Komünist Birlik HaftalıkKomünist Birlik Haftalık 19 Ocak-25 Ocak 2026

Ocak 26, 20263 min


Ya Barbarlık Ya Kardeşlik

Bağımsızlık, laiklik, eşitlik ve özgürlük talepleri, arayışları ve kavgası olmayan yerde kardeşlik olmaz. Kardeşlik için tüm Ortadoğu ve Anadolu halklarının emperyalizme karşı mücadelede birleşmesi tek çaredir.

Suriye’deki son gelişmelere bakıp iştahları kabaran siyasal İslamcılar, avuçlarını kaşıyan sermayedarlar, planlarının gerçekleştiğini düşünen emperyalistler heveslenmesin!

2024 Aralık ayında ABD, İsrail ve Türkiye’nin ortak operasyonuyla iktidara taşınan cihatçı çeteler bölgemizde onarılamaz hasarlar yaratmaya devam etmektedir. İktidara geldikleri günden bu yana, koltuklarını sağlama almak ve emperyalistlere güven vermek adına İsrail’in işgal politikalarına sessiz kalıp alan açtılar.

Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren sahiplerini Beyaz Saray’da ziyaret ettiler. Bu cihatçı yapılar, kendi iktidarlarında İsrail’in güvenliğini ve emperyalizmin bölgesel ihtiyaçlarını karşılayacaklarının teminatını verdiler. Bu güvencenin garantörü ise bizzat AKP rejimi oldu. Suriye’de Ortaçağ kalıntısı zihniyetin iktidara taşınması noktasında en önemli desteği bu rejim sağladı.

ABD ve İsrail’e gerekli sözleri vererek onay alan HTŞ, şimdi ülkeyi kendi siyasal İslamcı hedefleri doğrultusunda dönüştürüyor. Ortaçağ karanlığını egemen kılmak adına Alevilere, Hristiyanlara, Kürtlere ve Dürzilere saldırıyor. Bu saldırıların son halkası Halep’te başlayıp SDG’nin kontrol ettiği bölgelere sıçradı ve yeni katliamlara kapı araladı.

Suriye’de SDG ile ortak süreç yürüten ABD, bugün birincil müttefik olarak HTŞ’li cihatçıları seçmiş durumda. Emperyalistler kendi çıkarları söz konusu olduğunda hiçbir değerin önemi olmadığını bir kez daha kanıtladı. Trump’ın bölgedeki bir “sömürge valisi” edasıyla hareket eden Ortadoğu temsilcisi Tom Barrack’ın ve Trump’ın bizzat yaptığı açıklamalar, bu kirli ittifakın ve ikiyüzlülüğün en somut belgesi olmuş oldu.

Ülkemizde ise Cumhur İttifakı’nın yürüttüğü, emperyalizmin bölge ihtiyaçlarıyla şekillenen bir “Çözüm Süreci” gündemdeydi. “İslam Kardeşliği” retoriğiyle örülen bu sürecin, Amerikancılığın bir kez daha açık ilanı edilmiş oldu.

AKP’nin başından beri ülkenin en köklü sorunlarından birini, eşit yurttaşlık temelinde çözmek gibi bir niyeti yoktu. Aksine, Ortadoğu’nun yeni dizaynında rolünü sağlamlaştırmak ve sermayenin yönelimlerine uyum sağlamak amacıyla bu adımları attı. 24 yıllık AKP iktidarı, bölgedeki İslamcı çeteleri destekleyerek Suriye’de oluşan kangrende büyük rol oynamıştır. Kürt halkının bugün karşı karşıya kaldığı saldırılar bu zeminde yürümeye devam etmektedir.

19 Mart’ta memleketin dört bir yanında ayağa kalkan halkımızın, gençlerin, kadınların arayışlarına “Çözüm süreci bozulmasın” gerekçesiyle Kürt siyasi hareketi, sokakta gelişen eylemlere mesafeli durmasının ve bugün aynı şekilde bölgede cihatçı çetelerin iktidarını güzellemeye varan milliyetçi-ulusalcı siyasetin Türkiye halkının kurtuluşunu nasıl sabote ettiği bellidir.

Memleketi emperyalistlerin kanlı operasyonlarına sürükleyen siyasal İslamcılar her dönem kendisine bu noktadan destek bulmuştur. Emperyalistlerin bölgemize dönük planları adım adım ilerlerken, siyasal İslamcı AKP ve faşist MHP’nin kurduğu bu rejime ne sebeple olursa olsun verilen destekler bugünleri yaratmıştır. Kürt halkının karşı karşıya kaldığı saldırılar, AKP’nin HTŞ ile kurduğu politik ilişkilerle desteklenmeye devam etmektedir.

