İşçi Düşmanı Uygulamalara Karşı Ayağa Kalkalım!
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde işçilerin yan haklarının ödenmemesi ve bazı işçilerin ‘havuz’da bekletilmeleri sebebiyle başlattıkları eylemler devam ediyor. İşçilerin haklarına yönelik eylemler CHP’yi rahatsız ediyor. CHP İl Başkanı Çağatay Güç “işçi maaşlarının en büyük gider olduğunu” ve “kâr etse dahi şirketlerin işten çıkarma yapabileceğini” söyleyerek partisinin emek mücadelesindeki konumunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Sınıf mücadelesinde CHP’nin konumlanışında bir yenilik yok. Hak arama eylemini mevcut iktidara bağlamak ve bu yolla halkı arkasına alarak eylemin meşruluğunu boşa çıkarmaya çalışmak yıllardır yaptıkları bir propaganda. Emeğin hakkını savunacaklarını her türlü programda dile getirenlerin bu söylemlerinin içinin boş olduğunu her durumda gösteriyorlar. Sermaye sınıfının egemenliğine karşı bir pozisyon almayan, aksine sermaye sınıfıyla kurduğu ilişkiler neticesinde sınıfın mücadelesini alanlarda, eylemlerde soğutmaya çalışan CHP, işçinin hak arama mücadelesinde de sınıfın karşısında yer alıyor.
Bugün belediye yönetimlerinde karşımıza çıkan bu emek düşmanlığı CHP’nin politik konumlanışının sonucudur. Ve konumlanışta yalnız değildir, AKP ile kol koladır. Bugün yapılması gereken İzmir Belediyesi işçilerinin haklı taleplerinin karşılanmasıdır.
Vestel’de İşçi Kıyımına Son!
Pandemide rahatsızlık yaşayan işçileri ücretli izin yerine ücretsiz izne yollayan, önlem alınmasını isteyen işçileri işten çıkaran, kurumsal ekspres mağazacılık adı altında müdür, depo sorumlusu, kasiyer, temizlik işçisi gibi tüm görevleri tek işçiye yükleyerek az maaş çok iş diyen, kâr açıkladığı yılda dahi bayram öncesi işçilerin işine son veren Vestel kıyıma, işçi karşıtı politikalara devam ediyor. Eylül ayında hedefini ABD’ye yapılacak ihracatı beşe katlamak olarak belirleyen Vestel diğer bir hedefi yıl sonuna kadar toplamda 5000 işçiyi işten çıkarmak olarak belirlemiş.
Yıllardır yüksek kârlar açıklayan Vestel ilk daralmada faturayı yine işçilerin ödemesini istiyor. Vestel’in içinde bulunduğu Zorlu Grubu’nun patronu Ahmet Nazif Zorlu, Forbes Türkiye listesinde serveti ile 35. Sırada yer alıyor. AKP ile birlikte büyüyen Zorlu Grubu aldığı teşvikler ve İsrail üslerine sağladığı elektrik ile gündeme gelmişti.
Bir kez daha görülmüştür: Örgütsüz işçiler patronlar için kolay hedeftir. Örgütlenerek ve mücadeleyi yükselterek işçi kıyımına son vermeliyiz.
Cihatçı HTŞ’nin Bir Yılı: Yağma, Rant, Katliam
ABD’nin, AB’nin, İsrail’in, Arap şeyhlerinin ve tabii Türkiye’nin uzun yıllar boyunca arzuladıkları şey 8 Aralık 2024’de gerçekleşti: Cihatçı Selefi terör örgütü Heyet Tahrir Şam (HTŞ) Suriye’de iktidarı kısa sürede ele geçirdi. Fiilen üç parçaya bölünen Suriye’de bir yıl boyunca neler yaşandı?
Teröristken Colani, devlet başkanı olunca Ahmed Şara diye anılmaya başlanan bir liderin kontrolünde, uyduruk bir seçim yapıldı; Dürzîler cihatçılar tarafından katliama maruz bırakıldı ve silahlanan Dürzîler arkalarına İsrail’i de alarak Suriye merkezi iktidarından bir tür otonom elde etti. Silahsız ve sahipsiz kalan Aleviler ise her gün katliamlara ve aşağılamalara maruz kalmaya devam ediyor. Aleviler buna tepki olarak 8 Aralık’tan itibaren 5 günlük genel grev yaptı.
Suriye İç Savaşı’nın başından itibaren Kürtler, Suriye’nin kuzeyinde kendi ordularına sahipler ve kendilerini yönetiyorlar.
ABD’nin ciddi desteğini alan Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Suriye ordusuna entegre olup olmayacağı, olursa nasıl olacağı gibi tartışmalar devam ediyor. Türkiye’deki yeni Kürt açılımının da bu tartışmaya dâhil olduğu anlaşılıyor.
