<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Komünist Birlik</title>
	<atom:link href="https://komunistbirlik.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://komunistbirlik.org/</link>
	<description>Yeniden Atılım İçin</description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Jul 2026 14:01:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.5</generator>

<image>
	<url>https://komunistbirlik.org/wp-content/uploads/2025/10/cropped-Komunist-Birlik-Logo-32x32.png</url>
	<title>Komünist Birlik</title>
	<link>https://komunistbirlik.org/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 16 Temmuz – 22 Temmuz 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-16-temmuz-22-temmuz-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2026 14:01:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4413</guid>

					<description><![CDATA[<p>Emperyalizm ve Siyonist İsrail Rejimine Geçit Verilmemelidir! NATO Zirvesi öncesinde ABD-İran arasında imzalanan mutabakat, ABD&#8217;nin saldırıları ve tehditleriyle birlikte bozuldu ve emperyalizmin İran&#8217;a yönelik çok boyutlu saldırıları hız kazandı. İran&#8217;ın Hürmüz Boğazı&#8217;nı gemi trafiğine kapatması, ABD ve İsrail&#8217;in saldırılarına misliyle yanıt vermesiyle savaşın etkileri uluslararası alanda kendini hissettirmeye başlamış; ABD-İsrail-AB açısından yapısal anlamda olmasa da yöntemsel açıdan farklı söylemler ve tutumlar gelişmeye başlamıştı. NATO Zirvesi&#8217;nde alınan kararlarla emperyalist saldırganlığın artacağı, Ortadoğu&#8217;da İran&#8217;a yönelen savaş politikalarının...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-16-temmuz-22-temmuz-2026/">Komünist Birlik Haftalık 16 Temmuz – 22 Temmuz 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Emperyalizm ve Siyonist İsrail Rejimine Geçit Verilmemelidir!</strong></p>
<p>NATO Zirvesi öncesinde ABD-İran arasında imzalanan mutabakat, ABD&#8217;nin saldırıları ve tehditleriyle birlikte bozuldu ve emperyalizmin İran&#8217;a yönelik çok boyutlu saldırıları hız kazandı. İran&#8217;ın Hürmüz Boğazı&#8217;nı gemi trafiğine kapatması, ABD ve İsrail&#8217;in saldırılarına misliyle yanıt vermesiyle savaşın etkileri uluslararası alanda kendini hissettirmeye başlamış; ABD-İsrail-AB açısından yapısal anlamda olmasa da yöntemsel açıdan farklı söylemler ve tutumlar gelişmeye başlamıştı.</p>
<p>NATO Zirvesi&#8217;nde alınan kararlarla emperyalist saldırganlığın artacağı, Ortadoğu&#8217;da İran&#8217;a yönelen savaş politikalarının yükselerek devam edeceği, silahlanma ve NATO&#8217;nun bütçesini artırma noktasında yeni adımların atılacağı da tescillenmiş oldu. ABD ve İsrail saldırganlığı ise NATO Zirvesi sonrasında çok boyutlu bir içerikle devam ediyor.</p>
<p>Bir taraftan İran&#8217;ın lojistik ve askeri tesisleri hedef alınırken diğer taraftan da Körfez ülkeleri İran karşısında emperyalizm tarafından donatılmaya devam ediliyor. Trump&#8217;ın, Suudi Arabistan&#8217;ın uranyum zenginleştirmesine imkân sağlayacak bir nükleer anlaşmaya imza attığına dair iddialar ise emperyalizmin İran&#8217;ın kuşatılmasına yönelik yeni adımlar atmaya hazırlandığı anlamına geliyor.</p>
<p>İran&#8217;a yönelik saldırganlığı İsrail&#8217;le sınırlı tutan ve Netanyahu&#8217;nun barbarlığıyla açıklayan yaklaşımların tutarsızlığı ise vurgulanmalıdır. ABD emperyalizminin ve AB ülkelerinin savaş yanlısı olmadığı ve İsrail tarafından zorlandıklarına dair tezler, emperyalist saldırganlığı meşrulaştırmak ve yumuşatmak dışında bir şeye hizmet etmemektedir.</p>
<p>NATO Zirvesi&#8217;nde Trump&#8217;ın sarf ettiği &#8220;Türkiye, İran konusunda bizimle aynı düşünüyor&#8221; sözleri ise AKP&#8217;nin ikiyüzlü siyasetini gözler önüne sermektedir. İran&#8217;a yönelik emperyalist saldırganlığı, İsrail&#8217;e alan açılıp açılmayacağı üzerinden değerlendiren sermaye devleti ve AKP iktidarı özünde ABD ve İsrail&#8217;in çıkarlarına hizmet etmektedir.</p>
<p>Emperyalist saldırganlığın Suriye&#8217;de, Filistin&#8217;de ve Venezuela&#8217;da yarattığı sonuç ortadadır. İran&#8217;a yönelik emperyalist işgal girişimlerinin karşısında yer alınmalı, ABD ve İsrail&#8217;in bölgemiz ve ülkemiz üzerinde yaptığı kirli hesaplar boşa düşürülmelidir.</p>
<hr />
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Karadeniz’de Barış Masalları, Kiev’de Savaş Mesaisi</strong></p>
<p>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Kiev ziyaretinde Volodimir Zelenskiy’den aldığı &#8220;İkinci Derece Liyakat Nişanı&#8221;, AKP iktidarının dış siyasetteki ikiyüzlü ve taşeron çizgisini bir kez daha kanıtlamıştır. NATO Zirvesi kararları doğrultusunda Ukrayna’ya verilen askerî desteğin süreceğini ilan eden ve olası güvenlik garantilerinde &#8220;deniz unsuruna liderlik&#8221; etmeye soyunan iktidar, emperyalist savaş örgütünün sadık bir neferi olduğunu tescil ettirmiştir.</p>
<p>Bir yandan &#8220;Savaş Karadeniz’e yayılmasın&#8221; söylemiyle barış havariliğine soyunup iç kamuoyuna &#8220;arabulucu liderlik&#8221; masalları anlatanlar, diğer yandan Kiev koridorlarında nişan toplayıp emperyalist savaş makinesine benzin taşımaktadır. Bölgesel ticari çıkarları ve sermaye bağlarını &#8220;stratejik derinlik&#8221; ambalajıyla sunan AKP iktidarı, ABD ve NATO’nun Karadeniz ve Doğu Avrupa’daki yayılmacı emellerine kapı aralamaktadır.</p>
<p>Halka sunulan &#8220;tarafsız dış politika&#8221; söylemi koskoca bir yalandan ibarettir. Türkiye’nin ve bölge halklarının güvenliği; emperyalizmin bölgedeki ileri karakolu hâline gelen, NATO kararlarına sadakatle bağlanan ve Kiev’den nişan toplayan bu işbirlikçi siyasetle değil, emperyalist üslerin kapatıldığı, NATO’dan çıkıldığı ve tam bağımsız politikanın kurulduğu Sosyalist Türkiye mücadelesiyle sağlanacaktır.</p>
<hr />
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Emperyalizmin Yeni Rotası: Irak-Suriye-Akdeniz Boru Hattı</strong></p>
<p data-path-to-node="4">ABD&#8217;nin İran&#8217;a yönelik saldırıları yeniden başlarken Hürmüz Boğazı bir kez daha kapatıldı. Emperyalizmin saldırılarına boyun eğmeyen İran, Körfez ülkelerindeki Amerikan üslerini hedef alarak emperyalist saldırılara karşılık verdi. Böylece bölgede uzun süredir devam eden gerilim yeni bir tırmanış evresine girdi. Hürmüz Boğazı&#8217;nın kapanmasıyla birlikte petrol fiyatları yeniden yükselişe geçti. ABD ise boğazı askerî güç kullanarak açmanın çok zor olacağını görmüş olmalı ki enerji arzını güvence altına alacak alternatif planları devreye sokmaya başladı.</p>
<p data-path-to-node="5">Petrol tedarikinde Hürmüz Boğazı&#8217;nın etkisini azaltmak için alternatif rotalar ön plana çıkıyor. Bu rotaların en önemlilerinden biri Irak-Suriye-Akdeniz Boru Hattı&#8217;dır. Irak&#8217;ın Basra ve Kerkük bölgelerinde üretilen petrolün Türkiye&#8217;de Ceyhan&#8217;a, Suriye&#8217;de ise Tartus ve Lazkiye limanlarına ulaştırılması planlanıyor. Projenin ileri aşamalarında hattın Ürdün&#8217;ün Akabe Limanı&#8217;na ulaşması da hedefleniyor.</p>
<p data-path-to-node="6">Yeni boru hattı için imzaların Iraklı ve Suriyeli yetkililer tarafından ABD&#8217;nin başkenti Washington&#8217;da atılması trajikomiktir. Irak-Suriye arasında zaten mevcut olan boru hattını ABD, Irak işgali sırasında harap etmişti. İmza törenine ABD Enerji Bakanı da katıldı. Törende bulunan Tom Barrack, bu yeni boru hattıyla Hürmüz Boğazı&#8217;nın &#8220;ikincil konuma düşürüleceğini&#8221; ifade etti. ABD&#8217;li enerji şirketi Chevron bu projeyi gerçekleştirecek.</p>
<p data-path-to-node="7">Irak&#8217;ı iki kez işgal eden, Suriye&#8217;de Esad&#8217;ı devirerek ülkeyi HTŞ&#8217;ye emanet eden ABD, bölgede kendisine karşı direnen İran&#8217;ı etkisiz kılmak için her yola başvurmaya niyetli. Bölge halklarının baş düşmanı ABD emperyalizmi Orta Doğu&#8217;da yenilmek zorunda. Antiemperyalist mücadele, ABD emperyalizmine ve İsrail siyonizmine karşı yükseltilmelidir!</p>
<hr />
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>BKP: Suruç Katliamı’nı Unutmadık! </strong><strong>Kahrolsun Emperyalizm, Kahrolsun Gericilik!</strong></p>
<p>20 Temmuz 2015’te Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde IŞİD tarafından gerçekleştirilen katliamda 33 devrimci genç hayatını kaybetti. Emperyalizmin, AKP iktidarının ve gericiliğin kol kola gerçekleştirdiği bu katliamın ardından Türkiye’de bombalı saldırılar dönemi açıldı ve sermaye düzeni siyasal ve toplumsal alanı gericilik, baskı ve zorbalıkla dizayn etmeyi hedefledi.</p>
<p>Bugün, ülkemizin ve bölgemizin içinden geçtiği süreç ele alındığında, Suruç Katliamı’nın yalnızca IŞİD tarafından planlanan sıradan bir saldırı olmadığı görülmektedir. Emperyalizm, gericilik ve sermaye düzeni el ele vererek ülkemizi ve Ortadoğu’yu katliamlar, savaşlar ve yıkıma sürüklemiştir.</p>
<p>Emperyalizmin başta Suriye’ye yönelik işgal saldırılarına ortak olan AKP iktidarı, IŞİD’i beslemiş, ülkemizi cihatçı örgütlerin cirit attığı bir konuma sürüklemiştir. Suruç Katliamı’nı gerçekleştirenler gücünü AKP iktidarının işbirliğinden almıştır. Bugün Suriye’de iktidara getirilen HTŞ de, IŞİD kalıntısı bir örgüt olarak yine emperyalizmin çıkarlarına hizmet etmekte ve bölge halklarına benzer acıları yaşatmaktadır.</p>
<p>Suruç Katliamı’nın hesabının sorulması, bölgemizin ve ülkemizin karanlığa hapsolmaması, emperyalizme, gericiliğe ve sermaye düzenine karşı mücadeleden geçmektedir.</p>
<p><strong>Suruç Katliamı’nı unutmadık! Kahrolsun emperyalizm, kahrolsun gericilik!</strong></p>
<p><strong>Birleşik Komünist Parti Merkez Komitesi<br />
20.07.2026</strong></p>
<hr />
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Türkiye İşçi Sınıfının Unutulmaz Önderi Kemal Türkler </strong></p>
<p>1926 yılında Denizli’de doğan ve İstanbul Hukuk Fakültesi&#8217;ndeki eğitimini yarıda bırakarak fabrikalarda çalışmaya başlayan Kemal Türkler, sendikacılıkla Emayetaş&#8217;ta tanıştı. 1954 yılında Demir-İş&#8217;in (sonradan Türkiye Maden-İş) genel başkanı seçildi.</p>
<p>Sadece ekonomik haklar için değil, işçilerin siyasal temsili için de mücadele eden Türkler, 1961&#8217;de 12 sendikacı ile Türkiye İşçi Partisi&#8217;nin kuruluşunda yer aldı. Bu mücadele azmi, onu 1967 yılında Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu&#8217;nun (DİSK) kurucuları arasına taşıdı ve konfederasyonun ilk genel başkanı yaptı.</p>
<p>Türkiye işçi sınıfı hareketinin dönüm noktalarından biri olan Saraçhane Mitingi’nde aktif görev aldı. Türkler, kendi önerdiği bu mitingin konuşmacıları arasındaydı. 1963 Kavel Grevi, sendikal hakları tırpanlamak isteyen yasaya karşı gerçekleştirilen şanlı 15-16 Haziran 1970 Büyük İşçi Direnişi ve DGM direnişleri onun öncülüğünde gerçekleşti. 1976&#8217;da, yaklaşık yarım asır sonra 1 Mayıs&#8217;ın yasal ve kitlesel bir mitingle kutlanmasında DİSK’in ve Kemal Türkler’in payı büyüktür.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin 12 Eylül karanlığına sürüklendiği günlerde, 22 Temmuz 1980 sabahı İstanbul Merter&#8217;deki evinin önünde kurşunlanarak katledildi. Yüz binlerce işçinin katıldığı cenazesi, Türkiye tarihinin en büyük protestolarından birine dönüştü. Ne yazık ki uzun süren hukuk mücadelelerine rağmen azmettiriciler ve tetikçiler hak ettikleri cezayı almadı.</p>
<p>Kemal Türkler&#8217;in militan ve mücadeleci azmi ile sınıf sendikacılığındaki ısrarı, bugün sendikaların içinde bulunduğu duruma bakıldığında önemini bir kez daha gösteriyor.</p>
<p>Türkiye işçi sınıfının yiğit önderi Kemal Türkler’e saygıyla…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-16-temmuz-22-temmuz-2026/">Komünist Birlik Haftalık 16 Temmuz – 22 Temmuz 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 9 Temmuz – 15 Temmuz 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-9-temmuz-15-temmuz-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Jul 2026 11:51:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4402</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; NATO 3.0: Savaş, Silahlanma ve Emperyalist Saldırganlık 36.NATO Zirvesi, emperyalist-kapitalist sistemin çok kutuplu yapısının yarattığı bir dizi gerilim, kriz, bölgesel savaşlar ve entegrasyon arayışının bir arada geliştiği bir kesitte gerçekleşti. Çin, Rusya ve İran&#8217;ın sistem içerisindeki pozisyonlarının zayıflatılmasına yönelik hamleler; emperyalizmin Ortadoğu, Latin Amerika, Kafkasya ve Asya&#8217;da ekonomik, askeri ve siyasi bir dizi müdahalesini artırmasının ve emperyalist saldırganlığın yükselmesinin nedenleri olarak değerlendirilebilir. Emperyalist-kapitalist sistemin eşitsiz gelişiminin sonucu olan bu durum ve ne pahasına olursa...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-9-temmuz-15-temmuz-2026/">Komünist Birlik Haftalık 9 Temmuz – 15 Temmuz 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>NATO 3.0: Savaş, Silahlanma ve Emperyalist Saldırganlık</strong></p>
<p>36.NATO Zirvesi, emperyalist-kapitalist sistemin çok kutuplu yapısının yarattığı bir dizi gerilim, kriz, bölgesel savaşlar ve entegrasyon arayışının bir arada geliştiği bir kesitte gerçekleşti. Çin, Rusya ve İran&#8217;ın sistem içerisindeki pozisyonlarının zayıflatılmasına yönelik hamleler; emperyalizmin Ortadoğu, Latin Amerika, Kafkasya ve Asya&#8217;da ekonomik, askeri ve siyasi bir dizi müdahalesini artırmasının ve emperyalist saldırganlığın yükselmesinin nedenleri olarak değerlendirilebilir. Emperyalist-kapitalist sistemin eşitsiz gelişiminin sonucu olan bu durum ve ne pahasına olursa olsun sömürü sistemini ayakta tutmaya çalışan emperyalistlerin dünyayı sürüklediği geleceksizlik ve belirsizlik ise NATO Zirvesi&#8217;ne giden süreçte de kendini gösterdi.</p>
<p>Rusya&#8217;ya karşı Ukrayna&#8217;nın silahlandırılması, NATO bütçesinin artırılması, İran&#8217;a yönelik &#8220;nükleer silah&#8221; tehdidi üzerinden sürdürülen ambargo, savaş ve saldırganlığın devamı, teknoloji ve savaş sanayisi alanında atılacak yeni adımlar ve silahlanmayı merkeze koyan bir yaklaşım bu zirvenin de ana gündemlerini oluşturdu. NATO Zirvesi&#8217;nden çıkan sonuç, daha fazla silahlanma, kuşatma ve tehdit oldu.</p>
<p>NATO üyesi bazı ülkelerin başta İran&#8217;a yönelik müdahaleler noktasındaki &#8220;zıt&#8221; tutumunun ise NATO&#8217;nun ve emperyalizmin yönelimlerinde değişikliğe sebep olması bugün olası görünmüyor. Savaşın oluşturabileceği ekonomik ve siyasi sıkışmalardan kaynaklı &#8220;yumuşak geçiş&#8221; arayışında olan bu ülkelerin ise özünde NATO&#8217;ya ve ABD emperyalizmine karşıtlığı bulunmuyor.</p>
<p>NATO Zirvesi&#8217;nde Trump&#8217;ın tehditler yağdırmasıyla birlikte İran&#8217;a yönelik saldırıların gerçekleşmesi ise tesadüf değil, NATO ruhunun somutlanmış hali olarak görülmelidir. Her fırsatta &#8220;dünyanın güvenliğini sağlamak&#8221; kılıfına sığınan NATO&#8217;nun gerçekte emperyalizmin savaş ve yağma örgütü olduğu tekrardan açığa çıkmış durumda. Zirvenin üzerinden geçen bir haftalık süreçte emperyalizmin Hürmüz&#8217;e yönelik yığınağının artması ve İran&#8217;a yönelik yeni bir saldırı hamlesinin kapıda olduğu gerçeği göz önünde bulundurulduğunda, NATO&#8217;yu kutsayan liberal yaklaşımların da bugün saldırganlığa güç kattığı ifade edilmek durumundadır.</p>
<p>NATO Zirvesi için ülkeyi &#8220;OHAL&#8221; kanunları ile yöneten AKP, İsrail&#8217;in attığı adımların karşısında yer aldığını söylese de NATO Zirvesi&#8217;nden çıkan sonuç; Ortadoğu&#8217;ya yönelik atılacak adımların İsrail&#8217;in çıkarına olduğunu ve İsrail&#8217;in bölgede güç kazanacağını şimdiden göstermektedir. Trump&#8217;ın &#8220;İran konusunda Türkiye bizimle aynı düşünüyor&#8221; sözü ise AKP&#8217;nin ikiyüzlü siyasetine örnek teşkil etmektedir.</p>
<p>Tüm bu tabloda, başta Türkiye işçi sınıfı olmak üzere bölge halklarının NATO&#8217;ya ve emperyalizmin saldırganlığına karşı bağımsızlık mücadelesini yükseltmesi gerekmektedir. Sömürüyü, yoksullaşmayı ve geleceksizliği her geçen gün derinleştiren sermaye düzenine, emperyalizme ve onun savaş örgütü NATO&#8217;ya karşı durabilecek tek güç, halkların örgütlü gücüdür.</p>
<hr />
<p><strong>Emperyalizmin Ukrayna Planı: Savaşa Devam!</strong></p>
<p>Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi&#8217;nin ardından açıklanan sonuç bildirisinde alınan sınırlı sayıda karardan biri Ukrayna’yla ilgiliydi. NATO üyelerinin 2026 yılı için Ukrayna’ya 70 milyar avro destek vereceği ve 2027 yılında da desteğin artarak devam edeceği taahhüt altına alındı. Ayrıca Rusya, Avrupa-Atlantik bölgesi için “uzun vadeli tehdit” olarak tanımlandı.</p>
<p>Emperyalistler, kuklaları hâline gelmiş Ukrayna’yı desteklemeye devam ediyor. Savaşın şiddetlenmesini istiyorlar ki bu bahaneyle daha fazla silahlansınlar ve NATO&#8217;nun genişlemesini sağlasınlar. Avrupa, Rusya bahanesiyle militarizasyona tam gaz devam ediyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın, NATO üyelerinden savunma harcamalarını yüzde 5’e çıkarmalarını istemekte ısrarcı olması da tesadüf değil.</p>
<p>Neo-Nazi Zelenski iktidarıyla birlikte Ukrayna, emperyalizmin Rusya&#8217;yı sınırlandırma siyasetinin doğrudan parçası oldu ve bölge halkları büyük bir yıkıma sürüklendi. Ölen Ukraynalıların emperyalistler açısından hiçbir önem taşımadığı biliniyor. 2001 yılında yapılan son nüfus sayımında 41 milyon olan Ukrayna nüfusunun şu anda 22-25 milyona gerilediği tahmin ediliyor. Cephede savaşacak asker bulmakta sorun yaşayan Ukrayna için Avrupa Birliği, askerlik çağındaki Ukrayna vatandaşlarının Avrupa Birliği&#8217;ne girmesini veya kendilerine koruma statüsü verilmesini engelleyecek bir yasa çıkarmayı hedefliyor.</p>
<p>Emperyalistler dünyanın dört bir köşesinde egemenliklerinin devamı için savaşlar çıkarmaya devam edecekler. Halklara kan kusturmayı sürdürecekler. Emperyalizme karşı mücadelenin her alanda yükseltilmesi dünya halkları için büyük bir önem taşıyor. Emperyalist saldırganlığa karşı bağımsızlığın ve sosyalizmin sesi yükseltilmelidir.</p>
<hr />
<p><strong>Emperyalistlerin Tek Derdi Kendi Çıkarlarıdır!</strong></p>
<p>Emmanuel Macron&#8217;un Şam&#8217;da HTŞ lideri Colani ile verdiği poz, emperyalizmin &#8220;terör&#8221; söyleminde ne kadar ikiyüzlü olduğunu ortaya koymaktadır. Dün &#8220;terörist&#8221; ilan ettiklerini bugün masaya oturtanlar, Orta Doğu&#8217;daki nüfuzlarını ve sermayelerinin yeni pazar arayışını güvence altına almanın peşindedir. Atılan tek bir imzayla Suriye&#8217;nin petrolü ve doğal kaynakları uluslararası sermayenin paylaşım masasına sürülmektedir. Şunu net olarak söyleyebiliyoruz ki emperyalizm için değişmeyen tek ilke, kendi çıkarıdır.</p>
<p>Macron&#8217;un &#8220;istikrar&#8221;, &#8220;yeniden inşa&#8221; ve &#8220;iş birliği&#8221; söylemleri, yıkıma uğrattıkları coğrafyaları uluslararası tekellere açmanın kılıfından ibarettir. Suriye halkı ve Suriye&#8217;nin geleceği, emperyalizmin pazarlık masalarında ve sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirilmeye çalışılmaktadır. HTŞ&#8217;ye uzatılan el, bağımlılık ilişkilerinin ilanıdır.</p>
<p>Şam&#8217;da verilen bu fotoğraf, emperyalizmin sürekli yeni taşeronlar yaratma siyasetinin en net görüntüsüdür. Suriye halkının kurtuluşu, Macron&#8217;un diplomasi gösterilerinde ya da Colani&#8217;nin Batı&#8217;dan aldığı meşruiyette değildir. Aksine, emperyalizme, gericiliğe ve sömürü düzenine karşı kendi örgütlü mücadelesindedir.</p>
<hr />
<p><strong>Yeni Anayasa Yeni Osmanlıcılığın Belgesi Olacaktır!</strong></p>
<p>Sermaye düzeninin gerici, işbirlikçi ve emek düşmanı karakterinin emperyalizmin yönelimleriyle birlikte yeniden somutlanma ihtiyacı ve AKP iktidarının meşruiyetini tekrardan güçlendirme hedefi, yeni anayasa tartışmalarını beraberinde getirmiş durumda.</p>
<p>AKP iktidarı, sermaye sınıfının ve emperyalizmin çıkarları doğrultusunda düzeni dizayn ederken; bir yanıyla düzen muhalefetini çözüm ve baskı hamleleriyle şekillendirmeye, diğer yanıyla da AKP&#8217;nin karşısında oluşan toplumsal tepkiyi zorbalık ve baskı aygıtlarıyla sindirmeye çalışıyor.</p>
<p>Emperyalizmin Orta Doğu&#8217;ya yönelik saldırıları ve emperyalist entegrasyon süreciyle birlikte, iç siyasette yaşadığı sıkışmayı aşma ve kaybettiği etkiyi toparlama imkânı bulan AKP iktidarının, Yeni Osmanlıcı bir politik-ideolojik hattı &#8220;güçlü Türkiye&#8221; söylemiyle birlikte inşa etme arayışında olduğu görülmelidir.</p>
<p>&#8220;Demokrasi, özgürlük, tüm toplumsal kesimleri kucaklayan anayasa&#8221; vb. kavramlarla altı doldurulmaya ve toplumun karşısına çıkarılmaya hazırlanan yeni anayasa; özünde 25 yıllık AKP iktidarının ve kurduğu istibdat rejiminin güçlenmesine, işçi sınıfı üzerindeki tahakkümün daha da artırılmasına, gericiliğin önünün daha fazla açılmasına, emperyalist işbirlikçiliğin ve saldırganlığın daha da pekişmesine hizmet edecektir.</p>
<p>Sermaye düzeninin temsilcisi AKP iktidarından ve ortağı faşist MHP&#8217;den demokratik ve özgürlükçü bir anayasa beklemek, büyük bir yanılgıdan ibarettir. AKP&#8217;nin ülkeyi yönetme ve anayasa yapma ehliyeti bulunmamaktadır.</p>
<p>Emekçilere Şimşek programını reva görenlere, gençliği geleceksizlik ve borç batağına hapsedenlere, kadınları gericilik, şiddet ve sömürü eliyle yaşamdan koparanlara da istibdat rejiminin belgesi olacak yeni anayasaya da geçit verilmemeli; ülkemiz AKP&#8217;ye, emperyalistlere ve sermaye sınıfına teslim edilmemelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<hr />
