Komünist Birlik HaftalıkKomünist Birlik Haftalık 22 Aralık-28 Aralık 2025

Aralık 29, 20253 min

 

IŞİD’le Mücadelenin Yolu Bellidir!

2017 yılında IŞİD’in Reina’da gerçekleştirdiği katliam başta olmak üzere, cihatçı çeteler ülkemizde bugüne kadar birçok kanlı saldırılara imza attı. 2026’ya girerken tablo değişmemiş, yalnızca saldırılar değiştirmiştir. Son olarak Yalova’da düzenlenen polis operasyonunda, saatler süren silahlı çatışmada üç polis yaşamını yitirmesi, cihatçı hücrelerin hâlâ ne denli örgütlü ve donanımlı olduğunu bir kez daha gözler önüne çıkmıştır.. Saatlerce sürecek çatışmaya giren cihatçı çetelerin ellerindeki silah ve mühimmatın miktarı bu yapıların yıllardır nasıl korunup büyütüldüğünün kanıtıdır.

Başta IŞİD olmak üzere selefi-cihatçı örgütlenmelerin Türkiye’de güç kazanmasının başlıca sorumlusu AKP iktidarıdır. Ortadoğu’da emperyalizmin çıkarları doğrultusunda eğitilen ve donatılan bu yapılar, AKP tarafından uzun süre “öfkeli çocuklar” olarak görülmüş, siyasi olarak meşrulaştırılmaya çalışılmıştır. Afganistan’dan Suriye’ye, Libya’dan Irak’a kadar emperyalizmin taşeronluğunu yapan cihatçı çeteler, askeri ve siyasi destekle sahaya sürülürken Türkiye bu sürecin aktif bir parçası haline getirilmiştir.

Bu tablo, AKP iktidarının bölgedeki politikalarından bağımsız değildir. Yıllar boyunca cihatçı çeteler Türkiye üzerinden Suriye’ye taşınmış, geçişlerine göz yumulmuş, silahlandırılmış, korunmuş ve en sonunda Suriye’de iktidara taşınmıştır. “Ilımlı İslam” söylemiyle Türkiye’ye biçilen rol doğrultusunda Irak ve Suriye’nin parçalanmasını hedefleyen emperyalist planlar devreye sokulmuş, radikal İslamcı örgütler bu planların sahadaki gücü olarak kullanılmıştır. Bu politikanın bedelini en ağır biçimde Irak, Libya ve Suriye halkları öderken, Türkiye de katliamlar ve saldırılarla yüz yüze bırakılmıştır. 

AKP iktidarı, gericiliğin ve cihatçı tehdidin kök salmasına zemin hazırlamaktadır. Emperyalizmin çıkarları adına bu karanlık yapılara alan açan iktidarın politikalarının bedelini emekçiler, gençler ve halklar ödemektedir. Cihatçı çetelerin, onların güçlenmesine zemin hazırlayan bu gerici düzene mahkum değiliz. Eşitlik, laiklik ve bağımsızlık mücadelesinin saflarında buluşarak  cihatçı çeteleri yaratan bu düzeni değiştirmeliyiz.

Gazze’de Ateşkes Değil, Katliam Devam Ediyor.

İsrail’in ilan edilen ateşkese rağmen Gazze’deki saldırılarına devam etmesi ve toplam can kaybının 71 bini aşması, siyonizmin ve emperyalizmin 7 Ekim 2023’ten bu yana bölgede sürdürdüğü kanlı stratejinin kesintisiz biçimde devam ettiğini açıkça ortaya koymaktadır. Nitekim ateşkesin başladığı tarihten bu yana 400’ü aşkın Filistinlinin yaşamını yitirmiş olması, ateşkes söyleminin sahada hiçbir gerçek karşılığının bulunmadığını göstermektedir. Yaşanan bu tablo, ateşkes vaatlerinin egemen güçler tarafından yalnızca bir oyalama ve meşruiyet üretme taktiği olarak kullanıldığını, Filistin halkına yönelik imha ve yıldırma operasyonunun ise farklı biçimler altında hız kesmeden sürdüğünü gözler önüne sermektedir.

Sermaye düzeninin ve emperyalist odakların bölgedeki çıkarları, insani değerlerin ve halkların yaşam hakkının üzerinde tutulmaktadır. İsrail’in bu pervasız saldırganlığı, arkasındaki Batı desteğinden ve silah tekellerinin kâr hırsından beslenmektedir. Ateşkesin ihlal edilmesi, işgalci gücün bölgedeki varlığını ancak şiddet ve baskı yoluyla sürdürebileceğinin açık bir ilanıdır.

