Komünist Birlik HaftalıkKomünist Birlik Haftalık 29 Haziran –8 Temmuz 2026

Temmuz 8, 20263 min

 

NATO’ya Kırmızı Halı: Memleket Abluka Altında

NATO Zirvesi için fiili bir OHAL kapsamına alınan başkent Ankara, hummalı bir çalışmanın ardından milyarlarca lira harcanarak dünyanın patronlarına hazırlandı. Asfaltlar yenilendi, yol güzergâhındaki evlerin ön cepheleri ücretsiz olarak boyatıldı, kenar mahalleler ahşap panolarla kapatıldı. NATO, kırmızı halılarla Türkiye’nin başkentinde misafir ediliyor.

Kırmızı halıların kızıl rengi, emperyalist patronların Filistin’de, Suriye’de, Irak’ta, Afganistan’da ve İran’da döktüğü masumların kanından geliyor. Sadece onların değil, Türkiye’de yıllar boyunca NATO’nun planlayıp gerçekleştirdiği katliamlarda, suikastlarda ve darbelerde hayatını kaybeden yurttaşlarımızın da kanıdır. Kanlı ayak izleriyle ülkemize gelen NATO liderleri, dünyayı nasıl bir kan gölüne çevirmeye devam edeceklerini planlayacak, fikir alışverişinde bulunacaklar.

Emperyalist ABD’nin Başkanı Donald Trump’ın NATO Zirvesi kapsamında Türkiye’ye gelmesi ise Türkiye’deki tüm Amerika sevdalılarını ziyadesiyle heyecanlandırdı. Trump’ın gelişine hazırlandılar. Devlet yetkililerine, siyasetçilere ve yandaş gazetecilere baktığımızda, sağcılığın emperyalizmi kutsadığını görebiliyoruz.

Emperyalizme ve onların yerli ve yabancı tüm temsilcilerine karşı çıkan komünistler, sosyalistler, devrimciler ve yurtseverler günlerdir gözaltı ve tutuklama fırtınasına maruz kaldı. Yüzlerce kişi gözaltına alındı ve tutuklandı. Ankara ve birçok kent OHAL benzeri tedbirlerle günlerdir kuşatıldı. NATO yetkililerinin “yerel halkı” ve halkın gerçek tepkisini görmemeleri için her türlü zorbalığa başvuruldu.

Türkiye’nin gerçekten bağımsız, gelişmiş, eşit ve özgür bir ülke olması için geçmişten günümüze mücadele etmeye devam ediyoruz. Emperyalizme, kapitalizme ve gericiliğe karşı mücadele yükseldikçe AKP iktidarı da emperyalistler de kaybedecek.

 

AKP’den Demokrasi, Barış ve Özgürlük Beklenemez!

Türkiye’nin içinden geçtiği dizayn sürecinin bir yanını “çözüm süreci”, diğer yanını ise muhalefete yönelik yıpratma girişimleri, toplumda korku iklimi yaratma çabaları oluşturuyor. AKP ve sermaye düzeni, emperyalist saldırganlıktan ve Ortadoğu’da oluşan yeni düzlemden yararlanmanın, bu vesileyle yaşadığı sıkışmayı aşmanın arayışında.

Devlet Bahçeli’nin DEM Parti’ye uzattığı elle başlayan süreç, bir yanıyla Kürt sorununun çözümü olarak lanse edilse de AKP ve MHP “terörsüz Türkiye” yaklaşımından geri adım atmış durumda değil. Bugün gelindiğimiz noktada ise çerçeve yasa tartışmalarında oluşan muğlaklık ve tarafların farklı değerlendirmeleri sürece dair yaklaşım farklarını da ortaya koyuyor.

AKP’nin sürece yaklaşımının Suriye’de HTŞ-SDG entegrasyonunun ardından iç siyasette de kendi zemini güçlendirmek, yeni anayasa ve seçimler başta olmak üzere ajandasını işletmek, Ortadoğu’da emperyalist entegrasyonun parçası olarak yeni Osmanlıcı bir politik hattı inşa etmek olduğu görülmelidir.