<p><strong>Çankaya Belediyesi&#8217;ne Operasyon</strong></p>
<p>AKP, yıllardır sandıkta kazanamadığı kentleri yargı operasyonlarıyla teslim almaya çalışmaktadır. Çankaya&#8217;ya yönelik müdahale de yine bu operasyon halkalarından biridir. Halkın sandıkta ortaya koyduğu iradeyi kabul etmeyen iktidar, seçimlerde aşamadığı engelleri yargı operasyonları ve devletin zor aygıtlarıyla aşmaya çalışmaktadır. Bu durum, AKP iktidarının yıllardır sürdürdüğü siyasal bir yöntem haline gelmiştir.</p>
<p>Bu tablonun, yalnızca bir belediyeye yönelik müdahale olarak değerlendirilmemesi gerekir. Mesele, emekçi halkın iradesinin tanınmaması ve seçimlerin yalnızca iktidarın istediği sonucu verdiği ölçüde anlamlı görülmesidir. Bugün Çankaya&#8217;yı hedef alan anlayış, uzun süredir muhalefetin yönettiği belediyelere yönelik operasyonları bir yönetme pratiğine dönüştürmüştür. Halkın iradesini tanımayan bu siyaset; baskıyı kalıcılaştırarak, devletin tüm imkanlarıyla toplumu tahakküm altına almaya çalışmaktadır.</p>
<p>Günümüz sermaye düzeninde belediyeler; kamusal hizmet yerine rant, ihale ve yolsuzluk çarkları üzerinden sermayeye hizmet eden birer şirkete dönüşmüştür. Buna karşın komünistler, yerel yönetimleri; barınma, ulaşım, su ve enerji gibi temel ihtiyaçların ücretsiz sağlandığı, kültür-sanat faaliyetlerinin yaygınlaştırıldığı ve emekçilerin doğrudan karar alma süreçlerine katıldığı araçlar haline getirir. Dolayısıyla yerel yönetimlerin şirketleşmekten kurtulup gerçek anlamda halka hizmet edebilmesi, ancak işçi sınıfının siyasi iktidarında ve merkezi bir planlamayla mümkündür.</p>
<p>Emekçi halkın kurtuluşu ancak, düzen siyasetinin taraflarından kopuşla mümkündür. Esas olan; halkın seçme ve seçilme hakkını gasp eden her müdahalenin karşısında durmak, emekçilerin örgütlü gücünü büyütmek ve bu baskı düzenini kökten değiştirecek mücadeleyi yükseltmektir. Halkın iradesini yok sayanlar, er ya da geç örgütlü halkın iradesiyle karşılaşacaktır.</p>
<hr />
<p><strong>Ahmet Telli&#8217;ye Saygıyla</strong></p>
<p>10 Temmuz 2026 günü devrimci şair Ahmet Telli&#8217;yi kaybettik. Hasanoğlan Köy Enstitüsü mezunu Ahmet Telli; yaşamını önce öğretmenlik, daha sonra çeşitli edebiyat dergilerinde yazarlık, yayıncılık, editörlük yaparak ve 1978 yılından sonra kendi kitaplarını yayımlayarak mütevazı bir biçimde idame ettirdi. Şiir kitapları, eleştiri yazıları ve Kürt şair Cegerxwîn&#8217;in (Cigerhun) şiirleri üzerine yazdığı bir yazıdan ötürü 12 Eylül faşizmi tarafından öğretmenlik görevinden alındı ve tutuklu kaldığı sürede işkence gördü. İşte şiirlerinde tasvir ettiği &#8220;Serüvenciler&#8221;, Türkiye Devrimci Hareketi&#8217;nin siyasi mücadelesinde ve dönem dönem geri çekilip dönem dönem ayağa kalktığı tarih sahnesinde; sosyalist ve emekten yana bir Türkiye için canını, en güzel yıllarını, &#8220;güzelliğini&#8221; ödünsüz veren sosyalist devrimcilerin ve öz yaşamının anlatısıdır.</p>
<p>Ahmet Telli, mücadele ve üretimlerle doldurduğu bu mütevazı yaşamını yalnızca mensubu olduğu 68 kuşağıyla paylaşmadı. Aynı zamanda farklı zeminlerden yükselerek ve farklı toplumsal ihtiyaçlara yaslanarak bugüne kadar mücadeleye yüzünü dönen tüm kuşaklara şiirleriyle ve fiilî dayanışmasıyla eşlik etti. Öyle ki, DGM savcılarının karşısına çoğu kez üniversiteli devrimci gençliğin düzenlediği etkinliklere ve söyleşilere katılmak, konferans vermek suçlamasıyla çıkarıldı. 1985-1995 yılları arasında kendi deyimiyle hemen her yıl çıkarıldığı bu davalardan cezalar alan Ahmet Telli, en son 2018&#8217;de Hacettepe Kitap Topluluğu&#8217;nun davetiyle konuşmacı olarak katıldığı &#8220;Cumhuriyet Döneminde Edebiyat&#8221; konulu söyleşide 30 kişilik faşist grubun saldırısına uğramıştı. Yalnızca bu davaların ve olayların kronolojik sıralaması dahi, Ahmet Telli&#8217;nin şiirleriyle, sözüyle, dayanışmasıyla kimin safında olduğunu, kim için ve ne için ürettiğini gösteriyor.</p>
<p>Ahmet Telli’yi saygıyla anıyoruz.</p>
<p>“Ey şair<br />
Sen sus artık, bize bundan sonrasını<br />
dövüşen anlatsın<strong>”</strong></p>
<hr />
<p><strong>Gayrettepe Katliamı Aydınlatılmalı, Tüm Sorumlular Yargılanmalıdır</strong></p>
<p>2024 yılında Beşiktaş&#8217;taki bir gece kulübünün tadilatı esnasında çıkan yangında hayatını kaybeden 29 işçinin ardından başlayan adalet arayışı, 2 yıldır devam ediyor. Asıl sorumluların iş güvenliği tedbirlerini almayan mekân sahipleri olduğu gerçeği ve Çalışma Bakanlığı gibi denetleyici kurumların da bu tabloda hesap vermesi gerektiği ortadayken, 2 yıldır aileler mahkeme kapılarında hayatını kaybedenlerin hakkını arıyor.</p>
<p>Konu işçi ölümleri olunca adaletin işleyiş hızı yavaşlıyor. İhmali bulunan kamu görevlilerinin sorumluluklarının aydınlatılmaması, bilirkişi raporlarının aylardır tamamlanamaması ve olay yerinde yapılması gereken hayati keşiflerin sürekli ertelenmesi nedeniyle davalar uzuyor.</p>
<p>Gelinen noktada, tutuklu yargılanan bazı isimlerin cezaevi süreci devam etse de aydınlatılmayan karanlık noktalar ve tamamlanamayan evraklar yüzünden dava tıkanmış durumda. Gerekli raporların beklenmesi ve adaletin tecelli etmesi umudu ise bir sonraki duruşmanın yapılacağı sonbahar aylarına devredilerek geride kalanların omuzlarındaki ağır bekleyiş yükünü daha da artırıyor. Gayrettepe katliamı dâhil tüm iş cinayetleri aydınlatılmalı ve sorumluları yargılanmalıdır!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-9-temmuz-15-temmuz-2026/">Komünist Birlik Haftalık 9 Temmuz – 15 Temmuz 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 29 Haziran –8 Temmuz 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-29-haziran-8-temmuz-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2026 09:30:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4396</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; NATO&#8217;ya Kırmızı Halı: Memleket Abluka Altında NATO Zirvesi için fiili bir OHAL kapsamına alınan başkent Ankara, hummalı bir çalışmanın ardından milyarlarca lira harcanarak dünyanın patronlarına hazırlandı. Asfaltlar yenilendi, yol güzergâhındaki evlerin ön cepheleri ücretsiz olarak boyatıldı, kenar mahalleler ahşap panolarla kapatıldı. NATO, kırmızı halılarla Türkiye&#8217;nin başkentinde misafir ediliyor. Kırmızı halıların kızıl rengi, emperyalist patronların Filistin&#8217;de, Suriye&#8217;de, Irak&#8217;ta, Afganistan&#8217;da ve İran&#8217;da döktüğü masumların kanından geliyor. Sadece onların değil, Türkiye&#8217;de yıllar boyunca NATO&#8217;nun planlayıp gerçekleştirdiği katliamlarda,...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-29-haziran-8-temmuz-2026/">Komünist Birlik Haftalık 29 Haziran –8 Temmuz 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>NATO&#8217;ya Kırmızı Halı: Memleket Abluka Altında</strong></p>
<p>NATO Zirvesi için fiili bir OHAL kapsamına alınan başkent Ankara, hummalı bir çalışmanın ardından milyarlarca lira harcanarak dünyanın patronlarına hazırlandı. Asfaltlar yenilendi, yol güzergâhındaki evlerin ön cepheleri ücretsiz olarak boyatıldı, kenar mahalleler ahşap panolarla kapatıldı. NATO, kırmızı halılarla Türkiye&#8217;nin başkentinde misafir ediliyor.</p>
<p>Kırmızı halıların kızıl rengi, emperyalist patronların Filistin&#8217;de, Suriye&#8217;de, Irak&#8217;ta, Afganistan&#8217;da ve İran&#8217;da döktüğü masumların kanından geliyor. Sadece onların değil, Türkiye&#8217;de yıllar boyunca NATO&#8217;nun planlayıp gerçekleştirdiği katliamlarda, suikastlarda ve darbelerde hayatını kaybeden yurttaşlarımızın da kanıdır. Kanlı ayak izleriyle ülkemize gelen NATO liderleri, dünyayı nasıl bir kan gölüne çevirmeye devam edeceklerini planlayacak, fikir alışverişinde bulunacaklar.</p>
<p>Emperyalist ABD&#8217;nin Başkanı Donald Trump&#8217;ın NATO Zirvesi kapsamında Türkiye&#8217;ye gelmesi ise Türkiye&#8217;deki tüm Amerika sevdalılarını ziyadesiyle heyecanlandırdı. Trump&#8217;ın gelişine hazırlandılar. Devlet yetkililerine, siyasetçilere ve yandaş gazetecilere baktığımızda, sağcılığın emperyalizmi kutsadığını görebiliyoruz.</p>
<p>Emperyalizme ve onların yerli ve yabancı tüm temsilcilerine karşı çıkan komünistler, sosyalistler, devrimciler ve yurtseverler günlerdir gözaltı ve tutuklama fırtınasına maruz kaldı. Yüzlerce kişi gözaltına alındı ve tutuklandı. Ankara ve birçok kent OHAL benzeri tedbirlerle günlerdir kuşatıldı. NATO yetkililerinin &#8220;yerel halkı&#8221; ve halkın gerçek tepkisini görmemeleri için her türlü zorbalığa başvuruldu.</p>
<p>Türkiye’nin gerçekten bağımsız, gelişmiş, eşit ve özgür bir ülke olması için geçmişten günümüze mücadele etmeye devam ediyoruz. Emperyalizme, kapitalizme ve gericiliğe karşı mücadele yükseldikçe AKP iktidarı da emperyalistler de kaybedecek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>AKP&#8217;den Demokrasi, Barış ve Özgürlük Beklenemez!</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;nin içinden geçtiği dizayn sürecinin bir yanını &#8220;çözüm süreci&#8221;, diğer yanını ise muhalefete yönelik yıpratma girişimleri, toplumda korku iklimi yaratma çabaları oluşturuyor. AKP ve sermaye düzeni, emperyalist saldırganlıktan ve Ortadoğu&#8217;da oluşan yeni düzlemden yararlanmanın, bu vesileyle yaşadığı sıkışmayı aşmanın arayışında.</p>
<p>Devlet Bahçeli&#8217;nin DEM Parti&#8217;ye uzattığı elle başlayan süreç, bir yanıyla Kürt sorununun çözümü olarak lanse edilse de AKP ve MHP &#8220;terörsüz Türkiye&#8221; yaklaşımından geri adım atmış durumda değil. Bugün gelindiğimiz noktada ise çerçeve yasa tartışmalarında oluşan muğlaklık ve tarafların farklı değerlendirmeleri sürece dair yaklaşım farklarını da ortaya koyuyor.</p>
<p>AKP&#8217;nin sürece yaklaşımının Suriye&#8217;de HTŞ-SDG entegrasyonunun ardından iç siyasette de kendi zemini güçlendirmek, yeni anayasa ve seçimler başta olmak üzere ajandasını işletmek, Ortadoğu&#8217;da emperyalist entegrasyonun parçası olarak yeni Osmanlıcı bir politik hattı inşa etmek olduğu görülmelidir.</p>
<p>NATO zirvesinde ülkemizin yaşadıkları AKP&#8217;nin karakterini açıkça ortaya koymuştur. AKP baskı, tutuklama, en temel haklara dahi göz diken bir istibdat rejimi demektir. Komedyenlerin tutuklandığı, memleketin OHAL&#8217;le yönetildiği bir düzlemde AKP&#8217;den demokratik, barışçıl ve özgürlükçü adımlar beklemek büyük bir yanılgıdan ibarettir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Halkı Kin ve Düşmanlığa Asıl Sürükleyen AKP İktidarıdır!</strong></p>
<p>Deniz Göktaş&#8217;ın tutuklanması, AKP iktidarının yıllardır sürdürdüğü baskı siyasetinin devamı niteliğindedir. İktidar, kendisine yönelen her eleştiriyi soruşturma ve tutuklama tehdidiyle bastırmaya çalışırken, yargıyı da bu politikanın bir aracı olarak kullanmaktadır. Deniz Göktaş hakkında verilen karar da bu tablonun yeni bir örneğidir.</p>
<p>Kısa sürede milyonlarca kez izlenen Göktaş’ın stand-up gösterisi, iktidarın borazanlığını yapan yandaş medya tarafından hedef gösterilmiş; ardından yargı mekanizması hızla devreye sokulmuştur. Bir kez daha gördük ki bu ülkede suçun ne olduğu hukuka göre değil, AKP&#8217;nin siyasi ihtiyaçlarına göre belirlenmektedir.</p>
<p>Deniz Göktaş&#8217;a &#8220;halkı kin ve düşmanlığa tahrik&#8221; suçlaması yöneltenler önce aynaya bakmalıdır. Keza yıllardır; grevdeki işçilerin karşısına kolluk kuvvetlerini diken, gençliği polis şiddetiyle susturmaya çalışan, kadınları, muhalifleri hedef gösteren, her seçim döneminde toplumu ayrıştırarak iktidarını koruyan AKP&#8217;nin ta kendisi bu suçu işlemektedir. Halkı birbirine düşman eden de farklı düşünen herkesi kriminalize eden de bu düzendir.</p>
<p>Deniz Göktaş&#8217;ın tutuklanması şaşırtıcı değildir. Gazetecilerin, öğrencilerin, sendikacıların ve sanatçıların yargı eliyle baskı altına alınmaya çalışıldığı bir ülkede, bir komedyenin de aynı yöntemlerle hedef alınması bu düzenin olağan pratiği haline gelmiştir. Siyasal iktidar, eleştiriyi suç haline getirmeye; yargıyı ise bunun aracı olarak kullanmaya devam etmektedir.</p>
<p>Ancak ne sanatçı ne gazeteci ne öğrenci ne de emekçi bu baskı düzenine boyun eğecek. Bu ülkenin geleceği; yasaklarla, tutuklamalarla ve hedef göstermelerle değil, örgütlü halkın mücadelesiyle kurulacaktır.</p>
<p>İfade özgürlüğünü suç haline getirenlere, yargıyı siyasal bir sopa olarak kullananlara ve toplumu nefret siyasetiyle yönetmeye çalışanlara karşı sözümüz nettir:</p>
<p>Halkı kin ve düşmanlığa asıl sürükleyen AKP iktidarıdır.</p>
<p>Deniz Göktaş&#8217;ın yanındayız. Baskıya, sansüre ve yargı sopasına karşı; eşit, özgür, bağımsız ve laik bir ülke mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Komünistler NATO&#8217;ya Karşı Bağımsızlık ve Sosyalizm İçin Yürüdü</strong></p>
<p>Birleşik Komünist Parti (BKP), 7-8 Temmuz&#8217;da Ankara&#8217;da toplanacak olan NATO zirvesine karşı İstanbul Kadıköy&#8217;de yürüyüş ve basın açıklaması gerçekleştirdi.</p>
<p><strong>Eylemde söz alan BKP Merkez Komite Üyesi Ali Öztutan şu ifadelere yer verdi:</strong></p>
<p>Siyasi iktidar, haftalardır ülkenin başkentinde yapılacak toplantıya hazırlanıyor. Sıvasız evler boyanıyor, gecekondular görünmesin diye bariyerler kuruluyor.</p>
<p>Yüz yıl önce emperyalist işgale karşı direnişin merkezi, işbirlikçi saltanata karşı bağımsızlığın kalbi olan Ankara; yüz yıl sonra emperyalist temsilcilerin, katillerin kırmızı halıyla ağırlandığı bir şehir oluyor.</p>
<p>NATO zirvesine katılanlar; Gazze&#8217;de, Beyrut&#8217;ta, Suriye&#8217;de, İran&#8217;da, yani bölgemizde birçok katliama imza atanlardır. NATO, yalnızca bölgemizde değil, memleketimizde de katliamlar ve darbeler organize eden bir savaş örgütüdür.</p>
<p>Bugün bu savaş örgütünü ülkemizde kırmızı halıyla ağırlamaya çalışmak; bölgede ve ülkemizde öldürülen, sömürülen emekçilerin kanını sermektir.</p>
<p>Uluslararası savaş örgütüne ve onun işbirlikçisi AKP iktidarına geçmişte nasıl geçit vermediysek, yine vermeyeceğiz. İşgalciler mutlaka kaybedecek!</p>
<p>Ülkemizde emperyalizmin yalnızca iktidarın dostu olmadığını biliyoruz. Bugün siyasi iktidar kadar, başta ana muhalefet olmak üzere diğer muhalefet partileri de bu süreci sessizlikle geçiştirmek istemektedir. Emperyalizmin boyunduruğundan kurtulmadan, ülkemiz bağımsızlığa ve aydınlığa kavuşamayacaktır.</p>
<p>Ülkemizin devrimcileri, emekçileri, gençleri ve kadınları; bağımsızlık ve sosyalizm mücadelesini yükseltmeye devam edecektir.</p>
<p><strong>Basın açıklamasının tamamı şu şekilde:</strong></p>
<p><strong><br />
Emperyalist Saldırganlığa ve NATO’ya Geçit Vermeyeceğiz!</strong></p>
<p><strong>Dünya Halklarının Düşmanı NATO Ülkemizden Defol!</strong></p>
<p>Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne ve sosyalizmin kazanımlarına karşı emperyalist sistemin çıkarlarını korumak için kurulan NATO; bir güvenlik örgütü olarak lanse edilmeye çalışılsa da, kurulduğu günden bugüne emperyalist yayılmacılığın aracı olmuş; bağımsızlık, aydınlanma, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin baskılanması noktasında görev üstlenmiştir.</p>
<p>Küba’dan Afrika’ya, Ortadoğu’dan Türkiye’ye kadar dünyanın pek çok yerinde ilerici, bağımsızlıkçı gelişmeleri işbirlikçi iktidarlar ve gladyo eliyle sermayenin ihtiyaçları ve çıkarları doğrultusunda geriletmeye çalışan, NATO’nun ve emperyalizmin kendisidir. Ülkelerin kendilerine ait doğal kaynaklarını, enerji kaynaklarını ele geçirmek; ekonomik olarak tahakkümünü ve kendisine bağımlı haline gelmelerini sağlamak için emperyalizm tarafından yapılan müdahaleler; savaşla, yıkımla, yağmayla sonuçlanmıştır. Emperyalizmin ve sermayenin istekleri ve ihtiyaçları doğrultusunda müttefik olunamayan ülkelerin ise sonu, askeri, ekonomik, siyasi kuşatmadır. NATO ve emperyalizmin bu haydutça kuşatma taktiği, dünyaya ve hedef ülkelere kriz, yoksullaşma, yaptırım, ambargo, savaş ve sivil halkın katledilmesiyle sonuçlanmıştır.</p>
<p>Bugün emperyalizm ve onun savaş aygıtı NATO’nun Venezuela’da uyguladığı haydutluk, Küba’yı ambargolarla teslim alma hedefi, Filistin’de İsrail eliyle gerçekleştirilen katliam, Suriye’nin IŞİD kalıntısı HTŞ’ye teslim edilmesi, Lübnan’a ve İran’a yönelik saldırıların artması, emperyalizmin ve NATO’nun saldırganlığını gözler önüne sermektedir. Libya’ya müdahale, Irak’a müdahale, Suriye’de savaş, Filistin’de işgal ve son olarak da İran’daki çatışmalar; ABD, emperyalizm ve NATO eliyle yürütülmüştür. NATO ve emperyalizm, bölgemizi, Yeşil Kuşak ekseninde şekillendirmek için kan gölüne çevirmiştir.</p>
<p>1952 yılında NATO üyesi olan Türkiye, Kore Savaşı’na asker göndererek emperyalizme ilk kez ortaklık etmiş ve artık NATO üyesi ve müttefiki bir ülke olarak, emperyalizmin çıkarları doğrultusunda kimi adımları atmıştır. Yeşil Kuşak Projesi kapsamında dünyada ve ülkemizde gerici İslamcı tarikatlar ve çeteler ABD tarafından beslenmiştir. Gülen cemaati gibi tarikatlar emperyalizm ve özelde ABD tarafından ciddi bir destek bulmuş, ülkemiz gericiliğe ve karanlığa emperyalizm eliyle sürüklenmiştir. 2009 yılında Recep Tayyip Erdoğan’ın mecliste kendisini ‘Büyük Ortadoğu Eş başkanı’ olarak tanımlaması boşuna ve öylesine değildir. 2011 yılında Suriye’de iç savaşın ayak sesleri gelirken, işbirlikçi iktidar AKP; Suriye’de şeriatçı çeteleri desteklemiş, Suriye’nin yıkımına giden taşları döşeyen rolü bizzat üstlenmiştir. Savaşın sonucu, Suriye halkının katledilmesi; Suriye’nin IŞİD artığı şeriatçı Şara rejimine teslim edilmesidir. İsrail’in Gazze’ye dönük saldırıları bir kez daha artmış; Gazze Şeridi’nde işgal başlamış ve binlerce Filistinli soykırıma uğramıştır. Unutulmamalıdır ki; İsrail tek suçlu değildir. İsrail’le ticareti, anlaşmaları kesmeyen işbirlikçi iktidarlar, hamaset yapmaktadır. Güya İsrail’in Filistin soykırımına tepki gösteren AKP; kınamanın ötesine geçememiş; NATO ve emperyalizmin çıkarları belirleyici olmuştur.</p>
<p>Bu yıl itibariyle bölgemizde yeniden yükselen savaş iklimi İran’a dönük kaynakların yağmalanması, bağımsız ve egemen İran’ın zarar görmesi içindir. 175 kız çocuğunun okullarında gaddarca ölümüne sebep olan bu savaş; bir kez daha emperyalizmin vahşetini gözler önüne sermiştir. Ancak haydut İsrail’in ABD güdümlü saldırıları İran’ı yağmalamaya yetmemiştir.</p>
<p>Tam da böyle bir dönemde NATO Zirvesi’nin ülkemizde toplanması tesadüf değildir. AKP, emperyalizmden aldığı icazetle Türkiye’yi emperyalizmin ve NATO’nun çıkarlarına hizmet eder hale getirmiş, sömürüyü ve gericiliği her alanda artırmış ve ülkemizi büyük bir karanlığın içerisine çekmiştir.</p>
<p>Başı sıkıştığında yerli milli ve dış güçler edebiyatına sarılan AKP, emperyalizmin ve baş haydut Trump’ın sadık müttefiki olarak Ortadoğu’da gerçekleşen emperyalist entegrasyona dahil olmuş, siyonist İsrail rejiminin Filistin’de uyguladığı katliamı sözde lanetlerken özünde İsrail’in çıkarlarına hizmet ederek emperyalizme olan bağlılığını her fırsatta göstermiştir.</p>
<p>NATO’nun ülkemizin güvenliğini sağladığı büyük bir yalandan ibarettir. Türkiye’nin NATO üyeliği, bağımsızlığın karşısındaki en büyük engeldir ve ortadan kaldırılmak durumundadır.</p>
<p>Kaderini emperyalistlerin onayına bağlayan AKP’nin NATO Zirvesi için başkent Ankara başta olmak üzere tüm memleketi yasaklarla, OHAL uygulamalarıyla, tutuklama ve gözaltılarla yönetmesi ise büyük bir korkunun ürünüdür. Trump ve NATO için dikensiz gül bahçesi yaratmak isteyen AKP iktidarı, uyguladığı adımlar ve aldığı kararlarla emperyalistlerin bekçiliğini yaptığını bir kere göstermiştir.</p>
<p>Savaş, yoksulluk, yıkım ve kaosun kaynağı emperyalizme ve NATO’ya göz kırpan düzen muhalefetinin ülkemizin çıkarını, yoksulluğu, gericiliği, geleceksizliği ve hukuksuzluğu dert etmediği ise bir diğer gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Her fırsatta NATO’ya akıl veren, NATO’nun ve emperyalizmin çıkarlarını AKP’den daha iyi savunacağını ifade eden, emperyalizmi ittifak unsuru olarak gören düzen partilerinin Türkiye’nin sorunlarını çözebilecek programdan yoksun oldukları açığa çıkmış durumdadır.</p>
<p>Bu memleket ise emekçilerin, kadınların, gençlerin, alın teriyle geçinenlerindir.</p>
<p>Türkiye, NATO’dan da, AKP zorbalığından da büyüktür.</p>
<p>Unutmamalıdır ki, emperyalist kapitalist sistemin en büyük korkusu emekçilerin elleriyle şekillenecek eşit, aydınlık yarınlardır. Dünyayı savaşlara, yoksulluğa, geleceksizliğe sürükleyen emperyalizmden ve onun savaş örgütü NATO’dan kurtaracak tek güç emekçilerdir. Emekçilerin bağımsızlık, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin karşısında ne emperyalistler ne de onların işbirlikçi iktidarları durabilir. Ülkemizin yurtsever ve devrimci birikimi bu topraklarda güçlüdür. Ülkemizin her karış toprağında NATO’ya, ABD’ye ve emperyalizme geçit vermeyeceğiz diyenlerin mirası vardır. Deniz’lerin 6. Filo’ya karşı başlattıkları yürüyüş bugün ülkemiz devrimcileri tarafından yükseltilmektedir. Bu miras; eşitliğin, özgürlüğün, laikliğin, bağımsızlığın ülkesini; Sosyalist Türkiye’yi kurmak için yürüyor. Kana susamış bu düzen ve işbirlikçi AKP ancak sosyalist devrimle yenilebilir.</p>
<p>Dünya halklarının katili NATO’dan çıkılmalı, emperyalist üsler kapatılmalıdır!</p>
<p>NATO Zirvesi’nin ülkemizde toplanmasına karşı çıktığı ve ülkemizin bağımsızlığı savunduğu için gözaltına alınan ve tutuklanan tüm devrimciler ve yurtseverler derhal serbest bırakılmalıdır!</p>
<p>Kahrolsun emperyalizm, kahrolsun NATO!</p>
<p>Yaşasın bağımsızlık, laiklik, sosyalizm!<br />
<strong><br />