Geçen bir yıl boyunca eli en çok rahatlayan kuşkusuz İsrail oldu. Esad iktidarı düşerken Suriye’nin hava savunmasını kullanılmaz hale getiren İsrail böylece kuzeydeki düşmanını tamamen egale etmiş oldu. Suriye topraklarına girerek tampon bölge oluşturan İsrail ordusu, Suriye’nin başkenti Şam’a oldukça yakın bir konumda bekliyor.
ABD Başkanı Donald Trump tarafından, Beyaz Saray’da ağırlanan Ahmed Şara emperyalizmin kullanışlı bir piyonu olarak kazandığı başarının meyvelerini toplamaya çalıştı. ABD, Suriye’ye karşı Sezar Yasası yaptırımlarını kaldırmaya hazırlanıyor. Bu şekilde yabancı yatırımcıların Suriye’yi tekrar inşa etmesi planlanıyor.
Emperyalizmin Esad’ı devirmesinin üzerinden bir yıl geçti; ancak Suriye’nin geleceği hâlâ belirsiz.
Düzen Muhalefeti Emekçilere Gerçek Bir Çözüm Sunmaktan Uzaktır!
CHP’nin 39. Kurultayı ve Parti Programında yaptığı değişiklikler Türkiye’nin sorunlarına dair gerçekçi çözüm önerilerinden uzaktır. “Yaşanılabilir bir sömürü düzeni” tasavvurunun somutlandığı programda emperyalizm, gericilik ve sermaye düzeninin sömürü politikaları değerlendirilmediği gibi, “sosyal yardım”, “zenginlerden daha fazla vergi alınması” gibi vurgular öne çıkmaktadır.
Bugün CHP, emperyalizmle ilişkiler, Şimşek programı, Ortadoğu’nun emperyalist dizaynı, gerici örgütlenmeler başlığında AKP iktidarından farklı bir şey söylememekte ve ortaya koyamamaktadır.
Kimi gündemlerde ise AKP ile işbirlikçilik yarışına giren CHP, NATO övgüsünü artırmakta, Rusya, İran ve Çin’i düşman olarak tanımlayan emperyalist konsepte yaklaşımları ile katkı koymaktadır.
Ekrem İmamoğlu’nun geçtiğimiz günlerde ABD yayını olan Foreign Affairs’e yazdığı makale bu NATO’culuk yarışını somutlar niteliktedir. S-400 alınmasının yanlış olduğundan, Kıbrıs’ta emperyalizme açılabilecek alana, Türkiye’nin yeniden restorasyonunun emperyalizm açısından ne kadar işlevli olacağına kadar bir dizi vurguyu barındıran yazı özet itibariyle “Biz işbirliğinin daha iyisini yaparız.” demektedir.
Sermaye düzeninin sömürü politikalarından kaynaklı emekçilerin her geçen gün yoksullaşmasına, gençliğin geleceksizliğe hapsedilmesine, kadınların gericilik ve şiddet eliyle toplumsal ve siyasal hayattan soyutlanmaya çalışılmasına karşı kurtarıcı olarak öne sürülen düzen figürlerinin emekçilere, kadınlara ve gençliğe umut olamayacağı bir kere daha görülmüştür.
Türkiye halkı, AKP’nin yargı sopası, baskı ve hukuksuzluğu karşısında mücadelesini devam ettirirken aynı zamanda emperyalizme, sermayeye ve gericiliğe karşı da güçlü bir set çekmek durumundadır. Sermayeyi, emperyalizmi ve gericiliği görmezden gelenlere sırt dönülmelidir.
Enver Aysever Serbest Bırakılmalıdır! Sağcıya Sağcı Demek Suç Değildir!
ANAP’ın kurucularından olan ve anti-komünist bir geçmişe sahip olana Ekrem İmamoğlu’nun babası Hasan İmamoğlu; Sözcü gazetesine verdiği röportajda, şirketlere atanan kayyumlara tepkisini “Komünizm gelmesin diye mücadele ettiğim için çok pişmanım. Çünkü komünizme gerek yok. İstedikleri zaman komünizm ilan ediliyor. Malınıza mülkünüze el konuluyor.” ifadelerini dile getirdi.
Bu ifadeler, patron sınıfının, mülkiyet haklarına yönelik herhangi bir müdahalede bile hemen “komünizm” ezberine sığınma alışkanlığını göstermektedir. Oysa eleştirilerin hedefi olması gereken taraf siyasi iktidarın ta kendisidir. Çünkü bahsettiği kayyum uygulamaları ne komünizmle ne de sosyalizmle alakalıdır; bilakis, mevcut düzenin kendi içindeki iktidar savaşlarının ve rant dağıtımının bir sonucudur.
