<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Komünist Birlik</title>
	<atom:link href="https://komunistbirlik.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://komunistbirlik.org/</link>
	<description>Yeniden Atılım İçin</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Apr 2026 17:44:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://komunistbirlik.org/wp-content/uploads/2025/10/cropped-Komunist-Birlik-Logo-32x32.png</url>
	<title>Komünist Birlik</title>
	<link>https://komunistbirlik.org/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 1 Nisan – 7 Nisan 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-1-nisan-7-nisan-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 17:44:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4362</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ukrayna&#8217;dan İran&#8217;a Küresel Güç Mücadelesi Dört yıldır devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Ukrayna, geçen gece Rusya’ya dron sürüsüyle saldırı düzenledi. Rusya’nın en önemli petrol ihracat noktalarından biri olan Novorossiysk Limanı’ndaki Şeşharis terminali hasar gördü ve devre dışı kaldı. Bu sırada Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy önce Türkiye’ye gelip Cumhurbaşkanı ile görüştü; ardından Suriye’ye geçerek Şam’da, eski HTŞ lideri ve Suriye Devlet Başkanı Colani ile toplantı yaptı. Toplantıya Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da katıldı. Ukrayna’yı Batı...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-1-nisan-7-nisan-2026/">Komünist Birlik Haftalık 1 Nisan – 7 Nisan 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ukrayna&#8217;dan İran&#8217;a Küresel Güç Mücadelesi</strong></p>
<p>Dört yıldır devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Ukrayna, geçen gece Rusya’ya dron sürüsüyle saldırı düzenledi. Rusya’nın en önemli petrol ihracat noktalarından biri olan Novorossiysk Limanı’ndaki Şeşharis terminali hasar gördü ve devre dışı kaldı.</p>
<p>Bu sırada Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy önce Türkiye’ye gelip Cumhurbaşkanı ile görüştü; ardından Suriye’ye geçerek Şam’da, eski HTŞ lideri ve Suriye Devlet Başkanı Colani ile toplantı yaptı. Toplantıya Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da katıldı.</p>
<p>Ukrayna’yı Batı emperyalizminin kuklası hâline getirip harap olmasına sebep olan Zelenskiy ile, bölgede direniş ekseninde yer alan ve İsrail’e karşı duran laik ve modern Suriye’yi şeriatçı bir örgütün kontrolüne geçiren Colani, Batı ve İsrail’in kullanışlı piyonlarıdır. Türkiye ise Hakan Fidan nezdinde bu aktörlere ne yazık ki ilk günden itibaren destek olmuş ve olmaya devam etmektedir.</p>
<p>Dünyanın gözlerinin üzerinde olduğu ABD-İran Savaşı tüm hızıyla devam ediyor. ABD Başkanı Trump küstah, küfürbaz ve akıl dışı sözleriyle İran’ı tehdit ediyor. İran ise tüm cesareti ve kararlılığıyla ABD, İsrail ve onun kukla Arap şeyhliklerine karşı mücadele ediyor. “İran medeniyeti bu gece yok olacak” diyecek kadar gerçeklikle bağını yitirmiş Trump, şimdiden İran ve direniş ekseninden sağlam bir tokat yedi. Olası bir kara savaşı durumunda ABD’nin yeni bir Vietnam batağına saplanması ihtimali var. ABD hegemonyasının ağır bir yenilgiyle bölgemizden defolup gitmesi tüm bölge halkları için en hayırlısı olacaktır.</p>
<p><strong>Terör Örgütü NATO Ülkemizden Defol!</strong></p>
<p>4 Nisan 1949 tarihinde, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), geride kalan yıllar boyunca dünya halkları için ölüm, kan ve sömürüden başka bir anlam taşımamıştır. Kuruluşundan itibaren Sovyetler Birliği’ne, yükselen işçi sınıfı mücadelelerine ve sosyalist hareketlere karşı emperyalizmin silahlı bekçiliğini üstlenen NATO; ülkemizde de Gladio ve kontrgerilla örgütlenmeleriyle devrimcileri, yurtseverleri ve emekçileri doğrudan hedef almıştır.</p>
<p>Barış ve güvenlik örgütü yalanlarıyla pazarlanan bu terör örgütü, Sovyetler Birliği’nin çözülüşünün ardından yayılmacı politikalarına hız vermiş; Yugoslavya’dan Afganistan’a, Irak’tan Libya’ya, Suriye’den Ukrayna’ya uzanan kanlı bir hattın baş aktörü olmuştur. Emperyalist tekellerin çıkarları doğrultusunda doğal kaynakların yağmalanması, ülkelerin parçalanması ve milyonlarca insanın yurdundan edilmesi NATO’nun asli görevidir.</p>
<p>Bugün, AKP iktidarının “yerli ve milli” masalları eşliğinde ülkemiz emperyalizmin savaş planlarına daha derinden entegre edilmektedir. Son günlerde gündeme gelen ve gizlilikle yürütülmeye çalışılan NATO Çokuluslu Kolordu Karargâhı (MNC-TÜR) tartışmaları ve İstanbul Boğazı’nda kurulması planlanlandığı söylenen Deniz Unsur Komutanlığı, bu işbirlikçiliğin en somut ve en tehlikeli adımlarındandır. Adana’da NATO’ya bağlı çokuluslu bir karargâh kurma çabası ve Karadeniz’i bir gerilim hattına çevirecek hamleler, Türkiye’nin bağımsızlığına vurulmuş yeni zincirlerdir.</p>
<p>İsrail’in Filistin’de işlediği soykırıma ve bölgedeki siyonist saldırganlığa sözde tepki gösteren iktidar, gerçekte İsrail’in en büyük hamisi olan NATO’nun ülkemizdeki askeri varlığını tahkim etmekte, emperyalist projelere taşeronluk yapmaya devam etmektedir. Ülkemiz topraklarının, limanlarının ve askeri birliklerinin emperyalizmin karakolu haline getirilmesi kabul edilemez. Bu adımlar, Türkiye’yi hedefi ve sonu belli olmayan bölgesel çatışmaların tam merkezine çekmektedir.</p>
<p>Ülkemizin bağımsızlığı, bölgemizin barışı ve emekçi halkımızın güvenliği için savaş örgütü NATO’dan derhal çıkılmalıdır. MNC-TÜR dâhil olmak üzere ülkemizi tehlikeye atan tüm yeni karargâh planları derhal iptal edilmeli, İncirlik ve Kürecik başta olmak üzere bütün yabancı üslere el konulmalı, tüm yabancı askerler kapı dışarı edilmelidir.</p>
<p>Ülkemizi emperyalizme peşkeş çeken sermaye düzenine ve onun işbirlikçi iktidarına karşı bağımsız, sosyalist bir Türkiye mücadelesini yükselteceğiz!</p>
<p>Kahrolsun Emperyalizm, Kahrolsun NATO!</p>
<p><strong>BKP Merkez Komitesi</strong><br />
<strong>04.04.2026</p>
<p>Halkçı Bir Belediyecilik İçin Rant Düzeni Son Bulmalıdır!<br />
</strong></p>
<p>Yerel seçimler sonrasında belediyelere yönelik müdahaleler artarak devam ediyor. Düzen açısından büyük bir rant alanı olan belediyeler AKP iktidarı tarafından yargı ve zor yoluyla adım adım ele geçirilmeye ve düzen muhalefetinin etkisi zayıflatılmaya çalışılıyor.</p>
<p>Yolsuzluk üzerinden siyasi operasyonlarını sürdürmeye çalışan AKP&#8217;nin ise halkın çıkarına hizmet veren bir belediyecilik anlayışına sahip olmadığı, asıl derdinin siyasi ve ekonomik rant arayışı olduğu bilinmelidir.</p>
<p>Yeri geldiğinde kayyumlar üzerinden siyasi koz elde etmeye çalışan AKP, yeri geldiğinde ise muhalefete yönelik algı operasyonları beslemek noktasında adımlar atarak yerel seçimlerde oluşan durumu fiili olarak kendi lehine çevirmeye çalışmaktadır.<br />
Tüm bu durum ise halkın en temel ihtiyaçları noktasında planlama yapan, halkın çıkarını gözeten bir belediyecilik anlayışının rant ve sermaye düzeni hakim olduğu sürece gelişemeyeceğini göstermektedir.</p>
<p>AKP&#8217;nin belediyelere yönelik adımları, en temel kamusal hizmetlerin dahi uygulanması noktasında büyük bir sıkışma yaratmakta ve halkın yaşamını doğrudan etkileyen bir düzlemi yaratmıştır.</p>
<p>Seçme ve seçilme hakkına yönelik saldırıların bir boyutunu oluşturan bu adımların karşısında durulmalı, halkçı bir belediyecilik anlayışının gelişmesinin yolunun sermaye ve rant düzenine karşı mücadeleden geçtiği bilinmelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Enerji Şirketleri Kamulaştırılmalıdır!</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran saldırıları ile birlikte enerji krizi daha da büyüdü ve Türkiye’ye yansıması fiyatlara yapılan artışlar oldu. EPDK’dan yapılan açıklamaya göre, evlerde kullanılan elektriğe yüzde 25 zam yapıldı. Açıklamada örnek olarak &#8220;100 kWh elektrik tüketen bir evin elektrik faturasının 323,8 TL olacağı” belirtildi. Aynı açıklamada BOTAŞ’ın da aylık tarifesini yayınladığı belirtilerek, konut tüketicilerinin kullandığı doğalgaza ortalama yüzde 25 zam yapıldığı duyuruldu.</p>
<p>EMO ( Elektrik Mühendisleri Odası ) hesaplamalarına göre, 4 kişilik bir ailenin aylık 230 kWh asgari tüketimi için ödediği 595,8 TL, bu zamla 744,7 TL’ye çıktı. Nisan 2026 itibarıyla faturanın yalnızca yüzde 15,2’si enerji bedelinden oluşurken, yüzde 74,8’ini dağıtım bedeli oluşturdu. 2022’de faturanın yüzde 22’si olan dağıtım bedeli payının yüzde 75’e yaklaştı. 1 Nisan 2021’de 183,4 TL olan asgari fatura, 5 yılda yüzde 306 artış göstermiş, bu dönemde enerji bedeli yüzde 24,5 artarken, dağıtım bedeli yüzde 880 zamlandı. Dağıtım bedelleri enerji bedeli seviyesinde artsaydı, fatura 744,7 TL yerine 228 TL olacaktı. Aradaki 516 TL’lik fark, dağıtım özelleştirmelerinin yurttaşa yarattığı bir yüktür.<br />
Enerji kâr edilecek ticari mal değildir, barınma ve ısınma hakkının ayrılmaz parçası olarak kamusal bir haktır. En temel ihtiyaçlarımıza erişim hakkımız, üretim ve dağıtım şirketlerinin aşırı kâr hırsı nedeni ile engellenmektedir.</p>
<p>Bu engellenme, kamu hizmeti olan enerjinin özelleştirilmesi ile başlamıştır. Enerji verimlilik ve ucuzluk gerekçeleri ile özelleştirilmiş, alım garantileri verilmiş, kâr hırsı ile fiyatlar şişirilmiş, gıdadan ulaşıma kadar tüm sektörler bu artışlardan etkilenmiş ve bunun faturası halkın üstüne yıkılmıştır.</p>
<p>Üretim ve dağıtım şirketleri tazminatsız kamulaştırılmalıdır. Piyasacı enerji anlayışı terk edilmeli, çevreci bir anlayış ile toplumcu planlama yapılmalıdır. Her hane için temel aydınlatma ve ısınma miktarının ücretsiz sağlanmalı, mevcut borçlar silinmelidir.</p>
<p><strong>DİSK-AR Raporunun Gösterdikleri</strong></p>
<p>DİSK Araştırma Merkezi, Enflasyon Bülteni&#8217;ni yayınladı. DİSK-AR’ın ortaya koyduğu veriler, emekçilerin gelirlerinin sistemli biçimde eridiğini açıkça gösteriyor. Enflasyonun hız kesmeden yükselmesi ve ücretlerin bu artışı karşılayamaması, çalışanların yalnızca refahını değil, temel yaşam koşullarını da tehdit eder hale geldi. Kâğıt üzerinde yapılan ücret artışları, daha işçinin cebine girmeden zamlarla geri alınıyor; vergi kesintileri ve fiyat artışları, emeğin karşılığını görünmez bir şekilde ortadan kaldırıyor. Böylece emekçiler her ay biraz daha yoksullaşırken, ekonomik büyüme söylemi geniş halk kesimleri için somut bir karşılık üretmiyor.</p>
<p>Bu süreç özellikle düşük ve orta gelirli kesimler için çok daha ağır yaşanıyor. Gıda, barınma ve ulaşım gibi zorunlu harcamaların payı arttıkça, emekçilerin yaşam alanı daralıyor; kültür, dinlenme ya da sosyal yaşam gibi ihtiyaçlar lüks haline geliyor. Reel ücretlerdeki gerileme, yalnızca bireysel bir gelir kaybı değil, aynı zamanda emekçi sınıfların toplumsal gücünün de zayıflatılması anlamına geliyor. Ücretlerin enflasyon karşısında korunmaması, emeğin sistemli biçimde değersizleştirilmesi ve krizin yükünün çalışanlara yıkılması sonucunu doğuruyor.</p>
<p>Ortaya çıkan tablo, sorunun yalnızca yanlış ekonomi politikalarından değil, mevcut ekonomik düzenin kendisinden kaynaklandığını gösteriyor. Emekçilerin ürettiği değerin sürekli olarak sermayeye aktarılması, ücretlerin kronik biçimde baskılanması ve krizin maliyetinin çalışanlara yüklenmesi yapısal bir tercihi yansıtıyor. Bu nedenle tartışma, sınırlı düzenlemelerle alım gücünü geçici olarak düzeltmenin ötesine geçmek zorunda. Emekçilerin insanca yaşayabileceği bir gelir düzeyi, ancak üretimden bölüşüme kadar ekonomik ilişkilerin emek lehine yeniden kurulmasıyla, yani düzenin köklü biçimde değiştirilmesiyle mümkün durumda.</p>
<p><strong>Meslek Fabrikası İzmir Halkınındır</strong></p>
<p>İzmir Meslek Fabrikası’nın Vakıflar’a devredilmesi sonrasında tarihi binayı tahliye için sabah saatlerinde gelen yüzlerce polis, baskın yaptılar. Tahliyeye karşı çıkan belediye çalışanları ve İzmirlilere polis saldırısı gerçekleşti.</p>
<p>İzmir halkına, İzmirlilere ait olması gereken Meslek Fabrikası’na; haksız ve hukuksuz bir şekilde el konulmak istendiği açıktır. Uydurma sebeplerle halka ait alanlara, tarihi mekânlara, kentin belleğine uygulanan bu işgal; ne ilk ne de sondur. Ülkemizin kurumlarını kendi siyasi adımları doğrultusunda kullanmaktan çekinmeyen AKP; İzmir Valiliği’ne, adeta bir parti il örgütü gibi görev vermiş ve adımlar atılmıştır.</p>
<p>Belediyelere dönük siyasi operasyonlarına son dönemde hız veren AKP’nin şimdi de ne yapmaya çalıştığı açık. Bu girişilen; işgal, yağma, hukuksuzluk ve açık şekilde İzmir halkına karşı işlenen bir suçtur.</p>
<p>Kamuya ait alanları kamunun elinden almaya çalışmak ancak AKP ve kurumlarının işi olabilir! İzmir halkının asıl sahibi olduğu Meslek Fabrikası; kentimizin değeridir. Zorla, baskınla, işgalle ve hukuksuzlukla mücadelede İzmir halkı susmayacaktır.</p>
<p><strong>İzmir Birlik ve Dayanışma Hareketi</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yalçın Küçük&#8217;e Veda!</strong></p>
<p>Yalçın Küçük; Türkiye sosyalist düşünce tarihinde en özgün ve tartışmalı isimlerinden biri olarak, yalnızca akademik üretimiyle değil, devrimci duruşu ve mücadeleci entelektüel tavrıyla da öne çıkan bir figür haline gelmiştir. Yalnızca en köklü üniversitelerde ders vermiş bir akademisyen değil; aynı zamanda bir mücadele figürü, bir zihinsel uyarıcı ve dönemin siyasal kırılmaları içinde konum alan bir aktör olarak ele alınmalıdır. 12 Eylül’ün getirdiği baskıcı atmosferde içine kapanmayı reddetmiş, düşüncesini pratikle birleştiren bir duruş sergilemiştir. Özellikle Aydın Üzerine Tezler ile Türkiye’de aydın kavramını tartışmaya açmış, ideolojik konumlanmayı kaçınılmaz bir sorumluluk olarak görmüştür.</p>
<p>Yalçın Küçük, Türkiye sosyalist düşünce tarihi içinde özgünlüğü ve keskinliğiyle ayrı bir yerde durur; zaman zaman tartışmalı, yer yer çelişkiler barındıran siyasal pozisyonlarına rağmen devrimci arayışını sürdüren bir figür olarak yer almaktadır. Onun çizgisi, yalnızca teorik üretimle sınırlı kalmamış; Türkiye’nin son altmış yıllık devrimci tarihinin farklı uğraklarında doğrudan ya da dolaylı biçimde yer almıştır. Akademiden uzaklaştırıldığı, yargılandığı ve hapsedildiği dönemlerde dahi geri çekilmemiş; bu süreçleri düşünsel üretiminin bir parçası haline, kendi ifadesiyle bir &#8216;hayat biçimine&#8217; dönüştürmüştür. Planlamacı kimliğiyle kamuculuğu ve devletçiliği savunmuş, tarihsel analizlerinde yerleşik kabulleri zorlamış, siyasal duruşunda ise emek eksenli bir perspektifi ısrarla korumuştur. Bu yönüyle Küçük, yalnızca yazdıklarıyla değil, bedel ödemekten kaçınmayan ve düşünceyi siyasal eylemle bütünleştiren bir aydın olarak hatırlanacaktır.</p>
<p>Bıraktığı miras ve anısı, Türkiye’nin ilerici mücadelesinde ve aydınlık bir gelecek arayışında yaşamayı sürdürecektir.</p>
<p><strong>Birlik ve Dayanışma Gazetesi 9. Sayısı çıktı </strong></p>
<p>Dokuzuncu sayımız “Savaş, Yoksulluk, Katliam: Emperyalizm Yıkım Demektir! Savaş Örgütü NATO Ülkemizden Defol!” manşetiyle alanlarda.</p>
<p>Birlik ve Dayanışma Hareketi’nin, iki haftalık halk gazetesi 9. sayısı ile emekçilerle buluşuyor. Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin dokuzuncu sayısı “Savaş, Yoksulluk, Katliam: Emperyalizm Yıkım Demektir! Savaş Örgütü NATO Ülkemizden Defol!” manşetiyle çıktı.</p>
<p><strong>Memleket ve Gelecek İçin Bu Düzeni Değiştireceğiz!<br />
</strong></p>
<p>İçinde yaşadığımız düzenden, o düzenin yarattığı geleceksizlikten, umutsuzluktan, yoksulluktan, baskı ve hukuksuzluktan hepimiz büyük bir rahatsızlık duyuyoruz. Memleketimiz büyük bir karanlığın içerisine sürüklenmiş durumda. Üniversitelerimiz ve liselerimiz nitelikli eğitimden, doğayı, hayatı, toplumu, tarihi öğreneceğimiz bilimsellikten tamamen koparılmış durumda. Sosyal aktivite adı altında önümüze getirilen etkinlikler ya gerici tarikatlara ya girişimcilik ve kariyer denilerek sermaye sınıfına hizmet ediyor. Milyonlarca genç tüm bu kuşatılmışlığın içerisinde hayatta kalmanın, geleceğini kurmanın, öğrenmenin, yeni hobiler edinmenin, sanatla ilgilenmenin, eğlenmenin arayışında.</p>
<p>Memleketimiz bu noktaya durduk yere ya da tesadüfen gelmedi. Sermaye düzeni ve temsilcisi olan AKP iktidarı ülkemizi adım adım emperyalist projelerin, sömürünün, özelleştirmelerin, gerici tarikat ve cemaatlerin, kadın düşmanlığının pençesine itti. Türkiye&#8217;de AKP&#8217;nin kurduğu rejimin işlemesi için toplumun teslim alınması gerekmekteydi.</p>
<p>İktidara geldiklerinden bu güne çabaları teslim alınmış, boyun eğen, ses çıkartmayan bir ülke yaratmaktı. Bunun başarıya ulaşmasının en önemli koşullarından biri ise gençliğin sindirilmesiydi.</p>
<p>Denediler, her seferinde gençliğin tepkisiyle, eşit ve özgür bir yaşama olan bağlılığıyla karşılaştılar. Memleketimiz büyük Haziran direnişinde, üniversitelilerin ayağa kalktığı büyük eylemlerde, YGS şifre skandalına karşı liseli gençliğin sokakları doldurup taşırmasıyla, 19 Mart&#8217;ta gençliğin baskı ve hukuksuzluğa karşı başkaldırmasıyla bugünlere geldi. Ne üniversiteli ne de liseli gençlik boyun eğdi, teslim oldu.</p>
<p>Teslim olmadık ama bu düzene, emperyalistlere, geleceğimizi avucunda sananlara, bizlere insana yakışmayacak bir yaşamı reva görenlere dur diyecek, memleketi ve geleceğimizi ellerimize alacağımız o mücadeleyi henüz başlatabilmiş durumda değiliz.</p>
<p>Bugün ise dünyanın, bölgemizin, ülkemizin içinden geçtiği süreç bizlere &#8220;hazırlanın&#8221; demektedir.</p>
<p>Ya barbarlık ve haydutluk yükselecek ya insanca bir düzenin kavgasına giden yol güçlendirilecek ve o yol hep birlikte yürünecek.</p>
<p>Ya memleketten ve kendimizden umudumuz kesilecek ya da sömürenlerin, diktatörlerin, halkların düşmanı olan emperyalistlerin tarihte çok kez yenildiğini bilerek, bu ülkenin ilerici birikimine güvenerek sahip çıkacağız memlekete ve geleceğimize.</p>
<p>Eşitlik için, özgürlük için, geleceğimiz için, haklarımız için atılan her adımda, bu toprakların ayağa kalktığı her kesitte içimizde dolan umudu ve gücü birbirimize hatırlatmak, bu gücü diri tutmak ve örgütlülüğe çevirmek durumundayız.</p>
<p>Çağrımız sana.</p>
<p>Korkmadın, yılmadın, boyun eğmedin. Bazen karamsarlığa sürüklendin, çoğu zaman ne kadar için el vermese de düzen partilerinin projelerine ve adaylarına yöneldin. Bunu memlekete ve geleceğine sahip çıkmak için yaptın.</p>
<p>Diyoruz ki:</p>
<p>Umutsuzluğu, karamsarlığı, sahte umutları it elinin tersiyle. Biz buradayız! Emperyalistlere karşı halkların sesi olan da, gericiliğe karşı laikliği haykıran da, sömürü düzenine karşı sosyalizm mücadelesini yükseltenler de bizleriz!</p>
<p>Memleketi ve geleceğimizi kazanmak için bu düzenle büyük bir mücadeleye girişmeye çağırıyoruz ve bu mücadelede senin de sesin olsun istiyoruz.</p>
<p>GÜCÜNÜ GÖSTER!</p>
<p><strong>Sosyalist Liseliler</strong><br />
<strong>Sosyalist Düşünce Toplulukları</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>BKP: Her Şey Emeğin Olacak! </strong><strong>1 Mayıs’ta Taksim’e!</strong></p>
<p>2026 1 Mayıs’ına emperyalist saldırganlığın arttığı, yoksullaşmanın, geleceksizliğin derinleştiği, sermaye düzeninin baskı ve hukuksuzlukla toplumu teslim almaya çalıştığı bir kesitte gidiyoruz.</p>
<p>Emperyalizme, sömürüye, emekçilerin tarihsel kazanımlarına göz diken sermaye düzenine karşı dünya işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ta tüm bu karanlığın karşısında güçlü bir duruşun ortaya konması gerekmektedir.</p>
<p>Birleşik Komünist Parti 2026 1 Mayıs’ında Taksim’de olacak emekçilerin, kadınların ve gençliğin insanca bir yaşam, eşitlikçi bir düzen mücadelesini yükseltecektir.</p>
<p><strong>BKP Merkez Komitesi</strong><br />
<strong>02.04.2026</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-1-nisan-7-nisan-2026/">Komünist Birlik Haftalık 1 Nisan – 7 Nisan 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 24 Mart – 31 Mart 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-24-mart-31-mart-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 18:25:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4358</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Savaş Örgütü NATO’ya En Güçlü Yanıtlardan Birini Türkiye İşçi Sınıfı Vermelidir! 4 Nisan 1949 yılında Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın ardından 12 ülkenin katılımıyla kuruldu. NATO Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği&#8217;nin karşısında, sınıf hareketinin ve sosyalist hareketin yükseldiği ülkelerde açığa çıkan tepkileri Gladio ve kontrgerilla hareketleriyle bastırmak amacıyla hareket etti. Latin Amerika&#8217;dan, Ortadoğu&#8217;ya uzanan bir coğrafyada emperyalist planların hayata geçirilmesinde rol üstlenen NATO &#8220;barış ve özgürlük örgütü&#8221; olarak tanıtılmaya çalışılsa da dünya...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-24-mart-31-mart-2026/">Komünist Birlik Haftalık 24 Mart – 31 Mart 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Savaş Örgütü NATO’ya En Güçlü Yanıtlardan Birini Türkiye İşçi Sınıfı Vermelidir!</strong></p>
<p>4 Nisan 1949 yılında Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın ardından 12 ülkenin katılımıyla kuruldu. NATO Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği&#8217;nin karşısında, sınıf hareketinin ve sosyalist hareketin yükseldiği ülkelerde açığa çıkan tepkileri Gladio ve kontrgerilla hareketleriyle bastırmak amacıyla hareket etti.</p>
<p>Latin Amerika&#8217;dan, Ortadoğu&#8217;ya uzanan bir coğrafyada emperyalist planların hayata geçirilmesinde rol üstlenen NATO &#8220;barış ve özgürlük örgütü&#8221; olarak tanıtılmaya çalışılsa da dünya halkları açısından büyük bir savaş örgütü olarak biliniyor.</p>