Birleşik Komünist Parti<br />
05.07.2026</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>BKP: Deniz Göktaş Serbest Bırakılmalıdır!</strong></p>
<p><strong>AKP Zorbalığına Geçit Vermeyeceğiz!</strong></p>
<p>Gerçekleştirdiği gösteri sonrasında iktidar yandaşları tarafından hedef gösterilen Deniz Göktaş’ın gözaltına alınması kabul edilemez. Deniz Göktaş hakkında “Cumhurbaşkanı’na hakaret ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik” gerekçesiyle suç duyurusunda bulunulması, AKP iktidarının zorbalığını ve hukuksuzluğunu bir kere daha gözler önüne sermiştir.</p>
<p>Yargıyı bir aparat olarak kullanan AKP, karşı her sesi sindirmeye çalışmakta, emek düşmanı, gerici ve işbirlikçi politikaların karşısında duran aydınları, gazetecileri ve sanatçıları susturmayı, milyonlara gözdağı vermeyi hedeflemektedir.</p>
<p>NATO zirvesi için başkent Ankara’da “OHAL” ilan edilmesi, yüzlerce devrimci ve yurtseverin gözaltına alınıp tutuklanması, seçme ve seçilme, eylem ve yürüyüş, ifade özgürlüğü gibi en temel yurttaşlık haklarının dâhi görmezden gelinmesinin altında yatan neden, AKP’nin düzeninin ilericiler, emekçiler, aydınlar, gençler eliyle bozulma tehlikesidir.</p>
<p>Bu gerekçeler, tanıdığımız bir AKP hamasetidir. Gerçek ise, AKP’nin kendi gericiliğini, zorbalığını ve emperyalist işbirlikçiliğini gizlemek; baskıcı ve karanlık düzeninin devamını sağlamaktır. Halkı kin ve düşmanlığa iten de AKP’nin ta kendisidir.</p>
<p>Açıktır ki, yaratılmaya çalışılan bu zorbalık ve baskı iklimi, başarıya ulaşamamıştır. Savaş örgütü NATO’ya karşı yükselen ses susturulamamış, emekçilerin eşitlik ve özgürlük mücadelesi, gençliğin gelecek kavgası sindirilememiştir.</p>
<p>AKP, Türkiye’yi teslim alamamıştır.</p>
<p>AKP, NATO, sermaye ve gericilik eleştirilemez değildir!</p>
<p>Zorbalığa geçit verilmemeli, AKP’nin istibdat rejimine karşı her alanda mücadele yükseltilmelidir.</p>
<p>Deniz Göktaş derhal serbest bırakılmalıdır!</p>
<p><strong>Birleşik Komünist Parti Merkez Komitesi<br />
03.07.2026</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Yaşamı ve Doğayı Savunanlar Yargılanamaz! Esra Işık Yalnız Değildir!</strong></p>
<p>Muğla’nın Milas ilçesindeki Akbelen Ormanı’nın, YK Enerji termik santraline kömür sağlamak amacıyla 2023 yılında ülke çapından gelen yurttaşların tepkilerine ve jandarmanın sert müdahalelerine rağmen kesilmesinin ardından başlayan mücadele, bugün tartışmalı yargı kararlarıyla sürmeye devam ediyor.</p>
<p><strong>42 gün cezaevinde kalan</strong> Esra Işık, tutukluluğu sürerken <strong>Danıştay 6. Dairesi’nin 7 Mayıs’ta acele kamulaştırma kararına &#8220;dur&#8221; demesinin</strong> ardından 11 Mayıs&#8217;ta tahliye edildi. Danıştay kararında, acele kamulaştırmanın istisnai bir yöntem olduğu, idarenin gerekçelerinin olağanüstü bir aciliyet barındırmadığı ve uygulandığı takdirde telafisi imkânsız zararlar doğuracağı açıkça belirtilmişti.</p>
<p>Danıştay&#8217;ın kamulaştırmayı durduran bu emsal kararına rağmen, keşif sırasındaki protestolar nedeniyle açılan davanın Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında Esra Işık cezalandırıldı. Mahkeme, Işık’a <strong>&#8220;hakaret&#8221; suçundan adli para cezası</strong>, <strong>&#8220;görevi yaptırmamak için direnme&#8221; suçundan ise 2 yıl 1 ay hapis cezası</strong> vererek hükmün açıklanmasını geriye bıraktı.</p>
<p>Toprağımız, ormanlarımız sermayeye peşkeş çekiliyor. Toprağını, ormanını, yaşamı ve geçim kaynağını savunanlar ise cezalandırılıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kuyu Tipi Hapishaneler Kapatılmalıdır! </strong></p>
<p>Sermaye düzeni ve iktidardaki temsilcisi AKP tarafından faaliyete geçirilen Kuyu Tipi Hapishaneler insanlık onuruna aykırıdır.</p>
<p>Gürkan Türkoğlu, kuyu tipi olmayan bir hapishaneye sevk talebi ile başlattığı açlık grevini 266 gün boyunca sürdürmüş, Antalya Şehir Hastanesi’ne sevk edilmiş ve burada da zorla müdahaleye maruz bırakılmıştır.</p>
<p>Zorla müdahale ile birlikte durumu kötüleşen ve 3 aydır yoğun bakımda olan Gürkan Türkoğlu 6 Temmuz günü yaşamdan koparılmıştır.</p>
<p>İnsan onuruna aykırı bu uygulamaya son verilmelidir.</p>
<p>Kuyu Tipi Hapishaneler kapatılmalıdır.</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-29-haziran-8-temmuz-2026/">Komünist Birlik Haftalık 29 Haziran –8 Temmuz 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 16 Haziran – 22 Haziran 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-16-haziran-22-haziran-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Jun 2026 17:38:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4394</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; G7 Zirvesi Eylemlerle Karşılandı G7 Zirvesi, Fransa’nın Evian-les-Bains kentinde 15-17 Haziran tarihlerinde gerçekleştirildi. Bu zirveye G7 ülkeleri dışında Katar, BAE, Mısır, Güney Kore, Kenya, Hindistan ve Ukrayna liderleri de katıldı. Batılı emperyalist güçlerin ABD öncülüğünde mevcut durumu tartıştığı ve önümüzdeki süreçler için yön tarif ettiği bu tür toplantılar önem arz ediyor. Bu sene de yine G7 ülkeleri, Ukrayna’yı daha fazla destekleme ve Rusya’yı daha fazla sıkıştırma konusunda anlaştı. Kaleme aldıkları ortak açıklamada, Ukrayna’ya hava...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-16-haziran-22-haziran-2026/">Komünist Birlik Haftalık 16 Haziran – 22 Haziran 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>G7 Zirvesi Eylemlerle Karşılandı </strong></p>
<p>G7 Zirvesi, Fransa’nın Evian-les-Bains kentinde 15-17 Haziran tarihlerinde gerçekleştirildi. Bu zirveye G7 ülkeleri dışında Katar, BAE, Mısır, Güney Kore, Kenya, Hindistan ve Ukrayna liderleri de katıldı. Batılı emperyalist güçlerin ABD öncülüğünde mevcut durumu tartıştığı ve önümüzdeki süreçler için yön tarif ettiği bu tür toplantılar önem arz ediyor.</p>
<p>Bu sene de yine G7 ülkeleri, Ukrayna’yı daha fazla destekleme ve Rusya’yı daha fazla sıkıştırma konusunda anlaştı. Kaleme aldıkları ortak açıklamada, Ukrayna’ya hava savunma sistemleriyle uzun menzilli silah sevkiyatının daha hızlı bir şekilde sağlanacağı ve Rusya üzerindeki yaptırım baskısının arttırılacağı ifade edildi. Emperyalistler kuklaları haline gelen Ukrayna’nın savaşı kaybetmemesi için her türlü desteği vermekten geri durmayacaklar.</p>
<p>Bu zirvede ABD Başkanı Donald Trump’ın bir toplantıya girerken “Merhaba, patron benim” demesi, Trump ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni arasındaki laf dalaşı gibi skandalları bir kenara bırakıp daha mühim bir noktaya odaklanmamız gerekiyor: OpenAI, Anthropic, Meta gibi yapay zekâ şirketlerinin yetkilileri zirveye katılan liderlerle bir toplantı gerçekleştirdi.</p>
<p>Toplantıda YZ modellerinin geliştirilmesinde ABD öncülüğünde işbirliğinin sağlanması gerektiğinin altı çizildi. Bu, küresel güç mücadelesinde YZ’nin de artık önem arz ettiğinin bir göstergesi sayılabilir.</p>
<p>G7 Zirvesi öncesi binlerce kişi Cenevre’de zirveye karşı eylem gerçekleştirdi. Yaklaşık 20 bin kişinin katıldığı eylemlerde G7 karşıtı söylemler ön plandaydı.</p>
<p>Emperyalizme ve kapitalizme karşı öfke, yer yer göstericilere yönelik polis saldırısına dönüştü. 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleşecek NATO zirvesinde de halkımız benzer bir tepkiyi dünyanın en büyük terör örgütü NATO’ya göstermek zorundadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Emperyalizmden ve Siyonist İsrail Rejiminden Barış Beklenemez!</strong></p>
<p>Emperyalizmin ve Siyonist İsrail rejiminin Ortadoğu&#8217;ya yönelik saldırıları ve emperyalist dizayn hamlesi uzun yıllardır bölgeyi büyük bir kaosa, yıkıma ve belirsizliğe sürüklemiş durumda. Suriye&#8217;de HTŞ&#8217;nin iktidara getirilmesi ve HTŞ-SDG entegrasyonu, Lübnan&#8217;a yönelik saldırılar, Filistin&#8217;de gerçekleştirilen katliam, ABD ve İsrail&#8217;in İran&#8217;a yönelik saldırıları son dönemde Ortadoğu&#8217;daki emperyalist saldırganlığa örnek nitelikte.</p>
<p>İran&#8217;ın Hürmüz Boğazı ve Lübnan&#8217;a yönelik İsrail saldırganlığına karşı tutumu emperyalizmin İran&#8217;a yönelik hamlesini de farklılaştırmış durumda. Emperyalist sistem içerisindeki gerilimleri de tetikleyen bu durum ABD-İsrail ve İran arasındaki süreci, savaş, ambargo, mutabakat ve anlaşmalar arasında gidip gelen bir düzleme evriltmiş vaziyette. ABD ve İran arasında imzalanan son anlaşmanın ardından savaşın bittiği algısı oluşturulmaya çalışılsa da emperyalizmin ve Siyonist İsrail rejiminin karakteri ve attıkları adımlar gerçeğin bu olmadığını gösteriyor.</p>
<p>Bugün ABD ve İsrail arasında kimi dönem diplomatik anlamda karşıtlık görüntüsü açığa çıksa da özünde İsrail&#8217;in Ortadoğu&#8217;daki adım larının emperyalizmin tam desteğiyle atıldığı görülmek durumundadır. İbrahim anlaşması başta olmak üzere, ABD emperyalizminin İsrail&#8217;e verdiği ekonomik, askeri ve siyasi destek yadsınamaz bir gerçek. Bugün ABD&#8217;nin barıştan yana olduğu İsrail&#8217;in ise savaşı zorladığı tezleri bu açıdan gerçekliği tam olarak yansıtmamaktadır. Yaşanan durum, İran&#8217;a yönelik emperyalist müdahalenin içeriği ve biçimi noktasındaki tartışmalar ve farklılaşmalarda aranmak durumundadır.</p>
<p>Kimi dönem ABD&#8217;nin NATO karşıtı söylemleri, AB ülkeleriyle &#8220;gerilimleri&#8221; artsa da özünde emperyalist-kapitalist sistemin çıkarlarında ortaklaşıldığı görülmelidir. Bugün aynı durum ABD ve İsrail ilişkisi açısından da yaşanmaktadır. Ortadoğu halkları ABD&#8217;den de İsrail&#8217;den de medet umamaz ve emperyalizme güvenemez. Emperyalizmden ve siyonist İsrail rejiminden barış beklenemez!</p>
<p><strong>NATO’ya Karşı Ülkeyi Savunmak Suç Değildir!</strong></p>
<p>Ankara’da gerçekleştirilecek olan NATO Zirvesi yaklaşırken, egemenlerin ve işbirlikçi sermaye iktidarının her büyük emperyalist buluşma öncesinde devreye soktuğu tanıdık senaryolar yeniden sahnede. Gözaltılardan, ev baskınlarıyla onlarca devrimci ve öğrencinin tutuklanmasına varan bu operasyon dalgası, iktidarın emperyalizme sunduğu bir &#8220;temizlik&#8221; güvencesinden başka bir şey değildir. Sokakları ve meydanları halka kapatmak, savaş aygıtına karşı çıkan sesleri gözaltılarla, tutuklamalarla susturmak istemektedirler.</p>
<p>Bu gözaltılar ve tutuklamalar, AKP&#8217;nin emperyalistlere ne pahasına olursa olsun sadık kalacağının taahhüdüdür. İktidar, ülkenin limanlarını, topraklarını ve askeri imkanlarını NATO’nun Ortadoğu’dan Doğu Avrupa’ya uzanan kanlı planlarına peşkeş çekerken; bu barbarlığa &#8220;Dur!&#8221; diyen yurtseverleri, sosyalistleri ve gençleri susturmaya çalışmaktadır. NATO’ya karşı çıkmak, emperyalizmin işgal ve sömürü politikalarına karşı durmak, bu toprakların en meşru hakkı ve onurlu geleneğidir. Bugün bu hakkı kullanan 21 devrimcinin ve öğrencinin tutuklanması, bu meşruiyeti gölgeleyemez.</p>
<p>Net olarak görülmektedir ki: NATO, iddia edildiği gibi bir &#8220;savunma örgütü&#8221; değil; dünya halklarının kanı, gözyaşı ve sömürüsü üzerine kurulmuş küresel bir terör örgütüdür. Ankara’da yapılacak olan zirve ise, yeni savaş planlarının, silahlanma bütçelerinin ve halklara yönelik yeni saldırı paketlerinin onaylanacağı bir pazar yeridir. İşbirlikçi iktidar, bu pazar yerinin huzurunu kaçıracak yegâne güç olan devrimci iradeden korkmaktadır. Gençliğin ve işçi sınıfının NATO karşıtı öfkesinin sokaklara taşmasından duyulan bu korku, baskının boyutunu da gözler önüne sermektedir. Sosyalist hareketin sorumluluğu ve görevi emperyalizme ve onun yerli işbirlikçilerine karşı anti-emperyalist mücadeleyi büyütmektir. Ülkeyi yabancı postallara ve savaş çetelerine teslim etmek isteyenlere karşı; bağımsız, eşit ve özgür bir Türkiye mücadelesi kararlılıkla sürdürülecektir. NATO’ya karşı ülkesini savunanlar yalnız değildir; suçlu olanlar halkı ezen ve emperyalizmin uşaklığını yapanlardır!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Zorbalığı Bırakın, Eğitim Emekçilerinin Taleplerini Kabul Edin! </strong></p>
<p>Eğitim emekçilerinin başladığı açlık grevi 7. gününü de güvenlik güçlerinin baskı ve şiddetiyle geçirdi.</p>
<p>Öğretmenler, güvenceli iş istiyorlar. Her yıl yenilenip yenilenmeyeceği belirsiz sözleşmeler, yaz aylarında fiilen işsiz bırakılmaları, saatlik ücretlendirme sistemi ve ek derslerin belirsizliği özel sektör öğretmenlerinin sorunlarının başında geliyor.</p>
<p>Öğretmenler, taban maaş hakkının geri getirilmesini talep ediyor. 2014 yılında Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nda yapılan değişiklikle kaldırılan düzenleme, özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerin kamudaki meslektaşlarından daha düşük ücret almasını engelliyordu. Bu yasa geri getirilmeli ve böylece gelir adaletsizliği son bulmalı.</p>
<p>Öğretmenler, büyük haksızlık yaratan mülakat sisteminin kaldırılmasını istiyorlar.</p>
<p>Bu talepler de meşrudur, eğitim emekçilerinin eylemleri de. AKP iktidarı “kamu düzenini bozmak” gerekçesi ile haklarını arayan, sesini duyurmak isteyen emekçileri baskılamak ve sindirmek istemektedir.</p>
<p>Bu baskı ve şiddetin arkasında korku olduğunu biliyoruz. Patronların hakkını korumak için uygulanan bu adımlar derhal son bulmalı, eğitim emekçilerinin talepleri kabul edilmelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Birlik ve Dayanışma Hareketi’nden İstanbul ve İzmir’de NATO Karşıtı Toplantılar </strong></p>
<p>Temmuz ayında ülkemizde toplanmaya hazırlanan emperyalizmin kanlı savaş aygıtı NATO’ya; Filistin’de, İran’da ve Suriye’de halkların kanını döken kasaplara karşı omuz omuza veriyoruz!</p>
<p>Çözüm ne yirmi beş yıldır NATO’nun en sadık bekçiliğini yapan AKP’nin sahte hamasetinde ne de yüzünü emperyalist barbarlara dönüp NATO’dan “güvenlik ve demokrasi” bekleyen muhalefetin işbirlikçiliğindedir!</p>
<p>Ülkemizi kan gölüne çeviren darbelerin, fâili meçhullerin ve katliamların mimarı olan bir savaş örgütünden; barış, demokrasi ve güvenlik beklenemez.</p>
<p>Sermaye sınıfının bekası için bağımsızlığımızı peşkeş çekenlere ve dünyayı emperyalist barbarlığın karanlığına sürükleyenlere karşı işçi sınıfının eşitlik, özgürlük ve kardeşlik bayrağını dalgalandırıyoruz.</p>
<p>Birlik ve Dayanışma Hareketi; emperyalist saldırganlığa, uluslararası sermayenin koçbaşı savaş örgütü NATO’ya ve ülkemizi bu kanlı projelerin bir parçası haline getirenlere karşı tüm emekçileri, gençleri ve yurtseverleri mücadeleyi yükseltmeye çağırıyor!</p>
<p>Birlik ve Dayanışma Hareketi İstanbul Bağcılar, Esenyurt, Şişli, Gazi Mahallesi, Kadıköy, Avcılar ve Bakırköy’de; İzmir Karşıyaka, Buca ve Bornova’da NATO karşıtı toplantılarını gerçekleştirdi.</p>
<p><strong>NATO&#8217;ya Karşı Bağımsızlık ve Sosyalizm Yürüyüşü İçin Çağrı </strong></p>
<p>Emperyalistler ve onların savaş örgütü NATO 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara&#8217;da toplanmaya hazırlanıyor. Dünyayı kana bulayan, Gladio örgütlenmeleri ile işçi sınıfının ve halkların mücadelesini boğmaya çalışan, Ortadoğu&#8217;dan Latin Amerika&#8217;ya savaş, işgal ve ambargolarla halkları teslim almaya çalışan emperyalistlere ve onun savaş örgütü NATO&#8217;ya güçlü bir yanıt verilmelidir.</p>
<p>NATO ülkemizin, halkımızın güvenliğine tehdit, emperyalizm ülkemizdeki karanlığın ve zorbalığın arkasındaki en temel güçtür.</p>
<p>AKP iktidarı, emekçilere yönelik saldırılarını emperyalistlerden aldığı güçle gerçekleştirmekte, ülkemizi emperyalizmin ve NATO&#8217;nun çıkarlarına ortak kılmakta, Suriye&#8217;de gerçekleşen emperyalist müdahaleye, Filistin&#8217;de uygulanan katliama, Venezuela&#8217;da ABD&#8217;nin haydutluğuna, İran&#8217;a dönük saldırılara sesini çıkarmamakta, göstermelik açıklamalarla emperyalizmin adımlarını meşrulaştırmaktadır.</p>
<p>Benzer bir durum bugün düzen siyasetinde de hâkimdir. AKP&#8217;nin zorbalığına karşı çıkıp emperyalizmi, sermaye düzenini ve NATO&#8217;yu görmezden gelen her türlü yaklaşım gerçek bir kurtuluş mücadelesinden uzaklaşmak anlamına gelmektedir.</p>
<p>Bugün emperyalistlere, baş haydut Trump&#8217;a ve Siyonist Netanyahu&#8217;ya dur demek, yalnızca Ortadoğu halkları için değil, tüm dünya halkları adına hayati bir önem taşımaktadır. Savaşın ve sömürünün bedeli emekçilere ödetilirken, emperyalistlerin kâr hırsı başta bölgemiz olmak üzere tüm dünyayı derin bir belirsizliğe sürüklemektedir.</p>
<p>Bu tablodan çıkış emperyalizme ve uluslararası tekellerin savaş örgütü NATO&#8217;ya karşı bağımsızlık bayrağının yükseltilmesi ve bu mücadelenin sosyalist Türkiye hedefiyle birleştirilmesinden geçmektedir.</p>
<p>Birleşik Komünist Parti, 7-8 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirilmesi hedeflenen NATO zirvesine karşı tüm emekçileri, yurtseverleri, kadınları ve gençleri bağımsızlık ve sosyalizmin sesini yükseltmeye, 5 Temmuz&#8217;da İstanbul Kadıköy Mehmet Ayvalıtaş Parkı&#8217;nda başlatacağı yürüyüşe çağırmaktadır.</p>
<p>Emperyalistleri, savaş örgütü NATO&#8217;yu ve işbirlikçilerini ülkemizden kovacağız!</p>
<p>NATO&#8217;dan çıkılmalı, üsler kapatılmalıdır!</p>
<p><strong>Birleşik Komünist Parti Merkez Komitesi </strong></p>
<p><strong>21.06.2026</strong></p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-16-haziran-22-haziran-2026/">Komünist Birlik Haftalık 16 Haziran – 22 Haziran 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 8 Haziran – 16 Haziran 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-8-haziran-16-haziran-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jun 2026 14:22:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4386</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Yeni Osmanlıcılık Emperyalizmin ve Sermayenin Projesidir! AKP iktidarı yıllardır emperyalizmin Ortadoğu politikalarına hizmet etmiş, bu işbirlikçi adımların tarihsel kodunu ise Osmanlı&#8217;ya yapılan atıfla örmeye çalışmıştır. Özünde Büyük Orta Doğu Projesiyle uyumlu olan bu yönelim ise emperyalizm ve sermaye düzeninin ihtiyaçlarından kaynaklanmaktadır. AKP bu hamasi söylem ve adımlardan kaynaklı gerici çeteleri beslemiş, ülkemizin bağımsızlığını ayaklar altına almış, ülkemiz cihatçı örgütlerin barındığı bir konuma getirilmiştir. Emperyalist ve siyonist saldırganlık ve yıkıma Türkiye AKP eliyle ortak edilmiştir....</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-8-haziran-16-haziran-2026/">Komünist Birlik Haftalık 8 Haziran – 16 Haziran 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yeni Osmanlıcılık Emperyalizmin ve Sermayenin Projesidir!</strong></p>
<p>AKP iktidarı yıllardır emperyalizmin Ortadoğu politikalarına hizmet etmiş, bu işbirlikçi adımların tarihsel kodunu ise Osmanlı&#8217;ya yapılan atıfla örmeye çalışmıştır. Özünde Büyük Orta Doğu Projesiyle uyumlu olan bu yönelim ise emperyalizm ve sermaye düzeninin ihtiyaçlarından kaynaklanmaktadır. AKP bu hamasi söylem ve adımlardan kaynaklı gerici çeteleri beslemiş, ülkemizin bağımsızlığını ayaklar altına almış, ülkemiz cihatçı örgütlerin barındığı bir konuma getirilmiştir. Emperyalist ve siyonist saldırganlık ve yıkıma Türkiye AKP eliyle ortak edilmiştir.</p>
<p>Bugün de özellikle Suriye&#8217;de gerçekleşen emperyalist entegrasyonun ardından hem dış politikada hem de iç siyasette &#8220;Yeni- Osmanlıcı&#8221; bir politik hattın inşası örülmeye çalışılmaktadır. Tom Barrack&#8217;ın Suriye&#8217;ye dair &#8220;Osmanlı Millet Sistemi&#8221; vurgusu ve AKP&#8217;nin rolüne dair yaptığı övgüler emperyalist entegrasyon sürecinin ana yönelimini açığa çıkartması açısından önem taşımaktadır. Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;nun &#8220;Osmanlı&#8217;nın topraklarına bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada kendi kişiliğini geliştirmek zorundadır. Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız. Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı&#8221; demeçleri ise sermaye düzeninin tüm güçleriyle emperyalist entegrasyon sürecini desteklediğini kanıtlar nitelikte.</p>
<p>Kürt Siyasi Hareketi&#8217;nin, Suriye&#8217;de HTŞ ve SDG arasında gerçekleştirilen mutabakat sürecinde Türkiye&#8217;nin dahil olması ve Suriye&#8217;nin inşasında rol üstlenmesi gerektiğine dair vurgular ve aldığı tutum da benzer bir noktaya çıkmaktadır. Bugün sermaye düzeni ve emperyalizm açısından &#8220;çözüm sürecinin&#8221; asli gündeminin Suriye&#8217;nin yeniden inşası olduğu tekrardan açığa çıkmış durumdadır.</p>
<p>Yeni-Osmanlıcılık emperyalizmin ve sermaye düzeninin projesidir. Orta Doğu&#8217;yu kan gölüne çeviren emperyalizme ve onun işbirlikçilerine karşı emekçiler bağımsızlık mücadelesini yükseltmelidir.</p>
<p>Ülkemizin ve Orta Doğu halklarının çıkarı hamasi söylemlerde ve emperyalizmin çizdiği projelerde değil, bölgemizin ve ülkemizin emperyalistlerden, NATO&#8217;dan, sermaye düzeninden temizlenmesinden geçmektedir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Emperyalizm ve Siyonist İsrail Rejimi Ortadoğu&#8217;dan Defedilmelidir!</strong></p>
<p>28 Şubat’tan beri devam eden İran-ABD savaşı şimdilik sona erdi. Arabuluculuk görevi gören Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif konuya ilişkin ilk açıklamayı yaptı. İki ülke arasında mutabakatın elektronik ortamda imzalandığı ve asıl imzaların Cuma günü İsviçre’nin Cenevre kentinde atılacağı bildirildi. Daha sonra iki taraftan yetkililer de bunu onaylayan açıklamalarda bulundu.</p>
