Komünist Birlik HaftalıkKomünist Birlik Haftalık 3 Mart – 9 Mart 2026

Mart 9, 20263 min

KÜBA’DAN İRAN’A EMPERYALİZM YENİLMELİ!

Emperyalizmin saldırganlığı tüm dünyayı büyük bir yıkıma sürüklemeye devam ediyor. Yıllardır bir dizi bölgesel gerilimi, savaşları ve krizleri tetikleyen emperyalist saldırganlık bugün geldiğimiz noktada Küba’yı kuşatmaya, İran’ı ise bombalarla, katliamla, ekonomik ambargoyla çökertmeye odaklanmış durumda.

Venezuela’da devreye giren haydutluk, bugün Küba’nın büyük bir ekonomik yıkıma sürüklenmesi için elinden geleni yapıyor, insanlığın büyük kazanımlarından biri olan Küba’ya diz çöktürmeye çalışıyor. Bununla birlikte Suriye’de gerçekleşen emperyalist entegrasyonla birlikte ise emperyalist ABD ve siyonist İsrail rejimi İran’ı hedef tahtasına oturtarak hem Ortadoğu’da İsrail’in güvenliğini sağlamak hem de bölgenin zenginliklerini yağmalamak açısından büyük bir savaş politikası yürütüyor.

Dünyanın içinden geçtiği bu kesit, emperyalizmin, sermayenin ve gericiliğin insanlık düşmanı politikalarını tekrardan açığa çıkarmış durumda. Devlet liderlerinin kaçırıldığı, bombalarla öldürüldüğü, su ve enerji kaynaklarının bombalandığı, halkların en temel ihtiyaçlarına ulaşımının dahi imkânsız hale getirilmeye çalışıldığı bu tablodan çıkış için ise emperyalizme karşı bütünlüklü bir mücadelenin yürütülmesi insanlık açısından zorunlu hale gelmiş durumda.

Emperyalizmin ve siyonist İsrail rejiminin İran’a yönelik saldırganlığından faydalanmaya çalışan AKP iktidarı ise, Ortadoğu’da yaşanan emperyalist saldırganlığa işaret ederek Türkiye’nin güvenliliğini AKP’nin adımlarına ve geleceğine bağlayan bir yaklaşımı halka sunuyor, büyük bir algı operasyonunu devreye sokuyor.

ABD’nin Ortadoğu’daki bir dizi ülkeyi İran’a yönelik saldırganlık noktasında devreye sokmaya çalışması ele alındığında İran tarafından Türkiye’nin hedef almadığı da açıkça ortadayken NATO’nun düşürdüğü mühimmatlar üzerinden izlenilen kirli siyaset de emekçiler tarafından görülmek durumundadır.

Küba’dan İran’a emperyalizme karşı mücadele büyütülmelidir. Ülkemizin güvenliği ne emperyalizmle işbirliğinde ne NATO’da ne de AKP iktidarındadır. Türkiye NATO’dan çıkmalı, emperyalist üsler kapatılmalıdır. Emperyalizme ve siyonist İsrail rejimine karşı mücadele her alanda yükseltilmelidir

YAŞASIN 8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ, YAŞASIN SOSYALİZM!

8 Mart, emekçi kadınların sömürüye, gericiliğe ve eşitsizliğe karşı yürüttüğü mücadelenin simgesidir. Bugün dünyada kadınlar, emperyalizmin savaş politikalarının, sermaye düzeninin sömürüsünün ve gerici iktidarların saldırılarının ortak hedefi haline getirilmektedir. Savaşlar, ekonomik kuşatmalar ve krizler halkların yaşamını yıkıma sürüklerken, bunun en ağır sonuçları yine emekçi sınıfların ve kadınların omuzlarına yüklenmektedir. Bu bağlamda, 8 Mart’ın ortaya çıkışı bir tesadüf değildir.

İşçi kadınların ağır çalışma koşullarına, düşük ücretlere ve eşitsizliğe, emperyalist barbarlık altında zorlaşan yaşam koşullarına karşı yürüttüğü mücadeleler, sosyalist kadınların öncülüğünde uluslararası bir nitelik kazanmış; bütün dünyada emekçi kadınların uluslararası mücadele günü fikri kabul edilmiştir.

8 Mart’ın tarihsel mirası açıktır: Bu gün, kadınların kurtuluş mücadelesini emek mücadelesiyle ele alan, emperyalist barbarlığa, sömürüye, gericiliğe pabuç bırakmayan bir geleneğin ürünüdür.

 

Bugün dünyaya, özellikle bölgemize ve ülkemize baktığımızda bu mirasın neden hâlâ güncel olduğunu görmek zor değildir. Emperyalizm dünyanın her yerinde yıkımı büyütmektedir. ABD başta olmak üzere emperyalizmin saldırgan politikaları yalnızca askeri müdahalelerle değil, ekonomik kuşatma ve yaptırımlarla da halkları hedef almaktadır. Besledikleri cihatçı çeteler ve gerici iktidarlar ise en başta kadın düşmanlığı ile bilinmektedir.