Bu noktada, Hasan İmamoğlu’nun sözlerini eleştiren gazeteci Enver Aysever ise “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla tutuklandı. Bu tutuklamanın arka planında ise Aysever’in doğrudan işaret ettiği sağcılık tanımı yatıyor: Aysever; eleştirisinde sahte dindarlığı kalkan yapan, milliyetçiliği istismar eden, halkın malına çöküp ihalelerle semiren patronları ve doğayı acımasızca katleden bu siyasi tutumu hedef almaktadır.
Kendi geleneği olan sağ siyasetin bugün dönüştüğü kayyum düzenini kasten “komünizm” diyerek karalamasına rağmen hakkında hiçbir hukuki işlem yapılmayan Hasan İmamoğlu’na karşın; sağın bu çarpıklığını dile getiren gazeteci Aysever’in tutuklanması, anti-komünizmin günümüzde iktidar eliyle bir muhalif susturma aparatı haline geldiğini bizlere göstermektedir.
Sağcı bir müteahhidin anti-komünist hezeyanlarına verdiği eleştirel yanıt gerekçe gösterilerek aynı zamanda yandaş medyanın hedef göstermesiyle yaratılan algı sonucunda cezaevine konulan Enver Aysever, derhal serbest bırakılmalıdır!
Sömürü, Taciz, Çocuk İşçilik Meclise Kadar Uzanmıştır!
Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, “stajyer” adı altında çalıştırılan lise öğrencilerine yönelik sistematik cinsel saldırı ve tacizin yaşandığı, stajyer öğrencilerden birinin ailesinin şikâyeti üzerine ortaya çıktı.
Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre; 15-16 yaşındaki çocukların, meclis lokantasında çalışanlar tarafından “Bu benim, şu senin” denilerek birer mal gibi paylaşıldığını, organize bir zorbalık ve istismara maruz bırakıldığını göstermekte. Bu tablo, düzen temsilcilerinin iddia ettiği gibi “münferit bir sapkınlık” değil, devlet eliyle kurumsallaştırılan çocuk işçiliği politikasının kaçınılmaz bir sonucudur.
“Mesleki Eğitim” maskesi altında pazarlanan MESEM projesi; çocukları okul sıralarından koparıp patronların atölyelerine, fabrikalarına “ucuz ve güvencesiz ” olarak sunma projesidir. Bugün Meclis koridorlarında yaşananlar, denetimsiz atölyelerde, merdiven altı işletmelerde binlerce çocuğun yaşadığı sömürü ve taciz gerçeğinin, devlet kurumundaki yansımasıdır.
Çocukları eğitimden koparıp üretim bandına süren, onları korumasız bir şekilde yetişkinlerin dünyasına atan bu sistem, tacize, iş cinayetlerine ve sömürüye zemin hazırlamaktadır.
Göstermelik tutuklamalar, bu suçun siyasi sorumluluğunu örtemez. Asıl suçlu, çocukları korumak yerine onları sermayeye ucuz işgücü yapan politikalardır.
Bizler, çocuklarımızı ne patronların kâr hırsına ne de bu çürümüş düzenin ahlaksızlığına kurban vereceğiz.
İstanbul’ da Üniversiteli Gençlik Film Tartışmasında Buluşuyor!
Sosyalist Düşünce Toplulukları, ‘Genç Karl Marx’ filmini izleyip, tartışmak için 20 Aralık Cumartesi günü saat 15.00’da Kadıköy Harmonist Cafe’de yan yana geliyor.
Sosyalist Liseliler: 10 Yaşında Miraç’ı katleden Bu Düzeni Yıkacağız!
Yeri sıralar olan bir arkadaşımız daha düzenin çarklarına sıkıştırılmış, düzen tarafından katledilmiştir. Miraç Köse, düzen tarafından katledilen yüzlerce çocuk işçiden sadece biridir.
Miraç’ı katledenler bu düzenden akıl ve güç almaktadır. Tarlalarda, atölyelerde, fabrikalarda, madenlerde çocuklar ölmeye devam ediyorsa sorumlu; bu sömürü düzenini ayakta tutanlar, katilleri koruyanlar ve çocukların ölümünü normalleştirip meşrulaştıranlardır.
Çocukların iş yerlerinde değil, resimlerinin iş cinayetlerinde anıldığı değil; oyunda olduğu, okulda olduğu, büyüdüğü, geliştiği, sömürülmediği, insanca yaşadığı bir ülkeyi kurmak için mücadelemizi devam ettireceğiz!