<p>Sovyetler Birliği&#8217;nin çözülmesinin ardından ise NATO yayılmacılığı durmamış ve emperyalist projelerin koçbaşı görevini görmüştür. Yugoslavya&#8217;dan Irak&#8217;a, Ukrayna&#8217;dan, Suriye&#8217;ye ve bugün İran&#8217;a uzanan süreçte emperyalist yayılmacılığın sonuçlarını emekçiler ağır bir şekilde ödemekte, yoksulluk, geleceksizlik, gericilik, doğal kaynakların yağmalanması gibi olgular NATO&#8217;nun ve emperyalizmin gerçek yüzünü bir kere daha açığa çıkarmaktadır.</p>
<p>Temmuz ayında NATO zirvesinin Türkiye&#8217;de yapılması planlanmaktadır. Suriye&#8217;nin yıkımının, Gazze&#8217;de gerçekleştirilen katliamın, Küba&#8217;nın ablukaya alınmasının, İran&#8217;a yönelik emperyalist ve siyonist saldırganlığın sorumlusu ve Türkiye&#8217;nin bağımsızlığının karşısındaki en büyük tehdit olan NATO&#8217;nun kirli planları bozulmak durumundadır.</p>
<p>Sermaye düzeni memleketi NATO&#8217;nun ve emperyalistlerin karakolu haline getirmiş vaziyette. AKP iktidarı emperyalizmin ve siyonist saldırganlığın karşısında timsah gözyaşları dökmekte, işbirlikçiliği ise hakkıyla yerine getirmektedir. Türkiye NATO&#8217;dan çıkmalıdır. Ülkemizdeki tüm emperyalist üsler kapatılmalıdır.</p>
<p>Savaş örgütü NATO&#8217;ya en güçlü yanıtlardan birini Türkiye işçi sınıfı vermelidir.</p>
<p><strong>Kızıldere’yi Unutmayacağız</strong></p>
<p>Kızıldere, bu toprakların en ağır bedellerinden biri olarak tarihe kazınmıştır.</p>
<p>Denizlerin idamına karşı yola çıkan, Mahir Çayan ve yoldaşları; Kendi hayatlarını ortaya koyarak yalnızca bir kuşağa değil, gelecek kuşaklara dair de söz söylediler. Kızıldere, teslim olmayanların, boyun eğmeyenlerin ve yoldaşlığın adı olmuştur.</p>
<p>Ama aradan geçen yıllar bizlere gösteriyor ki, korku hâlâ aynı yerde diri duruyor. Dün Kızıldere’ye gitmek, anmak isteyenlerin yolu kesildi. Yol ablukaya alındı, gözaltılarla hafızalar bastırılmak istendi. Ve bir jandarma komutanı çıkıp “Sovyetler Birliği dağıldı arkadaşlar” diyerek, bu anmayı umutsuzlaştırmaya ve değersizleştirmeye kalktı.</p>
<p>“Sovyetler Birliği dağıldı” diyenlere sormak gerekir: Dağıldı da ne oldu? Yurdumuzda ve dünyamızda emek sömürüsü mü ortadan kalktı, yoksa daha da mı derinleşti derinleşiyor? Kadınların sorunları sona mı erdi, yoksa her gün yeniden mi büyüyor? Gençliğin geleceksizliği çözüldü mü, yoksa daha da mı ağırlaştı? Savaşlar bitti mi, yoksa dünyanın dört bir yanında daha pervasız, daha yıkıcı bir hâl mi aldı?</p>
<p>Gerçek şu ki, Sovyetler’in dağılmasının ardından kapitalist-emperyalist düzen dünyada daha da saldırganlaştı. Eşitsizlik büyüdü, emek daha fazla sömürüldü, halkların üzerine daha fazla savaş ve yoksulluk dayatıldı. Ve tam da bu yüzden Kızıldere hâlâ daha hedefte. Çünkü Kızıldere, bütün bunlara karşı “başka bir hayat mümkün” diyenlerin hafızasıdır. Çünkü Kızıldere, korkuya karşı cesareti, yalnızlığa karşı yoldaşlığı ve mücadeledeyi büyütmeye devam ediyor.</p>
<p>Onları anmak, yalnızca geçmişi hatırlamak değildir. Bugün o mücadelenin nerede durduğunu bilmektir. Gözaltılarla, ablukalarla susturulmak istenen de tam olarak budur: Hatırlayan, sorgulayan ve mücadele eden bir halk.</p>
<p>Ama ne yaparlarsa yapsınlar, durduramayacaklar…</p>
<p>On&#8217;lara sözümüz Sosyalist Türkiye!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gazetecilik Susturulamaz: İsmail Arı Tutuklandı</strong></p>
<p>BirGün Gazetesi muhabiri İsmail Arı, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklandı. Gazeteci İsmail Arı, bayram ziyareti için gittiği memleketi Tokat’ın Turhal ilçesinde gözaltına alınıp Ankara’ya getirildi. Özellikle yolsuzluk ve rant haberleriyle iktidarı rahatsız eden genç gazeteci, bir süredir ölüm tehditlerine de maruz kalıyordu.</p>
<p>BirGün Gazetesi Yayın Koordinatörü İbrahim Varlı, İsmail Arı’nın uzun süredir yargı kıskacında olduğunu ve haber yapmaması için tutuklandığının altını çizdi. Hapishaneden gönderdiği yazıda İsmail Arı, “Çok önce kurt kuzuyu yemeye karar vermişti” diyerek bu siyasi davanın tamamen planlı olduğunu ifade etti. Tutuklu gazeteci yazının sonunda kararlılığını şu sözlerle beyan ediyor: “Beni bir beton yığınına da hapsetseler ben yazmaya, konuşmaya devam edeceğim. Çünkü ben gazeteciyim!”</p>
<p>Sözde muhalif bazı gazetecilerin en küçük yargı tehdidinde geri adım attığı ve iktidara, mafya liderlerine güzellemeler yapmaya başladığı şu günlerde, İsmail Arı gibi onurlu gazetecileri savunmak zorundayız. İster içeride ister dışarıda, İsmail Arı yazmaya devam edecek. Bu karanlığın dağıtılacağı, özgür günlerde yazması dileğiyle; susmayacağız, geri adım atmayacağız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İş Cinayetleri ve Cezasızlık<br />
</strong><br />
Patronların ve iktidarın kurduğu vahşi sömürü düzeninin sonuçlarından biri Ravive Kozmetikte yaşanan iş cinayeti/ katliamıdır. Denetimsizlik, kuralsızlık nedeni ile Kocaeli&#8217;nin Dilovası ilçesinde Ravive Kozmetik&#8217;te meydana gelen ve 3&#8217;ü çocuk, 6&#8217;sı kadın olmak üzere 7 kişinin yaşamını yitirdiği patlamaya ilişkin 8&#8217;i tutuklu, 2&#8217;si firari 16 sanığın yargılandığı davanın ilk duruşması 4 gün sürdü. 7 tutuklunun tutukluluk hali devam ederken 1 kişi ise tahliye edildi. Asıl sorumlu olarak görülen Ali Osman Akat için öldürmek suçu istenilen ek savunma talebi ise mahkeme tarafından reddedildi.</p>
<p>İddianamede bazı sanıklar için &#8220;olası kast&#8221; istenirken, bilirkişi raporlarının işaret ettiği ihmaller zinciri, bunun bir &#8220;ihmal&#8221; değil, kâr uğruna alınan bilinçli bir risk (yani cinayet) olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p>Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. tarafından işletilen Eynez ocağında 13 Mayıs 2014’te meydana gelen ve 301 işçinin öldüğü, 162 işçinin yaralandığı iş cinayeti davası da istinaf mahkemesinde görüldü. Sanıklar hakkında “görevi kötüye kullanma” suçundan açılan davaların zaman aşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle düşmesine hükmetti böylece çok sayıda kamu görevlisi hakkındaki dava kapatılmış oldu.</p>
<p>İşçi sağlığı tüm patronlar için ek maliyettir. Bu nedenle iş yeri güvenliğini önemsemezler; denetim yapması gereken kurumlarla kurdukları ilişki yüzünden de herhangi bir sorun yaşamazlar.</p>
<p>Sigortasız, güvencesiz ve çocuk işçi çalıştırarak bir maliyet kalemini daha minimumda tutmaya çalışırlar.<br />
İşçi sağlığı ve güvenliği kurallarını ihlal eden patronlar ile kuralsız ve ağır çalışma koşullarını denetlemeyen kamu görevlileri için caydırıcı cezalar uygulanması gerekirken cezasızlık ile düzenin aynen devamına onay verilmektedir.</p>
<p>Bu düzen emeğin ucuzlatılması ve işçi canının hiçe sayılması üzerine kurulmuştur. Davalar kaçırılmaya, unutturulmaya, kapatılmaya çalışılsa da takipçisi olacak, kaybettiğimiz işçileri unutmayacak, hesabını soracağız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> “Her Şey Emeğin Olacak!” Diyenler Ankara’da Buluştu.</strong></p>
<p>Sermaye düzenine, gericiliğe, emperyalist saldırganlığa karşı insanca bir yaşam ve eşitlikçi bir düzen mücadelesini yükseltme, sınıfın bölünmüşlüğü, emekçilerin düzen içi çözümlere mahkûm edilmesi karşısında birliğin ve dayanışmanın örgütlenmesi hedefiyle yola çıkan Birlik ve Dayanışma Hareketi İstanbul ve İzmir’den sonra Ankara&#8217;daki buluşmasını gerçekleştirdi. “Her Şey Emeğin Olacak!” buluşmalarında emekçiler, kadınlar ve gençler söz aldı, mücadelenin ihtiyaçlarını ve önümüzdeki dönem emekçilerin görevlerini değerlendirdi.<strong><br />
</strong></p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-24-mart-31-mart-2026/">Komünist Birlik Haftalık 24 Mart – 31 Mart 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 17 Mart – 23 Mart 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-17-mart-23-mart-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 17:55:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4349</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni Anayasa; İşbirlikçiliğin, Sömürünün ve Gericiliğin Anayasasıdır! AKP-MHP ve DEM Parti arasında başlayan &#8220;çözüm sürecinin&#8221;, Suriye&#8217;deki emperyalist entegrasyonun ardından Türkiye&#8217;de de anayasa gündemiyle iç içe geçecek şekilde ele alınacağı açığa çıkmış durumdadır. Milli İstihbarat Teşkilatı&#8217;nın PKK’nin feshi ve silah bırakması noktasında yapacağı değerlendirmeyle birlikte yeni anayasa gündeminin değerlendirilmeye başlanacağı, Adalet Bakanlığı&#8217;nın sürece dahil edileceği ve siyasi partilerin görüşlerinin alınacağı geçtiğimiz günlerde ifade edildi. Sermaye düzeninin çıkarları ve emperyalizmin bölgesel adımlarının bir yansıması olarak kurulan Başkanlık...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-17-mart-23-mart-2026/">Komünist Birlik Haftalık 17 Mart – 23 Mart 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0"><br />
Yeni Anayasa; İşbirlikçiliğin, Sömürünün ve Gericiliğin Anayasasıdır!</b></p>
<p data-path-to-node="5">AKP-MHP ve DEM Parti arasında başlayan &#8220;çözüm sürecinin&#8221;, Suriye&#8217;deki emperyalist entegrasyonun ardından Türkiye&#8217;de de anayasa gündemiyle iç içe geçecek şekilde ele alınacağı açığa çıkmış durumdadır.</p>
<p data-path-to-node="6">Milli İstihbarat Teşkilatı&#8217;nın PKK’nin feshi ve silah bırakması noktasında yapacağı değerlendirmeyle birlikte yeni anayasa gündeminin değerlendirilmeye başlanacağı, Adalet Bakanlığı&#8217;nın sürece dahil edileceği ve siyasi partilerin görüşlerinin alınacağı geçtiğimiz günlerde ifade edildi.</p>
<p data-path-to-node="7">Sermaye düzeninin çıkarları ve emperyalizmin bölgesel adımlarının bir yansıması olarak kurulan Başkanlık rejimi; Türkiye&#8217;de emekçiler, kadınlar ve gençlik açısından geleceksizlik, yoksullaşma, gericilik ve sömürü olgularını daha da derinleştirmiştir. Türkiye&#8217;de Başkanlık rejimine ve AKP&#8217;nin baskı politikalarına karşı halkta oluşan tepki, siyasal ve toplumsal alanda AKP&#8217;nin takvimini sekteye uğratmıştır.</p>
<p data-path-to-node="8">Bugün toplumsal anlamda meşruiyetini yeniden tazelemeye çalışan AKP iktidarı, çözümü yeni anayasa gündeminde bulmuş; &#8220;vesayet rejimiyle ve darbe anayasasıyla hesaplaşmak&#8221; kılıfı altında kendi adımlarını meşrulaştırmanın arayışına girmiştir.</p>
<p data-path-to-node="9">Adaletsizlik, hukuksuzluk ve baskı rejiminin adı olan AKP&#8217;nin anayasa yapma ehliyeti bulunmamaktadır. Türkiye&#8217;nin geleceğinin &#8220;demokratik kazanımlar&#8221; denilerek AKP ve faşist MHP&#8217;ye teslim edilmesi kabul edilemez.</p>
<p data-path-to-node="10">Emekçiler, kadınlar ve gençler AKP&#8217;nin oyununu bozmalı ve yeni anayasaya &#8220;hayır&#8221; sesini yükseltmelidir.</p>
<p data-path-to-node="10"><strong>Riyad Zirvesi ve İran’a Yönelik Çifte Standart</strong></p>
<p>18 Mart günü Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da, 12 ülke İran’daki ve Orta Doğu’daki gelişmelere ilişkin bir toplantı gerçekleştirdi. Türkiye’yi temsilen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın katıldığı toplantıda yer alan ülkeler şunlardı: Türkiye, Azerbaycan, Bahreyn, Mısır, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan, Suriye ve Birleşik Arap Emirlikleri.</p>
<p>&#8220;Arap ve İslam Ülkeleri Dışişleri Bakanları Toplantısı&#8221; olarak haberleştirilen toplantı sonrasında ülkeler ortak bir açıklamada bulundu. Açıklamada, “İran saldırılarını kınadıklarını ve reddettiklerini” teyit eden ülkeler, İran’a “Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesi uyarınca kendilerini savunma hakkına sahip olduklarını” ifade ederek uyarıda bulundu. Ayrıca, “İran’ın topraklarına yönelik hain saldırıları durdurmak için gerekli meşru tedbir ve uygulamaların benimsenmesini” kararlaştırdılar. İsrail’le alakalı ise “Lübnan’a yönelik saldırganlığını ve bölgedeki yayılmacı politikasını” kınamak dışında bir ifade yer almadı.</p>
<p>Tahran’la müzakereler devam ederken ABD’nin İran’a yönelik saldırılarını kınayan bir ifade yer almıyor. İran’ın dini lideri Hamaney’e ve diğer üst düzey isimlere yönelik suikastlara da değinilmiyor. Yüzlerce kız çocuğunun öldürüldüğü saldırıdan ise hiç bahsedilmiyor. Açıklamalarda, sanki bu savaşı İran başlatmış gibi bir hava hâkim.</p>
<p>Amerikan emperyalizminin ve İsrail siyonizminin çizgisinde hareket edenler, ABD ve İsrail’i göstermelik de olsa kınayamıyor. Çünkü ABD ve İsrail’in bu savaşı kaybetmesi, onların da iktidarlarını sarsacak. İran ise tüm zorluklara rağmen ABD’ye ve İsrail’e karşı direnerek halklara umut veriyor. ABD, İsrail ve onların kukla iktidarları bölgemizden sökülüp atılmadan, ne yazık ki halklara huzur yok.</p>
<p><strong>Gazetecilik Suç Değildir!</strong></p>
<p>İsmail Arı’nın tutuklanması, yalnızca bir gazetecinin susturulması değil; emekçi halkın gerçekleri öğrenme hakkına yönelmiş açık bir müdahaledir. Sermaye düzeni, kendi çıkarlarını korumak için gerçeği açığa çıkaran her sesi bastırmaya çalışırken, basın da bu mücadelenin en kritik alanlarından biri haline geliyor. Bu tutuklama, düzenin eleştiriye tahammülsüzlüğünün ve iktidarını korumak için baskı araçlarını nasıl devreye soktuğunun somut bir örneğidir.</p>
<p>Bugün gazetecilik faaliyetlerinin suç sayılması tesadüf değildir; bu, sınıfsal bir tercihtir. Egemenler, kendi düzenlerini sorgulayan, yolsuzlukları ve sömürü ilişkilerini ifşa eden kalemleri hedef alarak toplum üzerindeki ideolojik hegemonyalarını sürdürmeye çalışır. İsmail Arı’ya yönelik bu hamle de, bağımsız ve muhalif seslerin sistematik biçimde bastırılmasının bir parçasıdır. Çünkü gerçeklerin yayılması, sömürü düzeninin en büyük korkusudur.</p>
<p>İsmail Arı’nın tutuklanması, emekçi halkın örgütlü mücadelesinin ve dayanışmasının ne kadar hayati olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Gerçeklerin peşinden giden her gazeteciye yönelik saldırı, aslında halkın bilinçlenmesine karşı bir saldırıdır ve buna verilecek yanıt da daha fazla dayanışma, daha fazla örgütlenme olmalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bu Karanlık Dağıtılacak, Halk Kazanacak!</strong></p>
<p>AKP’nin siyasal ve toplumsal alana yönelen saldırılarından biri olan, seçme ve seçilme hakkının açıktan gaspı anlamına gelen İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve tutuklanmasının ardından başlayan büyük eylemliliklerin üzerinden bir yıl geçti.</p>
<p>Sermaye düzeni, AKP iktidarı ile birlikte yıkıcı bir dönüşümü gerçekleştirmiş, bu dönüşüm işbirlikçiliği, sömürüyü, gericiliği daha fazla pekiştirmiş, Türkiye’nin direnç noktaları baskı ve zor yoluyla sindirilmeye çalışılmıştır.</p>
<p>Toplumda düzene karşı biriken tepkinin kent meydanlarından üniversitelere, işyerlerinden liselere kadar tekrardan açığa çıktığı 19 Mart eylemlilikleri; emekçilerin, kadınların, gençliğin AKP tarafından teslim alınamayacağını, eşitlik ve özgürlüğe duyulan özlemi göstermesi açısından büyük bir önem taşımaktadır.</p>
<p>Aradan geçen bir yılda AKP iktidarı, bir yandan düzen muhalefetini zayıflatmayı hedefleyen bir stratejiyi hayata geçirmiş, diğer yandan ise Ortadoğu’da gerçekleşen emperyalist müdahalenin parçası olup içeride “çözüm süreciyle” kendine meşruiyet zemini yaratmayı hedeflemiştir. Üniversitelere yönelik baskıyı artırmış, emekçilere sefalet ücretini reva görmüş, 19 Mart’ta başlayan iktidar karşıtı hareketin etkilerini hem “açılımlarla” hem de baskı ve zor yoluyla kırmayı hedeflemiştir.</p>
<p>Tüm bu tabloda CHP, Türkiye halkının AKP karşısındaki duruşunu ve mücadelesini seçim eksenine hapsetmenin arayışına girmiş, adaylık tartışmaları başta olmak üzere emekçilerin mücadelesini soğurmuştur. DEM Parti ise AKP ve MHP ile “çözüm süreci”ni başlatarak, meşruiyetini yitirmiş siyasi iktidara can suyu taşımıştır.</p>
<p>Türkiye’de emekçilerin, kadınların ve gençlerin kurtuluş mücadelesine yanıt veremeyen düzen içi arayışların Türkiye’de bağımsızlık, laiklik, eşitlik ve özgürlüğü hakim kılmak bir yana AKP’den en ufak hesap dahi soramayacağı ortadadır.</p>
<p>Türkiye, düzenin tüm güçleriyle NATO’culuğa, sermayeye, gericiliğe teslim edilmiştir.</p>
<p>Türkiye sosyalist hareketinin sıkışması, muhalefet çizgisinin ötesine geçemeyen bir ufuk sergilemesi, CHP ve DEM Parti’nin salınımlarına ve siyasal pozisyonuna göre şekillenen bir yaklaşıma hapsolması bugün toplumda sermayeye, gericiliğe ve emperyalist işbirlikçiliğe karşı biriken tepkinin de açığa çıkamamasına neden olmaktadır.</p>
<p>Birleşik Komünist Parti, tüm bu tablonun karşısında duran, insanca bir yaşam ve eşitlikçi bir düzenin özlemini duyan, memleketin sömürüye, gericiliğe, işbirlikçiliğe teslim edilmemesi gerektiğini düşünen tüm emekçileri, kadınları ve gençleri 19 Mart’ın birinci yılında sosyalizm mücadelesine güç vermeye, örgütlü mücadeleyi yükseltmeye çağırmaktadır.</p>
<p>Bu karanlığı emekçilerin örgütlü gücü, kadınların insanca yaşam mücadelesi, gençliğin gelecek mücadelesi dağıtacaktır.</p>
<p>Türkiye, AKP karanlığına da, emperyalizmin üslerine de, sermayenin yağmasına da teslim olmayacaktır.</p>
<p>Bu karanlık dağıtılacak, halk kazanacaktır.</p>
<p><strong>BKP Merkez Komitesi</strong><br />
<strong>18.03.2026</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Halklar Kazanacak, Emperyalistler Yenilecek!</strong></p>
<p><strong>Bijî Newroz! Yaşasın Newroz!</strong></p>
<p>Memleketimizde ve Ortadoğu’da Newroz, binlerce yıldır birçok halkın baharın gelişi olarak kutladığı bir bayram olmanın ötesine geçerek; zulme ve sömürüye karşı direnişin, eşitliğin ve özgürlük mücadelesinin günü olmuştur. Newroz’u mevsimsel bir geçiş olmaktan çıkaran, Kürt emekçilerinin zulme ve baskıya karşı eşitlik ve özgürlük mücadelesini Newroz ateşinde yükseltmesidir.</p>
<p>Bugün bölgemizde halklar, Newroz’u haydut ABD ve İsrail saldırıları altında karşılamaktadır. Ülkemizde sermaye sınıfı ve onun siyasi temsilcisi AKP iktidarı da bu saldırganlığa destek olmaktadır. Bölgede yaşayan halklar, ülkemizdeki Türk ve Kürt emekçiler; gerçek baharı getirmek, katliamlara ve sömürü düzenine son vermek için ayağa kalkmalıdır.</p>
<p>Emperyalizm bugün dizginlerinden boşalmış bir şekilde dünyaya saldırmakta, derinleşen krizini savaşla aşmaya çalışmaktadır. Ortadoğu’da bugün tanık olduğumuz tablo, bu saldırganlığın halkları köleleştirip esir alma çabasından başka bir şey değildir. İsrail’in Filistin’de sürdürdüğü vahşi soykırım ve Lübnan’da adım adım sürdürülen işgal, emperyalist barbarlığın en kanlı yüzüdür. Suriye’de cihatçı çetelerin iktidara taşınması, bölge halkları için özgürlük değil, ancak yeni bir kölelik ve orta çağ dayatması anlamına geldiğini açıkça göstermiştir. ABD ve İsrail’in haftalardır İran’a karşı gerçekleştirdiği saldırılar ve katliamlar da bu sürecin bir devamı olarak görülmelidir.</p>
<p>Bölgemizde yaşanan yıkımın gölgesinde, ülkemizin ve Ortadoğu’nun en önemli sorunlarından birisi olan Kürt sorunu, uzun bir süredir emperyalizmin müdahalesi altında yeni bir aşamaya geçmiştir. Bu sorun artık uluslararası bir başlık olarak, bütünüyle emperyalist aktörlerin kararlarının ve politikalarının belirleyiciliği altına girmektedir.</p>
<p>Kürt siyaseti, emperyalizmin bölgedeki müdahalelerinden doğacak boşluklara yerleşmeyi bir fırsat olarak görmüş; bunları karşısına almak yerine emperyalizmle bölgede siyasi, ekonomik ve askerî ittifaklar kurma yoluna gitmiştir. Irak’ta Barzani yönetimiyle başlayan bu süreç, günümüzde diğer Kürt siyasi aktörlerini de bu ittifakın bir parçası haline getirmiştir. Suriye’de yaşanan emperyalist dönüşümde PYD, ABD’nin vekil gücü konumuna gelmiş; cihatçıların iktidara taşınmasıyla birlikte ise ABD’nin çizdiği sınırlara geri dönmek zorunda kalmıştır.</p>
<p>İran’a dönük müdahalelerde ABD ve İsrail, Kürt yoksullarını ve emekçilerini kendi emperyalist saldırganlıklarına ve yarattıkları yıkıma ortak etmek istemektedir. Kürt halkının baskıya, zorbalığa ve halklar arasındaki eşitsizliğe karşı sürdürdüğü onurlu mücadeleyi, kendi egemenlik savaşlarının mezesi haline getirmeye çalışmaktadırlar. Eşitliğin ve özgürlüğün, ancak emperyalizme karşı verilecek kavgayla kazanılabileceği açıktır. Bugün bölgeyi kan gölüne çevirenler, halkların eşitlik ve özgürlük arayışını kendi egemenlik savaşlarında boğmaya çalışmaktadır.</p>
<p>Ülkemizin tarihsel bir gerçeği olan Kürt sorunu üzerinden, bölgedeki bu emperyalist dönüşümle bağlantılı olarak siyasi iktidar tarafından yeni bir süreç başlatılmıştır. Yıllardır Kürt siyasetçileri tutuklayan, belediyelere kayyum atayan, Kürt sorununu reddeden Cumhur İttifakı; bölgede yaşanan yıkımı gerekçe göstererek “iç cepheyi tahkim etmek” adına yeni bir manevra alanına yönelmiştir.</p>
<p>Gerici sermaye düzeni Kürt sorununu, vesayet rejimi tezlerine, dış güçler hamasetine, beka sorunu söylemlerine yaslanarak ele almakta; özünü ise gizlemektedir. AKP iktidarı Kürt sorununun varlığını dâhi kabul etmemekte, bu sorunu “Terörsüz Türkiye” olarak tanımlamaktadır. Yeni başlayan süreç ABD ve İsrail’in bölgeyi şekillendirme planlarıyla çakışmaktadır. AKP iktidarı yıllardır sürdürdüğü baskı, zorbalık ve açılımlar ile Kürt siyasi hareketini sermaye düzenine eklemlemeye çalışmaktadır. Kürt siyasi hareketi, iktidarın ve düzenin niyet ve isteklerini bilerek yeni başlayan bu sürecin bir parçası olmuştur.</p>
<p>Kürt siyaseti; emperyalizmle kurduğu yapısal ilişkilerle ve iktidarla başlattığı çözüm süreciyle, kendi kaderini düzen içerisinde aramaktadır. Emperyalistlerle kurulan ilişkinin emekçi halkın çıkarına olmadığı, tarihsel ve güncel yıkımlarla açık bir şekilde ortadadır. Filistin, Lübnan, Suriye ve İran gibi ülkelerde emperyalist müdahalelerin ve saldırganlığın sonucu olarak yaşanan yıkımlar gözler önündedir. Bu düzen emekçilere sömürü, yoksulluk ve halklar arasında düşmanlıktan başka bir şey vadetmiyor.</p>