<p>ABD bu savaşı başlatırken arzuladığı hedefe henüz ulaşamadı. İran’a saldırmasının bahanesi olan nükleer enerji konusu 60 günlük ek müzakerede çözülmeye çalışılacak. Hürmüz Boğazı’nın tamamen açıldığını ve “ücretsiz” geçişlerin sağlanacağı ABD tarafından bir başarı olarak lanse edildi. Oysa aslında Hürmüz Boğazı savaş öncesindeki koşullara geri döndü.</p>
<p>Defalarca kez ABD Başkanı Donald Trump, bir anlaşmaya varıldığı açıklamasında bulunmuştu ve yine birçok kez İran’ı yok etme tehditleri savurmuştu. Bu sırada İran-ABD arasındaki mutabakatın en büyük düşmanı İsrail, savaşın sona ermesini istemiyor ve anlaşmanın bir tarafı olmadığı için Lübnan’a saldırmaya devam edeceğini ilan ediyor. İran, anlaşmayı Lübnan’ı da kapsayacak şekilde imzalamak istiyor. ABD’nin İsrail’i ikna edip edemeyeceği ise meçhul.</p>
<p>Ortadoğu&#8217;da yaşanan süreç emperyalist ABD ve siyonist İsrail’in durdurulamaz olmadığını bir kez daha tüm dünyaya kanıtladı. Emperyalizmi yenecek güç ise işçi sınıfının emperyalizme ve sömürü düzenine karşı geleceğini ellerine almasından, bu haydutluk düzenine son vermesinden geçiyor.  Emperyalizmin ve siyonizmin yenilgiye uğratılması tüm bölge halkları için zafer anlamına gelecektir. Askerleriyle, üsleriyle ve işbirlikçi iktidarlarıyla emperyalizm ve Siyonizm Orta Doğu’dan defedilmelidir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Birlik ve Dayanışma Hareketi&#8217;nden NATO Karşıtı Toplantılara Çağrı</strong></p>
<p>Temmuz ayında ülkemizde toplanmaya hazırlanan emperyalizmin kanlı savaş aygıtı NATO&#8217;ya; Filistin&#8217;de, İran&#8217;da ve Suriye&#8217;de halkların kanını döken kasaplara karşı omuz omuza veriyoruz!</p>
<p>Çözüm ne yirmi beş yıldır NATO&#8217;nun en sadık bekçiliğini yapan AKP&#8217;nin sahte hamasetinde ne de yüzünü emperyalist barbarlara dönüp NATO&#8217;dan &#8220;güvenlik ve demokrasi&#8221; bekleyen muhalefetin işbirlikçiliğindedir!</p>
<p>Ülkemizi kan gölüne çeviren darbelerin, fâili meçhullerin ve katliamların mimarı olan bir savaş örgütünden; barış, demokrasi ve güvenlik beklenemez.</p>
<p>Sermaye sınıfının bekâsı için bağımsızlığımızı peşkeş çekenlere ve dünyayı emperyalist barbarlığın karanlığına sürükleyenlere karşı işçi sınıfının eşitlik, özgürlük ve kardeşlik bayrağını İstanbul&#8217;da dalgalandırıyoruz.</p>
<p>Birlik ve Dayanışma Hareketi; emperyalist saldırganlığa, uluslararası sermayenin koçbaşı savaş örgütü NATO&#8217;ya ve ülkemizi bu kanlı projelerin bir parçası haline getirenlere karşı tüm emekçileri, gençleri ve yurtseverleri mücadeleyi yükseltmeye çağırıyor!</p>
<p>Birlik ve Dayanışma Hareketi İstanbul Bağcılar, Esenyurt ve Şişli&#8217;de, İzmir Karşıyaka&#8217;da NATO karşıtı toplantılarını gerçekleştirdi. Önümüzdeki hafta sonu ise İstanbul Gazi Mahallesi, Kadıköy, Avcılar, Bakırköy&#8217;de, İzmir&#8217;de Buca ve Bornova&#8217;da toplantılarını gerçekleştirmeye hazırlanıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Özşen Maden İşçileri Kazandı</strong></p>
<p>Edirne&#8217;de, eski Tekirdağ AKP İl Başkan Yardımcısı Bekir Kiremitçi’ye ait Özşen Madencilik&#8217;te çalışan maden işçileri, ödenmeyen maaşları ve gasp edilen hakları için Bağımsız Maden-İş öncülüğünde başlattıkları 27 günlük direnişi büyük bir zaferle taçlandırdı.</p>
<p>Haklarını arayan madenciler seslerini yetkililere duyurmak amacıyla Edirne merkeze gitmek istedikleri için otobüsleri jandarma tarafından durduruldu. Yürüyüşlerine devam etmek isteyen madencilere müdahale edildi ve gözaltına alınanlar oldu.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde ise direnişi kırmak için maden önünde bekleyen işçilere, ailelerine ve sendika yöneticilerine yönelik silahlı bir saldırı girişimi yaşandı. Tüm bu korkutma çabalarına ve engellemelere rağmen madenciler pes etmedi.</p>
<p>Türkiye işçi sınıfı tarihi açısından büyük bir öneme sahip olan 15-16 Haziran İşçi Direnişi&#8217;nin yıl dönümüne denk gelen günlerde, işveren işçilerin kararlı direnişi karşısında geri adım atmak zorunda kaldı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>AKP, Emperyalistlere ve Katil NATO&#8217;ya Karşı Yükselecek Sesten Korkmaktadır!</strong></p>
<p>7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara&#8217;da gerçekleştirilmesi planlanan NATO Zirvesi öncesinde başkentte &#8220;OHAL&#8221; uygulamaları devreye sokuldu. Eylem, gösteri, toplantı ve yürüyüşlerin yasaklanması basit bir prosedürden öte emperyalistlere ve NATO&#8217;ya karşı oluşacak tepkilerin sindirilmesi anlamı taşımaktadır.</p>
<p>Emperyalizmin Ortadoğu&#8217;dan Latin Amerika&#8217;ya uzanan saldırganlığını ve haydutluğu giderek artarken işbirlikçi AKP iktidarı da NATO Zirvesi için başkent Ankara&#8217;yı işçi sınıfına, yurtseverlere ve sosyalistlere kapatarak emperyalistlere ve baş haydut Trump&#8217;a karşı görevini yerine getiriyor.</p>
<p>Atılan bu adım açık bir biçimde ifade özgürlüğü başta olmak üzere, gösteri ve eylem hakkının gaspı anlamına gelmektedir. Meydanları işçi sınıfına kapatan, gençliğin üniversitelerde ve yurtlarda gerçekleştirdiği eylemlerde de baskı ve yasaklama yolunu tercih eden AKP emek düşmanlığını ve emperyalistlere olan bağlılığını açıkça göstermektedir.</p>
<p>Ülkemiz, emperyalistleri ve onların savaş örgütü NATO&#8217;yu hoş karşılamayacaktır. AKP&#8217;nin yasaklama adımları tutmayacak, memleketin her yerinde emperyalistlere ve NATO&#8217;ya karşı mücadele yükselecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Eğitim Emekçilerinin Talepleri Karşılanmalıdır! </strong></p>
<p>AKP iktidarı her türlü muhalefeti zor, baskı yolu ile engellemek, hak aranmasını imkânsız hale getirmek, suskun, sinmiş bir toplum yaratmak için, elindeki tüm gücü kullanmaktan çekinmiyor.</p>
<p>AKP&#8217;nin, patronların işçi sınıfı ile olan tüm anlaşmazlıklarında durduğu yer, kendisini iktidara hazırlayan, iktidara getiren ve iktidarının sürmesini sağlayan sermayenin yanı oluyor. Emekçilere yapılan tüm haksızlıklara karşı hukuk ve güvenlik güçleri ile kalkan olduğu gibi, susturmak için güç kullanıyor.</p>
<p>Bunun son örneği Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın Ankara Güvenpark ile Kurtuluş parkında yaptığı eylemlerde yaşandı. Asgari ücrete gerileyen maaşların, dengi resmi okullardaki öğretmenlerden az olmamasını sağlayan yasa maddesinin yeniden eklenmesi; kıdem ve ihbar tazminatını imkansız hale getiren, geleceksizliğe mahkum eden belirli süreli iş sözleşmesinin kaldırılması; yaz aylarında maaşlarını kesilmemesi, okullardaki baskı, mobbing ve uzun çalışma saatlerinin sona ermesi için yıllardır mücadele eden öğretmenler, bunun yanı sıra atama mağduriyetleri için de alana çıktılar.</p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;ndan meclise yürümeye çalışan emekçilere polis müdahale ederek birçok öğretmeni gözaltına aldı.</p>
<p>Öğretmenleri köle olarak gören patronlar ve onların koruyucusu iktidar bilmelidir ki emekçilerin insanca yaşam mücadelesi baskı ve zor yoluyla sindirilemeyecektir. Eğitim emekçilerinin talepleri karşılanmalıdır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>15-16 Haziran’ın 56. Yılında: Yarım Kalan Yürüyüşü Tamamlayacağız!</strong></p>
<p>Türkiye işçi sınıfının sermaye düzenine karşı ayağa kalktığı, tarih sahnesine çıktığı şanlı 15-16 Haziran Direnişi’nin 56. yıl dönümündeyiz. 56 yıl önce şalteri indirerek fabrikaları boşaltan, sendikal haklarını gasp etmek isteyen patronlara ve siyasi iktidara dersini veren yüz binlerin kararlılığı, bugün de yolumuzu aydınlatıyor.</p>
<p>15-16 Haziran sadece bir hatıra değil, bugünün sömürü, kriz ve baskı düzenine karşı işçi sınıfına işaret ettiği çıkış yoludur.</p>
<p>Bugün işçi sınıfı, geçmişten çok daha ağır bir saldırı dalgasıyla karşı karşıyadır. “Şimşek programı” adı altında krizin tüm faturası emekçilerin sırtına yıkılıyor. Kıdem tazminatı, iş güvencesi ve emeklilik gibi yüz yıllık kazanımlarımıza göz dikiliyor. Sendikal hareket sermaye düzeni tarafından tam bir kuşatma altında; bu kuşatmayı aşan işçi eylemleri ve grevleri, sermayenin siyasi temsilcileri tarafından yargı veya kolluk saldırılarıyla durdurulmaya çalışılıyor. Patronların kârları her geçen gün büyüsün diye işçi sınıfı yoksulluğa, açlığa ve güvencesiz çalışmaya mahkûm ediliyor.</p>
<p>Sermaye düzeninin saldırıları sadece ekonomik alanla sınırlı değildir. Siyasi iktidar, halkın en temel hakkı olan seçme ve seçilmeyi fiili olarak ortadan kaldırmaya çalışıyor. Siyasi iktidar biten meşruiyetine rağmen ayakta kalmak için halkın iradesini hiçe sayıyor.</p>
<p>Ankara’da 7-8 Temmuz’da gerçekleştirilecek NATO toplantısı ise emperyalizmin bölgemizdeki askeri ve siyasi politikalarını tahkim etme, bu topraklardaki egemenliğini pekiştirme çabasından başka bir şey değildir. Seçme ve seçilme hakkının gasp edilmesine ve emperyalizmin uluslararası savaş örgütü NATO’ya karşı duracak yegâne güç, işçi sınıfının örgütlü mücadelesidir.</p>
<p>Baskıya, sömürüye ve emperyalist kuşatmaya karşı işçi sınıfının bu cendereyi aşıp tekrar ayağa kalkması; sınıf sendikacılığını merkeze alan siyasal bir işçi sınıfı hareketinin örülmesinden ve üretimden gelen gücün kullanılmasından geçmektedir. Emekçilere kurtuluş yoksa, bu ülke için bir çıkış da yoktur! Sömürüsüz, eşit ve işçi sınıfının iktidar olduğu bir ülkeyi kendi ellerimizle kuracağız.</p>
<p>Yeni 15-16 Haziranları yaratmak, bu sömürü düzenini tarihin çöplüğüne göndermek, bugün omuzlarımızdaki en büyük sorumluluktur. 56 yıl önce başlayan bu büyük iktidar mücadelesini başarıya ulaştıracak, başladığımız işi mutlaka bitireceğiz!</p>
<p><strong>15.06.2026<br />
Birleşik Komünist Parti Merkez Komitesi</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-8-haziran-16-haziran-2026/">Komünist Birlik Haftalık 8 Haziran – 16 Haziran 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 19 Mayıs – 25 Mayıs 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-19-mayis-25-mayis-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 May 2026 16:58:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4381</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; ABD&#8217;nin Küba&#8217;ya ve Raul Castro&#8217;ya Yönelik Tehditleri Tutmayacak! Haydut devlet (rogue state) ABD, bir taraftan İran’a yönelik ablukayı yoğunlaştırırken, diğer yandan Küba’yı tehdit etmeye devam ediyor. İran’a yönelik yeni bir saldırının eli kulağında gibi görünüyor. Ancak ABD emperyalizmi yalnızca Orta Doğu’da değil, Amerika kıtasında da yeni haydutlukların peşinde koşuyor. Nasıl ki ABD, Venezuela’ya saldırmadan önce Devlet Başkanı Maduro’yu uyuşturucu kaçakçılığıyla suçladıysa, şimdi de Küba’nın efsanevi liderlerinden Raul Castro’yu hedef alıp çeşitli suçlamalarda bulunuyor. Tam...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-19-mayis-25-mayis-2026/">Komünist Birlik Haftalık 19 Mayıs – 25 Mayıs 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>A</strong><strong>BD&#8217;nin Küba&#8217;ya ve Raul Castro&#8217;ya Yönelik Tehditleri Tutmayacak!</strong></p>
<p>Haydut devlet (rogue state) ABD, bir taraftan İran’a yönelik ablukayı yoğunlaştırırken, diğer yandan Küba’yı tehdit etmeye devam ediyor. İran’a yönelik yeni bir saldırının eli kulağında gibi görünüyor. Ancak ABD emperyalizmi yalnızca Orta Doğu’da değil, Amerika kıtasında da yeni haydutlukların peşinde koşuyor.</p>
<p>Nasıl ki ABD, Venezuela’ya saldırmadan önce Devlet Başkanı Maduro’yu uyuşturucu kaçakçılığıyla suçladıysa, şimdi de Küba’nın efsanevi liderlerinden Raul Castro’yu hedef alıp çeşitli suçlamalarda bulunuyor. Tam 30 yıl önce, 24 Şubat 1996’da, CIA bağlantılı “İmdada Koşan Kardeşler” (Brothers to the Rescue) adlı örgüte ait iki uçak, Küba Hava Kuvvetleri tarafından düşürüldü; uçaklardaki üçü Amerikan vatandaşı olmak üzere toplam dört kişi hayatını kaybetti. Küba, kendi hava sahasını korumak için savunma amaçlı olarak bunu yaptı.<br />
ABD’nin Florida’daki bir federal büyük jüri, çarşamba günü eski Küba Devlet Başkanı Raúl Castro’ya ABD vatandaşlarını öldürme ve öldürme amacıyla komplo kurma suçlamalarında bulundu. 1959’da yaşanan Küba Devrimi’nden bu yana ABD, çeşitli suikast girişimleri, terör saldırıları ve işgal denemeleriyle Küba’yı kontrol altına almaya çalıştı. Yıllar içinde giderek sertleşen ABD ambargosu da Küba’yı ekonomik olarak zor durumda bırakmayı hedefliyor.</p>
<p>Venezuela’da devlet başkanını kaçırarak Chavez iktidarını sona erdiren ABD, benzer şekilde bir nokta operasyonuyla Raul Castro’ya saldırmaya yeltenebilir. Ancak sosyalist Küba, 21. Yüzyıl Sosyalizmi olarak savunulan ve üretim araçlarını toplumsallaştırmayan, bir tür devlet kapitalizminden ileri gidemeyen Venezuela’ya göre çok daha dirençli ve örgütlü.<br />
ABD emperyalizmine karşı Küba halkının yanındayız: “Patria o Muerte!” (Vatan ya da Ölüm!)</p>
<p><strong>AKP Elini Üniversitelerden Çek!</strong></p>
<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin bir gece yarısı kararıyla kapatılıp birkaç gün içinde yeniden açılması, Türkiye’de üniversitelerin nasıl bir siyasal baskı ve iktidarın keyfiyeti altında yönetildiğini bir kez daha gözler önüne serdi. Erdoğan’ın imzasıyla Resmî Gazete’de yayımlanan kararla üniversitenin faaliyet izni kaldırıldı; gerekçe ise kurucu vakfa kayyım atanmasıydı. Ancak öğrencilerin, akademisyenlerin ve kamuoyunun yükselen tepkisi sonrası aynı iktidar geri adım atmak zorunda kaldı.</p>
<p>Bu yaşadığımız süreç, üniversitelerin; sermaye ile siyasal iktidar arasındaki çıkar ilişkileri içinde ne kadar güvencesiz hale getirildiğini ve bilimsel özerkliğin iktidarın keyfi kararlarına nasıl teslim edildiğini bir kez daha ortaya koymuştur. Vakıf üniversiteleri yıllardır piyasacı eğitim politikalarının bir ürünü olarak işletme mantığıyla yönetilse de binlerce öğrencinin ve akademisyenin yaşamını belirleyen kurumlardır. Bir üniversitenin tek imzayla kapatılabilmesi; öğrencilerin geleceğinin, akademisyenlerin emeğinin ve üniversite emekçilerinin iradesinin iktidar tarafından yok sayıldığını açıkça göstermektedir. Öğrencilerin demokratik tepkisine karşı, kampüse polis yığılması ise gençliğin her türlü haklı mücadelesine; iktidarın baskı ve zor yoluyla cevap verdiğini bir kez daha ortaya sermiştir.</p>
<p>Ancak bu sürecin bir diğer önemli yanı da öğrenci eylemleri ve kamuoyu baskısının iktidarı geri adım atmaya zorlamış olmasıdır. Günler boyunca süren protestolar, örgütlülüğün ve toplumsal dayanışmanın nasıl siyasal sonuç yaratabildiğini bir kez daha bizlere göstermiştir. Bilgi Üniversitesi örneği; yükseköğretimin piyasalaştırılmasına, üniversitelerin şirket mantığıyla yönetilmesine ve üniversiteler üzerindeki siyasal tahakküme karşı mücadelenin ne kadar hayati olduğunu yeniden ortaya koymuştur. Üniversiteler sermayenin kâr alanı ya da siyasal iktidarın denetim mekanizması değil; bilimsel üretimin, özgür düşüncenin ve toplumsal ilerlemenin alanları olmalıdır. Bunun yolu ise üniversitelerin kamusal bir anlayışla yeniden yapılandırılmasından, demokratik ve bilimsel özerkliğinin güvence altına alınmasından ve iktidarın doğrudan müdahalesinden tamamen arındırılmasından geçmektedir.</p>
<p><strong>Emperyalizmin İran&#8217;a Yönelik Saldırıları Boşa Düşürülmelidir!</strong></p>
<p>2026 yılının başından itibaren İran’ı doğrudan hedef alan; suikastlar, hava saldırıları ve ağır deniz ablukalarıyla tırmandırılan savaş koşulları, bugün Pakistan ve Katar gibi ülkelerin arabuluculuğunda yürütülen &#8220;müzakere&#8221; masasında yeni bir aşamaya ulaştı. Ancak basına yansıyan detaylar açıkça gösteriyor ki, kurulan bu masa eşitler arası bir barış arayışından ziyade, namlu ucunda dayatılan bir teslimiyet belgesini andırıyor.</p>
<p>Şubat 2026&#8217;da ABD ve İsrail&#8217;in, İran&#8217;ın en üst düzey yetkililerini ve stratejik bölgelerini hedef alan ortak saldırılarıyla tetiklenen kanlı çatışmalar, emperyalizmin bölgeyi kendi çıkarları uğruna nasıl bir ateş çemberine atmaktan çekinmediğini gösterdi. Nisan ayı itibarıyla ABD&#8217;nin İran limanlarına uyguladığı yasadışı abluka ve buna karşılık İran&#8217;ın Hürmüz Boğazı&#8217;nı ticarete kapatması, enerji damarlarını tıkayınca, ABD’yi diplomasi yoluyla çözme noktasına getirdi.</p>
<p>Haydut devlet ABD ve Siyonist İsrail, savaş sahasında elde edemedikleri mutlak hegemonyayı şimdi masada, ekonomik şantaj ve &#8220;kapsamlı yıkım&#8221; tehditleriyle koparmaya çalışıyor. ABD&#8217;nin bölgedeki askeri yığınağını sürdürerek ve asker göndererek yürüttüğü bu süreç, İran’ı masada teslim alma sürecidir.</p>
<p>Mayıs 2026 itibarıyla taraflar arasında tartışılan ve henüz neticelendirilmeyen mutabakat taslağında öne çıkan temel başlıklar, emperyalizmin stratejisini net bir şekilde ortaya koymaktadır:</p>
<p>ABD, Hürmüz Boğazı&#8217;nın şartsız olarak uluslararası ticarete açılmasını talep ederken, kendi uyguladığı yasadışı deniz ablukasını kaldırmayı bir lütuf ve taviz olarak sunmaktadır. İran&#8217;ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarını teslim etmesini ve nükleer faaliyetlerini durdurmasını dayatmaktadır. Anlaşma taslağında sadece İran ile olan savaşın değil, İsrail&#8217;in güvenliği gerekçe gösterilerek Lübnan başta olmak üzere bölgedeki tüm cephelerdeki çatışmaların sona erdirilmesi dayatılmaktadır. Asıl amaç, Hizbullah gibi direniş güçlerinin silahsızlandırılması ve İsrail&#8217;in yayılmacı politikalarının önündeki engellerin kaldırılmasıdır.</p>
<p>İran, masadaki bu &#8220;maksimalist&#8221; Amerikan ve İsrail taleplerine karşı haklı bir direnç sergiliyor. Nükleer haklarından ön koşul olarak vazgeçmeyi peşinen reddeden, nükleer müzakerelerin ancak askeri ve ekonomik baskılar ortadan kalktıktan sonra konuşulabileceğini vurguluyor.</p>
<p>Dahası, ABD&#8217;nin Basra Körfezi&#8217;ne yönelik olası yeni müdahalelerine karşı İran tarafı, deniz ablukasını kırma ve Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması&#8217;ndan (NPT) tamamen çekilme uyarısında bulunarak emperyalist zorbalığa boyun eğmeyeceğini ve elindeki tüm stratejik kartları oynayacağını ilan etmiştir.</p>
<p>ABD&#8217;nin şu an masaya sürdüğü 30 veya 60 günlük ateşkes ve dayattığı koşullar, bölge halklarına barış getirmeyeceği gibi, İsrail&#8217;in güvenliğini garanti altına almayı ve ABD&#8217;nin sarsılan Ortadoğu hakimiyetini yeniden tesis etmeyi amaçlıyor. Trump&#8217;ın &#8220;Anlaşmayı kabul etmezlerse İran&#8217;ın bütün elektrik santrallerini ve köprülerini yok ederiz&#8221; şeklindeki küstah ve açık savaş suçlarına işaret eden tehditleri, bu sürecin gasp ve şantaj girişimi olduğunu kanıtlamaktadır.</p>
<p>Bölgede kalıcı bir barış ancak ABD emperyalizminin ve Siyonist İsrail&#8217;in bölgeden tamamen sökülüp atılmasıyla mümkündür.</p>
<p><strong>İstibdat Rejimi Emekçilerin Mücadelesi İle Yıkılacak!</strong></p>
<p>AKP&#8217;nin CHP&#8217;ye yönelik saldırısının son halkası &#8220;mutlak butlan&#8221; kararının ardından CHP Genel Merkezine yönelik polis ablukası ve saldırısı istibdat rejiminin karakterini tekrardan açığa çıkartmış durumda. Bir yandan &#8220;demokrasi, özgürlük, barış&#8221; söylemleri ile yürütülmeye çalışılan &#8220;çözüm süreci&#8221; diğer yandan da ana muhalefet partisine yönelik zayıflatma ve yıpratma saldırıları bir bütün olarak AKP&#8217;nin düzeni tüm yönleriyle dizayn ettiğini göstermesi açısından önem taşımaktadır.</p>
<p>Seçme ve seçilme hakkına, sendikalaşmaya, basın özgürlüğüne, düşünce ve ifade özgürlüğüne, toplantı ve eylem hakkına yönelik saldırılar, bir yanıyla toplumda korku ve baskı iklimi yaratmak bir yanıyla da AKP&#8217;ye karşı oluşacak tepkileri sınırlı tutmak ve zayıflatmak amacı taşımaktadır. AKP, sermayenin çıkarları doğrultusunda toplumu teslim almak için bir istibdat rejimi kurmuş, ana muhalefet partisinin polis eliyle işgal edildiği bir Türkiye tablosu yaratmıştır.</p>
<p>AKP&#8217;ye karşı tepkilerin açığa çıktığı, emekçilerin, kadınların ve gençliğin her alanda sesini yükselttiği, eşit, özgür, laik ve bağımsız bir ülke mücadelesinde kenetlendiği her kritik evrede emekçilerin karşısına çıkarılan düzen içi çözümlerin seçeneksizliği ve çıkışsızlığı bir kere daha açığa çıkmıştır.</p>
<p>Bu karanlığı dağıtacak tek güç emekçilerin sermaye düzenine, gericiliğe, işbirlikçi politikalara karşı yürüteceği topyekün mücadeledir. Ülkemiz, AKP zorbalığına da, emperyalist politikalara da, sömürü düzeniyle derdi olmayan sahte umutlara da teslim edilemez.</p>
<p><strong>Baskı ve Zorbalık Düzenine Geçit Verilmemelidir!<br />
</strong><br />
Sermaye düzeninin temsilcisi AKP, yıllardır kurmak istediği gerici, işbirlikçi ve emek düşmanı rejime yönelik emekçilerin, kadınların, gençliğin tepkilerini sindirememiş, memleketi istediği kalıba sokamamış, bu durum karşısında ise yargıdan kolluk gücüne uzanan bir baskı mekanizması kurmayı tercih etmiştir.</p>
<p>Muhalefetin kazandığı belediyelere yönelik kayyım politikalarından, siyasetçilere, gazetecilere, sendika yöneticilerine yönelik tutuklama girişimlerine kadar uzanan bu durum bugün CHP’ye yönelik alınan mutlak butlan kararıyla devam etmektedir.</p>
<p>AKP’nin yerel seçimleri kaybetmesinin ardından toplumu baskı altına almayı hedefleyen adımları 19 Mart’ta büyük bir halk tepkisiyle karşılaşmış ve Türkiye AKP’ye karşı ayağa kalkmıştır. AKP iktidarı emperyalizmin ve sermayenin çıkarları doğrultusunda siyaseti ve toplumsal alanı dizayn etmektedir. CHP’ye yönelik yargı eliyle sürdürülen iktidar saldırısı da bu dizayn kapsamında yol almaktadır. AKP, iktidarını korumanın ve düzenini sürdürmenin arayışındadır.</p>