Emperyalizm yalnızca ülkelerin egemenlik haklarını değil; emekçilerin, kadınların ve çocukların hayatını tehdit etmektedir. Suriye’de ve Afganistan’da iş başına gelen cihatçı hükümetler, İran’a dönük saldırılar ile bölgesel savaş politikaları dünyada karanlığı daha da büyütürken; Küba’ya yönelik on yıllardır süren ambargo, Venezuela’nın egemenlik haklarına dönük müdahaleler halklar için yaratılmak istenen yıkımın somut örnekleridir.

Savaşlar, ekonomik krizler ve yoksulluk en ağır sonuçlarını emekçi sınıflar, kadınlar ve çocuklar üzerinde göstermektedir. Bu nedenle kadınların mücadelesinin başarıya ulaşabilmesi için gericiliğe ve onu her gün yeniden üreten sermaye düzenine karşı mücadele yükseltilmelidir.

Dünyada yaşanan bu gelişmeler Türkiye’deki tabloyla da doğrudan bağlantılıdır. AKP iktidarı uzun yıllardır kadınların kazanılmış haklarını hedef alan politikalar yürütmektedir. İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi, 6284 sayılı yasanın tartışmaya açılması ve Medeni Kanun’un kazanımlarını aşındırmaya yönelik girişimler bu saldırıların açık göstergeleridir. Kadınların yalnızca kazanılmış hakları değil, doğrudan yaşam hakları yeni yargı düzenlemeleriyle hedef tahtasındadır.

2025 yılında 569 kadın öldürülmüş, 287 kadının ölümü ise kayıtlara “şüpheli” olarak geçmiştir. Kadın cinayetlerinin her geçen gün arttığı ülkemizde, kadınları koruyan yasaların uygulanmadığını, faillere iyi hal indirimleri, pişmanlık indirimleri hatta tahrik indirimleri uygulandığını; kısacası katillerin açıkça korunduğunu çok iyi biliyoruz.

Bugün iktidarın aile ve nüfus politikaları, kadınların özgürlüğünü değil, sermayenin ihtiyaçlarını gözetmektedir. “Aileyi güçlendirme” söylemiyle sunulan bu politikalar; kadınları toplumsal yaşamdan geri çekmeyi, ucuz ve güvencesiz emek rezervi olarak tutmayı ve kadın emeğini aile içinde daha fazla görünmez hale getirmeyi amaçlamaktadır.

Ülkemizde emekçi kadınlar iki kat sömürüye maruz kalıyor. Esnek ve güvencesiz çalışma, kadın emeğine saldırının en temel göstergesidir. Yarı zamanlı ve güvencesiz çalışma şekilleri; zaten emeği yok sayılan kadınları yalnızca ev içi yaşama, ev içi görünmez emeğe mahkûm bırakıyor. TÜİK verilerine göre kadınlarda ev işleriyle meşguliyetin iş gücüne dâhil olmama nedenleri arasındaki payı %42,9 olarak açıklanmıştı. Bu veriler kadınların ‘anne-eş’ kategorisinde değerlendirilmesine; dolayısıyla da kadının rolünün ev yaşamı içinde sınırlandırılmasına neden oluyor.

Kadınların özgürlüğü aile merkezli gerici politikalarla değil; eşit yurttaşlık, laiklik ve toplumsal eşitlik temelinde kurulabilir. Bu nedenle kadınların mücadelesi bir haklar mücadelesi olmanın ötesinde, gericiliğe ve sermaye düzenine karşı verilen bir mücadeledir.

Tam da bu nedenle Türkiye’de kadın mücadelesi ile işçi sınıfının bağımsız siyasal hattının birleşmesi büyük önem taşımaktadır. Kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesi, emekçilerin sömürüye karşı mücadelesinden ayrı düşünülemez. Aynı şekilde kadınların toplumsal eşitlik taleplerini içermeyen gerçek bir toplumsal dönüşüm de yaratılamaz.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, kadınların mücadelesini düzen siyasetinin dar sınırlarına hapsetmek değil; onu emekçilerin eşitlik, bağımsızlık ve laiklik mücadelesiyle buluşturan bağımsız bir siyasal hattı güçlendirmektir.

8 Mart’ın tarihsel mirası bize bunu hatırlatmaktadır. Bu miras, kadınların haklarının mücadeleyle kazanıldığını ve ancak mücadeleyle korunabileceğini göstermektedir.

Bugün görevimiz bu birikimi büyütmek ve kadınların özgürlük mücadelesini emekçi sınıfların kurtuluş mücadelesiyle birlikte ileri taşımaktır.

