<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Komünist Birlik</title>
	<atom:link href="https://komunistbirlik.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://komunistbirlik.org/</link>
	<description>Yeniden Atılım İçin</description>
	<lastBuildDate>Mon, 19 Oct 2026 15:44:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://komunistbirlik.org/wp-content/uploads/2025/10/cropped-Komunist-Birlik-Logo-32x32.png</url>
	<title>Komünist Birlik</title>
	<link>https://komunistbirlik.org/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 13 Ekim – 19 Ekim 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-13-ekim-19-ekim-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2026 15:44:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4468</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Mekke Anlaşması ABD’ye ve İsrail’e Hizmet Etmektir! Reddediyoruz! Suriye’de emperyalizm destekli HTŞ’nin iktidara gelmesiyle oluşan durum, Gazze&#8217;deki katliamlar ve Lübnan’da Hizbullah&#8217;a dönük müdahaleler birleşerek İsrail&#8217;in bölgedeki etkisini artırma stratejisine hizmet ediyor. Bu emperyalist dizaynın temel hedeflerinden biri olan İran&#8217;a dönük saldırılar, bölgesel gerilimi en üst seviyeye tırmandırmış durumda. Ancak İran&#8217;ın bu saldırganlığa karşı geliştirdiği misilleme hamleleri ve küresel enerji sevkiyatının kilit noktası olan Hürmüz Boğazı&#8217;ndaki caydırıcı kontrolü karşısında sıkışan ABD, yeni manevra alanlarına ihtiyaç...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-13-ekim-19-ekim-2026/">Komünist Birlik Haftalık 13 Ekim – 19 Ekim 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mekke Anlaşması ABD’ye ve İsrail’e Hizmet Etmektir! Reddediyoruz!</strong></p>
<p>Suriye’de emperyalizm destekli HTŞ’nin iktidara gelmesiyle oluşan durum, Gazze&#8217;deki katliamlar ve Lübnan’da Hizbullah&#8217;a dönük müdahaleler birleşerek İsrail&#8217;in bölgedeki etkisini artırma stratejisine hizmet ediyor. Bu emperyalist dizaynın temel hedeflerinden biri olan İran&#8217;a dönük saldırılar, bölgesel gerilimi en üst seviyeye tırmandırmış durumda. Ancak İran&#8217;ın bu saldırganlığa karşı geliştirdiği misilleme hamleleri ve küresel enerji sevkiyatının kilit noktası olan Hürmüz Boğazı&#8217;ndaki caydırıcı kontrolü karşısında sıkışan ABD, yeni manevra alanlarına ihtiyaç duyuyor. Bu doğrultuda ABD; Körfez hattını kullanarak hem İran üzerindeki ablukayı daraltacak yeni askeri-politik baskı yolları kurma hem de Hürmüz&#8217;ü boşa düşürecek alternatif enerji nakil güzergahları yaratma arayışına hız vermiş durumdadır.</p>
<p>Diğer yandan emperyalizmin çıkarlarını korumak için devreye sokulan &#8220;Deniz Savunma Koalisyonu&#8221; ve &#8220;Mekke Anlaşması&#8221; gibi hamleler kesinlikle tesadüf değildir. ABD bir yandan İran&#8217;ı askeri ve diplomatik olarak sıkıştırmaya çalışırken, ABD ve İsrail destekli Suudi Arabistan&#8217;ın bölgedeki nüfuz arayışı Yemen&#8217;deki savaşı daha da alevlendirmektedir. Yemen’deki Husilerin Babülmendep Boğazı’nda olan hakimiyeti ve İran&#8217;la beraber hareket eden pozisyonu, ABD ile İsrail&#8217;in Ortadoğu planlarının önünde ciddi bir bariyer oluşturmaktadır.</p>
<p>Tüm bu emperyalist kuşatma ve Suudi Arabistan&#8217;ın Yemen&#8217;e saldırıları sürerken, AKP iktidarının parçası olduğu Mekke Anlaşması, Türkiye&#8217;yi emperyalist çıkarlar uğruna bir savaşın içine sürüklemektedir. Sürekli İsrail karşıtı hamaset yapan iktidar, fiili olarak İsrail&#8217;in bölgesel menfaatlerine yarayacak adımlar atmaktan çekinmemektedir.</p>
<p>Bu anlaşma bahane edilerek ülkenin emperyalist saldırganlığa payanda edilmesi hiçbir şekilde meşru görülemez. Anlaşmanın yükümlülükleri gereği, Mekke İttifakı adı altında meclise gelecek olan tezkere reddedilmelidir. Derhal Mekke Anlaşması’ndan çıkılmalıdır.</p>
<p>Ülkemizde ve Ortadoğu&#8217;da barış ancak bölge halklarının emperyalizme, siyonist İsrail rejimine ve işbirlikçi yönetimlere karşı vereceği kararlı bir mücadeleyle mümkün olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gerçekleri Gizleyemez, Emekçi Halkı Susturamazsınız!</strong></p>
<p>AKP iktidarı; sömürü düzeninin faturasını emekçi halka keserken, hakikatleri dile getiren her mecrayı susturma operasyonlarına hız kesmeden devam ediyor. Son olarak Halk TV&#8217;ye yönelik polis baskını ve kanalın &#8220;kadrolu kayyumlar&#8221; aracılığıyla gasp edilip TMSF’ye geçirilmesi, burjuva devlet aygıtının basına ve toplumsal muhalefete yönelik tahammülsüzlüğünün yeni bir adımıdır.</p>
<p>Havuz medyası aracılığıyla medyanın ezici çoğunluğunu tekelleştiren AKP iktidarı, bu durumun dışında kalan muhalif sesleri doğrudan sansürlerle ve kayyum atamalarıyla boğmayı hedeflemektedir. Kılıçdaroğlu’nun kanalı hedef göstermesinden sadece birkaç gün sonra ve kilit siyasi davaların görüldüğü bir evrede bu müdahalenin gerçekleşmesi, AKP yargısının nasıl tetikçi bir siyasi sopaya dönüştürüldüğünü bir kez daha kanıtlamıştır.</p>
<p>Televizyon kanallarına el konulması, basın emekçilerinin tutuklanması ve dijital mecraların karartılması, iktidarın gücünün değil; işçi sınıfından, yoksullardan ve halkın öfkesinden duyduğu derin korkunun eseridir.</p>
<p>Komünistler olarak yineliyoruz: Emekçilerin haber alma hakkı, sermayenin ve AKP iktidarının icazetine sığmaz. Sansüre, kayyumcu zihniyete ve baskılara karşı basın emekçilerinin yanındayız. Ne yaparlarsa yapsınlar sömürü çarklarını ve yozlaşmış düzenlerini gizleyemeyecekler; gerçeklerin sesini işçi sınıfının örgütlü mücadelesi ile büyüteceğiz!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Haydut Trump’ın Tehditlerine Karşı İran Halkının Yanındayız!</strong></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump, ABD’deki ara seçimler yaklaştıkça İran’a yönelik tehditlerin dozunu artırmaya devam ediyor. Donald Trump, bir televizyon kanalında yaptığı açıklamada, İran’a karşı taktik nükleer silah kullanmayacaklarını ama “bombaların anası”nı kullanabileceklerini ifade etti. İran’ın Kazma (Pickaxe) Dağı’nın altındaki yer altı nükleer tesislerine saldırabileceklerini açıkladı.</p>
<p>Donald Trump’ın “bombaların anası” olarak nitelendirdiği GBU-43/B (MOAB), 9 bin 800 kilogramlık ağırlığıyla ABD cephaneliğindeki en büyük nükleer olmayan bomba. Bu bomba ilk kez Trump’ın birinci başkanlık döneminde Afganistan’da kullanılmıştı. ABD geçen yıl İran’daki yer altı nükleer tesislerine GBU-57 Devasa Mühimmat Delici (MOP) “sığınak delici” bombalarla saldırmıştı.</p>
<p>Seçimler yaklaştıkça köşeye sıkışan Donald Trump, haydutluğunu sürdürerek  İran’ı tehdit etmeye devam ediyor. ABD emperyalizmine, İsrail siyonizmine ve Orta Doğu’daki Batı kuklası krallık rejimlerine karşı mücadele eden İran halkının yanındayız.</p>
<p>Yemen’e karşı Suudi Arabistan’a Türk ordusunun gönderilmesinin konuşulduğu şu günlerde tekrar ediyoruz: Türkiye NATO’dan çıkmalı, ülkemizdeki tüm NATO üsleri kapatılmalı, Mekke Anlaşması feshedilmelidir. Ülkemiz İran’ı kuşatmayı hedefleyen emperyalist projelere ortak kılınamaz. Ülkemizin bağımsızlığı için emperyalizme, sermaye düzenine ve işbirlikçi AKP iktidarına karşı mücadeleyi her alanda yükseltelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Asıl Afet Bu Sistemin Kendisidir!</strong></p>
<p>14 Ekim 2026 tarihinde İstanbul’da yaşanan sağanak yağış tarihsel kayıtlara göre son 40-80 yılın en yüksek oranları olarak ölçüldü ve geride ağır bir bilanço bıraktı.  Sular altında kalan evler, kullanılamaz hale gelen yollar, felç olan ulaşım ve hayatını kaybeden yurttaşlarımız…</p>
<p>Türkiye’nin en büyük metropolünün sadece birkaç saat süren yağmurla tamamen durma noktasına gelmesi, evlerin sular altında kalması ve insanların hayatını kaybetmesi yalnızca doğayla açıklanamaz. Bir doğa olayının göz göre göre afete dönüşmesinde kentleşme politikalarının, altyapı tercihlerinin ve kamusal sorumlulukların doğrudan payı vardır.</p>
<p>Dereler, vadiler, su havzaları ve yeşil alanlar kentin doğal yaşam sisteminin ayrılmaz parçalarıdır. Doğal su yolları daraltıldığında, dere yatakları yapılaşmaya açıldığında ve toprağın yerini beton aldığında suyun akacağı alanlar da ortadan kalkar. Sonra yaşananları bir doğa olayı olarak açıklamaya çalışmak sorumluluktan kaçmaktır.</p>
<p>Afet yönetimi, felaket yaşandıktan sonra kurtarma çalışmalarına başlamakla sınırlı değildir. Afet yönetimi, riskleri önceden belirlemek, bilimsel planlama yapmak, altyapıyı güçlendirmek ve can kayıplarını önleyecek tedbirleri zamanında almaktır.</p>
<p>Bütün bunlar uzmanlık, liyakat, öngörü ve hesap verebilirlik gerektirir. Bilimsel uyarıların göz ardı edildiği, uzmanlık yerine siyasi yakınlıkların öne çıktığı ve önleyici yatırımların geri plana itildiği bir yönetim anlayışında bedeli emekçiler ödemektedir.</p>
<p>23 yıllık AKP iktidarı; Kuzey Ormanları’nı katleden Üçüncü Köprü ve Üçüncü Havalimanı gibi mega projelerle kentin akciğerlerini ve su havzalarını tahrip etmiştir. Kanal İstanbul dayatmasıyla, şehri tümüyle yandaş müteahhitlerin ve rant odaklarının şantiyesine dönüştürmüştür.</p>
<p>İstanbul’un ihtiyacı daha fazla beton değil; bilimsel planlama, güçlü altyapı, korunan doğal alanlar ve afetlere karşı dirençli mahallelerdir. İklim değişikliğinin artırdığı riskler karşısında kent politikaları yeniden ele alınmalı, dere yatakları korunmalı ve riskli bölgelerde yaşayan insanlar için güvenli yaşam koşulları sağlanmalıdır. İmar kararlarından altyapı yatırımlarına kadar bütün süreçler sorgulanmalı; sorumlular hesap vermeli, kamu kaynakları toplumun ihtiyaçları doğrultusunda kullanılmalıdır.</p>
<p>Asıl afet, bilimin uyarılarını görmezden gelen, doğayı rant uğruna tahrip eden ve insan hayatını yandaş müteahhitlerin kar hırsına kurban eden sistemin kendisidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>NATO’yu Protesto Etmek Suç Değildir!</strong></p>
<p>Geçtiğimiz temmuz ayında ülkemizde gerçekleşen 36. NATO Zirvesi’ne karşı protesto düzenleyeceği için ve protestolara katıldığı için bir çok yurttaş gözaltına alındı ve tutuklandı. Zirvenin tamamlanmasının üzerinden aylar geçmesine rağmen bir çoğu hala tutuklu ve iddianameleri dahi hazırlanmamış durumda.</p>
<p>Ülkenin askeri imkânlarını ve stratejik kaynaklarını NATO&#8217;nun bölgesel emellerinin hizmetine sunanlar; bu barbarlığa karşı çıkan yurtseverleri, gençleri ve sosyalistleri baskıyla susturmayı amaçlamaktadır. Emperyalist işgal ve sömürü düzenine direnmek, bu toprakların en onurlu geleneğidir.</p>
<p>Memleketimizi emperyalizme teslim edenlere karşı durmak ve NATO’yu protesto etmek suç değildir.</p>
<p>Tutuklananlar Serbest Bırakılmalıdır!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyalist Düşünce Toplulukları: Bahçeli’nin Fransa Üzerinden Gençliğe verdiği Emperyalizm Dersi Hükümsüzdür!</strong></p>
<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin TBMM Grup Toplantısı’nda Fransa’da yaşanan gençlik eylemlerini hedef alarak yaptığı açıklamalar, Cumhur İttifakı’nın gençliğe ve gençliğin mücadelesine yaklaşımını bir kez daha gözler önüne sermiştir.</p>
<p>Gençliğe “Batı emperyalizmine kapılmayın.” diyerek öğütler verenler, emperyalizmle olan ilişkilerini sorgulamak yerine gençliğin mücadelesini hedef almaktadır. Fransa’daki eylemler üzerinden gençliğe uyarılarda bulunan Bahçeli’nin açıklamaları, Cumhur İttifakı’nın anti-emperyalizm söylemiyle, izlediği politikalar arasındaki ikiyüzlülüğü ortaya koymaktadır.</p>
<p>Cumhur İttifakı, bir yandan emperyalizm karşıtı söylemlere başvururken diğer yandan Türkiye’nin emperyalist merkezlerle kurduğu siyasi, ekonomik ve askeri ilişkileri sürdürmektedir. Kürecik’ten İncirlik’e uzanan askeri işbirlikleri, NATO üyeliği ve emperyalist devletlerle sürdürülen stratejik ortaklıklar ortadayken Devlet Bahçeli’nin gençliğe anti-emperyalizm dersi vermeye kalkışması ise açık bir ikiyüzlülüktür. ABD, NATO ve AB ile kurduğu siyasi, askeri ve ekonomik bağımlılık ilişkilerini sürdüren bir iktidarın ortağı olarak Bahçeli’nin “anti-emperyalizm” söylemi, büyük bir hamasetten başka bir şey değildir.</p>
<p>Emperyalizme karşı mücadele, kürsülerden atılan hamasi nutuklarla değil, emperyalist bağımlılık ve işbirliği ilişkileriyle hesaplaşmakla mümkündür. ABD’ye ve NATO’ya tam boy bağlı olanların anti-emperyalizm açıklamaları gençlik nezdinde hükümsüzdür.</p>
<p>Bizler bu geleneği, ABD’nin 6. Filosu’nu kıble bilenlerin anti-emperyalist gençliğin karşısına dikildiği Kanlı Pazar’dan,Maraş ve Çorum katliamlarından, Bahçelievler’de katledilen TİP’li gençlerden, siyasi cinayetlerden ve solcu öğrencilere yönelik saldırılardan tanıyoruz.</p>
<p>Türkiye’nin yakın tarihi, anti-komünizm adına örgütlenen şiddetin ve ülkücü hareketin bu süreçlerdeki rolünün açık bir biçimde bilindiği karanlık sayfalarla doludur.</p>
<p>Fransa’daki gençlik eylemleri üzerinden Türkiye’deki gençliğe uyarılarda bulunanlar, her şeyden önce ülkemizde gençlerin karşı karşıya bırakıldığı koşullarla yüzleşmelidir.</p>
<p>Bugün Türkiye’de liseli gençler, MESEM uygulamaları kapsamında çocuk yaşta çalışma hayatına dahil edilmekte, ucuz iş gücü, iş güvenliği ihlalleri ve iş cinayetlerinin merkezinde yer almaktadır. Üniversite öğrencileri barınma, beslenme ve ulaşım gibi en temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken, mezuniyet sonrasında işsizlik, güvencesizlik ve geleceksizlik kaygısıyla karşı karşıya kalmaktadır.</p>
<p>Eğitim giderek piyasanın ihtiyaçlarına göre şekillendirilirken gençliğin bilimsel, laik ve kamusal eğitim hakkı üzerindeki baskılar da devam etmektedir. Üniversitelerde haklarını aramak isteyen öğrencilerin karşısına ise soruşturmalar, yasaklar ve kolluk tedbirleri çıkarılmaktadır.</p>
<p>Gençliğin yaşadığı bu sorunları yaratan ekonomik ve siyasal düzenin sorumluluğunu tartışmak yerine gençliğin tepkisini hedef almak, mevcut sorunların üzerini örtme çabasından başka bir şey değildir.</p>
<p>Dünden bugüne memleket ve gelecek mücadelesinden geri durmayan gençlik, bugün de; sömürüye, baskıya, geleceksizliğe ve gericiliğe karşı ayağa kalkmasını bilmiştir. Bu ülkenin gençliği, emperyalizme ve onun işbirlikçilerine karşı bağımsızlık mücadelesinin, baskıya ve gericiliğe karşı özgürlük mücadelesinin tarihsel mirasını taşımaktadır.</p>
<p>Gençliğin 19 Mart’ta ortaya koyduğu mücadele; iktidarın ve ortaklarının inşa etmeye çalıştığı istibdat düzenine teslim olunmayacağının, gençliğin geleceğine ve iradesine sahip çıkmaktan vazgeçmeyeceğinin somut kanıtıdır. Kampüslerden sokaklara taşan bu güç, gençliğin kendisine dayatılan geleceksizliği ve baskı düzenini kabul etmediğini bir kez daha göstermiştir.</p>
<p>Fransa’daki eylemleri hedef göstererek gençliğin haklı öfkesini ve mücadele kararlılığını bastırabileceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Gençliğin eşitlik, özgürlük ve bağımsızlık talepleri, sahte anti-emperyalist söylemlerle, tehditlerle ve yasaklarla ortadan kaldırılamaz. Gençliğin mücadelesini dış güçler edebiyatıyla karalamaya çalışanlar, önce bu ülkede gençliği geleceksizliğe mahkûm eden düzenle yüzleşmelidir.</p>
<p>Sosyalist Düşünce Toplulukları olarak bir kez daha yineliyoruz: Gençliği geleceksizliğe mahkum edenlere, emperyalizmle iş birliği içerisinde olup anti-emperyalizm nutukları atanlara, baskı ve gericilikle gençliğin iradesini teslim almaya çalışanlara karşı mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Emperyalizme ve sömürü düzenine karşı bağımsız, laik, eşit ve sosyalist bir Türkiye mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Birlik ve Dayanışma Buluşmalarına Çağrı: Yeni Osmanlıcı Karanlığa Karşı Emekçilerin Cumhuriyeti İçin Buluşuyoruz!</strong></p>
<p>ABD’sinden AKP’sine, Tom Barrack’ından düzenin sahte umutlarına kadar herkes yeni Osmanlıcılıkta birleşmiş durumda. Bölgemizi ve ülkemizi emperyalizmin at koşturduğu, gericiliğin palazlandığı, sömürünün derinleştiği bir karanlığa sürüklemek istiyorlar.</p>
<p>Yeni Osmanlıcılık, emperyalizmin ve siyonist İsrail rejiminin adımlarına ortak olmak demektir.</p>
<p>Yeni Osmanlıcılık, yurttaşlık haklarının ortadan kaldırıldığı bir istibdat rejiminin tescillenmesi anlamına gelmektedir.</p>
<p>Yeni Osmanlıcılık, patronların kar hırsı için emekçilerin yoksullaşması, emekçi çocuklarının Mesem’lerde öldürülmesi, emeklilerin yaşamdan koparılması demektir.</p>
<p>Yeni Osmanlıcılık, kadınların gericilik ve şiddet sarmalıyla kuşatılması demektir.</p>
<p>Bize emekçilerin Cumhuriyeti gerek!</p>
<p>Ülkemize, geleceğimize, haklarımıza sahip çıkmak için emekçilerin birlik ve dayanışmasının yükseltilmesi gerek!</p>
<p>Yeni Osmanlıcı karanlığa karşı memleketimiz ve geleceğimiz için buluşuyoruz. Birlik ve Dayanışma Buluşmaları’na tüm emekçileri davet ediyoruz!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İstanbul </strong></p>
<p><strong>Bağcılar</strong> 25 Ekim Pazar 15.00</p>
<p><strong>Esenyurt</strong> 25 Ekim Pazar 15.00</p>
<p><strong>Şişli </strong>25 Ekim Pazar 15.30</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>İzmir</strong></p>
<p><strong>Karşıyaka</strong></p>
<p>25 Ekim Pazar 16.00</p>
<p>BKP Karşıyaka İlçe Örgütü</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-13-ekim-19-ekim-2026/">Komünist Birlik Haftalık 13 Ekim – 19 Ekim 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 6 Ekim – 12 Ekim 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-6-ekim-12-ekim-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2026 16:36:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4463</guid>

					<description><![CDATA[<p>  Mekke Anlaşmasından Çıkılmalıdır! Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması, Suudi Arabistan ile Yemen arasındaki savaşın tırmanmasıyla birlikte giderek daha ciddi bir tehlike hâline geliyor. ABD’nin kuklası Suudi Arabistan rejiminin yıllardır zulmüne uğrayan Yemen halkı, bizim düşmanımız değildir. Amerikan emperyalizmine, İsrail siyonizmine ve Suudi rejiminin Vahhabi gericiliğine karşı direnen Yemen halkının ve Ensarullah Hareketi’nin onurlu ve direngen duruşu tüm halklara örnek olmalıdır. Filistin ve İran’ı emperyalizmin ve siyonizmin saldırıları karşısında yalnız bırakmayan...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-6-ekim-12-ekim-2026/">Komünist Birlik Haftalık 6 Ekim – 12 Ekim 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Mekke Anlaşmasından Çıkılmalıdır!</strong></p>
<p>Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması, Suudi Arabistan ile Yemen arasındaki savaşın tırmanmasıyla birlikte giderek daha ciddi bir tehlike hâline geliyor. ABD’nin kuklası Suudi Arabistan rejiminin yıllardır zulmüne uğrayan Yemen halkı, bizim düşmanımız değildir.</p>
<p>Amerikan emperyalizmine, İsrail siyonizmine ve Suudi rejiminin Vahhabi gericiliğine karşı direnen Yemen halkının ve Ensarullah Hareketi’nin onurlu ve direngen duruşu tüm halklara örnek olmalıdır. Filistin ve İran’ı emperyalizmin ve siyonizmin saldırıları karşısında yalnız bırakmayan Yemen, işte tam da bu yüzden hedef tahtasındadır.</p>
<p>Mekke Anlaşması, TBMM’de henüz onaylanmamış olmasına rağmen çoktan yürürlüğe girmiş gibi adımlar atılıyor. “Savunma ittifakı”, “barış ittifakı” ya da “İsrail’e karşı Sünni ittifakı” olarak pazarlanan bu ittifak aslında ne savunma ne barış ittifakıdır, ne de İsrail’e karşıdır.</p>
<p>Geçen hafta Pakistan jetlerinin Yemen’e saldırması ve Türkiye üretimi bir dronun Yemen güçlerince düşürülmesi, gelişmelerin giderek kontrolden çıkabileceğini gösteriyor.</p>
<p>Mekke Anlaşması önümüzdeki günlerde TBMM’ye sunulup onaylansa bile meşruiyet kazanmayacaktır. Yüreğinin Filistin’de, Gazze’de attığını söyleyen siyasal İslamcılar, İsrail’e karşı mücadele eden Yemenlilere saldırmak için saf tutuyor. “Kâbe’yi yüz yıl sonra yine biz koruyacağız” diyen yandaş medya, aslında İsrail’i korudukları gerçeğini hasıraltı etmeye çalışıyor.</p>
<p>Sözümüz nettir: Türkiye emperyalizmin çıkarları için savaşa sokulamaz. Yeni Osmanlıcı hayallere hayır. Mekke Anlaşmasından acilen çıkılmalıdır!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fon Soruşturmasını Haberleştirmek Suç Değildir! </strong></p>
<p>SPK’nın 7 şirkete ait 131 fonu tasfiye etmesiyle patlak veren krizde oklar asıl sorumlulara değil, bu vurgunu halka duyuran gazetecilere yöneltilmiştir.</p>
<p>Soruşturmanın asıl muhatapları olan sermaye piyasasında işlem yapan isimler ve iddiaların odağındakiler tartışılmasın diye, süreci haberleştiren gazeteciler hedef alınmıştır. Ticaret Bakanı Ömer Bolat yatırım yaptığını doğrulayıp şikâyetçi olmuş; savcılık ise iddiaların üzerine gitmek yerine, haberi yapan gazetecilere dönük soruşturma açmıştır.</p>
<p>Yolsuzluk ve rant ilişkilerinin üzerini örtmek için “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” gibi esnek ve keyfi suçlamalar devreye sokulmuş; bu kapsamda gazeteciler Şaban Sevinç ve Sözcü editörü Mustafa Balcı tutuklanmış, Murat Ağırel ve İsmail Saymaz hakkında ise önce adli kontrol kararı verilmiş, daha sonra ev hapsine çevrilmiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı&#8217;nın &#8220;gerçeği yansıtmayan bilgiler&#8221; uyarısı, hangi bilginin gerçek olduğuna karar verme yetkisini elinde tutan iktidarın sansür kılıfından başka bir şey değildir.</p>
<p>Emekçiler yoksullaşırken patronların fonlar üzerinden kazandığı bu soygun düzenini haberleştirmek suç değildir. Haber alma hakkı, halkın gerçeği öğrenme hakkıdır ve bugün doğrudan hedef alınmaktadır.</p>
<p>AKP, bu soygunun hesabını halka vermelidir! Gazeteciler derhal serbest bırakılmalıdır!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>10 Ekim Katliamı’nı Unutmadık, Unutmayacağız!</strong></p>
<p>10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın üzerinden 11 yıl geçti. Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’nde savaşa, sömürüye ve gericiliğe karşı yan yana gelen yüzlerce insan, IŞİD’in düzenlediği bombalı saldırıya uğradı. 104 insanın yaşamını yitirdiği, yüzlercesinin yaralandığı bu katliam, yalnızca barış talep eden insanlara değil; emekçilerin eşitlik, özgürlük ve kardeşlik temelinde kurabileceği bir geleceğe yönelmiş kanlı bir saldırıydı.</p>
<p>10 Ekim, ülkemizin yakın tarihindeki en ağır suçlardan biri olmanın ötesinde, emperyalist müdahalelerin, gerici örgütlerin ve savaş politikalarının halklara ödettiği bedelin açık bir göstergesidir. Orta Doğu’yu emperyalist çıkarlar uğruna istikrarsızlığa sürükleyen, cihatçı örgütlerin güç kazanmasına zemin hazırlayan düzen; bugün hâlâ halkların yaşamını, emeğini ve geleceğini tehdit etmektedir. Emekçilerin ortak mücadele iradesini hedef alan bu katliamın siyasal ve toplumsal koşulları, sermaye düzeninden ve onun savaş politikalarından bağımsız değerlendirilemez.</p>