Diğer yandan, Kurtuluş Savaşı’nda işgale ve saltanata karşı mücadele edenlerin karşısında hilafet bayrağı taşıyanların mirasçısı AKP iktidarı, bugün Türk bayrağı “provokasyonu”nun arkasına saklanarak laikliği ve cumhuriyeti düşman gören cihatçılara verdiği desteği örtmeye çalışmaktadır. Türkiye’nin ilerici birikimi, bu provokasyonlara kanarak iktidarın değirmenine su taşımamalıdır.

Bölgede emperyalizmle ve onun çeteleriyle, Türkiye’de ise AKP rejimiyle yürütülen süreç Türk, Kürt ve Arap halkları açısından eşitlik, özgürlük ve kardeşlik zemini yaratmaktan çok, emperyalizmin dizayn projesine, gözünü kâr hırsı bürümüş sermayeye ve Ortaçağ gericiliğine alan açmaktadır.

Emperyalizme, gericiliğe ve sermayeye karşı mücadele ilkeleriyle başka bir yol açılmalıdır. Bu yol, bu toprakların geçmişinde defalarca yürünmüştür. Eşitliğe, özgürlüğe, kardeşliğe dair ne varsa bu yolda gelişmiştir.

Bugün Türk, Kürt ve Arap halklarının kardeşliğinin kurulacağı temelin emperyalizme karşı mücadeleden geçtiği bir kez daha görülmüştür.

Bu toprakları çaresiz ve umutsuz bırakmayacak, gerçek bir kurtuluş mücadelesini yükselteceğiz.

BKP Merkez Komitesi
21.01.2026

 

DAVOS 2O26: Küresel Düzen Çatırdıyor

Her yıl İsviçre’nin Davos kasabasında düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu (World Economic Forum – WEF) devlet başkanlarını, büyük sermaye temsilcilerini, akademisyenleri ve medya kuruluşlarını bir araya getirir. Emperyalizmin ve kapitalizmin önde gelen aktörlerinin buluştuğu bu toplantılarda ekonomi, siyaset, teknoloji ve küresel gelişmelere dair sunumlar ve tartışmalar yapılır.

Davos 2026’nın önceki yıllara kıyasla oldukça çekişmeli geçtiği söylenebilir. ABD Başkanı Donald Trump’ın siyasi hamleleri, söylemleri ve tehditleri, küresel kapitalist-emperyalist sistemde bir tür “kopuş” yaşandığı izlenimini güçlendirdi. Büyük güçler arasındaki rekabet, ABD’nin “kurallara dayalı düzen” söylemini geri plana iterek, yerini açık biçimde “güçlü olan kazanır” anlayışına bıraktığını ortaya koydu.

Trump’ın kurduğu “Barış Kurulu”na Batılı büyük güçler mesafeli dururken, Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan gibi Ortadoğu ülkeleri hızla bu yapının parçası oldu. Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’a yönelik tehditleri, Avrupa ülkelerini “stratejik bağımsızlık” ve “omurgalı duruş” gibi itirazları daha yüksek sesle dile getirmeye itti.

Davos 2026, küresel rekabetin zirveye ulaştığı bir dönemde uluslararası düzenin köklü bir dönüşümden geçtiğini; jeopolitik krizlerin geçici değil kalıcı hâle geldiğini ve tüm dünyayı çalkantılı, fırtınalı bir sürecin beklediğini gösteriyor. Küresel güçlerin ölesiye kavgası içinde, bu karanlık çağın ancak yeni devrimlerle kapanabileceği açıkça görülüyor. Dünyanın tüm halklarına, işçilerine, ezilenlerine yeni bir “zafer” gerekiyor.

 

Suriye’nin Kaderi Emperyalizme, Gericiliğe ve İşbirlikçiliğe Teslim Edilemez! 

Suriye’de HTŞ ve SDG arasında tıkanan mutabakat süreci sonrasında Halep’in iki mahallesi olan Eşrefiye ve Şeyh Maksut’a yönelik başlayan HTŞ saldırıları yeni bir düzlem oluşturmuş ve HTŞ ile SDG’nin arasında süren çatışma süreci sonrasında ise SDG’nin kontrolünde bulunan ve azımsanmayacak birçok bölge HTŞ’nin kontrolüne geçmiştir. 