<p>Sermaye, emperyalizm ve gericilik ile mücadele edilmeden Kürt sorununda gerçek çözümün ortaya çıkmayacağı son derece açıktır.</p>
<p>Kürt emekçileri; ne AKP’nin emek düşmanı, gerici ve işbirlikçi rejimine, ne sermaye düzenine eklemlenmeye; ne de emperyalizmin çıkarlarına mahkûmdur. Yıllardır tüm baskıya, katliamlara rağmen Kürt emekçilerinin gerçek kurtuluşu; ucuz işgücü olarak kendisine ikinci sınıf vatandaşlığı reva gören sömürücülere karşı sınıf temelli bir mücadele hattı örmekten geçmektedir. Kürt emekçilerin yıllardır gasbedilen ulusal ve demokratik hakları, ancak sömürüsüz ve sınıfsız bir toplumsal düzen talebiyle birleştiğinde gerçek anlamını kazanacaktır. Dünya halklarını boyunduruk altına alan emperyalizme başkaldırmak, gerçek barışın ve özgürlüğün yegâne yoludur. Bunun için Türk, Kürt ve Arap bütün emekçilerin, Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren emperyalizme ve gericiliğe karşı ortak bir mücadele hattı kurması tarihsel bir zorunluluktur.</p>
<p>Kürt sorununda onurlu, eşit ve kalıcı çözümün yolu; istibdat rejimine karşı Türkiye’nin ilerici güçleriyle ortaklaşarak laik, kamucu, bağımsız ve sosyalist bir Cumhuriyet’i kurmaktan geçmektedir. Kürt emekçilerinin barış ve özgürlük arayışının somutlandığı Newroz ateşinin, bugün emekçilerin birliğine düşman olan emperyalizmi ve gericiliği sarması dışında başka bir seçenek bulunmamaktadır. Eşitlik ve özgürlük mücadelesinin karşılığı, ancak ve ancak bu sömürü düzenine karşı birlikte verilecek sosyalist cumhuriyet kavgası ile alınacaktır.</p>
<p>Baskıya, zulme ve esarete karşı direnişin adı olan Newroz; başta Türk ve Kürt emekçileri olmak üzere ülkemizdeki tüm halklar için kutlu olsun. Türk ve Kürt emekçileri yeni bir ülkede, sosyalist bir cumhuriyette eşit, özgür ve kardeşçe yaşayacaktır!</p>
<p>Yaşasın Halkların Kardeşliği!</p>
<p>Yaşasın Sosyalizm!</p>
<p>Bijî Newroz!</p>
<p>Yaşasın Newroz!</p>
<p><strong>BKP Merkez Komitesi</strong><br />
<strong>21.03.2026</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Memleketi Kurtarmak ve Geleceği Kazanmak İçin: Üniversitelerde Sosyalizmin Sesini Yükseltelim!</strong></p>
<p>Geçtiğimiz yıl İBB başkanı Ekrem İmamoğlu’ nun tutuklanmasının ardından başlayan 19 Mart eylemleri bugün birinci senesini doldurdu.</p>
<p>Bir yıl önce Beyazıt Meydanı’nda o sarsılmaz görünen barikatın gençliğin iradesiyle aşılmasıyla Türkiye’nin dört bir yanına yayılan bu dalga, kuşkusuz sadece bir siyasi figüre yönelik tutuklama kararına verilen anlık bir tepki değildir. Bu eylemlilik, AKP iktidarının on yıllardır sistematik bir biçimde yürüttüğü, gençliği baskı ve korku politikalarıyla teslim alarak kendi gerici ideolojik kalıplarına hapsetme girişimine karşı birikmiş bir öfkenin dışavurumudur. İktidara geldiği günden bu yana kendi &#8220;makbul&#8221; genç neslini yaratma sevdasındaki AKP hükümeti; üniversiteleri, sokakları ve meydanları birer terbiye merkezine dönüştürmek istemiş, gençlerin bugününü ve yarınını çalarak bunları altın tepsilerde kendi yandaşlarına, sermaye gruplarına ve tarikat ağlarına peşkeş çekmiştir.</p>
<p>Gençlik ise bu kuşatılmışlığa karşı cevabını Beyazıt’ta barikatları aşarak, ODTÜ’de kampüslerine sokulan ve insanlık onurunu hiçe sayan kolluk kuvvetlerine diz çökmeyerek vermiştir. Gençliğin seçme ve seçilme hakkının gasbına, baskıya, adaletsizliğe, geleceksizliğe karşı ayağa kalkışı tüm memlekette büyük bir umut yaratmıştır.</p>
<p>Bu direnişin üzerinden henüz bir yıl bile geçmemişken, AKP iktidarının saldırıları derinleşmiştir. Erdoğan ve atanmış rektörleri, üniversitelerimizi asıl sahipleri olan bizlere, yani öğrencilere fiilen kapatmış durumdadır. Eylemlere katılan sıra arkadaşlarımızın bursları kesilmekte, haklarında sonu gelmez disiplin soruşturmaları açılmakta ve üniversitelerdeki mücadelemiz kriminalize edilmektedir. Belediyelerden medya organlarına kadar uzanan kayyum atamalarıyla halk iradesi gasp edilirken; gerçeğin peşindeki gazeteciler ve sendika başkanları birer birer hapse atılmaktadır. Ülkemizdeki geleceksizlik ve geçim kaygısı artık katlanılamaz bir seviyeye ulaşmış, gençliğin hayalleri kaçış arayışıyla veya güvencesiz iş kollarında sönüp gitmiştir. Tüm bunların ötesinde Türkiye, Ortadoğu’da emperyalizmin sadık bir ileri karakolu olarak konumlandırılarak ABD ve NATO’nun kanlı planlarına ortak edilmiştir.</p>
<p>Bu cendereden çıkışın tek yolu, geleceğimizi düzen partilerinin bizleri sıkıştırdığı dar alanlara hapsetmeden, kimsenin iki dudağı arasından çıkacak sahte umutlara bel bağlamadan yürütülecek örgütlü mücadeledir. Bu mücadele ise eşitliğin ve özgürlüğün iktidarını kuracak olan sosyalizmdir.</p>
<p>Bugün bizlere düşen görev açıktır: Beyazıt’ta barikatları yıkan iradeyi büyütmek ve süreklileştirmek, onu örgütlü bir güce dönüştürerek kampüslerde, meydanlarda ve hayatın her alanında yeniden üretmektir. Çünkü ancak süreklilik kazanan bir mücadele bu düzenin yarattığı karanlığı dağıtabilir. 19 Mart ise yalnızca geçmişin bir hatırası değil, bugünün mücadelesi ve yarının habercisidir ve o yarın ancak mücadele edenlerin ellerinde yükselecektir.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki; korku duvarı bir kere yıkılmış, yolumuz açılmıştır!</p>
<p>Sosyalist Düşünce Toplulukları, tüm üniversiteli gençliği emperyalizme, gericiliğe ve sermaye düzenine karşı Sosyalist Türkiye mücadelesini yükseltmeye ve örgütlü mücadeleye katılmaya çağırmaktadır.</p>
<p><strong>Sosyalist Düşünce Toplulukları</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyalist Liseliler: Bu Karanlık Dağılacak!</strong></p>
<p>Geçtiğimiz yıl AKP’nin seçme ve seçilme hakkına yönelik saldırılarından biri olan İBB davası kapsamında Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla birlikte ortaya çıkan eylemlerin birinci yıl dönüme girerken liseli gençlik olarak “Bu karanlık Dağılacak, Halk Kazanacak!” diyoruz.</p>
<p>Türkiye’de geniş emekçi ve gençlik kesimlerinin yer aldığı bu eylemler temelinde AKP’nin halk düşmanı politikalarına ve sermaye düzenine karşı biriken tepkinin uzun bir aradan sonra tekrardan ortaya çıkması ve korku duvarını yıkmasıyla sonuçlandı.</p>
<p>Emekçilerin, kadınların, gençliğin; yoksulluğa, gericiliğe, geleceksizliğe karşı ayağa kalktığı 2025 bahar eylemlerine bizler ise ilerici öğretmenlerimizin tasfiyesiyle birlikte okullarımızda ve meydanlarda kitlesel eylemlerle “liseliler ayakta!” diyerek mücadeleyi ve umudu yükseltmiştik.</p>
<p>AKP ve sermaye düzeni bugün ülkemizde karanlığı yükseltmeye, sömürüyü derinleştirmeye, hukuksuz adımlara ve halk düşmanı politikalarına devam ediyor.</p>
<p>Liselerimiz de bunlardan bağımsız kalmıyor; ÇEDES’le okullarımız gerici karanlığa boğulurken, 2 milyon liseli sömürü çarkları arasında patronlara teslim ediliyor.</p>
<p>Sadece geçtiğimiz yıl 94 sıra arkadaşımızı katleden projeyi istihdam diyerek meşrulaştıran MESEM’ci Bakan Tekin ise hâlâ Milli Eğitim Bakanı olarak anılabiliyor.</p>
<p>AKP bütün bu adımları atmaya devam ederken ayağa kalktığımız günleri unutmuşa benziyor!</p>
<p>AKP’ye karşı biriken tepkinin ortaya çıktığı bahar eylemlerinin üzerinden bir yıl geçmişken emekçilerin, kadınların ve biz gençlerin mücadelesi devam ediyor, AKP’ye ve sermaye düzenine olan tepki ise birikmeye devam ediyor.</p>
<p>Bugün ülkemizde ve liselerimizde laiklik, bağımsızlık, emek mücadelesinin ise eteğe kemiğe bürünmesi programlı ve örgütlü bir eksende mücadelenin örülmesinde geçmektedir.</p>
<p>Bütün sıra arkadaşlarımızı bu karanlığı dağıtmaya, bu köhne düzeni yıkmak için Sosyalist Liseliler saflarında eşitlik ve özgürlük mücadelesini yükseltmeye çağırıyoruz!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> “Her Şey Emeğin Olacak!” Diyenler Ankara&#8217;da Buluşuyor!</strong></p>
<p>Emeğiyle, alın teriyle, onuruyla yaşayan, yaşamak için direnen işçiler, kadınlar, gençler olarak Ankara’da bir araya geliyoruz.</p>
<p>Kuruluşu ilan edilen Birlik ve Dayanışma Hareketi’nin buluşmasında yan yana gelerek eşitlik, özgürlük, laiklik ve adalet mücadelemizi bir kez daha yüksek sesle ilan edeceğiz.</p>
<p>Patronların, tarikatların, çetelerin değil; Her şey emeğin olacak!</p>
<p>Ankara<br />
29 Mart Pazar &#8211; 15.00<br />
Bambu Sahne, Çankaya</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-17-mart-23-mart-2026/">Komünist Birlik Haftalık 17 Mart – 23 Mart 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 10 Mart – 16 Mart 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-10-mart-16-mart-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 17:23:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4342</guid>

					<description><![CDATA[<p>Emperyalist Kuşatma ve Siyonist Saldırganlığa Karşı: Ortadoğu&#8217;da Direniş ve Mücadele ABD emperyalizmi ve siyonist İsrail’in 28 Şubat&#8217;ta İran’a yönelik başlattığı savaş ve buna karşılık İran&#8217;ın İsrail ile Körfez&#8217;deki ABD üslerine düzenlediği misilleme saldırıları 18&#8217;inci gününe girdi. Ortadoğu&#8217;yu bir kez daha kan gölüne çeviren bu saldırganlık, bölgedeki çatışma dinamiğini tehlikeli bir boyuta taşımıştır. Savaş aygıtını aralıksız çalıştıran ABD-İsrail ekseni, bölgesel hegemonyasını tesis etmek adına boyun eğdiremediği ülkeleri ve halkları topyekûn bir ateşe atmaktan çekinmediğini bir kez...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-10-mart-16-mart-2026/">Komünist Birlik Haftalık 10 Mart – 16 Mart 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
Emperyalist Kuşatma ve Siyonist Saldırganlığa Karşı: Ortadoğu&#8217;da Direniş ve Mücadele</strong></p>
<p>ABD emperyalizmi ve siyonist İsrail’in 28 Şubat&#8217;ta İran’a yönelik başlattığı savaş ve buna karşılık İran&#8217;ın İsrail ile Körfez&#8217;deki ABD üslerine düzenlediği misilleme saldırıları 18&#8217;inci gününe girdi. Ortadoğu&#8217;yu bir kez daha kan gölüne çeviren bu saldırganlık, bölgedeki çatışma dinamiğini tehlikeli bir boyuta taşımıştır. Savaş aygıtını aralıksız çalıştıran ABD-İsrail ekseni, bölgesel hegemonyasını tesis etmek adına boyun eğdiremediği ülkeleri ve halkları topyekûn bir ateşe atmaktan çekinmediğini bir kez daha göstermiştir.</p>
<p>Bu emperyalist saldırganlığın son hedefi, egemenliği hiçe sayılan ve uluslararası hukuk kuralları pervasızca çiğnenen Lübnan olmuştur. Filistin&#8217;de yürüttüğü soykırım sürecinde katliamlarına hız kesmeden devam eden İsrail, İran&#8217;a karşı başlatılan savaşın yarattığı atmosferi fırsat bilerek Lübnan işgalini devreye sokmuştur. Hizbullah&#8217;ın silahsızlandırılması bahanesiyle başkent Beyrut&#8217;a yönelik yıkıcı hava saldırıları düzenleyen İsrail ordusu, &#8220;kısıtlı ve hedefli&#8221; kılıfı altında Lübnan&#8217;ın güneyine yönelik bir kara harekâtı başlatarak ülkeyi fiilen işgal etmektedir.</p>
<p>İsrail yönetimi bu vahşi saldırıları Lübnan tarafından ateş açıldığını gerekçe göstererek meşrulaştırmaya çalışsa da gerçekler farklıdır. İşgal ordusunun Güney Lübnan&#8217;daki birçok mahalle ve başkent Beyrut’un belirli bölgeleri için art arda yayınladığı tahliye kararları bölgede derin bir insani krize yol açmış, yaklaşık 800 bin kişi evlerini terk etmek zorunda kalarak yerinden edilmiştir. Geniş çaplı bu saldırılar, saldırının anlık bir kararla değil, Ortadoğu&#8217;yu yeniden dizayn etmeye dönük uzun vadeli ve sistematik bir savaş planının parçası olduğunu kanıtlamaktadır.</p>
<p>İnsanlık önemli bir kırılmayla karşı karşıyadır. Emperyalist kuşatma ve siyonist saldırganlığa karşı ayağa kalkılmalıdır. ABD ve İsrail’in haydutluğuna karşı anti-emperyalist mücadele yükseltilmelidir.</p>
<p>Emperyalizm Ortadoğu’dan derhal kovulmalıdır. Bölge halkları kendi geleceğini kendi ellerine almalı; yerli işbirlikçiliğe, emperyalist manipülasyonlara, sömürüye, yoksulluğa ve savaşa karşı eşitlik ve özgürlük mücadelesini büyütmelidir.</p>
<p><strong>Türkiye Emperyalizme ve Siyonizme Kalkan Yapılamaz!</strong></p>
<p>ABD&#8217;nin ve siyonist İsrail rejiminin İran&#8217;a yönelik saldırıları 18. gününde devam ederken Ortadoğu büyük bir yıkıma ve kaosa sürüklenmiş durumda. ABD ve Siyonist İsrail rejimi Ortadoğu&#8217;yu büyük bir yıkıma ve kaosa sürüklemiş durumda.</p>
<p>Emperyalist haydut Trump ise hâlâ &#8220;dünyayı nükleer saldırıdan korumak&#8221;, &#8220;İran&#8217;ın Ortadoğu&#8217;yu ele geçirme planlarını bozmak&#8221; söylemleriyle savaşı meşrulaştırıyor ve emperyalizmin gözü dönmüşlüğünü bir kere daha gözler önüne seriyor.</p>
<p>Emperyalizm, İran&#8217;ın Körfez ülkelerini hedef aldığı yalanıyla birlikte Türkiye&#8217;nin de İran&#8217;ın hedefinde olduğunu ifade ederek NATO&#8217;nun Türkiye&#8217;deki etkisini artırma arayışında. NATO savunma sistemlerinin düşürdüğü mühimmatlar üzerinden yürütülen kirli propaganda Kürecik Radar Üssü&#8217;nün güvenliği için ABD Patriot&#8217;larının kurulmasıyla sonuçlanmış durumda.<br />
AKP iktidarı ise sözde İran&#8217;a, Lübnan&#8217;a ve Ortadoğu&#8217;ya yönelik saldırganlığı kınarken, gerçekte ise emperyalizmin bölgedeki etkisini artıracak ve askeri varlığını güçlendirecek adımlar atmaya devam ediyor.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin güvenliği, ülkemizin ABD üslerine peşkeş çekilmesiyle, NATO&#8217;yla, ya da AKP iktidarının izlediği işbirlikçi ve yeni-Osmanlıcı politikalarla sağlanamaz. Türkiye, emperyalizme ve Siyonist İsrail rejimine kalkan yapılamaz.</p>
<p>Bugün emekçilerin, kadınların ve gençliğin bağımsızlık mücadelesini yükseltmesi gerekmektedir. Yoksulluğun, geleceksizliğin, gericiliğin emperyalizmden, onun işbirlikçi sermaye düzeninden beslendiği bilinmelidir. Türkiye NATO&#8217;dan çıkmalı, başta Kürecik Radar Üssü ve İncirlik olmak üzere tüm emperyalist üsler ve merkezler kapatılmalıdır.</p>
<p>Bu ise emekçilerin, kadınların ve gençliğin sermayeye, gericiliğe ve emperyalizme karşı mücadelesi ile gerçekleşecektir. Bağımsızlık, laiklik, eşitlik ve özgürlük emekçilerin iktidarıyla mümkün kılınacaktır.</p>
<p><strong>Gazi Katliamı&#8217;nı Unutmadık, Unutturmayacağız!</strong></p>
<p>12 Mart 1995&#8217;te İstanbul Gazi Mahallesi&#8217;nde Alevilere yönelik gerçekleştirilen kontrgerilla saldırılarının ardından yaşanan büyük eylemlerde 22 yurttaşımız kolluk kuvvetleri ve çetelerin saldırıları sonucu hayatını kaybetmiş ve birçok yurttaşımız yaralanmıştı. Katliamın ardından emekçiler, devrimciler ve Alevi kurumları tarafından Gazi Katliamı&#8217;nın sorumlularının yargılanması için yürütülen mücadele sermaye düzeni ve iktidarlar tarafından görmezden gelindi, katliamın sorumluları yargılanmadı ve bazı kolluk kuvvetleri hakkında göstermelik cezalar verildi.</p>
<p>Gazi&#8217;nin ve yine sermaye düzeninin çıkarları doğrultusunda gerçekleşen tüm katliamların hesabının sorulması katliam, sömürü, yoksulluk düzenine karşı mücadelenin her alanda yükseltilmesinden geçmektedir.</p>
<p>Gazi Katliamı&#8217;nı unutmadık, unutturmayacağız!</p>
<p><strong>BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen Serbest Bırakılsın!</strong></p>
<p>Aylardır zamlı ücretlerini alamayan, son ay maaşları ödenmediği için eyleme çıkan Sırma Halı işçilerinin yanında olduğu ve eylemde konuşma yaptığı için gözaltına alınan BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, hukuksuzca tutuklanmıştır.</p>
<p>En temel hakları için direnen işçilere destek olan Mehmet Türkmen’in tutuklanması kabul edilemez! Mehmet Türkmen tutuklanarak, işçiler kölelik koşullarına mahkûm edilmek isteniyor.</p>
<p>AKP, işçi sınıfının hak mücadelesini ve haklı taleplerini yeri geldiğinde polis, jandarma gücü ile yeri geldiğinde grev yasaklarıyla ve sendikal örgütlenmeyi zayıflatmayı amaçlayan baskı uygulamalarıyla bastırmaya ve kırmaya çalışmaktadır. İş cinayetlerine kader diyerek meşrulaştıran, patronlara uygulanan vergi indirimleri ve teşviklerle övünen AKP emekçilerin en ufak hak arayışından dahi korkmaktadır.</p>
<p>Tutuklamalarla, yandaş sendikalarla, örgütlenme hakkının engellemesiyle, polis zoruyla bastırılmaya çalışılsa da Türkiye işçi sınıfı emeği, geleceği ve hakları için mücadelesini yükseltmeye devam edecek, sermayeye ve AKP&#8217;ye boyun eğmeyecektir.</p>
<p>Sırma Halı işçilerinin haklı mücadelesini destekliyor ve dayanışma duygularımızı paylaşıyoruz. Sırma Halı işçilerinin talepleri karşılanmalı ve BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen serbest bırakılmalıdır!</p>
<p><strong>Sosyalist Düşünce Toplulukları: 16 Mart&#8217;ı Unutmadık!</strong></p>
<p>16 Mart 1978’de Beyazıt’ta faşist çeteler tarafından gerçekleştirilen bombalı ve silahlı saldırı sonucu 7 devrimci öğrenci katledildi, onlarca kişi yaralandı. Bu saldırı münferit bir olay değil; öğrencilerin ve emekçilerin bağımsızlıktan, emekten ve özgürlükten yana yükselen mücadelesine karşı emperyalizmin ve işbirlikçilerinin yürüttüğü bir kontrgerilla operasyonuydu. Emniyet güçleri ile ülkücü faşistlerin işbirliğiyle planlandı, devletin bilgisi dâhilinde gerçekleşti. Amaç açıktı: Yükselen anti-emperyalist üniversite hareketini ezmek ve işçi sınıfıyla birleşen devrimci yükselişi kırmak.</p>
<p>Bu katliam, sermaye düzeninin duyduğu korkunun göstergesidir. 12 Eylül’e giden süreçte Beyazıt Katliamı; Maraş ve Çorum katliamlarıyla birlikte bu karanlık dönemin habercilerinden biri oldu. Katiller yargılanmadı, dosyalar zaman aşımına uğratıldı. Çünkü katilleri koruyan sermaye düzeni hâlâ değişmedi.</p>
<p>16 Mart&#8217;ı unutmadık, unutturmayacağız!</p>
<p>Bugün de aynı düzen gençliği baskıyla, polis şiddetiyle ve yasaklarla sindirmeye çalışıyor. Ancak gençlik; kampüslerde, sokaklarda ve fabrikalarda örgütlenerek sermayeye ve emperyalizme karşı mücadeleyi büyütmeye devam ediyor!</p>
<p>Daha fazla katliamın, daha fazla acının yaşanmaması için; eşit, özgür ve bağımsız bir ülke için bu mücadeleyi birlikte büyütelim. Sosyalizm mücadelesini birlikte yükseltelim!</p>
<p><strong>Berkin Elvan Onbeş&#8217;inde Bir Fidan!</strong></p>
<p>Haziran Direnişi sırasında Okmeydanı&#8217;nda polisin hedef gözeterek attığı gaz fişeğiyle vurulan ve aylarca yoğun bakımda kaldıktan sonra 11 Mart 2014&#8217;te hayata gözlerini yuman Berkin Elvan&#8217;ı anıyor, Berkin&#8217;i eşitlik ve özgürlük mücadelemizde yaşatıyoruz.</p>
<p>Türkiye&#8217;de sermaye düzenine, gericiliğe, AKP&#8217;nin baskıcı, işbirlikçi, emek düşmanı politikalarına karşı en kitlesel karşı duruş olan Haziran Direnişi&#8217;nde yitirdiklerimizi de halk düşmanı AKP iktidarını da, &#8220;emri ben verdim&#8221; diyenleri de unutmadık.</p>
<p><strong>Sosyalist Liseliler: Okullarımızı Tarikat Karanlığına Teslim Etmeyeceğiz!</strong></p>
<p>Bursa’da Yiğitler Anadolu İmam Hatip Lisesi bünyesinde yer alan bir ortaokula sokulan tarikat şeyhinin kitabı ile eğitim bir kez daha tarikatlara açılmış, kitapları öğrencilere ulaştırılmıştır. Atılan bu gerici adım AKP’nin yıllardır sürdürdüğü “dindar ve kindar nesil” hedefinden bağımsız değildir!</p>
<p>Okulların tarikat ve cemaatlerin arka bahçesi haline getirilmesi kabul edilemez!</p>
<p>Okullarımızı, müfredatımızı, eğitimi laiklikten ve bilimsellikten uzaklaştırıp, tarikatların arka bahçesi haline getiren her adım, geleceğimizin karanlığa teslim edilmesidir!</p>
<p>Bizi geleceksizliğe mahkûm etmek isteyen bu düzene karşı durmak, memleketi de okulları da gericiliğe teslim etmemek demektir. Karanlığa razı olmayacak, bulunduğumuz her alanda laiklik mücadelesini yükselteceğiz!</p>
<p>Sosyalist Liseliler olarak okullarımızı da memleketimizi de gerici karanlığa teslim etmeyeceğimizi yineliyor, bütün sıra arkadaşlarımızı laik ve bilimsel bir eğitim için mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz!</p>
<p><strong>&#8220;Her Şey Emeğin Olacak!&#8221; Diyenler İstanbul ve İzmir&#8217;de Buluştu!</strong></p>
<p>Sermaye düzenine, gericiliğe, emperyalist saldırganlığa karşı insanca bir yaşam ve eşitlikçi bir düzen mücadelesini yükseltme, sınıfın bölünmüşlüğü, emekçilerin düzen içi çözümlere mahkûm edilmesi karşısında birliğin ve dayanışmanın örgütlenmesi hedefiyle yola çıkan Birlik ve Dayanışma Hareketi İstanbul ve İzmir&#8217;de buluşmalarını gerçekleştirdi. &#8220;Her Şey Emeğin Olacak!&#8221; buluşmalarında emekçiler, kadınlar ve gençler söz aldı, mücadelenin ihtiyaçlarını ve önümüzdeki dönem emekçilerin görevlerini değerlendirdi.</p>
<p><strong>Birlik ve Dayanışma Hareketi&#8217;nden &#8220;Emeğimiz İçin Birlik ve Dayanışma Manifestosu&#8221;</strong></p>
<p>İşçiler, emekçiler, yoksullar!</p>
<p>Geçtiğimiz yıl 19 Mart tarihinde ayağa kalkan halkımızı, direnişin yıl dönümünde birlik ve dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz!</p>
<p>AKP iktidarına son!</p>
<p>AKP iktidarı, yirmi dört yıldır ülkemizin tüm ilerici birikimine savaş açarak bir rejim değişikliğine yol açtı. Cumhuriyet’in tüm kazanımları birer birer ortadan kaldırıldı.<br />
Emperyalist işbirlikçilikle, piyasacılıkla, siyasal İslamcılıkla patronlar sınıfına tam istedikleri gibi bir rejim kurdu. Hak ve özgürlüklerimize bir bir saldırdı. Sömürüyle ve baskıyla yol alabilen bu rejim, memleketi bugün içinde bulunduğu karanlığa sürükledi.</p>
<p>AKP rejiminin bugün geldiği nokta durdurulmalıdır. 12 Eylül’ün ürünü olan AKP, 12 Eylül Anayasası’nı bahane ederek kurulan rejim, yine Anayasa’yı gündeme getirmektedir. 24 yıllık iktidarıyla tüm temel yurttaşlık haklarına saldıran AKP’nin bu son hamlesine karşı ayağa kalkma zamanı gelmiştir.</p>
<p>Bu böyle gitmez!</p>