NATO zirvesinde ülkemizin yaşadıkları AKP’nin karakterini açıkça ortaya koymuştur. AKP baskı, tutuklama, en temel haklara dahi göz diken bir istibdat rejimi demektir. Komedyenlerin tutuklandığı, memleketin OHAL’le yönetildiği bir düzlemde AKP’den demokratik, barışçıl ve özgürlükçü adımlar beklemek büyük bir yanılgıdan ibarettir.

 

Halkı Kin ve Düşmanlığa Asıl Sürükleyen AKP İktidarıdır!

Deniz Göktaş’ın tutuklanması, AKP iktidarının yıllardır sürdürdüğü baskı siyasetinin devamı niteliğindedir. İktidar, kendisine yönelen her eleştiriyi soruşturma ve tutuklama tehdidiyle bastırmaya çalışırken, yargıyı da bu politikanın bir aracı olarak kullanmaktadır. Deniz Göktaş hakkında verilen karar da bu tablonun yeni bir örneğidir.

Kısa sürede milyonlarca kez izlenen Göktaş’ın stand-up gösterisi, iktidarın borazanlığını yapan yandaş medya tarafından hedef gösterilmiş; ardından yargı mekanizması hızla devreye sokulmuştur. Bir kez daha gördük ki bu ülkede suçun ne olduğu hukuka göre değil, AKP’nin siyasi ihtiyaçlarına göre belirlenmektedir.

Deniz Göktaş’a “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlaması yöneltenler önce aynaya bakmalıdır. Keza yıllardır; grevdeki işçilerin karşısına kolluk kuvvetlerini diken, gençliği polis şiddetiyle susturmaya çalışan, kadınları, muhalifleri hedef gösteren, her seçim döneminde toplumu ayrıştırarak iktidarını koruyan AKP’nin ta kendisi bu suçu işlemektedir. Halkı birbirine düşman eden de farklı düşünen herkesi kriminalize eden de bu düzendir.

Deniz Göktaş’ın tutuklanması şaşırtıcı değildir. Gazetecilerin, öğrencilerin, sendikacıların ve sanatçıların yargı eliyle baskı altına alınmaya çalışıldığı bir ülkede, bir komedyenin de aynı yöntemlerle hedef alınması bu düzenin olağan pratiği haline gelmiştir. Siyasal iktidar, eleştiriyi suç haline getirmeye; yargıyı ise bunun aracı olarak kullanmaya devam etmektedir.

Ancak ne sanatçı ne gazeteci ne öğrenci ne de emekçi bu baskı düzenine boyun eğecek. Bu ülkenin geleceği; yasaklarla, tutuklamalarla ve hedef göstermelerle değil, örgütlü halkın mücadelesiyle kurulacaktır.

İfade özgürlüğünü suç haline getirenlere, yargıyı siyasal bir sopa olarak kullananlara ve toplumu nefret siyasetiyle yönetmeye çalışanlara karşı sözümüz nettir:

Halkı kin ve düşmanlığa asıl sürükleyen AKP iktidarıdır.

Deniz Göktaş’ın yanındayız. Baskıya, sansüre ve yargı sopasına karşı; eşit, özgür, bağımsız ve laik bir ülke mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz.

 

Komünistler NATO’ya Karşı Bağımsızlık ve Sosyalizm İçin Yürüdü

Birleşik Komünist Parti (BKP), 7-8 Temmuz’da Ankara’da toplanacak olan NATO zirvesine karşı İstanbul Kadıköy’de yürüyüş ve basın açıklaması gerçekleştirdi.

Eylemde söz alan BKP Merkez Komite Üyesi Ali Öztutan şu ifadelere yer verdi:

Siyasi iktidar, haftalardır ülkenin başkentinde yapılacak toplantıya hazırlanıyor. Sıvasız evler boyanıyor, gecekondular görünmesin diye bariyerler kuruluyor.