Gericiliğe, sömürüye ve emperyalist barbarlığa karşı;

Kadınların eşit ve özgür olduğu bir ülke ve dünya için;

İnsanca bir yaşam için mücadele eden tüm kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyoruz.

 

Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü!

Yaşasın Sosyalizm!

Birleşik Komünist Parti Merkez Komitesi

08.03.2026

İHMALLERİN BEDELİ: KATLEDİLEN BİR ÖĞRETMEN DAHA

2 Mart 2026’da, İstanbul Çekmeköy’deki bir meslek lisesinde görev yapan 44 yaşındaki biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik, 11. sınıf öğrencisinin bıçaklı saldırısı sonucu hayatını kaybetti. 17 yaşındaki öğrenci ayrıca bir kadın öğretmeni ve bir öğrenciyi yaraladı.

İddiaya göre Fatma Nur Çelik, geçen yıl okuldaki başka bir bıçaklama olayının ardından “Can güvenliğimiz yok, sıradaki biz olabiliriz” diye uyarıda bulunmuş; ancak yetkili merciler gerekli tedbirleri almamıştı. Çelik’in katledilmesinin ardından ilçe milli eğitim müdürü ve okul müdürü görevden alındı. Ancak iş işten geçtikten sonra yapılan bu tür göz boyama hamleleri, görüntüyü kurtarmak dışında hiçbir işe yaramıyor.

“Ramazan Ayı Etkinlikleri” kapsamında “sivil toplum kuruluşu” diye tanımladığı tarikat ve cemaatlerle etkinlikten etkinliğe koşan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Fatma Nur Çelik’in cenazesine katılmadı. Onun yerine katılan bakan yardımcısı öğretmenler tarafından protesto edildi.

Devlet okullarına yeterli kaynağı ayırmayan AKP iktidarı, okulları kaderine terk etmiş durumda. Yeterli ve kadrolu güvenlik görevlisi ve hizmetli istihdam edilmediği için okullarımız hem öğretmenler hem de öğrenciler için güvenli ve temiz değil. Velilerin katkılarıyla ayakta kalmaya çalışan okullar ise ciddi sorunlarla karşı karşıya.

Geçmişte tanık olmadığımız, öğretmenlerin öğrencileri tarafından öldürülmesi gibi olaylar giderek artıyor. Nitelikli, kamusal, bilimsel ve eşitlikçi bir eğitim politikası bu gidişatı tersine çevirebilir. Okullar hem öğretmenler hem de öğrenciler için güvenli mekânlar olmalı.

DİYARBAKIR’DA GES VE HALKA SALDIRI

Diyarbakır’ın Sur ilçesinde mera alanlarına kurulmak istenen güneş enerji santrali (GES) projesine karşı çıkan köylüler, doğalarını ve yaşam alanlarını savunmak için bir araya geldi. Ancak halkın haklı direnişine yanıt yine devletin zor aygıtlarıyla verildi. Proje sahasına karşı çıkan yurttaşlara jandarma biber gazı, tazyikli su ve plastik mermilerle saldırdı; en az 16 kişi gözaltına alındı, 4 kişi yaralandı.

Bu tablo, Türkiye’de “yeşil enerji” adı altında yürütülen projelerin gerçekte kimin çıkarına hizmet ettiğini bir kez daha gösteriyor. Enerji politikaları halkın ihtiyaçları ve doğanın korunması temelinde değil; şirketlerin kârı doğrultusunda şekillendiriliyor. Mera alanları, tarım arazileri ve köylülerin geçim kaynakları şirketlere tahsis edilirken, buna karşı çıkan halk ise kriminalize ediliyor.

Oysa mesele yalnızca bir enerji projesi değil; yaşam alanlarının savunulmasıdır. Diyarbakır’da köylüler, topraklarının ve meralarının şirketlere peşkeş çekilmesine karşı çıkarken aynı zamanda doğanın talanına karşı da mücadele ediyor. Bu direniş, yalnızca bölgenin değil tüm toplumun ortak meselesidir.

Doğa ve yaşam alanları şirketlerin değil halkındır. Halkın iradesine rağmen yürütülen projeler ve buna eşlik eden baskı politikaları kabul edilemez. Diyarbakır’da yükselen ses, doğa ve yaşam savunusunun sesidir.

 

DİRENEN MADENCİLER KAZANDI İŞÇİLER KAZANDI

İzmir Kınık’ta haksız işten çıkarmalar, gasp edilen maaşlar ve tazminatlar için Bağımsız Maden-İş öncülüğünde direnişe başlayan işçilerin mücadelesi kazanımlarla sona erdi. Özyeğinlere ait FİBA Holding bünyesindeyken Çinli Qitaihe Longcoal Mining’e devredilen madendeki direnişin sonucu ödenmeyen maaşlar, mesailer, kıdem ve ihbar tazminatları ile yan hakları ödendi. İşe dönmek isteyen madenciler için de ocakta faaliyet başlar başlamaz ödenmeyen maaşları, mesaileri, kıdem ve ihbar tazminatları ile yan hakları ödendi. Ayrıca işine dönmek isteyen madenciler için de ocak faaliyete geçer geçmez kademeli olarak işe alımlar başlayacak.