<p>Memleket yangın yerine dönmüşken, emeğiyle ve alınteriyle yaşayan işçiler, emekçiler, yoksullar için hayat artık sürdürülemez bir noktaya geliyor.</p>
<p>Geleceksizlik, güvencesizlik, işsizlik, hayat pahalılığı, yoksulluk… Her geçen gün derinleşen bu sorunların çözümünün hiçbir düzen partisinde olmadığı, her seçim döneminde görülmektedir.</p>
<p>Tüm bunlar ve daha fazlası yaşanırken emekçilere düşen, seçimden seçime gidip oy vermek olamaz. Böyle gelmiş, böyle gitmez demek için artık vakit geldi.</p>
<p>Çıkış yolu bellidir!</p>
<p>Düzen partileri hangi isimlerle, hangi siyasi figürlerle olursa olsun birbirinin tamamen aynısı haline gelmiştir. İslamcılar, milliyetçiler, liberaller birbirine kimi zaman küstüler, kimi zaman da yan yana geldiler ama en sonunda bu ülkenin tüm ilerici birikiminin düşmanlığında birleştiler. Düzen partilerinin tümü bu rejimin inşa edilmesine destek oldu. Kamuculuk, Bağımsızlıkçılık, Laiklik gibi, memleketin kurtuluşunun biricik yolu olan hedefleri terk edenler, artık bu ülkenin geleceğine dönük hiçbir program önerememektedir.</p>
<p>Her türlü zorbalıkla iktidarını sürdüren bu rejime karşı halkın bu üç ilke etrafında örgütlü bir mücadelesi biricik çözümdür.</p>
<p>Mücadele ederek kazanacağız.</p>
<p>Her gün aldığımız kötü haberlere bakıp umutsuzluğa sürüklenmek, söylenmek bir çözüm getiremez. Mücadele ederek hayatımızın, ülkemizin geleceğini doymak bilmez patronlara, çetelere, mafyalara, tarikatlara bırakmayacağız.</p>
<p>Emekçi halkın hayati sorunlarına karşı ortak bir mücadele örerek birliğimizi ve dayanışmamızı güçlendirmek için tarihsel bir sorumluluk almalıyız.</p>
<p>Topraklarımız nice onurlu mücadelelerin tarihini taşımaya devam etmektedir. Genç kuşakların bu mücadele birikimini omuzlaması için bir yol açılmalıdır.</p>
<p>Haramilerin saltanatına karşı laik, demokratik, bağımsız bir emekçi cumhuriyetini ayağa kaldıralım.</p>
<p>Yapılması gerekenler açıktır!</p>
<p>1- Bugün ülkemizde alınan tüm kararlar tek bir kişiden çıkmaktadır. Tek adam rejiminde karakterize olan bu düzenin attığı tüm adımlar sermayenin, gericiliğin, emperyalizmin çıkarları etrafında şekillenmektedir. Bu rejim son bulmalıdır.</p>
<p>2- Emekçilerin siyasete doğrudan katılımı için, ipleri kendi ellerine alması gerekmektedir. Seçimlerin fiilen ortadan kaldırıldığı bu tabloda oturup sandık beklenecek bir gerçeklik kalmamıştır. Halkın örgütlü gücü açığa çıkmalıdır.</p>
<p>3- Eşitsizlik ve adaletsizlik üzerine kurulu, paranın saltanatını ifade eden bu toplumsal düzene karşı, bütünlüklü bir programla mücadele edilmelidir. Patronların her geçen gün zenginliklerine zenginlik kattığı, emekçilerin ise an be an yoksullaştığı kriz koşullarına karşı işçi sınıfının birliği sağlanarak dayanışma güçlendirilmelidir.</p>
<p>4- Yoksulluğu, işsizliği, hayat pahalılığını, zamları ortadan kaldırmanın tek yolu bu düzenin değişmesidir. Özelleştirmelerle yağma ve talan düzeni kuranlara karşı kamulaştırma talebi yükseltilmelidir. Eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçlar eşit ve ücretsiz olarak sunulmalıdır. Tüm kamu varlıkları kamulaştırılmalıdır. Emperyalist tekellere peşkeş çekilen tüm varlıklarımız geri alınmalıdır. Planlamacı bir ekonomik modele geçilmelidir.</p>
<p>5- Dünyanın dört bir yanına haydutça saldıran emperyalistlere karşı mücadelede tavizsiz olunmalıdır. Emperyalistlerin bölgemizde yarattığı yıkıma, onun savaş örgütü NATO’nun yayılmacılığına karşı seferber olunmalıdır. Ülkemiz NATO’dan çıkmalı ve tüm üsler kapatılmalıdır.</p>
<p>6- Devletin tüm olanaklarını kullanarak toplumsal yaşamı şekillendirmeye çalışan tarikatlara karşı bilimsel düşünce ve özgürlükler tavizsiz şekilde savunulmalıdır. Toplumsal alandaki dinselleşmeye karşı laik ve bilimsel düşünce her zamankinden daha yüksek bir sesle dile getirilmelidir. Eğitim birliği sağlanarak eğitim ve diğer tüm alanlardaki tarikat faaliyetleri yasaklanmalıdır.</p>
<p>7- Etnik kökenler, dini inançlar ve toplumsal cinsiyet üzerinden yaratılan ayrımcılıkların ortadan kaldırılacağı gerçek bir kardeşlik zemini yaratılmalıdır. Eşit, özgür, adil ve kardeşçe bir toplumsal düzen düşüncesi, ülkemizin dört bir yanında yeşertilmeye devam etmelidir.</p>
<p>Tüm her şey için ihtiyacımız olan; Birlik ve Dayanışma’dır!</p>
<p>Bu düzende paranın saltanatı var, gericilerin tarikatları var, emperyalistlerin uşakları var. Emekçileri bölen dincileri ve faşistleri var. Onların düzenini meşrulaştırma görevini gören liberalleri var.</p>
<p>Onlar hep konuştular, söz işçilerde, söz emekçilerde!<br />
İşçilerin hayatın her alanından gelen bir gücü var. Bu gücün ihtiyacı olan tek şey, birliğini sağlamasıdır.</p>
<p>Aydınlarıyla, gençleriyle, kadınlarıyla hep beraber, bu düzene son vermek için emekçilerin birliği kurulmalıdır.<br />
Birlik ve Dayanışma Hareketi, bu doğrultuda, bu sömürü düzeninin tam karşısında yeni bir emek cephesi olacaktır!</p>
<p>Emperyalizmin, sermayenin, gericiliğin değil; her şey emeğin olacak.<br />
Birlik ve Dayanışma’yla, gelecek bizim olacak!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-10-mart-16-mart-2026/">Komünist Birlik Haftalık 10 Mart – 16 Mart 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 3 Mart – 9 Mart 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-3-mart-9-mart-2026/</link>
					<comments>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-3-mart-9-mart-2026/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 18:53:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4339</guid>

					<description><![CDATA[<p>KÜBA’DAN İRAN’A EMPERYALİZM YENİLMELİ! Emperyalizmin saldırganlığı tüm dünyayı büyük bir yıkıma sürüklemeye devam ediyor. Yıllardır bir dizi bölgesel gerilimi, savaşları ve krizleri tetikleyen emperyalist saldırganlık bugün geldiğimiz noktada Küba&#8217;yı kuşatmaya, İran&#8217;ı ise bombalarla, katliamla, ekonomik ambargoyla çökertmeye odaklanmış durumda. Venezuela&#8217;da devreye giren haydutluk, bugün Küba&#8217;nın büyük bir ekonomik yıkıma sürüklenmesi için elinden geleni yapıyor, insanlığın büyük kazanımlarından biri olan Küba&#8217;ya diz çöktürmeye çalışıyor. Bununla birlikte Suriye&#8217;de gerçekleşen emperyalist entegrasyonla birlikte ise emperyalist ABD ve siyonist...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-3-mart-9-mart-2026/">Komünist Birlik Haftalık 3 Mart – 9 Mart 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KÜBA’DAN İRAN’A EMPERYALİZM YENİLMELİ!</strong></p>
<p>Emperyalizmin saldırganlığı tüm dünyayı büyük bir yıkıma sürüklemeye devam ediyor. Yıllardır bir dizi bölgesel gerilimi, savaşları ve krizleri tetikleyen emperyalist saldırganlık bugün geldiğimiz noktada Küba&#8217;yı kuşatmaya, İran&#8217;ı ise bombalarla, katliamla, ekonomik ambargoyla çökertmeye odaklanmış durumda.</p>
<p>Venezuela&#8217;da devreye giren haydutluk, bugün Küba&#8217;nın büyük bir ekonomik yıkıma sürüklenmesi için elinden geleni yapıyor, insanlığın büyük kazanımlarından biri olan Küba&#8217;ya diz çöktürmeye çalışıyor. Bununla birlikte Suriye&#8217;de gerçekleşen emperyalist entegrasyonla birlikte ise emperyalist ABD ve siyonist İsrail rejimi İran&#8217;ı hedef tahtasına oturtarak hem Ortadoğu&#8217;da İsrail&#8217;in güvenliğini sağlamak hem de bölgenin zenginliklerini yağmalamak açısından büyük bir savaş politikası yürütüyor.</p>
<p>Dünyanın içinden geçtiği bu kesit, emperyalizmin, sermayenin ve gericiliğin insanlık düşmanı politikalarını tekrardan açığa çıkarmış durumda. Devlet liderlerinin kaçırıldığı, bombalarla öldürüldüğü, su ve enerji kaynaklarının bombalandığı, halkların en temel ihtiyaçlarına ulaşımının dahi imkânsız hale getirilmeye çalışıldığı bu tablodan çıkış için ise emperyalizme karşı bütünlüklü bir mücadelenin yürütülmesi insanlık açısından zorunlu hale gelmiş durumda.</p>
<p>Emperyalizmin ve siyonist İsrail rejiminin İran&#8217;a yönelik saldırganlığından faydalanmaya çalışan AKP iktidarı ise, Ortadoğu&#8217;da yaşanan emperyalist saldırganlığa işaret ederek Türkiye&#8217;nin güvenliliğini AKP&#8217;nin adımlarına ve geleceğine bağlayan bir yaklaşımı halka sunuyor, büyük bir algı operasyonunu devreye sokuyor.</p>
<p>ABD&#8217;nin Ortadoğu&#8217;daki bir dizi ülkeyi İran&#8217;a yönelik saldırganlık noktasında devreye sokmaya çalışması ele alındığında İran tarafından Türkiye&#8217;nin hedef almadığı da açıkça ortadayken NATO&#8217;nun düşürdüğü mühimmatlar üzerinden izlenilen kirli siyaset de emekçiler tarafından görülmek durumundadır.</p>
<p>Küba&#8217;dan İran&#8217;a emperyalizme karşı mücadele büyütülmelidir. Ülkemizin güvenliği ne emperyalizmle işbirliğinde ne NATO&#8217;da ne de AKP iktidarındadır. Türkiye NATO&#8217;dan çıkmalı, emperyalist üsler kapatılmalıdır. Emperyalizme ve siyonist İsrail rejimine karşı mücadele her alanda yükseltilmelidir</p>
<p><strong>YAŞASIN 8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ, YAŞASIN SOSYALİZM!</strong></p>
<p>8 Mart, emekçi kadınların sömürüye, gericiliğe ve eşitsizliğe karşı yürüttüğü mücadelenin simgesidir. Bugün dünyada kadınlar, emperyalizmin savaş politikalarının, sermaye düzeninin sömürüsünün ve gerici iktidarların saldırılarının ortak hedefi haline getirilmektedir. Savaşlar, ekonomik kuşatmalar ve krizler halkların yaşamını yıkıma sürüklerken, bunun en ağır sonuçları yine emekçi sınıfların ve kadınların omuzlarına yüklenmektedir. Bu bağlamda, 8 Mart’ın ortaya çıkışı bir tesadüf değildir.</p>
<p>İşçi kadınların ağır çalışma koşullarına, düşük ücretlere ve eşitsizliğe, emperyalist barbarlık altında zorlaşan yaşam koşullarına karşı yürüttüğü mücadeleler, sosyalist kadınların öncülüğünde uluslararası bir nitelik kazanmış; bütün dünyada emekçi kadınların uluslararası mücadele günü fikri kabul edilmiştir.</p>
<p>8 Mart’ın tarihsel mirası açıktır: Bu gün, kadınların kurtuluş mücadelesini emek mücadelesiyle ele alan, emperyalist barbarlığa, sömürüye, gericiliğe pabuç bırakmayan bir geleneğin ürünüdür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bugün dünyaya, özellikle bölgemize ve ülkemize baktığımızda bu mirasın neden hâlâ güncel olduğunu görmek zor değildir. Emperyalizm dünyanın her yerinde yıkımı büyütmektedir. ABD başta olmak üzere emperyalizmin saldırgan politikaları yalnızca askeri müdahalelerle değil, ekonomik kuşatma ve yaptırımlarla da halkları hedef almaktadır. Besledikleri cihatçı çeteler ve gerici iktidarlar ise en başta kadın düşmanlığı ile bilinmektedir.</p>
<p>Emperyalizm yalnızca ülkelerin egemenlik haklarını değil; emekçilerin, kadınların ve çocukların hayatını tehdit etmektedir. Suriye’de ve Afganistan’da iş başına gelen cihatçı hükümetler, İran’a dönük saldırılar ile bölgesel savaş politikaları dünyada karanlığı daha da büyütürken; Küba’ya yönelik on yıllardır süren ambargo, Venezuela’nın egemenlik haklarına dönük müdahaleler halklar için yaratılmak istenen yıkımın somut örnekleridir.</p>
<p>Savaşlar, ekonomik krizler ve yoksulluk en ağır sonuçlarını emekçi sınıflar, kadınlar ve çocuklar üzerinde göstermektedir. Bu nedenle kadınların mücadelesinin başarıya ulaşabilmesi için gericiliğe ve onu her gün yeniden üreten sermaye düzenine karşı mücadele yükseltilmelidir.</p>
<p>Dünyada yaşanan bu gelişmeler Türkiye’deki tabloyla da doğrudan bağlantılıdır. AKP iktidarı uzun yıllardır kadınların kazanılmış haklarını hedef alan politikalar yürütmektedir. İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi, 6284 sayılı yasanın tartışmaya açılması ve Medeni Kanun’un kazanımlarını aşındırmaya yönelik girişimler bu saldırıların açık göstergeleridir. Kadınların yalnızca kazanılmış hakları değil, doğrudan yaşam hakları yeni yargı düzenlemeleriyle hedef tahtasındadır.</p>
<p>2025 yılında 569 kadın öldürülmüş, 287 kadının ölümü ise kayıtlara “şüpheli” olarak geçmiştir. Kadın cinayetlerinin her geçen gün arttığı ülkemizde, kadınları koruyan yasaların uygulanmadığını, faillere iyi hal indirimleri, pişmanlık indirimleri hatta tahrik indirimleri uygulandığını; kısacası katillerin açıkça korunduğunu çok iyi biliyoruz.</p>
<p>Bugün iktidarın aile ve nüfus politikaları, kadınların özgürlüğünü değil, sermayenin ihtiyaçlarını gözetmektedir. “Aileyi güçlendirme” söylemiyle sunulan bu politikalar; kadınları toplumsal yaşamdan geri çekmeyi, ucuz ve güvencesiz emek rezervi olarak tutmayı ve kadın emeğini aile içinde daha fazla görünmez hale getirmeyi amaçlamaktadır.</p>
<p>Ülkemizde emekçi kadınlar iki kat sömürüye maruz kalıyor. Esnek ve güvencesiz çalışma, kadın emeğine saldırının en temel göstergesidir. Yarı zamanlı ve güvencesiz çalışma şekilleri; zaten emeği yok sayılan kadınları yalnızca ev içi yaşama, ev içi görünmez emeğe mahkûm bırakıyor. TÜİK verilerine göre kadınlarda ev işleriyle meşguliyetin iş gücüne dâhil olmama nedenleri arasındaki payı %42,9 olarak açıklanmıştı. Bu veriler kadınların ‘anne-eş’ kategorisinde değerlendirilmesine; dolayısıyla da kadının rolünün ev yaşamı içinde sınırlandırılmasına neden oluyor.</p>
<p>Kadınların özgürlüğü aile merkezli gerici politikalarla değil; eşit yurttaşlık, laiklik ve toplumsal eşitlik temelinde kurulabilir. Bu nedenle kadınların mücadelesi bir haklar mücadelesi olmanın ötesinde, gericiliğe ve sermaye düzenine karşı verilen bir mücadeledir.</p>
<p>Tam da bu nedenle Türkiye’de kadın mücadelesi ile işçi sınıfının bağımsız siyasal hattının birleşmesi büyük önem taşımaktadır. Kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesi, emekçilerin sömürüye karşı mücadelesinden ayrı düşünülemez. Aynı şekilde kadınların toplumsal eşitlik taleplerini içermeyen gerçek bir toplumsal dönüşüm de yaratılamaz.</p>
<p>Bugün ihtiyaç duyulan şey, kadınların mücadelesini düzen siyasetinin dar sınırlarına hapsetmek değil; onu emekçilerin eşitlik, bağımsızlık ve laiklik mücadelesiyle buluşturan bağımsız bir siyasal hattı güçlendirmektir.</p>
<p>8 Mart’ın tarihsel mirası bize bunu hatırlatmaktadır. Bu miras, kadınların haklarının mücadeleyle kazanıldığını ve ancak mücadeleyle korunabileceğini göstermektedir.</p>
<p>Bugün görevimiz bu birikimi büyütmek ve kadınların özgürlük mücadelesini emekçi sınıfların kurtuluş mücadelesiyle birlikte ileri taşımaktır.</p>
<p>Gericiliğe, sömürüye ve emperyalist barbarlığa karşı;</p>
<p>Kadınların eşit ve özgür olduğu bir ülke ve dünya için;</p>
<p>İnsanca bir yaşam için mücadele eden tüm kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü!</p>
<p>Yaşasın Sosyalizm!</p>
<p><strong>Birleşik Komünist Parti Merkez Komitesi<br />
</strong></p>
<p>08.03.2026</p>
<p><strong>İHMALLERİN BEDELİ: KATLEDİLEN BİR ÖĞRETMEN DAHA</strong></p>
<p>2 Mart 2026’da, İstanbul Çekmeköy’deki bir meslek lisesinde görev yapan 44 yaşındaki biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik, 11. sınıf öğrencisinin bıçaklı saldırısı sonucu hayatını kaybetti. 17 yaşındaki öğrenci ayrıca bir kadın öğretmeni ve bir öğrenciyi yaraladı.</p>
<p>İddiaya göre Fatma Nur Çelik, geçen yıl okuldaki başka bir bıçaklama olayının ardından “Can güvenliğimiz yok, sıradaki biz olabiliriz” diye uyarıda bulunmuş; ancak yetkili merciler gerekli tedbirleri almamıştı. Çelik’in katledilmesinin ardından ilçe milli eğitim müdürü ve okul müdürü görevden alındı. Ancak iş işten geçtikten sonra yapılan bu tür göz boyama hamleleri, görüntüyü kurtarmak dışında hiçbir işe yaramıyor.</p>
<p>“Ramazan Ayı Etkinlikleri” kapsamında “sivil toplum kuruluşu” diye tanımladığı tarikat ve cemaatlerle etkinlikten etkinliğe koşan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Fatma Nur Çelik’in cenazesine katılmadı. Onun yerine katılan bakan yardımcısı öğretmenler tarafından protesto edildi.</p>
<p>Devlet okullarına yeterli kaynağı ayırmayan AKP iktidarı, okulları kaderine terk etmiş durumda. Yeterli ve kadrolu güvenlik görevlisi ve hizmetli istihdam edilmediği için okullarımız hem öğretmenler hem de öğrenciler için güvenli ve temiz değil. Velilerin katkılarıyla ayakta kalmaya çalışan okullar ise ciddi sorunlarla karşı karşıya.</p>
<p>Geçmişte tanık olmadığımız, öğretmenlerin öğrencileri tarafından öldürülmesi gibi olaylar giderek artıyor. Nitelikli, kamusal, bilimsel ve eşitlikçi bir eğitim politikası bu gidişatı tersine çevirebilir. Okullar hem öğretmenler hem de öğrenciler için güvenli mekânlar olmalı.</p>
<p><strong>DİYARBAKIR’DA GES VE HALKA SALDIRI</strong></p>
<p>Diyarbakır’ın Sur ilçesinde mera alanlarına kurulmak istenen güneş enerji santrali (GES) projesine karşı çıkan köylüler, doğalarını ve yaşam alanlarını savunmak için bir araya geldi. Ancak halkın haklı direnişine yanıt yine devletin zor aygıtlarıyla verildi. Proje sahasına karşı çıkan yurttaşlara jandarma biber gazı, tazyikli su ve plastik mermilerle saldırdı; en az 16 kişi gözaltına alındı, 4 kişi yaralandı.</p>
<p>Bu tablo, Türkiye’de “yeşil enerji” adı altında yürütülen projelerin gerçekte kimin çıkarına hizmet ettiğini bir kez daha gösteriyor. Enerji politikaları halkın ihtiyaçları ve doğanın korunması temelinde değil; şirketlerin kârı doğrultusunda şekillendiriliyor. Mera alanları, tarım arazileri ve köylülerin geçim kaynakları şirketlere tahsis edilirken, buna karşı çıkan halk ise kriminalize ediliyor.</p>
<p>Oysa mesele yalnızca bir enerji projesi değil; yaşam alanlarının savunulmasıdır. Diyarbakır’da köylüler, topraklarının ve meralarının şirketlere peşkeş çekilmesine karşı çıkarken aynı zamanda doğanın talanına karşı da mücadele ediyor. Bu direniş, yalnızca bölgenin değil tüm toplumun ortak meselesidir.</p>
<p>Doğa ve yaşam alanları şirketlerin değil halkındır. Halkın iradesine rağmen yürütülen projeler ve buna eşlik eden baskı politikaları kabul edilemez. Diyarbakır’da yükselen ses, doğa ve yaşam savunusunun sesidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>DİRENEN MADENCİLER KAZANDI İŞÇİLER KAZANDI</strong></p>
<p>İzmir Kınık’ta haksız işten çıkarmalar, gasp edilen maaşlar ve tazminatlar için Bağımsız Maden-İş öncülüğünde direnişe başlayan işçilerin mücadelesi kazanımlarla sona erdi. Özyeğinlere ait FİBA Holding bünyesindeyken Çinli Qitaihe Longcoal Mining’e devredilen madendeki direnişin sonucu ödenmeyen maaşlar, mesailer, kıdem ve ihbar tazminatları ile yan hakları ödendi. İşe dönmek isteyen madenciler için de ocakta faaliyet başlar başlamaz ödenmeyen maaşları, mesaileri, kıdem ve ihbar tazminatları ile yan hakları ödendi. Ayrıca işine dönmek isteyen madenciler için de ocak faaliyete geçer geçmez kademeli olarak işe alımlar başlayacak.</p>
<p>İşçi eylemlerinin kazanımla sonuçlanması için örgütlülük, irade ve sabır eylemin toplumsallaşması gerekiyor. Her biri kendi içinde kendine özgü sorunlar barındırsa da haksızlığa karşı mücadelenin verdiği güç, bu sorunları çözüyor.</p>
<p><strong>TEKSTİL İŞÇİSİ ANKARA’DAN SESLENİYOR</strong></p>
<p>Çalınan kıdem ve ihbar tazminatları ile diğer hakları için Tokat, İstanbul ve Çorlu’da eylemlere başlayan Şık Makas işçilerinin mücadelesi 150. günü de devirdi.</p>
<p>Üretimin büyük bölümünün Mısır’a taşınması nedeni ile fabrikalarında binlerce işçiyi çıkartan Şık Makas patronları, işçilerin kazanılmış haklarına el koydular. Bu haklar için başlayan eylemler sonucunda, işsizlik maaşı alınmasını engelleyen Kod 22 ve benzeri maddelerin geri çekilmesi sağlansa da, Şık Makas patronu tazminatların ödenmesi konusunda verdikleri sözde durmadılar. Mücadelenin 150. gününde Ankara’da işçiler meclisten seslenerek “İşçilerin maaşlarından kesilerek oluşturulan işsizlik fonundan patronlara aktarılan parayla teşvik alındığını, bu teşvik ile Mısır’da yatırım yapıldığını ve işten çıkarılan işçilere ödeme yapılmadığını ve adaletin bu konuda yetersiz kaldığını” söylediler.</p>
<p><strong>BDH: HER ŞEY EMEĞİN OLACAK!</strong></p>
<p>Emeğiyle, alın teriyle, onuruyla yaşayan, yaşamak için direnen işçiler, kadınlar, gençler olarak Mart ayında İstanbul, İzmir ve Ankara’da buluşuyoruz.</p>
<p>Kuruluşu ilan edilen Birlik ve Dayanışma Hareketi’nin buluşmasında üç büyük ilde yan yana gelerek eşitlik, özgürlük, laiklik ve adalet mücadelemizi bir kez daha yüksek sesle ilan edeceğiz.</p>
<p>Patronların, tarikatların, çetelerin değil; her şey emeğin olacak!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İstanbul</strong></p>
<p><strong>15 Mart Pazar – 15.00</strong></p>
<p><strong>Figaro Düğün Salonu, Çağlayan</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İzmir</strong></p>
<p><strong>15 Mart Pazar – 16.00</strong></p>
<p><strong>Tepekule Kongre Merkezi, Bayraklı</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ankara</strong></p>
<p><strong>29 Mart Pazar – 15.00</strong></p>
<p><strong>Bambu Sahne, Çankaya</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyalist Liseliler: MESEM SÖMÜRÜ VE ÇOCUK İŞÇİLİK PROJESİDİR! </strong><strong>Yusuf Tekin&#8217;in Değerden Anladığı Patronların Dolan Cebidir!</strong></p>
<p>MEB ve sermaye işbirliğiyle, liseli gençlik düzenin sömürü ve kâr çarklarına dâhil edilmiştir! Meslek liseleri, devlet eliyle sömürü merkezleri haline getirilmiş, sermayenin nitelikli ve ucuz işgücü talebini karşılamak için yaygınlaştırılmıştır!</p>
<p>AKP iktidarı yıllardır staj adı altında yürütülen sömürüyü daha da derinleştirmek istemektedir. Her gün artan meslek liseleri sayısı, öğrencilerin açlık sınırının altında ücretlere mahkûm edilmesiyle birlikte patronların kârına kâr katmaktadır. Meslek liselerinde alan derslerin yoğunluğu ve verilen kültür derslerinin niteliksizliği ise liseli gençliğin üniversite hayalinin sona ermesine neden olmaktadır.</p>
<p>Bugün sizin öve öve bitiremediğiniz, patronlara ucuz işgücü diye sunduğunuz MESEM projesinde ve meslek liselerinde sadece 2025 yılında en az 95 çocuk öldürüldü!</p>