<p>Katliamın önlenebileceğine ilişkin istihbarat bilgilerinin ve saldırganların takip edildiğine dair açıklamaların kamuoyuna yansımasına rağmen saldırının engellenememesi, bu katliamın hesabını yalnızca bombaları patlatan İŞİD cellâtlarına indirgeyemeyeceğimizi açıkça göstermektedir. Saldırı öncesindeki uyarılara rağmen gerekli önlemleri almayanlar, cihatçı çetelerin ülke içinde örgütlenmesine göz yumanlar ve katliamın ardından siyasi sorumluluklarını gizlemeye çalışanlar da hesap vermek zorundadır. Emekçi halkın barış iradesini kana bulayan bu düzenin sorumluları, istihbarat raporlarının, mahkeme dosyalarının ve tarihin önünde aklanamayacaktır.</p>
<p>Bizler, 10 Ekim’de yitirdiğimiz canlarımızı yalnızca yasla değil, onların uğruna bir araya geldiği mücadeleyi büyüterek anıyoruz. Çünkü barış, emekçilerin sömürülmediği; halkların birbirine düşman edilmediği; gericiliğin, eşitsizliğin ve savaşın hüküm sürmediği bir ülke mücadelesinden ayrı düşünülemez. Bu karanlığa karşı gerçek bir çıkış, emekçi halkın örgütlü mücadelesinden, dayanışmasından ve ortak iradesinden geçmektedir.</p>
<p>Yitirdiğimiz yurttaşlarımızı unutmadık, unutmayacağız. Katliamın hesabı sorulacak, sorumlular açığa çıkarılacak. Emperyalizme, sömürüye, faşizme ve gericiliğe karşı emekçi halkın mücadelesi sürecek!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Smart Solar İşçilerinin Yanındayız!</strong></p>
<p>Aliağa Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren Smart Solar 83 işçiyi işten atarken, sendikal hakları tanımamaya, alacakları ödememeye devam ediyor.</p>
<p>Patronlar, ücret baskısı kurabilmek, TİS görüşmelerinde sosyal hakları en aza indirmek, işçilerin diğer tüm taleplerini bastırabilmek, keyfi işten çıkarmalarda sorunla karşılaşmamak, işçi sağlığındaki denetimlerden kaçabilmek, iş durdurma, grev kararlarından kaçınmak için kendi istedikleri sendikanın örgütlenmesine izin verdikleri gibi, bunu da işçilere dayatıyorlar.</p>
<p>Smart Solar işçileri uzun zamandır Enerji-Sen sendikasına üye olup sendikanın yetki alması için örgütleniyordu. Bu süreçte işten atılmalara karşı direndiler ve yakın zamanda kazanım sağladılar. Patronun yanıtı ise 83 işçiyi daha işten atmak oldu.</p>
<p>İşçiler sendika iradelerinin tanınmasını, işten atılan arkadaşlarının işe dönmesini, alacaklarının ödenmesini istiyor ve direnmeye devam ediyor.</p>
<p>Sermayenin kâr hırsı, sendika seçme hakkına yapılan müdahaleye dönüşmektedir ve bu yalnızca Smart Solar çalışanlarına değil, tüm işçi sınıfının kazanımlarına ve örgütlenme özgürlüğüne yapılmış bir saldırıdır.</p>
<p>Biz bu saldırıya karşı Smart Solar işçilerinin yanındayız, Smart Solar işçileri yalnız değildir!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Boğaziçi Üniversitesi Öğrencileri Hakları İçin Direniyor!</strong></p>
<p>Boğaziçi Üniversitesinde öğrencilerin kazanılmış haklarına yönelik saldırılar, son olarak yemekhane ücretlerine yapılan zamlarla yeni bir boyut kazandı. Yapılan son zamla birlikte yemek fiyatı 80 TL&#8217;ye çıkarıldı. Derinleşen ekonomik krizin faturasının her fırsatta öğrencilere kesilmesine itiraz eden Boğaziçi öğrencileri, günlerdir bu haksız zamma karşı kampüste haklı ve meşru bir direniş sergiliyor.</p>
<p>Öğrencilerin bir araya gelmesinden, dayanışmasından ve seslerini yükseltmesinden korkan atanmış rektör Naci İnci yönetimi ise çözümü yine baskı ve kolluk kuvvetlerinde buldu. Öğrencilerin temel taleplerine kulak vermek yerine, üniversite kampüsü kolluk kuvvetleriyle doldurularak adeta bir açık hava hapishanesine çevrildi. Günler boyunca yemekhanenin etrafı abluka altına alındı; öğrencilerin toplanma, ifade ve protesto özgürlükleri gasp edilmeye çalışıldı.</p>
<p>Yaşanan bu baskı süreci yalnızca bir yemekhane zammı meselesi değil; Türkiye genelinde üniversiteleri sessizleştirme ve biat ettirme politikasının doğrudan bir yansımasıdır.</p>
<p>Kazanılmış haklarımızın her geçen gün tek tek elimizden alındığı bu dönemde, AKP iktidarının üniversitelere yönelik yayınladığı genelgeler ve talimatlarla kampüs içindeki sesler tamamen yok edilmek isteniyor. Ekonomik krizle yoksullaştırılan, barınma ve beslenme sorunlarıyla boğuşan gençliğin, tüm bunlara ses çıkarması ise baskı yoluyla engellenmeye çalışılıyor.</p>
<p>Kampüsleri genelgelerle, polis ablukalarıyla susturmaya çalışanlara karşı verilecek en net cevap ise omuz omuza vererek mücadeleyi büyütmektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Birlik ve Dayanışma Hareketi: İzmir Halkının İradesi AKP’ye Teslim Edilemez! Cemil Tugay İstifa Etmelidir!</strong></p>
<p>2023 yerel seçimlerinde İzmir halkının oylarıyla seçilen ve CHP’ye yönelik AKP’nin butlan darbesinden sonra bağımsız hareket edeceğini açıklayan Cemil Tugay’ın AKP’ye geçmesi İzmir halkının oylarının ve iradelerinin AKP’ye teslim edilmesi anlamına gelmektedir.</p>
<p>Foça ve Çiğli’nin ardından şimdi de İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin AKP’ye teslim edilmesi düzen siyasetinin ve siyasetçilerinin iki yüzlülüğünü göstermesi açısından ayrıca önemlidir. Her seçim öncesinde “nabza göre şerbet veren”, halkın talepleriyle uyumlu söylemleri kürsülerden yükselten düzen siyasetçileri göreve başladıktan sonra sırtını halka dönmekte, koltuk ve makam sevdasına sıkı sıkıya sarılmaktadır.</p>
<p>AKP bugün seçme ve seçilme hakkı dâhil olmak üzere en temel yurttaşlık haklarını dahi ayaklar altına almakta, düzen muhalefetinin halka seçenek olarak sunduğu ilkesiz programsız adayları da  “belediyecilik ve hizmet için” diyerek AKP’nin bu adımlarına ortak olmaktadır.</p>
<p>İzmir halkının iradesi AKP’ye teslim edilemez!</p>
<p>Gömlek değiştirir gibi parti değiştiren, halkın taleplerini ve kararını önemsemeyen bu siyaset anlayışıyla hesaplaşılması gerekmektedir.</p>
<p>Halkı göz göre göre kandırmaktan, aldatmaktan geri durmayan düzen muhalefeti AKP iktidarının halka karşı işledikleri suçlara da ortak olmuştur. Bu suç ortaklığına emekçileri ikna edemezsiniz. İzmirliler halk düşmanlarına yanıtı; eşitlik, laiklik, bağımsızlık mücadelesini yükselterek verecek.</p>
<p>Birlik ve Dayanışma Hareketi olarak tüm İzmirlileri kentine sahip çıkmaya, İzmir’i AKP’ye de halkın iradesini yok sayan düzen siyasetçilerine de teslim etmemeye çağırıyoruz!</p>
<p>Mahalle mahalle, ilçe ilçe yan yana gelelim, birlik ve dayanışmayı yükseltelim!</p>
<p>Kentimizi, memleketimizi ve geleceğimizi karanlığa ve sahte umutlara teslim etmeyelim!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyalist Liseliler’den Fransız Konsolosluğu Önünde Eylem: Direnişi Selamlıyoruz!</strong></p>
<p>Sosyalist Liseliler İzmir Konak’ta bulunan Fransız Konsolosluğu önünde Fransa gençliğinin günlerdir süren mücadelesini selamlamak ve Fransız hükümetinin baskı politikalarına karşı protesto eylemi gerçekleştirmek için buluştu.</p>
<p>Eylemde okunan basın açıklamasının tamamı şu şekilde:</p>
<p>“Fransa’da Direnen Liseli Gençliğin Yanındayız</p>
<p>29 Eylül’de Fransa’da lise öğrencileri ülkenin dört bir yanında harekete geçti. Eğitim ve yaşam koşullarını tehdit eden politikalara karşı okulları, sokakları ve meydanları terk etmeyen Fransa’daki sıra arkadaşlarımızı; eylemlere destek veren üniversitelileri ve öğrencilerinin yanında olan öğretmenleri dayanışmayla selamlıyoruz!</p>
<p>Yetersiz ve niteliksiz okullar, eğitimi kötü etkileyecek kadar kalabalık sınıflar, hukuksuz şekilde fazla çalışmaya zorlanan öğretmenler; eğitim ücretlerinin 16 kat kadar artması, lisansa geçiş sınavlarındaki liyakatsiz ve ırkçı- ayrımcı sağ politikalar gibi nedenler başta olmak üzere hükümete ve Milli Eğitim Bakanlığı’na karşı protestolar düzenleyen sıra arkadaşlarımıza yalnız olmadıklarını; mücadelemizin ve sorunlarımızın ortak olduğunu söylemek için Fransız Konsolosluğu’ndan sesleniyoruz:</p>
<p>Türkiye’de de dinci-gerici, ayrımcı ve sermaye yanlısı piyasacı politikalarla şekillendirilmeye çalışılan eğitim sistemi; bizleri geleceksizliğe ve karanlığa mahkûm etmek istiyor. Ezberci ve sınava odaklı eğitim sistemi, her gün daha fazla bilimsellikten uzaklaşan gerici müfredat, her yıl onlarca sıra arkadaşımızı kaybettiğimiz meslek liselerinde uygulanan MESEM projesi biz liselilerin yaşamına ve geleceğine kast ediyor.</p>
<p>MESEM’lerle ölümlere, ÇEDES projesiyle gericileşmeye sebep olan iktidar; her gün gençliği daha fazla kuşatmak için elinden geleni ardına koymuyor! Ekonomik krizin sonuçlarıyla karşılaşan sıra arkadaşlarımızın pek çoğu yarı zamanlı işlerde güvencesiz ve sigortasız çalıştırılıyor. Çocuk işçiliği ülkemizde meşru hale getiren bu iktidar, açıkça geleceğimizi çalıyor. Sosyal aktivitelerden uzak, ilgi ve yeteneklerini gerçekleştiremeyen, geçim sıkıntısıyla boğuşurken bir de dershanelere ve özel derslere mecbur bırakılan bir sömürü sistemi inşa ettiler. Hem okullarda derslerin niteliği düşük, hem de hayat pahalılığı yüzünden milyonlarca genç aileleri tarafından ek derslere, dershanelere, özel okullara gönderilemiyor. Yarattıkları bu eşitsiz-piyasacı düzenin yükü ise biz gençlerin omuzlarında!</p>
<p>Çok iyi biliyoruz ki onlar susan, biat eden, düşünmeyen ve sorgulamayan bir gençlik istiyor ancak görülüyor ki ne dünyada ne de ülkemizde gençlik onların çizdiği sınırlara sığmıyor! Sosyalist Liseliler olarak; eşit ve parasız eğitimi, sömürüsüz bir yaşamı, aydınlık bir geleceği istiyoruz. İktidarın, kapitalist düzenin gençliğe dönük saldırılarını kabul etmiyoruz! Geçen yıl ülkemizde başlayan ve günlerce süren 19 Mart eylemlerinde tüm saldırılara rağmen bizler sokakları, meydanları terk etmemiştik. Biliyoruz ki Fransa’da direnen sıra arkadaşlarımız da bugün aydınlık bir gelecek, eşit ve kardeşçe bir yaşam için mücadele ediyorlar. Coğrafi konumumuz farklı ancak bizi sömüren sistem aynı; ülkelerimiz farklı ancak iktidardaki sağcı-gerici karanlık aynı. Bu karanlık ve çürümüş düzenden tek çıkış yolunun sosyalizm olduğunu çok iyi biliyoruz. Çünkü iki seçeneğimiz var: Ya barbarlık ya sosyalizm!</p>
<p>Türkiye’den Fransa’daki eylemleri selamlarken; oradaki arkadaşlarımızın taleplerini de söylemek istiyoruz: Eğitime daha fazla bütçe ve kaynağın ayırılması, öğretmen açığının giderilmesi, kalabalık sınıfların azaltılması, bakımsız ve sağlıksız fiziki koşullara sahip okulların yenilenmesi, Parcoursup ve MonMaster gibi yükseköğrenim yerleştirme programlarındaki ayrımcılığın yok edilmesi için bu iki programa son verilmesi, eğitim harçlarının hızlı artışının durdurulması, yerleştirme sisteminde ırkçılığa ve ayrımcılığa son verilmesi, gözaltındaki öğrencilerin serbest bırakılması ve baskıların sona erdirilmesi direnişlerinin başlıca taleplerini oluşturuyor.</p>
<p>Gericilere-sağcı iktidarlara-patronlara karşı Fransa’daki gençliğin yürüttüğü bu direniş, dünyanın neresinde olursa olsun aydınlığın, eşitliğin ve özgürlüğün safında olan herkesi gururlandırdı. Türkiye’den sıra arkadaşlarınız olarak bizler, sizinle aynı heyecanı ve mücadeleyi paylaşıyoruz. Fransa’da ilan edilen genel eylem çağrısının olduğu 6 Ekim gününde, bizler de Fransız Konsolosluğu önünden sesleniyoruz. Kemer sıkma politikalarıyla faturayı ödemeyi reddediyoruz diyen Fransa’daki arkadaşlarımıza dayanışmamızı bir kez daha iletiyoruz! Şimdiye kadar beş bin olduğu tahmin edilen gözaltıların derhal son bulmasını, hâlâ gözaltında olan arkadaşlarımızın serbest bırakılmasını istiyoruz.</p>
<p>Eşitlik, Özgürlük, Kardeşlik İçin: Ya Barbarlık Ya Sosyalizm!</p>
<p>Sosyalist Liseliler</p>
<p>06.10.2026</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Birlik ve Dayanışma Buluşmalarına Çağrı: Yeni Osmanlıcı Karanlığa Karşı Emekçilerin Cumhuriyeti İçin Buluşuyoruz!</strong></p>
<p>ABD’sinden AKP’sine, Tom Barrack’ından düzenin sahte umutlarına kadar herkes Yeni Osmanlıcılıkta birleşmiş durumda. Bölgemizi ve ülkemizi emperyalizmin at koşturduğu, gericiliğin palazlandığı, sömürünün derinleştiği bir karanlığa sürüklemek istiyorlar.</p>
<p>Yeni Osmanlıcılık, emperyalizmin ve siyonist İsrail rejiminin adımlarına ortak olmak demektir.</p>
<p>Yeni Osmanlıcılık, yurttaşlık haklarının ortadan kaldırıldığı bir istibdat rejiminin tescillenmesi anlamına gelmektedir.</p>
<p>Yeni Osmanlıcılık, patronların kar hırsı için emekçilerin yoksullaşması, emekçi çocuklarının Mesem’lerde öldürülmesi, emeklilerin yaşamdan koparılması demektir.</p>
<p>Yeni Osmanlıcılık, kadınların gericilik ve şiddet sarmalıyla kuşatılması demektir.</p>
<p>Bize emekçilerin Cumhuriyeti gerek!</p>
<p>Ülkemize, geleceğimize, haklarımıza sahip çıkmak için emekçilerin birlik ve dayanışmasının yükseltilmesi gerek!</p>
<p>Yeni Osmanlıcı karanlığa karşı memleketimiz ve geleceğimiz için buluşuyoruz. Birlik ve Dayanışma Buluşmaları’na tüm emekçileri davet ediyoruz!</p>
<p><strong>İstanbul </strong></p>
<p><strong>Avcılar</strong> 18 Ekim Pazar 15.00</p>
<p><strong>Gazi Mahallesi</strong> 18 Ekim Pazar 14.00</p>
<p><strong>Kadıköy</strong> 18 Ekim Pazar 14.00</p>
<p><strong>Bağcılar</strong> 25 Ekim Pazar 15.00</p>
<p><strong>Esenyurt</strong> 25 Ekim Pazar 15.00</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>İzmir</strong></p>
<p><strong>Buca </strong></p>
<p>18 Ekim Pazar 15.00</p>
<p>Vesta Cafe</p>
<p><strong>Karşıyaka</strong></p>
<p>25 Ekim Pazar 16.00</p>
<p>BKP Karşıyaka İlçe Örgütü</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Aydınlanma Okulları Başlıyor!</strong></p>
<p>Sosyalist Liseliler tarafından liseli gençliğin katılımıyla düzenlenen Aydınlanma Okulları ilk oturumlarını gerçekleştirmek için kolları sıvadı. İstanbul ve Bursa’da düzenlenmeye başlanan Aydınlanma Okulları, önümüzdeki günlerde diğer illerde de liseli gençlikle buluşmaya başlayacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyalist Düşünce Toplulukları Söyleşisine Çağrı</strong></p>
<p>Sosyalist Düşünce Toplulukları İstanbul’da “AKP’nin Yeni Osmanlıcı Düzeni Dikiş Tutar Mı?” başlıklı bir söyleşi geçekleştireceğini duyurdu ve çalışmalarına başladı. SDT, 24 Ekim Cumartesi günü 15.00’de Tatavla Sahne’de gerçekleştirilecek söyleşiye tüm üniversiteli gençliği davet ediyor.</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-6-ekim-12-ekim-2026/">Komünist Birlik Haftalık 6 Ekim – 12 Ekim 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 29 Eylül-5 Ekim 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-29-eylul-5-ekim-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[komunistbirlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2026 16:58:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4460</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni Osmanlıcılığın Anayasasına Hayır! TBMM’nin açılmasıyla birlikte yeni Anayasa tartışmaları tekrar gündeme geldi. Numan Kurtulmuş’un konuşmasında “darbe döneminin izlerini taşıyan Anayasa’nın milletin katılımıyla değişmesi gerektiğine” dair yaptığı vurgu ve Recep Tayyip Erdoğan’ın darbe anayasasını kastederek “Türkiye bu ayıptan bir an önce kurtulmalıdır” ifadeleri, AKP’nin bu konudaki adımlarını hızlandıracağını gösteriyor.  Anayasa tartışmalarının ya da AKP’nin buna duyduğu ihtiyacın bir çok yönü bulunuyor. Bugün anayasa tartışmalarına yalnızca AKP’nin iç siyasette yaşadığı sıkışmayı aşma arayışı olarak bakmak içinden...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-29-eylul-5-ekim-2026/">Komünist Birlik Haftalık 29 Eylül-5 Ekim 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Yeni Osmanlıcılığın Anayasasına Hayır!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">TBMM’nin açılmasıyla birlikte yeni Anayasa tartışmaları tekrar gündeme geldi. Numan Kurtulmuş’un konuşmasında “darbe döneminin izlerini taşıyan Anayasa’nın milletin katılımıyla değişmesi gerektiğine” dair yaptığı vurgu ve Recep Tayyip Erdoğan’ın darbe anayasasını kastederek “Türkiye bu ayıptan bir an önce kurtulmalıdır” ifadeleri, AKP’nin bu konudaki adımlarını hızlandıracağını gösteriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anayasa tartışmalarının ya da AKP’nin buna duyduğu ihtiyacın bir çok yönü bulunuyor. Bugün anayasa tartışmalarına yalnızca AKP’nin iç siyasette yaşadığı sıkışmayı aşma arayışı olarak bakmak içinden geçtiğimiz süreci açıklamaya yetmemektedir. AKP, emperyalizmin planları doğrultusunda bir istibdat rejimi kurmuş, bugün de emperyalist saldırganlığa ortak olarak Ortadoğu’da rol üstlenmeye çalışmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Emperyalizmin Suriye’ye yönelik müdahalesi ve HTŞ-SDG entegrasyonuyla birlikte bölgede hakimiyetini artırmaya çalışan sermaye devleti kalıcılaşmak ve Ortadoğu’daki dönüşümde rol kapmak için “çözüm” süreci ve bununla da bağlantılı olan yeni Anayasa tartışmalarını gündeme getirmiştir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP, halkın gözünde 12 Eylül’ü aratan bir baskı rejimi kurmuştur!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP, 12 Eylül’ün açtığı yolda yürümüş, iktidara gelmiş ve dün Kenan Evren için “bizim çocuklar başardı!” diyenler bugün Recep Tayyip Erdoğan’ı ve AKP’yi alkışlamaktadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP, demokrasi, özgürlük, sivil anayasa söylemlerine sığınarak kurduğu istibdat rejimini tescillemek ve süreklileştirmek istemektedir. Halkın nezdinde AKP’nin anayasa yapma ehliyeti bulunmamaktadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP’nin adımlarının her ne gerekçeyle olursa olsun meşrulaştırılması ve yeni Osmanlıcılığın metni anlamına gelen yeni Anayasa’ya olur verilmesi kabul edilemez. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yeni Osmanlıcılığa da, yeni Osmanlıcılığın Anayasasına da hayır! </span></p>
<p><b>Bu Düzen Soygun Düzenidir! AKP Halka Hesap Vermelidir!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de patlayan fon krizi, birkaç açgözlü yöneticinin yaptığı bir usulsüzlükten ibaret değildir. Ortaya saçılan tablo, sermaye düzeninin nasıl çalıştığını bir kez daha bizlere göstermektedir: Emekçinin cebinden çıkan para, finans piyasalarının içinde yeniden sermayeye aktarılmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Borsa, emekçilere yıllardır “yatırım”, “birikim”, “gelecek güvencesi” diye pazarlanıyor. Oysa emekçinin ay sonunda elinde kalan üç kuruşa göz diken bu düzen, emekçilere hayal satıyor. “Paranı değerlendir”, “yatırım yap”, “sen de kazan” deniliyor. Fakat üretmeden, emek harcamadan para kazanmanın yolu olarak gösterilen şey, gerçekte paranın el değiştirdiği devasa bir kumarhanedir. Birinin kazancı, başkasının kaybı üzerinden büyürken finans kuruluşları ve sermaye sahipleri bu dolaşımın güvenli tarafında yer alıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Fon krizi de bu gerçeğin üzerindeki perdeyi kaldırmıştır. Milyarlarca liranın dolaştığı bir piyasada fiyatlar şişirilmiş, servetler büyümüş, siyasi ve ekonomik bağlantılar tartışma konusu olmuş; sonunda faturanın kime çıktığı da belli olmuştur.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üstelik mesele yalnızca birkaç kişinin suç işleyip işlemediği değildir. Asıl soru, böyle bir düzenin neden meşru kabul edildiğidir. İşçinin ürettiği değerden pay alan sermaye, bununla yetinmeyip emekçinin tasarrufuna da el uzatmaktadır. Maaşı enflasyon karşısında eriyen emekçiye “borsaya gir, paranı değerlendir” denirken, sermaye sınıfı finans piyasalarını kendi servetini büyütmenin aracına dönüştürmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün AKP iktidarı birkaç ismi soruşturup meseleyi kapatmaya çalışamaz. Çünkü yıllardır “yatırım” diye pazarlanan bu düzenin siyasi sorumluluğu iktidarın ta kendisidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Borsa kumardır. Fon piyasası bu kumarın kurumsallaştırılmış biçimlerindendir. Ve bu düzen, emekçinin üç kuruşunu sermayeye aktarmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu yüzden mesele yalnızca vurguncuların cezalandırılması değildir. Bu soygun düzeninin kendisi sorgulanmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP, bu soygunun hesabını halka vermelidir!</span></p>
<p><b>Düzen Partilerine Sırt Dönelim!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">31 Mart 2024 yerel seçimlerinde CHP’nin birinci parti olarak çıkması, hem CHP’lilerde hem de muhalefet partilerinde büyük bir sevinç yaratmıştı. Ancak CHP, ortaya çıkan bu fırsatı AKP’yi sıkıştırmak ve iktidarı erken genel seçime zorlamak için kullanmak yerine, dönemin CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in öncülüğünde “normalleşme” siyasetine yöneldi. AKP’yle yumuşama, diyalog ve uzlaşı arayışına girdi. Böylece yerel seçimlerin yarattığı toplumsal ve siyasi basıncı iktidara karşı büyütmeyerek sönümlendirdi. Son tahlilde, AKP bu süreçte rahat bir nefes aldı, elini yeniden güçlendirecek planlarını yaptı ve saldırıya geçti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Muhalefet partilerinde bugün, 31 Mart sonrasının sevincinden eser kalmadı. Ekrem İmamoğlu’nun hapse atılması, CHP’ye butlan kararı verilerek ana muhalefet partisinin bölünmesi, birçok belediyeye kayyum atanması ya da belediye başkanlarının hapse gönderilmesi, Yeni Parti ve diğer muhalefet partilerinin belediye başkanlarının ve milletvekillerinin AKP’ye katılması… Tüm bunlar, 31 Mart seçimleriyle ortaya çıkan siyasi tablonun nasıl tersine çevrildiğini gösteriyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçen hafta, beşi CHP’li olan dokuz belediye başkanı daha AKP’ye geçti. Şu ana kadar onlarca milletvekili veya belediye başkanı AKP’ye geçmiş oldu. Bu geçişlerin, geçiş yapan kişilerin kişisel zayıflıklarından değil, muhalefet partilerinin sınıfsal pozisyonundan ve siyasi zafiyetlerinden kaynaklandığı açık. Tüm partilerin sağa kayması ve giderek birbirine benzemesi, siyasetçilerin önemli bir bölümünün kâr, rant ve ayrıcalık peşinde olması, bu geçişleri kolaylaştıran etkenler arasında.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İktidarın saldırıları karşısında güçlü bir direniş gösteremeyen Özgür Özel ve diğer muhalefet partileri, çözüm olarak yine seçimleri ve sandığı gösteriyor. Oysa seçme ve seçilme hakkının dahi ayaklar altına alındığı bir konjonktürde, muhalefet partilerinin yalnızca halkın tepkisini ve öfkesini soğurduğu, seçimleri tek kurtuluş yolu olarak göstererek halkı oyaladığı ve kandırdığı açıktır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Sütte leke var, onda yok” diye övülen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AKP’ye geçeceği yönündeki iddialar bile, ana muhalefet veya diğer muhalefet partileri fark etmeksizin, bu partilerin siyasetçilerine güven olmayacağını göstermektedir. Çünkü onların aday olarak karşımıza çıkardıkları siyasetçilerin AKP’lilerden hiçbir farkı yok. Öyle olmasaydı, siyasetçilerin bir partiden diğerine bu kadar kolay geçmesi mümkün olur muydu?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu tablodan çıkaracağımız sonuç bellidir: Düzen partilerine sırt dönelim! Tek kurtuluş emekçilerin laiklik, bağımsızlık, kamuculuk etrafında kenetlenmesinden, insanca bir yaşam ve eşitlikçi bir düzen mücadelesini yükseltmekten geçiyor. Kendi gücümüze güvenelim ve yeni bir ülkeyi kendi ellerimizle kuralım.</span></p>
