Emperyalizm ve Siyonist İsrail Rejimine Geçit Verilmemelidir!
NATO Zirvesi öncesinde ABD-İran arasında imzalanan mutabakat, ABD’nin saldırıları ve tehditleriyle birlikte bozuldu ve emperyalizmin İran’a yönelik çok boyutlu saldırıları hız kazandı. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı gemi trafiğine kapatması, ABD ve İsrail’in saldırılarına misliyle yanıt vermesiyle savaşın etkileri uluslararası alanda kendini hissettirmeye başlamış; ABD-İsrail-AB açısından yapısal anlamda olmasa da yöntemsel açıdan farklı söylemler ve tutumlar gelişmeye başlamıştı.
NATO Zirvesi’nde alınan kararlarla emperyalist saldırganlığın artacağı, Ortadoğu’da İran’a yönelen savaş politikalarının yükselerek devam edeceği, silahlanma ve NATO’nun bütçesini artırma noktasında yeni adımların atılacağı da tescillenmiş oldu. ABD ve İsrail saldırganlığı ise NATO Zirvesi sonrasında çok boyutlu bir içerikle devam ediyor.
Bir taraftan İran’ın lojistik ve askeri tesisleri hedef alınırken diğer taraftan da Körfez ülkeleri İran karşısında emperyalizm tarafından donatılmaya devam ediliyor. Trump’ın, Suudi Arabistan’ın uranyum zenginleştirmesine imkân sağlayacak bir nükleer anlaşmaya imza attığına dair iddialar ise emperyalizmin İran’ın kuşatılmasına yönelik yeni adımlar atmaya hazırlandığı anlamına geliyor.
İran’a yönelik saldırganlığı İsrail’le sınırlı tutan ve Netanyahu’nun barbarlığıyla açıklayan yaklaşımların tutarsızlığı ise vurgulanmalıdır. ABD emperyalizminin ve AB ülkelerinin savaş yanlısı olmadığı ve İsrail tarafından zorlandıklarına dair tezler, emperyalist saldırganlığı meşrulaştırmak ve yumuşatmak dışında bir şeye hizmet etmemektedir.
NATO Zirvesi’nde Trump’ın sarf ettiği “Türkiye, İran konusunda bizimle aynı düşünüyor” sözleri ise AKP’nin ikiyüzlü siyasetini gözler önüne sermektedir. İran’a yönelik emperyalist saldırganlığı, İsrail’e alan açılıp açılmayacağı üzerinden değerlendiren sermaye devleti ve AKP iktidarı özünde ABD ve İsrail’in çıkarlarına hizmet etmektedir.
Emperyalist saldırganlığın Suriye’de, Filistin’de ve Venezuela’da yarattığı sonuç ortadadır. İran’a yönelik emperyalist işgal girişimlerinin karşısında yer alınmalı, ABD ve İsrail’in bölgemiz ve ülkemiz üzerinde yaptığı kirli hesaplar boşa düşürülmelidir.
Karadeniz’de Barış Masalları, Kiev’de Savaş Mesaisi
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Kiev ziyaretinde Volodimir Zelenskiy’den aldığı “İkinci Derece Liyakat Nişanı”, AKP iktidarının dış siyasetteki ikiyüzlü ve taşeron çizgisini bir kez daha kanıtlamıştır. NATO Zirvesi kararları doğrultusunda Ukrayna’ya verilen askerî desteğin süreceğini ilan eden ve olası güvenlik garantilerinde “deniz unsuruna liderlik” etmeye soyunan iktidar, emperyalist savaş örgütünün sadık bir neferi olduğunu tescil ettirmiştir.
Bir yandan “Savaş Karadeniz’e yayılmasın” söylemiyle barış havariliğine soyunup iç kamuoyuna “arabulucu liderlik” masalları anlatanlar, diğer yandan Kiev koridorlarında nişan toplayıp emperyalist savaş makinesine benzin taşımaktadır. Bölgesel ticari çıkarları ve sermaye bağlarını “stratejik derinlik” ambalajıyla sunan AKP iktidarı, ABD ve NATO’nun Karadeniz ve Doğu Avrupa’daki yayılmacı emellerine kapı aralamaktadır.
Halka sunulan “tarafsız dış politika” söylemi koskoca bir yalandan ibarettir. Türkiye’nin ve bölge halklarının güvenliği; emperyalizmin bölgedeki ileri karakolu hâline gelen, NATO kararlarına sadakatle bağlanan ve Kiev’den nişan toplayan bu işbirlikçi siyasetle değil, emperyalist üslerin kapatıldığı, NATO’dan çıkıldığı ve tam bağımsız politikanın kurulduğu Sosyalist Türkiye mücadelesiyle sağlanacaktır.
Emperyalizmin Yeni Rotası: Irak-Suriye-Akdeniz Boru Hattı
ABD’nin İran’a yönelik saldırıları yeniden başlarken Hürmüz Boğazı bir kez daha kapatıldı. Emperyalizmin saldırılarına boyun eğmeyen İran, Körfez ülkelerindeki Amerikan üslerini hedef alarak emperyalist saldırılara karşılık verdi. Böylece bölgede uzun süredir devam eden gerilim yeni bir tırmanış evresine girdi. Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla birlikte petrol fiyatları yeniden yükselişe geçti. ABD ise boğazı askerî güç kullanarak açmanın çok zor olacağını görmüş olmalı ki enerji arzını güvence altına alacak alternatif planları devreye sokmaya başladı.