Bu barbarlığa karşı durmak, sadece bir vicdan meselesi değil, aynı zamanda emperyalist ve işgalci politikalara karşı ideolojik bir zorunluluktur. Barış, ancak işgalci güçlerin bölgeden tamamen çekilmesi ve Filistin halkının kendi topraklarında özgürlüğüyle mümkün olacaktır. Gazze’de yükselen çığlık, dünya halklarını emperyalist barbarlığa karşı daha güçlü bir dayanışma ve mücadele hattı kurmaya çağırmaktadır. Zulme karşı yürütülen bu haklı direniş, sömürü düzenine karşı verilen küresel mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır.

Emperyalizm Ve Gericilik, Katliam, Yoksulluk, Sömürü Demektir. 

Emperyalizmin Suriye’ye yönelik işgal saldırısının son halkası HTŞ eliyle gerçekleşmiş ve Suriye, emperyalizmin ve onun aparatı cihatçı HTŞ’nin eline bırakılmıştır. HTŞ’nin Şam’ı ele geçirmesi, Colani’nin emperyalistler tarafından Suriye Cumhurbaşkanı olarak ilan edilmesi ile birlikte Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar artmış ve katliam boyutuna evrilmiştir. 

Suriye’nin yeniden inşasının nasıl olacağı tartışılırken İsrail’in, cihatçı örgütlenmelerin ve emperyalist şirketlerin bölgedeki varlıkları güçlenmiş, Dürzi ve Alevilere yönelik saldırılar artmış, Suriye gericiliğin ve emperyalizmin eline bırakılmıştır. 

HTŞ ile mutabakat imzalayan ve “rejim kalıntıları ile mücadele” başlığında ortaklaşan SDG’nin Suriye Ordusu’na entegrasyonunun nasıl gerçekleşeceği noktasındaki tartışmalar ise bugün ana gündem maddesi olarak masada durmaktadır. Suriye halklarına düşman olan, gerici ve emperyalizmin aparatı HTŞ ile ortaklaşmanın ise bölge halklarının çıkarına olmadığı her geçen gün açığa çıkmaktadır. 

Türkiye’deki “çözüm süreci” ile de ilişkili olan Suriye’deki emperyalist yeniden inşa, emperyalizmin, gericiliğin ve sermayenin meşrulaştırılması yoluyla ilerletilmeye çalışılmaktadır. “Demokratik İslam” adı altında yapılan vurgular, Suriye’de HTŞ ile, Türkiye’de AKP-MHP ile kurulacak zeminin de içeriğini oluşturmaktadır. IŞİD kalıntısı HTŞ’nin kurmak istediği Suriye’de inançlara, emekçilere, kadınlara yer olmadığı görülmelidir. AKP-MHP’nin emekçiler üzerinde kurduğu tahakküm gün gibi ortadadır. 

Ortadoğu halkları, emperyalistlerden, cihatçı örgütlenmelerden, yağmacı ve talancı sermayeden kurtulmalıdır. Emperyalizmin, gericiliğin ve sermayenin meşrulaşması bölge ve Türkiye’de emekçilerin eşit ve özgür yaşama erişmesine değil, sömürünün, yoksulluğun, geleceksizliğin artarak devam etmesine hizmet etmektedir.

Kutlanan Çöküş Ve Emperyalist Yıkım: Ukrayna

Ukrayna resmi X hesabı 26 Aralık günü, Sovyetler Birliği’nin yıkılışına dair şöyle bir paylaşım yaptı: “Sovyetler Birliği’nin Çöküşü Kutlu Olsun!” 

Sovyetler Birliği’nin (SSCB) bir parçası olan Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ile şu anki Ukrayna’nın kısa bir karşılaştırmasını yapalım ve kutlanacak bir durum var mı görelim. 

SSCB’nin en büyük ikinci ekonomisi olan Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti özellikle tarım ve ağır sanayi konusunda ileri bir durumdaydı. 2014 yılında NATO ve AB’nin piyonu olarak Rusya’yla savaşa giren Ukrayna, on iki yıldır süren savaş sonucunda ağır sanayisini kaybetti ve tarım üretimi sekteye uğradı. Ekonomisi darmadağın olan Ukrayna, Batı’dan aldığı borçlarla ayakta kalıyor. 

1989’da Ukrayna’nın 51 milyon olan nüfusu şu anda 32-38 milyona kadar düştü. 10 milyona yakın Ukraynalı yurt dışına kaçtı. Yurt dışına kaçan nüfusun çoğunluğu genç nüfustu. Savaş boyunca cephelerde Ukrayna’nın yüz binden fazla asker kaybettiği, bir o kadarının da yaralandığı düşünüldüğünde Ukrayna ciddi bir insan gücü kriziyle karşı karşıya. 