Bir tarafta süren çatışmalar, diğer tarafta ise yürütülen mutabakat görüşmeleriyle birlikte bugün Suriye’nin yeniden inşası noktasında emperyalizmin çizdiği rolün HTŞ egemenliğinde yeni bir işbirlikçi, gerici ve sermaye yanlısı bir iktidarın kurulması olduğu açığa çıkmıştır. 

Bu tablo sıkça vurguladığımız gibi emperyalizmin çizdiği projelerin Ortadoğu ve Suriye halklarına barış, huzur ve refah getirmeyeceği gerçeğini tekrardan gözler önüne sermiştir. Çıkarları doğrultusunda adım atan ABD emperyalizmi konu enerji, doğal kaynaklar, sömürü olunca farklı aktörlere ağırlık verebilmekte ve emperyalizmden medet uman hareketleri ise büyük bir yanılgıya düşürmektedir. 

AKP iktidarının “çözüm süreci”ne yaklaşımının kendi takvimi doğrultusunda olduğu ve AKP’nin barış, kardeşlik, demokratik siyaset gibi kavramları kendi ajandasını gizlemek için hamasi söylemler olarak kullandığı da açığa çıkmıştır. 

AKP’nin “Terörsüz Türkiye” söyleminden geri adım atmadığı, Suriye’de HTŞ’nin yürüttüğü saldırıların arkasındaki ana güçlerden biri olduğu değerlendirildiğinde, AKP ve MHP iktidarıyla halkların çıkarları doğrultusunda ortaklaşılamayacağı da tekrardan ispatlanmış durumdadır. 

Suriye’de SDG’nin karşıya karşıya kaldığı tablo sonrasında 24 Kasım’da Komisyon heyetinin Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmenin tutanaklarının yayınlanması ise AKP’nin yürüttüğü algı operasyonunu görmek açısından önemlidir. 

Bugün Suriye’de uygulamaya konulması noktasında ortaklaşılmaya çalışılan 14 maddelik mutabakat sonrasında da bir dizi gerilimin ve sıkışmanın açığa çıkacağı ve uzun bir süre Suriye’de istikrarlı bir görüntünün oluşmayacağı söylenebilir. 

Suriye’ye emperyalist müdahale demokrasi, insan hakları, diktatörlükle mücadele ve Suriye’nin özgürleşmesi kavramlarıyla birlikte başlamış ve bugün gelindiği nokta itibariyle halkların gerici çetelerin insafına bırakıldığı, yoksulluk, savaş ve yıkımla yaşamak zorunda kaldığı bir Suriye ortaya çıkmıştır. 

Bu durumdan kurtuluş ise Ortadoğu ve Suriye halkının emperyalizme, sermayeye, gericiliğe ve emperyalizmin işbirlikçilerine karşı yükselteceği mücadele ile mümkündür.

 

Lenin Yolumuza Işık Tutmaya Devam Ediyor.

Ekim Devrimi’nin önderi Lenin’i, 102 yıl  önce 21 Ocak günü kaybettik. 

İşçi sınıfını Paris Komünü sonrası ilk kez iktidara taşıyan bu akıl ve irade, tarihte hiçbir zaman unutulamayacak bir yer tutmaya devam ediyor.  

Lenin, 102 yıl sonra bile bugünün karanlık dünyasında kurtuluşun yolunu gösteriyor, biricik çözüme işaret ediyor. 

Lenin’in düşünceleri, bugünün Türkiye’sinde devrimci bir siyasetin yolunu açıyor. Bu yol sonuna kadar mutlaka yürünecek. Gerçek bir Leninist Parti mutlaka sınıf mücadeleleri tarihinde tekrar yerini alacak…

 

Kişiye Değil, Fikre Saldırı: Yılmaz Güney Tartışması

Son günlerde Yılmaz Güney yine sosyal medyada gündem oldu. Paylaşılan bir video üzerinden yürütülen tartışmalarda, Güney’in geçmişte bir film setinde bir oyuncuya fiziksel müdahalede bulunduğunu gösteren görüntüler dolaşıma sokuldu ve bu paylaşımlar, Yılmaz Güney üzerinden yaratılan polemiklerin bir kez daha alevlenmesine neden oldu.