<p>Öldürülen her arkadaşımızın katili bu düzen ve bu düzenin temsilcileridir!</p>
<p>Bu düzen böyle gitmez!</p>
<p>Bütün meslek liseli arkadaşlarımıza çağrımızdır:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>MESEM projesine ve Mesemci Bakan Yusuf Tekin&#8217;e karşı sesimizi yükseltelim!</p>
<p>Çocuk işçiliğin suç olduğunu her alanda ifade edelim, parasız, eşit, laik ve bilimsel bir eğitim mücadelesini örgütleyelim, geleceğimize ve memlekete sahip çıkalım.</p>
<p>Mesemcilere geçit vermeyeceğiz!</p>
<p>Elinizi gençlikten ve liselerden çekin!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-3-mart-9-mart-2026/">Komünist Birlik Haftalık 3 Mart – 9 Mart 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-3-mart-9-mart-2026/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 24 Şubat – 2 Mart 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-24-subat-2-mart-2026/</link>
					<comments>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-24-subat-2-mart-2026/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 18:35:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4334</guid>

					<description><![CDATA[<p>İran Halkı Kazanacak! Emperyalizm ve Siyonizm Kaybedecek! Siyonist İsrail ve destekçisi haydut ABD  İran’a yönelik yeni bir saldırı başlattı. Bu saldırı Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren emperyalist planların son halkasını oluşturuyor. Bu saldırı sadece İran’ı değil; Filistin&#8217;den ülkemize, bütün bölge halklarını hedef almakta ve tehdit etmektedir. Bölgemizde emperyalizm, siyonizm ve onların beslediği işbirlikçi çeteler bölgemiz için tehlike olmaya devam ediyor. Gelinen noktada ülkemizin bu kanlı saldırıların ve bölgesel operasyonların üssü olarak kullanılmasına izin verilmesi kabul edilebilir...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-24-subat-2-mart-2026/">Komünist Birlik Haftalık 24 Şubat – 2 Mart 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong></p>
<p>İran Halkı Kazanacak! Emperyalizm ve Siyonizm Kaybedecek!</strong></p>
<p>Siyonist İsrail ve destekçisi haydut ABD  İran’a yönelik yeni bir saldırı başlattı. Bu saldırı Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren emperyalist planların son halkasını oluşturuyor. Bu saldırı sadece İran’ı değil; Filistin&#8217;den ülkemize, bütün bölge halklarını hedef almakta ve tehdit etmektedir.</p>
<p>Bölgemizde emperyalizm, siyonizm ve onların beslediği işbirlikçi çeteler bölgemiz için tehlike olmaya devam ediyor.<br />
Gelinen noktada ülkemizin bu kanlı saldırıların ve bölgesel operasyonların üssü olarak kullanılmasına izin verilmesi kabul edilebilir değildir. Başta İncirlik ve Kürecik olmak üzere ülkemizdeki tüm ABD ve NATO üsleri bir an önce kapatılmalı, topraklarımızda ABD ve İsrail’e destek derhal sonlandırılmalıdır.</p>
<p>İşbirlikçi AKP iktidarı emperyalistlerin çıkarları için ülkemizi emperyalistlerin ileri karakolu haline getirmiş, emperyalist projelere entegrasyon uğruna emekçileri büyük bir yoksulluğa, gençliği geleceksizliğe mahkûm etmiş, memleketi emperyalist şirketlere peşkeş çekmiştir.</p>
<p>Emperyalizm ve onun savaş örgütü NATO ise Ortadoğu&#8217;dan Latin Amerikaya, Kafkasya&#8217;dan Asya&#8217;ya birçok bölgede büyük bir saldırganlık ve haydutluk sistemine tam olarak dönüşmüştür.</p>
<p>Bugün bölge halklarının eşitlik, özgürlük, bağımsızlık özlemi emperyalizme, onun savaş örgütü NATO&#8217;ya, emperyalizmin işbirlikçisi olan sermayenin temsilcisi AKP&#8217;ye karşı yürütülecek bütünlüklü bir mücadele ile başarıya ulaşabilir.</p>
<p>Türkiye NATO&#8217;dan çıkmalı, ülkemizdeki emperyalist üsler kapatılmalı, emperyalizmin ve siyonizmin başta Ortadoğu olmak üzere dünyada devreye soktuğu haydutluğa karşı mücadele yükseltilmelidir.</p>
<p><strong>Emekçilerin Kaderi Emperyalizme, Sermayeye ve AKP İktidarına Bırakılamaz!</strong></p>
<p>27 Şubat tarihinde kamuoyuna açılan Abdullah Öcalan&#8217;ın yeni mesajı özünde Ortadoğu&#8217;da emperyalist entegrasyon süreci ve Türkiye sermaye devletinin yönelimleriyle uyumu ifade eden bir içeriği vurgulamakta, merkezine ise &#8220;demokrasi&#8221; olgusunu alarak Türkiye&#8217;nin sorunlarının çözülebileceğini ve halkların kardeşliğinin inşa edilebileceğini ifade etmektedir.</p>
<p>AKP ve MHP&#8217;nin &#8220;terörsüz Türkiye&#8221; söyleminden taviz vermediği ve Kürt sorununu &#8220;çözülmüş bir sorun&#8221; olarak ele alan yaklaşımından geri adım atmadığı bir dönemde, yine AKP iktidarının gerici saldırılarını hızlandırdığı, laikliği hedef aldığı, yurtseverleri, ilericileri, aydınları baskı altına almaya çalıştığı bir kesitte AKP ve faşist MHP&#8217;den demokratik açılımlar beklemek büyük bir yanılgı oluşturmaktadır.</p>
<p>Özellikle Suriye&#8217;de gerçekleşen entegrasyon ve HTŞ-SDG arasında imzalanan mutabakatın ardından AKP iktidarının iç siyasette takvimini işletmeye girişeceği, Yeni anayasa, seçimler, &#8220;laiklik tehdidi&#8221; üzerinden sağ tabanı konsolide etmeyi ve düzen muhalefetini hedef tahtasına oturtmayı amaçlayan bir süreci açacağı görülmelidir. Bu süreç bir taraftan iç siyasette tahakkümün artırılması, diğer taraftan ise dış politikada emperyalist saldırganlığın çıkarıyla uyumlu bir politikanın işletilmesiyle ilerleyecek, sermaye düzeninin sıkışmışlığı aşılmaya, toplumda biriken tepkiler soğurulmaya çalışılacaktır.</p>
<p>Bugün &#8220;çözüm süreci&#8221; olarak kodlanan süreç, Ortadoğu ve Türkiye ekseni alındığında bir bütünlük oluşturmaktadır ve bu proje emperyalist entegrasyon süreciyle de uyumlu, sermayenin yönelimleriyle içe içe geçen bir içerikte gelişmektedir.</p>
<p>Emperyalizmin, Siyonist İsrail rejiminin, AKP iktidarının ve faşist MHP&#8217;nin Ortadoğu halklarına ve ülkemize barış, kardeşlik, demokrasi ve adalet getirmeyeceği dün Filistin&#8217;de ve Suriye&#8217;de bugün ise İran&#8217;a yönelen emperyalist saldırganlıkta açığa çıkmakta ve ispatlanmaktadır. Bir katliam aygıtına dönen emperyalizm ve Siyonist İsrail rejiminin meşrulaştırılması ve İran&#8217;ın zayıfladığı tabloya yönelik yapılan hesapların Ortadoğu halklarının özgürlüğüyle değil, yoksullaşması, sömürülmesi ve katledilmesiyle sonuçlanacağı bilinmek durumundadır.</p>
<p>Bugün Türk, Kürt, Arap halkları başta olmak üzere Ortadoğu halklarının özgürlüğe ve insanca bir yaşama kavuşmasının tek yolu emperyalizme, sermaye düzenine ve gericiliğe karşı bütünlüklü bir mücadeleden geçmektedir. Emekçilerin kaderinin, emperyalist projelere, sermaye düzenine ve AKP iktidarının iki dudağının arasına bırakılması kabul edilemez.</p>
<p><strong>Ülkemizin Bağımsızlığı İçin Bir Adım İleri</strong></p>
<p>1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde reddedilen tezkere, yalnızca bir dış politika kararı değil, aynı zamanda halk iradesinin emperyalist savaş politikalarına karşı koyabileceğinin somut bir göstergesiydi. Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak’ı işgal planına Türkiye topraklarını açmayı hedefleyen bu girişimin engellenmesi, bölgeyi daha büyük bir yıkımın parçası hâline getirecek zincirin kırıldığı kritik bir an olarak tarihe geçti. Bu karar, parlamenter aritmetiğin ötesinde, sokakta yükselen savaş karşıtı toplumsal basıncın siyasal alana yansımasıydı.</p>
<p>Bugün İran ile ABD arasında tırmanan gerilim, Ortadoğu’nun hâlâ büyük güç rekabetinin sahnesi olduğunu gösteriyor. Enerji yolları, askeri üsler ve jeopolitik hâkimiyet üzerinden yürüyen bu mücadele, bölge halklarına yoksulluk, göç ve istikrarsızlık olarak geri dönüyor. 1 Mart tezkeresinin hatırlattığı temel gerçek şudur: Emperyalist müdahaleler “güvenlik” ya da “demokrasi” söylemiyle meşrulaştırılsa da sonuçları halklar için yıkımdır; bu nedenle bağımsızlıkçı ve anti-emperyalist tutum yalnızca ahlaki değil, aynı zamanda tarihsel bir zorunluluktur.</p>
<p>Anti-emperyalist mücadele, yalnızca politika tercihi değil, doğrudan doğruya bağımsızlık meselesidir. 1 Mart’ta ortaya konan irade, bölgeyi askeri üsler, enerji koridorları ve vekâlet savaşları üzerinden yeniden paylaşmak isteyen güçlere karşı açık bir reddiyedir. Bugün yapılması gereken, bu tarihsel tutumu daha ileri taşıyarak hiçbir emperyalist blokun parçası olmayan ve ne ABD’nin ne de başka emperyalist güçlerin bölgeyi şekillendirme planlarına eklemlenen bir çizgiyi savunmaktır. Halkların gerçek çıkarı, savaş politikalarında değil; kendi kaderini tayin hakkını esas alan, sömürüye ve dış müdahaleye kapalı, eşitlikçi ve bağımsız bir bölgesel dayanışma hattının kurulmasındadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Laikliği Savunuyoruz</strong></p>
<p>Türkiye’de gericilik, AKP’nin iktidara gelişiyle birlikte devletin, toplumun ve hayatın her köşesine sirayet edecek biçimde yayılmaya başladı. Önce 4+4+4 sistemiyle, daha sonra Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli gibi projelerle eğitimin üzerindeki gericilik baskısı katlanılmaz noktalara ulaştı.</p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı’nın, Bakan Yusuf Tekin imzasıyla tüm illere gönderdiği “Ramazan Ayı Etkinlikleri” yazısı bu durumun en güncel örneği. Laiklik ilkesine aykırı olan bu adım, Türkiye’de dinci gericiliğin okullarda kök salmaya çalıştığının göstergesi. Bakan, etkinliklerin “tamamen gönüllü” olduğunu söylese de tablo, çocukların dinci gericiliğin baskısı altında olduğunu gösteriyor. Türkiye’de devlet okullarının bir tür imam hatip okulu haline getirildiğini bir kez daha görüyoruz. Maddi durumu iyi olan veliler bu durumdan kaçınmak için çocuklarını özel kolejlere gönderiyor. Ancak İzmir’deki özel kolejlerden Tevfik Fikret Okullarında öğrencilerin yaşadıkları, özel okulların da bu süreçten er ya da geç etkileneceğinin kanıtı niteliğinde.</p>
<p>“Türkiye gerici-şeriatçı bir kuşatma altında!” diye başlayan “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirisi, memleketimizde gericiliğe karşı laiklik mücadelesi verildiğinin bir göstergesi. 168 imzacıyla yayımlanan bildiri, internet üzerinden elli bin imzaya ulaştı.</p>
<p>AKP ve Milli Eğitim Bakanlığı ise buna tepkisiz kalmadı. Kimsenin kendilerine karşı çıkmamasını, itiraz etmemesini ve boyun eğmesini istiyorlar. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, imzacıları “azgın güruh” olarak niteledi. Yusuf Tekin, “Bu bana 28 Şubat’ı hatırlattı” dedi ve suç duyurusunda bulundu. Açılan soruşturma kapsamında imzacıların ifadeleri alınmaya başlandı.</p>
<p>Türkiye’de laiklik mücadelesi, önümüzdeki süreçte Anayasa tartışmalarıyla birlikte daha da yaşamsal hale gelecek. Anadolu’yu şeriat düzenine sürüklemek isteyenlere karşı mücadele etmekten başka bir seçeneğimiz olmadığını düşünenlerin sayısı da giderek artıyor.</p>
<p><strong>Sınıf Yürüyor</strong></p>
<p>Ülkemizin kaynakları 1980 Darbesi ile özelleştirmeye hızla açılmış, neo-liberal politikaların sonucu madenler küreselleşme adı altında kamunun elinden özel şirketlere geçmeye, sermayeye teslim sürecine başlamıştır. Yüksek kar beklentisi ile yeterli önlemler alınmadan çalışan özel işletmeler iş cinayetlerinin de yolunu açmıştır. 2002 yılında AKP iktidarı ile birlikte özelleştirmeler ve şirketlere tanımlanan imtiyazlar daha da çoğalmış, büyük ölçeklerde doğal alan özelleştirilmiş, ihaleler yolu ile sermayeye sunulmuştur. Cumhuriyetin ilanından 2002 yılına kadar geçen 80 yılda toplam 1.186 maden ruhsatı verilmişken sadece son 15 yılda bu sayı 386 bine ulaşmıştır.</p>
<p>Tarihin en büyük maden katliamı yine AKP iktidarında 2014 yılında Soma’da gerçekleşmiş 301 işçi yaşamını kaybetmiştir.<br />
1000’den fazla işçinin çalıştığı Soma Termik Santrali Elektrik Üretim A.Ş., 17 Şubat 2026 tarihinde ekonomik nedenler ve TKİ&#8217;ye olan borçlar gerekçe gösterilerek faaliyetlerini durdurma kararı aldı. Aynı günlerde İzmir&#8217;in Kınık ilçesinde Polyak Madencilik&#8217;te çalışan maden işçileri; iş bıraktıklarını açıkladı. Bağımsız Maden-İş, Özyeğinlere ait Fiba Holding bünyesindeki Polyak Madencilik&#8217;in Çin&#8217;den bir şirkete satılmasının ardından Fiba Holding&#8217;in son 6 ayda 1700 madencinin işine son verdiğini belirtilirken, şu anda çalışan 1243 işçinin ise maaşlarını ödemeyerek hak kaybı yaşadığını vurguladı.</p>
<p>Tüm bunların sonucu önce Kınık’ta sonra Soma’da kitlesel yürüyüşler gerçekleştirildi. Tüm bu sürece gözünü kapayan burjuva partileri ise kitlesel bu yürüyüşlere katılmak zorunda kaldılar. Soma Belediye Başkanının “Bu mesele siyaset üstü” sözleriyle eylemin içeriğini boşaltmaya çabasına rağmen madencilerin eylemlerini önlemeleri mümkün olmadı. 6000 işçi madenlere inmeye reddederek direnişi büyüttüler.</p>
<p>Tüm bu yaşananlar özelleştirmelerin sonucudur. Şirketler işçilerin hak kayıplarını karşılamalı ve madenler kamulaştırılmalıdır.</p>
<p><strong>BDH: Her Şey Emeğin Olacak!</strong></p>
<p>Emeğiyle, alın teriyle, onuruyla yaşayan, yaşamak için direnen işçiler, kadınlar, gençler olarak Mart ayında İstanbul, İzmir ve Ankara’da buluşuyoruz.</p>
<p>Kuruluşu ilan edilen Birlik ve Dayanışma Hareketi’nin buluşmasında üç büyük ilde yan yana gelerek eşitlik, özgürlük, laiklik ve adalet mücadelemizi bir kez daha yüksek sesle ilan edeceğiz.</p>
<p>Patronların, tarikatların, çetelerin değil; Her şey emeğin olacak!</p>
<p><strong>İstanbul</strong><br />
15 Mart Pazar &#8211; 15.00<br />
Figaro Düğün Salonu, Çağlayan</p>
<p><strong>İzmir</strong><br />
15 Mart Pazar &#8211; 16.00<br />
Tepekule Kongre Merkezi, Bayraklı</p>
<p><strong>Ankara</strong><br />
29 Mart Pazar &#8211; 15.00<br />
Bambu Sahne, Çankaya</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyalist Liseliler: Okullar Bizimdir, Gericiliğe Teslim Etmeyeceğiz!</strong></p>
<p>Yusuf Tekin imzasıyla okullara gönderilen “Ramazan Ayı Etkinlikleri” rehberi; bir kültürel etkinlikler listesi değil, AKP iktidarının yıllardır sürdürdüğü “dindar ve kindar nesil” yaratma hedefinin yeni bir adımıdır. Eğitim alanı bir kez daha siyasal iktidarın ve sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda ideolojik müdahalelerin deney tahtası haline getirilmektedir.</p>
<p>4–6 yaş aralığındaki çocukların pedagojik gerçekler hiçe sayılarak ideolojik hedeflerle camilere götürülmesi, dini pratiklere yönlendirilmesi ve okulların bu doğrultuda biçimlendirilmesinin “gönüllülük” adı altında meşrulaştırılmaya çalışılması kabul edilemez.</p>
<p>Ortaokul öğrencilerine şeriat naraları attıranlar, okul kütüphanelerinin mescide çevrilmesini isteyenler ve bu uygulamaları hukuka uygun olarak nitelendirenler; AKP iktidarının ve sermaye sisteminin geldiği noktayı açıkça gözler önüne sermiştir.</p>
<p>Bugün laiklik bildirilerine dönük hedef göstermeler, eğitimde dinselleştirme adımları ve MESEM gibi uygulamalar aynı politik hattın parçalarıdır. MESEM üzerinden sıra arkadaşlarımızın ucuz işgücü olarak patronların hizmetine sunulması ile okulların gerici ideolojik kuşatma altına alınması birbirinden bağımsız değildir. Bu adımlar, sermaye düzeninin ihtiyaçları doğrultusunda gençliği hem ucuz işgücüne çevirme hem de itaatkâr bir toplumsal yapıya mahkûm etme girişimleridir. Sermaye ile gericilik bir kez daha aynı programda buluşmuştur.</p>
<p>Bugün eğitimde atılan her gerici adım yalnızca okulları değil, memleketin yarınını hedef almaktadır. Bilimin ve laikliğin tasfiye edildiği, eğitimin piyasaya ve tarikatlara açıldığı bir sistem; sorgulamayan, boyun eğen ve sömürüye razı edilen bir toplum yaratma girişimidir. Bu nedenle mesele yalnızca eğitim politikaları değil, memleketin nasıl bir karanlığa, bizlerin nasıl bir geleceksizliğe sürüklendiği meselesidir.</p>
<p>Sosyalist Liseliler olarak okullarımızı da memleketimizi de gerici karanlığa ve sermaye düzenine teslim etmeyeceğimizi bir kez daha yineliyoruz.</p>
<p>Tüm sıra arkadaşlarımızı eşit, özgür, laik bir gelecek kurmak için Sosyalist Liseliler’e katılmaya çağırıyoruz!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-24-subat-2-mart-2026/">Komünist Birlik Haftalık 24 Şubat – 2 Mart 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-24-subat-2-mart-2026/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 17 Şubat &#8211; 23 Şubat 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-17-subat-23-subat-2026/</link>
					<comments>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-17-subat-23-subat-2026/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 18:17:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4328</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Emperyalist Haydutluğa ve AKP Karanlığına Karşı Mücadeleyi Yükseltelim! Suriye&#8217;de HTŞ ve SDG arasında imzalanan mutabakatın ardından ABD emperyalizmi bölgede İran&#8217;a yönelik kuşatmayı artırmış durumda. Yıllardır sürdürülen ekonomik ambargo, siyasi müdahaleler ve İsrail saldırganlığı ile İran çözülmeye çalışılmış, gerek emperyalist kapitalist sistemin gerilimleri gerek de İsrail&#8217;in bölgedeki güvenlik kaygısı ile bu emperyalist müdahale bugüne kadar uzamıştır. Bugün ise ABD emperyalizminin her boyutuyla İran&#8217;ın zayıflatılması ve çözülmesini merkezine alan bir yönelimde olduğu açığa çıkmış durumdadır. Emperyalizm...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-17-subat-23-subat-2026/">Komünist Birlik Haftalık 17 Şubat &#8211; 23 Şubat 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Emperyalist Haydutluğa ve AKP Karanlığına Karşı Mücadeleyi Yükseltelim!</strong></p>
<p>Suriye&#8217;de HTŞ ve SDG arasında imzalanan mutabakatın ardından ABD emperyalizmi bölgede İran&#8217;a yönelik kuşatmayı artırmış durumda. Yıllardır sürdürülen ekonomik ambargo, siyasi müdahaleler ve İsrail saldırganlığı ile İran çözülmeye çalışılmış, gerek emperyalist kapitalist sistemin gerilimleri gerek de İsrail&#8217;in bölgedeki güvenlik kaygısı ile bu emperyalist müdahale bugüne kadar uzamıştır.</p>
<p>Bugün ise ABD emperyalizminin her boyutuyla İran&#8217;ın zayıflatılması ve çözülmesini merkezine alan bir yönelimde olduğu açığa çıkmış durumdadır. Emperyalizm ve haydut Trump, İran&#8217;da halkın gerçekleştirdiği eylemlere dahi müdahalede bulunmaktan, &#8220;yönetimlerinizi ilan edin, rejim yanlılarının listelerini tutun&#8221; demekten geri durmamıştır.</p>
<p>Halkın meşru gerekçelerle gerçekleştirdiği eylemlerin İran&#8217;ın iç dinamiği açısından emperyalizmin istediği sonucu vermemesinin ardından ise ciddi bir savaş yığınağı devreye girmiş, ABD ve İran arasında diplomatik süreç başlamıştır.</p>
<p>Bu tablo, önümüzdeki dönem belirli pozisyon değişiklikleri ya da farklı yönelimlerle ilerleyecek olsa da haydut ABD&#8217;nin ve onun Ortadoğu&#8217;daki iş birlikçisi İsrail&#8217;in İran&#8217;a yönelik işgal saldırısı gündemden düşmeyecek, emperyalizm tıpkı Suriye&#8217;de olduğu gibi İran&#8217;ı yağmaya ve talana açma yaklaşımını terk etmeyecektir.</p>
<p>AKP iktidarı da sözde İran&#8217;a yönelik kuşatmaya karşı olduğunu ifade etse de özünde emperyalizm ve İsrail&#8217;in çıkarına uygun adım atmakta ve emperyalist dizayna entegre olmanın arayışındadır. Yıllardır Suriye&#8217;de emperyalist işgale destek olmanın sonucu bugün Golan Tepeleri&#8217;ne İsrail&#8217;in el koyması, Suriye&#8217;de halkların HTŞ çeteleri tarafından katledilmesi, emperyalizmin bölgeyi yağmaya ve talana açması olmuştur.</p>
<p>Bununla birlikte AKP, Ortadoğu&#8217;da gerçekleşen emperyalist dizayn sürecine sermaye düzenini entegre ederken bir taraftan da iç siyasette adımlarını güçlendirecek, rejimin kalıcılaşmasına hizmet edecek, &#8220;demokrasi, barış, kardeşlik&#8221; kavramlarına sığınarak toplum üzerinde kurduğu baskıyı gizlemeye çalışacak yeni bir süreci de açmıştır.</p>
<p>TBMM&#8217;de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, AKP&#8217;nin adımlarına meşruiyet katma noktasında işlev görmüş ve oluşan komisyon raporu AKP ve MHP&#8217;nin yaklaşımının dışına çıkmayan bir süreç işlediğini ortaya koymuştur. &#8220;Terörsüz Türkiye&#8221; yaklaşımının merkezinde durduğu ve &#8220;Kürt sorununun AKP ile birlikte çözüldüğünü&#8221; ifade eden bu rapor, Kürt sorununun sermaye düzeninin sınırları içerisinde ve onun temsilcisi AKP iktidarıyla gerçekçi ve nihai olarak çözülemeyeceğini de tekrardan ortaya çıkartmıştır.</p>
<p>Emekçiler emperyalist haydutluğa da AKP&#8217;nin Türkiye&#8217;yi emperyalizme, gericiliğe ve sermayeye peşkeş çekmesine de geçit vermemeli; anti-emperyalizm, eşitlik ve özgürlük mücadelesini yükseltmelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ABD Emperyalizmi Küba&#8217;yı Boğuyor<br />
</strong><br />
ABD emperyalizmi, yeni bir “Monroe Doktrini” anlayışıyla Batı yarımküreyi kendi egemenlik alanı olarak görüyor ve arka bahçesinde tam hâkimiyet kurmayı hedefliyor. Bu doğrultuda bölgede kendisine mesafeli duran ya da bağımsız bir çizgi izleyen ülkeleri tasfiye etmeye yöneliyor.</p>
<p>Washington, tüm Amerika’yı kendisi için dikensiz bir gül bahçesi haline getirmeyi amaçlıyor. Komünist, solcu ya da sosyal demokrat fark etmeksizin, emperyalizme karşı olan ülke yönetimlerini indirmek için elinden geleni ardına koymuyor.</p>
<p>2026 yılına ABD’nin tam bir haydutluk örneği olan emperyalist müdahalesiyle başladık. Yaklaşık çeyrek asırdır kamucu ve bağımsızlıkçı bir çizgi izleyen, dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip Venezuela uzun süredir Washington’ın hedefindeydi. 3 Ocak’ta ABD Özel Kuvvetleri’nin düzenlediği operasyonla Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi rehin alınarak New York’a götürüldü.</p>
<p>Maduro’nun yerine geçen Delcy Rodríguez ise ilk başlarda sanılanın aksine kısa sürede ABD’ye ve uluslararası petrol şirketlerine tavizler vermeye başladı. Şimdilik ABD, Hugo Chavez’in açtığı devrimci dönemi kapatmayı başarmış oldu. ABD karanlık tarihine bir başarı(!) daha ekledi.</p>