Güçlü, üretken ve sanayi-tarım merkezi olan Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti; nüfusu azalan, savaş yorgunu ve dış yardıma muhtaç bir bağımlı ülke olan Ukrayna’ya dönüştü. Sovyetler Birliği’nin çöküşünü kutlayanlar Ukrayna’nın da çöküşüne sebep olanlardır. Ukrayna halkının kutlayacağı bir durumu yoktur. Batının bir sömürgesine dönüşen Ukrayna, ABD ve AB’nin Rusya’yla olan çekişmesinin kurbanı oldu.

Roboski Katliamı’nı Unutmayacağız! 

28 Aralık 2011’de Roboski’de savaş uçaklarıyla gerçekleştirilen saldırıda 34 yurttaşımızın yaşamını yitirmesinin üzerinden 14 yıl geçti. Emekçileri açlığa, yoksulluğa iten sermaye düzeni, geçimlerini sağlamak için sınırdan geçen 34 yurttaşımızı katletmiş, katliamı “terör faaliyeti” olarak göstererek meşrulaştırmaya çalışmıştır. 

Roboski katliamının sorumlusu emperyalizm, sermaye düzeni ve temsilcisi AKP iktidarı bugün ise “demokrasi, barış ve kardeşlik” söylemleriyle Türk, Kürt ve Arap halkları başta olmak üzere Ortadoğu halklarını kendi projelerine ikna etmeye çalışmaktadır. 

Katliamlardan beslenen emperyalizme, sermayeye ve gericiliğe karşı mücadeleyi yükselteceğiz. 

Roboski katliamını unutmadık!

ABD’ye Tavizler Devam Ediyor.

Ülkemizde Dijital Hizmet Vergisi (DHV), 2020 yılında küresel dijital tekellerin ülkede elde ettikleri devasa gelirlerin neredeyse hiç vergilendirilmemesine karşı bir önlem olarak yürürlüğe girdi. Google, Meta, Amazon gibi şirketlerin reklam, veri ve aracılık faaliyetlerinden elde ettiği gelirin üzerinden alınan bu vergi başlangıçta %7,5 oranındaydı. Amaç, neredeyse her türlü vergiyi ödemekten kaçınan bu şirketlerin en azından faaliyet gösterdikleri ülkelerde katkı sunmasını sağlamaktı. Bu yönüyle DHV, yalnızca mali değil, aynı zamanda egemenlik iddiası taşıyan bir düzenleme haline geliyordu. Bu pazarda kazanıyorsan, bize borçlusun ve borcunu ödemelisin demenin bir başka ifadesiydi.

Ancak bu adım, başından itibaren ABD’nin sert tepkisiyle karşılaştı. ABD Ticaret Temsilciliği (USTR), Türkiye dâhil birçok ülkenin dijital hizmet vergisini “ayrımcı” ilan ederek ticari misilleme tehdidinde bulundu. Section 301 kapsamında Türkiye’den ihraç edilen ürünlere ek gümrük vergileri uygulanabileceği açıkça dile getirildi. Keza Section 301, Çin ile ABD arasındaki ticaret savaşında ABD açısından önemli bir referans noktası olmuştu. ABD’li teknoloji devleri ve onların lobi örgütleri de bu baskıyı körükledi; DHV’nin kaldırılmaması hâlinde Washington’dan sert yaptırımlar talep ettiler. Yani mesele serbest ticaret değil, ABD merkezli dijital tekellerin dokunulmazlığıydı.

Bu baskı ortamında Türkiye, dijital hizmet vergisini savunmak yerine düşürme yoluna gitti. %7,5 olan oran önce %5’e, ardından daha da aşağı çekilmek üzere düzenlendi. Vergi tamamen kaldırılmasa da fiilen etkisizleştirildi. Bu, Türkiye’nin ABD karşı attığı bir taviz adımıdır. “Küresel uzlaşma” söylemleriyle meşrulaştırılan bu geri çekilme, gerçekte emperyalist merkezlerin baskısına boyun eğmektir. Trump-Erdoğan görüşmesinden bu yana verilen tavizlere bir yenisi daha eklenmiştir ve tavizler daha da uzayıp gidecek gibi gözükmektedir. Dijital sömürünün vergilendirilmesini bile kriz sayan bu emperyalist-kapitalist düzende, gerçek bağımsızlık; tehditlere göre yasa değiştirmemekle, tekellerin değil halkın çıkarını esas almakla mümkündür.