Petrol tedarikinde Hürmüz Boğazı’nın etkisini azaltmak için alternatif rotalar ön plana çıkıyor. Bu rotaların en önemlilerinden biri Irak-Suriye-Akdeniz Boru Hattı’dır. Irak’ın Basra ve Kerkük bölgelerinde üretilen petrolün Türkiye’de Ceyhan’a, Suriye’de ise Tartus ve Lazkiye limanlarına ulaştırılması planlanıyor. Projenin ileri aşamalarında hattın Ürdün’ün Akabe Limanı’na ulaşması da hedefleniyor.
Yeni boru hattı için imzaların Iraklı ve Suriyeli yetkililer tarafından ABD’nin başkenti Washington’da atılması trajikomiktir. Irak-Suriye arasında zaten mevcut olan boru hattını ABD, Irak işgali sırasında harap etmişti. İmza törenine ABD Enerji Bakanı da katıldı. Törende bulunan Tom Barrack, bu yeni boru hattıyla Hürmüz Boğazı’nın “ikincil konuma düşürüleceğini” ifade etti. ABD’li enerji şirketi Chevron bu projeyi gerçekleştirecek.
Irak’ı iki kez işgal eden, Suriye’de Esad’ı devirerek ülkeyi HTŞ’ye emanet eden ABD, bölgede kendisine karşı direnen İran’ı etkisiz kılmak için her yola başvurmaya niyetli. Bölge halklarının baş düşmanı ABD emperyalizmi Orta Doğu’da yenilmek zorunda. Antiemperyalist mücadele, ABD emperyalizmine ve İsrail siyonizmine karşı yükseltilmelidir!
BKP: Suruç Katliamı’nı Unutmadık! Kahrolsun Emperyalizm, Kahrolsun Gericilik!
20 Temmuz 2015’te Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde IŞİD tarafından gerçekleştirilen katliamda 33 devrimci genç hayatını kaybetti. Emperyalizmin, AKP iktidarının ve gericiliğin kol kola gerçekleştirdiği bu katliamın ardından Türkiye’de bombalı saldırılar dönemi açıldı ve sermaye düzeni siyasal ve toplumsal alanı gericilik, baskı ve zorbalıkla dizayn etmeyi hedefledi.
Bugün, ülkemizin ve bölgemizin içinden geçtiği süreç ele alındığında, Suruç Katliamı’nın yalnızca IŞİD tarafından planlanan sıradan bir saldırı olmadığı görülmektedir. Emperyalizm, gericilik ve sermaye düzeni el ele vererek ülkemizi ve Ortadoğu’yu katliamlar, savaşlar ve yıkıma sürüklemiştir.
Emperyalizmin başta Suriye’ye yönelik işgal saldırılarına ortak olan AKP iktidarı, IŞİD’i beslemiş, ülkemizi cihatçı örgütlerin cirit attığı bir konuma sürüklemiştir. Suruç Katliamı’nı gerçekleştirenler gücünü AKP iktidarının işbirliğinden almıştır. Bugün Suriye’de iktidara getirilen HTŞ de, IŞİD kalıntısı bir örgüt olarak yine emperyalizmin çıkarlarına hizmet etmekte ve bölge halklarına benzer acıları yaşatmaktadır.
Suruç Katliamı’nın hesabının sorulması, bölgemizin ve ülkemizin karanlığa hapsolmaması, emperyalizme, gericiliğe ve sermaye düzenine karşı mücadeleden geçmektedir.
Suruç Katliamı’nı unutmadık! Kahrolsun emperyalizm, kahrolsun gericilik!
Birleşik Komünist Parti Merkez Komitesi
20.07.2026
Türkiye İşçi Sınıfının Unutulmaz Önderi Kemal Türkler
1926 yılında Denizli’de doğan ve İstanbul Hukuk Fakültesi’ndeki eğitimini yarıda bırakarak fabrikalarda çalışmaya başlayan Kemal Türkler, sendikacılıkla Emayetaş’ta tanıştı. 1954 yılında Demir-İş’in (sonradan Türkiye Maden-İş) genel başkanı seçildi.
Sadece ekonomik haklar için değil, işçilerin siyasal temsili için de mücadele eden Türkler, 1961’de 12 sendikacı ile Türkiye İşçi Partisi’nin kuruluşunda yer aldı. Bu mücadele azmi, onu 1967 yılında Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) kurucuları arasına taşıdı ve konfederasyonun ilk genel başkanı yaptı.
Türkiye işçi sınıfı hareketinin dönüm noktalarından biri olan Saraçhane Mitingi’nde aktif görev aldı. Türkler, kendi önerdiği bu mitingin konuşmacıları arasındaydı. 1963 Kavel Grevi, sendikal hakları tırpanlamak isteyen yasaya karşı gerçekleştirilen şanlı 15-16 Haziran 1970 Büyük İşçi Direnişi ve DGM direnişleri onun öncülüğünde gerçekleşti. 1976’da, yaklaşık yarım asır sonra 1 Mayıs’ın yasal ve kitlesel bir mitingle kutlanmasında DİSK’in ve Kemal Türkler’in payı büyüktür.
Türkiye’nin 12 Eylül karanlığına sürüklendiği günlerde, 22 Temmuz 1980 sabahı İstanbul Merter’deki evinin önünde kurşunlanarak katledildi. Yüz binlerce işçinin katıldığı cenazesi, Türkiye tarihinin en büyük protestolarından birine dönüştü. Ne yazık ki uzun süren hukuk mücadelelerine rağmen azmettiriciler ve tetikçiler hak ettikleri cezayı almadı.
Kemal Türkler’in militan ve mücadeleci azmi ile sınıf sendikacılığındaki ısrarı, bugün sendikaların içinde bulunduğu duruma bakıldığında önemini bir kez daha gösteriyor.
Türkiye işçi sınıfının yiğit önderi Kemal Türkler’e saygıyla…