<p><b>Madenler Devletleştirilmelidir! İş Cinayetleri Kader Değildir! </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Soma’da yaşanan göçük sonrası 5 işçi hayatını kaybetti. 2014 yılında 301 işçinin hayatını kaybettiği maden ocağının yanı başında bulunan İmbat Madencilik’e ait ocakta yaşanan göçük, maden işletmeciliğinde güvenliğe önem verilmediğini ve kâr hırsının aynı hızla devam ettiğini gösterdi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Patronlar kâr marjını yükseltmek için güvenliği, işçi sağlığını göz ardı ediyor. Havalandırma, gaz sensörleri, yaşam odası gibi önlemleri maliyet gerekçesi nedeni ile dikkate almıyor. Aşırı üretim baskısı mevcut önlemlerin de göz ardı edilmesine ve uzun çalışma saatlerine neden oluyor. Önlemleri, çalışma koşullarını denetlemesi gerekenler denetlemiyor veya göstermelik denetimler sonunda caydırıcılıktan uzak cezalar veriyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2014’te Soma’da 301 işçi, 2022’de Amasra’da 43 işçi, 2024’te İliç’te 9 işçi, bugün yine Soma’da 5 işçi maden patronlarının kâr hırsından dolayı hayatını kaybetti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sorunlar yıllardır aynı ama çözüm bulması gerekenler işlerini yapmıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sorun, topluma ait olan varlıkların yağmalanıp piyasanın insafına bırakan politikalar ile sermayeye kâr alanları sağlanmasıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle bu ihmallere neden olan ve göz yumanlar cezalandırılmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çözüm, kamu yararı gözetilerek tüm madenlerin devletleştirildiği, insan sağlığını gözeten çalışma koşullarının yaratıldığı ve sömürünün ortadan kaldırıldığı bir düzenin yaratılmasıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Madenlerde işçi güvenliği sağlanmalı, maden işçilerinin talepleri dikkate alınmalıdır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Madenlerde güvencesiz çalışmaya son verecek adımlar atılmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İş cinayetlerine kader ve fıtrat diyenlere karşı emekçiler birlik olmalı ve haklarına, geleceğine, yaşamına sahip çıkmalıdır!</span></p>
<p><b>Sosyalist Liseliler: Fransa’da Liseliler Ayakta!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Fransa’da liseli arkadaşlarımız günlerdir gelecekleri için sokaklarda! Paris’te nitelikli eğitim talebiyle başlayan eylemler kısa sürede ülkenin dört bir yanına yayıldı. Binlerce liseli okulunu, sokağını ve meydanları dolduruyor. Mücadeleyi bastırmak için gelen gözaltılara rağmen geri adım atmıyor, seslerini yükseltmeye devam ediyorlar.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Onların mücadelesi bize hiç yabancı değil. Türkiye’de de liseli gençlik sınav düzenine, gerici eğitim politikalarına, MESEM’lere, ve geleceksizliğe karşı mücadele ediyor. Her gün bizlere dayatılan bu düzen, eğitim hakkımızdan geleceğimize kadar hayatımızın her alanını kuşatıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kapitalizm dünyanın dört bir yanında gençliği geleceksizliğe mahkum ediyor. Eğitim hakkımızın her geçen gün daha fazla kısıtlandığı, geleceğimizin sınavlara ve güvencesiz çalışmaya sıkıştırıldığı bir düzenin sonuçlarını yaşıyoruz. Fransa’da sokaklara çıkan sıra arkadaşlarımızın yükselttiği ses, kendi okullarımızda yaşadığımız sorunları ve bunlara karşı mücadele etme zorunluluğumuzu bir kez daha gösteriyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Emperyalist-kapitalist sistem tüm dünyada yoksulluğu, geleceksizliği, eşitsizlikleri ve savaşları büyütüyor. Bugün, Fransa’da gençliğin yükselen mücadelesi, eşit ve özgür bir yaşam talepleri ile Türkiye’de gençliğin gelecek arayışının aynı sorundan kaynaklandığı görüyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir gerçeği daha biliyoruz; sorunlarımız ve arayışımız gibi kurtuluşumuz ve mücadelemiz de bir o kadar ortak. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gençliğe gelecek sunamayan bu sistemi değiştirmek zorundayız!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eşitlik, özgürlük ve kardeşliğin hüküm sürdüğü bir dünyayı yaratmak bizlerin ellerinde! </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Fransa’da liseli arkadaşlarımızın gelecekleri için yükselttikleri mücadeleyi selamlıyoruz! </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Fransa’da gençliğin talepleri karşılanmalı ve gençliğe yönelik saldırılar son bulmalıdır! </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaşasın eşit eğitim!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaşasın eşitlik, özgürlük, kardeşlik! </span></p>
<p><b>Sosyalist Liselilerden Aydınlanma Okulları’na Çağrı!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aydınlanma Okulları 11. Yılında: Karanlıklar Aydınlanıncaya Dek!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Liseli gençlik bugün geleceksizlikle, gerici eğitim politikalarıyla, MESEM’lerle, yapboza dönen sınav sistemiyle ve her geçen gün ağırlaşan sömürü koşullarıyla karşı karşıya. Bütün bunlar birbirinden bağımsız sorunlar değil; bizlerin yaşamını kuşatan sömürü düzeninin sonuçlarıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu düzeni değiştirmek isteyenler, önce içinde yaşadığı sistemi, toplumu anlamalıdır. Aydınlanma Okulları tam da bu ihtiyaçtan yola çıktı. Liseli gençlik 11 yıldır birlikte bilimi, tarihi, toplumu, felsefeyi, siyasal gelişmeleri tartışıyor; dünyayı anlayıp değiştirme iradesini büyütüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aydınlanma Okulları, anlatılmayanları anlatıyor, tartışılmayanları tartışıyor. Bize dayatılanın ötesine bakıyor, içinde yaşadığımız düzenin gerçeklerini birlikte sorguluyoruz. Çünkü etrafımızı kuşatan gerici karanlığı ve sömürü çarklarını ortadan kaldırmak için bu düzenin nasıl işlediğini ve neden değiştirilmesi gerektiğini bilmemiz; mücadelemizi bilinçli ve örgütlü bir hale getirmemiz gerekiyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aydınlanma Okulları 11 yıldır liseli gençliğin bu arayışının bir parçası. Bugün de okullarımızda, sokaklarda ve mücadele alanlarında eşit, özgür, laik bir ülke için verdiğimiz mücadeleyi büyütüyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">11 yıldır olduğu gibi bugün de öğreniyor, tartışıyor ve mücadele ediyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Liseli gençliği, karanlığın zihnimizi hedef almasına, tarihin ve bilimsel gerçeklerin çarpıtılmasına, hurafelerle dolu müfredatlara ve bizlere dayatılan köhnemiş düşüncelere karşı aydınlanma bayrağını yükseltmeye çağırıyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aydınlanma Okulları senin okulun!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu okulda, dogmatik, bilim dışı düşünceler yok. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu okulda, düzenin bizlere dayattığı “her koyun kendi bacağından asılır” düşüncesi yok.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu okulda, birlikte öğrenmenin, tartışmanın, okumanın ve ufkumuzu genişletmenin arayışı var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aydınlanma Okulları, “karanlığa teslim olmayız” diyenlerin okulu, bu okul senin okulun!</span></p>
<p><b>Birlik ve Dayanışma Hareketi: Haklarımız ve Geleceğimiz İçin Kadınlar Bir Adım Öne!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anayasa Mahkemesinin yoksulluk nafakasında yer alan “süresiz olarak” ibaresini iptal etmesi nafaka hakkının gaspına yönelik bir girişim olarak değerlendirilmelidir.  Kararın yürürlüğe gireceği 30 Haziran 2027’ye kadar Meclis’in önünde önemli bir düzenleme süreci bulunuyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kadınların istihdama katılımından ücret eşitsizliğine, ücretsiz bakım emeğinden yoksulluğa kadar uzanan sorunlar ortadayken nafaka yalnızca boşanma sonrasında ödenen bir para olarak değerlendirilemez. Yıllarca ev içi emek veren, çocuk ve yaşlı bakımını sırtlanan, çalışma hayatından uzak kalan ya da güvencesiz işlerde çalışmak zorunda bırakılan kadınlar için boşanma, aynı zamanda ciddi bir ekonomik belirsizlik anlamına geliyor. Nafaka hakkı bu koşullar içinde değerlendirilmek durumundadır. Yoksulluk nafakası, boşanmanın ardından yoksulluğa düşecek tarafın yaşamını sürdürebilmesini amaçlayan bir hukuki güvencedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üstelik mevcut hukukta nafakanın her durumda ömür boyu devam etmesi gibi bir düzenleme bulunmuyor. Yoksulluğun ortadan kalkması, yeniden evlenme gibi koşullarda nafakanın sona ermesine ilişkin hükümler hukukta mevcut.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Türkiye&#8217;de aile yapısını korumak, düşen doğurganlık hızına karşı nüfus dinamizmini sürdürmek ve toplumsal refahı artırmak” söylemleriyle Cumhurbaşkanlığı genelgesiyle 2026-2035 dönemini kapsayan “Aile ve Nüfus 10 Yılı” vizyonu ilan edildi. AKP iktidarı bir yandan resmi belgelerinde kadınların istihdamını artırmaktan, bakım hizmetlerine erişimin geliştirilmesinden ve kadınların ekonomik olarak güçlendirilmesinden bahsederken diğer yandan kadını aile içinde ve toplumsal alanda güçsüz bırakan, sömürü, gericilik ve şiddet sarmalına iten kararları hayata geçiriyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin üzerinden (20 Mart 2021) yıllar geçti. O tarihten bugüne kadınların şiddetten korunması, ekonomik bağımsızlığı ve eşitliği konusunda olumlu hiçbir gelişme olmadı. Bugün “Ailem Güvende” adı altında yürütülen politikalar ile güvenliğin ne anlama geldiğini iyi düşünmek gerekiyor. Kadın için güvenli bir aile; ekonomik bağımlılık nedeniyle terk edilemeyen bir ev, şiddet karşısında susmak zorunda kalınan bir ilişki ya da boşanma halinde yoksulluk korkusuyla sürdürülen bir evlilik olmamalıdır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yoksulluk da bir güvensizlik alanıdır. İşsizlik, güvencesiz çalışma, barınma sorunu, bakım yükü ve ekonomik bağımlılık da hayatlarımızı belirleyen gerçek tehditlerdir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu nedenle nafaka hakkını tartışırken kadınların neden nafakaya ihtiyaç duyabildiğini de konuşmak zorundayız. Kadınların güvenceli istihdama erişimini artıran, eşit işe eşit ücret ilkesini hayata geçiren, kamusal bakım hizmetlerini yaygınlaştıran, çocuk bakımını kadınların bireysel sorumluluğu olmaktan çıkaran ve kadınların şiddete maruz kalmadan güvenli bir yaşam sürdürebilmelerini sağlayan bir düzen gereklidir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP’nin kadınları gericilik, sömürü ve şiddet kıskacına almasına, nafaka hakkını gasp etmesine karşı mücadeleyi yükseltmek zorundayız. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsanca yaşayabileceğimiz, sokaklarında özgürce dolaşabileceğimiz bir ülke için kadınlar bir adım öne!</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-29-eylul-5-ekim-2026/">Komünist Birlik Haftalık 29 Eylül-5 Ekim 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 22 Eylül- 28 Eylül 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-22-eylul-28-eylul-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[komunistbirlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Sep 2026 16:55:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4456</guid>

					<description><![CDATA[<p>İşbirlikçiliğinizi Örtemezsiniz!  Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu’nda Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail’e yönelik konuşmaları ve Netanyahu’nun toplantıyı terk etmesi yandaş basın tarafından “dik duruş” ve “İsrail’e karşı mazlumların sesi olmak” şeklinde lanse edilmeye çalışılsa da AKP iktidarının işbirlikçiliği gizlenemiyor. İsrail’in son yıllarda Ortadoğu’da kazandığı ekonomik, siyasi ve askeri güç, emperyalizmin Ortadoğu planının bir parçası olarak değerlendirilmek durumunda. Suriye’nin çözülmesi, Lübnan’da Hizbullah’a yönelik saldırılar, Gazze’de gerçekleştirilen katliam ve İran’ın hedef tahtasına oturulması, bir bütün olarak emperyalizmin Ortadoğu’ya...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-22-eylul-28-eylul-2026/">Komünist Birlik Haftalık 22 Eylül- 28 Eylül 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>İşbirlikçiliğinizi Örtemezsiniz! </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu’nda Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail’e yönelik konuşmaları ve Netanyahu’nun toplantıyı terk etmesi yandaş basın tarafından “dik duruş” ve “İsrail’e karşı mazlumların sesi olmak” şeklinde lanse edilmeye çalışılsa da AKP iktidarının işbirlikçiliği gizlenemiyor. İsrail’in son yıllarda Ortadoğu’da kazandığı ekonomik, siyasi ve askeri güç, emperyalizmin Ortadoğu planının bir parçası olarak değerlendirilmek durumunda. Suriye’nin çözülmesi, Lübnan’da Hizbullah’a yönelik saldırılar, Gazze’de gerçekleştirilen katliam ve İran’ın hedef tahtasına oturulması, bir bütün olarak emperyalizmin Ortadoğu’ya yönelik saldırılarının çıktıları olarak ele alınmalıdır. ABD tüm bu adımları atarken bölgede İsrail’in önünü açmış ve İsrail’in güvenliğini merkeze koyan bir yaklaşımla hareket etmiştir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP, emperyalizmin Ortadoğu politikalarına güç akıtmış ve Suriye’nin yıkımında rol oynamıştır. Bugün de Ortadoğu’da emperyalist saldırganlıktan pay kapma ve rol üstlenme kavgası sürmektedir. AKP’nin imza attığı Mekke Anlaşması ve Türkiye’nin içinde yer aldığı Deniz Savunma Koalisyonu gibi projeler, özünde ABD’nin İran’ın kuşatılması hedefiyle uyumludur. İran’ın zayıflatılmasının ise bölgede İsrail’in başat gündemi olduğu bilinmektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ortadoğu’da oluşan tablodan pay kapmak ve bu durumu iç siyasette de hamasi söylemlerle örmek isteyen AKP’nin, siyonist İsrail rejimine yönelik “karşıtlığı” çıkar çatışmasından öte değildir. Yıllardır İsrail’le yapılan ticaret ve Filistin Barış Kurulu adı verilen, Trump’ı Gazze valisi yapan ve İsrail’in çıkarına olan anlaşmalar ortadayken, bugün AKP’nin İsrail “karşıtlığı” hamasetten ibarettir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP, işbirlikçidir ve ülkemizi emperyalist saldırganlığa ortak kılmaktadır. Türkiye’nin bağımsızlığı, emperyalizme karşı ikirciksiz bir duruştan ve programdan geçmektedir. Türkiye NATO’dan çıkmalı, emperyalist üsler kapatılmalıdır. Mekke Anlaşması ve Deniz Savunma Koalisyonu gibi anlaşmalardan çıkılmalıdır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm bunları hayata geçirebilecek tek güç ise işçi sınıfının örgütlü gücüdür. AKP’den ve düzen partilerinden emperyalizme, sermayeye ve gericiliğe karşı ilkeli bir duruş beklenmemeli; emekçiler memlekete ve geleceğine sahip çıkmalıdır. </span></p>
<p><b>ABD’nin Küba’ya Yönelik Tehdit ve Baskıları Tutmayacak!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">ABD Başkanı Donald Trump, New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Küba’yı hedef alan iddialarda bulunarak tehditler savurdu:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Benim yönetimim ayrıca Küba’daki durumun köklü bir değişimini arıyor; burada Komünist rejim büyük bir baskı altında, hiçbir zaman olmadığı kadar büyük bir baskı altında. Daha önce hiç olmadığı gibi başarısız oluyor ve çökecek. Pazarlıkları Marco Rubio yürütüyor. Küba ile derin pazarlıkların içinde.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Trump ayrıca şunları dile getirdi:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Küba rejimi sol kanat ve komünist ağlarla da birlikte çalıştı. Dışişleri Bakanlığımızın verdiği rapora göre ABD Komünist Partisi ve ANTİFA ile de iş birliği yaptılar. Komünizm asla ABD’ye gelmeyecek ama Küba’ya özgürlük gelecek. Küba’ya ve Meksika’ya güvenlik gelecek.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Trump’ın bu sözlerine tepki olarak Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez Parrilla başkanlığındaki heyet, Genel Kurul salonunu terk etti. Küba Dışişleri Bakanı Rodriguez, Trump’ın Küba’yla alakalı sözlerini “yalan ve iftira” olarak değerlendirdi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Küba Devrimi’nin ilk gününden bugüne ABD, Küba’ya ve Küba halkına yönelik ekonomik, askeri ve siyasi müdahalelerde bulunmuştur. Tüm dünyaya doktorlar gönderen Küba’yı tehdit olarak gören ABD’nin, dünyanın dört bir yanında işgaller ve darbeler gerçekleştirdiğini biliyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Küba, hiçbir ülke veya halk için tehdit oluşturmuyor; ancak Küba’nın sosyalist idealleri ve tüm zorluklara rağmen boyun eğmeyen direngenliği, ABD emperyalizmi için tehdit oluşturuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Küba halkının mücadelesini selamlıyoruz. Küba’ya yönelik her türlü müdahalenin karşısındayız. Emperyalizme karşı mücadeleyi yükselteceğimizi yineliyoruz.</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<p><b>AKP’den Üniversitelerde OHAL Uygulamaları </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İçişleri Bakanlığı’nın 2026-2027 eğitim- öğretim yılı öncesinde 81 ilin valiliğine gönderdiği “Üniversitelerde Güvenlik Tedbirleri” başlıklı genelge, iktidarın üniversitelere ve öğrenci gençliğe yaklaşımını yeniden tartışmaya açtı. Genelgede öğrencilerin barınma ve maddi sorunlarına ilişkin bazı tedbirlerden söz edilirken, öğrenci gruplarının, eylemlerin ve kampüslerdeki siyasal faaliyetlerin kolluk tarafından takip edilmesine yönelik kapsamlı düzenlemelerin de yer alması dikkat çekiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Genelgede öğrenci grupları, eylem ve etkinlikler hakkında istihbarat çalışmalarına ağırlık verilmesi, elde edilen bilgilerin ilgili birimler arasında paylaşılması, kampüslerde eylemlerin yoğun olarak gerçekleştirildiği alanlara kamera sistemlerinin kurulması, girişlerde kartlı geçiş, turnike ve parmak izi gibi sistemlerin kullanılması öngörülüyor. Bu uygulamalar, “üniversitelerde güvenlik” tartışmasının yalnızca öğrencilerin can ve mal güvenliği üzerinden değil, öğrenci hareketlerinin gözetimi ve denetimi üzerinden de kurulduğunu gösteriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öğrencilerin barınma, beslenme, ulaşım ve ekonomik güvencesizlik sorunları yıllardır devam ederken iktidarın üniversitelerdeki temel önceliklerinden birinin öğrenci hareketlerini takip etmek ve kampüsleri daha yoğun bir denetim alanına dönüştürmek olması siyasal bir tercihtir. Üniversite öğrencilerinin yaşadığı sorunların nedenlerini ortadan kaldırmak yerine, bu sorunlara karşı ortaya çıkabilecek tepkinin nasıl kontrol edileceğinin tartışılması üniversite politikasının geldiği noktayı göstermektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üniversitelerin sorunlarını çözmek yerine üniversiteyi daha fazla gözetleyen bir güvenlik anlayışı, öğrencilerin yaşadığı ekonomik ve sosyal sorunları ortadan kaldırmaz.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üniversiteler yalnızca öğrencilerin ders dinlediği ve sınava girdiği binalardan ibaret değildir. Üniversite; düşüncenin üretildiği, tartışıldığı, farklı fikirlerin bir arada olabildiği, öğrencilerin örgütlendiği ve ülkenin sorunları üzerine söz söylediği bir alandır. Üniversite tarihinin önemli bir bölümü de öğrencilerin kendi yaşamlarına ve toplumun geleceğine ilişkin söz söyleme mücadeleleriyle şekillenmiştir. Bu nedenle öğrencilerin hangi gruplarda bulunduğunun takip edilmesi, eylem alanlarının kameralarla gözetlenmesi ve öğrenci faaliyetlerinin istihbarat konusu haline getirilmesine yönelik her düzenleme yalnızca teknik bir “güvenlik tedbiri” olarak değerlendirilemez.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gerçek güvenlik; öğrencilerin kaldıkları yurtlarda yaşamını kaybetmediği, asansörlerin ve elektrik tesisatlarının düzenli olarak denetlendiği, yangın güvenliği önlemlerinin eksiksiz uygulandığı, öğrencilerin sağlıklı ve yeterli beslenebildiği, nitelikli ve erişilebilir barınma olanaklarına sahip olduğu koşulların yaratılmasıdır. Gerçek güvenlik, bir öğrencinin ekonomik nedenlerle eğitimini bırakmak zorunda kalmamasıdır. Gerçek güvenlik, gençlerin mezun olduğunda işsiz kalma korkusuyla yaşamamasıdır. Gerçek güvenlik, öğrencinin düşüncesini ifade ettiği, mücadele ettiği ya da üniversitesindeki sorunlara itiraz ettiği için kendisini baskı altında hissetmemesidir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üniversitelerin ihtiyacı OHAL&#8217;i hatırlatan bir gözetim düzeni değil; öğrencilerin haklarının ve özgürlüklerinin güvence altına alındığı bir düzendir.</span></p>
<p><b>Hayatımıza Kasteden Bu Düzen Değişmelidir! </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ekonomik sorunlar nedeniyle 2003 yılından bugüne 6.248 yurttaşımız hayatını kaybetti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Düşük maaş, alım gücünün düşmesi, enflasyon rakamlarının gerçekçi olmaması nedeniyle her yıl eriyen artışlar, barınma sorununda çözümsüzlük, sağlıklı gıdaya erişimdeki zorluk, beslenme yetersizliği, sağlık giderleri, ikinci bir işte ucuz iş gücü olarak çalışmak, ikinci işlerde geçirilen kazalar, iş cinayetleri ve kesilen primler nedeniyle kayıt dışı çalışmaya zorlanma, yalnızca bir solukta sıralanabilecek sorunlardan bazıları.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Artışların kök maaşlara uygulanmaması, intibak yasasının hâlâ çıkarılmamış olması, aylık bağlama oranlarının sürekli düşmesi, sağlıkta katkı payları ve devletin bakım evlerinin yetersizliği de emeklilerin karşı karşıya olduğu diğer sorunlar.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu sorunların sorumlusu, gözünü kâr hırsı bürümüş sermaye düzeni ve onun temsilcisi olan iktidardır. AKP iktidarı, sermaye sınıfına karşı görevlerini yerine getirmekte; emeklilerin ve işçi sınıfının mücadeleyle kazandığı hakları adım adım gasp etmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sermaye düzeni, tüm sorunları “bireylere” yüklemekte; emeklilerin kendilerini bir yük ve yetersiz olarak görmelerini sağlamayı hedeflemektedir. “Daha çok çalışsaydı, daha iyi bir işi olsaydı, daha tutumlu olsaydı, daha az çocuğu olsaydı, ayağını yorganına göre uzatsaydı” diye sıralanan cümleler, emekçilerin yıllardır döktüğü alın terini ve sosyal güvenlik haklarını görmezden gelmekte, sistemin sorumluluğunu emekçilerin üzerine yıkmaya çalışmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayatımıza kasteden bu düzenden soracak hesabımız var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsanca yaşayacağımız bir düzen için mücadeleyi yükseltmeli, haklarımıza, memlekete ve geleceğimize sahip çıkmalıyız. </span></p>