Yüz yıl önce emperyalist işgale karşı direnişin merkezi, işbirlikçi saltanata karşı bağımsızlığın kalbi olan Ankara; yüz yıl sonra emperyalist temsilcilerin, katillerin kırmızı halıyla ağırlandığı bir şehir oluyor.

NATO zirvesine katılanlar; Gazze’de, Beyrut’ta, Suriye’de, İran’da, yani bölgemizde birçok katliama imza atanlardır. NATO, yalnızca bölgemizde değil, memleketimizde de katliamlar ve darbeler organize eden bir savaş örgütüdür.

Bugün bu savaş örgütünü ülkemizde kırmızı halıyla ağırlamaya çalışmak; bölgede ve ülkemizde öldürülen, sömürülen emekçilerin kanını sermektir.

Uluslararası savaş örgütüne ve onun işbirlikçisi AKP iktidarına geçmişte nasıl geçit vermediysek, yine vermeyeceğiz. İşgalciler mutlaka kaybedecek!

Ülkemizde emperyalizmin yalnızca iktidarın dostu olmadığını biliyoruz. Bugün siyasi iktidar kadar, başta ana muhalefet olmak üzere diğer muhalefet partileri de bu süreci sessizlikle geçiştirmek istemektedir. Emperyalizmin boyunduruğundan kurtulmadan, ülkemiz bağımsızlığa ve aydınlığa kavuşamayacaktır.

Ülkemizin devrimcileri, emekçileri, gençleri ve kadınları; bağımsızlık ve sosyalizm mücadelesini yükseltmeye devam edecektir.

Basın açıklamasının tamamı şu şekilde:


Emperyalist Saldırganlığa ve NATO’ya Geçit Vermeyeceğiz!

Dünya Halklarının Düşmanı NATO Ülkemizden Defol!

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne ve sosyalizmin kazanımlarına karşı emperyalist sistemin çıkarlarını korumak için kurulan NATO; bir güvenlik örgütü olarak lanse edilmeye çalışılsa da, kurulduğu günden bugüne emperyalist yayılmacılığın aracı olmuş; bağımsızlık, aydınlanma, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin baskılanması noktasında görev üstlenmiştir.

Küba’dan Afrika’ya, Ortadoğu’dan Türkiye’ye kadar dünyanın pek çok yerinde ilerici, bağımsızlıkçı gelişmeleri işbirlikçi iktidarlar ve gladyo eliyle sermayenin ihtiyaçları ve çıkarları doğrultusunda geriletmeye çalışan, NATO’nun ve emperyalizmin kendisidir. Ülkelerin kendilerine ait doğal kaynaklarını, enerji kaynaklarını ele geçirmek; ekonomik olarak tahakkümünü ve kendisine bağımlı haline gelmelerini sağlamak için emperyalizm tarafından yapılan müdahaleler; savaşla, yıkımla, yağmayla sonuçlanmıştır. Emperyalizmin ve sermayenin istekleri ve ihtiyaçları doğrultusunda müttefik olunamayan ülkelerin ise sonu, askeri, ekonomik, siyasi kuşatmadır. NATO ve emperyalizmin bu haydutça kuşatma taktiği, dünyaya ve hedef ülkelere kriz, yoksullaşma, yaptırım, ambargo, savaş ve sivil halkın katledilmesiyle sonuçlanmıştır.

Bugün emperyalizm ve onun savaş aygıtı NATO’nun Venezuela’da uyguladığı haydutluk, Küba’yı ambargolarla teslim alma hedefi, Filistin’de İsrail eliyle gerçekleştirilen katliam, Suriye’nin IŞİD kalıntısı HTŞ’ye teslim edilmesi, Lübnan’a ve İran’a yönelik saldırıların artması, emperyalizmin ve NATO’nun saldırganlığını gözler önüne sermektedir. Libya’ya müdahale, Irak’a müdahale, Suriye’de savaş, Filistin’de işgal ve son olarak da İran’daki çatışmalar; ABD, emperyalizm ve NATO eliyle yürütülmüştür. NATO ve emperyalizm, bölgemizi, Yeşil Kuşak ekseninde şekillendirmek için kan gölüne çevirmiştir.