Bu tartışmaların yüzeysel yansıması, çoğunlukla sosyal medyada “Yılmaz Güney bir oyuncuya saldırdı, savcı öldürdü” vs. gibi tepkilerle dar bir çerçevede yürütülse de olayın ardında daha geniş ve tarihsel bir dinamik var. Yılmaz Güney yalnızca bir aktör ve yönetmen değildi; Türkiye sinemasının toplumcu, gerçekçi ve ezilenlerin sesini ilk gündeme getiren senaristlerinden biri olarak hafızalara kazındı. Filmleri sosyo-ekonomik eşitsizlikleri, adaletsizlikleri, baskı mekanizmalarını ve yoksulluğu eleştiren bir anlatı kurdu; bu nedenle sinema tarihimizde yalnızca estetik bir figür değil, politik bir simge olarak da anılıyor.

Elbette Yılmaz Güney’in kişisel yaşamı ve davranışları, herkesinki gibi tartışmaya açıktır. İnsanlar, herhangi bir figürün geçmişteki olumsuz davranışlarını eleştirebilirler. Ancak Twitter’da yaşanan son saldırının çoğu kez bu bağlamdan koparılarak saf bir nefret ve ırkçı bir dil ile yürütüldüğünü görmek önemli. Bu noktada mesele, Yılmaz Güney’in kişisel yaşamına dair ahlaki bir muhasebe yürütmek değildir. Yani bugün yükseltilen saldırıların asıl hedefi, Yılmaz Güney’in bireysel zaafları değil; onun sineması olduğunu görmek gerekir. “Filmlerini izletmeyin” çağrıları, geçmişte yaşanmış bir olayı bahane ederek eşitsizliği, yoksulluğu, sınıfsal baskıyı ve devlet şiddetini görünür kılan toplumcu bir sanat geleneğini tasfiye etme girişimidir. Bu nedenle saldırılar kişisel değil, ideolojiktir. Yılmaz Güney’in adı etrafında kurulan bu linç dili, sinemayı politik bağlamından koparma ve toplumsal gerçekçi anlatıyı itibarsızlaştırma çabasının güncel bir tezahürüdür. Sorun bir insanın hataları değil; bu hatalar üzerinden, ezilenlerin hikâyesini anlatan bir sinema mirasının hedefe konulmasıdır.

Türkiye’de sinema tarihinin en toplumcu senaristlerinden biri olarak kabul edilen Yılmaz Güney’in adı, yıllar içinde farklı politik ve ideolojik cepheler tarafından hem yüceltilmiş hem de yerden yere vurulmuştur. Bu nedenle her yıl yeni tartışmaların odağı haline gelmesi, onun mirasının toplum için hâlâ canlı ve tartışmalı olduğunu gösteriyor. Güncel saldırıların altında yatan şey, çoğu zaman sadece bir olay değil; sinemayı, toplumsal hafızayı, siyaseti ve kültürü ele geçirmeye çalışan egemenlerin, toplumcu bir mirası itibarsızlaştırma ve hafızadan silme çabasıdır. Yılmaz Güney’e yönelen bu saldırılar, geçmişle hesaplaşma iddiası taşımaktan çok, bugünün eşitsizliklerini ve baskı ilişkilerini görünmez kılmak isteyenlerin ideolojik müdahalesi olarak okunmalıdır. Çünkü Güney’in sineması hâlâ yoksulluğu, sınıf çelişkilerini ve devlet şiddetini hatırlatmakta; tam da bu nedenle egemenler için rahatsız edici olmaya devam etmektedir.

 

Çocuklarımızı Karanlığa Teslim Etmeyeceğiz

Güngören’de 17 yaşındaki bir çocuğun, 15 yaşındaki bir başka çocuk tarafından hayattan koparılması, sıradan bir haber olarak geçiştirilebilecek bir olay değildir. Bu durum tetiği çeken ya da bıçağı sallayan çocuğun “kötülüğü” ile açıklanamaz. 

Çocuklarımızı suç bataklığına sürükleyen temel nedenlerden biri, derinleşen yoksulluk ve geleceksizlik. İyi bir eğitimle bir yere gelme umudunu yitiren, yoksulluk kıskacında sıkışan gençler, kısa yoldan güç ve para kazanma vaat eden illegal yapıların hedefi haline geliyor. Okulun, çocuğu hayata bağlayan bir kurum olmaktan çıkıp sadece dört duvardan ibaret hale gelmesi, sokağın tehlikeli cazibesini artırıyor. Bugün çocuklarımız, şiddetin güç; merhametin ise zayıflık sayıldığı bir iklimde büyüyor. Televizyon dizilerinden sosyal medya akışlarına kadar her yer racon kesen, belinde silahla gezmeyi itibar sanan, kaba kuvvetle sorun çözen kahramanlarla dolu. Bir çocuğun “korkutmak istedim” diyerek bir canı alabilmesi, şiddetin ne kadar normalleştiğinin kanıtıdır.