<p>Venezuela’nın ABD’ye boyun eğmesi, sosyalist Küba’yı ciddi bir krize sürükledi. Venezuela’nın Küba’ya petrol tedarikini durdurması, enerji kaynakları sınırlı olan ülkede derin bir enerji krizine yol açtı. Yakıt kıtlığı nedeniyle turizmden tarıma, sanayiden sağlığa ve eğitime kadar pek çok alan durma noktasına geldi. Elektrik kesintileri katlanılmaz noktalara ulaştı.<br />
Küba Devrimi’nden bu yana ABD’nin giderek sertleşen ablukası ülke üzerindeki baskıyı artırıyor. Bu durum hem Küba halkını hem de sosyalist sistemi ağır biçimde zorluyor. İnsanlık suçu olan bu insafsız ablukaya karşı Kübalılar tüm direngenliğiyle ayakta kalmaya çalışıyor. Çin’in de desteğiyle güneş enerjisini daha etkin kullanmaya başlıyor.</p>
<p>ABD emperyalizmi, dünya halklarına yönelik saldırgan politikalarını sürdürüyor. Bir yandan Küba üzerindeki baskıyı artırırken diğer yandan İran’a yönelik olası müdahaleler için askeri gücünü bölgeye sevk ediyor. Dünyanın dört bir köşesinde halklara kan kusturmayı hedefliyor.</p>
<p>Kendini dünyanın jandarması olarak konumlandıran ABD’ye karşı mücadele etmek, dünya halklarının önündeki yakıcı görevlerden biri olarak duruyor. 1968’lerden bugüne sloganımız aynı: Yankee Go Home!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>NATO Ülkemizden Defol!</strong></p>
<p>Türkiye’nin emperyalizmin kanlı savaş örgütü NATO’ya dahil edilmesinin üzerinden tam 74 yıl geçti. Kore Savaşı’nda ödenen bedeller ile başlayan bu üyelik; 12 Mart ve 12 Eylül darbeleriyle, NATO’nun kontrgerilla örgütlenmeleriyle, faili meçhul cinayetlerle devam etmiştir. 74 yıllık bu süreç, Türkiye halkı için ağır bedellerle doludur.<br />
NATO, Türkiye için hiçbir zaman bir “güvenlik şemsiyesi” olmamış; aksine sermaye düzeninin bekası için işçi sınıfına ve ilerici güçlere karşı kullanılan bir saldırı aygıtı olarak işlev görmüştür.</p>
<p>Bu yıl Türkiye’de toplanacak olan 2026 NATO Zirvesi, bölgemizde ve dünyada yeni savaşların kapısını aralayacaktır. Türkiye’nin topraklarında bulunan İncirlik ve Kürecik gibi üsler, ülkemizi komşu halklara karşı bir sıçrama tahtası ve emperyalist saldırganlığın savaş merkezi haline getirmektedir. Ukrayna’dan Ortadoğu’ya, Kafkaslardan Doğu Akdeniz’e kadar her gerilimin merkezinde NATO’nun genişleme stratejileri bulunmaktadır.</p>
<p>Düzen siyaseti, ister iktidarıyla ister muhalefetiyle olsun, NATO üyeliğini “stratejik zorunluluk” olarak pazarlayarak bu suça ortak olmaktadır. Ancak biz biliyoruz ki; gerçek bir güvenlik ve barış, ancak emperyalizmle kurulan tüm göbek bağlarının kesilip atılmasıyla mümkündür.</p>
<p>İkili askeri anlaşmalar derhal iptal edilmeli, tüm yabancı üslere el konulmalı ve Türkiye NATO’dan çıkmalıdır.<br />
NATO’dan Çıkılsın, Emperyalist Üsler Kapatılsın!</p>
<p><strong>BKP Merkez Komitesi</strong><br />
<strong>18.02.2026</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gazeteciler Susturulamaz!</strong></p>
<p>Dün gözaltına alınan gazeteci Alican Uludağ, bugün &#8220;Cumhurbaşkanına hakaret&#8221; bahanesiyle tutuklandı.</p>
<p>AKP iktidarı, TV kanallarına kayyum atayarak, haksız tutuklamalarla halkın haber alma hakkını gasp ediyor, basını susturmaya çalışıyor.</p>
<p>AKP karanlığına teslim olmayan gazeteciler susturulamaz! Alican Uludağ ve tutuklu tüm gazeteciler derhal serbest bırakılmalıdır.</p>
<p><strong>Birlik ve Dayanışma Hareketi</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Grev Haktır Engellenemez!</strong></p>
<p>Grev hakkı, işçi sınıfının yüz yıllar süren zorlu mücadelelerle elde ettiği evrensel bir kazanımdır. 2017 yılında Birleşik Metal-İş Sendikası&#8217;nın Asil Çelik fabrikasında yaşadığı ve geçtiğimiz günlerde Anayasa Mahkemesi&#8217;nin hak ihlali kararıyla sonuçlanan süreç de bu tarihsel mücadelenin günümüzdeki önemli yansımalarından biri.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin çalışma tarihinde grev hakkı hiçbir zaman altın tepside sunulmamış, direnişlerle kazanılmıştır. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri 1963 yılındaki Kavel Kablo Grevi&#8217;dir. O dönemde 1961 Anayasası ile grev hakkı kağıt üzerinde tanınmış olsa da henüz kanunu çıkarılmadığı için patronlar bu hakkı yok saymaktaydı. Kavel işçilerinin engellemelere rağmen haftalarca sürdürdükleri kararlı fiili grev, Türkiye&#8217;de Sendikalar ile Grev ve Lokavt Kanunu&#8217;nun Meclis&#8217;ten geçerek yasalaşmasını sağlayan en büyük itici güç oldu. Kavel işçileri sadece kendi çalışma koşullarını iyileştirmek ile kalmadı, kendilerinden sonraki direnişlere örnek oldu ve işçi sınıfına büyük bir kazanım bıraktı.</p>
<p>Anayasa Mahkemesinin Asil Çelik fabrikasındaki grev yasağı için verdiği &#8220;hak ihlali&#8221; kararı da bugün grevin işçilerin hakkı olduğunu tekrardan hatırlatmaktadır. &#8220;Grev ertelemesi&#8221;, teknik bir hukuki terim gibi görünse de aslında işçinin elinden sermaye karşısındaki tek ve en meşru pazarlık gücünü, o masadaki denge unsurunu almaktır. AYM&#8217;nin bu müdahaleyi Anayasa&#8217;ya aykırı bularak tazminat ödenmesini talep etmesi grev yasağını suç olduğunu göstermiştir.</p>
<p>İşçilerin insanca bir yaşama talebinin vazgeçilmez bir unsuru olan grev haktır, engellenemez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gericiliğe ve Yoksulluğa Karşı 8 Mart’a!</strong></p>
<p>Patronların kölesi, tarikatların müridi, AKP’nin ‘kutsalı’ olmayacağız!</p>
<p>Kadınların öldürülmediği bir ülke, kadınların eşit yurttaş olduğu bir ülkedir. Kadınların taciz ve şiddet mağduru olmadığı bir ülke; gericiliğin, tarikat ve cemaatlerin sonunun geldiği bir ülkedir.</p>
<p>AKP&#8217;nin kadın düşmanlığına ve baskısına; sermayenin asgarî ücret dayatmasına karşı, emekçi kadınların birliği ve dayanışması için 8 Mart&#8217;ta buluşuyoruz.</p>
<p>8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü&#8217;nde İstanbul ve İzmir&#8217;de alanlara çıkıyoruz.</p>
<p>Gericiliğe ve yoksulluğa karşı 8 Mart&#8217;a!</p>
<p><strong>İstanbul</strong><br />
<strong>Şişli Cevahir AVM Önü</strong><br />
<strong>8 Mart Pazar &#8211; 15.00</strong></p>
<p><strong>İzmir</strong><br />
<strong>Karşıyaka İzban Durağı</strong><br />
<strong>8 Mart Pazar 16.30</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>BDH: Her Şey Emeğin Olacak</strong></p>
<p>Emeğiyle, alın teriyle, onuruyla yaşayan, yaşamak için direnen işçiler, kadınlar, gençler olarak Mart ayında İstanbul, İzmir ve Ankara’da buluşuyoruz.</p>
<p>Kuruluşu ilan edilen Birlik ve Dayanışma Hareketi’nin buluşmasında üç büyük ilde yan yana gelerek eşitlik, özgürlük, laiklik ve adalet mücadelemizi bir kez daha yüksek sesle ilan edeceğiz.</p>
<p>Her yerinden dökülen bu düzen, yoksulların üzerinden yükselmeye devam ederken, bizler düzen partilerinin birbirleri arasındaki oyunlarda çözüm arayamaz, birilerinin gelip bizleri kurtarmasını bekleyemeyiz.</p>
<p>İşçi sınıfını yoksulluğa mahkûm eden, ülkeyi karanlığa hapseden ve emperyalizme ülkeyi peşkeş çekmeye kalkan sömürü düzeni dikiş tutmuyor.</p>
<p>Patronların ve emperyalizmin ihtiyaçları doğrultusunda yıllardır ülkeyi uçuruma sürükleyen AKP iktidarı, baskıyla ve zorbalıkla yol alabiliyor.</p>
<p>Bu düzen sınıfta kalmıştır! Bu düzenin ürünü AKP rejimi de, onun her dönem değişen koltuk değnekleri de emekçilere bir kurtuluş programı sunamamaktadır.</p>
<p>Emekçiler sefalet ücretine, emekliler açlığa, gençler geleceksizliğe mahkum edilmiştir. Bu düzen patronların düzenidir. Patronlara vergi indirimi ve teşvikler uygulanırken ekonomik krizin faturası ise emekçilere kesilmektedir. En temel hakların dahi piyasaya açıldığı ülkemizde artık yaşamak lüks halini almıştır.</p>
<p>Bu düzen değişmelidir, başka bir kurtuluş yolu da programı da kalmamıştır.</p>
<p>Emeğiyle yaşamı var edenlerin, toprağı ekenlerin, ekmeği üretenlerin, yerin yedi kat altında madenlerde çalışan emekçilerin, metali dövüp şekil verenlerin, plazalarda emek sömürüsü altında ezilenlerin, ev içi emeği görmezden gelinen kadınların, işsizlik kıskacında hayatı mahvolan gençliğin sözünü söyleme zamanı gelmiştir.</p>
<p>Birlik ve Dayanışma Hareketi, bu düzenin tüm sahte umutlarına karşı güçlü ve kitlesel bir emek cephesi kurmak için umutlu ve kararlıdır. Biricik kurtuluşumuz buradadır.</p>
<p>Bu düzenden memnun olmayan, bir şeylerin değişmesi gerektiğini düşünen tüm onurlu yurttaşların yerini alması gereken adres olarak Birlik ve Dayanışma Hareketi umudu büyütmek için bayrak açıyor.</p>
<p>Bu ülke bizim!</p>
<p>Patronların, tarikatların, çetelerin değil; Her şey emeğin olacak!</p>
<p>Birlik ve Dayanışma Hareketi</p>
<p><strong>İstanbul 15 Mart Pazar &#8211; 15.00</strong><br />
<strong>Figaro Düğün Salonu, Çağlayan</strong></p>
<p><strong>İzmir 15 Mart Pazar &#8211; 16.00</strong><br />
<strong>Tepekule Kongre Merkezi, Bayraklı</strong></p>
<p><strong>Ankara 29 Mart Pazar &#8211; 15.00 </strong><br />
<strong>Bambu Sahne, Çankaya</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>SDT: Kanlı Pazar&#8217;ı Unutmadık! Kahrolsun Emperyalizm, Kahrolsun Gericilik!</strong></p>
<p>16 Şubat 1969’da, 6. Filo’nun temsil ettiği ABD emperyalizmine karşı dönemin ileri gelen öğrenci örgütleri ve işçi sınıfı “Emperyalizme ve Sömürüye Karşı İşçi Yürüyüşü”nü başlattı.</p>
<p>10 Şubat’ta başlayan yürüyüş, 16 Şubat Pazar günü Beyazıt’ta kitlesel bir buluşmaya döndü. “Emperyalizme Hayır, Sosyalizme Evet” ve “Vietnam’da Barınamayan, Türkiye’de Tutunamaz” sloganlarıyla ilerleyen yürüyüş, bağımsızlık ve halkların kardeşliği talebini yükseltiyordu.</p>
<p>Yürüyüş öncesinde gerici örgütlerin sosyalistleri hedef aldığı biliniyordu. Aynı günlerde Milli Türk Talebe Birliği’nin (MTTB) Cağaloğlu’ndaki merkezinde yapılan çağrılar, açık bir saldırı hazırlığının göstergesiydi.<br />
16 Şubat günü öğrenci ve emekçiler Taksim’e ulaştığında, polis tarafından kitleye müdahale edildi; kalabalık dağıtılmaya çalışıldı. Bu esnada gerici gruplar alana giren öğrencilere saldırdı. Çok sayıda kişi ağır şekilde darp edildi, hayatını kaybedenler oldu ve birçok kişi gözaltına alındı.</p>
<p>Kanlı Pazar’ın 57. yılında yaşamını yitirenleri saygıyla anıyoruz. Onların mücadelesi, bu topraklarda bağımsızlık, özgürlük ve eşitlik arayışının simgesidir.</p>
<p>Bugün de Türkiye, emperyalist sistemin askeri ve ekonomik kuşatması altındadır. NATO üyeliği üzerinden sürdürülen bağımlılık ilişkileri, ülkemizi bölgesel savaş politikalarının parçası haline getirmekte; halkın çıkarları yerine emperyalizmin stratejik hesapları belirleyici olmaktadır. Yabancı üsler, askeri anlaşmalar ve savunma adı altında dayatılan politikalar, tam bağımsız Türkiye&#8217; nin önündeki en büyük engellerden biridir.</p>
<p>Bugün bize düşen, emperyalizme, sömürüye ve her türlü gericiliğe karşı aynı kararlılıkla mücadeleyi büyütmektir.</p>
<p>Yaşasın tam bağımsız Türkiye!<br />
Yaşasın anti-emperyalist mücadelemiz!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyalist Liselilier: Liselerimiz, Geleceğimiz, Memleket Bizim! Her Şey Emeğin Olacak!</strong></p>
<p>AKP iktidarı ve onun sadık bir şekilde hizmet ettiği sermaye düzeni, yarattığı derin ekonomik krizin faturasını bir kez daha emekçi halkın ve biz gençlerin sırtına yıkmaya çalışıyor. Her geçen gün daha da derinleşen yoksulluk ve çığ gibi büyüyen işsizlik sarmalı, sadece evlerimizi değil, okullarımızı da kuşatmış durumda. Son yıllarda eğitim sistemi, aydınlanmanın ve gelişimin değil, tamamen patronların ve piyasanın ihtiyaçlarının bir aracı olarak yeniden şekillendirilmektedir. Bugün gelinen noktada gençlik, &#8220;öğrenci&#8221; kimliğinden bilerek ve isteyerek koparılmış; &#8220;çocuk işçi&#8221; sıfatıyla emek sömürüsüyle karşı karşıya bırakılmıştır. Eğitim, artık temel bir hak değil, patronların tekeline sunulmuş karlı bir sektöre dönüşmüştür.</p>
<p>Yusuf Tekin&#8217;in Milli Eğitim Bakanı olduğu günden bu yana, okullarımızdaki çürüme ivme kazanmış; eğitim çok daha niteliksiz, gerici ve piyasacı bir cendereye sokulmuştur. İktidar, kendi ideolojik kurgusunu dayatmak için ÇEDES projesi gibi adımlarla eğitimi adım adım dincileştirmekte, laikliği ayaklar altına almaktadır. Bilimsel, eleştirel ve özgür düşüncenin yerini hurafeler ve zorunlu dini etkinlikler alırken, okullarımız tarikat ve cemaatlerin arka bahçesi haline getirilmek istenmektedir.</p>
<p>Öte yandan, liseli gençliği patronlara altın tepside sunan MESEM projesi, bu karanlık tablonun en acımasız yüzüdür. Zorunlu staj adı altında meşrulaştırılan bu sistemle okullar adeta birer fabrikaya, öğrenciler ise ucuz işgücüne dönüştürülmüştür. &#8220;Liseli emekçiler&#8221; yaratarak, çocuk yaşta sıra arkadaşlarımızı iş cinayetlerine kurban veren bu düzen, basit bir yönetim hatası değil; doğrudan patronların kar hırsını besleyen bilinçli bir politik tercihtir.</p>
<p>Bu karanlık düzeni kurarken, liseli gençliğin susacağını ve kendi çizdikleri kadere razı olacağını sanıyorlar. Ancak yanılıyorlar! Memleketi, geleceğimizi, liselerimizi ve omuz omuza verdiğimiz sıra arkadaşlarımızı bu sömürü çarkının ve gericiliğin pençesine teslim etmeye hiç niyetimiz yok!</p>
<p>Bizler, liseli gençliğin karanlığa sırtını döndüğünde neler yapabileceğini çok iyi biliyoruz. &#8220;Liseliler ayakta!&#8221; diyerek mücadeleyi yükselttiğimizde; sömürüden beslenen patronların da, memleketi zifiri karanlığa boğmaya çalışan AKP&#8217;nin de bu iradeden nasıl korktuğunu biliyoruz. Bu korkuyu onlara yeniden yaşatacağız.</p>
<p>Bugün, açlık sınırında asgari bir yaşamı değil, onurlu ve insanca bir yaşamı savunuyoruz. Geleceksizliğin karamsarlığına karşı, yarınlara umutla ve cesaretle baktığımız bir ülke istiyoruz. Çağ dışı dogmaların ve piyasa kurallarının değil; bilimin ve aydınlanmanın yolunda ilerleyen bir eğitim sistemi talep ediyoruz.</p>
<p>İşte bu yüzden, liselerin koridorlarından sokaklara, atölyelerden meydanlara kadar her yerde tek bir şiarı yükseltiyoruz: &#8220;Her şey emeğin olacak!&#8221;</p>
<p>Sosyalist Liseliler olarak tüm sıra arkadaşlarımızı eşit, parasız, laik ve bilimsel bir eğitim için; hayatlarımızı çalan bu köhnemiş düzene dur demek için, &#8220;Her Şey Emeğin Olacak!&#8221; çağrısını birlikte büyütmeye, omuz omuza mücadele etmek için Sosyalist Liseliler saflarına katılmaya davet ediyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-17-subat-23-subat-2026/">Komünist Birlik Haftalık 17 Şubat &#8211; 23 Şubat 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-17-subat-23-subat-2026/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 10 Şubat &#8211; 16 Şubat 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-10-subat-16-subat-2026/</link>
					<comments>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-10-subat-16-subat-2026/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Feb 2026 18:30:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4320</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; İran&#8217;a Yönelik Emperyalist Kuşatmanın Karşısında Durulmalıdır! ABD emperyalizminin Ortadoğu&#8217;da yıllardır izlediği politikalar bölgenin yağmalanması, İsrail&#8217;in Ortadoğu&#8217;daki alanının genişletilmesi ve işbirlikçi yönetimlerin kurulması noktalarıyla sürüyor. Arap Baharı, Suriye&#8217;ye yönelik emperyalist saldırı, Filistin&#8217;de yürütülen katliam politikaları, İran&#8217;a yönelik saldırılar ve yürürlükte olan ekonomik ve siyasi ambargolar bu yönelimin çıktılarını ifade etmektedir. Uzun bir süredir İsrail&#8217;in bölgedeki siyasi, askeri ve ekonomik etkisinin artırılması hamleleri İran&#8217;a karşı da yürütülen emperyalist ve siyonist saldırganlığın da kaynaklarından yalnızca biri. Emperyalizmin...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-10-subat-16-subat-2026/">Komünist Birlik Haftalık 10 Şubat &#8211; 16 Şubat 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İran&#8217;a Yönelik Emperyalist Kuşatmanın Karşısında Durulmalıdır!</strong></p>
<p>ABD emperyalizminin Ortadoğu&#8217;da yıllardır izlediği politikalar bölgenin yağmalanması, İsrail&#8217;in Ortadoğu&#8217;daki alanının genişletilmesi ve işbirlikçi yönetimlerin kurulması noktalarıyla sürüyor. Arap Baharı, Suriye&#8217;ye yönelik emperyalist saldırı, Filistin&#8217;de yürütülen katliam politikaları, İran&#8217;a yönelik saldırılar ve yürürlükte olan ekonomik ve siyasi ambargolar bu yönelimin çıktılarını ifade etmektedir.</p>
<p>Uzun bir süredir İsrail&#8217;in bölgedeki siyasi, askeri ve ekonomik etkisinin artırılması hamleleri İran&#8217;a karşı da yürütülen emperyalist ve siyonist saldırganlığın da kaynaklarından yalnızca biri. Emperyalizmin enerji ve enerji nakil hatları üzerinde kurmaya çalıştığı tahakküm, Çin ve Rusya&#8217;nın zayıflatılmasına yönelik kurgulanan NATO konsepti de İran&#8217;ı emperyalist saldırganlığın çemberine oturtmuş durumda.</p>
<p>İsrail&#8217;in saldırıları ile başlayan 12 gün savaşlarının ardından emperyalizm &#8220;nükleer tehdidi&#8221; diyerek İran&#8217;a yönelik kuşatma hamlelerini artırmış vaziyette. Özellikle Ocak ayı itibariyle bölgede oluşan tablo ve NATO&#8217;nun gerçekleştirdiği askeri yığınak bu kuşatmanın boyutunu da gözler önüne serdi. Uçak gemileri, savaş gemileri ve kara saldırılarını hedefleyen boyutta askeri yığınağın yapılması İran&#8217;a yönelik emperyalist saldırganlığın ve baskının artacağı bir döneme girildiğini de göstermektedir.</p>
<p>ABD ve İran arasında Umman&#8217;da gerçekleşen görüşmelerde verilen mesajlar ise emperyalizmin haydutluğunu tekrardan açığa çıkartmış durumda. Bir taraftan diplomasi yoluyla çözüm vurguları yapan ABD, diğer taraftan ise İran&#8217;a sunulan maddelerin kabul edilmemesi halinde savaşın seçenek olduğunu vurgulayarak Ortadoğu&#8217;yu yıkıma sürükleyeceğini açık bir biçimde ifade ediyor.</p>
<p>Bölge halkları bu tehdit, baskı ve savaş aygıtının karşısında durmak, emperyalizme karşı mücadeleyi yükseltmek durumunda. Suriye&#8217;de gerçekleşen emperyalist saldırganlığın ve entegrasyonun ulaştığı nokta olan HTŞ&#8217;nin iktidara getirilmesi emperyalizmin insanlığın, halkların ve emekçilerin çıkarlarını değil, rantı, yağmayı, işbirlikçi iktidarları gözettiğini açık bir biçimde göstermektedir.</p>
<p>Emperyalizm Ortadoğu&#8217;dan kovulmalıdır. Bölge halkları geleceğini kendi ellerine almalı, işbirlikçiliğe, emperyalist saldırganlık ve manipülasyona, yoksulluğa ve savaşa karşı eşitlik ve özgürlük mücadelesini yükseltmelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Küba Halkı Yalnız Değildir! </strong></p>
<p>ABD emperyalizmi, Latin Amerika’yı kendi “arka bahçesi” olarak gören Monroe Doktrini’ni hortlatarak bölge üzerindeki tahakküm planlarını bir kez daha devreye sokmaktadır. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’ya yönelik kaçırma operasyonu; Kolombiya, Meksika ve bölgedeki diğer ülkelere savrulan tehditler ve son olarak Küba’ya dönük ağırlaştırılan ablukalar, ABD’nin bölgedeki hegemonyasını artırma çabalarının açık bir göstergesidir.</p>
<p>Haydut ABD, Küba’ya karşı altmış yılı aşkın süredir devam eden ekonomik, mali ve ticari ablukayı yeni bir evreye taşımıştır. Son olarak ABD Başkanı Trump’ın, Küba’nın “ulusal güvenliğe tehdit oluşturduğu” yönündeki asılsız iddialarıyla imzaladığı başkanlık kararnamesi sonucunda, Küba’ya petrol sağlayan ülkelere ek gümrük vergileri getirilmiştir. Bu durum, enerji krizini derinleştirerek Küba halkını en temel yaşam olanaklarından mahrum bırakmayı hedeflemektedir.</p>
<p>Emperyalist kuşatmalar hedefine ulaşamayacak ve Küba halkının yaşam koşullarına kasteden bu saldırgan politikalar, halkın iradesini kıramayacaktır. Küba halkı, emperyalizme karşı onurlu kavgasında yalnız değildir.</p>
<p><strong>Kahrolsun Emperyalizm, Yaşasın Küba!</strong></p>
<p><strong>BKP Merkez Komitesi</strong><br />
<strong>12.02.2026</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Seyyar Giyotin’den Adalet Bakanlığına: Akın Gürlek </strong></p>
<p>Ana muhalefet partisinin “seyyar giyotin” lakabını taktığı Akın Gürlek, Türkiye kamuoyunda tartışmalı kararlarıyla tanınan bir isim. İstanbul’da Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığı yaptığı dönemde Selahattin Demirtaş, Canan Kaftancıoğlu, Şebnem Korur Fincancı ve Selçuk Kozağaçlı davalarına baktı; son olarak Ekrem İmamoğlu’nun tutuklandığı ve CHP’li belediyelere açılan davalarla gündeme geldi. Bu hukuki olmayan siyasi davalarla iktidar, yargıyı siyasetin üzerinde sopa olarak kullanmaktan çekinmedi.</p>
<p>Yargının tamamen siyasallaşmasındaki çabası sebebiyle Adalet Bakanlığı ile ödüllendirilen Akın Gürlek’in meclisteki yemin töreni epey hareketli geçti. Gürlek’in istifa etmeden bakan olarak atanmasının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle CHP, protesto olarak meclis kürsüsünü işgal etmek istedi. AKP’liler ise Gürlek’e resmen etten bir duvar oldu. Yaşanan arbedede yaralanan milletvekilleri oldu.</p>
<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek ayağının tozuyla yeni planlarını açıkladı. Örneğin, avukat-müvekkil görüşmelerine sınır getirilmesi gerektiğini ifade etti. Barolar bu plana karşı ortak bildiri yayınladı. Ayrıca YARSAV Kurucu Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, Gürlek atamasının iptali ve yürütmenin durdurulması için Danıştay’da dava açtı.</p>
<p>Akıllara gelen asıl soru Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olmasıyla CHP’ye ve CHP’li belediyelere açılan davaların şiddetlenip şiddetlenmeyeceği. İktidarın, “Mutlak butlan” kararıyla CHP’yi kaosa sürükleyebileceği ihtimali hâlâ masada duruyor.</p>