1952 yılında NATO üyesi olan Türkiye, Kore Savaşı’na asker göndererek emperyalizme ilk kez ortaklık etmiş ve artık NATO üyesi ve müttefiki bir ülke olarak, emperyalizmin çıkarları doğrultusunda kimi adımları atmıştır. Yeşil Kuşak Projesi kapsamında dünyada ve ülkemizde gerici İslamcı tarikatlar ve çeteler ABD tarafından beslenmiştir. Gülen cemaati gibi tarikatlar emperyalizm ve özelde ABD tarafından ciddi bir destek bulmuş, ülkemiz gericiliğe ve karanlığa emperyalizm eliyle sürüklenmiştir. 2009 yılında Recep Tayyip Erdoğan’ın mecliste kendisini ‘Büyük Ortadoğu Eş başkanı’ olarak tanımlaması boşuna ve öylesine değildir. 2011 yılında Suriye’de iç savaşın ayak sesleri gelirken, işbirlikçi iktidar AKP; Suriye’de şeriatçı çeteleri desteklemiş, Suriye’nin yıkımına giden taşları döşeyen rolü bizzat üstlenmiştir. Savaşın sonucu, Suriye halkının katledilmesi; Suriye’nin IŞİD artığı şeriatçı Şara rejimine teslim edilmesidir. İsrail’in Gazze’ye dönük saldırıları bir kez daha artmış; Gazze Şeridi’nde işgal başlamış ve binlerce Filistinli soykırıma uğramıştır. Unutulmamalıdır ki; İsrail tek suçlu değildir. İsrail’le ticareti, anlaşmaları kesmeyen işbirlikçi iktidarlar, hamaset yapmaktadır. Güya İsrail’in Filistin soykırımına tepki gösteren AKP; kınamanın ötesine geçememiş; NATO ve emperyalizmin çıkarları belirleyici olmuştur.

Bu yıl itibariyle bölgemizde yeniden yükselen savaş iklimi İran’a dönük kaynakların yağmalanması, bağımsız ve egemen İran’ın zarar görmesi içindir. 175 kız çocuğunun okullarında gaddarca ölümüne sebep olan bu savaş; bir kez daha emperyalizmin vahşetini gözler önüne sermiştir. Ancak haydut İsrail’in ABD güdümlü saldırıları İran’ı yağmalamaya yetmemiştir.

Tam da böyle bir dönemde NATO Zirvesi’nin ülkemizde toplanması tesadüf değildir. AKP, emperyalizmden aldığı icazetle Türkiye’yi emperyalizmin ve NATO’nun çıkarlarına hizmet eder hale getirmiş, sömürüyü ve gericiliği her alanda artırmış ve ülkemizi büyük bir karanlığın içerisine çekmiştir.

Başı sıkıştığında yerli milli ve dış güçler edebiyatına sarılan AKP, emperyalizmin ve baş haydut Trump’ın sadık müttefiki olarak Ortadoğu’da gerçekleşen emperyalist entegrasyona dahil olmuş, siyonist İsrail rejiminin Filistin’de uyguladığı katliamı sözde lanetlerken özünde İsrail’in çıkarlarına hizmet ederek emperyalizme olan bağlılığını her fırsatta göstermiştir.

NATO’nun ülkemizin güvenliğini sağladığı büyük bir yalandan ibarettir. Türkiye’nin NATO üyeliği, bağımsızlığın karşısındaki en büyük engeldir ve ortadan kaldırılmak durumundadır.