<p><b>Hoş Geldin Deniz!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gerçekleştirdiği gösterinin ardından iktidar ve yandaşları tarafından hedef gösterilen, “Cumhurbaşkanına hakaret”, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama”, “suçu ve suçluyu övme” suçlamalarıyla hukuksuz bir biçimde tutuklanan ve 88 gündür kuyu tipi cezaevinde tutulan Deniz Göktaş tahliye oldu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yoksullaşmaya, gericiliğin toplumu esir alma çabasına, işbirlikçi politikalara, her geçen gün artan geleceksizliğe karşı toplumda biriken tepkiyi bastırmak ve topluma gözdağı vermek için AKP iktidarı her yolu denemektedir. Hukuksuz yargılamalar da AKP’nin topluma yönelttiği bir saldırı olarak karşımıza çıkmaktadır. Seçme ve seçilme hakkını, eylem ve örgütlenme hakkını, ifade özgürlüğü hedef alan istibdat rejimine karşı mücadele her alana yükseltilmelidir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sanatçıya, öğrenciye, emekliye, emekçiye özetle tüm topluma yönelen bu zorbalığın karşısında birlik ve dayanışmayı yükseltelim.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hoş geldin Deniz!</span></p>
<p><b>Merdan Yanardağ’a Özgürlük!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gazeteci ve yazar Merdan Yanardağ, AKP yargısının “casusluk” suçlamasıyla tutuklanmış ve TELE1’e kayyum atanmıştı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP’nin topluma gözdağı vermek, muhalefeti susturmak ve bağımsız medya kuruluşlarını etkisizleştirmek amacıyla attığı bu hukuksuz adım karşısında Merdan Yanardağ, gerçekleri savunmaya ve direnmeye devam ediyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">336 gündür tutuklu olan Merdan Yanardağ’ın yanındayız. AKP’nin düzmece dosyalarla medya kuruluşlarına yönelik baskı, sansür ve kayyum uygulamalarıyla birlikte yurtseverlere, sendikacılara, aydınlara ve sanatçılara yönelik sürdürdüğü sindirme politikalarının karşısında durmaya devam edeceğiz!</span></p>
<p><b>Birlik ve Dayanışma Hareketi: Çocuklarımızı Karanlığa Hapseden Bu Düzenle Hesabımız Var!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Manisa’nın Turgutlu ilçesinde, İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde yaşanan silahlı saldırı, okullarımızın güvenliği tartışmasını bir kez daha gündeme getirdi. Daha bir gün önce “Okul Güvenliği İş Birliği Protokolü” imzalanmış olması ise sorunun birkaç güvenlik görevlisi, kamera ya da okul kapısına konulacak cihazlarla çözülemeyeceğini; çocuklarımızı tehdit eden şiddetin okul kapısında başlamadığını bir kez daha gösterdi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Turgutlu’da yaşananı tek bir çocuğun, tek bir ailenin ya da tek bir okulun sorunu olarak değerlendirmek, bu tablonun toplumsal nedenlerini görünmez kılmaktır. Okul güvenliği, çocukların nasıl bir ülkede yaşadığıyla, hangi olanaklara erişebildiğiyle ve geleceğe dair ne kadar umut taşıdığıyla doğrudan ilgilidir. Her saldırının ardından birkaç tedbir açıklayıp yola devam edilemez. Bugün çocuklar, bir yandan eğitim hakkından koparılarak MESEM ve benzeri uygulamalarla sermayenin ucuz iş gücü haline getirilirken, diğer yandan yoksulluk, geleceksizlik ve sosyal olanaklardan yoksunluk nedeniyle sokakta çeteleşmenin ve şiddetin tehdidiyle karşı karşıya bırakılıyor. Çocuklarımızı korumak; onları ucuz iş gücü olmaktan çıkaracak, çetelerin eline bırakmayacak, yoksulluğa ve geleceksizliğe mahkum etmeyecek bir yaşam kurmaktır. Okulların güvenliği; gerici ve piyasacı eğitim politikalarından vazgeçilmesini, tarikatlarla yapılan protokollerin sonlandırılmasını, öğrencilerin ve öğretmenlerin haklarının güvence altına alınmasını gerektiriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öğrenciler, öğretmenler ve veliler olarak yan yana gelmeli; çocuklarımızın yaşam hakkı, eğitim hakkı ve geleceği için mücadeleyi büyütmeliyiz. Bu düzenin çocuklarımıza dayattığı geleceği değiştirmek, ancak birlikte mücadele etmekle mümkündür. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocuklarımızı karanlığa hapseden bu düzenden hesap sormak, geleceğimiz ve memleketimiz için her alanda yan yana gelmeli, birliği ve dayanışmayı büyütmeliyiz!</span></p>
<p><b>Sosyalist Liseliler: Bu Düzen Güvenliğimizi Sağlayamaz! </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün Manisa’nın Turgutlu ilçesinde, İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde yaşanan silahlı saldırı bizlere bir kez daha gösteriyor: Bu düzen güvenliğimizi sağlayamaz! </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Daha dün Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile birlikte “Okul Güvenliği İş Birliği Protokolü”nü imzaladı. Bu açıklamanın üzerinden henüz 24 saat geçmeden bir liseden saldırı haberi gelmesi, eğitim döneminin henüz başında öğrencilerin ve öğretmenlerin güvenliğinin hâlâ sağlanmadığını ve sağlanamayacağını gösteriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçtiğimiz yıldan bugüne alınan önlemlerin yetersizliği ve mevcut politikaların çözüm üretmediği bugün bir kez daha açığa çıkmıştır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her saldırının ardından bizlere yeni “tedbirler” açıklanıyor. Eğitim dönemi başında “devletin bütün birimleriyle tedbir aldık” diyen Yusuf Tekin’in açıklamaları yaşanan saldırıyla birlikte bir kez daha boşa düşmüştür. Sorun yalnızca saldırıların ardından alınacak önlemler değil, eğitimin AKP’nin ve temsil ettiği tarikatların ve patronların çıkarları doğrultusunda şekillendirilmesi ve dönüştürülmesidir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Patronların ve Tarikatların Bakanı Yusuf Tekin, öğrencilerin ve öğretmenlerin güvenliğini istiyorsa istifa etmelidir! Tekin’in alacağı en iyi tedbir istifa etmesidir! </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Memleketimizi emperyalistlere, tarikatlara ve çetelere teslim eden siyasi iktidar, liselerimizde attığı her adımla ve imzaladığı her protokolle sömürü, güvencesizlik ve ölüm düzenini büyütüyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz liseliler biliyoruz ki okullarımızın güvenliği yalnızca güvenlik personeli sayısını artırmakla, kamera yerleştirmekle ya da X-ray cihazlarıyla sağlanamaz! Okulların güvenliği; eşit, özgür ve aydınlık bir ülkeden geçmektedir!  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaşanan saldırılar tekil örnekler değildir. Bugün yaşanan saldırı, AKP’nin 25 yıllık iktidarı boyunca yarattığı karanlık düzenin sonuçlarından yalnızca biridir. AKP’nin iktidara geldiği günden bu yana sürdürdüğü gerici ve piyasacı politikalar gençliğe geleceksizlikten, ölümden ve umutsuzluktan başka bir şey getirmemiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu düzende okullar güvenli olamaz. Bu düzen değişmelidir! </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyalist Liseliler olarak memleketimizin dört bir yanında bu karanlık düzene karşı mücadeleyi yükselteceğimizi yineliyor, bütün sıra arkadaşlarımızı eşitliğin ve özgürlüğün ülkesini kurmak için omuz vermeye çağırıyoruz!</span></p>
<p><b>Sosyalist Liseliler: Sıra Arkadaşlarımıza… </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçtiğimiz gün Manisa’da yaşanan saldırı hepimizi sarstı. Her birimiz aynı sıralarda oturuyor, aynı koridorlardan geçiyor, aynı kaygıları taşıyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaşanan her saldırının ardından nedenleri tek tek olaylarda, kişilerin davranışlarında ya da yalnızca güvenlik eksikliklerinde aranıyor. Oysa yaşadıklarımızı birbirinden kopuk olaylar olarak gördüğümüzde, bizi bu noktaya getiren koşulları da görmemiz zorlaşıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün okullarımızda şiddet, baskı ve geleceksizlikle karşı karşıyayız. Bir yandan eğitim hakkımız her geçen gün daha fazla sınavlara ve ekonomik koşullara sıkıştırılırken, diğer yandan MESEM’lerde arkadaşlarımız eğitimden koparılıp güvencesiz çalışma koşullarına itiliyor, hatta hayatlarını kaybediyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bütün bunlar birbirinden bağımsız değil.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir öğrencinin kendisini okulda, sokakta güvende hissedebilmesi; yalnızca okul kapısındaki önlemlerle sağlanamaz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün bizlere yaşananların tek tek olaylardan ibaret olduğu söyleniyor. Fakat yaşadığımız sorunlara bütünlüklü baktığımızda, karşımızda çok daha büyük bir tablo olduğunu görüyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu tablo karşısında birbirimizden uzaklaşmak, korkuya hapsolmak ve umutsuzluğa teslim olmak zorunda değiliz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çünkü yalnız değiliz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çünkü sorunun bu düzenin temellerinde olduğunu ve bu gidişatı kabul etmediğimizi biliyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aynı sıraları paylaşan bizler, yaşadığımız sorunları konuşabilir, birbirimizin sesini duyabilir ve geleceğimiz hakkında söz söyleyebiliriz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ve bugün umutsuzluğu değil, umudu büyütmek zorundayız. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu sistem bizi çeteler, tarikatlar, MESEM’ler eliyle sindirmek istiyor. Bu üçgene sıkışmak zorunda değiliz çünkü korkunun değil dayanışmanın, çaresizliğin değil birlikte vereceğimiz mücadelenin belirlediği bir gelecek mümkün olduğuna inanıyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sıra arkadaşlarımızla yan yana geldiğimizde, birbirimizin sesine ses olduğumuzda, korkularımızın karşısına dayanışmamızı koyduğumuzda değişmeyecek hiçbir şey yok.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz geleceksizliğe, gericiliğe, umutsuzluğa karşı, geleceğimize ve ülkemize sahip çıkıyor, büyük bir mücadeleye hazırlanıyoruz. Seni de bu mücadeleye güç katman için yan yana gelmeye çağırıyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gelecek ellerimizde ve o geleceği birlikte kuracağız.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-22-eylul-28-eylul-2026/">Komünist Birlik Haftalık 22 Eylül- 28 Eylül 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 15 Eylül-21 Eylül</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-15-eylul-21-eylul/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[komunistbirlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Sep 2026 17:32:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4453</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD Saldırganlığı Savaşı Yemen’e Taşıdı. MEKKE Anlaşması İşbirlikçiliktir! ABD emperyalizmi ve siyonist İsrail rejiminin Ortadoğu’ya yönelik müdahaleleri savaşı ve gerilimleri arttırarak yeni alanlara taşıyor. İsrail’in bölgede güç kazanması ve Gazze’de izlediği katliam politikalarıyla birlikte Suriye’de HTŞ’nin iktidara getirilmesi ve İran’a yönelik kuşatma-zayıflatma saldırıları Ortadoğu’yu büyük bir yıkıma sürüklemiş durumda. İran’ın İsrail saldırganlığına karşı misilleme hamleleri ve Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisi ABD emperyalizmini yeni stratejiler geliştirmeye sürükledi. Körfez ülkeleri üzerinden İran’ı kuşatma ve baskılama hamlesini sürdürmek...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-15-eylul-21-eylul/">Komünist Birlik Haftalık 15 Eylül-21 Eylül</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>ABD Saldırganlığı Savaşı Yemen’e Taşıdı. MEKKE Anlaşması İşbirlikçiliktir!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">ABD emperyalizmi ve siyonist İsrail rejiminin Ortadoğu’ya yönelik müdahaleleri savaşı ve gerilimleri arttırarak yeni alanlara taşıyor. İsrail’in bölgede güç kazanması ve Gazze’de izlediği katliam politikalarıyla birlikte Suriye’de HTŞ’nin iktidara getirilmesi ve İran’a yönelik kuşatma-zayıflatma saldırıları Ortadoğu’yu büyük bir yıkıma sürüklemiş durumda. İran’ın İsrail saldırganlığına karşı misilleme hamleleri ve Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisi ABD emperyalizmini yeni stratejiler geliştirmeye sürükledi. Körfez ülkeleri üzerinden İran’ı kuşatma ve baskılama hamlesini sürdürmek isteyen ABD aynı zamanda enerji nakil hatları noktasında alternatif yaratma arayışında. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tam da Ortadoğu’ya yönelik saldırganlığın arttığı ve İran’ın kuşatılmaya çalışıldığı bir kesitte devreye giren “Deniz Savunma Koalisyonu” ve “MEKKE Anlaşması” gibi adımlar tesadüf sayılmamalı. ABD, bir yanıyla İran’ın enerji ve altyapı merkezlerini hedef alırken bir yanıyla da diplomatik, ekonomik ve askeri araçlarla İran üzerindeki baskısını artırmayı amaçlamakta.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Babülmendeb’te yaşanan gerilim de emperyalist saldırganlığın bir sonucu olarak değerlendirilmeli. Suudi Arabistan’ın Babülmendeb üzerinde etkisini arttırmaya yönelik girişimleri Yemen’deki çatışmaları derinleştirerek bölgesel gerilimi tırmandırıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Husilerin Babülmendeb’deki etkisi ve İran’la karşıtlık taşımayan konumu, ABD ve İsrail’in bölgesel hedefleri açısından önemli bir engel oluşturuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik saldırıları ve emperyalizmin planları ortadayken AKP’nin altına imza attığı Mekke Anlaşması, ülkemizi emperyalizmin çıkarları doğrultusunda savaşa sokma riski taşımakta.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mekke Anlaşması gerekçe gösterilerek ülkemizin savaşa sokulmak istenmesi ve emperyalist saldırganlığın parçası haline getirilmesi kabul edilemez. İsrail’in insanlık dışı adımlarına sözde karşı olan AKP iktidarı, gerçekte İsrail’in çıkarlarına hizmet edecek adımlar atmaktan geri durmuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye, Mekke Anlaşması’ndan çekilmelidir. Bölgemizde ve ülkemizde barış ve insanca yaşam halkların emperyalizme, siyonist İsrail rejimine ve işbirlikçi iktidarlara karşı yükselteceği mücadele ile tesis edilecektir. </span></p>
<p><b>Akın Gürlek’ten Sonucu Belli Seçim İşareti</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Adana AKP il binasında düzenlenen “Türkiye Yüzyılı Buluşmaları” etkinliğinde konuşan Adalet Bakanı Akın Gürlek, “2028 yılında Sayın Cumhurbaşkanımızı tekrar seçmek için bir seçim düzenlenecek” dedi. Gürlek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu konuda teşkilatlara, kıymetli teşkilat mensuplarımıza, dava arkadaşlarımıza, yol arkadaşlarımıza çok önemli sorumluluk düşüyor.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Adalet Bakanı’nın “Recep Tayyip Erdoğan’ı tekrar seçmek için düzenlenecek seçim” ifadesi, daha şimdiden sonucu belli bir seçim anlayışını ortaya koyuyor. Kayyımlarla, butlanlarla ve ardı arkası kesilmeyen siyasi operasyonlarla Türkiye’de seçme ve seçilme hakkı fiilen işlevsizleştiriliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel ise “Biz o sandığa varacağız ve o seçimi alacağız!” diyerek yine sandığı hedef gösterdi. Sözde muhalif belediye başkanlarının ve milletvekillerinin takım değiştirir gibi parti değiştirdiği bir siyasi ortamda, sonucu şimdiden belli olduğu varsayılan seçimlerin tek kurtuluş yolu olarak gösterilmeye devam edilmesi, halkın aklıyla alay etmek demektir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Seçme ve seçilme hakkının ayaklar altına alındığı; tehdit ve şantajlarla ya da yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarıyla belediye başkanlarının, milletvekillerinin ve belediye meclis üyelerinin parti değiştirdiği; sonucu belli seçimlerin kurtuluş yolu olarak gösterildiği bir konjonktürde tek umut, halkın örgütlü biçimde siyasete müdahalesidir. İşçilerin, gençlerin, kadınların, işsizlerin ve ezilenlerin kurtuluşu kendi ellerindedir.</span></p>
<p><b>Deprem Bölgesinde Temel İnsani İhtiyaçlar Karşılanmalı, Ailelerin Hak Arayışı Yanıtsız Kalmamalıdır! </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">6 Şubat 2023 depreminden bu yana 3 yıl geçti. Deprem sırasında on binlerce insanımızı kaybettik. Yüzbinler ise deprem sonrasının zorluklarını yaşamaya devam ediyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Halen kalıcı konutların teslimi bekleniyor, yüzbinler konteynerde yaşamını sürdürmeye çalışıyor, bu yaşamın olumsuz sonuçlarının yükünü taşıyor. Zarar gören altyapılar yüzünden sağlıklı suya erişim kolay değil, yeni inşaat çalışmaları toz ile birlikte asbest riskini arttırıyor.Yoksulluk, işsizlik tüm bölgeyi kaplamış durumda, prefabrik sağlık alanları ile taşımalı eğitim bu ihtiyaçlara nitelikli erişimi de zorlaştırıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm bu güncel sorunların yanında, yıkılan binalar ile ilgili açılan davaların sonuçları, adalet arayışını alana taşıdı. Bunun güncel örneği Kahramanmaraş’ta yıkılan Ezgi apartmanı davası. Binadaki pastanenin sahiplerine, kolon ve duvar perdelerini kestiği için “olası kast ile kasten öldürme” suçlaması ile açılan dava sonucunda verilen ceza, taksir suçuna dönüşerek 8 yıl hapis ve tahliye ile sonuçlandı. Birçok kamu sorumlusu düşük cezalar ve beraat aldı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kararı hukuki, vicdani ve bilimsel olarak hatalı bulan aileler bu kararın gerekçesinin topluma açıklanması için Adalet Bakanlığı önünde eyleme başladılar.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Basit bir dikkatsizlik değildir yapılan, daha çok kar için insan yaşamına yapılan kasttır. Bu kastı yapanlar ile birlikte, ruhsat veren, denetlemeyen, denetim mekanizmasını piyasaya terk eden kamu görevlileri de en üst cezayı almalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aileler adalet arayışında. Sermayenin daha çok kar hırsı, kamunun görevini yapmaması, yargının sermayeye kalkan olmasına karşı, ailelerin haklı mücadelelerinin yanındayız. </span></p>
<p><b>Esnek Çalışma Sömürünün Derinleşmesidir! </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çağa uygun ve verimli bir çalışma modeli olarak sunulan “esnek çalışma”, sermayenin kârını artırmayı, işgücü maliyetlerini düşürmeyi ve işçi sınıfının örgütlü gücünü zayıflatmayı hedefleyen bir dönüşümün parçasıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Esnek çalışma; patronların sabit işgücü masrafından kurtulmak, piyasadaki riskler karşısında önceden kendini koruma altına almak, krizlerin yükünü emekçiye yıkmak için yaptığı plandır, güvencesiz, geleceği belirsiz bir işçi sınıfı hayalinin gerçekleşmesidir.</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Orta Vadeli Planın ilk açıklamasında yer verilen esnek çalışma ile AKP bu hayali gerçekleştirmek için ilk adımı attı. İlk planlarda tarafların görüşleri alınarak, mevzuat açıklanacaktı. Son Orta Vadeli plan ile tarafların görüşlerini alınmasını öngören ifadenin çıkarılmış olduğunu gördük, Bu, düzenlemenin kısa süre içinde doğrudan mevzuat yoluyla hayata geçirileceğinin işaretiydi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nitekim kısa süre sonra Mehmet Şimşek, kamu emekçilerinin çalışma sürelerinin 2027 yılının ikinci çeyreğinde, beş saatlik çekirdek çalışma ve kalan sürenin esnek çalışma olarak düzenleneceğini ilan etti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Buradaki amaç, tam zamanlı çalışmanın sağladığı ücret ve sosyal güvence yerine emekçilerin yarı zamanlı, daha düşük ücretli ve yarım sigortalı olarak çalıştırılmasıdır. Bu modelle patronların işçi sağlığı ve güvenliği konusundaki yükümlülükleri de kalmayacaktır.. Ayrıca bu çalışma modeli, kadın emekçilerin ev içi iş ve bakım yükünü daha fazla üstlenmelerine ve eve kapanmalarına yol açacaktır. Evde çalışmanın saatleri belirsizleşecek ve Mehmet Şimşek’te bunu “İş-Özel Hayat Uyumu” diye propaganda edecek.</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">İşçi sınıfı; düzenli ve güvenceli çalışma, kıdem tazminatı, sendikal haklar ve örgütlenme hakkı gibi kazanımlarını uzun yıllar süren mücadelelerle elde etmiştir. AKP iktidarı ise işçi sınıfının bu tarihsel kazanımlarına bir çırpıda el koymak istemektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sömürünün derinleşmesine ve kazanımlarımızın gasp edilmesine izin vermeden; emeğimizin karşılığını aldığımız gerçek ücretler, daha kısa çalışma saatleri ve güvenceli bir iş hayatı için mücadeleyi büyütmeliyiz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Esnek çalışma modellerine karşı işçi sınıfı örgütlü gücüyle haklarına sahip çıkmalı, Şimşek Programı’na ve krizin faturasının emekçilere kesilmesine karşı insanca bir yaşam, eşitlikçi bir düzen mücadelesini yükseltmelidir. </span></p>
<p><b>Sosyalistlere Özgürlük!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP iktidarı, bir yandan kendi bekası için siyasetin alanını ve sınırlarını daraltmaya çalışırken, diğer yandan ardı arkası kesilmeyen operasyonlarla devrimcileri bu alanın tamamen dışına itmeyi hedeflemektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Neredeyse her güne yeni bir gözaltı dalgasıyla uyandığımız bu süreçte, İstanbul merkezli 10 kentte düzenlenen ev baskınları siyasi tasfiye çabalarının son halkası olmuştur. Onlarca sosyalistin, içi boş ve kurgu bir &#8220;itirafçı&#8221; beyanı bahane edilerek sabaha karşı gözaltına alınması, artık hukukun iktidarın bir baskı aracına dönüştürüldüğünün en açık kanıtıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İktidar çok iyi bilmelidir ki; asılsız dosyalar, şafak baskınları ve gözaltılar bu ülkedeki eşitlik ve özgürlük mücadelesini asla boğamayacaktır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz sosyalistler ve devrimciler , toplumu korkutmayı ve yalnızlaştırmayı amaçlayan bu sindirme çabalarına asla geçit vermeyeceğiz!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hukuksuz şekilde gözaltına alınan tüm sosyalistler derhal serbest bırakılmalıdır!</span></p>
<p><b>BKP: Ayrımcılığa ve Karanlığa Geçit Vermeyeceğiz! </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP tarafından göreve getirilen, muhalefete yönelik yargı operasyonlarıyla tanınan Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, geçtiğimiz günlerde ismini “Ailem Güvende” olarak duyurduğu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan LGBTİ+ derneklerinin yönetici ve üyelerine dönük operasyonlar devam ediyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dün İzmir’de bugün ise İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde LGBTİ+ bireylere yönelik saldırıları protesto etme amacıyla gerçekleştirilen eylemlere saldırı ve gözaltı emri veren AKP, açık bir biçimde insan haklarını ve Anayasayı çiğnemektedir. Yıllardır LGBTİ+ bireylere nefret kusan AKP, bugün aile kılıfına sığınarak gericiliğini topluma dayatmanın ve meşrulaştırmanın arayışındadır. Bugün aileyi korumaktan bahseden AKP, gericiliğin kuşatmaya çalıştığı, aile içi şiddetten dolayı katledilen kadınlardan ve LGBTİ+ bireylerden bahsetmemektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP’nin karanlığına, nefretine ve zorbalığına teslim olmayacağız!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">LGBTİ+ bireylere yönelik saldırılar ve nefret söylemleri son bulmalı, tutuklanan ve gözaltına alınanlar serbest bırakılmalıdır!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">15.09.2026</span></p>
