeyeceğimizi bir kez daha yineliyoruz.</p>
<p>Tüm sıra arkadaşlarımızı eşit, özgür, laik bir gelecek kurmak için Sosyalist Liseliler’e katılmaya çağırıyoruz!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-24-subat-2-mart-2026/">Komünist Birlik Haftalık 24 Şubat – 2 Mart 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-24-subat-2-mart-2026/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