Kaderini emperyalistlerin onayına bağlayan AKP’nin NATO Zirvesi için başkent Ankara başta olmak üzere tüm memleketi yasaklarla, OHAL uygulamalarıyla, tutuklama ve gözaltılarla yönetmesi ise büyük bir korkunun ürünüdür. Trump ve NATO için dikensiz gül bahçesi yaratmak isteyen AKP iktidarı, uyguladığı adımlar ve aldığı kararlarla emperyalistlerin bekçiliğini yaptığını bir kere göstermiştir.

Savaş, yoksulluk, yıkım ve kaosun kaynağı emperyalizme ve NATO’ya göz kırpan düzen muhalefetinin ülkemizin çıkarını, yoksulluğu, gericiliği, geleceksizliği ve hukuksuzluğu dert etmediği ise bir diğer gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Her fırsatta NATO’ya akıl veren, NATO’nun ve emperyalizmin çıkarlarını AKP’den daha iyi savunacağını ifade eden, emperyalizmi ittifak unsuru olarak gören düzen partilerinin Türkiye’nin sorunlarını çözebilecek programdan yoksun oldukları açığa çıkmış durumdadır.

Bu memleket ise emekçilerin, kadınların, gençlerin, alın teriyle geçinenlerindir.

Türkiye, NATO’dan da, AKP zorbalığından da büyüktür.

Unutmamalıdır ki, emperyalist kapitalist sistemin en büyük korkusu emekçilerin elleriyle şekillenecek eşit, aydınlık yarınlardır. Dünyayı savaşlara, yoksulluğa, geleceksizliğe sürükleyen emperyalizmden ve onun savaş örgütü NATO’dan kurtaracak tek güç emekçilerdir. Emekçilerin bağımsızlık, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin karşısında ne emperyalistler ne de onların işbirlikçi iktidarları durabilir. Ülkemizin yurtsever ve devrimci birikimi bu topraklarda güçlüdür. Ülkemizin her karış toprağında NATO’ya, ABD’ye ve emperyalizme geçit vermeyeceğiz diyenlerin mirası vardır. Deniz’lerin 6. Filo’ya karşı başlattıkları yürüyüş bugün ülkemiz devrimcileri tarafından yükseltilmektedir. Bu miras; eşitliğin, özgürlüğün, laikliğin, bağımsızlığın ülkesini; Sosyalist Türkiye’yi kurmak için yürüyor. Kana susamış bu düzen ve işbirlikçi AKP ancak sosyalist devrimle yenilebilir.

Dünya halklarının katili NATO’dan çıkılmalı, emperyalist üsler kapatılmalıdır!

NATO Zirvesi’nin ülkemizde toplanmasına karşı çıktığı ve ülkemizin bağımsızlığı savunduğu için gözaltına alınan ve tutuklanan tüm devrimciler ve yurtseverler derhal serbest bırakılmalıdır!

Kahrolsun emperyalizm, kahrolsun NATO!

Yaşasın bağımsızlık, laiklik, sosyalizm!

Birleşik Komünist Parti
05.07.2026

 

BKP: Deniz Göktaş Serbest Bırakılmalıdır!

AKP Zorbalığına Geçit Vermeyeceğiz!

Gerçekleştirdiği gösteri sonrasında iktidar yandaşları tarafından hedef gösterilen Deniz Göktaş’ın gözaltına alınması kabul edilemez. Deniz Göktaş hakkında “Cumhurbaşkanı’na hakaret ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik” gerekçesiyle suç duyurusunda bulunulması, AKP iktidarının zorbalığını ve hukuksuzluğunu bir kere daha gözler önüne sermiştir.

Yargıyı bir aparat olarak kullanan AKP, karşı her sesi sindirmeye çalışmakta, emek düşmanı, gerici ve işbirlikçi politikaların karşısında duran aydınları, gazetecileri ve sanatçıları susturmayı, milyonlara gözdağı vermeyi hedeflemektedir.