<p><b>Sosyalist Liseliler: Mayanız MESEM, İlk Dersiniz Ölümdür!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yusuf Tekin yeni eğitim öğretim yılını “kardeşlik” sözleriyle karşılıyor. Peki sizin kardeşlikten anladığınız nedir Yusuf Tekin?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Arkadaşlarımızın okuması gereken yaşta patronların yanında çalıştırılması mı?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">MESEM’lerde iş cinayetlerine kurban giden arkadaşlarımız mı?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tarikat ve cemaatlerin yurtlarına teslim edilen, yaşamına son veren arkadaşlarımız mı?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Siz “aynı sırayı paylaşmaktan” söz ederken, o sıralardan arkadaşlarımız eksiliyor. Çünkü sizin düzeninizde bizler öğrenci değil, patronlar için ucuz iş gücüyüz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">MESEM’lerle sıra arkadaşlarımızı sermayenin önüne atan, onları güvencesiz ve denetimsiz işyerlerinde çalıştıran düzenin başındaki isimlerden biri Yusuf Tekin’dir. Her ölümün ardından birkaç cümlelik taziye, birkaç göstermelik soruşturma yetmez. Bizlerin canını patronların kârından daha değersiz gören bu düzenin hesabı verilmelidir. Yusuf Tekin istifa etmelidir!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Farklılıklarımızla yan yana duracağız” diyorsunuz. Oysa okullarda laik ve bilimsel eğitimi geriletiyor, arkadaşlarımızı tarikat ve cemaatlerin etkisine bırakıyor, ÇEDES ve MESEM gibi uygulamalarla bizlerin geleceğini sermayeye teslim ediyorsunuz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bizim kardeşlik anlayışımız sizin anlattığınız gibi lafta değildir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kardeşlik, arkadaşımızın emeğinin patrona peşkeş çekilmesine karşı çıkmaktır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kardeşlik, bir arkadaşımızın daha iş cinayetinde hayatını kaybetmesine izin vermemektir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kardeşlik, hepimizin eşit, parasız, laik ve bilimsel eğitim hakkı için yan yana gelmektir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sizin mayanız piyasacılıktır, gericiliktir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bizim mayamız eşitlik, ilk dersimiz mücadeledir!</span></p>
<p><b>Sosyalist Düşünce Toplulukları: Çabalarınız Nafile! Gençlik Yeni Osmanlıcı Düzeninize Sığmaz! </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İçişleri Bakanlığı’nın üniversiteler açılırken Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve YÖK ile birlikte 81 ilin valiliğine “Üniversitelerde Güvenlik Tedbirleri” başlıklı bir genelge gönderdiğini öğrendik. 17 maddeden oluşan bu genelgede, gençliğin yıllardır karşı karşıya kaldığı sorunlara çözüm üretmek yerine üniversiteler ve yurtlar birer güvenlik meselesi olarak ele alınıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üniversiteliler yıllardır barınma, beslenme, ulaşım ve geçim sorunlarıyla mücadele ediyor. KYK bursları öğrencilerin temel ihtiyaçlarını dahi karşılamakta yetersiz kalırken, nitelikli ve ulaşılabilir barınma hakkı her geçen gün daha büyük bir sorun haline geliyor. Ancak iktidarın gündemi bu sorunları ortadan kaldırmak değil; öğrencilerin bu sorunlar karşısında yan yana gelmesini, söz söylemesini ve hak aramasını denetim altına almak oluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Genelgede barınma sorunu yaşayan öğrenciler için misafirhanelerden ve çeşitli desteklerden söz edilirken; aynı metinde öğrenci gruplarına ilişkin bilgilerin kolluk birimleri arasında paylaşılması, kampüslerde eylemlerin yoğunlaştığı alanlara kameralar yerleştirilmesi ve öğrenci olaylarında elde edilen belgelerin ileride yapılacak işlemlere esas olmak üzere kayıt altına alınması isteniyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Genelgenin dikkat çeken maddelerinden biri de öğrenci yurtlarındaki asansörlerin bakım ve kontrollerine ilişkin. Zeren Ertaş’ın KYK yurdunda yaşanan asansör faciasında hayatını kaybetmesinin ardından üniversiteliler günlerce sokaklarda ve kampüslerde ses çıkarmıştı. Genelgede şimdi asansörlerin aylık bakımlarının, gerekli onarımlarının ve yıllık kontrollerinin yapılmasına özel olarak yer veriliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yurtlar ve üniversitelerdeki en temel denetimleri bir “güvenlik tedbiri” olarak genelgeye eklemek, sorunun nerede olduğunu bir kez daha gösteriyor. Öğrencilerin güvenliği; kampüslere daha fazla kamera koymakla, turnikeleri çoğaltmakla, öğrenci gruplarını takip etmekle sağlanamaz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Güvenli, umutlu ve insanca bir yaşam öğrencilerin kaldıkları yurtlarda ölmediği, sağlıklı ve yeterli beslenebildiği, insanca koşullarda barınabildiği, gericiliğin kuşatmasına hapsedilmediği, işsizlik sorunuyla karşı karşıya kalmadığı ve ekonomik kaygılar yüzünden eğitiminden vazgeçmek zorunda olmadığı bir ülkede yeşerebilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gençliğin yaşadığı sorunların üzerini baskıyla örtmeye çalışanlara bir kez daha sesleniyoruz: </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bizleri susturmaya ve kampüslerimizi denetim altında tutmaya yönelik çabalarınız nafile! </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçmişte de bir çok kez denenmiş bu adımlar boşunadır. Gençlik, AKP’nin baskı ve zorbalığına teslim olmamış, AKP istediği gençliği yaratamamıştır! </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gençlik yeni Osmanlıcı düzeninize sığmayacak, bağımsızlık, laiklik, eşitlik ve özgürlük kavgasından bir adım geriye atmayacak!</span></p>
<p><b>Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 15. Sayısı Çıktı!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İki haftalık halk gazetesi Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 15. sayısı “AKP Memleketi Adım Adım Satıyor! Biz Devleştireceğiz!” manşetiyle çıktı. Birlik ve Dayanışma Gazetesi, mahallelerde, kent meydanlarında, işyerlerinde ve okullarda emekçilerle, kadınlarla ve gençlerle buluşmaya devam ediyor. </span></p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-15-eylul-21-eylul/">Komünist Birlik Haftalık 15 Eylül-21 Eylül</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 8 Eylül– 14 Eylül 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-8-eylul-14-eylul-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[komunistbirlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2026 18:35:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4449</guid>

					<description><![CDATA[<p>AKP, Emperyalizm ve Siyonist İsrail Rejimi İle Ortaktır!  ABD’nin Suriye ve Irak Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’la Recep Tayyip Erdoğan arasındaki kapalı görüşme ve ardından paylaşılan mesajlar AKP’nin, ABD emperyalizminin başta bölge politikaları olmak üzere 36. NATO Zirvesi’nin çıktılarıyla uyumluluğu göstermesi açısından önem taşıyor. Suriye’nin çözülmesinden, Filistin’de uygulanan katliam politikalarına, İran’a yönelik kuşatmadan İsrail’in bölgede gücünü artırmasına kadar uzanan emperyalist saldırganlığın mimarlarından olan Tom Barrack, Beştepe görüşmesinin ardından şunları ifade etti: “Bugün Beştepe’de...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-8-eylul-14-eylul-2026/">Komünist Birlik Haftalık 8 Eylül– 14 Eylül 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>AKP, Emperyalizm ve Siyonist İsrail Rejimi İle Ortaktır! </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">ABD’nin Suriye ve Irak Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’la Recep Tayyip Erdoğan arasındaki kapalı görüşme ve ardından paylaşılan mesajlar AKP’nin, ABD emperyalizminin başta bölge politikaları olmak üzere 36. NATO Zirvesi’nin çıktılarıyla uyumluluğu göstermesi açısından önem taşıyor. Suriye’nin çözülmesinden, Filistin’de uygulanan katliam politikalarına, İran’a yönelik kuşatmadan İsrail’in bölgede gücünü artırmasına kadar uzanan emperyalist saldırganlığın mimarlarından olan Tom Barrack, Beştepe görüşmesinin ardından şunları ifade etti: “Bugün Beştepe’de Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir araya gelmekten onur duydum. Bu yıl Amerika’nın 250. yıldönümünü kutlarken ve Türkiye ile ABD arasındaki diplomatik ilişkilerin bir asırlık geleceğine bakarken şunu söyleyebilirim: Bu ittifak hiç bu kadar güçlü olmamıştı. Türkiye ve ABD, NATO müttefikleri, ekonomik ortaklar ve on yıllara dayanan ortak tarih boyunca birbirlerine destek olmuş dostlar olarak derin bağlara sahiptir. Bugünkü görüşme, bölgesel güvenlik, ekonomik işbirliği ve iki ülke arasındaki kalıcı ortaklığa yönelik ortak taahhüdümüzü bir kez daha teyit etti.&#8221; </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP iktidarı, ülkemiz ve bölge halklarına savaştan, yoksulluktan, bağımlılıktan, gericilikten başka bir şey getirmeyen emperyalizm ve onun savaş örgütü NATO’ya bağlılığını her fırsatta dile getiriyor ve Suriye’de gerçekleşen emperyalist dönüşüm başta olmak üzere İran’a yönelik kuşatmanın parçası oluyor. Mekke Anlaşması, Deniz Savunma Koalisyonu gibi ortaklıklarla emperyalizmin İran’ın zayıflatılması ve güçsüzleştirilmesi politikasına güç katan AKP, diplomatik alanda ise iki yüzlü bir politika izlemektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">ABD’den, NATO’dan, emperyalizmin Ortadoğu bekçisi Tom Barrack’tan medet ummak, geçmişte 6. Filo’yu kendine kıble yapan sağcılığın bugünkü yansımasıdır. Ülkemizin bağımsızlığı, bölgemizde barış, halkların kardeşliği ve insanca bir yaşam emperyalizme ve onun işbirlikçi iktidarlarına karşı mücadele ile sağlanacaktır.</span></p>
<p><b>Sermayenin Sömürü ve Yoksulluk Planına Karşı Birlik ve Dayanışmayı Büyütelim!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">3 yıllık dönemsel politikayı içeren ve her yıl Eylül ayında günün koşullarına göre revize edilen OVP (Orta Vadeli Plan) yeniden, yeni hedefler ile güncellendi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">OVP’nin genel politikası, sermaye birikim modelini odağına alıp, emeğin milli gelirden aldığı payı baskılamak ve ekonomik krizin yükünü işçi sınıfının üstüne yıkmaktan ibaret. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP iktidarı OVP ile birlikte gerçekleşen değil hedeflenen enflasyon artışlarından yola çıkıp ücret artışları yaparak, reform adı altında esnek ve güvencesiz iş modellerini destekleyerek, kıdem tazminatlarını bireysel fonlara devretmeyi planlayarak, kamu yatırımlarını, sosyal hakları kısıtlayarak bunun yanında sermayeye teşvik, vergi muafiyetleri ile servet transferi yaparak, emekçi sınıfın yüklendiği dolaylı vergileri sürekli arttırarak krizin sonuçlarını bizim üstümüze yıkıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Enflasyonu tetikleyen yüksek karlar olmasına rağmen emekçilerin gelir artışları hedefe konuyor. Önümüzdeki üç yılın hedefleri bu yüzden de sürekli revize ediliyor. 2026 hedefi; 2023 yılında 8,5 idi, 2024 yılında 9,7 oldu. 2025’te 16,0’ya ulaşan hedef bu yıl 28,4’e fırladı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Orta Vadeli Plan&#8217;da asgari ücretin erimesi, milli gelirin bölüşülmesindeki eşitsizlik ve her yıl emekçilerin payının küçülmesi, sosyal yardımların artırılması ve genişletilmesi yok. Emeklilerin açlık sınırındaki maaşlarının nasıl düzeleceği, işçinin patronlar karşısında örgütlenmesinin önünü açma planı da yok.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Emekçilerin planını ise; temel ihtiyaçların ücretsiz sağlanması, işçilerin yönetime katılması, stratejik sektörlerin kamulaştırılması, daha az çalışma saatleri, insanca ücret ve tam istihdam oluşturmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP’nin emek üzerindeki baskısına ve her geçen gün artan yoksulluğa karşı işçi sınıfı birlik ve dayanışmayı yükseltmelidir. Unutulmamalıdır ki, işçi sınıfının örgütlü gücü sermayenin ve AKP’nin sömürü programını dağıtacaktır!</span></p>
<p><b>AKP&#8217;nin LGBTİ+ Bireyler İçin Anlamı Sömürü, Baskı, Nefret, Düşmanlıktır!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, ismini “Ailem Güvende” olarak duyurduğu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan LGBTİ+ derneklerinin yönetici ve üyelerine dönük operasyonlarla 162 kişiye adli işlem başlatıldı. 10’dan fazla kişi ev baskınlarıyla gözaltına alındı. “Müstehcenlik” ve “istismar” suçlamalarının gerekçe edildiği bu operasyonlar; hukuka ve özgürlüğe dönük süren saldırıların devamı niteliğindedir. Kadına yönelik şiddetin, baskının, sömürünün, tacizin her geçen gün arttığı ülkemizde; iktidarın güya aileyi korumak adına attığı adım LGBTİ bireylere saldırıdır. İktidar aileyi korumak istiyorsa aile içi şiddetten dolayı kaybettiğimiz kadınları konuşmalıdır. Aile korunmak isteniyorsa; yoksulluk yüzünden tarikat yurtlarına teslim edilen çocuklara dönük istismarı konuşmalıdır. Yürütülen operasyonlar koruma değil, saldırıdır. AKP’nin; emekçilerin, kadınların, çocukların, LGBTİ bireylerin hayatlarında anlamı sömürü, nefret, baskı, operasyonlar ve apaçık düşmanlıktır. AKP, sindiremediği toplumsal kesimlere dönük baskıya devam etse de, kendisine teslim olunmadığını çok iyi bilmektedir.</span></p>
<p><b>Emekçiler Düzen Siyasetçilerine Mahkum Değil!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Beştepe’de gerçekleştirdiği görüşme ve bu buluşmayı &#8220;ülkeyi yönetenlerle görüşmeyeceksek nasıl hizmet edeceğiz&#8221; argümanıyla meşrulaştırma çabası, düzen siyasetinin işine geldiğinde nasıl da aynı çizgide buluştuğunu bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir. Yavaş’ın bu görüşmeyi halka hizmet gibi göstermesi ise kimseyi kandırmamalı. Ortada memleket ya da Ankara sevdası falan yok; tamamen aynı rant çarkını döndürmek ve zenginlerin düzenine dokunmamak için kurulmuş bir çıkar ortaklığı var.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu sözde &#8220;hizmet&#8221; ve &#8220;oy birliği&#8221; şemsiyesi altında Ankara’da emekçilere reva görülen tablo ise tüm çıplaklığıyla ortadadır. Ankara halkı, yıllardır AKP’nin kenti yağmalayan rantçı belediyeciliğinden bir kopuş beklerken, Yavaş yönetimi tam aksi bir istikamette sermayenin ve müteahhitlerin çıkarlarını öncelemiştir. ODTÜ ormanını katleden, yağmayı hızlandıran ODTÜ rant yolunun Yavaş yönetimi eliyle inatla sürdürülmesi, sermaye birikimi söz konusu olduğunda iktidar ile düzen muhalefeti arasındaki suni sınırların nasıl silindiğini kanıtlamaktadır. Öte yandan, dev bütçeli metro projeleri Beştepe’nin onayına bağlanıp bir siyasi şantaj malzemesine dönüştürülürken, Ankara’nın emekçi milyonları her gün yetersiz otobüs seferlerine, bitmek bilmeyen ulaşım kuyruklarına ve çürümüş bir toplu taşıma altyapısına mahkûm edilmektedir. Sermayeye ve inşaat baronlarına rant yolları açanlar, işçi sınıfının en temel kent hakkı olan ulaşımı devasa bir krize çevirmiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Siyasetini emekçi sınıfların çıkarları üzerinden değil, “devletin bekası”, sermayenin kârlılığı ve sağ-muhafazakâr hegemonyanın tahkimi üzerinden kuran bir yaklaşımın, günün sonunda iktidar bloğu ile buluşması eşyanın tabiatı gereğidir. Düzen siyasetinin sahte kutuplaşmaları tavanda egemenlerin rant paylaşımlarıyla son bulurken, faturayı her daim işçi sınıfı ödemektedir. Emekçi halkın kurtuluşu, burjuvazinin şu veya bu siyaseti arasında ehvenişer aramakta değil, kendi bağımsız sınıf siyasetini örgütleyerek bu köhnemiş rant düzenini kökünden yıkmaktan geçmektedir. </span></p>
<p><b>AfD’nin Seçim Zaferi ve İşçi Sınıfı Siyasetinin Yokluğu</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Almanya’nın Saksonya-Anhalt eyaletindeki seçimlerde aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif (AfD) partisi, oyların yüzde 44’ünü alarak birinci parti oldu. Bir önceki seçime göre oylarını iki katından fazla artıran AfD’nin zaferi hiç kimse için sürpriz olmadı. Şu anda ülke genelinde yapılan anketler, AfD’nin yüzde 29 oy oranıyla birinci parti olabileceğini öngörüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AfD’nin özellikle sosyalist, eski Demokratik Almanya Cumhuriyeti (DAC) topraklarında yükselişe geçmesinin tarihsel sebepleri var. 1990 yılında emperyalizmin kuklası Almanya Federal Cumhuriyeti, sosyalist Demokratik Almanya Cumhuriyeti’ni topraklarına kattı. Burjuva medyası bu olayı Berlin Duvarı’nın yıkılması ve iki Alman devletinin birleşmesi olarak müjdeledi. Ancak aslında yaşanan şey, kapitalist Almanya’nın sosyalist Almanya’yı ilhak etmesiydi. Sosyalist Almanya’nın fabrikaları satılarak özelleştirildi. İşsizliğe sebep olan bu durum, Doğu’dan Batı’ya olan göçü hızlandırdı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üzerinden 36 yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ eski Demokratik Almanya Cumhuriyeti topraklarında yaşayan Almanlar daha az maaş kazanıyor, hane halkı gelirleri daha düşük ve işsizlik daha yüksek. Bu sorunların üzerine göçmen krizi de eklenince, Doğu Almanya’daki vatandaşların mevcut siyasi düzene olan tepkisinden faydalanan aşırı sağcı AfD, seçmen nezdinde ciddi bir güç kazanıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AfD, halkın düzene karşı öfkesini göçmenlere yönlendirerek popülizm yapıyor. Sosyalist hareketin ve sınıf siyasetinin zayıfladığı her alanda, ne yazık ki aşırı sağcılar bu durumdan kolayca faydalanıyor. Emekçilerin sömürü düzenine karşı biriktirdiği tepkiler ve duyduğu rahatsızlıklar, aşırı sağcılar tarafından manipüle ediliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Küresel kapitalist sistemin krizlerinin derinleştiği günümüzde, işçi sınıfı mücadelesinin ve  sosyalist seçeneğin zayıflığında üç aşağı beş yukarı benzer bir tablo ile karşılaşıyoruz: Aşırı sağcılar güç kazanırken sistemin eski partileri kan kaybediyor. Koşullar işçi sınıfı siyasetini çağırıyor.</span></p>
<p><b>Parti 106 Yaşında! Selam Olsun Türkiye’nin Aydınlık Geleceğine!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye Komünist Partisi 10 Eylül 1920’de Bakü’de kuruldu. Birinci emperyalist paylaşım savaşının ardından gelen büyük yıkım, yoksulluk ve karanlık içerisinde kurtuluş kavgasını göğüslemek komünistlerin göreviydi. Anadolu, emperyalist işgal altında zayıflamıştı. Saray, kurtuluş mücadelesini baltalamanın ve memleketi esir düşürmenin arayışındaydı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm bu yıkımın içerisinde dünya halklarına ve işçi sınıfına armağan olacak büyük Ekim Devrim’i Rusya’da Bolşevikler önderliğinde gerçekleşecek, Anadolu’da filizlenen kurtuluş arayışına güç akıtacaktı. Partimiz, emperyalist işgale karşı Anadolu halkının kurtuluş kavgasına katılmak, Bolşevikler önderliğinde gerçekleşen Ekim Devrimi’nin gücüyle Türkiye’de işçi ve köylülerin iktidarını kuracak bir mücadeleyi başlatmak için ülkeye dönme kararı aldı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Parti; kuruluşundan itibaren büyük zorluklar, siyasi cinayetler, tevkifatlar ve yasaklamalarla karşı karşıya kaldı. Kurtuluş Savaşı’na katılmak ve Anadolu halkıyla buluşmak için yola çıkan Parti kurucu kadrolarımız Mustafa Suphi ve onbeşler katledildi. Parti’nin işçi sınıfıyla, gençlerle, aydınlarla buluşması engellenmek istendi, sosyalizm mücadelesi boğulmaya çalışıldı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Amaç belliydi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye emperyalizme bağımlı kılınacak, sermaye sınıfının insafına bırakılacak, gericilik toplumun her alanında kol gezecek ve emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi ile kurulan Cumhuriyet adım adım tasfiye edilecekti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">10 Eylül 1920’den bugüne 106 yıl geçti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünya emperyalist haydutluğun kol gezdiği, savaşların, yoksulluğun, geleceksizliğin normalleştiği bir döneme girdi. Emperyalizm krizini ve sıkışmalarını aşmak için dünyayı büyük bir belirsizliğin içerisine sürükledi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ülkemiz AKP tarafından kurulan bir istibdat rejimiyle yönetiliyor, emperyalist projelere ortak kılınıyor, otoyol ve köprüleri satışa çıkarılıyor, seçme ve seçilme hakkı dahil olmak üzere en temel yurttaşlık hakları dahi rafa kaldırılıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm bunlara rağmen bir temel gerçek değişmiyor. Sömürü düzeni, ne dünyada ne de ülkemizde emekçilere, kadınlara, gençliğe bir gelecek sunabiliyor. Yine Anadolu halkı dün emperyalist işgale ve sarayın gericiliğine nasıl boyun eğmediyse bugün de ülkemiz AKP zorbalığına ve karanlığına teslim olmuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Komünistler 106 yıl önce emperyalistlere ve memleketi onlara peşkeş çeken padişahlığa karşı emekçilerin iktidarını ve sosyalist Türkiye kavgasını nasıl yükseltti ise bugün de emperyalist haydutluğa, Yeni Osmanlıcılığa ve istibdat rejimine karşı kurtuluş kavgasını yükseltmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birleşik Komünist Parti 10 Eylül 1920’nin 106. yılında tüm emekçileri, kadınları ve gençliği sosyalist Türkiye mücadelesine güç vermeye, AKP zorbalığına ve karanlığına karşı örgütlenmeye çağırmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Emperyalistlerin, patronların, gericiliğin yeni Osmanlıcılık sevdası boşa düşecek; laik, bağımsız, kamucu ve sosyalist bir Türkiye emekçilerin ellerinde yükselecektir!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birleşik Komünist Parti Merkez Komitesi</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">10.09.2026</span></p>