<p>Bu durumun kendisi, CHP’ye yönelik bir hukuki müdahale olarak ele alınamaz. Yıllardır AKP’nin yargı eliyle yürüttüğü siyasi hamleler Akın Gürlek’in Adalet Bakanlığı görevine getirilmesiyle yeni bir evreye taşınmıştır.</p>
<p>İçinden geçtiğimiz süreç bir yanıyla da AKP iktidarının krizlerini ve sıkışmalarını göstermektedir. 23 yıl boyunca iktidar olan AKP’nin Türkiye’de kurmak istediği rejim emekçiler, kadınlar ve gençlik tarafından onaylanmamakta, AKP istediğini elde edememektedir.</p>
<p>İşbirlikçi, emek düşmanı ve gerici rejimden kurtulmanın yolu ise sermaye düzenine karşı ikirciksiz mücadeleden, emperyalizme karşı bağımsızlık kavgasından, gericiliğe karşı laiklik meşalesini yükseltmekten geçmektedir. AKP’nin attığı her adımda cüretini sermaye sınıfından ve emperyalizmden aldığı unutulmamalıdır.</p>
<p><strong>21.05.2026</strong><br />
<strong>Birleşik Komünist Parti Merkez Komitesi</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Memleketi ve Geleceğimizi Sermaye Düzenine Teslim Etmeyeceğiz! Sosyalist Türkiye için Mücadeleye!</strong></p>
<p>Bugün 19 Mayıs. İktidarından muhalefetine tüm partiler gençliğe övgüler dizecek, “Gençlik geleceğimizdir.” diyecek, AKP iktidarı “İktidarımız boyunca şu adımları attık.” diyerek gençliğe düşmanlığı gizlemeye çalışacak, düzen muhalefeti ise “Biz geldiğimizde bu sorunları çözeceğiz.” diyerek gençliği kapsamaya çalışacak. Ancak içinde bulunduğumuz bu karanlık tablo hepsinin eseri. Emperyalizmle, sermaye düzeniyle, gericilikle kavgası olmayanların, bu düzene olur verenlerin gençlik adına konuşmasına dur denilmesi gerekmektedir. Gençliğin neşesini, umudunu, bugününü ve en önemlisi yarınını çalan bu düzene karşı sesimizi yükseltmek hayati bir zorunluluk olarak önümüzde durmaktadır.</p>
<p>AKP iktidarı, koltuğa oturduğu ilk günden bu yana kendi ideolojisiyle uyumlu bir nesil yaratma politikasını pervasızca sürdürmektedir. İlkokullardan üniversitelere kadar eğitimin her kademesi gerici müfredatlarla, bilim dışı uygulamalarla ve laiklik karşıtı hamlelerle adeta bir kuşatma altına alınmıştır. Bu bilinçli politikanın bir ürünü olarak gençlik geleceksizlikle terbiye edilmek istenmekte, sermaye düzeninin yarattığı seçeneksizlik yüzünden binlerce sıra arkadaşımız gerici tarikat ve cemaat yurtlarının karanlığına mahkum edilmektedir. Dindar ve kindar bir nesil yaratma sevdasıyla yürütülen bu dayatmalar, gençlerin hayatlarını, özgürlüklerini ve hayallerini ellerinden almaktadır. AKP, tüm bu adımları sermaye düzeninin devamı için hayata geçirmiştir, sermaye düzeni tüm toplumu teslim almaya çalıştığı gibi gençliği de teslim almak, bir kalıba sokmak istemektedir.</p>
<p>Ülkenin içine sürüklendiği derin ekonomik krizin faturası ise en ağır şekilde yine gençliğin omuzlarına yüklenmiştir. Devlet yurtlarının yetersizliği ve mevcut yurtlardaki niteliksizlik; tavanı çöken binalardan yemeklerden çıkan böceklere ve can alan asansör ihmallerine kadar üniversiteliler için barınmayı bir haktan ziyade bir yaşam mücadelesine dönüştürmüştür. Diplomalı işsizler ordusu her geçen gün büyürken, geçinebilmek ve eğitimini sürdürebilmek için okurken çalışmak zorunda kalan, dersliklerden çıkıp güvencesiz ve ağır şartlarda sömürülen bir nesil yaratılmıştır. Gençlik bu düzende gelecek olarak görülmekten öte müşteri ya da ucuz işgücü olarak görülmektedir.</p>
<p>Üniversiteleri özgür düşüncenin ve bilimin merkezi olmaktan çıkarıp sarayın birer şubesi haline getirmek isteyen zihniyet, akademiye yönelik ablukasını her geçen gün artırmaktadır. Üniversitelerin kendi iradeleri atanmış rektörlerle gasp edilmekte, muhalif her ses soruşturmalar, uzaklaştırmalar ve polis şiddetiyle bastırılarak üniversitelerimiz teslim alınmak istenmektedir. Bu tahakkümün bir parçası olarak gençliğin bir araya geldiği etkinlikler ve şenlikler bir bir yasaklanmaktadır. Son olarak ODTÜ Devrim Stadyumu’ndaki bahar şenliği gündeminde görüldüğü üzere, gençliğin iradesini ve yan yana gelişini engellemek için her yol denenirken; diğer yandan gençler, haberleri dahi olmadan AKP Gençlik Festivali’ne götürülerek kirli bir siyasetin dekoru haline getirilmektedir. Ancak bilmelidirler ki bu ülkenin ilerici gençliği ne bu ablukaya boyun eğecek ne de iktidarın siyasi şovlarına figüran olacaktır!</p>
<p>Bu çürümüş düzen ve önümüze konulan bu karanlık tablo asla bizim kaderimiz değildir. Gençliği yoksullukla, işsizlikle, gericilikle ve geleceksizlikle biat ettirmeye çalışanlara teslim olmuyoruz. Umutsuzluğa ve yılgınlığa kapılmadan; haklarımızı almak, geleceğimizi kendi ellerimize almak, bilimi ve özgür düşünceyi yeniden kazanmak için yan yana gelmek, bu düzene karşı mücadeleyi yükseltmek zorundayız. Geleceğimizi bu karanlık düzene bırakmayacağız. Kampüslerimizin kapılarından kelepçelerin söküldüğü, bilimin tarikatların karanlığına değil insanlığın yararına sunulduğu, hiçbir sıra arkadaşımızın “Yarın ne yiyeceğim, nerede kalacağım?” kaygısı taşımadığı bir geleceği hep birlikte inşa edeceğiz.</p>
<p>En önemlisi de, geleceğimize olduğu gibi memlekete de sahip çıkacak ve ülkemizi emperyalistlerden, sermaye düzeninden, gericilikten kurtarmak için mücadeleyi yükselteceğiz!<br />
Bu düzende gençliğe, özgürlüğe, eşitliğe yer yok. Yarınımız ve memleketimiz için sosyalist Türkiye mücadelesini yükseltelim!</p>
<p><strong>Sosyalist Düşünce Toplulukları</strong><br />
<strong>19.05.2026</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-19-mayis-25-mayis-2026/">Komünist Birlik Haftalık 19 Mayıs – 25 Mayıs 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 12 Mayıs – 18 Mayıs 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-12-mayis-18-mayis-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2026 17:29:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4376</guid>

					<description><![CDATA[<p>Trump’ın Çin Ziyareti ve ABD’nin Küresel Sıkışması ABD Başkanı Donald Trump’ın uzun süredir beklenen Çin ziyareti gerçekleşti. Yanına büyük patronları ve önemli devlet adamlarını alarak yaptığı bu ziyaret, ABD için kritik bir öneme sahipti. İran’da Hürmüz düğümünü çözemeyen ABD’nin Çin’e güçlü bir elle gidemediği ise açık bir gerçek olarak önümüzde duruyor. Ayrıca ABD’nin Monroe Doktrini’ne yeniden sarılarak Batı Yarımküreyi kendi hegemonya alanı olarak görmesi, Doğu’dan tamamen umudunu kestiği anlamına gelmese de eskisi kadar istekli ve...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-12-mayis-18-mayis-2026/">Komünist Birlik Haftalık 12 Mayıs – 18 Mayıs 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Trump’ın Çin Ziyareti ve ABD’nin Küresel Sıkışması</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">ABD Başkanı Donald Trump’ın uzun süredir beklenen Çin ziyareti gerçekleşti. Yanına büyük patronları ve önemli devlet adamlarını alarak yaptığı bu ziyaret, ABD için kritik bir öneme sahipti. İran’da Hürmüz düğümünü çözemeyen ABD’nin Çin’e güçlü bir elle gidemediği ise açık bir gerçek olarak önümüzde duruyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ayrıca ABD’nin Monroe Doktrini’ne yeniden sarılarak Batı Yarımküreyi kendi hegemonya alanı olarak görmesi, Doğu’dan tamamen umudunu kestiği anlamına gelmese de eskisi kadar istekli ve kabiliyetli olmadığını gösteriyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Tayvan konusunda Çin ile ABD’nin çatışabileceği yönünde uyarıda bulundu. Üstelik “Tukidides Tuzağı’na düşmeyelim” diyerek, yükselen güç Çin ile yerleşik güç ABD’nin savaş alanında karşı karşıya gelmemesi gerektiğini vurguladı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Donald Trump, Çin ziyaretinin çok başarılı geçtiğini ifade etse de objektif bir gözle bakıldığında, istediği birçok şeyi alamadığı ve Çin’den uyarı ile tehdit arasında gidip gelen mesajlar duyarak ülkesine döndüğü görülüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Önümüzdeki günlerde ABD, son bir saldırı dalgasıyla İran’daki hezimetini sona erdirmeye çalışabilir. Orta Doğu’dan zaferle dönmesi ise zor görünüyor. Ancak bu sırada Batı Yarımküre’de sosyalist Küba’ya yönelik saldırı tehditleri de üst seviyeye çıkmış durumda. ABD, Küba’yı da Venezuela’da yaptığı gibi diz çöktürmek istiyor. Öte yandan Rusya-Ukrayna Savaşı da şiddetlenerek sürüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">ABD emperyalizminin hem Doğu’da hem Batı’da alt edilmesi gerekiyor. Daha barışçıl bir dünya için ABD emperyalizminin sona ermesi elzem. Temmuz ayında Ankara’da yapılacak NATO toplantısı Türkiye halkı için bir sınav olarak duruyor. Türkiye’de, ABD’ye, NATO’ya ve emperyalizme karşı mücadele yükseltilmeli.</span></p>
<p><b> </b></p>
<p><b>Emperyalizm, Gericilik ve AKP Suriye&#8217;nin Özgürlüğüne Düşmandır</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Suriye&#8217;de HTŞ ve SDG arasında gerçekleşen entegrasyon sürecinin ardından AKP ve MHP tarafından &#8220;çözüm sürecine&#8221; dair yeni adımlar atılmaya başlanmış, Devlet Bahçeli Abdullah Öcalan&#8217;a &#8220;Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü&#8221; statüsünün verilmesini gündeme getirmişti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP Suriye&#8217;nin yıkımıyla sonuçlanan emperyalist entegrasyonun doğrudan parçası olmuş sermayeye Suriye&#8217;nin yeniden inşasında alan açmayı hedeflemiş, Suriye ve Ortadoğu ile doğrudan bağlantısı olan &#8220;Çözüm süreci&#8221; ise sermaye düzeni tarafından &#8220;beka, güçlü devlet, demokrasi, terör sorununun çözülmesi, barış&#8221; gibi kavramlara sığınılarak kutsanmış ve önü açılmıştır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP&#8217;nin Suriye&#8217;de gerçekleşen mutabakattan memnun olduğu, Suriye&#8217;de SDG&#8217;nin feshini ve Suriye Hükümeti denilen HTŞ&#8217;ye bireysel entegrasyonunu amaçlayan tutumu hayata geçirmek için adım attığı açığa çıkmış durumdadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mutabakatın ardından Abdullah Öcalan&#8217;a yönelik &#8220;statü&#8221;, &#8220;siyasal katkı mekanizmaları&#8221; gibi tartışmaların açılması ise tesadüf değildir. SDG komutanı Mazlum Abdi&#8217;nin Türkiye&#8217;ye geleceğine dair yürüyen tartışmalar da mevcut durum ele alındığında anomali değil, sürecin doğrudan çıktısı olacaktır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm bu durum, Suriye&#8217;de IŞİD kalıntısı HTŞ&#8217;ye Suriye Hükümeti ehliyetinin verilmesiyle, emperyalist entegrasyondan özgür bir geleceğin yaratılabileceği yanılgısının yayılmasıyla, AKP ve Türkiye sermaye devletinin &#8220;demokrasi, özgürlük, kardeşlik, barış&#8221; kavramlarına sığınarak kendi adımlarını meşrulaştırma zemini yaratmasıyla sonuçlanmıştır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ortadoğu&#8217;da, Suriye&#8217;de ve Türkiye&#8217;de yaşananlar ise tam tersidir. Emperyalizm, sermaye düzeni ve gericilik halkların geleceğini ve yaşamını elinden almış, büyük bir sömürü aygıtı inşa etmiş ve en temel yurttaşlık haklarının dahi törpülendiği bir düzlem açığa çıkmıştır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Emperyalizmden, sermaye düzeninden, gericilikten ve AKP&#8217;den barış ve demokrasiyi tesis edecek adımlar beklemek büyük bir yanılgıdır. AKP&#8217;nin düşündüğü tek şey kendi ajandası ve sömürü sisteminin devamlılığıdır.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Soma&#8217;yı Unutmadık, Bu Düzenden Hesabı Emekçiler Soracak! </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bundan 12 yıl önce, 13 Mayıs 2014’te Soma Eynez kömür ocağında meydana gelen ve aralarında 5 maden mühendisinin de bulunduğu 301 işçinin yaşamını yitirdiği katliamı yaşadık. Buna kader, kaza diyerek sorumluluktan kaçan iktidar ve onun yandaşı medya gerçekleri örtbas etmek istediler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gerçekler nedir? Madenler sermayenin yağmasına özelleştirmeler aracılığı ile açılmış, esnek ve güvencesiz çalışma şartları dayatılmış, işçi sağlığı ve güvenliği, maliyet unsurları nedeni ile dikkate alınmamıştır. Tüm suçlara rağmen Soma son olmamış, Ermenek, Şirvan, Amasra, İliç ile katliamlar sürmüştür.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Soma’daki dava süreci göstermiştir ki düzen, patronları korumakta kararlıdır. Dava süreci hızlı tahliyeler ile başlamış, sorumlu olan kamu görevlilerinin yargılanması da zaman aşımı nedeni ile yapılamamıştır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Soma’nın üzüntüsü ve öfkesi hiç dinmeyecek. Madenleri kamulaştırmak, taşeron sistemini yasaklamak, işçi güvenliği ve sağlığı için gerekli önlemleri aldırmak, güvencesiz ve esnek çalışmayı yaşamımızdan çıkarmak ve Soma dahil tüm katliamlar, cinayetlerde payı bulunan, patron, siyasetçi, bürokratların yargılanması için mücadele edeceğiz.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Nakba&#8217;nın Yıl Dönümünde Emperyalizme ve Siyonizme Karşı Mücadele Yükseltilmeli</b></p>
<p>Siyonist İsrail devletinin kuruluş tarihi olan 14 Mayıs 1948&#8217;in hemen ertesi günü, Filistin halkının hafızasına &#8220;Büyük Felaket&#8221; (El Nakba) olarak kazınan o kapkara tarihin üzerinden tam 78 yıl geçti. 15 Mayıs 1948&#8217;de, emperyalizmin bölgedeki askeri karakolu olarak inşa edilen Siyonist İsrail devleti, yaklaşık 1,4 milyon Filistinliyi zorla topraklarından kopararak mülteci konumuna düşürdü. Bu tarih, emperyalizmin ve Siyonizmin Filistin halkını yok etme ve bölgeye yerleşme stratejisinin başlangıcıdır. Filistinliler için yüz binlerce Filistinlinin yurdundan edilişinin yasını tuttuğu bir gün olmanın ötesinde direnişin simgesi de olagelmiştir.</p>
<p>Bugün Filistin halkı, Nakba&#8217;nın 78. yıl dönümünü karşılarken, 1948&#8217;de başlatılan o sistematik terörün günümüzdeki en vahşi aşamasıyla, Gazze&#8217;deki büyük katliam operasyonuyla yüz yüzedir. ABD emperyalizminin ve NATO aklının koşulsuz desteğini arkasına alan Siyonist İsrail’in, 7 Ekim 2023&#8217;ten bu yana Gazze&#8217;de sürdürdüğü soykırımda bugüne kadar 72 bin 601 Filistinli hayatını kaybetmiş, 2 milyon insan evlerinden edilerek yeniden sürgüne yollanmıştır.</p>
<p>Meydanlarda Filistin için sahte gözyaşları dökenler, kapalı kapılar ardında Siyonist rejimle ticari, askeri ve lojistik ilişkilerini arsızca sürdürmektedir. Ülkemizdeki NATO üsleri doğrudan bu Siyonist katliam şebekesine hizmet ediyor, limanlardan kalkan gemilerle İsrail&#8217;i besleyenler, binlerce Filistinlinin katilleridir.</p>
<p>Dün olduğu gibi bugün de Filistin halkı, sürdürülen katliamlara ve topraklarından koparılmaya karşı boyun eğmiyor, meşru direnişini onurla sürdürüyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sermaye Düzeni Yoksulluk, İşsizlik, Sömürü Demektir!</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yılbaşında gerçekçi olmayan enflasyon hedefi ile asgari ücret, emekli maaşları ve bu orandan yola çıkarak aslında tüm ücretlere yoksulluğu derinleştirecek artışlar yapıldı. Enflasyonu, sermayenin süper kârları değil işçilerin ücretleri yükseltiyor gibi yanılsama yaratan düzen, hedeflerinin iflasını çok kısa sürede açıklamak zorunda kaldı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sermayenin kontrolündeki sözde bağımsız Merkez Bankası, yeni yıl başında açıkladığı düşük enflasyon hedefini (%16) bugün %26&#8217;ya çekerek sermayenin kârını korumaya çalışarak bir kere daha işçinin, emekçinin cebindekini çalmış ve yine krizin faturasını,  fiyat artışları yoluyla işçi sınıfının sırtına yıktığını resmileştirmiştir. Bahane, öngörülemeyen gelişmeler olsa da son üç yılda da hedefler ile gerçekleşen enflasyon arasında büyük farklar vardır. Bu, ekonomi yönetiminin, sermayenin çıkarlarına  göre kararlar aldığını ve sonuçların her zaman işçilere, emekçilere yoksul halka yüklendiğinin açık kanıtıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ve yine işsizlik bir kere daha yükseltilecek ve ücretler baskılanarak sermayenin süper kârları korunacaktır. Bu kararların başka açıklaması yoktur.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kısa zamanda yapılması gereken, kararlarının sorumluluğunu alması gereken ekonomi yönetiminin, maaş artışlarını yeni hedeflere göre güncellenmesidir. Biliyoruz ki bu yönetim hatasını kabul etmeyecektir ama bu bizi hakkımızı almak konusunda mücadeleden geride bırakmamalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">En temel ihtiyaçlarımızdan kısmak zorunda olmamalıyız.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ve bir kere daha; gıda, enerji, barınma ulaşım gibi temel tüketim maddelerinde fiyat kontrolü sağlanmalıdır ve kâr edilmemelidir. Sermayenin ekonomi yönetimi ile birlikte yarattığı ve bundan sonuna kadar yararlandığı bölüşüm krizi ancak kamucu ekonomi politikalar ve devletçi planlama ile yok edilir. Sınıfı bilincimizi, mücadelemizi örgütlenerek yükseltmeli ve bu kararları alanlar, uygulayanlardan hesap sormalıyız.</span></p>
<p><strong>İbrahim Kaypakkaya&#8217;yı Anıyoruz!</strong></p>
<p>Türkiye devrimci hareketinin öncülerinden ve 68 kuşağının unutulmaz önderlerinden İbrahim Kaypakkaya’yı, sermaye düzeni tarafından Diyarbakır Cezaevi&#8217;nde işkenceyle katledilişinin 53. yılında saygıyla anıyoruz.</p>
<p>İşçi sınıfının, gençliğin sesini ve sosyalizm mücadelesini boğmak isteyen sermaye düzeni, onu zindanlarda ağır işkencelerle teslim almaya çalışmıştır. Ancak Kaypakkaya, en karanlık hücrelerde bile sarsılmaz iradesiyle direnerek sömürü düzenine teslim olmamıştır. O, cellatlarına karşı gösterdiği duruşla devrimci bilincin ve adanmışlığın örneklerinden olmuştur.</p>
<p>Diyarbakır zindanlarında &#8220;ser verip sır vermeyerek&#8221; direnişin destanını yazan Kaypakkaya, sosyalizm kavgamızda yaşamaktadır.</p>
<p>Anısı ve mücadelesi önünde saygıyla eğiliyor, ser verip sır vermeyen İbrahim Kaypakkaya&#8217;yı anıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Sömürüyü, Çocuk İşçiliği ve Gericiliği Meşrulaştıramayacaksınız!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yusuf Tekin’in MESEM’e ilişkin yaptığı açıklamalar, yalnızca bir eğitim politikasını savunmak değil; gençliği sömürü düzenine mahkûm eden sistemin kendisini aklama çabasıdır. Eleştirileri anlamıyoruz diyerek geçiştirmek, MESEM’lerde yaşanan gerçekleri değiştirmiyor. Bugün binlerce liseli arkadaşımız eğitim hakkından koparılarak patronların ucuz iş gücü haline getiriliyor; düşük ücretlerle, güvencesiz koşullarda çalıştırılıyor, iş cinayetlerinde yaşamını yitiriyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">MESEM’lerde yaşanan her iş cinayeti, bizlerin yaşamının patronların çıkarları uğruna nasıl hiçe sayıldığını göstermektedir. Yusuf Tekin’in açıklamaları bu düzeni meşrulaştırma çabasından başka bir anlam taşımamaktadır. Gerçek olan şudur: Liseliler ucuz iş gücü değildir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz Sosyalist Liseliler olarak, gençliğin geleceğinin patronların kâr hırsına ve gerici politikaların insafına bırakılmasına izin vermeyeceğiz. Çünkü biliyoruz ki bu düzen bizlere bir gelecek sunamaz. Gençliğin kurtuluşu; sömürünün, gericiliğin ve piyasacılığın egemen olduğu bu düzene karşı örgütlü mücadeleyi büyütmekten geçmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Parasız, bilimsel, laik ve nitelikli eğitim hakkımız için; çocuk işçiliğe, MESEM sömürüsüne ve geleceksizliğe karşı mücadeleyi her alanda büyütmeye devam edeceğiz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geleceğimiz patronlara, sermayeye teslim edilemez.</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><b><br />
</b><b>Sosyalist Liseliler </b><b><br />
</b><b>10.05.2026</b><b></p>
<p></b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-12-mayis-18-mayis-2026/">Komünist Birlik Haftalık 12 Mayıs – 18 Mayıs 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 4 Mayıs – 11 Mayıs 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-4-mayis-11-mayis-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2026 13:54:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4369</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; ODTÜ’de Provokasyona Geçit Yok!  ODTÜ’de yaşananlar yalnızca bir “bayrak tartışması” değil; Türkiye’de üniversitelerin nasıl kuşatma altına alınmak istendiğinin yeni bir örneğidir. Geleneksel devrim yürüyüşünün ve Bahar Şenlikleri’nin kitleselliği karşısında, organize biçimde hareket eden sağcı-faşist grupların provokasyon girişimi tesadüf değildir. Uzun süredir üniversitelerde ilerici ve muhalif öğrenci birikimini baskı altına almaya dönük bir siyasal iklim yaratılmaktadır. ODTÜ’de yaşanan provokasyon da bu siyasetin bir parçasıdır. Öncelikle açık biçimde ifade edilmelidir ki mesele bayrak değildir. Şenlik alanında...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-4-mayis-11-mayis-2026/">Komünist Birlik Haftalık 4 Mayıs – 11 Mayıs 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ODTÜ’de Provokasyona Geçit Yok! </strong></p>
<p>ODTÜ’de yaşananlar yalnızca bir “bayrak tartışması” değil; Türkiye’de üniversitelerin nasıl kuşatma altına alınmak istendiğinin yeni bir örneğidir. Geleneksel devrim yürüyüşünün ve Bahar Şenlikleri’nin kitleselliği karşısında, organize biçimde hareket eden sağcı-faşist grupların provokasyon girişimi tesadüf değildir. Uzun süredir üniversitelerde ilerici ve muhalif öğrenci birikimini baskı altına almaya dönük bir siyasal iklim yaratılmaktadır. ODTÜ’de yaşanan provokasyon da bu siyasetin bir parçasıdır.</p>