 

Sabancı Holding’i Kamulaştıracağız!

Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ali Sabancı’nın geçtiğimiz günlerde yaptığı “9 milyar dolarlık varlık yönetiyorum ama istediğim gibi geçinemiyorum” açıklaması, bu ülkede sınıfsal uçurumun geldiği noktayı bir kez daha gözler önüne sermiştir. İşçilerin açlık sınırının altında ücrete mahkûm edildiği, çocukların çalışırken yaşamını yitirdiği, emeklilerin yoksullukla baş başa bırakıldığı bir düzende sermaye sahipleri “geçinemiyoruz” diyerek daha fazla sömürü talep etmesi, bu düzenin gerçek yüzüdür.

Sabancılar, Türkiye’nin en zengin sermaye gruplarından biridir. AKP iktidarında teşvikler, özelleştirmeler,  grev yasakları sayesinde servetlerine servet kattılar. Emekçilerin kazanılmış hakları birer birer gasp edilirken, ücretler erirken, işsizlik ve güvencesizlik derinleşirken Sabancı Holding tarihinin en büyük büyümesini gerçekleştirdi.Halk yoksulluğa ve geleceksizliğe mahkûm edilirken, sermaye sınıfının koçbaşı Sabancılar zenginliklerini katladılar.

Bu düzen böyle gitmez! Milyonlar geçim sıkıntısı çekerken en temel ihtiyaçlarını karşılayamazken patronlar geçinemiyoruz diyerek aklımızla alay ediyor. 

Başta Sabancı Holding olmak üzere,  emekçileri sömürerek büyüyen tüm sermaye gruplarının varlıkları kamulaştırılacaktır. Ülkemizde tek bir insanın bile yoksulluk çekmediği, eşitliğin ve özgürlüğün egemen olduğu bir düzen kuracağız.

İş Yolunda Cinayet! 

Denetlenmeyen taşeron firmalar, sürekli çalışmaktan uykusuz ve yorgun şoförler, bakımsız, güvenlik tedbirlerinden yoksun araçlar yüzünden 2025 yılı boyunca onlarca trafik kazasında işçiler hayatını kaybetti.

Sıraladığımız bu boşluklar yaşananların kaza değil cinayet olduğunu gösteriyor. Bunlardan bir tanesi daha Esenyurt’ta yaşandı. O gün direksiyon başında olmaması gereken şoförün kullandığı araç boş araziye devrildi. Şoför dahil 5 kişi hayatını kaybetti. Yoğun çalışma saatleri dikkatsizliğe neden olduğu gibi aynı zamanda teknik aksaklıklar bu kazalara sebebiyet veriyor. Resmi kayıtlardaki boşluklar ise bakımsız araçlarla yola çıkabilmenin ayrı bir nedeni. 

İşe giderken yaşamımızı kaybetmek istemiyoruz. İş yerinde olduğu gibi işe giderken ve dönerken sorumluluk patronlarındır. Yolculuklar mutlaka İş Yeri Sağlığı ve Güvenliği politikasından ayrı düşünülmemelidir.

Birlik ve Dayanışma Hareketi: Bu Böyle Gitmez!

Asgari ücret, açlık sınırının da altında 28.075 ₺ olarak açıklandı.

Sermaye ve onun temsilcilerinden oluşan Asgari Ücret Tespit Komisyonu işçinin, emekçinin “temel, asgari yaşam ihtiyaçları”nı değil; IMF, Moody’s, Morgan Stanley, JP Morgan’ın taleplerini dikkate aldı. Sözünü söyledi ve 2026’nın açlık ve yoksulluk yılı olacağını ilan etti.

2026 yılında; emekçilere açlık, yoksulluk, sefalet ücretlerini dayatan sermaye sınıfı ve sermaye düzeninin temsilcisi AKP iktidarına karşı mücadeleyi yükselteceğiz.

Patronlar konuştu, sermayenin temsilcileri konuştu, bu düzenin partileri konuştu…

Şimdi söz işçinin, söz bizlerin!

İnsanca bir yaşam, eşitlikçi bir düzen kurmak için işçi sınıfını, emekçileri, yoksulları örgütlü mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.

Gücümüz birliğimizden gelir!

 

Sosyalist Liseliler: “Karanlıklar Nasıl Aydınlanır?” Diyerek Buluştu.

Liseli gençlik Aydınlanma Okulları 3. Oturumu’nda buluştu. Bakırköy, Esenler, Kadıköy   Esenyurt, Avcılar ve Beyoğlu’nda “Karanlıklar Nasıl Aydınlanır?” başlığında yan yana geldiler.

 

 

Komünist Birlik | 2025