<p><b>12 Eylül’ün Karanlığı AKP İle Devam Ediyor!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">12 Eylül 1980’de gerçekleştirilen amerikancı faşist darbenin üzerinden 46 yıl geçti. Türkiye’de yükselişe geçen işçi sınıfı hareketini ve sosyalizm mücadelesini baskılamak, düzeni emperyalizmin ekonomik ve siyasi politikalarıyla uyumlu hale getirmek için yapılan darbe ülke tarihindeki en karanlık dönemlerden birine kapı araladı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sendikalar ve siyasi partiler kapatıldı. Eylemler, grevler yasaklandı. Basın özgürlüğü ortadan kaldırıldı. Sosyalistler, devrimciler işkencelerde katledildi, idam edildi. Dinci gericilik süreciyle birlikte, özelleştirmelerle yağma hız kazandı. 12 Eylül’ün baskı ve zorbalığı işçi sınıfının kazanılmış tüm haklarını patronların insafına bıraktı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP, 12 Eylül’ün açtığı yolda yürüyerek, Cumhuriyet’in tüm kazanımlarını ortadan kaldırmayı hedefleyen bir rejim kurdu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün de AKP, işçi sınıfını sefalet ücretine, örgütsüzlüğe, güvencesizliğe; gençliği işsizliğe ve geleceksizliğe; kadınları gericiliğin karanlığına, ölümlere ve sömürüye mahkûm ederek iktidarını ayakta tutma arayışında. Seçme ve seçilme hakkını gasp eden, ülkemizi emperyalist projelere ortak kılan; gazetecileri, yazarları, komedyenleri yargı sopasıyla tutuklayan AKP, 12 Eylül zihniyetini devam ettirmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP’nin yalanlarına ise emekçilerin karnı toktur!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her fırsatta 12 Eylül’le ve darbe anayasası ile hesaplaştığını söyleyen AKP, 12 Eylül’ü aratmayacak bir istibdat rejimi kurmuştur. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">12 Eylül’ün hesabını sormak da, AKP zorbalığından kurtulmak da bugün emperyalizme, sermaye düzenine ve gericiliğe karşı bütünlüklü bir mücadeleden geçmektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birleşik Komünist Parti Merkez Komitesi</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">12.09.2026</span></p>
<p><b>SDT: Memleket ve Gelecek Kavgası Üniversiteden Geçer! </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yeni bir dönem daha başlıyor. Amfilerin dolacağı, kampüslerde kulüplerin -açabilirlerse- stantlarını açacağı, gençlerin yine yurt sıralarında barınma sorununun çözülmesini umacağı, beslenme sorunuyla yüz yüze geleceği bir döneme daha giriyoruz. Tüm bunlar yaşanırken memleketimizdeki gelişmeler de oldukça kritik bir yere doğru ilerliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye, AKP iktidarının emperyalizmin ihtiyaçları doğrultusunda ülkeyi yeniden şekillendirdiği bir dönemden geçiyor. Yanı başımızda, Ortadoğu’da güç dengeleri değişirken; ülkemizde bunun izdüşümü olan yeni bir “çözüm süreci” ilerletiliyor, ana muhalefet partisine yönelik operasyonlar hız kazanıyor, ekonomik kriz emekçileri her geçen gün daha ağır koşullara mahkûm ediyor. AKP&#8217;nin bu adımlarının kampüs kapılarından içeri girmemesi mümkün mü?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP döneminde üniversitelere ve gençliğe yönelik müdahaleler her geçen gün arttı. KHK’larla akademisyenlerin üniversitelerden uzaklaştırılması, atanmış rektörler aracılığıyla üniversite yönetimlerinin şekillendirilmesi, ÖGB ve kolluk kuvvetlerinin kampüslerde gençliğe müdahalesi, öğrenci topluluklarının faaliyetlerinin engellenmesi ve siyasal faaliyetin baskılanması bunun farklı biçimleridir. Bugün ise ülkenin birçok alanında olduğu gibi üniversiteler de giderek daha açık biçimde piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirilmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Her ile bir üniversite” politikasıyla milyonlarca genç üniversiteli olurken, üniversite diplomasının karşılığı da tartışmalı hale gelmiştir. Bugünün üniversite öğrencisi, dersine girerken aynı zamanda kirasını, kalacak yerini ve yemek parasını düşünmek zorunda kalıyor. Bir bölümü okuyabilmek için çalışıyor. Mezun olduğunda ise karşısına çoğu zaman işsizlik, düşük ücret ve güvencesiz çalışma çıkıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir dönem “Oku, hayatını kurtar” denilerek siyasetten uzak tutulmak istenen gençlik, bugün okusa da hayatını kurtaramadığı bir gerçeklikle yüzleşiyor. Yaşadığımız geleceksizliğin yalnızca bireysel bir kaygı olmadığı; iktidarın ve kapitalist düzenin politik tercihlerinin sonucu olduğu gerçeği her geçen gün yüzümüze vuruyor. Çünkü bir genç okurken nerede yaşayacağını, nasıl geçineceğini, mezun olduğunda iş bulup bulamayacağını ve düşüncesini üniversitesinde özgürce savunup savunamayacağını bilmiyorsa, mesele yalnızca burs miktarı ya da yurt kapasitesi değildir. Mesele, gençliğin kendi hayatı ve geleceği üzerinde ne kadar söz sahibi olduğudur.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün dünyada emperyalizm halklara savaş ve yıkım dayatırken, Türkiye sermaye sınıfı da bu uluslararası tabloda kendisine yeni alanlar açmaya çalışıyor. Savunma sanayii yatırımları büyütülüyor, bölgesel güç olma söylemleri yükseltiliyor, savaş politikaları “milli çıkar” başlığı altında meşrulaştırılıyor. İçeride ise sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda yeni bir ekonomik ve siyasal düzen kurulmaya çalışılıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bütün bunlar bizlerin hayatında ve okuduğumuz üniversitelerde de karşılığını buluyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üniversite-sanayi iş birliği adı altında üniversitelerimiz giderek sermayeye nitelikli iş gücü üreten merkezlere dönüştürülüyor. Üniversite eğitiminin üç yıla düşürülmesi ve gençlerin daha erken “iş hayatına atılması” tartışılırken, diğer tarafta milyonlarca genç işsizler ordusuna ekleniyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün gelecek mücadelesi ile memleketin kurtuluşu birbirinden ayrılamayacak biçimde ortaklaşmış durumdadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üniversiteler, Türkiye’deki toplumsal mücadelenin dışında değil, onun önemli alanlarından biridir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu nedenle bizlerin mücadelesi yalnızca üniversiteler ve gençliğin sorunlarından ibaret olamaz. Bunların hepsini kapsayan, ancak bunları aşan biçimde gençliğin kendi geleceği ve memleket üzerinde söz sahibi olma mücadelesi haline gelmelidir. Çünkü geleceksizlik yalnızca gençliğin maruz kaldığı ekonomik bir sonuç değil, aynı zamanda bizlerin üzerinde kurulan bir disiplin aracıdır. Düzen,  yarattığı işsizlik korkusuyla, güvencesizlikle, burs ve yurt baskısıyla, akademik soruşturmalar ve mezuniyet sonrası belirsizlikle; bizleri siyasal taleplerimizden vazgeçmeye, yalnızca kendi bireysel kurtuluşumuza odaklanmaya zorlamaktadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bizlere “Başını eğ, CV’ni doldur, rekabet et ve kurtulmaya çalış!” deniyor. Oysa milyonlarca gencin aynı anda yaşadığı sorunlar bireysel değildir, toplumsal ve siyasaldır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gençliğin kendi geleceğini kurabileceği; bilimin patronların karı için değil toplumun ihtiyaçları için üretildiği; eğitim hakkının piyasanın konusu olmaktan çıkarıldığı; halkların emperyalist savaşlara sürüklenmediği başka bir düzeni savunmak zorundayız.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üniversiteler geçmişte bu kavganın dışında kalmadı. Bugün de kalamaz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yeni dönem yalnızca dersliklerin kapılarının açıldığı bir dönem değil; gençliğin kendi geleceğine ve memlekete yeniden sahip çıkacağı bir mücadele dönemini aralamak zorunda. Çünkü bize geleceksizlikten başka bir şey vaat edemeyenlerin karşısında bizim bir geleceğimiz var.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ve o gelecek sosyalizmde.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üniversiteye, memleket ve gelecek kavgasına hoş geldin!</span></p>
<p><b>Sosyalist Liseliler: Yeni Bir Mücadele Dönemine Merhaba! </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yeni bir eğitim-öğretim yılına başlarken, tüm öğrencilerin eşit, bilimsel ve laik bir eğitim hakkına sahip olduğunu bir kez daha vurguluyoruz. Bugün gelinen noktada  AKP iktidarı ve Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, eğitimi kamusal bir hak olmaktan tamamen çıkarmıştır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP iktidara geldiği günden bugüne gericiliğin ve sermaye işbirliğinin “iyi” uygulayıcısı olmuş, memleketi de okulları da bu işbirliğinin çıkarları için şekillendirmiştir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Okullarımız; gerici müfredatlarla itaatkâr nesiller yetiştirme merkezine, MESEM’le patronlar için ucuz iş gücü kaynağına dönüştürülmüştür. Parası olanın nitelikli eğitime ulaştığı, yoksul çocuklarının ise ya tarikatların karanlığına ya da fabrikalarda staj adı altında iş cinayetlerine mahkûm edildiği bu düzeni kabul etmiyoruz. Okullar ticarethane, öğrenciler köle, eğitim ise bir ayrıcalık haline getirilemez; laik, bilimsel ve parasız eğitim için mücadele etmeye kararlıyız. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün liselerde yaşadığımız her şey, bize neden mücadele etmekten başka yolumuz olmadığını gösteriyor. Ülkeyi saran derin yoksulluğun gölgesinde katlanan okul masrafları, ÇEDES projeleriyle sınıflarımıza kadar sokulan gerici tarikatlar ve MESEM çarklarında katledilen sıra arkadaşlarımız&#8230; </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hepsi tek bir gerçeğe işaret ediyor: Bu düzen bize ne insanca bir yaşam ne de bir gelecek sunabilir! </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bizler sadece öğrenci değiliz, geleceği kuracak olanlarız. Bizlere dayatılan bu karanlığı, yarınlarımızı çalan bu sömürü düzenini kabul etmiyoruz. Okullarımızı gericiliğe teslim edenlere, bizi ucuz işgücü olarak fabrikalara sürenlere ve gençliğimizi geleceksizliğe mahkûm edenlere karşı sessiz kalmayacağız. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bizler; laboratuvarlarda bilimi, sınıflarda aydınlığı, sokaklarda ve atölyelerde emeğin hakkını savunanlarız. Sıra arkadaşlarımızın katledilmediği, parası olanın değil herkesin eşitçe okuyabildiği, laik ve özgür bir yarını biz kuracağız. Gücümüz örgütlülüğümüzden, umudumuzdan ve yan yana gelişimizden geliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sıra arkadaşımız çağrımız sana; gelecek sunamayan bu düzenden rahatsızsın, biliyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bizler eşit, özgür ve laik bir geleceğin yalnızca hayalini kurmuyoruz; o geleceği bugünden kurmak için mücadele ediyor seni de mücadele bayrağını birlikte yükseltmeye çağırıyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çünkü biliyoruz ki hiçbir değişim kendiliğinden gerçekleşmez! Gençliğin yolu yeni eğitim-öğretim zilinin çaldığı bu dönemde de mücadeleden geçmektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eşit, parasız, nitelikli laik ve bilimsel bir eğitim mücadelesini yükseltmek, laikliğin, bağımsızlığın, kamuculuğun tesis edildiği; eşitliğin ve özgürlüğün ülkesi kurmak için sen de Sosyalist Liseliler’e katıl, birlikte mücadele edelim!</span></p>
<p><b>Sosyalist Liseliler: Tunç’u Katleden Bu Düzeni Yıkacağız!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">14 yaşındaki sıra arkadaşımız Tunç Çam, MESEM kapsamında çalıştırılırken hayatını kaybetti. Tunç, Hatay’ın Samandağ ilçesinde çalıştığı oto tamir atölyesinde, bir otomobile klima gazı basıldığı sırada meydana gelen patlama sonucu yaşamını yitirdi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İSİG verilerine göre bu yıl MESEM’de tespit edilen 61. çocuk işçi ölümü!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Okul sıralarında nitelikli, bilimsel ve laik bir eğitim alması gereken Tunç, patronların iktidardan talep ettiği ucuz iş gücünün karşılanması için sanayide çalışıyordu. Patronların Bakanı Yusuf Tekin’in “İstihdam sağlıyoruz.” diyerek öve öve bitiremediği MESEM’ler, ölüm merkezleri olmuştur.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">MESEM’lerde yaşanan ölümler “kaza” ya da “tekil örnekler” denilerek geçiştirilemez. Bu ölümlerin sebebi yalnızca alınmayan önlemler değil, MESEM projesinin sorumlusu ve bulduğu her fırsatta MESEM’leri öven Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’dir!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ölümlerin ardından “Eleştirileri anlamış değilim.” diyerek MESEM projesini savunmaya devam eden MESEM’ci Bakan Tekin istifa etmeli, MESEM projesi iptal edilmelidir! </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sıra arkadaşlarımızın çalışırken hayatını kaybetmesine neden olan koşullar tesadüf değildir. Bu ölümler “çocuk emeğini” eğitim adı altında meşrulaştıran, arkadaşlarımızı okuldan koparıp patronların insafına bıraktığınız bu düzenin sonucudur. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öldürülen her arkadaşımızın katili bu düzen ve bu düzenin temsilcileridir! </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyalist Liseliler olarak MESEM’e, çocuk işçiliğinin meşrulaştırılmasına ve sömürüye karşı mücadeleyi yükselteceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bütün sıra arkadaşlarımızı “MESEM iptal edilsin!” sesine güç vermeye, Sosyalist Liseliler’e katılmaya çağırıyoruz!</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-8-eylul-14-eylul-2026/">Komünist Birlik Haftalık 8 Eylül– 14 Eylül 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 1 Eylül– 8 Eylül 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-1-eylul-8-eylul-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[komunistbirlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Sep 2026 18:50:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4446</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD Emperyalizmi ve Siyonist İsrail Rejimine Karşı Mücadeleyi Yükseltelim! ABD’nin İran’a yönelik enerji altyapısını, lojistik merkezleri ve sivillerin yaşam alanlarını hedef alan saldırılarına bir yenisi eklendi. NATO Zirvesi’nin ardından emperyalizmin İran’a yönelik saldırgan söylemleri ve hamleleri artmış, İran’ın kuşatılması ve ekonomik olarak sıkıştırılması açısından emperyalizm yeni adımlarını devreye sokmuştu. Mekke Anlaşması, Deniz Savunma Koalisyonu, Suudi Arabistan ve ABD arasında imzalanması noktasında tartışılan nükleer anlaşma, İran’ın bölgedeki etkisinin kırılmasını hedefleyen hamleler olarak değerlendirilmelidir. Trump’ın “Hürmüz Boğazı...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-1-eylul-8-eylul-2026/">Komünist Birlik Haftalık 1 Eylül– 8 Eylül 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ABD Emperyalizmi ve Siyonist İsrail Rejimine Karşı Mücadeleyi Yükseltelim!</strong></p>
<p>ABD’nin İran’a yönelik enerji altyapısını, lojistik merkezleri ve sivillerin yaşam alanlarını hedef alan saldırılarına bir yenisi eklendi. NATO Zirvesi’nin ardından emperyalizmin İran’a yönelik saldırgan söylemleri ve hamleleri artmış, İran’ın kuşatılması ve ekonomik olarak sıkıştırılması açısından emperyalizm yeni adımlarını devreye sokmuştu. Mekke Anlaşması, Deniz Savunma Koalisyonu, Suudi Arabistan ve ABD arasında imzalanması noktasında tartışılan nükleer anlaşma, İran’ın bölgedeki etkisinin kırılmasını hedefleyen hamleler olarak değerlendirilmelidir. Trump’ın “Hürmüz Boğazı ABD toprağıdır” söylemi ve her fırsatta İran’ı<br />
hedef tahtasına oturtan yaklaşımı emperyalizmin İran’a yönelik bir dizi müdahale seçeneğini gündemde tuttuğunu göstermektedir.</p>
<p>Emperyalizm bir yanıyla Körfez ülkeleri üzerinden baskı kurmaya çalışmakta diğer yandan da İran’ın altyapısını hedef alan saldırılar düzenleyerek İran’ı kötürüm bırakmayı hedeflemektedir. Bu adımlarla birlikte İsrail İran’a yönelik saldırılardan faydalanmaya çalışarak Lübnan’ın güneyinde yaratmaya çalıştığı “gri hat” olarak adlandırılan tampon bölgeyle Lübnan üzerindeki yayılmacı adımlarını güçlendirmeye çalışmaktadır. Haydut ABD ve Siyonist İsrail rejimi, savaş suçu ve insanlık suçu işlemektedir. Milyonlarca insanın hayatını etkileyecek şekilde enerji ve lojistik merkezlerin hedef alınması emperyalizmin dönem dönem diline doladığı “insan hakları”nı kendi çıkarına göre yorumladığını göstermektedir.</p>
<p>Emperyalizm ve siyonist İsrail rejiminden barış, demokrasi ve özgürlük beklemek büyük bir yanılgıdır. Suriye’nin geldiği durum ve emperyalizm tarafından cihatçı HTŞ’ye teslim edilmesi büyük bir örnek olarak karşımızda durmaktadır. Ortadoğu halklarının savaş, yoksulluk, göç ve ölüm sarmalından kurtulması emperyalizme karşı mücadeleden geçmektedir. Haydut ABD emperyalizmine ve siyonist İsrail rejimine karşı mücadele her alanda yükseltilmelidir.</p>
<p>AKP’nin ülkemizi, İran’ı etkisizleştirmeyi amaçlayan projelere ortak kılması kabul edilemez.</p>
<p>Türkiye, Mekke anlaşması dahil olmak üzere emperyalizmin bölgedeki hakimiyetini güçlendirecek her türlü anlaşmadan çekilmelidir!</p>
<p><strong>Köprü ve Otoyollar Sermayeye Peşkeş Çekilemez!</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle 2 köprü ve birçok otoyolun 30 yıllığına özelleştirilmesine yönelik karar resmi gazetede yayınlandı. 2031 yılında başlayacak olan ve 30 yıl sürecek olan özelleştirmeler AKP iktidarının emekçilerin altınteri ile yapılmış köprü ve otoyolları patronlara rant kapısı hâline getirmek istediğini göstermektedir.</p>
<p>AKP, iktidarı boyunca telekomünikasyondan enerjiye, şeker fabrikalarından madenlere ve limanlara kadar; kamunun mülkiyetini, zenginliklerimizi, patronların hizmetine sunmuş ve özelleştirme adı altında sermayeye peşkeş çekmiştir. Özelleştirmelerle birlikte emekçilerin sırtındaki yük daha fazla artmış ve sermaye sınıfı emekçiler üzerinden cebini doldurmaya devam etmiştir.</p>
<p>AKP, ekonomik krizin faturasını emekçilere keserken patronlara yeni yağma ve rant kapıları açmaktadır. Türkiye&#8217;de emekçiler her geçen gün yoksullaşırken patronlar vergi muafiyetleri, teşvikler ve özelleştirmelerle zenginleşmeye devam etmektedir.</p>
<p>Köprü ve otoyolların özelleştirilmesiyle birlikte fiyatlandırmadan denetimlere kadar büyük bir keyfiyetin yaşanacağı ise şimdiden görülmektedir.</p>
<p>Enerji ve enerji dağıtımı, madenler, limanlar, köprü ve otoyollar başta olmak üzere eğitim ve sağlık gibi tüm stratejik ve kamusal hizmetlerin sermaye egemenliğinden kurtarılması emekçilerin örgütlü mücadelesi ve kamucu bir programın hayata geçirilmesiyle<br />
gerçekleşecektir.</p>
<p><strong>Girne Feribot Faciası Kaza Değil Sermaye Cinayetidir!</strong></p>
<p>Girne açıklarında 9 yurttaşın can verdiği ve 19 yurttaşın ise karanlık sularda hâlâ kayıp olduğu &#8220;Filo Jet&#8221; faciası, sistemin kanlı yüzünü bir kez daha ortaya sermiştir. 239 kişinin kıl payı kurtarıldığı bu olay; sermayenin doymak bilmez kâr hırsının yol açtığı apaçık bir cinayettir.</p>
<p>Filo Denizcilik tarafından işletilen 2001 yapımı geminin hikayesi, bu çarpık düzenin bir özeti niteliğindedir. Finansal sorunlar ve icra davaları yüzünden iki yıl boyunca rıhtımda çürümeye terk edilen gemi, bu şirket tarafından satın alınarak makyajlanmış ve insan taşımacılığına sokulmuştur. Çelik konstrüksiyonu dahi bulunmayan ve 3 metreden yüksek dalgalara girmemesi söylenen bu deniz otobüsü, patronların sefer iptaliyle yaşayacağı gelir kaybını önlemek uğruna 4-4,5 metrelik dev dalgalara bile bile sokulmuş ve gövdesinde ölümcül çatlaklar oluşmuştur.</p>
<p>Katliam, daha limanda açık açık gelmiş… İkinci kaptanın &#8220;Gemi su alıyor, sefere çıkmayalım&#8221; şeklindeki uyarısına rağmen, geminin halat çözmesi, bir kişinin işgüzarlığı değil; sermayeye sınırsız hareket alanı tanıyan denetimsizliğin doğrudan sonucudur.</p>
<p>Asıl sorulması gereken, Honduras&#8217;tan 3500 dolar ile satın alınmış şaibeli bir kaptan ehliyetiyle yolcu taşımacılığı yapılmasına hangi kurumların izin verdiğidir. Çatlak gövdeli, bakımsız bir geminin denize açılmasına onay veren devletin, denetim mekanizması baştan aşağı çürümüştür. Şirketler maliyeti düşürmek için ucuz ve liyakatsiz işgücüne yönelirken, devlet yetkilileri patronların kârı sekteye uğramasın diye denetim görevini kasten terk etmiştir.</p>
<p>Bugün denizin 550 metre dibinde yatan enkaz, kokuşmuş piyasa iktidarının ta kendisidir. Yaşananlar sadece personel hatasına indirgenemez. Bu facia; kâr marjını yüksek tutmak için limanları denetimsiz bırakan, şirketlerin çıkarlarını halkın can güvenliğinin önüne koyan bilinçli bir politikanın eseridir. İnsanları bile bile sulara gömen patronlar ve onlara bu denetimsiz sömürü alanını yaratan yetkililer, suçu dalgalara ya da birkaç çalışana atarak aklanamazlar!</p>
<p><strong>Ücret Eriyor, Geçim Derdi Büyüyor!</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Ağustos 2026 Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) verilerini paylaştı. Ağustos ayında fiyatlar bir önceki aya göre %1,84 artarken, yıllık enflasyon %31,51 olarak gerçekleşti. 12 aylık ortalamalara göre artış ise %31,79 seviyesinde seyretti.</p>
<p>Gıda, barınma, sağlık, eğitim gibi temel ihtiyaç maddelerinde enflasyon bu oranların üzerinde. TÜİK metodolojisi dinamik veriler ile oluşmadığından, çıkan rakamların gerçeği yansıtmadığını, enflasyon için hesaplaması için oluşturulan madde sepetinin ve madde<br />
ağırlık katsayılarının sorunlu olduğunu bilmek gerekir.</p>
<p>Tüm bu gerçek enflasyonun altında gösterilen oranlar, toplu iş sözleşmeleri, asgari ücret artışlarında belirleyici olduğundan, gerçek ücretlerin erimesine, servetin emekçi halktan patronlara aktarılmasına neden oluyor. Emeğin milli gelirden aldığı pay düşerken,<br />
sermayenin kârı katlanıyor.</p>
<p>Ve tüm bunlara rağmen Orta Vadeli Planda enflasyon hedefi tekrar yenilenerek, yüzde 16 olarak öngörülen 2026 yıl sonu enflasyon tahmini, 12,4 puanlık artışla yüzde 28,4&#8217;e yükseltiliyor. Orta Vadeli Planın tüm ekonomik politik olumsuz sonuçları emekçilerin sırtına yükleniyor.</p>
<p>Gelir yetmemekte, fiyatlar özellikle temel ihtiyaçlarda hızla ve sürekli artmakta, kredi, kredi kartları ile borçla yaşam sürdürülmeye çalışılmaktadır. TÜİK verileri şeffaflaşmalı ve denetime açılmalıdır. Ücretler yıllık değil aylık artışlar ile belirlenmeli ve bu erimenin önüne geçilmelidir. Temel ihtiyaçlarda kâr hedefi kaldırılarak fiyatlar dondurulmalıdır. Sermayeye servet transferine neden olan, emekçileri yoksulluğa ve açlığa mahkum eden bu düzen son bulmalıdır.</p>
<p><strong>Deniz Göktaş&#8217;n Yeri Cezaevi Değil, Sahnelerdir!</strong></p>
<p>24 Haziran tarihinde YouTube’da yayınlanan “Ölü Deniz” gösterisiyle milyonların takdirini kazanan Deniz Göktaş, 3 Temmuz’da “cumhurbaşkanına hakaret” ve “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçlamalarıyla tutuklandı. Sanatın ve özellikle mizahın toplum üzerinde ne kadar güçlü bir araç olabileceğini bir kez daha gördük: Kısa sürede milyonlarca kişi tarafından izlenen gösteri, iktidarı ve yandaşlarını o kadar rahatsız etmiş olmalı ki önce gösteriye erişim engellendi, ardından Deniz Göktaş cezaevine kapatıldı.</p>
<p>Ancak Göktaş, ilk andan itibaren ne tehditlere ne de yargılamalara boyun eğdi. Tatil için yurtdışında bulunan Göktaş, tutuklanacağını bilmesine rağmen Türkiye’ye döndü ve yüksek güvenlikli cezaevine yani “kuyu tipi” hapishaneye gönderildi.</p>