<p>Öncelikle açık biçimde ifade edilmelidir ki mesele bayrak değildir. Şenlik alanında çok sayıda öğrencinin elinde zaten Türk bayrağı bulunmaktaydı ve buna yönelik herhangi bir karşıtlık söz konusu değildi. Öte yandan, öğrencilerin ellerinde bayrak bulunup bulunmaması da başlı başına bir sorun değildir. Çünkü burası resmi bir devlet töreni değil, 37’ncisi düzenlenen Uluslararası ODTÜ Bahar Şenliği’dir. Bu şenlik yıllardır yalnızca konserlerin değil; öğrenci kültürünün, dayanışmanın, muhalif sanatın ve özgür üniversite geleneğinin bir parçası olmuştur. Özellikle ilk gün, halk müziğinin ve muhalif sanatçıların sahne aldığı; ODTÜ’nün ilerici ve toplumcu ruhunu yansıtan kültürel bir atmosfer taşımaktadır.</p>
<p>Tam da bu nedenle, Türk bayrağının arkasına saklanarak organize biçimde alanda bulunan faşist grupların amacı “bayrak sevgisi” değil, açık bir provokasyon yaratmaktır. Sol gelenekten gelen halk sanatçısı İlkay Akkaya sahnedeyken gerçekleştirilen yuhalamalar, ıslıklamalar, bozkurt işaretleri, uluma sesleri ve öğrencilere dönük şekilde atılan “ODTÜ teröre mezar olacak” sloganları bunun en açık göstergesidir. Burada hedef alınan yalnızca bir konser değil; ODTÜ’nün yıllardır taşıdığı ilerici kültür, muhalif sanat geleneği ve dayanışma ruhudur.</p>
<p>Öğrenciler devrim yürüyüşündeyken, önceden planlandığı anlaşılan bir şekilde stadyum merdivenlerinin tutulması, büyük bir bayrağın açılması ve bayrağın fiili bir barikat gibi kullanılması da aynı provokasyonun parçasıdır. Amaç, devrimci ve ilerici öğrencileri fiziksel bir gerilimin içerisine çekmek ve ardından olayların bağlamını gizleyerek sosyal medyada “bayrağa saldırdılar” propagandası üretmektir. Nitekim günlerdir dolaşıma sokulan manipülatif görüntülerde olayların öncesi özellikle gizlenmekte, organize saldırganlık görünmez hâle getirilmektedir. Böylece milliyetçi kışkırtmalar üzerinden hem ODTÜ’nün ilerici birikimi hedef alınmakta hem de üniversitelerde yükselen dayanışma kültürü baskı altına alınmaya çalışılmaktadır. Ancak gerçek açıktır: ODTÜ öğrencileri Türk bayrağına değil, kendi kampüslerini teslim almak isteyen organize saldırganlığa karşı tepki göstermiştir.</p>
<p>Bu grupların sicili de bilinmektedir. Daha önce kadın yürüyüşlerini provoke etmeye çalışan, işçilerin açlık grevi direnişlerini hedef alan ve açlık grevindeki madencilerin bulunduğu parkta pizza-suşi yemeleriyle gündeme gelen Zafer Partisi destekli “İstiklal Kadın Hareketi” çevrelerinin bugün ODTÜ’de ortaya çıkması tesadüf değildir. Aynı anlayış şimdi de üniversitelerde ilerici öğrenci birikimini hedef almakta, milliyetçi provokasyonlar üzerinden gerilim siyaseti üretmeye çalışmaktadır.</p>
<p>Çünkü ODTÜ gibi tarihsel mücadele geleneğine sahip üniversitelerdeki dayanışma ve kolektif irade, üniversiteleri sessiz ve itaatkâr hâle getirmek isteyen anlayışla doğrudan çelişmektedir. Bu nedenle milliyetçilik ve “vatan-millet” söylemi, baskı siyasetinin meşrulaştırılmasının aracı hâline getirilmektedir.</p>
<p>Tüm bunların zamanlaması da tesadüf değildir. Temmuz ayında Ankara’da yapılması planlanan NATO zirvesine karşı üniversitelerde ve gençlik içerisinde yükselebilecek anti-emperyalist tepkinin önü daha şimdiden kesilmeye çalışılıyor. NATO; savaşların, işgallerin ve emperyalist müdahalelerin başlıca aygıtlarından biridir. Gençliğin ve emekçilerin çıkarı, emperyalist askeri blokların yanında değil; halkların kardeşliğinde ve bağımsızlık mücadelesindedir. Bu nedenle solun görevi, Ankara’daki NATO zirvesine karşı güçlü bir örgütlenme yaratmak, kampüslerden sokaklara uzanan anti-emperyalist bir mücadeleyi büyütmektir. Sermaye düzeninin kuklası hâline gelen ırkçı Zafer Partisi ve İYİ Parti destekli grupların provokasyonları da tam olarak bu mücadeleyi gölgelemeyi, gençliğin dikkatini gerçek düşmandan uzaklaştırmayı amaçlamaktadır.</p>
<p>Bugün üniversitelerde örgütlenmeye çalışılan faşist odaklar, toplumsal kutuplaşmadan ve düzen siyasetinin yarattığı gerilimlerden beslenmektedir. Milliyetçi kışkırtmalar ve hedef gösterme siyaseti, gençliğin eşitlik, özgürlük ve bağımsızlık taleplerini bastırmanın aracı hâline getirilmektedir. Buna karşı mücadele ise yalnızca anlık savunma refleksleriyle değil; bağımsız, laik ve sömürüsüz bir ülke hedefi etrafında örgütlü bir halk hareketi yaratılarak büyütülebilir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Halkların Kardeşliği ve Barış Emperyalizme, Sermaye Düzenine, Gericiliğe Karşı Mücadeleden Geçmektedir!</strong></p>
<p>Emperyalizmin başta Suriye olmak üzere Ortadoğu&#8217;da uyguladığı saldırganlık ve dizayn sürecinin yansımalarından biri de  Türkiye&#8217;de sermaye düzeninin çıkarları için devreye soktuğu &#8220;Çözüm süreci&#8221; olmuştu.</p>
<p>Devlet Bahçeli&#8217;nin DEM Parti milletvekilleriyle el sıkışması ile başlayan, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu&#8217;nun kurulmasıyla devam eden süreç, PKK&#8217;nin fesih açıklaması ve silah bırakmasıyla ilerlemiş, Suriye&#8217;nin yeniden inşası noktasında SDG ve HTŞ entegrasyonunun sağlanmasıyla birlikte ise hızlanmış durumda.</p>
<p>Sermaye düzeninin temsilcisi olan AKP-MHP iktidarı düzeni her yönüyle dizayn etmekte, gerek Suriye ve Ortadoğu&#8217;da kazanmak istediği mevzii gerek de Türkiye&#8217;de AKP&#8217;nin yaşadığı güç kaybı ve sıkışmayı &#8220;demokrasi, barış ve özgürlük&#8221; kavramlarına sığınarak aşmaya çalışmaktadır. Yeni anayasa, Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve yerel seçimleri de içeren bir hazırlığın bugün AKP-MHP tarafından yürütüldüğü görülmektedir.</p>
<p>Kürt Siyasi Hareketi&#8217;nin yıllardır muhalefet çizgisindeki pozisyonunu değiştirmeyi, CHP&#8217;yi yargı sopasıyla sıkıştırmayı ve zayıflatmayı amaçlayan bu hamle halkların kardeşliğine ve barışa değil, sermaye düzeninin ve AKP&#8217;nin çıkarlarına hizmet etmektedir.</p>
<p>Devlet Bahçeli&#8217;nin Abdullah Öcalan&#8217;a &#8220;Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü&#8221; statüsü noktasında yaptığı açıklama bunca zaman ifade edilen &#8220;Terörsüz Türkiye&#8221; yaklaşımından kopuşu değil, bu yaklaşımı koruyarak süreci ilerletmenin bir formülü olarak değerlendirilmeli ve iç siyasette AKP&#8217;nin adımlarını hızlandıracağı bir sürece girildiği görülmektedir.</p>
<p>Yoksullaşmanın derinleştiği, emekçilerin, kadınların ve gençliğin her alanda sindirilmeye çalışıldığı, yargı eliyle AKP&#8217;nin muhalefete ve topluma göz dağı verdiği bir kesitte, Bahçeli&#8217;nin açıklaması sonrasında DEM Parti&#8217;nin Recep Tayyip Erdoğan&#8217;a &#8220;bu tarihsel yolu birlikte açalım&#8221; çağrısında bulunması ise AKP&#8217;yi açıkça mesrulaştırmakta ve iktidarı boyunca attığı adımların üzerini örtmektedir.</p>
<p>AKP ve ittifak ortağı MHP&#8217;den, emperyalizmden ve sermaye düzeninden halkların çıkarına adım atmasını beklemek büyük bir yanılgıdan ibarettir.</p>
<p>Halkların kardeşliği, eşitlik, özgürlük ve barış ancak emperyalizme, sermaye düzenine ve gericiliğe karşı mücadele ile sağlanabilir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>İran–ABD Savaşı ve NATO Zirvesi </strong></p>
<p>İran ile ABD, İsrail ve Körfez’deki Amerikan emperyalizmine ve İsrail siyonizmine bel bağlamış Arap ülkeleri arasında neredeyse iki buçuk aydır süren bir savaş yaşanıyor. Çatışmanın iki kritik odağı öne çıkıyor: Hürmüz Boğazı ve İran’ın nükleer enerji tesisleri ile zenginleştirilmiş uranyum stokları.</p>
<p>İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki hamlelerine karşılık ABD, bölgede deniz trafiğini kontrol altına almaya ve fiili bir abluka oluşturmaya çalışıyor. Bu karşılıklı baskı ve müdahaleler ise zaman zaman doğrudan çatışmalara ve yeni saldırılara yol açıyor.</p>
<p>Savaş sürerken eş zamanlı olarak diplomatik temaslar da devam ediyor. Pakistan’ın arabuluculuğunda İran ile ABD arasında yoğun bir müzakere trafiği yürütülüyor.</p>
<p>Taraflar bir yandan karşılıklı tehditlerini sürdürürken, diğer yandan çatışmayı sonlandırabilecek bir anlaşma zemini arıyor. Artan gerilim, bölgesel riskler ve ekonomik zorluklar nedeniyle dünya kamuoyunda ise savaşın bir an önce sona ermesi yönünde güçlü bir beklenti bulunuyor.</p>
<p>Savaş yeniden alevlenip şiddetlenecek mi yoksa bir anlaşmayla sona mı erecek?  Kesin bir şey söylemek için henüz erken. Ancak ABD ve İsrail’in savaşta şimdiye kadar istedikleri amaçlara ulaşamadıkları açık. ABD eğer yenilgiyi kabul ederek bölgeden çekilirse bu ABD hegemonyasının Ortadoğu’da ciddi bir darbe alması anlamına gelir.</p>
<p>Komşumuz İran’ı köşeye sıkıştırmaya çalışan ABD’nin başını çektiği dünyanın en büyük terör örgütü NATO, Temmuz ayında Ankara’da buluşacak. Türkiye halkı NATO’ya karşı mücadeleyi yükseltmeli ve ülkemizin NATO’dan çıkarak tüm NATO üslerinin kapatılmasını hedeflemelidir. Ancak bunlar başarılırsa gerçekten bağımsız, egemen bir ülkede yaşıyoruz anlamına gelir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Sefalet Ücreti Eridi, TÜİK Bile Gizleyemedi!</strong></p>
<p>Emek gücümüzün değeri gün geçtikçe düşüyor. Rakamlar artsa da alım gücündeki azalma, sömürünün ve servet transferinin büyümesinin sonucudur. Enflasyon, sermaye sınıfının kâr oranlarını korumasını sağlarken, işçi sınıfının her gün daha fazla yoksullaşmasına neden olmaktadır. Ayrıca kapitalist düzen, gelir vergisi yanı sıra dolaylı tüketim vergileri ile işçilerin gerçek ücretini aşındırırken, patronlara çeşitli indirimler ve teşvikler ile vergileri onlar için önemli oranda düşürmektedir.</p>
<p>DİSK-AR geçtiğimiz günlerde ücretlerdeki erimenin boyutlarını ortaya koyan  “Ücret Kayıpları” raporunu açıkladı. Resmi enflasyonun hatalı ve eksik ölçüldüğü gerçeğini de akılda tuttuğumuzda çalışmada hesaplanan kaybın daha fazla olduğunu söylemek mümkün.</p>
<p>Rapor yalnızca 16 milyon SGK’lı işçiler üzerinden yapılmasına rağmen kaybın devasa boyutları göz önüne seriliyor. Rapora göre “Ücretlerin yaşadığı erimenin en büyük sebeplerinden biri hızla artan gelir vergisi yüküdür. Örneğin 2025 yılının ilk yarısı 48.210 TL, Temmuz-Eylül 2025’te 51.049 TL ve Ekim-Aralık 2025’te 50.380 TL brüt ücreti olduğunu kabul ettiğimiz bir işçi (sigortalılar için SGK verilerine göre ortalama ücret) Ocak 2025’te 3.000 TL gelir ve damga vergisi öderken eylül ayı itibarıyla bu miktar 7.557 TL oldu. İşçi başına gelir ile damga vergisi ve kesinti (sosyal güvenlik ve işsizlik sigortası primleri) toplamı Ocak 2025’te 10.231 TL iken Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık 2025’te 14.883 TL olarak gerçekleşti. Önceki raporumuzda da ortaya koyduğumuz gibi 2025 yılında sigortalı işçilerin ücretinin birikimli toplam kaybı 2,5 trilyon TL’yi aştı. 2026 gelir vergisi tarife dilimlerinin yine bilinçli olarak az artırılması sonucu işçilerin kaybı büyüyecek” Raporun şu kısmı ise oldukça çarpıcı: “Toplam kayıp ise çok daha ürkütücü boyutlarda. Sadece sigortalı işçilerin dört aylık enflasyon kaybı Nisan 2026’da birikimli toplam (tüm sigortalı işçiler için) 310,9 milyar TL’ye ulaşırken vergi kaynaklı birikimli toplam erime 296,3 milyar TL oldu. Böylece ortalama kayıtlı işçi ücretlerini esas alarak yaptığımız hesaplamaya göre yılın dördüncü ayında vergi ve enflasyonun 16,6 milyon işçiye birikimli toplam kaybı en az 607,2 milyar TL olarak gerçekleşti.”</p>
<p>AKP iktidarının ekonomi politikasının sonucu bu rakamlar şunu gösteriyor ki, enflasyon ve vergi yükü sistematik olarak işçi sınıfının omuzlarına yıkılıyor. Gelir eşitsizliğindeki makas her geçen gün daha fazla açılıyor. İşçi sınıfının omuzlarına yıkılan yük, kapitalizmin sıkışmışlığının da sonucu.</p>
<p>Yoksullaşma, geleceksizlik, hak gaspları, örgütlenme ve sendikalaşmanın patron-polis eliyle bastırılmak istenmesine karşı emekçilerin bütünlüklü bir mücadeleyi her alanda örmesi gerekiyor.</p>
<p>İşçi sınıfının örgütlü gücü tüm bu sömürüyü ortadan kaldıracak ve sermaye düzenine güçlü bir yanıt verecektir.</p>
<p>Bugün sadece hayatta kalmak için çalışmak zorundayız, emeğimizin karşılığını tam olarak alabildiğimiz, sömürüsüz bir düzen için mücadele ise aralıksız devam edecek ve yükseltilecektir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Hakan Tosun Cinayeti Aydınlatılmalıdır!</strong></p>
<p>“Çatılara Doğru”, “Tekel İşçileri”, “Büyük Anadolu Yürüyüşü”, “Dönüşüm (Gentrification)” ve “Validebağ Direnişi” gibi belgesellere imza atan bağımsız gazeteci Hakan Tosun’un öldürülmesine dair davanın ilk duruşması 06 Mayıs 2026 tarihinde görüldü. 11 Ekim 2025 akşamı saldırıya uğrayan Hakan Tosun, başına aldığı darbeler yüzünden yol kenarında baygın bulunmuş, 13 Ekim’de yoğun bakımda hayatını kaybetmişti.</p>
<p>Hakan Tosun, sermayenin katlederek sömürdüğü doğa ile ilgili haberler yapan,  bunun için yurdun tüm bölgelerindeki eylemlere giden bir gazeteciydi. Öldürüldüğü günden bugüne kadar çıkan ayrıntılar, delil karartma, çelişkili, tutarsız ifadeler bunun basit bir kavga, darp olayından farklı olduğunu göstermektedir. İlk duruşmanın yetersiz bir salonda yapılması, gazetecilerin engellenmesi, bazı avukatların salona girmeden davanın başlaması, avukat ve gazetecilere polisin fiziki müdahalesi davanın bundan sonraki sürecinde yaşanacakların habercisi, örtbas çabalarının bir parçasıdır.</p>
<p>Hakan Tosun bağımsız bir gazeteci olduğu kadar toplumsal mücadele yer aldığı taraf açısından da önemlidir. O sermaye ve rantın beslediği piyasacılık karşısında halkın, emeğin yanında yer almış tüm ürettiklerini bu bakış açısından sunmuştur. Susması, susturulması  için bu nedenler yeterlidir.</p>
<p>Toplumsal mücadele tarihi ve bugünü susturulmak için katledilen, hapsedilen gazetecileri yazıyor. Bu davanın tüm aşamasında yer alarak tüm gazeteciler için cezasızlığa ve örtbas çabalarına karşı mücadele vereceğiz.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>9 Mayıs İnsanlığın Zafer Günü</strong></p>
<p>9 Mayıs 1945, on milyonlarca insanın hayatına mal olan, Nazi barbarlığının, Kızıl Ordu ve direnen halklar tarafından dize getirildiği Zafer Günü’dür.</p>
<p>Bugün, 9 Mayıs&#8217;ı asıl bağlamından kopararak &#8220;Avrupa Günü&#8221; gibi suni kavramlarla kutlamaya kalkanlar, işçi sınıfının ve komünistlerin bu büyük direnişini unutturmayı hedeflemektedir. Ukrayna&#8217;daki neo-Nazi çetelere verdikleri desteği perdelemek adına Hitler Almanyası ile Sovyetler Birliği&#8217;ni, Hitler ile Stalin&#8217;i aynı kefeye koyma cüretini göstermektedirler. Oysa Stalingrad&#8217;da, Leningrad&#8217;da ve Berlin&#8217;de Reichstag&#8217;a orak çekiçli kızıl bayrağı diken irade, dünya halklarının umudu olmaya devam etmektedir.</p>
<p>Sovyetler Birliği&#8217;nin çözülüşünün ardından, kapitalizmin ve emperyalizmin dünyayı nasıl bir kan gölüne çevirdiğine her gün yeniden tanık oluyoruz. Sosyalizmin yarattığı denge unsurunun ortadan kalkmasıyla birlikte ABD ve NATO öncülüğündeki emperyalist blok; Yugoslavya, Irak, Suriye ve Libya&#8217;nın ardından bugün de Filistin ve İran üzerinden bölgesel bir yıkımı derinleştirmektedir. Unutulmamalıdır ki; bugün demokrasi maskesi takan NATO, özünde Nazi generallerini kadrolarına katarak kurulmuş, ideolojik gıdasını antikomünizmden alan modern bir terör örgütüdür. Dün Wehrmacht saflarında Sovyet halklarına saldıran zihniyet, bugün NATO bünyesinde aynı düşmanlıkla halkların üzerine bombalar yağdırmaktadır. Natocular, 1945’te yenilen Nazizmin bayrağını bugün &#8220;Atlantik İttifakı&#8221; adı altında taşımaya devam etmektedirler.</p>
<p>Siyonist İsrail rejiminin emperyalizmden aldığı güçle Filistin halkına yönelik sürdürdüğü soykırımcı saldırılar, dün Nazilerin uyguladığı vahşetin günümüzdeki yansımasıdır. Aynı merkezler, İran&#8217;ı kuşatarak bölge halklarını mezhepçi savaşlar ve doğrudan müdahalelerle teslim almaya çalışmakta, Ortadoğu&#8217;yu emperyalist çıkarları doğrultusunda yeniden dizayn etmeyi hedeflemektedir.</p>
<p>Emperyalist saldırganlık Latin Amerika’da da halkların egemenliğini hedef almaktadır. On yıllardır insanlık dışı bir abluka altında direnen Küba, sosyalist ısrarıyla emperyalizmin dibinde bir umut feneri olmaya devam etmektedir.</p>
<p>Bugün dünya halkları, emperyalist saldırganlığın, sömürünün son bulduğu güvenli bir geleceğin özlemini çekmektedir. Bu özlemin gerçeğe dönüşmesi, ancak 1945&#8217;te olduğu gibi insanlığın kendi kaderine el koymasıyla mümkündür. Nazizme ve faşizme karşı savaşan Stalin başta olmak üzere, insanlık tarihinin bu en büyük zaferinin mimarı olan Sovyet kahramanlarının anısını yaşatacağız. Onların mirası olan eşitlik ve özgürlük mücadelesi; Filistin&#8217;den İran&#8217;a, Küba&#8217;dan Venezuela&#8217;ya, dünyanın her köşesinde sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz bir dünya kurulana dek sürecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Üç Fidan Sosyalist Türkiye Mücadelemizde Yaşıyor! </strong></p>
<p>Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, bundan 54 yıl önce emperyalizmin ve sermaye sınıfının çıkarları için sağcı, gerici ve emperyalizmin uşağı milletvekillerinin onayıyla idam edildi.</p>
<p>Memleketin emperyalistlere peşkeş çekilmesine, sermayenin kâr hırsı altında ezilmesine, sağcılığın ve faşizmin halk düşmanı politikalarının ülkemizi kötürüm bırakmasına karşı bağımsız ve sosyalist Türkiye mücadelesini yükselten Üç Fidan’ı saygıyla anıyoruz.</p>
<p>Denizlerin idam edilmesinin üzerinden geçen 54 yılda ülkemiz bir adım dahi ileriye gitmedi. Emperyalizmin işbirlikçisi, sermaye sınıfının çıkarlarını korumakla görevli düzen partileri; adım adım memleketi büyük bir yoksulluğa, geleceksizliğe ve hukuksuzluğa sürükledi.</p>
<p>Bugün de emperyalizmin tüm dünyada savaşı derinleştirdiği emekçileri ölüme, açlığa ve yıkıma sürüklediği bir dönemden geçiyoruz. Latin Amerika’dan Orta Doğu’ya kadar uzanan bu emperyalist saldırganlık, Denizlerin mücadelesinin önemini bir kez daha hatırlatmakta onların mücadelesinin değerini bir kez daha açığa çıkarmaktadır.</p>
<p>Emperyalizm ve işbirlikçisi iktidarlar her ne kadar emekçileri sindirmeye, bağımsızlığını korumaya çalışan ülkelere diz çöktürmeye çalışsa da bugün dünya halkları bu savaş, yoksulluk ve geleceksizlik sistemine ve onun savaş örgütü NATO’ya karşı sesini yükseltiyor.</p>
<p>Türkiye de AKP eliyle emperyalizmin çıkarları doğrultusunda konum almakta, ülkemiz savaş örgütü NATO karargâhları ve üsleriyle savaş suçuna ortak edilmektedir. AKP iktidarı gücünü emperyalizmden, sermayeden ve gericilikten almaktadır.</p>
<p>Bağımsızlık, eşitlik ve özgürlük için emperyalizme, sermaye düzenine ve gericiliğe karşı mücadele her alanda yükseltilmeli, sosyalizmin sesi her alanda yankılanmalıdır.</p>
<p>Birleşik Komünist Parti, Denizlerin idam edilmelerinin 54. yılında emperyalizme ve savaş örgütü NATO’ya karşı mücadeleye, “NATO’dan çıkılsın, üsler kapatılsın!” sesini yükseltmeye çağırmaktadır.</p>
<p><strong>Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı unutmadık!</strong></p>
<p><strong>Üç Fidana sözümüz: Sosyalist Türkiye’yi kuracağız!</strong></p>
<p><strong>Birleşik Komünist Parti Merkez Komitesi<br />
06.05.2026</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Sosyalist Liseliler ve Sosyalist Düşünce Toplulukları: NATO Defol! Emperyalizme Karşı Deniz Olacağız, Bu Memleket Bizim!</strong></p>
<p>Bağımsız Türkiye mücadelesi uğruna canlarını feda etmekten tereddüt etmeyen Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idam edilmelerinin 54. yıl dönümünde; ABD emperyalizmi ve onun kanlı savaş aygıtı NATO, bölgemize ve tüm dünya halklarına karşı haydutça saldırmaya devam etmektedir.</p>
<p>Yarım asrı aşan bu sürede emperyalizmin sömürü çarkları, ülkemizi ve coğrafyamızı adeta bir kan gölüne çevirmiştir. Ülkemiz, ABD emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçileri eliyle Ortadoğu’da emperyalizmin taşeronluğunu üstlenen bir ileri karakol haline getirilmiştir. Suriye’deki yıkımda, milyonlarca insanın yerinden edilmesinde ve bölgedeki rejim değişikliği senaryolarında başat rol oynayan AKP iktidarı; bir yandan Filistin halkının yaşadığı zulüm üzerinden sahte bir hamaset siyaseti sürdürürken, diğer yandan İsrail ve ABD ile ticari ilişkilerini ve stratejik işbirliğini derinleştirmeye devam etmiştir. Yirmi yılı aşan AKP iktidarı boyunca memleketimizin ekonomisi emperyalizme bağımlı kılınmış; yeraltı ve yerüstü zenginliklerimiz peşkeş çekilmiş, özelleştirilmemiş tek bir kamu kuruluşu, satılmamış tek bir ülke kaynağı bırakılmamıştır. Emekçiler açlığa, gençler geleceksizliğe mahkum edilirken, sermaye ve emperyalist tekeller ceplerini doldurmuştur.</p>
<p>Sovyetler Birliği’nin çözülüşüyle birlikte dizginsiz kalan ABD emperyalizmi ve NATO, tek kutuplu dünyada halkları sömürüye, bağımlılığa, sefalete ve gericiliğe boğmuştur. 1960’larda ve 70’lerde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çığ gibi büyüyen öğrenci hareketinin, işçi sınıfı mücadelesinin ve sosyalizm rüzgarının önünü kesmek için bizzat emperyalizmin icazetiyle yapılan 12 Eylül darbesi, ülkemizi bugünkü karanlığa ortak eden en büyük kırılmalardan biri olmuştur. Bugün yaşadığımız yoksulluk, gericilik ve emperyalist bağımlılık ilişkileri, o gün kurulan ve palazlandırılan düzenin doğrudan bir sonucudur.</p>