İşçi eylemlerinin kazanımla sonuçlanması için örgütlülük, irade ve sabır eylemin toplumsallaşması gerekiyor. Her biri kendi içinde kendine özgü sorunlar barındırsa da haksızlığa karşı mücadelenin verdiği güç, bu sorunları çözüyor.

TEKSTİL İŞÇİSİ ANKARA’DAN SESLENİYOR

Çalınan kıdem ve ihbar tazminatları ile diğer hakları için Tokat, İstanbul ve Çorlu’da eylemlere başlayan Şık Makas işçilerinin mücadelesi 150. günü de devirdi.

Üretimin büyük bölümünün Mısır’a taşınması nedeni ile fabrikalarında binlerce işçiyi çıkartan Şık Makas patronları, işçilerin kazanılmış haklarına el koydular. Bu haklar için başlayan eylemler sonucunda, işsizlik maaşı alınmasını engelleyen Kod 22 ve benzeri maddelerin geri çekilmesi sağlansa da, Şık Makas patronu tazminatların ödenmesi konusunda verdikleri sözde durmadılar. Mücadelenin 150. gününde Ankara’da işçiler meclisten seslenerek “İşçilerin maaşlarından kesilerek oluşturulan işsizlik fonundan patronlara aktarılan parayla teşvik alındığını, bu teşvik ile Mısır’da yatırım yapıldığını ve işten çıkarılan işçilere ödeme yapılmadığını ve adaletin bu konuda yetersiz kaldığını” söylediler.

BDH: HER ŞEY EMEĞİN OLACAK!

Emeğiyle, alın teriyle, onuruyla yaşayan, yaşamak için direnen işçiler, kadınlar, gençler olarak Mart ayında İstanbul, İzmir ve Ankara’da buluşuyoruz.

Kuruluşu ilan edilen Birlik ve Dayanışma Hareketi’nin buluşmasında üç büyük ilde yan yana gelerek eşitlik, özgürlük, laiklik ve adalet mücadelemizi bir kez daha yüksek sesle ilan edeceğiz.

Patronların, tarikatların, çetelerin değil; her şey emeğin olacak!

 

İstanbul

15 Mart Pazar – 15.00

Figaro Düğün Salonu, Çağlayan

 

İzmir

15 Mart Pazar – 16.00

Tepekule Kongre Merkezi, Bayraklı

 

Ankara

29 Mart Pazar – 15.00

Bambu Sahne, Çankaya

 

 

Sosyalist Liseliler: MESEM SÖMÜRÜ VE ÇOCUK İŞÇİLİK PROJESİDİR! Yusuf Tekin’in Değerden Anladığı Patronların Dolan Cebidir!

MEB ve sermaye işbirliğiyle, liseli gençlik düzenin sömürü ve kâr çarklarına dâhil edilmiştir! Meslek liseleri, devlet eliyle sömürü merkezleri haline getirilmiş, sermayenin nitelikli ve ucuz işgücü talebini karşılamak için yaygınlaştırılmıştır!

AKP iktidarı yıllardır staj adı altında yürütülen sömürüyü daha da derinleştirmek istemektedir. Her gün artan meslek liseleri sayısı, öğrencilerin açlık sınırının altında ücretlere mahkûm edilmesiyle birlikte patronların kârına kâr katmaktadır. Meslek liselerinde alan derslerin yoğunluğu ve verilen kültür derslerinin niteliksizliği ise liseli gençliğin üniversite hayalinin sona ermesine neden olmaktadır.

Bugün sizin öve öve bitiremediğiniz, patronlara ucuz işgücü diye sunduğunuz MESEM projesinde ve meslek liselerinde sadece 2025 yılında en az 95 çocuk öldürüldü!

Öldürülen her arkadaşımızın katili bu düzen ve bu düzenin temsilcileridir!

Bu düzen böyle gitmez!

Bütün meslek liseli arkadaşlarımıza çağrımızdır:

 

MESEM projesine ve Mesemci Bakan Yusuf Tekin’e karşı sesimizi yükseltelim!

Çocuk işçiliğin suç olduğunu her alanda ifade edelim, parasız, eşit, laik ve bilimsel bir eğitim mücadelesini örgütleyelim, geleceğimize ve memlekete sahip çıkalım.

Mesemcilere geçit vermeyeceğiz!

Elinizi gençlikten ve liselerden çekin!

 

Komünist Birlik | 2025