<p>Kamuoyuna ulaştırdığı mektuplarda mizah yapmaya ve içinde bulunduğumuz karanlık tabloyu eleştirmeye devam etti. Böylece gerçek bir sanatçının tavrının nasıl olması gerektiğini tüm Türkiye’ye gösterdi. 28 Ağustos’ta ise başına, mizaha konu olacak bir olay geldi: Deniz Göktaş aynı gün içinde hem tahliye edildi hem de yeniden tutuklandı. İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi tahliye kararı verirken; İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği, bu kez “suçu ve suçluyu övme” gerekçesiyle Deniz Göktaş’ın yeniden tutuklanmasına karar verdi.</p>
<p>Deniz Göktaş derhal serbest bırakılmalıdır!</p>
<p>Bir sanatçının yeri cezaevi değildir. Deniz Göktaş’ın yeri, “kral çıplak” demeye devam edeceği sahnelerdir.</p>
<p><strong>BKP: Barış İçinde Yaşam Sosyalizmde</strong></p>
<p>1 Eylül 1939’da Nazi Almanyası Polonya’yı işgal ederek İkinci Dünya Savaşı’nı başlatmıştı. Milyonlarca insanın ölümüyle sonuçlanan bu kanlı savaş, Doğu Cephesi’nde Kızıl Ordu’nun zaferiyle ve Sovyetler Birliği’nin faşizmi yenmesiyle tarihe geçmişti. Savaşın ardından Sovyetler Birliği’ni ve sosyalizmi geriletmek için 1949’da kurulan NATO, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından da ortadan kalkmadı. Tek kutuplu dünyada sömürü ve yoksulluğun, bölgesel savaşların ve işgallerin adımlarını hızlandırmıştır. Libya’dan Irak’a, Suriye’den Filistin’e kadar; bölgemizde ve dünyada, barışın ve halkların düşmanı NATO, ABD ve<br />
emperyalizmdir. Ortadoğu’ya barış getireceğiz diyerek başlanan projeler, bölgemize kan ve daha fazla sömürüyü beraberinde getirmiştir.</p>
<p>1 Eylül Dünya Barış Günü’nü, geçmişte olduğu gibi bu yıl da savaşlarla karşılıyoruz. Emperyalist saldırganlığın hız kesmeden arttığı, özellikle bölgemizde yüzlerce ölüme sebep olduğu 2026 yılında işgaller ve savaşlar durmamıştır. Venezuela’ya müdahale, Küba’ya ambargo ve tehdit, Ortadoğu’da savaş… Bölgemizde İsrail eliyle yaratılan çatışma iklimi önce Gazze’de işgal ve katliama; sonrasında ise Lübnan ve İran’a dönük saldırılara dönüşmüştür. ABD ve emperyalizmin planları doğrultusunda İran’ın, 12 günlük savaşla güçten düşürülmesi hedeflenmiş; İran’daki muhalif kesimlerin tepkileri, emperyalist emellere âlet edilmeye çalışılmış; bütün bunlar planlandığı gibi gitmeyince ise müzakere oyalaması ve ardından tekrar çatışmalar devreye girmiştir. Ülkemiz, tüm bu emperyalist kanlı çatışmaların içinde NATO Zirvesi’ne Temmuz ayında ev sahipliği yapmıştır. NATO Zirvesi’nde kararlaştırılan; barış, kardeşlik ve huzur iklimi değil; daha fazla savaştır.</p>
<p>Ülkemizde AKP-MHP iktidarı ve Kürt Siyasi Hareketi tarafları üzerinden süren çözüm süreci, bölgemizdeki savaştan ve emperyalizmin tasarılarından bağımsız düşünülemez. Çatışmanın durması, ülkemizde Türk ve Kürt emekçilerinin kardeşçe yaşaması, işçi sınıfının eşit ve özgür bir ülkeye kavuşması komünistlerin özlemi ve mücadelesidir. Ancak iktidarın ‘Terörsüz Türkiye’ tanımıyla yola çıktığı süreç, ne yazık ki barış ve kardeşliği tesis etmekten uzakken; bölgemizde terör yaratan İsrail’in güçlenmesi planına da uyumlu yürütülüyor. AKP-MHP eliyle, emperyalizmin kararları ve adımları doğrultusunda şekillenecek bir sürecin Türk ve Kürt emekçilerinin ve işçi sınıfının çıkarına olmadığı ise açıktır. ABD Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın ifade ettiği ‘büyük Osmanlı’, siyasi iktidarın da hasret duyduğu karanlık tablonun ta kendisidir. Çözüm süreci bağlamında da dillendirilen bu hasret, ülkemize açıkça düşmanlıktır. Dincilik, gericilik, ümmetçilik ve daha fazla sömürü; ülkemiz emekçilerinin önüne ‘çözüm’ olarak sunulamaz!</p>
<p>İşçi sınıfının sermayeye karşı eşitlik ve özgürlük mücadelesi yükselmeden, emperyalizmin kanlı elleri bölgemizden ve ülkemizden çekilmeyecektir. İşçi sınıfının ağırlığını koymadığı bir barış, ancak yeni kanlı savaşları beraberinde getirecektir. Bölgemizdeki başta Türk, Kürt, Arap emekçileri olmak üzere, tüm halkların huzur, güven, barış içinde kardeşçe yaşayacağı bir dünyayı kurmak bizlerin görevidir! Dünya Barış Günü’nde eşitlik, kardeşlik mücadelesini yükselteceğimizi; aydınlık bir ülkeyi, mutlaka sosyalizmi kuracağımızı yineliyoruz!</p>
<p>Birleşik Komünist Parti Merkez Komitesi<br />
01.09.2026</p>
<p><strong>SDT: Yağmaya Geçit Yok! ODTÜ Ormanı Bizimdir!</strong></p>
<p>ODTÜ ormanına yönelik rant saldırısı tüm hızıyla sürüyor. Yıllardır hukuksuzca ilerletilmeye çalışılan, doğa ve kent düşmanı rant yoluna, asfalt dökümüne başlandı. Ankara’nın son nefes alanlarından biri olan ODTÜ ormanı, bir kez daha betonun ve sermayenin doymak bilmez kâr hırsının hedefinde&#8230;</p>
<p>Projenin mimarı Melih Gökçek’ten, projeyi gizlice sürdüren Mansur Yavaş’a kadar; kişiler, partiler değişse de patronlara hizmet ortaklığı hiç değişmiyor. Sözde ulaşım projesi maskesi altında başkentin en önemli değerlerinden birine saldıranların asıl niyeti çok açık: Ahlatlıbel- İncek koridorundaki on binlerce lüks konut projesine ve el değmemiş arazilere yol açarak yüz milyarlarca liralık devasa bir özel imar rantı yaratmak.</p>
<p>Üniversiteyi kâr odaklı bir şirket gibi yöneten kayyumların da ortak olduğu bu talan ve yağmayı reddediyoruz. Ormanımızın parçalanarak patronlar ve inşaat sermayesi için bir şantiye alanına dönüştürülmesini, yaşam alanlarımızın kurban edilmesini kabul etmiyoruz.</p>
<p>ODTÜ ormanına yapılan bu saldırı, ülkemizin kaynaklarını yağmalayan sömürü düzeninin bir ürünüdür. Sermayenin çıkarları uğruna başlatılan bu açgözlü yağmanın karşısında durmaya devam edecek; üniversitemize, ormanımıza ve ülkemize sonuna kadar sahip çıkacağız!</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-1-eylul-8-eylul-2026/">Komünist Birlik Haftalık 1 Eylül– 8 Eylül 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 18 Ağustos – 26 Ağustos 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-18-agustos-26-agustos-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Aug 2026 17:11:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4433</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Emekçilerin AKP Hamasetine Karnı Tok! İsrail’in Gazze&#8217;de uyguladığı katliamla birlikte emperyalizmin ve siyonizmin Orta Doğu&#8217;da izlediği politikalar Suriye&#8217;de cihatçı HTŞ&#8217;nin iktidara getirilmesi, Lübnan ve Hizbullah&#8217;a yönelik saldırılar, İran’ın kuşatılması adımlarıyla devam etmişti. AKP iktidarı da attığı adımlarla bu süreci beslemiş, Trump&#8217;ı Gazze valisi yapan Filistin Barış Kurulu&#8217;na katılmış, Suriye&#8217;nin çözülmesine ve HTŞ&#8217;nin iktidara getirilmesine doğrudan katkı koymuş, İran&#8217;ın kuşatılması noktasında işlev görecek Mekke Anlaşmasına imza atmıştır. Emperyalizmin Orta Doğu&#8217;da izlediği politikalardan biri olan İsrail’in...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-18-agustos-26-agustos-2026/">Komünist Birlik Haftalık 18 Ağustos – 26 Ağustos 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Emekçilerin AKP Hamasetine Karnı Tok!</strong></p>
<p>İsrail’in Gazze&#8217;de uyguladığı katliamla birlikte emperyalizmin ve siyonizmin Orta Doğu&#8217;da izlediği politikalar Suriye&#8217;de cihatçı HTŞ&#8217;nin iktidara getirilmesi, Lübnan ve Hizbullah&#8217;a yönelik saldırılar, İran’ın kuşatılması adımlarıyla devam etmişti.</p>
<p>AKP iktidarı da attığı adımlarla bu süreci beslemiş, Trump&#8217;ı Gazze valisi yapan Filistin Barış Kurulu&#8217;na katılmış, Suriye&#8217;nin çözülmesine ve HTŞ&#8217;nin iktidara getirilmesine doğrudan katkı koymuş, İran&#8217;ın kuşatılması noktasında işlev görecek Mekke Anlaşmasına imza atmıştır.</p>
<p>Emperyalizmin Orta Doğu&#8217;da izlediği politikalardan biri olan İsrail’in güçlendirilmesi, ekonomik, siyasi ve askeri açıdan bölgede emperyalizmin koçbaşı rolünü üstlenmesi adımlarına AKP iktidarı da onay vermiş ve bugün katil İsrail rejimi yayılmacı ve saldırgan adımlarını güçlendirmiştir.</p>
<p>Filistin başlığında sahte gözyaşları döken ve İsrail&#8217;in karşısında olduğunu söyleyen AKP, ekonomik ve diplomatik ilişkilerini sürdürmüş, ülkemizde katil İsrail rejimini protesto etmeyi ve Filistin halkıyla dayanışmayı gözaltılarla bastırmaya çalışmıştır. İkiyüzlülüğü açığa çıkan AKP bugün de benzer bir hamasete sarılmakta ve İsrail&#8217;in Suriye&#8217;de bulunan Ebu Zuhur üssüne yönelik saldırıyı iç siyasette İsrail tehdidi olarak işlemektedir. Bugün İsrail&#8217;in bölgeye yönelik yağma planları olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Bir diğer gerçek ise sermaye devleti ve AKP&#8217;nin de emperyalizmin çıkarları doğrultusunda benzer bir görevi üslendiğidir.</p>
<p>AKP iktidarının siyonist İsrail rejimine karşıtlığı olası çıkar çatışmalarından ibarettir. AKP ve Yeni Osmanlıcılık ülkemizi büyük bir belirsizliğin içerisine sürüklemiştir. AKP&#8217;nin hamasi söylemlerine emekçiler kanmamalı, ülkemizin güvenliğinin emperyalizmle, NATO&#8217;yla, yeni Osmanlıcı politikalarla sağlanamayacağı görülmelidir.</p>
<hr />
<p><strong><br />
ABD’den İran’a Karşı Ekonomik Savaş Tehdidi</strong></p>
<p>İran’ı savaş alanında yenemeyen ve Hürmüz Boğazı’nda sıkışıp kalan ABD, İran’ı dize getirmek için savaşın ekonomik cephesini genişletiyor. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, “bir düşmana karşı bugüne kadar düzenlenmiş en büyük mali saldırı” olarak nitelendirdiği ve “Ekonomik Tecrit Operasyonu” adını verdiği kapsamlı ekonomik saldırı planını açıkladı.</p>
<p>Bessent, ekonomik saldırının amacını şu sözlerle ifade ediyor: “Amacımız, Tahran yalnız kalana kadar bu acımasız rejimi ayakta tutan her türlü ekonomik can damarını koparmak.”</p>
<p>İran zaten uzun yıllardır ABD yaptırımlarının hedefinde. Ancak bu kez yaptırımların kapsamı genişletiliyor ve özellikle dijital varlıklar, teknoloji, altın, havacılık ve denizcilik olmak üzere beş temel alanda daha sert önlemler devreye sokuluyor.</p>
<p>ABD’nin Küba’ya yönelik hâlen sürdürdüğü ekonomik abluka, geçmişte Beşar Esad yönetimindeki Suriye’ye uyguladığı yaptırımlar ve şimdi İran’a karşı başlattığı “ekonomik tecrit” politikası, savaşın yalnızca askeri araçlarla yürütülmediğini bir kez daha gösteriyor. ABD emperyalizmi, en önemli kozlarından biri olan devasa ekonomik gücünü ve doların uluslararası ticarette sağladığı egemenliği, karşısındaki ülkelere karşı sonuna kadar kullanıyor.</p>
<p>İran petrolünün yaklaşık yüzde 90’ını ithal eden Çin, bu yaptırımlara karşı tepkisini şimdiden dile getirdi. Pekin, ikincil yaptırımların Çin’i hedef alması hâlinde karşı yaptırımlar uygulayacağını açıkladı. Kritik mineraller konusunda önemli bir koz sahibi olan Çin’in, İran’a yönelik yaptırımların etkisini ne ölçüde azaltabileceğini önümüzdeki aylarda göreceğiz.</p>
<p>ABD emperyalizmi, askeri, siyasi, ekonomik ve ideolojik olmak üzere tüm araçları kullanarak kendisine karşı çıkan güçleri etkisiz hâle getirmeye çalışıyor. Bu nedenle ABD emperyalizminin yürüttüğü savaşlara ve uyguladığı her türlü baskı politikasına karşı antiemperyalist mücadeleyi güçlendirmek zorundayız.</p>
<hr />
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Emperyalizm Terörün Kaynağıdır! </strong></p>
<p>ABD, HTŞ yönetimindeki Suriye’yi 1979 yılından bu yana bulunduğu “terörizmi destekleyen ülkeler” listesinden çıkardı. ABD Başkanı Donald Trump’ın 8 Temmuz’da Kongre’ye sunduğu niyet beyanının ardından başlayan 45 günlük inceleme süresinin dolmasıyla, ABD Hazine Bakanlığı bu kararı resmen yürürlüğe koydu. Geçtiğimiz yıl Ahmed Şara&#8217;nın (Ebu Muhammed el-Colani) liderliğini yaptığı Heyet Tahrir eş-Şam&#8217;ın (HTŞ) &#8220;Yabancı Terör Örgütü&#8221; statüsünü kaldıran ve Şara&#8217;yı terör listesinden çıkaran ABD, bu son hamleyle Suriye&#8217;nin küresel sisteme dönüşünün önündeki en büyük engeli de kaldırmış oldu. Bu kararın ardından ABD&#8217;nin terör destekçisi devletler listesinde yalnızca Küba, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti ve İran kaldı.</p>
<p>ABD, kuklası HTŞ&#8217;yi “terörle” mücadelede bir “ortak” olarak nitelendiriyor fakat HTŞ güçleri ve bunlarla bağlantılı milisler sahadaki Şii ve Alevi azınlıklara yönelik saldırı, öldürme ve zorla yerinden etme eylemlerini aralıksız sürdürüyor. Özellikle Mart 2026’da yaşanan bir dizi katliamda, HTŞ güçlerinin binlerce Alevi sivili öldürdüğü kayıtlara geçti. Şara&#8217;nın, geçmişte El Kaide yöneticiliği yaptığı ve öldürülen IŞİD lideri Ebubekir el-Bağdadi’nin yardımcısı olarak görev aldığı, ayrıca Suriye, Lübnan ve Irak’ta sivilleri ve kutsal mekânları hedef alan kanlı intihar saldırılarından doğrudan sorumlu olduğu biliniyor.</p>
<p>Bugün Suriye&#8217;nin &#8220;teröre destek veren ülkeler&#8221; listesinden çıkarılması kararı, ülkenin terörden arındığı veya barışa kavuştuğu anlamına gelmiyor. Aksine bu durum, terörün bizzat devletleştiği, IŞİD&#8217;in kravat takarak meşrulaştırıldığı ve ABD-İsrail ekseninin bölgedeki yeni bekçiliğini üstlendiği çok daha tehlikeli ve karanlık bir dönemin resmi olarak tescil edilmesinden ibarettir.</p>
<p>Emperyalizmin terör söylemi halkların güvenliğini merkeze almamakta, emperyalist sistemin çıkarları doğrultusunda şekillenmektedir. Bugün dünyayı yıkıma sürükleyen en büyük terör örgütü NATO ve emperyalizmdir.</p>
<hr />
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Irkçı Saldırılar Münferit Değildir! </strong></p>
<p>Şırnak ve Mardin&#8217;den Karadeniz&#8217;e fındık hasadına giden Kürt mevsimlik tarım işçileri, Zonguldak ve Düzce&#8217;de peş peşe ırkçı saldırılara uğradı. Adalet Bakanı Akın Gürlek, Zonguldak&#8217;ta iki gün süren saldırıları &#8220;münferit bir hadise&#8221; olarak nitelendirse de bu yaşananlar maalesef ilk değil.</p>
<p>Bu saldırılar, mevsimlik tarım işçilerinin her hasat döneminde maruz bırakıldığı çok boyutlu sömürünün bir parçasıdır ve &#8220;münferit&#8221; adli vakalar olmanın çok ötesindedir. İşçiler gittikleri bölgelerde sadece ırkçı tehditlerle değil; insanlık dışı barınma koşulları, ağır sömürü ve güvencesizlikle de yaşam mücadelesi veriyor.</p>
<p>İşçilerin hapsolduğu bu ağır tablo, ırkçı kışkırtmalarla perdelenmek isteniyor. Düzenin ideolojik kuşatması tam da burada devreye giriyor. Ekonomik krize ve yoksulluğa karşı biriken toplumsal öfkenin patronlara ve sömürü düzenine yönelmesi engellenmek isteniyor. Emekçiler dil, din, ırk ayrımları üzerinden bölünmeye çalışılıyor.</p>
<p>Karadeniz&#8217;de fındık bahçesi olan veya o bölgede yevmiyeyle çalışan yoksul bir köylü ile Şırnak&#8217;tan gelen mevsimlik işçi arasına ekilen düşmanlık tohumları, düzenin cankurtaran simididir. Emeğinden başka satacak hiçbir şeyi olmayanlar birbirine düşman edilir. Irkçılık ve gericilik her zaman işçi sınıfının yan yana gelmesini engellemek için kullanılır.</p>
<p>Irkçı saldırılara ve ağır sömürüye verilecek cevap, işçi sınıfının birlik ve dayanışmasıyla olacaktır.</p>
<hr />
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Maden İşçisinin Hakları Verilmelidir</strong></p>
<p data-path-to-node="6">Sermaye düzeninin karanlığına, patronların doymaz kâr hırsına ve patronların kalkanı haline gelen bakanlığa karşı maden işçileri Ankara sokaklarında sınıfın onurunu savunuyor. Doruk Madencilik ve Eti Gümüş emekçileri; yerin metrelerce altından çıkardıkları alın terinin, çalınan kıdem tazminatlarının ve çocuklarının geleceğinin hesabını soruyor.</p>
<p data-path-to-node="7">Yıldızlar SSS Holding patronları kasalarındaki serveti &#8220;şirket itibarı&#8221; maskesiyle aklamaya çalışırken, madenci aileleri ve çocukları bu düzenin çürümüşlüğünü onların yüzüne çarpıyor: Sizin itibarınız, işçinin gasp ettiğiniz emeğidir!</p>
<p data-path-to-node="8">Müzakere masalarında teknik oyunlarla süreci uzatanlar, Bağımsız Maden-İş yöneticilerini ve üyelerini gözaltılarla yıldırabileceğini sananlar açıkça yanılıyor. İşçi sınıfının örgütlü iradesi ne gözaltılarla ne de baskılarla teslim alınabilir.</p>
<p data-path-to-node="9">Maden işçisi yalnız değildir. Onların direnişi; fabrikada, şantiyede, atölyede iliği sömürülen tüm Türkiye işçi sınıfının ortak kavgasıdır. Bu kavga yalnızca gasp edilen ücretlerin değil, madenleri ve memleketi asalak patron takımının elinden alma kavgasıdır.</p>
<p data-path-to-node="10">Hak, patronların vicdanına değil, sınıfın örgütlü iradesine bağlıdır. Gasp edilen tüm kazanımlar kayıtsız şartsız iade edilene ve gözaltındaki maden işçileri aramıza dönene kadar direniş kararlılıkla sürecektir.</p>
<p data-path-to-node="11">İşçilerin Birliği Sermayeyi Yenecek!</p>
<hr />
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Metin Kurt&#8217;u Saygıyla Anıyoruz. </strong></p>
<p>Yeşil sahaların komünisti Metin Kurt’u kaybedeli 14 yıl oldu.</p>
<p>Zor şartlardan dolayı ailesine destek olmak için lisede eğitimi sürerken amatör takımlarda futbol oynamaya başlayan Metin Kurt, Altay ve PTT takımlarında süren ve parlayan oyunculuğundan sonra Galatasaray’a transfer oldu ve üç yıl arka arkaya şampiyonluk yaşadı. Bu süreçte takımın yıldızı olmasına ve kazandığı başarılara rağmen futbol düzenindeki sömürüye karşı mücadeleye adım attı. Arkadaşları ile paylaştığı “Futbolcular Sendikası” düşüncesi destek görünce, bu düşüncesini hayata geçirmeye çalıştı. Basına gereksinim vardı duyulması için, ama basının bu konuya yeterince yer vermemesi nedeniyle bir milli maç öncesi bildiri hazırladı ve takım arkadaşlarına imzalattı Metin Kurt. Futbol düzeni bundan sonra baskılarla Metin Kurt’u yalnızlaştırmaya çalıştı ve bir ölçüde başarılı oldu.</p>
<p>Aktif futbol hayatı sona erince spor yazarlığı yapıp kitap çıkardı, panellere katıldı ve örgütlü olarak mücadeleye devam etti. Spor-Sen sendikasının kuruluşuna öncülük etti.</p>
<p>Aktif futbol yaşamında ve sonrasında futbolun sömürü düzenini açığa çıkartmaya çalıştı Metin Kurt. Yalnızca futbolcuların değil, masör, malzemeci kim varsa onların “köle” olmadığını anlattı ve sömürü düzenine karşı örgütlü bir mücadele için çok çabaladı. Sporu sermayenin egemenliğinden çıkarmak için de “Spor halk içindir” dedi.</p>
<p>“Halka yakın olmak için tribünlere yakın oynuyorum” diyen bu yüzden de Çizgi Metin olarak anılan Metin Kurt’un bize teslim ettiği mücadeleyi sürdürmek zorundayız. Yaşamı boyunca işçi sınıfı mücadelesinin yanında yer alan Metin Kurt’u bir kere daha saygı ve sevgi ile anıyoruz ve emekçinin kalesi önünde duvar olacağız sözünü veriyoruz.</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-18-agustos-26-agustos-2026/">Komünist Birlik Haftalık 18 Ağustos – 26 Ağustos 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 12 Ağustos – 17 Ağustos 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-12-agustos-17-agustos-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Aug 2026 15:52:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4429</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; AKP&#8217;nin 25 Yılı: Karanlık, Zorbalık ve İşbirlikçilik Emperyalizmin, sermaye düzeninin ve gericiliğin ittifakıyla iktidara gelen AKP&#8217;nin 25. yıl etkinliğinde konuşan Recep Tayyip Erdoğan, &#8220;Terörsüz Türkiye&#8217;den terörsüz bölgeye geçiş yapıyoruz&#8221; diyerek AKP&#8217;nin Kürt sorununu çözdüğünü, Orta Doğu&#8217;da barışın tesis edilmesi noktasında AKP&#8217;nin önemli bir rol üstlendiğini ifade etti. Türkiye AKP iktidarıyla birlikte emperyalizmin ve siyonizmin çıkarlarına hizmet eden, emek sömürüsünün derinleştiği, patronlar zenginleşirken emekçilerin her geçen gün yoksullaştığı, gençliğin işsizlik ve geleceksizlik kıskacında yaşamaya çalıştığı,...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-12-agustos-17-agustos-2026/">Komünist Birlik Haftalık 12 Ağustos – 17 Ağustos 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>AKP&#8217;nin 25 Yılı: Karanlık, Zorbalık ve İşbirlikçilik</strong></p>
<p>Emperyalizmin, sermaye düzeninin ve gericiliğin ittifakıyla iktidara gelen AKP&#8217;nin 25. yıl etkinliğinde konuşan Recep Tayyip Erdoğan, &#8220;Terörsüz Türkiye&#8217;den terörsüz bölgeye geçiş yapıyoruz&#8221; diyerek AKP&#8217;nin Kürt sorununu çözdüğünü, Orta Doğu&#8217;da barışın tesis edilmesi noktasında AKP&#8217;nin önemli bir rol üstlendiğini ifade etti.</p>
<p>Türkiye AKP iktidarıyla birlikte emperyalizmin ve siyonizmin çıkarlarına hizmet eden, emek sömürüsünün derinleştiği, patronlar zenginleşirken emekçilerin her geçen gün yoksullaştığı, gençliğin işsizlik ve geleceksizlik kıskacında yaşamaya çalıştığı, gericiliğin ve şiddetin kadınları yaşamdan kopardığı bir ülke konumuna geldi.<br />
Bugün, emperyalizmin planları doğrultusunda Orta Doğu&#8217;da atılan adımların ve onun Türkiye&#8217;deki yansıması olan &#8220;Çözüm Sürecinin&#8221; Türk ve Kürt emekçilere barış, kardeşlik ve özgürlük getireceği söylemi büyük bir yalandan ibarettir.</p>
<p>Terör, savaş, yoksullaşma, eşitsizlikler emperyalizmden, sermaye düzeninden ve gericilikten beslenmektedir. Bugün AKP iktidarı uluslararası terör örgütü NATO, emperyalizm ve siyonizmin çıkarlarını uygulamakta ve bunu emekçilere bir zafer olarak yutturmaya çalışmaktadır.</p>
<p>AKP&#8217;nin 25 yılı göstermektedir ki Türkiye karanlığa, zorbalığa, yeni Osmanlıcılığa teslim olmayacaktır.</p>
<p>Barış, kardeşlik, eşitlik ve özgürlük için ülkemizin AKP&#8217;den ve onun temsil ettiği sermaye düzeninden kurtulması gerekmektedir!</p>
<p>&nbsp;</p>
<hr />
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gerici Tarikatları Besleyen AKP&#8217;nin Kendisidir!</strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde düzenlenen bir operasyonla yöneticileri tutuklanan Süleymancılar tarikatı, hafızalarımıza 29 Kasım 2016 tarihinde Adana&#8217;nın Aladağ ilçesinde 11’i çocuk 12 kişinin yaşamını yitirdiği yurt yangınıyla kazınmıştı. Facianın ardından bir tarikat yöneticisinin yaşanan durumu &#8220;Allah&#8217;ın takdiri&#8221; olarak nitelendirmesi ve ortadaki ağır ihmal iddialarına rağmen yargılamanın aylarca başlamaması kamuoyunda büyük tepki çekmişti.</p>
<p>Fethullahçı yapılanmaya benzer bir strateji izleyen Süleymancılar; eğitim kurumları, Kuran kursları ve açtıkları binlerce öğrenci yurdu üzerinden çocukları ve gençleri kendi etrafında toplayarak etki alanını giderek genişletti. Sadece Türkiye&#8217;de değil, Avrupa&#8217;da da güçlü bir ağa sahip olan tarikatın nüfuzu sivil alanla da sınırlı kalmadı. Yapının, zaman içinde emniyet ve yargı gibi devletin kritik kurumlarında da dikkate değer bir güce ulaştığı bilinmekteydi. İşin ekonomik boyutunda ise birçok cemaatte görülen holdingleşme süreci Süleymancılarda da karşılık bulmuş; tarikat çeşitli ticari sektörlere girerek ciddi bir sermaye gücü elde etmiştir.</p>