<p>Bu sömürü düzenine, emperyalist barbarlığa ve baskıya boyun eğmeyen devrimciler; darağaçlarında, işkence tezgahlarında ve zindanlarda iktidar aygıtları tarafından fiziken katledilmiş olsalar da savundukları fikirler yok edilememiştir. Denizlerin mücadelesi yalnızca kampüs sınırlarına sıkışan bir öğrenci mücadelesi değildir. Onların mücadelesi sömürüsüz, bağımsız Sosyalist Türkiye’yi kurma mücadelesidir. Denizler, 54 yıl önce katledilmiş olsalar da, onların emperyalizme ve kapitalizme karşı yükselttikleri bu mücadele bugün her zamankinden daha günceldir. Onların mirası sadece nostaljik bir anma konusu değil; bugün fabrikalarda sömürüye direnen işçilerin, üniversitelerini piyasacılığa karşı savunan gençlerin ve memleketine sahip çıkan tüm yurtseverlerin kılavuzudur.</p>
<p>Önümüzdeki Temmuz ayında ülkemizde yapılması planlanan NATO zirvesi, AKP iktidarının ülkemizi sürüklediği işbirlikçi bataklığın en somut ve en utanç verici göstergesidir. Gittiği her coğrafyaya kan, gözyaşı, işgal ve ölümden başka hiçbir şey götürmeyen; Yugoslavya’dan Irak’a, Libya’dan Afganistan’a kadar milyonlarca insanın katili olan NATO’nun, bağımsızlık mücadelesiyle kurulmuş bu topraklarda toplanması asla kabul edilemez!</p>
<p>Bugün ülkemizin üzerine çöken bu zifiri karanlıktan; ne emperyalist merkezlerden medet uman restorasyoncu hayallerle, ne düzen içi sahte muhalefet pratikleriyle, ne de sermayenin icazetli programlarıyla çıkabiliriz. Karşımızdaki bu çürümüş, işbirlikçi siyasi iktidarı ve onun sırtını yasladığı sömürü düzenini yıkacak tek gerçek güç vereceğimiz örgütlü mücadelemizdir.</p>
<p>Bizler, Denizlerin bıraktığı bağımsızlık ve sosyalizm bayrağını yükseltenler olarak ilan ediyoruz: Ülkemizin emperyalistlerin toplantı salonlarına, savaş üslerine ve ucuz emek sömürü alanlarına çevrilmesine izin vermeyeceğiz! Emekçileri açlığa, gençleri geleceksizliğe, kadınları şiddete mahkum eden bu düzeni kökünden değiştirmek; yerine eşit, özgür, laik ve bağımsız bir ülkeyi, sosyalist bir Türkiye’yi inşa etmek için öne çıkıyoruz!</p>
<p>Tüm yurtseverleri, emekçileri ve gençliği; memleketimizi emperyalizmin belirlenimi altına sokmaya çalışanlara karşı durmaya, Temmuz ayındaki NATO zirvesine karşı sokaklarda tek yumruk olmaya, insanca yaşayacağımız bir gelecek için devrimci mücadelede safları sıklaştırmaya, Sosyalist Düşünce Toplulukları ve Sosyalist Liseliler ile birlikte gücünü göstermeye çağırıyoruz.</p>
<p>Üç Fidan’ın idam kararına el kaldıranları da, Denizler 6. Filo’yu denize dökerken onu kıble yapıp namaz kılanları da unutmadık!</p>
<p>Denizlerin bayrağını üniversite ve liselerde dalgalandırmaya devam edecek, Sosyalist Türkiye mücadelesini her alanda yükselteceğiz!</p>
<p>Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.</p>
<p><strong>Sosyalist Düşünce Toplulukları – Sosyalist Liseliler<br />
</strong><strong>06.05.2026</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-4-mayis-11-mayis-2026/">Komünist Birlik Haftalık 4 Mayıs – 11 Mayıs 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 13 Nisan – 20 Nisan 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-13-nisan-20-nisan-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2026 17:53:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4367</guid>

					<description><![CDATA[<p>İran-ABD Hattında Kritik Günler: Müzakere mi Çatışma mı? 28 Şubat’ta başlayan İran ile ABD arasındaki savaş, geçici ateşkes sayesinde bir süreliğine durmuştu. İki haftalık ateşkes 22 Nisan’da sona erecek. İranlı ve ABD’li yetkililerin 21 Nisan’da Pakistan’da yeniden bir araya gelerek müzakerelere devam etmesi bekleniyor. Ancak ateşkesin sona yaklaşmasıyla gerilim giderek artıyor ve yeni bir ateşkes ya da anlaşma ihtimali azalıyor. ABD’nin Hürmüz Boğazı’na uygulamaya çalıştığı abluka, İran’ın boğazı yeniden kapatmasına yol açtı. ABD’nin, İran bandıralı...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-13-nisan-20-nisan-2026/">Komünist Birlik Haftalık 13 Nisan – 20 Nisan 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
İran-ABD Hattında Kritik Günler: Müzakere mi Çatışma mı?</strong></p>
<p>28 Şubat’ta başlayan İran ile ABD arasındaki savaş, geçici ateşkes sayesinde bir süreliğine durmuştu. İki haftalık ateşkes 22 Nisan’da sona erecek. İranlı ve ABD’li yetkililerin 21 Nisan’da Pakistan’da yeniden bir araya gelerek müzakerelere devam etmesi bekleniyor. Ancak ateşkesin sona yaklaşmasıyla gerilim giderek artıyor ve yeni bir ateşkes ya da anlaşma ihtimali azalıyor.</p>
<p>ABD’nin Hürmüz Boğazı’na uygulamaya çalıştığı abluka, İran’ın boğazı yeniden kapatmasına yol açtı. ABD’nin, İran bandıralı Touska adlı kargo gemisine ateş açıp el koyması gerilimi tırmandırdı. İran ise buna karşılık insansız hava araçlarıyla Amerikan savaş gemilerine saldırılar düzenlediğini duyurdu.</p>
<p>İki ülke arasında müzakerelerin yeniden başlayıp başlamayacağı belirsiz. İran, mevcut şartlarda masaya dönmenin teslimiyet anlamına geleceğini belirtiyor ve nükleer ile füze programlarının müzakere dışı olduğunu vurguluyor. ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik akıl dışı tehditlerini sürdürüyor.</p>
<p>ABD bu savaşta arzuladığı hiçbir amaca henüz erişemedi. Ne rejimi değiştirebildi, ne nükleer programını durdurdu, ne de bölgedeki etkisini sınırlayabildi. Yenilgiyi kabullenemeyen Trump, vites artırarak daha büyük saldırılara başvurabilir.</p>
<p>ABD&#8217;nin ve Israil&#8217;in saldırganlığının karşısında güçlü bir bariyerin örülmesi Ortadoğu ve ülkemiz için büyük bir önem taşımaktadır. Emperyalist projelere, savaş örgütü NATO&#8217;ya, emperyalist üslere karşı emekçiler sesini yükseltmelidir.</p>
<p><strong>Sorun Okulun Kapısında Değil, Bu Düzenin Kökünde!</strong></p>
<p>Okullarımızda yaşanan şiddet olaylarını sadece okul duvarları arasına sıkışmış bir güvenlik sorunu olarak görmek, dışarıdaki yangını görmezden gelmektir. Bugün ortaokul çağındaki çocukların mahalle çetelerine meyletmesi ve hatta bu çetelerin birer parçası haline gelmesi, sistemin çocukları korumasız ve seçeneksiz bırakmasının doğrudan bir sonucudur. Bu durum çocukların ve yoksul mahallelerin kaderine terk edilmesidir.</p>
<p>Sosyalleşmenin bile bir &#8220;maliyet&#8221; haline geldiği bu düzende, bir sinema ya da tiyatro bileti, bir spor kursunun aidatı toplum için ulaşılamaz lükslere dönüştü. Çocukların gidebileceği, kendini geliştirebileceği parasız ve kamusal alanlar yok edildi. Bu boşlukta çocuk, aidiyet hissini ve sosyalleşme ihtiyacını mahalledeki suç şebekelerinde, çetelerde arıyor. Sinemaya gidemeyen, spor yapamayan çocuk için mahalledeki çete hiyerarşisi, maalesef tek &#8220;sosyalleşme&#8221; ve &#8220;güç kanıtı&#8221; alanı haline geliyor. Yani sistem, çocukları kendi eliyle bu suç ağlarının kucağına itiyor.</p>
<p>İşin en vahim tarafı ise devletin bu noktadaki öncelikleridir. Uyuşturucu ticareti, silah kaçakçılığı, çocuk istismarı ve çeteleşme mahalleleri esir almışken, suç örgütlerinin kontrol ettiği ekonomik kaynaklar devasa boyutlara ulaşmışken devletin polisi nerede? Biz onları mahalledeki çete liderinin peşinde değil, hakkını arayan işçinin fabrikasının önünde veya hakkını almak için Ankara’ya yürüyen madencinin grevine grev kırıcılığı yaparken görüyoruz. Devlet, emekçinin alın teri için verdiği mücadelenin önüne binlerce polis yığarken; sokaktaki uyuşturucuya, yaygınlaşan cinayetlere ve çeteleşmeye karşı aynı kararlılığı göstermiyor. Çünkü bu suç örgütleri, sistemin yarattığı yoksulluğu ve öfkeyi bastıran, gençliği uyuşturan ve toplumsal muhalefeti terörize eden mekanizmalara dönüşmüş durumda.</p>
<p>Sonuç olarak; okulun kapısına dedektör koymak, dışarıda uyuşturucu ve silah baronlarının cirit attığı bir dünyada hiçbir şeyi çözmez. Siz çocuğun elinden tiyatroyu, sporu ve onurlu bir gelecek umudunu alıp; sokağı çetelere, devleti de sermaye koruyuculuğuna mahkûm ederseniz, o okulun içindeki şiddeti de engelleyemezsiniz. Güvenlik, kapıya dikilen polis sayısı değil; her çocuğun eşit, parasız ve sosyal imkanlara sahip olduğu, suç örgütlerinin değil halkın örgütlülüğünün korunduğu bir düzendir.</p>
<p><strong>Hesapsız, Çıkarsız Bir Adalet İçin Bu Düzen Değişmelidir</strong></p>
<p>5 Ocak 2020 tarihinde Tunceli’de kaybolan Gülistan Doku dosyasında, aradan geçen altı yılın ardından &#8220;intihar&#8221; tiyatrosunun bir anda çökmesi ve peş peşe gelen gözaltı dalgaları kamuoyunda haklı bir yankı uyandırdı. Ancak bu baş döndürücü gelişmelerin zamanlamasına ve işleyiş biçimine yakından bakıldığında, sürecin adaletin gecikmeli tecellisinden ziyade, AKP içindeki rant şebekelerinin ve güç savaşlarının bir ürünü olduğu gerçeği belirginleşmektedir.</p>
<p>Dosyanın yıllarca sümen altı edilmesinde kilit rol oynayan dönemin valisinin, eski polislerin ve emniyet bürokrasisinin bugün suçlarının ortaya çıkması, cinayetin birinci dereceden sorumluluları olmaları elbette tesadüf değil.Yıllarca şüphelileri koruyan o kalın bürokratik kalkanın tam da bugün kaldırılması, iktidar blokundaki çatışmanın bir parçası.<br />
Bu operasyonların ardındaki en belirgin itici güçlerden bir diğeri ise şüphesiz yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’in siyasi bagajıdır. Bilindiği üzere Gürlek; İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Ekrem İmamoğlu&#8217;na yönelik operasyonlar, Canan Kaftancıoğlu&#8217;na getirilen siyasi yasak, Anayasa Mahkemesi kararlarına direnme ve muhaliflere yönelik tartışmalı kararları nedeni ile iktidarın siyasi davalarındaki icracısı olarak bilinmektedir. İktidara yakın gazetelerin/gazetecilerin hep bir ağızdan ‘Bakanımız sonuna kadar gidilsin’ dedi demesi, toplumun vicdanında derin bir yara açan Gülistan Doku davası gibi davaların üzerinden imaj düzeltilmeyi çalışıldığını atlamamak lazım.</p>
<p>Önümüzdeki süreçte Rojin Kabaiş ve Rabia Naz Vatan gibi yine üzeri örtülmüş, toplumda infial yaratmış diğer karanlık dosyaların raftan indirilmesiyle devam etmesi oldukça muhtemeldir. Adalet elbette sağlanmalıdır, tüm sorumlulular bulunup yargılanmalıdır fakat bu ülkede üzeri örtülmüş, ucu birilerine dokunuyor diye kapatılmış dosyaların, raflardan inip çözülmesi, suçluların adalete teslim edilmesi için iktidar içi hesaplaşmaları mı beklememiz gerekmektedir?</p>
<p>Sonuç olarak, Doku ailesi altı yılın ardından kaybettikleri kızları için bir mezar taşına ve gerçek bir adalete kavuşmayı beklerken; arka planda siyasi arenadaki güç savaşlarına, kadro tasfiyelerine ve figürlere meşruiyet kazandırma çabasına alet edildiği ne yazık ki yüzümüze çarpmaktadır.</p>
<p><strong>Doruk Madencilik İşçileri Yalnız Değildir!</strong></p>
<p>Yaklaşık altı aydır ücretlerini alamayan Eskişehir’in Mihalıççık ilçesinde faaliyet gösteren SSS Holding’e bağlı Doruk Madencilikte çalışan işçiler, 8 Nisan’da aldıkları karar gereğince başladıkları Ankara yürüyüşüne, devam ediyorlar.</p>
<p>Kamuya ait bu maden TMSF’den Yıldızlar SSS Holdinge, işçi haklarını tasfiye ederek, sermayeye bir hediye olarak devredilmiştir. Bu devir işlemiyle beraber işçinin birikmiş kıdem tazminatları, gelecek güvencesi ve hakları gasbedilmiş, Çalışma Bakanlığı tüm bu sürece gözünü kapamıştır. Yıldızlar SSS Holding yönetimi sermaye birikimi için işçi ücretlerini ödememiş, bu süreçte devletin denetim mekanizmalarının işlevsiz hale getirilmiş ve yargı süreçlerinin işçi aleyhine uzatılmasıyla birlikte ücret ödememek adeta bir kural haline getirilmiştir.</p>
<p>Bağımsız Maden-İş öncülüğünde Ankara’ya yürüyen işçiler engellenmek iştenmiş, kolluk kuvvetleri işçilerin karşısına dikilmiştir. UMUT-SEN Örgütlenme Koordinatörü Başaran Aksu, Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Gökay Çakır ve maden işçileri gözaltına alınmıştır.</p>
<p>Emeğinin karşılığı, insanca yaşam ve güvenceli çalışma hakkı için yürüyen Doruk Madencilik işçileri yalnız değildir. Gözaltına alınan işçiler derhal serbest bırakılmalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Temel Conta İşçileri Yalnız Değildir!</strong></p>
<p>Grevlerinin 494. Gününde olan Temel Conta işçileri bu sabah “huzur ve sükûneti bozmak” gerekçesiyle gözaltına alındı. Sendikal- anayasal hakları için uzun bir direniş sürecini hayata geçiren, patronun grev kırıcılığına geçit vermeyen, tüm baskılara rağmen hakları için mücadele eden Temel Conta işçilerine uygulanan, açıkça grev hakkının gasp edilmesidir.</p>
<p>Patron talimatıyla atıldığı besbelli olan bu adım, başta Temel Conta emekçilerine ve tüm ülkemiz emekçilerine karşı atılmıştır.</p>
<p>İzmirli emekçilerin ve ülkemiz emekçilerinin “huzur ve sükûnetini” kaçıran; emeği için mücadele eden işçiler değil, patronlar ve sömürü düzeninin ta kendisidir. Temel Conta işçileri yalnız değildir!</p>
<p><strong>Birlik ve Dayanışma Hareketi</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ya Barbarlık Ya Sosyalizm! 1 Mayıs’ta Meydanlara!</strong></p>
<p>2026 1 Mayıs’ını dünyada emperyalist saldırganlığın arttığı, yoksullaşmanın, kemer sıkma politikalarının derinleştiği, sömürüye dayanan kapitalist sistemin işçi sınıfını, kadınları ve gençliği geleceksizliğe hapsettiği bir kesitte karşılıyoruz.</p>
<p>Savaşlar, siyasi cinayetler, halkların yaşamına kasteden ambargolar, emperyalist saldırganlık karşısında direnen halklara karşı savrulan tehditler emperyalist-kapitalist sistemin çıkışsızlığını ve toplumlara sunacak bir geleceği bulunmadığını açık bir biçimde göstermektedir.</p>
<p>Bölgemiz ve ülkemiz de bu durumdan azade değil. Türkiye’de sermaye düzeni, AKP iktidarıyla birlikte emek üzerindeki tahakkümü daha da arttırmış, işçi sınıfının haklarını adım adım törpülemiş, gençliği patronlara ucuz işgücü olarak sunmuş, kadınları gericilik, sömürü ve şiddet sarmalıyla sindirmeye çalışmıştır.</p>
<p>Sermaye düzeni ve temsilcisi AKP iktidarı ülkemizi emperyalizmin çıkarlarının parçası haline getirmiş, başta Ortadoğu’da gerçekleştirilen katliam ve savaş olmak üzere ABD emperyalizminin ve NATO’nun elini güçlendirmiş, ülkemizi emperyalizme peşkeş çekmiştir.</p>
<p>Türkiye, sermaye düzeni tarafından kötürüm bırakılmış durumdadır. Özelleştirmeler, emperyalist anlaşmalar, başkanlık rejimi Türkiye’yi büyük bir yoksullaşmaya, gericileşmeye, karanlığa sürüklemiştir.</p>
<p>Tüm bu tablonun karşısında emekçilerde, kadınlarda ve gençlikte AKP’nin politikalarına ve düzenin yarattığı sorunlara karşı biriken tepkiler düzen muhalefeti eliyle soğurulmaya, düzenin sahte umutları kurtuluş denilerek pazarlanmaya çalışılmaktadır. Bir taraftan AKP iktidarından demokratik adımlar bekleyen anlayış, diğer taraftan ise yaşanılabilir bir sömürü düzeninden öteye geçemeyen bir değişim vaadi eşitlik ve özgürlük mücadelesini etkisizleştirmekte ve düzenin elini güçlendirmektedir.</p>
<p>Bu gidişatın değişmesi düzenin tüm unsurlarına ve tüm düzen projelerine sırt dönen, bağımsızlıkçı, kamucu, aydınlanmacı bir mücadele programının, yani sosyalist Türkiye mücadelesinin büyümesinden geçmektedir.</p>
<p>1 Mayıs 2026, emperyalizme, sermaye düzenine, gericiliğe bütünlüklü ve güçlü bir yanıtın verilmesi gereken bir gün olarak işçi sınıfının sözünü söyleyeceği bir içerikle kutlanmalı ve NATO’ya, AKP’nin baskı rejimine, sömürü düzenine karşı sosyalizm bayrağı yükseltilmelidir.</p>
<p>BKP, başta İstanbul Taksim olmak üzere, İzmir Gündoğdu ve Ankara Tandoğan 1 Mayıs meydanlarında yerini alacaktır.</p>
<p>Partimiz İşçi sınıfını, kadınları ve gençliği 1 Mayıs’ta emperyalizme, onun savaş örgütü NATO’ya, sermaye düzenine ve AKP’nin baskı politikalarına karşı ayağa kalkmaya, örgütlenmeye ve gücünü göstermeye çağırmaktadır.</p>
<p>Sömürü düzeni son bulacak, emekçiler, kadınlar ve gençler kazanacak!</p>
<p><strong>20.04.2026<br />
</strong><strong>Birleşik Komünist Parti Merkez Komite</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yusuf Tekin Derhal İstifa Etmelidir!</strong></p>
<p>Dün Urfa’da bugün Maraş’ta okullarda yaşanan saldırıların sorumluları bellidir.</p>
<p>Eğitimi yobazların ve patronların insafına terk eden bu çürümüş sistemde hiçbir okul güvenli olamaz.</p>
<p>Okulları gerici tarikatlara sonuna kadar açan, “MESEM” adı altında gençliği patronlara ucuz işgücü olarak peşkeş çeken Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ve tüm sorumlular derhal istifa etmelidir.</p>
<p>Yaşananlar karşısında grev kararı alan Eğitim emekçilerinin kararını destekliyor ve tüm yurttaşlarımızı bu karanlığı omuz omuza dağıtmaya, bu düzene karşı mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz.</p>
<p><strong>BKP Merkez Komitesi</strong><br />
<strong>15.04.2026</p>
<p></strong></p>
<p><strong>BKP: Hüseyin Duman Sosyalizm Mücadelemizde Yaşıyor!</strong></p>
<p>17 Nisan 1999&#8217;da Sosyalist İktidar Partisi&#8217;nin seçim konvoyuna yönelik gerçekleştirilen faşist saldırıda yitirdiğimiz tekstil işçisi yoldaşımız Hüseyin Duman&#8217;ı mezarı başında andık.</p>
<p>Sözümüzü tutacak, sosyalist Türkiye&#8217;yi kuracağız!</p>
<p><strong>Gericilik, Sömürü, Geleceksizlik, Ölüm! Eserinizle Gurur Duyun!<br />
</strong></p>
<p>Dün Urfa’da bir lisede 20 sıra arkadaşımız gerçekleşen bir saldırı sonucu yaralandı. Bu olay sonrasında 2 gün iş bırakma eylemi yapan eğitim emekçilerinin grevde olduğu bugün ise Maraş’ta bir ilkokulda yine bir saldırı sonucunda üç öğrenci bir öğretmen hayatını kaybetti.</p>
<p>Dün Urfa’da bir lisede, bugün ise Maraş’ta bir ortaokulda yaşanan saldırı bize bir kez daha gösteriyor ki bu düzen ve düzenin temsilcileri yine sorumluluk almamaktadır.</p>
<p>Eğitim emekçilerinin taleplerini görmezden gelen AKP, öğretmenlerin karşısına polis barikatı kurarak bu tepkiyi dindirmeye çalışmaktadır.</p>
<p>Okullarımızı tarikatlara açan, öğrencileri patronlara ucuz işgücü diye sunan Tekin, okulların güvenli olduğunu ve tedbirlerin artırılacağını, söylüyor! AKP’nin gençliğe ve eğitime yönelik saldırıları ve baskı politikalarını güçlendirmek için yaşanan saldırıları fırsata çevirme arayışında olduğu görülmelidir.</p>
<p>Yusuf Tekin, öğrencilerin ve öğretmenlerin güvenliğini istiyorsa istifa etmelidir! Tekin’in alacağı tedbir istifa etmesidir!</p>
<p>Gençlik bugün gerici tarikatlarda yaşanan intihar haberleriyle, çocuk işçiliği meşrulaştıran MESEM projesi eliyle katledilerek, okullarda yaşanan saldırılar ve ölümlerle gündeme gelmektedir.</p>
<p>Bu düzende okullar güvenli olamaz. Eğitimi tarikatların ve patronların insafına bırakan, gençliği geleceksizliğe, bağımlılıklara iten, intihara sürükleyen bu düzen değişmelidir!<br />
<strong>Sosyalist Liseliler</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyalist Liseliler MEB Önünde Buluştu: Memleketimiz, Geleceğimiz İçin Buluştuk!</strong></p>
<p>YUSUF TEKİN DERHAL İSTİFA!</p>
<p>İki gündür art arda; önce Urfa’da sonra Maraş’ta gerçekleşen sıra arkadaşlarımızı ve öğretmenlerimizi katleden, yaralayan saldırılar bu düzenin çürümüşlüğünü gözler önüne sermektedir. Bu yaşananlar münferit birer şiddet olayı veya güvenlik zafiyeti kılıfına sığdırılamaz. Yaşananlar göreve geldiği günden bugüne eğitimi gericileştirmekten, tarikat ve cemaatlere alan açmaktan, okulları sermayenin piyasasına teslim etmekten başka hiçbir icraatı bulunmayan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ve onun temsil ettiği AKP iktidarının yarattığı enkazın ta kendisidir. Bu iktidar ve onun eğitim politikaları, biz gençlere ölümden, karanlıktan, geleceksizlikten ve piyasacılıktan başka hiçbir şey vaat etmemektedir.</p>
<p>Bugün karşılaştığımız bu karanlık tablo bizler açısından şaşırtıcı değildir. 12 Eylül darbesi ile başlayan, ülkemizin tüm kamu birikimlerini ve kaynaklarını satmakla, okullarımızı ve üniversitelerimizi ticarethane mantığıyla özelleştirmekle övünen; Türkiye’yi emperyalizme bağımlı bir ucuz işgücü cenneti haline getiren iktidarların politikaları bugün meyvelerini vermektedir. Bu politikaların sadık devamcısı ve uygulayıcısı olan AKP hükümeti, insan hayatını hiçe sayan bir rant ve sömürü sistemi inşa etmiştir.</p>
<p>Tahayyül ettiği rejim dönüşümünü başkanlık sistemi ile yeni bir evreye taşıyan AKP iktidarı kendi ‘dindar ve kindar’ neslini yaratmak, sorgulamayan, düşünmeyen ve itaat eden bir gençlik kuşağı yaratmak için Yusuf Tekin gibi ideolojik bir ismi öne çıkarmıştır. AKP hükümeti ve sadık bakanı Yusuf Tekin okullarımızdaki müfredatın içini boşaltmış, ÇEDES projesiyle okullara imam sokmuş, bizleri tarikatlara teslim etmiştir. Bunun yanında mensubu olduğu sermaye sınıfının karına kar katabilmesi için MESEM projesiyle birlikte ‘meslek öğretme’ adı altında bizleri üretim bantlarında ölüme terk etmiştir.</p>
<p>Bugün ise sıra arkadaşlarımız ve öğretmenlerimiz AKP iktidarının yaratmış olduğu çete düzeni karşısında çaresiz bırakılırken hala hiç kimse sorumluluk üstlenmemekte, yaşam hakları için mücadele veren öğretmenlerimizi ise polis barikatları karşılamaktadır. ‘Tedbir’ adı altında ise gençliğe daha fazla baskı, yasak ve denetim dayatılması gündemdedir. Asıl failleri ve bu cinayetlere zemin hazırlayan politikaları gizlemek için sahneye konulan bu sözde güvenlik önlemleri, canımızı korumayı değil; yan yana gelmemizi engellemeyi amaçlamaktadır. Katillere, çetelere ve tarikatlara sonuna kadar açılan okul kapıları, hakkını arayan öğrenciye ve öğretmenine gelince polis kalkanlarıyla kapatılmaktadır.</p>
<p>Ancak çok iyi bilinmelidir ki bizler; gençliğe geleceksizlik, ölüm ve gericilik sarmalından başka hiçbir şey sunmayan bu çürümüş düzeni değiştireceğiz! Bizlere dayattığınız bu korku iklimine karşı mücadeleyi büyütecek, tek bir sıra arkadaşımızı ve öğretmenimizi daha bu rant ve tarikat düzenine kurban etmeyeceğiz!</p>
<p>Buradan sesleniyoruz:</p>
<p>Bütün bu yaşananlar sizin eserinizdir, Yusuf Tekin derhal istifa etmelidir!</p>