<p>Açlığın, sefaletin, umutsuzluğun, hukuksuzluğun ve adaletsizliğin katmerlendiği şu günlerde iktidar, önümüzdeki süreçte meydana gelebilecek olası toplumsal tepkileri önlemek için yargı sopasını kullanmaya devam edecek. 19 Mart’ta da görüldüğü üzere iktidarın hamleleri ancak halkın doğrudan müdahalesiyle püskürtülebilir. Son tahlilde, halkın örgütlü gücü karşısında hiçbir iktidar duramaz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bu Düzen Değişmeli</strong></p>
<p>BİSAM’ın Ocak 2026 raporu, Türkiye’de emekçi hanelerin karşı karşıya olduğu derin geçim krizini bir kez daha gözler önüne seriyor. Rapora göre dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık harcama 31.296 TL’ye ulaştı. Bu tutar açlık sınırı olarak tanımlanırken; barınma, ulaşım, eğitim, sağlık ve diğer temel ihtiyaçların eklenmesiyle yoksulluk sınırı 102.812 TL’ye çıktı. Böylece temel yaşam maliyetleri ile ücretler arasındaki makasın daha da açıldığı net biçimde ortaya konmuş oldu.</p>
<p>Raporda dikkat çeken bir diğer nokta, beslenme maliyetinin hane içinde bireylere göre ciddi farklılık göstermesi. Yetişkin bir erkeğin sağlıklı beslenme maliyeti 8.470 TL, yetişkin bir kadının 8.216 TL, 15–18 yaş arası bir gencin 8.725 TL ve küçük bir çocuğun ise 5.885 TL olarak hesaplandı. Bu veriler, tek bir ücretle geçinen hanelerin dengeli beslenmeye dahi erişmekte zorlandığını gösterirken, gıda fiyatlarının emekçi sınıflar üzerindeki belirleyici baskısını ortaya koyuyor. Gıdanın toplam harcamalar içindeki payının büyümesi, yaşam standardının düşmesinin en somut göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Sonuç olarak BİSAM’ın bulguları, mevcut ücret düzeylerinin yalnızca yoksulluk sınırının değil, açlık sınırının dahi altında kaldığını ve emekçi sınıflar için insanca yaşamın giderek erişilmez hale geldiğini gösteriyor. Gelir dağılımındaki bozulma, yüksek enflasyon ve temel tüketim kalemlerindeki fiyat artışları birleştiğinde, emekçilerin büyük bölümünün borçlanma ve yoksullaşma sarmalına itildiği görülüyor. Bu düzen emekçilere yalnızca açlık ve yoksulluk vaat ediyor. İnsanca bir yaşam, açlık ve yoksulluğun olmadığı bir Türkiye için bu düzen değişmeli!</p>
<p><strong><br />
Direnen İşçiler Kazanacak!</strong></p>
<p>Migros depo işçileri haftalar boyunca geri adım atmadı. Baskıya, işten atma tehditlerine, oyalama taktiklerine rağmen yan yana durdu. Ve kazandı. Taşeron düzenine karşı dişini sıkan, birbirine tutunan işçiler haklarını söke söke aldı. Çünkü yalnız değillerdi; birlikteydiler. Talepler kabul edildi, dayatılan koşullar geri çekildi. Bu, sabrın değil; kararlılığın ve birlikteliğin sonucuydu.</p>
<p>Smart Solar işçileri ise 114 gün boyunca direndi. 114 gün… Bu sadece bir sayı değil, sabrın, öfkenin ve kararlılığın ölçüsüdür. “Sıfır zam” dayatmasına boyun eğmediler. Üretimi durdurdular, geri çekilmediler ve sonunda patrona geri adım attırdılar. Yüzde 50’ye varan zamlar alındı, işten atılan 44 işçi işe geri döndü. Çünkü çözülmediler, dağılmadılar. Çünkü birlikte kaldılar.</p>
<p>Bu iki örnek bize şunu apaçık gösteriyor: İşçi ancak birlikte olduğunda bir güç halindedir. Tek tek bastırılabilirsin, ama yan yana geldiğinde durdurulamazsın. Patronların en büyük korkusu da tam olarak budur: İşçilerin birliği, işçilerin yan yana gelmesi, işçilerin kendi gücünün farkına varması.<br />
Bugün hâlâ direnen işçiler var. Fabrikalarda, depolarda, şantiyelerde… Aynı sömürüye, aynı adaletsizliğe karşı ses çıkaranlar. Düşük ücretlere, güvencesizliğe, keyfi işten çıkarmalara karşı direnenler.</p>
<p>Eğer yan yana gelirsek, eğer bölünmezsek, eğer birbirimize sahip çıkarsak kazanacağız. Çünkü işçi sınıfı yalnızken güçsüz; birlikteyken güçlüdür. Çünkü patronlar karşısında en büyük silahımız, örgütlülüktür.</p>
<p>Unutulmamalı: Kazanım bir anda gelmez. Direniş uzundur, yorucudur, bazen umudumuz kırılır. Ama tam da o noktada belirleyici olan şey bireysel sabır değil, kolektif kararlılıktır. Yanımızdaki işçi vazgeçmediği sürece biz de düşmeyiz. Omuz omuza durdukça, aynı safta kaldıkça, geri çekilmedikçe kazanım büyür.<br />
Şimdi sıra bugün direnenlerde; geri adım atmazsak, birlikte kalırsak, yan yana durursak…<br />
Direnen tüm işçiler kazanacak!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kadınlar Ölüyor: Suç Ortağı AKP ve Onun Yargısıdır!</strong></p>
<p>Kadınların yaşam hakkını savunan yasal mekanizmaların zayıflatıldığı, İstanbul Sözleşmesi gibi koruma politikalarının hedef alındığı ve faillere cesaret veren ceza infaz düzenlemelerinin olduğu ülkemizde gün geçmiyor ki bir kadın daha hayattan koparılmasın.</p>
<p>Ankara Keçiören&#8217;de cezaevinden izinli olarak çıkan kişi annesini, boşanma aşamasındaki eşini ve 8 yaşındaki kızını katletti. AKP&#8217;nin yargısı katilleri, hırsızları, tecavüzcüleri bir bir aklarken; ülkemizin başkentinde meydana gelen bu olay, kadın cinayetlerinin asıl &#8220;suç ortağı&#8221;nın kimler olduğunu da gösteriyor.</p>
<p>AKP&#8217;nin yargısı, hakkını arayan herkese cezaevinin yolunu gösterirken, katiller, hırsızlar, tecavüzcüleri bir bir salıveren yargı mekanizmaları; sorunun yalnızca bir &#8220;asayiş&#8221; meselesi olmadığını gözler önüne seriyor.</p>
<p>Failleri cezasızlıkla ödüllendiren, kadınları şiddet sarmalında korumasız bırakan ve İstanbul Sözleşmesi’ni yırtıp atan siyasal iradenin yarattığı karanlığın sonucunu kadınlar canlarıyla ödemektedir. İktidarın kadın düşmanı politikaları kadınların yaşam alanlarını her geçen gün daha da daraltmaktadır. ​Durdona Khokimova’yı bir çöp konteynerine, Beyzanur&#8217;u ise kendi evinde ölüme mahkum eden bu düzen; kadınların hayatını &#8220;aile&#8221; içine hapsetmeye çalışan gerici zihniyetin bizzat kendisidir.</p>
<p>Bu katliamların hesabını sormak, sadece failleri değil; bu failleri üreten, besleyen ve dışarı salan sömürü düzenini sarsmakla mümkündür. Kadınların özgürce yaşadığı bir ülkeyi, bu düzeni yıkarak biz kuracağız!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İliç Katliamını Unutmadık!</strong></p>
<p>İki yıl önce 13 Şubat 2024’te kâr hırsı ,denetimsizlik, kapasite artışının zorlanması; sağlıksız, güvenliksiz çalışma koşulları yüzünden İliç’te meydana gelen iş cinayeti sonucunda 9 işçi yaşamını kaybetti.</p>
<p>Yargılamalar iki yıldır sürüyor, ÇED raporunu veren Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu yargılamadan muaf tutuldu. Bilirkişi raporu projeden başlayarak ihmal ve yetersizliğe yer vermesine rağmen yargılananlar, sorumluluğu asgari düzeyde olan çalışanlar oldu. Patronlar mahkeme salonuna gelmeye bile tenezzül etmedi. Asıl sorumlular yargı önüne çıkmadı ve bugün yeniden madenin açılması için çalışmalar sürdürülmekte.</p>
<p>Siyanürlü altın madenciliğinin sık ve hassas denetimden geçirilmesi gerekmektedir. Bu denetimler siyasi iktidar tarafından yapılmamıştır.<br />
Siyanürlü altın madenciliğinde güvenlik koşulları azami düzeyde olmalıdır. Maliyetten kısmak için güvenlik koşulları eksik bırakılmıştır.<br />
Siyanürlü altın madenciliği tarım ve hayvancılığı tahrip etmiştir. Bölge halkı ekonomik olarak çözümsüzlüğe itilmiştir.</p>
<p>Ve bir kere daha ülkenin kaynakları ve zenginlikleri toplumun çıkarı yerine, özel şirketlerin kâr hırsına terk edilmiş, bunun sonucunda da 9 işçi hayatını kaybetmiştir.</p>
<p>İliç’te hayatını kaybeden işçileri unutmayacak ve hesabını soracağız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyalist Düşünce Toplulukları: Üniversiteler Bizimdir</strong></p>
<p>Bugün Boğaziçi Üniversitesi’nde sergilenen karanlık tablo, sadece üniversitenin değil, memleketin kuşatılmışlığının resmidir. Üniversitenin asıl sahipleri; akademisyenler ve öğrenciler kapılardan içeri dahi sokulmazken, Tayyip Erdoğan devasa bir polis ordusu eşliğinde &#8220;yurt açılışı&#8221; adı altında kampüsü işgal etti. Nazım Hikmet &#8220;Hiçbir korkuya benzemez halkını satanın korkusu.&#8221; diyordu. O korku bugün Boğaziçi Üniversitesi&#8217;nde vücut buldu. Sokaklar kapatıldı, derslerin alelacele çevrimiçi yapılması kararı alındı, öğrenciler kampüsten sürgün edildi. Henüz gün ağarmadan, şafak operasyonlarını aratmayan bir zorbalıkla yurtlarından çıkarılan öğrencilerin odaları didik didik aranırken, bu zorbalığa direnen en az üç Boğaziçili gözaltına alındı.</p>
<p>Bu rezil tablo AKP&#8217;nin iktidara geldiği günden bugüne kadar gerçekleştirdiği sistematik saldırıların ve düştüğü acziyetin ilanıdır. Bir yandan kampüsün kapıları üniversitenin gerçek sahiplerine kitlenirken, diğer yanda ‘’çoğunluk’’ olduğunu iddia eden bir avuç yandaşla sterilize edilmiş alanlarda, sahte gülücüklerle poz vermek güç değil, korku ve başarısızlık göstergesidir. Öğrenciden korkan, hocasından kaçan ve ancak binlerce polisin gölgesinde adım atabilen bir iktidarın, üniversitelerin &#8220;asli misyonundan&#8221; bahsetmesi tam anlamıyla bir trajikomedidir.</p>
<p>Bilinmelidir ki; gençliğin iradesi ablukalarla teslim alınamaz! Bir avuç yandaşla birlikte verilen sipariş fotoğraflar, üniversitelerde meşruiyet devşirmeye yetmez. Gençlik, tarih boyunca üzerine düşen görevi yerine getirmiş; haklarını sokakta, meydanda ve kampüste mücadele ederek kazanmıştır. Gençlik aydınlanmanın, bilimin, emeğin, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin yanında yer almış, işbirlikçiliğin, halk düşmanlığının, yobazlığın karşısında durmuştur.</p>
<p>Memleketi, geleceğimizi, üniversitelerimizi karanlığa, gerici kuşatmaya ve kâr hırsına teslim etmeyeceğiz!</p>
<p><strong>Sosyalist Düşünce Toplulukları</strong><br />
<strong>13.02.2026</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyalist Liseliler: Dinar ve Kindar Bir Nesil Hevesiniz Boşa Düşecek!</strong></p>
<p>Yusuf Tekin imzasıyla okullara gönderilen “Ramazan Ayı Etkinlikleri” rehberi; bir kültürel etkinlikler listesi değil, AKP iktidarının “dindar ve kindar nesil” yaratma hedefinin yeni bir adımıdır.</p>
<p>4–6 yaş aralığındaki çocukların ideolojik hedeflerle camilere götürülmesi, dini pratiklere yönlendirilmesi ve okulların bu doğrultuda “süslenmesi” kabul edilemez.</p>
<p>Bizler biliyoruz ki eğitim; nesillerin bilim ışığında geliştiği, aklın ve bilimin rehber olduğu kamusal bir hak olmalıdır.</p>
<p>Sosyalist Liseliler olarak okullarımızı da memleketi de gerici karanlığa teslim etmeyeceğimizi yineliyoruz.</p>
<p>Tüm sıra arkadaşlarımızı eşit, parasız, laik ve bilimsel bir eğitim için mücadeleyi yükseltmeye Sosyalist Liseliler’e katılmaya çağırıyoruz!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Birlik ve Dayanışma Gazetesi 8.sayısı Çıktı</strong><br />
Birlik ve Dayanışma Hareketi’nin, iki haftalık halk gazetesi 8. sayısı ile emekçilerle buluşuyor. Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin sekizinci sayısı “Her Şey Emeğin Olacak!” manşetiyle çıktı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-10-subat-16-subat-2026/">Komünist Birlik Haftalık 10 Şubat &#8211; 16 Şubat 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-10-subat-16-subat-2026/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 2 Şubat &#8211; 9 Şubat 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-2-subat-9-subat-2026/</link>
					<comments>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-2-subat-9-subat-2026/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Feb 2026 18:03:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4309</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; AKP Hukuksuzluk ve Adaletsizlik İktidarıdır! Suriye&#8217;nin emperyalist dizaynı ile uyumlu bir biçimde başlayan &#8220;çözüm süreci&#8221;, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu&#8217;nun kurulması, komisyon heyetinin Abdullah Öcalan&#8217;la görüşmesi gibi adımlarla ilerletilmeye çalışılmış, bugün gelindiği noktada ise Bahçeli&#8217;nin yaptığı &#8220;Öcalan&#8217;a umut hakkı, Selahattin Demirtaş&#8217;ın serbest kalması&#8221; vurgularıyla yeni bir aşamaya gelindiğinin işaretleri oluşmaya başlamıştır. Bu adımın Suriye&#8217;de HTŞ ve SDG arasındaki mutabakatın ardından atılması ise sermaye düzeninin ve temsilcisi AKP&#8217;nin &#8220;çözüm süreci&#8221;ne yaklaşımının Ortadoğu ve Suriye&#8217;deki...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-2-subat-9-subat-2026/">Komünist Birlik Haftalık 2 Şubat &#8211; 9 Şubat 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>AKP Hukuksuzluk ve Adaletsizlik İktidarıdır!</strong></p>
<p>Suriye&#8217;nin emperyalist dizaynı ile uyumlu bir biçimde başlayan &#8220;çözüm süreci&#8221;, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu&#8217;nun kurulması, komisyon heyetinin Abdullah Öcalan&#8217;la görüşmesi gibi adımlarla ilerletilmeye çalışılmış, bugün gelindiği noktada ise Bahçeli&#8217;nin yaptığı &#8220;Öcalan&#8217;a umut hakkı, Selahattin Demirtaş&#8217;ın serbest kalması&#8221; vurgularıyla yeni bir aşamaya gelindiğinin işaretleri oluşmaya başlamıştır.</p>
<p>Bu adımın Suriye&#8217;de HTŞ ve SDG arasındaki mutabakatın ardından atılması ise sermaye düzeninin ve temsilcisi AKP&#8217;nin &#8220;çözüm süreci&#8221;ne yaklaşımının Ortadoğu ve Suriye&#8217;deki duruma entegrasyon, Türkiye&#8217;de rejimin gerici, işbirlikçi, emek düşmanı politikalarını daha da güçlendirecek ve kalıcı hale getirecek bir projenin uygulanması olduğunu bir kere daha açığa çıkarmıştır.</p>
<p>&#8220;Türkiye&#8217;de Kürt sorunu yoktur, varsa da AKP&#8217;nin iktidara gelmesiyle birlikte çözülmüştür&#8221; yaklaşımından geri adım atmayan AKP ve MHP; demokrasi, barış ve kardeşlik kılıfına saklanarak sermaye düzeninin tahakkümünü daha fazla artırmanın, düzen muhalefetini etkisizleştirmenin, toplum üzerinde baskı kurmanın arayışındadır.</p>
<p>Hakları için mücadele eden işçi sınıfının polis ve patron zoruyla sindirilmeye çalışılması, düzmece dosyalarla devrimcilerin ve sosyalistlerin tutuklanması ve neredeyse parti kapatmaya varan uygulamaların devrede olması bu sürecin asıl amacını göstermektedir.</p>
<p>Bugün ise &#8220;hukuki haklar&#8221; ekseninde süren tartışmanın bir kazanım ve AKP&#8217;nin geriletilmesi olarak değerlendirilmesi gerçeklikten uzak bir tutumdur. Dolayısıyla Devlet Bahçeli&#8217;nin yaptığı çıkış, AKP ve MHP&#8217;nin çizdiği doğrultuda yürümek kaydıyla hayata geçirilecek, aksi takdirde baskı, tehdit ve sindirme politikaları gündeme getirilecektir. Belediyelere atanan kayyumlar başta olmak üzere AKP&#8217;nin yargıyı siyasi bir sopa olarak kullandığı birçok örnek göstermektedir ki AKP&#8217;den adalet ve demokratik adımlar beklemek büyük bir hayaldir.</p>
<p>AKP ve MHP&#8217;den ve onların temsil ettiği sermaye düzeninden kurtulmadığımız takdirde, özgürlük, eşitlik, barış ve kardeşlik olgularının gerçekliğe kavuşamayacağı, emekçilerin insanca bir yaşama erişemeyeceği görülmek durumundadır.</p>
<p>Bugün hem düzenin işçi sınıfına, kadınlara, gençliğe, sosyalist harekete yönelik saldırılarına; hem de sahte umutlara, demokrasi ve barış kavramlarının arkasına sığınarak yürütülen algı operasyonuna karşı, emekçilerin seçeneksiz bırakılmasına geçit vermemek için bağımsız bir sosyalist hatta ihtiyaç vardır.</p>
<p>Emekçilerin insanca bir yaşam, iş, gelecek, eşitlik ve özgürlük mücadelesi ancak düzen karşıtı bir seçeneğin oluşturulmasıyla mümkündür.</p>
<p><strong>Yeni Monroe Doktrini: Pentagon’un 2026 Planı</strong></p>
<p>ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) dört yılda bir Ulusal Savunma Stratejisi yayımlıyor. 2026 yılının başında yayımlanan belge emperyalist ABD’nin askeri önceliklerinde rota değişikliğine gittiğini gösteriyor. Yeni tip bir “Monroe Doktrini” diye anılan bu rota değişikliği ne yazık ki dünya halkları açısından yeni tehditler anlamına geliyor.</p>
<p>ABD, kendi topraklarının ve Batı Yarımküre’nin güvenliğine stratejik öncelik vereceğini beyan ediyor. Ancak ABD’nin güvenlikten kast ettiği kendisinin jeopolitik ve ekonomik çıkarlarının güvence altına alınması demek oluyor. Özellikle Çin ve Rusya’nın Güney Amerika ve Avrupa’daki etkisini sınırlamayı ve hatta tamamen geri püskürtmeyi amaçlıyor.<br />
ABD’nin Venezuela’ya alçak saldırısı, Kolombiya ve Meksika gibi ülkelere sonu gelmeyen tehditleri ve sosyalist Küba’yı ekonomik olarak tamamen tecrit ederek yaşamı felç etmeye çalışması emperyalizmin özellikle Batı Yarımküre’deki baskısının arttığını ve bu baskının önümüzdeki dönem daha da sertleşebileceğini gösteriyor.</p>
<p>Savunma önceliklerini Çin ve Rusya’dan kaydıran ABD, bu ülkelere karşı müttefiklerine “sınırlı destek” vereceğini ve Avrupa’nın savunma anlamında “yük paylaşımı” yapması gerektiğinin altını çiziyor. Çin ve Rusya’yı “yerleşik güç” olarak kabul eden ABD, bu ülkelerle kapsamlı savaşlara girmek yerine caydırıcılık, çevreleme ve baskı stratejisini benimsiyor.</p>
<p>Emperyalist ABD, İran’ı bir yandan tehdit etmeye diğer yandan onunla müzakereler gerçekleştirmeye devam ediyor. Siyonist İsrail’in hamiliğini üstlenen ABD, İran’ı dört bir taraftan çevreleyerek üzerindeki baskıyı artırıyor. Ancak İran’la topyekûn bir savaşı göze alıp alamayacağı konusunda soru işaretleri var. Bölgedeki deniz ve hava gücünü, ayrıca piyonlarını kullanarak yapabileceği sınırlı müdahalelerle İran’ı yıpratmak isteyebilir.</p>
<p>ABD’nin öncelikleri değişse de tek bir şey değişmiyor: ABD emperyalizmi dünya halkları ve barışı için başlıca tehdit olmaya devam ediyor.</p>
<p><b>Düzen Siyaseti Bildiğimiz Gibi</b></p>
<p>Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’ın İYİP’ten CHP’ye, oradan da AKP ve MHP’ye göz kırpan serüveni, Türkiye’de düzen siyasetinin çarpıcı bir özetidir. Bu tablo sağdan devşirilen kadrolar ile sağın dilini ve yöntemlerini taklit ederek kurulan ittifakların, günün sonunda aynı yöne gittiğini ispatlamaktadır. Stratejik oy adı altındaki tartışmalar, seçmeni her seferinde sağcılardan sağcı beğenmeye zorlamaktadır.</p>
<p>Sonuç ise ortadadır: 31 Mart’ta AKP belediyeciliğine hayır diyen Keçiören halkının iradesi, bizzat eliyle seçtiği belediye başkanı tarafından yeniden AKP’ye teslim edilmiştir. Belediye başkanları ve milletvekilleri kapalı kapılar ardında görüşmeler yapıp &#8220;AKP olur, MHP olur&#8221; diyerek pazarlıklar yürütürken, bir umut sandığa giden yurttaşların, kendi oyunun çöpe atılmasına şahitlik etmektir. Bugüne kadar 13 milletvekilinin ve onlarca belediye başkanının transfer listeleriyle şekillenen bu sistemin faturası, her defasında bir umutla sandığa giden yurttaşa kesilmektedir.</p>
<p>Yaşanan bu rezillikler, sosyalistlerin bağımsız bir odak olmasının neden hayati bir zorunluluk olduğunu bir kez daha tartışmasız bir biçimde göstermektedir. Halkın iradesini pazarlık masalarına meze eden bu çürümüşlüğe karşı ilkeli, bağımsız ve emeği esas alan bir hat tek çıkış yoludur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ESP&#8217;lilere Özgürlük!</strong></p>
<p>Ezilenlerin Sosyalist Partisi&#8217;ne (ESP) yönelik operasyonlar kapsamında Eş Genel Başkan Murat Çepni ve 47 parti üyesinin tutuklanması, hukuku araçsallaştıran iktidarın siyasi bir hamlesidir.</p>
<p>Siyasal alanı yargı sopasıyla dizayn eden, parti binalarını hedef alan ve yargı eliyle yürütülen bu süreç, devrimcileri sindirme amacı taşımaktadır. Bu saldırılar hukuki değil, tamamen siyasidir ve iktidarın korkusunun da bir yansımasıdır.</p>
<p>Birleşik Komünist Parti olarak, ESP’ye yönelik bu baskı politikalarını kabul etmiyor ve dayanışma duygularımızı iletiyoruz. Yargının iktidar tarafından sopa olarak kullanılması son bulmalı, hukuksuz bir şekilde tutuklananlar derhal serbest bırakılmalıdır.</p>
<p><strong>İş Cinayetlerine Karşı Örgütlü İşçi Sınıfı Dayanışması!</strong></p>
<p>İş cinayetlerinin insan yaşamı üzerindeki yıkıcı etkisi, 2026 yılının ilk ayına ilişkin İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi Ocak ayı raporu ile bir kez daha gözler önüne serildi. Rapora göre Ocak ayında en az 146 işçi çalışırken hayatını kaybetti; bu ölümlerin büyük bölümü inşaat, taşımacılık ve metal işkollarında gerçekleşti. Veriler, iş cinayetlerinin yalnızca rakamlardan ibaret olmadığını, her bir kaybın bir ailenin, bir çevrenin derin acısı olduğunu hatırlatıyor. Özellikle sendikasız ve güvencesiz çalışmanın yaygın olduğu işyerlerinde ölüm oranlarının yüksek olması, mevcut çalışma koşullarının ne denli tehlikeli olduğunu ortaya koymakta ve örgütlü mücadelenin önemini bir kez daha vurgulamakta.</p>
<p>Bu trajik tabloya karşı, örgütlü işçi sınıfı dayanışmasının rolü hayatidir. İşçiler, güvencesiz çalışma biçimlerine, denetimsiz üretim süreçlerine ve düşük güvenlik standartlarına karşı her gün mücadele ediyorlar. Ocak ayında Migros depo işçilerinin zam talepleriyle başlayan ve başka depolara yayılan eylemler, yalnızca ücret adaleti talebi değil, aynı zamanda daha güvenli çalışma koşulları için mücadele anlamına da geliyor. Bu tür birliktelikler, işçilerin ortak talepler etrafında güçlenerek, patronların insanlık dışı kararlarına ve tehlikeli çalışma koşullarına karşı direnç göstermelerini sağlayan örgütlülüğün somut örnekleridir.</p>
<p>Dayanışma, sadece sendikal örgütlenmeyle sınırlı kalmamalıdır; aynı zamanda toplumun geniş kesimlerinin işçi sınıfının yaşam ve çalışma haklarına sahip çıkmasıyla da güçlenmelidir. Ancak gerçek bir değişim, işçilerin kendi güçlerini fark ederek örgütlü kolektif mücadelelerini yükseltmeleriyle mümkün olacaktır. Bu mücadele; sadece daha iyi ücretler ve çalışma saatleri için değil, her bir işçinin güven içinde yaşayıp çalışabileceği bir toplumsal düzen için yürütülmelidir.</p>
<p><strong>İşçi Sınıfı Yol Gösteriyor!</strong></p>