NATO zirvesi için başkent Ankara’da “OHAL” ilan edilmesi, yüzlerce devrimci ve yurtseverin gözaltına alınıp tutuklanması, seçme ve seçilme, eylem ve yürüyüş, ifade özgürlüğü gibi en temel yurttaşlık haklarının dâhi görmezden gelinmesinin altında yatan neden, AKP’nin düzeninin ilericiler, emekçiler, aydınlar, gençler eliyle bozulma tehlikesidir.

Bu gerekçeler, tanıdığımız bir AKP hamasetidir. Gerçek ise, AKP’nin kendi gericiliğini, zorbalığını ve emperyalist işbirlikçiliğini gizlemek; baskıcı ve karanlık düzeninin devamını sağlamaktır. Halkı kin ve düşmanlığa iten de AKP’nin ta kendisidir.

Açıktır ki, yaratılmaya çalışılan bu zorbalık ve baskı iklimi, başarıya ulaşamamıştır. Savaş örgütü NATO’ya karşı yükselen ses susturulamamış, emekçilerin eşitlik ve özgürlük mücadelesi, gençliğin gelecek kavgası sindirilememiştir.

AKP, Türkiye’yi teslim alamamıştır.

AKP, NATO, sermaye ve gericilik eleştirilemez değildir!

Zorbalığa geçit verilmemeli, AKP’nin istibdat rejimine karşı her alanda mücadele yükseltilmelidir.

Deniz Göktaş derhal serbest bırakılmalıdır!

Birleşik Komünist Parti Merkez Komitesi
03.07.2026

 

Yaşamı ve Doğayı Savunanlar Yargılanamaz! Esra Işık Yalnız Değildir!

Muğla’nın Milas ilçesindeki Akbelen Ormanı’nın, YK Enerji termik santraline kömür sağlamak amacıyla 2023 yılında ülke çapından gelen yurttaşların tepkilerine ve jandarmanın sert müdahalelerine rağmen kesilmesinin ardından başlayan mücadele, bugün tartışmalı yargı kararlarıyla sürmeye devam ediyor.

42 gün cezaevinde kalan Esra Işık, tutukluluğu sürerken Danıştay 6. Dairesi’nin 7 Mayıs’ta acele kamulaştırma kararına “dur” demesinin ardından 11 Mayıs’ta tahliye edildi. Danıştay kararında, acele kamulaştırmanın istisnai bir yöntem olduğu, idarenin gerekçelerinin olağanüstü bir aciliyet barındırmadığı ve uygulandığı takdirde telafisi imkânsız zararlar doğuracağı açıkça belirtilmişti.

Danıştay’ın kamulaştırmayı durduran bu emsal kararına rağmen, keşif sırasındaki protestolar nedeniyle açılan davanın Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında Esra Işık cezalandırıldı. Mahkeme, Işık’a “hakaret” suçundan adli para cezası, “görevi yaptırmamak için direnme” suçundan ise 2 yıl 1 ay hapis cezası vererek hükmün açıklanmasını geriye bıraktı.

Toprağımız, ormanlarımız sermayeye peşkeş çekiliyor. Toprağını, ormanını, yaşamı ve geçim kaynağını savunanlar ise cezalandırılıyor.

 

Kuyu Tipi Hapishaneler Kapatılmalıdır!

Sermaye düzeni ve iktidardaki temsilcisi AKP tarafından faaliyete geçirilen Kuyu Tipi Hapishaneler insanlık onuruna aykırıdır.

Gürkan Türkoğlu, kuyu tipi olmayan bir hapishaneye sevk talebi ile başlattığı açlık grevini 266 gün boyunca sürdürmüş, Antalya Şehir Hastanesi’ne sevk edilmiş ve burada da zorla müdahaleye maruz bırakılmıştır.

Zorla müdahale ile birlikte durumu kötüleşen ve 3 aydır yoğun bakımda olan Gürkan Türkoğlu 6 Temmuz günü yaşamdan koparılmıştır.

İnsan onuruna aykırı bu uygulamaya son verilmelidir.

Kuyu Tipi Hapishaneler kapatılmalıdır.

Komünist Birlik | 2025