<p>Öte yandan, tarikatın mevcut liderine atıfla kayıtlara &#8220;Alihan Kuriş Suç Örgütü&#8221; olarak geçen bu son operasyon, iktidar ile cemaatler arasındaki ilişki dinamiğini de gösteriyor. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi&#8217;nin, &#8220;AK Parti iktidarı döneminde hiçbir dindar insanımıza, hiçbir cemaate, hiçbir muhafazakâr kesime kesinlikle operasyon yapılmamıştır” şeklindeki açıklaması, AKP&#8217;nin cemaat ve tarikatlarla ancak kendisiyle uyumlu oldukları sürece bir kavga yaşamadığı; bu uyumun bozulduğu noktalarda ise bu yapıların suç örgütüne, terör örgütüne dönüştüğünü gösteriyor.</p>
<p>Bugün operasyonun hedefi Süleymancılar, dün Fethullahçılardı, yarın belki Menzilciler olacak; biz ise şunu söylüyoruz: Adları ne olursa olsun tüm tarikatlar kapatılmalıdır.</p>
<p>AKP&#8217;nin ise bu tarikatlarla temelde bir fikir ayrılığı bulunmamaktadır. Geçmişte &#8220;okyanus ötesine&#8221; selam yollayan da, &#8220;bu hasret bitsin&#8221; çağrıları yapan da AKP&#8217;nin ta kendisidir. AKP, gerici tarikatlar eliyle devlet kademelerini dönüştürmüş, toplumsal hayatı gericilikle baskı altına almaya çalışmıştır. Bugün ise çıkar çatışması sonucu açığa çıkan operasyonlar AKP&#8217;nin bu tarikatların önünün açılması ve güçlenmesindeki rolünü gizleyemez!</p>
<p>Bugüne kadar gerici tarikatlar ve cemaatlerin laikliği ayaklar altına alan adımları ve siyasal alana yönelik müdahalelerine karşı yükselen seslerin AKP eliyle bastırıldığı unutulmamalıdır!</p>
<hr />
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Trump’ın Yalanları, İran’ın Direnişi</strong></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump, İran konusunda yalanlar söylemeye ve tehditler savurmaya devam ediyor. Katıldığı bir etkinlikte Trump, Hürmüz Boğazı’nda tam bir abluka uyguladıklarını ve istemedikleri hiçbir geminin boğazdan geçemediğini iddia etti. Bu altı boş iddialardan sonra İran’ı tehdit etmeyi de unutmayarak, “İran&#8217;ı tamamen mağlup ettikten sonra, çok geçmeden Hürmüz Boğazı&#8217;nı ABD toprağı ilan edeceğim” dedi.</p>
<p>Trump’ın yalanlarına ve tehditlerine İran’dan sert cevaplar geldi. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, “Hürmüz Boğazı, ne tweetle ele geçirilebilir ne uçak gemisiyle ne emir çıkararak ne de seçim konuşmasıyla&#8230; İran ne tehditten korkar ne de güç gösterisiyle sindirilebilir!” diye açıkladı.</p>
<p>Donald Trump’ın yalanlarını, abartılı iddialarını ve tehditlerini duymaya alıştık. Ancak ABD emperyalizmine alışmayacağız. Emperyalizmle mücadelede geri adım atmayacağız. Amerikan emperyalizmine ve İsrail siyonizmine karşı İran ve bölge halklarının yanındayız.</p>
<hr />
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sömürü Düzeni Ölüm Saçıyor</strong></p>
<p>Daha fazla kâr için daha uzun çalışma saatleri, güvencesiz çalıştırma, iş güvenliğinin uygulanmaması iş cinayetlerine neden oluyor. İSİG (İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi) Temmuz 2026 verilerine göre 214 işçi, çalışırken yaşamını kaybetti. 2026’nın ilk 7 ayında yaşamını kaybeden işçi sayısı ise 1279 oldu. Hayatını kaybedenler arasında 14 yaş altında çalıştırılan çocuklar da var, 65 yaş üstünde çalışmak zorunda olanlar da.</p>
<p>İş Sağlığı Yasasının kapsamı geniş olmasına rağmen uygulamaların denetlenmemesi, denetleme sonucu verilen cezaların caydırıcı olmaması yasanın eksik yanlarından sadece biri.</p>
<p>Devlet denetleme görevini yapmamak ile birlikte işçilerin sağlık ve güvenliğini patronların insafına bırakmakta. Çalışma alanlarında güvenlik için gerekli ekipmanlar genel olarak eksik ve standartlara uygun değil. Güvencesiz, kayıtsız çalışan işçiler için İş Sağlığı Yasası görünürde bile uygulanmamakta. Uzun çalışma saatleri, işçilere iş ve güvenlik ile ilgili eğitimin verilmemesi iş cinayetlerinin diğer önemli bir nedeni.</p>
<p>Yaşamlarımızı, patronların kâr hırsı ve ihmali sonucu kaybediyoruz. AKP iktidarı da denetlemeyerek, çözüm yollarını kapayarak bu ihmale ortak olmaktadır. Denetimler artırılmalı, cezalar artırılmalı ve ötelenmemeli, işçiler yasanın uygulanmasında söz sahibi olmalıdır. Bugün iş cinayetlerinin engellenmesi de, işçi sınıfının sermaye düzeni tarafından göz dikilen haklarını tekrardan kazanması da örgütlü bir sınıf hareketiyle mümkündür. Türkiye işçi sınıfı birliğini ve dayanışmasını büyütmeli; yoksulluğa, iş cinayetlerine, hak gasplarına ve sömürüye karşı ayağa kalkmalıdır!</p>
<hr />
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Okumuş İnsan Emekçi Halka Karşı Sorumludur… Harun Karadeniz’i Saygıyla Anıyoruz!</strong></p>
<p>15 Ağustos 1975’te, henüz 33 yaşındayken aramızdan ayrılan Harun Karadeniz’i ölümünün yıl dönümünde saygıyla anıyoruz.</p>
<p>Harun Karadeniz, 68 gençliğinin yalnızca öncü isimlerinden biri değil; gençliğin mücadelesinin işçi sınıfının mücadelesiyle birleşmesi gerektiğini savunan, anti-emperyalist ve sosyalist bir devrimciydi.</p>
<p>“Okumuş insan emekçi halka karşı sorumludur” diyerek gençliğin kavgasını halkın ve emekçilerin mücadelesine taşımaya çalıştı. 6. Filo’ya karşı eylemlerden üniversite işgallerine, Derby Fabrikası işgalinden Kartal İşçi Birliği’nin örgütlenmesine kadar mücadelenin her alanında yer aldı.</p>
<p>Harun Karadeniz, baskılara, tutuklamalara ve ağırlaşan hastalığına rağmen mücadelesinden vazgeçmedi. 33 yıllık ömrüne sığdırdığı mücadele bugün de bizlere önemli bir sorumluluk bırakıyor: Gençliğin öfkesini ve arayışını örgütlü işçi sınıfının mücadelesiyle buluşturmak; eşit, bağımsız, özgür ve sömürüsüz bir ülke için mücadeleyi büyütmek.</p>
<p>Harun Karadeniz’i unutmadık, unutmayacağız!</p>
<hr />
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Maden İşçisi Yalnız Değildir!</strong></p>
<p>Yıldızlar SSS Holding bünyesinde faaliyet gösteren Eskişehir Mihalıççık&#8217;taki Doruk Madencilik ve Elazığ&#8217;daki Eti Gümüş madenlerinde çalışan işçiler aylardır hakları için mücadele ediyor.</p>
<p>25 Temmuz’da holding yönetimi ve sendika masaya oturmuş, bir mutabakata varılmıştı. Verilen sözlere göre birikmiş ücretler 6 Ağustos&#8217;ta, tazminatlar ise 17 Ağustos&#8217;ta taksitler halinde ödenecekti. Ancak sözler tutulmadı.</p>
<p>Ankara&#8217;nın Ulus meydanında başlayan, ardından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önüne taşınan eylemlerde haklarını arayan işçiler muhatap bulmak yerine defalarca polis müdahalesi ile karşılaştı ve gözaltına alındı.</p>
<p>Maden işçileri, alın terlerinin karşılığını alana kadar geri adım atmamaya ve direnişlerini devam ettirmeye kararlı.<br />
Maden işçilerinin hak arama eylemlerine karşı yapılan baskı ve gözaltılara son verilmelidir.</p>
<p>Geçmiş tüm alacaklar verilmeli, tazminatlar ödenmelidir. Direnen maden işçileri kazanacak!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-12-agustos-17-agustos-2026/">Komünist Birlik Haftalık 12 Ağustos – 17 Ağustos 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 6 Ağustos – 11 Ağustos 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-6-agustos-11-agustos-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Aug 2026 11:18:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4426</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Emperyalizm ve İstibdat Rejiminin Çıkarları Halkların Karşısındadır!  Eşit Yurttaşlık, Barış ve Kardeşlik; Emperyalizme, Gericiliğe ve Sermaye Düzenine Karşı Mücadeleyle Sağlanabilir! Emperyalizmin Suriye&#8217;ye yönelik hamleleriyle birlikte gelişen ve Türkiye&#8217;de sermaye düzeninin oluşan bu yeni tabloya entegrasyonunun yansıması olan &#8220;Çözüm Süreci&#8221;; Kürt sorununun çözümüne, barış, demokrasi ve kardeşlik zemininin yaratılmasına değil; emperyalizmin, gericiliğin ve yeni Osmanlıcı politikaların derinleşmesine, kök salmasına ve AKP iktidarının bu zamana kadar attığı tüm işbirlikçi, emek düşmanı adımların üzerini örtmesine hizmet etmektedir....</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-6-agustos-11-agustos-2026/">Komünist Birlik Haftalık 6 Ağustos – 11 Ağustos 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><b>Emperyalizm ve İstibdat Rejiminin Çıkarları Halkların Karşısındadır! </b></p>
<p><b>Eşit Yurttaşlık, Barış ve Kardeşlik; Emperyalizme, Gericiliğe ve Sermaye Düzenine Karşı Mücadeleyle Sağlanabilir!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Emperyalizmin Suriye&#8217;ye yönelik hamleleriyle birlikte gelişen ve Türkiye&#8217;de sermaye düzeninin oluşan bu yeni tabloya entegrasyonunun yansıması olan &#8220;Çözüm Süreci&#8221;; Kürt sorununun çözümüne, barış, demokrasi ve kardeşlik zemininin yaratılmasına değil; emperyalizmin, gericiliğin ve yeni Osmanlıcı politikaların derinleşmesine, kök salmasına ve AKP iktidarının bu zamana kadar attığı tüm işbirlikçi, emek düşmanı adımların üzerini örtmesine hizmet etmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP iktidarının, düzeni ve toplumsal alanı yeniden yapılandırdığı bir kesitten geçiyoruz. Bir yanıyla emperyalist saldırganlığın Ortadoğu&#8217;daki adımlarını güçlendiren AKP, diğer yanıyla da kurduğu gerici ve işbirlikçi iktidarını sürdürmenin arayışı içerisinde. Sermaye düzeni, Suriye ve Ortadoğu&#8217;daki dönüşümden pay kapmaya çalışırken; AKP iktidarı &#8220;demokrasi ve barış&#8221; kılıfıyla, yeni Osmanlıcılığın belgesi niteliği taşıyacak yeni anayasayı toplumun karşısına çıkarmaya hazırlanıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP&#8217;nin Kürt sorununu yalnızca silah bırakma, terör ve terör örgütü üyeleri kapsamında ele alması ve Suriye başta olmak üzere Türkiye&#8217;deki ajandasının bir parçası olarak değerlendirmesi; Çerçeve Yasa&#8217;nın içeriği ve &#8220;Terörsüz Türkiye&#8221; yaklaşımındaki ısrarıyla bir kez daha tescillenmiş durumdadır. AKP&#8217;den barışı, kardeşliği ve demokrasiyi geliştirecek adımlar beklemek büyük bir yanılgıdan ibarettir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Komünistler, halklar arasında düşmanlığı körükleyen adımların karşısında olduğu gibi; halkların ve emekçilerin özlemini duyduğu barış, kardeşlik ve eşit yurttaşlık kavramlarının sermaye düzeni ve emperyalizm tarafından içinin boşaltılmasına da karşıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Suriye&#8217;nin HTŞ kontrolüne geçmesi, geçmiş çözüm süreci deneyimleri ve AKP iktidarının işbirlikçi ve emek düşmanı adımları ele alındığında; emperyalizmi ve sermaye düzenini görmezden gelen tutumların çıkışsızlığı ve halkların çıkarına hizmet etmeyeceği ortadadır. AKP iktidarının en temel yurttaşlık haklarına dahi göz diktiği, yargıyı siyasi operasyonlarında bir silah olarak kullandığı ve ülkeyi baskı ve zorbalıkla yönetmeye çalıştığı bir kesitte; AKP&#8217;nin meşrulaştırılması ve adımlarına hareket alanı yaratılması kabul edilemez.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ülkemiz yeni Osmanlıcılığa, AKP zorbalığına, emperyalist projelere ve sahte umutlara mahkûm değildir. Kürt sorununun çözümü; emperyalizme, sermaye düzenine ve gericiliğe karşı emekçilerin yükselteceği ortak mücadeleden geçmektedir.</span></p>
<p><b>Birleşik Komünist Parti Merkez Komitesi</b></p>
<p><b>11.08.2026</b></p>
<p>&nbsp;</p>
<hr />
<p><b>Suudi Arabistan’a Yardım Eli: Mekke Anlaşması</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye 7 Ağustos tarihinde ortak bir savunma anlaşması imzaladı: Mekke Ortak Savunma Anlaşması. Bu anlaşma, NATO’nun 5. Maddesine benzer bir şekilde, “Bir üyeye yapılan saldırı tümüne yapılmış sayılır” kuralına dayanan bir kolektif güvenlik anlayışına sahip.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zaten NATO üyesi olan Türkiye’nin böyle bir savunma anlaşmasına dâhil olmasının amacı, açıkça Suudi Arabistan’a destek olmaktır. Yandaş basın tarafından İsrail’e karşı “dev anlaşma” olarak köpürtülse de ABD ve İsrail’in sarsılmaz dostu Suudi Arabistan’ın böyle bir niyeti olmadığı aşikâr. Tam aksine, Suudi Arabistan’ın İran ve Yemen’e karşı savunulmaya ihtiyacı var. Türkiye’nin ise savunma şirketlerinin Suudi Arabistan’a satış yapmasını istediği bilinen bir durum.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu anlaşmanın imzalanmasından sadece iki gün sonra Yemen’deki Ensarullah (Husiler) hareketi, Suudi Arabistan’ın bir petrol tesisine ve limanına saldırılar düzenledi. O zaman akla şu soru geliyor: Yemen, Türkiye’ye de mi saldırmış sayılacak? İsrail, beklendiği üzere bu anlaşmayla ilgili bir tepki göstermezken, İran anlaşmayı yalnızca kâğıt üzerinde kalacak ve Suudi Arabistan’a güvenlik sağlamayacak bir anlaşma olarak nitelendirerek eleştirdi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye, emperyalizmin hedefleri doğrultusunda Orta Doğu bataklığına çekiliyor; emperyalizmin ve Siyonizmin kukla yönetimlerinin savunmasına koşturulmak isteniyor. Komşu ülkemiz İran’la savaşmak, hem Türkiye hem de İran için felaket olacaktır. ABD ve İsrail’in bölgedeki hegemonyasını korumak için savaşa girmek deliliktir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Emperyalizmin ve Siyonizmin Orta Doğu’dan sökülüp atılması tek kurtuluş yoludur!</span></p>
<hr />
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Emperyalizm Savaş, Yıkım ve Yoksullaşma Demektir! </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Washington Post’un ulaştığı belgeye göre, ABD Savunma Bakan Yardımcısı Steve Feinberg, ülkenin önde gelen savunma sanayii şirketlerine acil kodlu bir mektup ileterek kritik mühimmat üretiminin derhal 3 katına çıkarılmasını ve teslimatların 21 gün gibi olağanüstü kısa bir sürede gerçekleştirilmesini talep etti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Savaşın yalnızca ilk ayında ABD güçlerinin 850’den fazla Tomahawk seyir füzesi, 1.000’den fazla Patriot ve THAAD hava savunma mühimmatı ile 1.300’den fazla taktik balistik füze kullandığı belirtiliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üretimi aylar süren ve maliyetleri milyonlarca doları bulan silah sistemlerinin böylesine hızla tüketildiği görülüyor. Savaş öncesinde küresel çapta yaklaşık 2 bin 200 seviyesinde bulunan Patriot füzesi stokunun 827’nin altına, 452 adet olan kritik THAAD füzesi stokunun ise 278’in altına gerilediği tahmin ediliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Trump, siyasi imajını korumak ve içerideki tepkileri dindirmek amacıyla mühimmat stoklarının eridiği iddialarını şiddetle reddetse de, savunma devlerine çekilen &#8220;üretimi üçe katlayın&#8221; ültimatomu sahadaki gerçeklerin çok farklı olduğunu anlatıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">ABD, İran ile girdiği bu geniş çaplı savaşın içinden çıkamamaktadır. Füze stoklarını eşi benzeri görülmemiş bir hızla artırma telaşı, çatışmaların durma veya müzakere noktasına yaklaşmadığını gösteriyor. Küresel hegemonyasını ve çıkarlarını koruma uğruna Orta Doğu’yu bir kez daha kan gölüne çevirmekte kararlı görünen ABD emperyalizmi dünyayı ve insanlığı tehdit etmektedir.</span></p>
<hr />
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Suçu Yaratan Düzen Karşıya Alınmadan Çocuklar Korunamaz!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yeni düzenleme çocuk adalet sistemini yeniden gündeme taşıyor. Çocuk Koruma Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik öngören teklif, çocukların işlediği suçlara ilişkin cezaları ağırlaştırırken, çocukların suça sürüklenmesine yol açan nedenlerin nasıl önleneceği sorusunu da yeniden gündeme getiriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">TBMM Adalet Komisyonu&#8217;nda kabul edilen Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, çocukların ceza sorumluluğu ve infaz sistemine ilişkin önemli değişiklikler öngörüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Teklifte özellikle 15-18 yaş grubundaki çocuklar açısından bazı hapis cezalarının alt ve üst sınırlarının artırılması, ağır suçlarda çocuklara uygulanacak indirimlerin sınırlandırılması, çocukların cezalarının infazına çocuk kapalı ceza infaz kurumlarında başlanması ve bazı durumlarda daha uzun süre cezaevinde kalmalarının önünü açabilecek düzenlemeler bulunuyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Teklif aynı zamanda “suça sürüklenen çocuk” kavramının yerine “adli süreçteki çocuk” ifadesinin kullanılmasını ve çocukların bireysel özellikleri, aile yapısı, eğitim durumu ve psikososyal koşulları dikkate alınarak müdahale planları hazırlanmasını öngörüyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocuk suçluluğu yalnızca adli bir mesele değil; aile, okul, akran çevresi, mahalle, dijital dünya ve kamu politikalarıyla ilişkili çok yönlü toplumsal bir mesele. Bu nedenle çocukların karıştığı suçlara yalnızca daha ağır cezalar üzerinden yaklaşmak, sorunun nedenlerini ortadan kaldırmaya yetmiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocuk adalet politikası ile eğitim politikasını birbirinden ayırmak mümkün değildir. Eğitim sisteminin ÇEDES’le dini eğitim veren, MESEM’le çocuk işçiliğini hatta çocuk ölümlerini meşrulaştıran bir sisteme dönüşmüş olması çocukları geleceksizliğe itiyor. Bir tarafta çocukların daha uzun süre cezaevinde kalması tartışılırken, diğer tarafta çocukların eğitim çağında iş cinayetlerinde hayatlarını kaybetmesi sıradanlaşıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yoksulluk, aile içi şiddet, eğitimden kopuş, sosyal dışlanma, çocuk işçiliği, madde kullanımı, akran baskısı, çeteleşme ve geleceksizlik duygusu birbirini besleyen bir zincirin halkaları. Bu durumlar ortaya çıkmadan önce ele alınmadığında, adli müdahale sorunun son aşamasında devreye giriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocuğu korumak, suçu görmezden gelmek anlamına gelmiyor. Tam tersine, toplumun güvenliğini kalıcı biçimde sağlamak için çocuğu suça sürükleyen nedenlerle mücadele etmek gerekiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplumun güvenlik ihtiyacı ile çocuğun korunma hakkı birbirinin karşıtı değil. Ağır şiddet suçları karşısında etkili bir adli mekanizmanın bulunması elbette gerekli. Ancak çocuk adalet sisteminin temel amacı yalnızca cezalandırmak değil; çocuğun yeniden topluma kazandırılmasını, eğitimine devam etmesini ve yeniden suçla karşılaşma riskinin azaltılmasını da güvence altına almak olmalı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocuk adalet sistemini yeniden düzenlerken yalnızca cezaların ne kadar artırılacağını değil, çocukları o cezalara götüren yolda; bilimsel, eşit ve parasız bir eğitim sisteminin, çocuk işçiliğini önleyen politikaların, yoksullukla mücadelenin, şiddetin önlenmesinin ve çocukların kendilerini güvende hissedebilecekleri sosyal ve kültürel alanların ne kadar sağlanabildiğinin de konuşulması gerekir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocukların işlediği suçları önlemedeki başarı, kaç çocuğun cezalandırıldığıyla değil, kaç çocuğun suça sürüklenmeden korunabildiğiyle ölçülmeli. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocukları koruyan, mağduriyetleri önleyen, şiddetin nedenleriyle mücadele eden ve gerektiğinde etkili adli yaptırımlar uygulayan bir sistem, yalnızca çocukların değil, toplumun da güvenliği açısından daha güçlü bir gelecek anlamına geliyor.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<hr />
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Maden İşçilerinin Hakkını Verin! </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;nin dört bir yanında maden işletmeleri iktidarın politikaları sonucu özelleştirilmiş, hak gasplarını, usulsüzlüklerini kanunun gözetiminde gerçekleştiren ve ceza almayan şirketlere, patronlara sunulmuştur. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yıldızlar SSS Holding bünyesindeki Eti Gümüş ve Doruk Madencilik işçileri, ödenmeyen maaş ve tazminatları için iki haftadır Ankara&#8217;da direniyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP iktidarının bu eylemlere yanıtı ise Bağımsız Maden İş üyesi 100 işçiyi gözaltına almak oldu. “Haziran ayının sonuna kadar tüm işçi alacakları ödenmezse el atacağız” sözünü hatırlatan Bağımsız Maden-İş ise “Yıldızlar SSS Holding, yurdun dört bir yanındaki Nesko, Doruk, Yunus Emre Termik, Eti Gümüş, Yıldız Bakır, KMK Madencilik, Söğüt Seramik, OEDAŞ, Kay Süt işletmeleri işçileri, halkı, esnafı ve belediyeleri soymuş ve Enerji Bakanlığı başta olmak üzere tüm Bakanlıklar izin vermiştir. Eti Gümüş işçisine ödemeler 6 Ağustos&#8217;ta yapılacak denmesine rağmen herhangi bir adım atılmadığı için eyleme çıkan maden işçileri yine gözaltı ve saldırılarla karşı karşıya bırakıldı.” açıklamasında bulundu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Maden işçilerinin hak arama eylemlerine yapılan baskı ve gözaltılara son verilmelidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçmiş tüm alacaklar verilmeli, tazminatlar ödenmeli ve bundan sonra ödemeler gününde yapılmalıdır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ücretsiz izin uygulamasına son verilmelidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">En doğal hakkı olan örgütlenme önündeki engeller kaldırılmalı, baskılara son verilmelidir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Madenler özel işletmelerden alınarak kamulaştırılmalıdır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ödenmeyen maaş ve tazminatlar için mücadele eden tüm maden işçilerinin yanındayız.</span></p>
<hr />
<p>&nbsp;</p>
<p><b>SDT: Ege Üniversitesi’nde Alınan Eylem Yasağı Kararı Hükümsüzdür!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ege Üniversitesi’nin gerici rektörü Musa Alcı, kampüste yapılacak olan eylem, yürüyüş ve basın açıklamaları için rektörlükten “izin alınmasına” karar verdi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rektörlüğe getirildiğinden beri faşist çetelerin, ÖGB ve polis saldırılarıyla, soruşturmalarla üniversitede baskı ortamını artırmaya çalışan İlim Yayma Cemiyeti Şube Başkanı Musa Alcı, bu kararla birlikte üniversiteleri tamamen iktidarın arka bahçesine çevirmeye çalışmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Musa Alcı cüretini AKP iktidarının baskı ve zorbalık rejiminden almaktadır. Seçme seçilme hakkı dahil olmak üzere, düşünce özgürlüğü, eylem ve gösteri hakkı gibi en temel yurttaşlık haklarına dahi göz diken AKP, yandaş rektörleri eliyle üniversiteli gençliğe gözdağı vermeyi amaçlamaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geleceksizliği derinleştiren, barınmayı, beslenmeyi birer krize dönüştüren, bilimsel eğitimi tasfiye eden AKP, attığı her adımda gençliğin örgütlü gücüyle karşı karşıya kalacaktır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ege Üniversitesi’nde alınan “eylem yasağı” kararı hükümsüzdür. Gençlik, sokaklarda, meydanlarda kampüslerde, iş yerlerinde, hayatın her alanında sözünü söyleyecek; AKP’nin gerici ve baskıcı kuşatmasına izin vermeyecektir!</span></p>
<p><b>Ege Üniversitesi Sosyalist Düşünce Toplulukları</b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-6-agustos-11-agustos-2026/">Komünist Birlik Haftalık 6 Ağustos – 11 Ağustos 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