<p>AKP iktidarı bir yanda 1980 Anayasasından daha gerici bir anayasayı inşa etme yolunda adım atarken, seçme, seçilme hakkını gasp ediyor, emperyalizm ile iş birliğine gidiyor ve bölgede bu işbirliği ile birlikte görevler üstleniyor; devrimciler üzerinde baskıyı arttırarak, hapse atarak, onların iradesini kırmaya çalışırken, yine benzer baskılar ile örgütlenme, sendikalaşma, eylem, direniş, grevlere engeller getiriyor.</p>
<p>İşçi sınıfı ise tüm bu engellere karşın mücadelesini sürdürüyor. Eylem, direniş ve grevlerle haklarına sahip çıkıyor, sömürü düzenine itirazını gösteriyor.</p>
<p>Sermaye düzeninin saldırılarına karşı bütünlüklü bir yanıt ise emekçilerin hak mücadelesiyle memlekete sahip çıkma iradesini birleştirmesiyle verilecektir.<br />
Bugün direnen Migros Depo, Şok Depo, BİM Depo, GM Teknik Cam, Mersin Liman İşçileri, Kolay Gelsin Kuryeleri, Şık Makas, DIGEL Tekstil, Temel Conta ve buraya yazamadığımız tüm direniş ve mücadelelere selam yolluyoruz.</p>
<p>Emekçilerin insanca bir yaşam ve eşitlikçi bir düzen mücadelesini her alanda yükselteceğiz.</p>
<p><strong>Tahir’i Katleden Sömürü Düzenini Yıkacağız!</strong></p>
<p>Geçinmek için çalışmak zorunda olan 17 yaşındaki Tahir, sermaye düzeni tarafından katledildi.</p>
<p>Tahir’in katilleri; MESEM’lerle, zorunlu stajlarla çocuk işçiliğini meşrulaştıran, ilkokul kitaplarında “çalışma hakkı çocuk hakkıdır” diye pazarlayan Milli Eğitim Bakanlığı’dır, Yusuf Tekin’dir. Ekonomik krizin faturasını emekçi halka kesen AKP iktidarı ve sermaye düzenidir.</p>
<p>Bu düzende bizlerin yeri okul sıraları değil; atölyeler, şantiyeler ve fabrikalar oluyor.</p>
<p>Ucuz iş gücü olarak görülen gençlik, patronların insafına bırakılıyor, denetimsiz ve güvencesiz koşullarda çalışmaya mecbur bırakılıyor ve katlediliyor.</p>
<p>Sosyalist Liseliler olarak tüm sıra arkadaşlarımızı geleceğimize sahip çıkmaya, bu sömürü çarkını kırmak için mücadeleyi büyütmeye davet ediyoruz.</p>
<p>Çocuk işçiliğin meşrulaştırılmasına izin vermeyeceğiz!</p>
<p><strong>Sosyalist Liseliler</strong></p>
<p><strong>Sosyalist Liseliler: Geleceğimiz Akp’nin Kâr Kapısı Değildir!</strong></p>
<p>YKS başvurularının başlamasıyla birlikte sınavların yeni ücretleri de duyurulmuş oldu. Sınav ücretlerini belirleyen patronların temsilcisi AKP yine şaşırtmadı. 2025’te her bir oturum için 450 TL olan sınav ücreti, 2026 yılında 700 TL’ye yükseltildi ve üç oturumun toplam ücreti 2100 TL oldu!</p>
<p>Ülkemizdeki ekonomik kriz her geçen gün derinleşirken, AKP ve temsil ettiği sermaye sınıfı bu krizin faturasını emekçilerin sırtına yıkmaya çalışmaktadır. Memleketin tüm kaynakları patronlara, müteahhitlere, yandaşlara, tarikat ve cemaatlere aktarılırken; bir kamu hizmeti olan ve ücretsiz sağlanması gereken eğitim, AKP iktidarında piyasaya açılmış ve giderek niteliksizleştirilmiştir!</p>
<p>Niteliksiz ve ezberci sınav sistemiyle gençliği dershanelere ve özel kurslara mecbur bırakan AKP, bütçeyi ise Diyanet İşleri Başkanlığı ile yapılan protokoller aracılığıyla tarikat ve cemaatlere, AKP’nin kadro yetiştirme alanı haline getirilen imam hatip okullarına, “destek” adı altında özel okullara ve ihaleler yoluyla yandaşlara aktarmaktadır. Katkı payı, kitap-defter parası derken üniversiteye giriş sınavları bile düzenin bir kâr kapısına dönüştürülmüştür. Emekçi çocukları için okumak neredeyse bir “lüks” haline getirilmiştir!</p>
<p>ÖSYM üzerinden, öğrencilerden üniversite sınavına girebilmek için dahi ücret talep edilmesi; eğitimin bir hak değil, bir sektör; öğrencilerin ise müşteri olarak görüldüğünün göstergesidir!</p>
<p>Sosyalist Liseliler olarak ne okullarımızın ne de geleceğimizin birer kâr kapısı haline getirilmesini kabul ediyoruz! Parasız, eşit, nitelikli ve bilimsel eğitim için tüm sıra arkadaşlarımızı birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz!</p>
<p><strong>SDT: Çabalarınız Nafile, Meşru Olamayacaksınız!</strong></p>
<p>Günlerdir Boğaziçi Üniversitesi’nde süren baskı politikalarının son halkası olarak atanmış rektör Naci İnci, önce öğrencilerin kampüse girişini yasaklamış, ardından TOMA, çevik kuvvet ve gözaltı araçlarıyla öğrencileri sindirmeye çalışarak kulüp odalarını zorla boşaltmaya girişmiştir. Yetmezmiş gibi, bu hukuksuz uygulamalara günlerdir direnen Boğaziçi öğrencilerine karşı bugün kampüs içerisine çevik kuvvet sokulmuş, öğrenciler ablukaya alınmış ve müdahaleye maruz bırakılmıştır.</p>
<p>Göreve geldiği günden bu yana Boğaziçi Üniversitesi’ni baskı ve zor yoluyla teslim almaya çalışan atanmış rektör Naci İnci, üniversitenin iradesini sistematik biçimde hedef almaktadır. Öğrencilerin, akademisyenlerin ve emekçilerin iradesini yok sayan bu anlayış; bilim üretmeyen, eleştirel düşünceyi bastıran ve üniversiteleri iktidarın karakoluna dönüştürmeyi amaçlayan siyasal bir projenin parçasıdır.</p>
<p>Ancak bilinmelidir ki, TOMA’larla, polis barikatlarıyla, gözaltı tehditleriyle Boğaziçi susturulamaz. Öğrencilerin kulüpleri, sözleri ve mücadeleleri bir gecede taşınamaz. Bu üniversiteyi var edenler, atanmışlar değil; burada üreten, düşünen ve direnenlerdir.</p>
<p>Boğaziçi öğrencileri meşru taleplerinden vazgeçmeyecek, üniversitelerini bu yozlaşmış düzene teslim etmeyecektir.</p>
<p>Buradan bir kez daha yineliyoruz:<br />
Çabalarınız nafile; Boğaziçi teslim olmayacak, siz de meşru olamayacaksınız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>BKP: Unutmayacağız Affetmeyeceğiz!</strong></p>
<p>6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen Kahramanmaraş merkezli depremin üzerinden üç yıl geçti. Türkiye o büyük yıkımı yitirdikleriyle, enkaza dönen şehirleriyle, güvenli olmayan konutların yapımına izin verenlerle, depremde halkın yaralarını sarmak yerine iktidar koltuğunu düşünen AKP iktidarıyla yaşadı.</p>
<p>Unutmadık, dün gibi hatırlıyoruz.</p>
<p>Çadır satma derdine düşen Kızılay’ı, halkı aç ve açıkta bırakan bu düzeni ve temsilcisi AKP iktidarını, “Dinsizlik artarsa depremler çoğalır,” diyen yobazları ve halk düşmanlarını unutmadık.</p>
<p>Halkın yaşamını hiçe sayan, tek derdi kârları ve rantları olan müteahhitleri ve onların sırtını sıvazlayanları unutmadık.</p>
<p>Her kriz anında “Aynı gemideyiz” diyerek sorumluluğu halkın sırtına yükleyenleri, “Deprem vergileri nerede?” sorusuna utanmadan “Yol yaptık” yanıtını verenleri; üzerinden üç yıl geçmesine rağmen deprem bölgesinde halkı susuzluğa ve elektriksizliğe mahkûm edenleri unutmayacağız.</p>
<p>Affetmeyeceğiz!</p>
<p>İnsanca bir yaşamı kurana dek bu düzenle mücadeleyi her geçen gün büyüteceğiz.</p>
<p>Depremde emekçiler yarasını nasıl dayanışma ile sardıysa, yaşanılabilir bir ülkeyi kurmanın ve bu düzenle hesaplaşmanın da emekçilerin örgütlü gücünden geçtiğini biliyoruz.</p>
<p>Sermayeyi, rantçıları, gericileri; halkın emeğine ve yaşamına göz dikenleri bu memleketten kovacağız!</p>
<p>6 Şubat depreminde yitirdiklerimizi unutmadık, unutmayacağız!</p>
<p><strong>BKP Merkez Komitesi</strong><br />
<strong>06.02.2026</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-2-subat-9-subat-2026/">Komünist Birlik Haftalık 2 Şubat &#8211; 9 Şubat 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-2-subat-9-subat-2026/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Birlik Haftalık 26 Ocak-2 Şubat 2026</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-26-ocak-2-subat-2026/</link>
					<comments>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-26-ocak-2-subat-2026/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 17:31:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Komünist Birlik Haftalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=4301</guid>

					<description><![CDATA[<p>Emperyalizm ve Gericilik Suriye&#8217;de Barış Sağlayamaz! Suriye&#8217;de HTŞ&#8217;nin SDG kontrolünde bulunan bölgelere saldırısının ardından gerçekleşen ateşkesle birlikte HTŞ ve SDG arasında yeni bir mutabakatın 30 Ocak günü imzalandığı duyuruldu. HTŞ&#8217;nin SDG&#8217;nin kontrolündeki bölgelerde de siyasi ve askeri otoritesini artırmayı, bununla birlikte SDG&#8217;nin üç tümenden oluşan bir askeri tugayla birlikte HTŞ&#8217;nin kurmuş olduğu mekanizmalara entegrasyonunu hedefleyen yeni mutabakat bir barış mutabakatı gibi gösterilmeye çalışılsa da özünde HTŞ zihniyetini ve emperyalizmin adımlarını güçlendirmesi anlamı taşımaktadır. Bu durum,...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-26-ocak-2-subat-2026/">Komünist Birlik Haftalık 26 Ocak-2 Şubat 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
Emperyalizm ve Gericilik Suriye&#8217;de Barış Sağlayamaz!</strong></p>
<p>Suriye&#8217;de HTŞ&#8217;nin SDG kontrolünde bulunan bölgelere saldırısının ardından gerçekleşen ateşkesle birlikte HTŞ ve SDG arasında yeni bir mutabakatın 30 Ocak günü imzalandığı duyuruldu. HTŞ&#8217;nin SDG&#8217;nin kontrolündeki bölgelerde de siyasi ve askeri otoritesini artırmayı, bununla birlikte SDG&#8217;nin üç tümenden oluşan bir askeri tugayla birlikte HTŞ&#8217;nin kurmuş olduğu mekanizmalara entegrasyonunu hedefleyen yeni mutabakat bir barış mutabakatı gibi gösterilmeye çalışılsa da özünde HTŞ zihniyetini ve emperyalizmin adımlarını güçlendirmesi anlamı taşımaktadır.</p>
<p>Bu durum, kazanımların korunması vb. yaklaşımlarla ele alınmaya çalışılsa da emperyalizmin Ortadoğu&#8217;ya, Suriye&#8217;ye ve bölge halklarına biçtiği misyonun büyük bir yıkım getirdiği görülmek durumundadır. Emperyalizmin ve Suriye&#8217;deki piyonu HTŞ&#8217;nin gericilik, Suriye&#8217;nin doğal kaynaklarını yağmalamak ve rant dışında bir programı olmadığı ve bu süreçten Suriye başta olmak üzere bölge halklarının çıkarına bir gelişmenin oluşmayacağı açığa çıkmış durumdadır.</p>
<p>HTŞ&#8217;nin Paris&#8217;te gerçekleştirilen ve İsrail, Suriye ve ABD&#8217;nin imzaladığı anlaşma sonrasında saldırılarını artırması Suriye&#8217;de HTŞ&#8217;ye biçilen misyonun Ortadoğu&#8217;daki etkilerini göstermesi açısından önemlidir. Golan Tepeleri İsrail&#8217;e bırakılmış, HTŞ&#8217;nin Suriye&#8217;deki siyasi otoritesinin önü açılmış, ABD ve İsrail&#8217;in İran&#8217;a yönelik tehditleri birçok açıdan artmıştır.</p>
<p>AKP iktidarı da HTŞ eliyle bölgede rol üstlenmeye çalışmakta, ABD ve İsrail&#8217;in çıkarları doğrultusunda Suriye&#8217;nin yağmaya ve ranta açılmasına hizmet etmektedir. AKP Türkiye&#8217;de &#8220;demokrasi, özgürlük, kardeşlik&#8221; kılıfıyla gerici, işbirlikçi ve emek düşmanı karakterini gizlemeye çalışmakta, Suriye&#8217;de ise cihatçı ve emperyalizm destekli HTŞ&#8217;nin önünü açmaktadır.</p>
<p>Bu durum, Suriye&#8217;de emperyalizm ve gericilikle, Türkiye&#8217;de ise AKP ve faşist MHP ile barışın, demokrasinin ve kardeşliğin geliştirilemeyeceğini açıkça göstermektedir. Bölge halklarının ve Türkiye&#8217;de emekçilerin geleceği emperyalizme, gericiliğe ve sermayeye karşı bütünlüklü bir mücadele ile kazanılabilir.</p>
<p><strong>İran Kuşatma Altında: ABD Bölgeyi Savaşa Sürüklüyor</strong></p>
<p>ABD emperyalizmi dört bir taraftan kuşatmış olduğu İran’ı tehdit etmeye devam ediyor. Son günlerde ABD ordusu uçak gemileri, destroyerler, denizaltıları, hava savunma sistemleri gibi unsurlarını bölgeye yığmış durumda. Venezuela’ya yaptığı ani saldırıyla Venezuela Başkanı Nicolas Maduro ve eşini esir alan ABD’nin benzer bir şekilde İran’a saldırabileceği konuşuluyor.</p>
<p>“12 Gün Savaşı” olarak anılan Haziran 2025’teki İran-İsrail Savaşı, İran’a yönelik müdahalenin etkilerini ABD-İsrail ikilisine gösterdi. İranlı lider Ali Hamaney, olası bir Amerikan saldırısının tüm bölgeye yayılacak geniş çaplı bir savaşa yol açacağı konusunda uyarılarda bulundu. Ayrıca olası Amerikan saldırısı durumunda “kapsamlı ve emsalsiz” bir karşılık vereceklerini, bölgedeki tüm Amerikan üslerinin hedef alınacağının altını çizdi. Bunun haricinde Lübnan Hizbullah’ı, Irak’taki Nuceba Hareketi ve Yemen’deki Husiler de İran’a destek mesajlarını sundu.</p>
<p>Askeri tehditler devam ederken bir yandan da diplomatik müzakereler son hızla devam ediyor. İran Dışişleri Bakanı Ali Laricani, “Savaş kaçınılmaz değil, önlenebilir” diyerek orta yolun bulunabileceğini işaret ederken her duruma hazırlıklı olduklarının da altını çiziyor.</p>
<p>ABD tüm unsurlarıyla Ortadoğu’dan çıkarılmadan bölgede kalıcı bir barış mümkün değildir; ABD ve işbirlikçileri Ortadoğu’dan defedilmelidir. Emperyalist saldırganlığın karşısında durulması bugün emekçiler açısından önemli bir mücadele başlığıdır. Suriye örneği “demokrasi ihraç eden” emperyalizmin nasıl bir yağma, rant ve yıkım sistemi olduğunu ve halkları ölüme, açlığa ve göçe ittiğini göstermektedir.<br />
<strong>Bu Düzenin Her Yanından Pislik Akıyor!</strong></p>
<p>Epstein dosyalarını okuduğunda insanın aklında tek bir soru beliriyor: Bu ölçekte bir kötülük nasıl bu kadar rahat, bu kadar pervasızca var olabildi? Cevap bireysel sapkınlıklarda ya da “çürük birkaç isimde” değil. Bu durumun kendisi yalnızca ideoloji ile açıklanabilecek bir şey. Tarih boyunca egemen sınıfların ürettiği, bugünse küresel elitler eliyle yeniden üretilen bir ideoloji bu. Gücün, sınır ve denetim tanımadığı noktada ortaya çıkan bir çözülme.</p>
<p>Epstein dosyaları, modern dünyanın en büyük yalanlarından birini açık etti: Hukukun ve ahlakın herkes için eşit olduğu iddiasını. Bu belgeler, bazı insanlar için kuralların geçerli olmadığını, hatta suçun bile bir ayrıcalık alanına dönüştüğünü gösteriyor. Mesele yalnızca gizlenen suçlar değil; bu suçların yıllarca korunabilmesi, örtülmesi ve görmezden gelinebilmesi. Asıl skandal tam da burada başlıyor.</p>
<p>Bu dosyalar bize gücün nasıl çalıştığını anlatıyor. Servet ve nüfuz belirli bir eşiği aştığında, insan artık sadece dokunulmaz olmuyor; aynı zamanda görünmez hâle geliyor. Mağdurların sesi duyulmuyor, tanıklıklar itibarsızlaştırılıyor, adalet mekanizması yavaşlatılıyor ya da felç ediliyor. Sistem, suçla mücadele etmek yerine suçu çevreleyenleri korumayı seçiyor. Böylece bireysel suçlar, kurumsal bir sessizliğin içinde çoğalıyor.</p>
<p>Epstein meselesi bu yüzden kapatılabilecek bir dava değil. Çünkü açığa çıkan şey tek bir ağ değil, bir düzen. Bu düzen sorgulanmadıkça, isimler değişse bile mekanizma aynı kalacak. Dosyaların asıl önemi, bize ne kadar ileri gidilebildiğini değil; ne kadar süredir gidildiğini göstermesi. Bu düzen değişmediği sürece Epstein dosyası gibi dosyalar devam edecektir. Bu düzen her şeyden öte, insanlığımız için değişmek zorundadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Laikliği Savunmak Suç Değildir!</strong></p>
<p>Gerici bir azınlığın kışkırtmasıyla laikliği savunan insanlar hedef haline getiriliyor. İstanbul ve Balıkesir’de &#8220;Şeriata ve faşizme karşı laik, demokratik devrimci cumhuriyet&#8221; yazılı pankart astıkları için SOL Parti üyelerinin gözaltına alınması, iktidarın toplumu korku ve baskıyla hizaya sokma politikasının açık bir göstergesidir. Bu yaşananlar yalnızca birkaç kişiye yönelik bir işlem değil; toplumun ilerici birikimine verilmiş bir gözdağıdır.</p>
<p>“Dine saldırı” söylemiyle yaratılan yapay tartışmanın ardında ise daha derin bir gerçek yatıyor. Yoksul emekçi halkı inanç üzerinden sömüren, dini siyasi iktidarın dayanağı haline getiren bir düzen inşa edilmiş durumda. Laikliği savunanlar hedef alınıp ev hapsine mahkûm edilirken, dini çıkar ve iktidar aracı haline getirenler kendilerini dokunulmaz ilan ediyor. Asıl saldırı halkın aklına, özgürlüğüne ve geleceğine yöneliktir.</p>
<p>SOL Parti’nin yanındayız. Bugün cezalandırılmak istenen bir pankart değil, gericiliğe boyun eğmeyen iradedir. Bu ülkenin yarınlarını karanlığa teslim etmeye niyeti olmayan milyonlar var.</p>
<p><strong>Düzeniniz Batsın, Kadınlar Yaşasın!</strong></p>
<p>Şişli’de, İstanbul’un göbeğinde, Durdona Khokimova vahşice katledilip cansız bedeni bir çöp konteynerine atıldı. Bu vahşet ilk değil. Durdona’nın katledilmesi münferit bir adli vaka değil, kadın düşmanlığını kışkırtan politik atmosferin ve sistematik şiddet sarmalının doğrudan bir sonucu.</p>
<p>İstanbul Sözleşmesi’nin bir gece yarısı feshedildiği, 6284 sayılı yasanın etkin uygulanmadığı ve &#8220;iyi hal&#8221; indirimleriyle cezasızlığın bir norm haline getirildiği bu düzen, failleri cesaretlendirmeye devam etmektedir.</p>
<p>İktidarın ve medyanın dili, kadına yönelik suçları geleneksel aile yapısı altında normalleştirirken; bu cinayetler laikliğin tasfiye edilmeye çalışıldığı, kadınların yaşam haklarının gerici politikalarla kuşatıldığı bir zeminde işlenmektedir. Bu düzen değişmelidir. Kadınların öldürülmediği, sokaklarında özgürce dolaşabildiği bir ülkeyi yaratacağız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İşsizlik Kader Değil!</strong></p>
<p>DİSK-AR yayınladığı rapor ile yıl sonunda ulaşılan işsizlik sayısını açıkladı: 11 Milyon 593 bin. Açıklanan rapordaki “Geniş Tanımlı İşsizlik&#8221; oranlarının en büyük bölümü kadın işsizlere ait. Bu rakam TÜİK’in yayınladığı ve ay bazında düşüş sağlandığı söylenen işsizlik rakamlarından farklı. TÜİK yalnızca son 4 haftada iş arayan ve 2 hafta içinde işe başlayacakları takip ediyor. Dört haftadan daha fazla iş arayanlar ile çeşitli nedenler ile iş aramayı bırakanları açıkladığı rapor içine almıyor. Bu arada TÜİK verilerinde yer alan işsizlerin büyük bölümü koşulların ağırlığı ve fonun başka amaçlar ile kullanılması nedeni ile işsizlik ödeneğinden yararlanamıyor.</p>
<p>Kapitalizmde işsizlik yedek iş gücüdür, emek gücü açısından rekabet yaratılır. Kapitalizmin doğal sonuçlarından biridir. Sermaye ve iktidar için başa çıkabildiği oranda işsiz sayılarının önemi yoktur. Sistem sorgulanana kadar rakamlar ile ilgilenmez. Ayrıca işsizlik bir süre sonra patronların güvencesiz, kuralsız ve esnek çalışma koşullarını işçiye dayatacak duruma gelmesine neden olur. İşsizlik kapitalizmin ayrılmaz bir parçası olduğu kadar ekonomik politik tercihtir de.</p>
<p>İşsizlikle iş saatleri arasında bağlantı kurulmadan, iş saatleri düşürülerek istihdam arttırılmadan, sermayenin kâr hırsı ortadan kaldırılmadan, kamucu ve toplumcu bir yaklaşım geliştirilmeden işsizliğin önlenmesi mümkün değil. Emekçiler her alanda örgütlenmeli, haklarına sahip çıkmalıdır. Teknolojinin gelişmesi ile işini kaybedenler için yeni istihdam ve eğitim olanakları yaratılmalıdır. MESEM gibi okul çağındaki çocukların, gençlerin çalıştırılmasına son verilmelidir. Kadrolu çalışma norm haline gelmelidir.</p>
<p>Tüm bunlar için ise emekçiler her alanda haklarına sahip çıkmalı; sömürüye, işsizliğe, geleceksizliğe ve hak gasplarına karşı insanca bir yaşamın ve eşitlikçi bir düzenin mücadelesini yükseltmelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Migros Depo İşçisi Kölelik Düzenine Karşı Ayakta</strong></p>
<p>Türkiye’nin dört bir yanındaki Migros depolarında çalışan işçiler, kölelik koşullarına, işçi sağlığı ve güvenliği ihmallerine ve açlık sınırındaki sefalet zammına karşı ayağa kalktı.</p>
<p>Migros patronu her yıl emekçilerin sırtından zenginliğine zenginlik katarken, işçileri güvencesiz çalışmaya ve açlık sınırının altındaki zamlara mahkûm ediyor. Depo işçileri, bu sömürü çarkına karşı kararlılıkla direniyor.</p>
<p>Düşük ücrete, taşeronluğa ve güvencesiz çalışmaya karşı işçilerin haklı talepleri derhal karşılanmalıdır.</p>
<p>Birlik ve Dayanışma Hareketi olarak, hakları için mücadele eden Migros depo işçilerinin yanındayız!</p>
<p>Depo işçisi kazanacak, hakkını patrondan alacak!</p>
<p><strong>Birlik ve Dayanışma Hareketi</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>28 Kanunisani’yi Unutmadık! </strong><br />
<strong>Memleketi Bu Karanlığa Teslim Etmeyeceğiz!</strong></p>
<p>Bundan 105 yıl önce, 28 Ocak’ı 29’una bağlayan gece Türkiye Komünist Partisi’nin kurucu önderleri Mustafa Suphi ve 14 yoldaşı Karadeniz’in karanlık sularında kalleşçe katledildi. 10 Eylül 1920’de Bakü’de yakılan ateş, emperyalist işgale karşı Anadolu halkının verdiği kavgayı, emekçi halkın iktidarıyla, yani sosyalizmle taçlandırmak için yola çıkmıştı.</p>
<p>Katledildiler fakat bu topraklara büyük bir miras bıraktılar.</p>
<p>Emekçilerin iktidarı, sosyalizm kurulmadan Anadolu halkının kurtuluş mücadelesi eksik kalacaktı. Sermaye sınıfıyla, emperyalizmle ve gericilikle hesaplaşmadan ülkemizde eşitlik ve özgürlük hüküm sürmeyecekti.</p>
<p>Öyle de oldu!</p>
<p>Bugün memleket tarikatların, mafyanın, uluslararası tekellerin ve bir avuç haraminin yağması altındadır.</p>
<p>105 yıl önce olduğu gibi bugün de büyük bir saldırıyla karşı karşıyayız. Sermaye, gericilik ve işbirlikçilik düzeni memleketi dört bir yandan teslim almaya çalışıyor. Türkiye gericilikle, kadın cinayetleriyle, gençliğin geleceksizliğiyle, işsizlikle, sefalet ücretiyle, hukuksuzlukla anılıyor.</p>
<p>Böyle gitmeyecek, biliyoruz.</p>
<p>“Böyle gitmez!” diyen milyonların olduğunu, eşitliğin, özgürlüğün ülkesini düşleyen, bunun için mücadele eden emekçilerin, kadınların, gençliğin seçeneksiz olmadığını biliyoruz.</p>
<p>Mustafa Suphi ve 14 yoldaşımızı anıyoruz, onları anmanın sosyalist Türkiye kavgasını her alanda yükseltmekten, yabancının roketine, paranın saltanatına, yobazın karanlığına karşı amansız bir mücadeleden geçtiğini biliyoruz.</p>
<p>15’lerin mücadelesi, cesareti ve yurtseverliği bugüne büyük bir ışık tutuyor. Memleketin kurtuluş yolunu gösteriyor ve yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>BKP Merkez Komitesi</strong><br />
<strong>28.01.2026</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-26-ocak-2-subat-2026/">Komünist Birlik Haftalık 26 Ocak-2 Şubat 2026</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://komunistbirlik.org/komunist-birlik-haftalik-26-ocak-2-subat-2026/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>10</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