Atlas’ı toprağa, diğer çocuğu cezaevine gönderen bu düzenin sorumlusu çocuklar değil, eğitim sistemini yapboz tahtasına çevirip değerler eğitimini içini boşaltanlar, çocukları çetelerden koruyacak önleyici mekanizmaları kuramayanlar, şiddeti, mafyatik ilişkileri ekranlarda ve siyasette normalleştirenlerdir.

Biz çocuklarımız için güvenli bir gelecek, eşit özgür bir toplum yaratmak zorundayız. Bataklığı kurutmak yerine sinekleri konuşmaya devam ettiğimiz sürece, başka Atlas’lar yitip gidecek, başka çocuklar katil olacak.

Migros İşçileri Hakkını Alacak!

Migros depolarında çalışan binlerce işçi, patronun sunduğu ve asgari ücretin sınırında kalan %28’lik sefalet zammını reddederek İstanbul Esenyurt’tan İzmir Torbalı’ya kadar birçok ilde iş bırakma eylemleri yapıyor.

Net %50 zam ve iş güvencesi talebiyle iş bırakıp sevkiyatları kilitleyen emekçiler,  patronun uzlaşmaz tavrına karşı halkı boykota davet ediyorlar.

“Anlaşma yok, direniş var” şiarıyla kenetlenen depo işçileri, dayatılan yoksulluğa ve kölelik koşullarına teslim olmayacaklar. 

Direnen Migros depo işçileri mutlaka kazanacak.

 

Gazeteciler Boyun Eğmeyecek!

Gazeteci Furkan Karabay’a verilen ev hapsi kararı, hukuki bir karar değil; doğrudan doğruya bir susturma girişimidir. İktidarın hoşuna gitmeyen her soru, her haber ve her söz artık “suç” sayılıyor. Yargı, gerçeğin peşinde koşanları, gazetecilik yapmaya çalışanları korumak yerine, iktidarın rahatsızlığını gidermenin aracı haline getiriliyor. Bu ülkede gazetecilik yapmak, gerçeği yazmanın bedelini peşinen göze almak demek oldu.

Ev hapsi, sadece Furkan Karabay’a değil, kamuoyunun haber alma hakkına verilmiş bir cezadır. Amaç açık: gözdağı vermek. “Bakın, yazarsanız başınıza ne gelir” demek. Sermaye düzeninin, yoksulluğu, talanı ve çürümeyi görünmez kılma çabası; gerçeği yazan gazetecileri hedef alarak sürdürülmektedir. Susturulmak istenen bir kişi değil, gerçeğin kendisidir.

Ancak bilinmelidir ki hiçbir baskı düzeni, gerçekleri sonsuza kadar bastıramaz. Gazeteciler boyun eğmez; çünkü gazetecilik, iktidara değil halka karşı sorumluluk taşır. Bugün Furkan Karabay’a uzanan bu el, yarın mutlaka kırılacaktır. Gerçekleri yazanlar değil, gerçeklerden korkanlar kaybedecek; baskı düzeni tarihin çöplüğünde yerini alacaktır.

 

BKP: Devrim ve Sosyalizm Konferansı Toplandı.

Türkiye Komünist Partisi’nin önder kadroları Mustafa Suphi ve 15’lerin katledilişinin 105. yıl dönümünde devrim ve sosyalizm kavgasını büyütmek için düzenlenen “Devrim ve Sosyalizm Konferansı” 25 Ocak Pazar günü İstanbul’da toplandı.

Düzenlenen konferansta emperyalist saldırganlığın yeni evresi, sosyalizmin güncelliği, devrimci bir komünist parti ihtiyacı, sosyalizm mücadelesinin stratejisi ve ilkeleri ele alındı.

Birlik ve Dayanışma Gazetesi 7.sayısı Çıktı

Birlik ve Dayanışma Hareketi’nin, iki haftalık halk gazetesi 7. sayısı ile emekçilerle buluşuyor. Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin yedinci sayısı “Bağımsızlığın, Eşitliğin, Özgürlüğün Yolunu Açalım!” manşetiyle çıktı.

 

 

Komünist Birlik | 2025