<p>Bugün okullarımızda yankılanan şiddet ve ölüm haberlerinin üzerini örtmenize, hiçbir şey olmamış gibi o koltuklarda oturmanıza izin vermeyeceğiz. Hayatını kaybeden, yaralanan her bir sıra arkadaşımızın ve eğitim emekçisinin hesabını soracak; laik, bilimsel, eşit ve parasız bir eğitimi omuz omuza vererek inşa edeceğiz.</p>
<p>Buradan tüm sıra arkadaşlarımızı bu karanlığı dağıtmaya, geleceğimizi birlikte kazanmaya, Sosyalist Liselilere katılmaya çağırıyoruz!</p>
<p><strong>Sosyalist Liseliler</strong><br />
<strong>16.04.2026</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>SDT: Gençliği Zehirleyen Düzeniniz Batsın!<br />
</strong></p>
<p>Dokuz Eylül Üniversitesi Gazi Ayşe Hanım Kız KYK Yurdunda zehirlenme vakaları artıyor. Son zamanlarda sıkça karşılaşılan zehirlenme vakasına dün gece bir yenisi daha eklendi. Gece saatlerinde onlarca öğrenci zehirlendi.</p>
<p>Akabinde yurdun önünde bekleyen ambulanslar tehdit edilerek ara sokağa çekilmiş, tepki gösteren öğrenciler de soruşturma tehdidiyle korkutulmaya çalışılmıştır. Tüm bunlar olurken yurt müdürü kendisini odasına kilitlemiş, daha sonra polislerin arkasına saklanarak kaçmıştır.</p>
<p>Yapılacak eylemden önce AKP ve onun yurt müdürü gençliğe göz dağı vermek için yurt önüne polis getirmiş, yurdu ablukaya almaya çalışmıştır. Gençliğin örgütlü gücü bu ablukayı dağıtacaktır!</p>
<p>Yandaş yemek şirketleri kârına kâr katarken gençliğe sağlıksız yemekler reva görülmektedir.<br />
Üniversiteli gençliğin kampüslerde, yurtlarda yaşadığı sorunlar, sermaye düzeninden bağımsız düşünülemez. AKP bizleri yurtlarda elektriksiz, susuz bırakmakta, sağlıksız yemeklerle zehirlemekte, güvenlik önlemleri alınmadığı için yurtlarda tacizciler kol gezmektedir. Öte yandan üniversitelerde bilimi tasfiye ederek atanmış rektörleriyle gerici ve sindirilmiş bir gençlik yaratmaya çalışmaktadır.</p>
<p>Üniversiteli gençlik, AKP&#8217;nin yarattığı sorunların kader olmadığının bilincindedir. Gençlik, insanca bir yaşam kurabilmek için mücadele edecek, örgütlü gücüyle bu tabloyu tersine çevirecektir!</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-13-nisan-20-nisan-2026/">Komünist Birlik Haftalık 13 Nisan – 20 Nisan 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 1 Nisan – 7 Nisan 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-1-nisan-7-nisan-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 17:44:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4362</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ukrayna&#8217;dan İran&#8217;a Küresel Güç Mücadelesi Dört yıldır devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Ukrayna, geçen gece Rusya’ya dron sürüsüyle saldırı düzenledi. Rusya’nın en önemli petrol ihracat noktalarından biri olan Novorossiysk Limanı’ndaki Şeşharis terminali hasar gördü ve devre dışı kaldı. Bu sırada Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy önce Türkiye’ye gelip Cumhurbaşkanı ile görüştü; ardından Suriye’ye geçerek Şam’da, eski HTŞ lideri ve Suriye Devlet Başkanı Colani ile toplantı yaptı. Toplantıya Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da katıldı. Ukrayna’yı Batı...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-1-nisan-7-nisan-2026/">Komünist Birlik Haftalık 1 Nisan – 7 Nisan 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ukrayna&#8217;dan İran&#8217;a Küresel Güç Mücadelesi</strong></p>
<p>Dört yıldır devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Ukrayna, geçen gece Rusya’ya dron sürüsüyle saldırı düzenledi. Rusya’nın en önemli petrol ihracat noktalarından biri olan Novorossiysk Limanı’ndaki Şeşharis terminali hasar gördü ve devre dışı kaldı.</p>
<p>Bu sırada Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy önce Türkiye’ye gelip Cumhurbaşkanı ile görüştü; ardından Suriye’ye geçerek Şam’da, eski HTŞ lideri ve Suriye Devlet Başkanı Colani ile toplantı yaptı. Toplantıya Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da katıldı.</p>
<p>Ukrayna’yı Batı emperyalizminin kuklası hâline getirip harap olmasına sebep olan Zelenskiy ile, bölgede direniş ekseninde yer alan ve İsrail’e karşı duran laik ve modern Suriye’yi şeriatçı bir örgütün kontrolüne geçiren Colani, Batı ve İsrail’in kullanışlı piyonlarıdır. Türkiye ise Hakan Fidan nezdinde bu aktörlere ne yazık ki ilk günden itibaren destek olmuş ve olmaya devam etmektedir.</p>
<p>Dünyanın gözlerinin üzerinde olduğu ABD-İran Savaşı tüm hızıyla devam ediyor. ABD Başkanı Trump küstah, küfürbaz ve akıl dışı sözleriyle İran’ı tehdit ediyor. İran ise tüm cesareti ve kararlılığıyla ABD, İsrail ve onun kukla Arap şeyhliklerine karşı mücadele ediyor. “İran medeniyeti bu gece yok olacak” diyecek kadar gerçeklikle bağını yitirmiş Trump, şimdiden İran ve direniş ekseninden sağlam bir tokat yedi. Olası bir kara savaşı durumunda ABD’nin yeni bir Vietnam batağına saplanması ihtimali var. ABD hegemonyasının ağır bir yenilgiyle bölgemizden defolup gitmesi tüm bölge halkları için en hayırlısı olacaktır.</p>
<p><strong>Terör Örgütü NATO Ülkemizden Defol!</strong></p>
<p>4 Nisan 1949 tarihinde, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), geride kalan yıllar boyunca dünya halkları için ölüm, kan ve sömürüden başka bir anlam taşımamıştır. Kuruluşundan itibaren Sovyetler Birliği’ne, yükselen işçi sınıfı mücadelelerine ve sosyalist hareketlere karşı emperyalizmin silahlı bekçiliğini üstlenen NATO; ülkemizde de Gladio ve kontrgerilla örgütlenmeleriyle devrimcileri, yurtseverleri ve emekçileri doğrudan hedef almıştır.</p>
<p>Barış ve güvenlik örgütü yalanlarıyla pazarlanan bu terör örgütü, Sovyetler Birliği’nin çözülüşünün ardından yayılmacı politikalarına hız vermiş; Yugoslavya’dan Afganistan’a, Irak’tan Libya’ya, Suriye’den Ukrayna’ya uzanan kanlı bir hattın baş aktörü olmuştur. Emperyalist tekellerin çıkarları doğrultusunda doğal kaynakların yağmalanması, ülkelerin parçalanması ve milyonlarca insanın yurdundan edilmesi NATO’nun asli görevidir.</p>
<p>Bugün, AKP iktidarının “yerli ve milli” masalları eşliğinde ülkemiz emperyalizmin savaş planlarına daha derinden entegre edilmektedir. Son günlerde gündeme gelen ve gizlilikle yürütülmeye çalışılan NATO Çokuluslu Kolordu Karargâhı (MNC-TÜR) tartışmaları ve İstanbul Boğazı’nda kurulması planlanlandığı söylenen Deniz Unsur Komutanlığı, bu işbirlikçiliğin en somut ve en tehlikeli adımlarındandır. Adana’da NATO’ya bağlı çokuluslu bir karargâh kurma çabası ve Karadeniz’i bir gerilim hattına çevirecek hamleler, Türkiye’nin bağımsızlığına vurulmuş yeni zincirlerdir.</p>
<p>İsrail’in Filistin’de işlediği soykırıma ve bölgedeki siyonist saldırganlığa sözde tepki gösteren iktidar, gerçekte İsrail’in en büyük hamisi olan NATO’nun ülkemizdeki askeri varlığını tahkim etmekte, emperyalist projelere taşeronluk yapmaya devam etmektedir. Ülkemiz topraklarının, limanlarının ve askeri birliklerinin emperyalizmin karakolu haline getirilmesi kabul edilemez. Bu adımlar, Türkiye’yi hedefi ve sonu belli olmayan bölgesel çatışmaların tam merkezine çekmektedir.</p>
<p>Ülkemizin bağımsızlığı, bölgemizin barışı ve emekçi halkımızın güvenliği için savaş örgütü NATO’dan derhal çıkılmalıdır. MNC-TÜR dâhil olmak üzere ülkemizi tehlikeye atan tüm yeni karargâh planları derhal iptal edilmeli, İncirlik ve Kürecik başta olmak üzere bütün yabancı üslere el konulmalı, tüm yabancı askerler kapı dışarı edilmelidir.</p>
<p>Ülkemizi emperyalizme peşkeş çeken sermaye düzenine ve onun işbirlikçi iktidarına karşı bağımsız, sosyalist bir Türkiye mücadelesini yükselteceğiz!</p>
<p>Kahrolsun Emperyalizm, Kahrolsun NATO!</p>
<p><strong>BKP Merkez Komitesi</strong><br />
<strong>04.04.2026</p>
<p>Halkçı Bir Belediyecilik İçin Rant Düzeni Son Bulmalıdır!<br />
</strong></p>
<p>Yerel seçimler sonrasında belediyelere yönelik müdahaleler artarak devam ediyor. Düzen açısından büyük bir rant alanı olan belediyeler AKP iktidarı tarafından yargı ve zor yoluyla adım adım ele geçirilmeye ve düzen muhalefetinin etkisi zayıflatılmaya çalışılıyor.</p>
<p>Yolsuzluk üzerinden siyasi operasyonlarını sürdürmeye çalışan AKP&#8217;nin ise halkın çıkarına hizmet veren bir belediyecilik anlayışına sahip olmadığı, asıl derdinin siyasi ve ekonomik rant arayışı olduğu bilinmelidir.</p>
<p>Yeri geldiğinde kayyumlar üzerinden siyasi koz elde etmeye çalışan AKP, yeri geldiğinde ise muhalefete yönelik algı operasyonları beslemek noktasında adımlar atarak yerel seçimlerde oluşan durumu fiili olarak kendi lehine çevirmeye çalışmaktadır.<br />
Tüm bu durum ise halkın en temel ihtiyaçları noktasında planlama yapan, halkın çıkarını gözeten bir belediyecilik anlayışının rant ve sermaye düzeni hakim olduğu sürece gelişemeyeceğini göstermektedir.</p>
<p>AKP&#8217;nin belediyelere yönelik adımları, en temel kamusal hizmetlerin dahi uygulanması noktasında büyük bir sıkışma yaratmakta ve halkın yaşamını doğrudan etkileyen bir düzlemi yaratmıştır.</p>
<p>Seçme ve seçilme hakkına yönelik saldırıların bir boyutunu oluşturan bu adımların karşısında durulmalı, halkçı bir belediyecilik anlayışının gelişmesinin yolunun sermaye ve rant düzenine karşı mücadeleden geçtiği bilinmelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Enerji Şirketleri Kamulaştırılmalıdır!</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran saldırıları ile birlikte enerji krizi daha da büyüdü ve Türkiye’ye yansıması fiyatlara yapılan artışlar oldu. EPDK’dan yapılan açıklamaya göre, evlerde kullanılan elektriğe yüzde 25 zam yapıldı. Açıklamada örnek olarak &#8220;100 kWh elektrik tüketen bir evin elektrik faturasının 323,8 TL olacağı” belirtildi. Aynı açıklamada BOTAŞ’ın da aylık tarifesini yayınladığı belirtilerek, konut tüketicilerinin kullandığı doğalgaza ortalama yüzde 25 zam yapıldığı duyuruldu.</p>
<p>EMO ( Elektrik Mühendisleri Odası ) hesaplamalarına göre, 4 kişilik bir ailenin aylık 230 kWh asgari tüketimi için ödediği 595,8 TL, bu zamla 744,7 TL’ye çıktı. Nisan 2026 itibarıyla faturanın yalnızca yüzde 15,2’si enerji bedelinden oluşurken, yüzde 74,8’ini dağıtım bedeli oluşturdu. 2022’de faturanın yüzde 22’si olan dağıtım bedeli payının yüzde 75’e yaklaştı. 1 Nisan 2021’de 183,4 TL olan asgari fatura, 5 yılda yüzde 306 artış göstermiş, bu dönemde enerji bedeli yüzde 24,5 artarken, dağıtım bedeli yüzde 880 zamlandı. Dağıtım bedelleri enerji bedeli seviyesinde artsaydı, fatura 744,7 TL yerine 228 TL olacaktı. Aradaki 516 TL’lik fark, dağıtım özelleştirmelerinin yurttaşa yarattığı bir yüktür.<br />
Enerji kâr edilecek ticari mal değildir, barınma ve ısınma hakkının ayrılmaz parçası olarak kamusal bir haktır. En temel ihtiyaçlarımıza erişim hakkımız, üretim ve dağıtım şirketlerinin aşırı kâr hırsı nedeni ile engellenmektedir.</p>
<p>Bu engellenme, kamu hizmeti olan enerjinin özelleştirilmesi ile başlamıştır. Enerji verimlilik ve ucuzluk gerekçeleri ile özelleştirilmiş, alım garantileri verilmiş, kâr hırsı ile fiyatlar şişirilmiş, gıdadan ulaşıma kadar tüm sektörler bu artışlardan etkilenmiş ve bunun faturası halkın üstüne yıkılmıştır.</p>
<p>Üretim ve dağıtım şirketleri tazminatsız kamulaştırılmalıdır. Piyasacı enerji anlayışı terk edilmeli, çevreci bir anlayış ile toplumcu planlama yapılmalıdır. Her hane için temel aydınlatma ve ısınma miktarının ücretsiz sağlanmalı, mevcut borçlar silinmelidir.</p>
<p><strong>DİSK-AR Raporunun Gösterdikleri</strong></p>
<p>DİSK Araştırma Merkezi, Enflasyon Bülteni&#8217;ni yayınladı. DİSK-AR’ın ortaya koyduğu veriler, emekçilerin gelirlerinin sistemli biçimde eridiğini açıkça gösteriyor. Enflasyonun hız kesmeden yükselmesi ve ücretlerin bu artışı karşılayamaması, çalışanların yalnızca refahını değil, temel yaşam koşullarını da tehdit eder hale geldi. Kâğıt üzerinde yapılan ücret artışları, daha işçinin cebine girmeden zamlarla geri alınıyor; vergi kesintileri ve fiyat artışları, emeğin karşılığını görünmez bir şekilde ortadan kaldırıyor. Böylece emekçiler her ay biraz daha yoksullaşırken, ekonomik büyüme söylemi geniş halk kesimleri için somut bir karşılık üretmiyor.</p>
<p>Bu süreç özellikle düşük ve orta gelirli kesimler için çok daha ağır yaşanıyor. Gıda, barınma ve ulaşım gibi zorunlu harcamaların payı arttıkça, emekçilerin yaşam alanı daralıyor; kültür, dinlenme ya da sosyal yaşam gibi ihtiyaçlar lüks haline geliyor. Reel ücretlerdeki gerileme, yalnızca bireysel bir gelir kaybı değil, aynı zamanda emekçi sınıfların toplumsal gücünün de zayıflatılması anlamına geliyor. Ücretlerin enflasyon karşısında korunmaması, emeğin sistemli biçimde değersizleştirilmesi ve krizin yükünün çalışanlara yıkılması sonucunu doğuruyor.</p>
<p>Ortaya çıkan tablo, sorunun yalnızca yanlış ekonomi politikalarından değil, mevcut ekonomik düzenin kendisinden kaynaklandığını gösteriyor. Emekçilerin ürettiği değerin sürekli olarak sermayeye aktarılması, ücretlerin kronik biçimde baskılanması ve krizin maliyetinin çalışanlara yüklenmesi yapısal bir tercihi yansıtıyor. Bu nedenle tartışma, sınırlı düzenlemelerle alım gücünü geçici olarak düzeltmenin ötesine geçmek zorunda. Emekçilerin insanca yaşayabileceği bir gelir düzeyi, ancak üretimden bölüşüme kadar ekonomik ilişkilerin emek lehine yeniden kurulmasıyla, yani düzenin köklü biçimde değiştirilmesiyle mümkün durumda.</p>
<p><strong>Meslek Fabrikası İzmir Halkınındır</strong></p>
<p>İzmir Meslek Fabrikası’nın Vakıflar’a devredilmesi sonrasında tarihi binayı tahliye için sabah saatlerinde gelen yüzlerce polis, baskın yaptılar. Tahliyeye karşı çıkan belediye çalışanları ve İzmirlilere polis saldırısı gerçekleşti.</p>
<p>İzmir halkına, İzmirlilere ait olması gereken Meslek Fabrikası’na; haksız ve hukuksuz bir şekilde el konulmak istendiği açıktır. Uydurma sebeplerle halka ait alanlara, tarihi mekânlara, kentin belleğine uygulanan bu işgal; ne ilk ne de sondur. Ülkemizin kurumlarını kendi siyasi adımları doğrultusunda kullanmaktan çekinmeyen AKP; İzmir Valiliği’ne, adeta bir parti il örgütü gibi görev vermiş ve adımlar atılmıştır.</p>
<p>Belediyelere dönük siyasi operasyonlarına son dönemde hız veren AKP’nin şimdi de ne yapmaya çalıştığı açık. Bu girişilen; işgal, yağma, hukuksuzluk ve açık şekilde İzmir halkına karşı işlenen bir suçtur.</p>
<p>Kamuya ait alanları kamunun elinden almaya çalışmak ancak AKP ve kurumlarının işi olabilir! İzmir halkının asıl sahibi olduğu Meslek Fabrikası; kentimizin değeridir. Zorla, baskınla, işgalle ve hukuksuzlukla mücadelede İzmir halkı susmayacaktır.</p>
<p><strong>İzmir Birlik ve Dayanışma Hareketi</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yalçın Küçük&#8217;e Veda!</strong></p>
<p>Yalçın Küçük; Türkiye sosyalist düşünce tarihinde en özgün ve tartışmalı isimlerinden biri olarak, yalnızca akademik üretimiyle değil, devrimci duruşu ve mücadeleci entelektüel tavrıyla da öne çıkan bir figür haline gelmiştir. Yalnızca en köklü üniversitelerde ders vermiş bir akademisyen değil; aynı zamanda bir mücadele figürü, bir zihinsel uyarıcı ve dönemin siyasal kırılmaları içinde konum alan bir aktör olarak ele alınmalıdır. 12 Eylül’ün getirdiği baskıcı atmosferde içine kapanmayı reddetmiş, düşüncesini pratikle birleştiren bir duruş sergilemiştir. Özellikle Aydın Üzerine Tezler ile Türkiye’de aydın kavramını tartışmaya açmış, ideolojik konumlanmayı kaçınılmaz bir sorumluluk olarak görmüştür.</p>
<p>Yalçın Küçük, Türkiye sosyalist düşünce tarihi içinde özgünlüğü ve keskinliğiyle ayrı bir yerde durur; zaman zaman tartışmalı, yer yer çelişkiler barındıran siyasal pozisyonlarına rağmen devrimci arayışını sürdüren bir figür olarak yer almaktadır. Onun çizgisi, yalnızca teorik üretimle sınırlı kalmamış; Türkiye’nin son altmış yıllık devrimci tarihinin farklı uğraklarında doğrudan ya da dolaylı biçimde yer almıştır. Akademiden uzaklaştırıldığı, yargılandığı ve hapsedildiği dönemlerde dahi geri çekilmemiş; bu süreçleri düşünsel üretiminin bir parçası haline, kendi ifadesiyle bir &#8216;hayat biçimine&#8217; dönüştürmüştür. Planlamacı kimliğiyle kamuculuğu ve devletçiliği savunmuş, tarihsel analizlerinde yerleşik kabulleri zorlamış, siyasal duruşunda ise emek eksenli bir perspektifi ısrarla korumuştur. Bu yönüyle Küçük, yalnızca yazdıklarıyla değil, bedel ödemekten kaçınmayan ve düşünceyi siyasal eylemle bütünleştiren bir aydın olarak hatırlanacaktır.</p>
<p>Bıraktığı miras ve anısı, Türkiye’nin ilerici mücadelesinde ve aydınlık bir gelecek arayışında yaşamayı sürdürecektir.</p>
<p><strong>Birlik ve Dayanışma Gazetesi 9. Sayısı çıktı </strong></p>
<p>Dokuzuncu sayımız “Savaş, Yoksulluk, Katliam: Emperyalizm Yıkım Demektir! Savaş Örgütü NATO Ülkemizden Defol!” manşetiyle alanlarda.</p>
<p>Birlik ve Dayanışma Hareketi’nin, iki haftalık halk gazetesi 9. sayısı ile emekçilerle buluşuyor. Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin dokuzuncu sayısı “Savaş, Yoksulluk, Katliam: Emperyalizm Yıkım Demektir! Savaş Örgütü NATO Ülkemizden Defol!” manşetiyle çıktı.</p>
<p><strong>Memleket ve Gelecek İçin Bu Düzeni Değiştireceğiz!<br />
</strong></p>
<p>İçinde yaşadığımız düzenden, o düzenin yarattığı geleceksizlikten, umutsuzluktan, yoksulluktan, baskı ve hukuksuzluktan hepimiz büyük bir rahatsızlık duyuyoruz. Memleketimiz büyük bir karanlığın içerisine sürüklenmiş durumda. Üniversitelerimiz ve liselerimiz nitelikli eğitimden, doğayı, hayatı, toplumu, tarihi öğreneceğimiz bilimsellikten tamamen koparılmış durumda. Sosyal aktivite adı altında önümüze getirilen etkinlikler ya gerici tarikatlara ya girişimcilik ve kariyer denilerek sermaye sınıfına hizmet ediyor. Milyonlarca genç tüm bu kuşatılmışlığın içerisinde hayatta kalmanın, geleceğini kurmanın, öğrenmenin, yeni hobiler edinmenin, sanatla ilgilenmenin, eğlenmenin arayışında.</p>
<p>Memleketimiz bu noktaya durduk yere ya da tesadüfen gelmedi. Sermaye düzeni ve temsilcisi olan AKP iktidarı ülkemizi adım adım emperyalist projelerin, sömürünün, özelleştirmelerin, gerici tarikat ve cemaatlerin, kadın düşmanlığının pençesine itti. Türkiye&#8217;de AKP&#8217;nin kurduğu rejimin işlemesi için toplumun teslim alınması gerekmekteydi.</p>
<p>İktidara geldiklerinden bu güne çabaları teslim alınmış, boyun eğen, ses çıkartmayan bir ülke yaratmaktı. Bunun başarıya ulaşmasının en önemli koşullarından biri ise gençliğin sindirilmesiydi.</p>
<p>Denediler, her seferinde gençliğin tepkisiyle, eşit ve özgür bir yaşama olan bağlılığıyla karşılaştılar. Memleketimiz büyük Haziran direnişinde, üniversitelilerin ayağa kalktığı büyük eylemlerde, YGS şifre skandalına karşı liseli gençliğin sokakları doldurup taşırmasıyla, 19 Mart&#8217;ta gençliğin baskı ve hukuksuzluğa karşı başkaldırmasıyla bugünlere geldi. Ne üniversiteli ne de liseli gençlik boyun eğdi, teslim oldu.</p>
<p>Teslim olmadık ama bu düzene, emperyalistlere, geleceğimizi avucunda sananlara, bizlere insana yakışmayacak bir yaşamı reva görenlere dur diyecek, memleketi ve geleceğimizi ellerimize alacağımız o mücadeleyi henüz başlatabilmiş durumda değiliz.</p>
<p>Bugün ise dünyanın, bölgemizin, ülkemizin içinden geçtiği süreç bizlere &#8220;hazırlanın&#8221; demektedir.</p>
<p>Ya barbarlık ve haydutluk yükselecek ya insanca bir düzenin kavgasına giden yol güçlendirilecek ve o yol hep birlikte yürünecek.</p>
<p>Ya memleketten ve kendimizden umudumuz kesilecek ya da sömürenlerin, diktatörlerin, halkların düşmanı olan emperyalistlerin tarihte çok kez yenildiğini bilerek, bu ülkenin ilerici birikimine güvenerek sahip çıkacağız memlekete ve geleceğimize.</p>
<p>Eşitlik için, özgürlük için, geleceğimiz için, haklarımız için atılan her adımda, bu toprakların ayağa kalktığı her kesitte içimizde dolan umudu ve gücü birbirimize hatırlatmak, bu gücü diri tutmak ve örgütlülüğe çevirmek durumundayız.</p>
<p>Çağrımız sana.</p>
<p>Korkmadın, yılmadın, boyun eğmedin. Bazen karamsarlığa sürüklendin, çoğu zaman ne kadar için el vermese de düzen partilerinin projelerine ve adaylarına yöneldin. Bunu memlekete ve geleceğine sahip çıkmak için yaptın.</p>
<p>Diyoruz ki:</p>
<p>Umutsuzluğu, karamsarlığı, sahte umutları it elinin tersiyle. Biz buradayız! Emperyalistlere karşı halkların sesi olan da, gericiliğe karşı laikliği haykıran da, sömürü düzenine karşı sosyalizm mücadelesini yükseltenler de bizleriz!</p>
<p>Memleketi ve geleceğimizi kazanmak için bu düzenle büyük bir mücadeleye girişmeye çağırıyoruz ve bu mücadelede senin de sesin olsun istiyoruz.</p>
<p>GÜCÜNÜ GÖSTER!</p>
<p><strong>Sosyalist Liseliler</strong><br />
<strong>Sosyalist Düşünce Toplulukları</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>BKP: Her Şey Emeğin Olacak! </strong><strong>1 Mayıs’ta Taksim’e!</strong></p>
<p>2026 1 Mayıs’ına emperyalist saldırganlığın arttığı, yoksullaşmanın, geleceksizliğin derinleştiği, sermaye düzeninin baskı ve hukuksuzlukla toplumu teslim almaya çalıştığı bir kesitte gidiyoruz.</p>
<p>Emperyalizme, sömürüye, emekçilerin tarihsel kazanımlarına göz diken sermaye düzenine karşı dünya işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ta tüm bu karanlığın karşısında güçlü bir duruşun ortaya konması gerekmektedir.</p>
<p>Birleşik Komünist Parti 2026 1 Mayıs’ında Taksim’de olacak emekçilerin, kadınların ve gençliğin insanca bir yaşam, eşitlikçi bir düzen mücadelesini yükseltecektir.</p>
<p><strong>BKP Merkez Komitesi</strong><br />
<strong>02.04.2026</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-1-nisan-7-nisan-2026/">Komünist Birlik Haftalık 1 Nisan – 7 Nisan 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
