ABD Emperyalizmi ve Siyonist İsrail Rejimine Karşı Mücadeleyi Yükseltelim!
ABD’nin İran’a yönelik enerji altyapısını, lojistik merkezleri ve sivillerin yaşam alanlarını hedef alan saldırılarına bir yenisi eklendi. NATO Zirvesi’nin ardından emperyalizmin İran’a yönelik saldırgan söylemleri ve hamleleri artmış, İran’ın kuşatılması ve ekonomik olarak sıkıştırılması açısından emperyalizm yeni adımlarını devreye sokmuştu. Mekke Anlaşması, Deniz Savunma Koalisyonu, Suudi Arabistan ve ABD arasında imzalanması noktasında tartışılan nükleer anlaşma, İran’ın bölgedeki etkisinin kırılmasını hedefleyen hamleler olarak değerlendirilmelidir. Trump’ın “Hürmüz Boğazı ABD toprağıdır” söylemi ve her fırsatta İran’ı
hedef tahtasına oturtan yaklaşımı emperyalizmin İran’a yönelik bir dizi müdahale seçeneğini gündemde tuttuğunu göstermektedir.
Emperyalizm bir yanıyla Körfez ülkeleri üzerinden baskı kurmaya çalışmakta diğer yandan da İran’ın altyapısını hedef alan saldırılar düzenleyerek İran’ı kötürüm bırakmayı hedeflemektedir. Bu adımlarla birlikte İsrail İran’a yönelik saldırılardan faydalanmaya çalışarak Lübnan’ın güneyinde yaratmaya çalıştığı “gri hat” olarak adlandırılan tampon bölgeyle Lübnan üzerindeki yayılmacı adımlarını güçlendirmeye çalışmaktadır. Haydut ABD ve Siyonist İsrail rejimi, savaş suçu ve insanlık suçu işlemektedir. Milyonlarca insanın hayatını etkileyecek şekilde enerji ve lojistik merkezlerin hedef alınması emperyalizmin dönem dönem diline doladığı “insan hakları”nı kendi çıkarına göre yorumladığını göstermektedir.
Emperyalizm ve siyonist İsrail rejiminden barış, demokrasi ve özgürlük beklemek büyük bir yanılgıdır. Suriye’nin geldiği durum ve emperyalizm tarafından cihatçı HTŞ’ye teslim edilmesi büyük bir örnek olarak karşımızda durmaktadır. Ortadoğu halklarının savaş, yoksulluk, göç ve ölüm sarmalından kurtulması emperyalizme karşı mücadeleden geçmektedir. Haydut ABD emperyalizmine ve siyonist İsrail rejimine karşı mücadele her alanda yükseltilmelidir.
AKP’nin ülkemizi, İran’ı etkisizleştirmeyi amaçlayan projelere ortak kılması kabul edilemez.
Türkiye, Mekke anlaşması dahil olmak üzere emperyalizmin bölgedeki hakimiyetini güçlendirecek her türlü anlaşmadan çekilmelidir!
Köprü ve Otoyollar Sermayeye Peşkeş Çekilemez!
Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle 2 köprü ve birçok otoyolun 30 yıllığına özelleştirilmesine yönelik karar resmi gazetede yayınlandı. 2031 yılında başlayacak olan ve 30 yıl sürecek olan özelleştirmeler AKP iktidarının emekçilerin altınteri ile yapılmış köprü ve otoyolları patronlara rant kapısı hâline getirmek istediğini göstermektedir.
AKP, iktidarı boyunca telekomünikasyondan enerjiye, şeker fabrikalarından madenlere ve limanlara kadar; kamunun mülkiyetini, zenginliklerimizi, patronların hizmetine sunmuş ve özelleştirme adı altında sermayeye peşkeş çekmiştir. Özelleştirmelerle birlikte emekçilerin sırtındaki yük daha fazla artmış ve sermaye sınıfı emekçiler üzerinden cebini doldurmaya devam etmiştir.
AKP, ekonomik krizin faturasını emekçilere keserken patronlara yeni yağma ve rant kapıları açmaktadır. Türkiye’de emekçiler her geçen gün yoksullaşırken patronlar vergi muafiyetleri, teşvikler ve özelleştirmelerle zenginleşmeye devam etmektedir.
Köprü ve otoyolların özelleştirilmesiyle birlikte fiyatlandırmadan denetimlere kadar büyük bir keyfiyetin yaşanacağı ise şimdiden görülmektedir.
Enerji ve enerji dağıtımı, madenler, limanlar, köprü ve otoyollar başta olmak üzere eğitim ve sağlık gibi tüm stratejik ve kamusal hizmetlerin sermaye egemenliğinden kurtarılması emekçilerin örgütlü mücadelesi ve kamucu bir programın hayata geçirilmesiyle
gerçekleşecektir.
Girne Feribot Faciası Kaza Değil Sermaye Cinayetidir!
Girne açıklarında 9 yurttaşın can verdiği ve 19 yurttaşın ise karanlık sularda hâlâ kayıp olduğu “Filo Jet” faciası, sistemin kanlı yüzünü bir kez daha ortaya sermiştir. 239 kişinin kıl payı kurtarıldığı bu olay; sermayenin doymak bilmez kâr hırsının yol açtığı apaçık bir cinayettir.
Filo Denizcilik tarafından işletilen 2001 yapımı geminin hikayesi, bu çarpık düzenin bir özeti niteliğindedir. Finansal sorunlar ve icra davaları yüzünden iki yıl boyunca rıhtımda çürümeye terk edilen gemi, bu şirket tarafından satın alınarak makyajlanmış ve insan taşımacılığına sokulmuştur. Çelik konstrüksiyonu dahi bulunmayan ve 3 metreden yüksek dalgalara girmemesi söylenen bu deniz otobüsü, patronların sefer iptaliyle yaşayacağı gelir kaybını önlemek uğruna 4-4,5 metrelik dev dalgalara bile bile sokulmuş ve gövdesinde ölümcül çatlaklar oluşmuştur.
Katliam, daha limanda açık açık gelmiş… İkinci kaptanın “Gemi su alıyor, sefere çıkmayalım” şeklindeki uyarısına rağmen, geminin halat çözmesi, bir kişinin işgüzarlığı değil; sermayeye sınırsız hareket alanı tanıyan denetimsizliğin doğrudan sonucudur.
Asıl sorulması gereken, Honduras’tan 3500 dolar ile satın alınmış şaibeli bir kaptan ehliyetiyle yolcu taşımacılığı yapılmasına hangi kurumların izin verdiğidir. Çatlak gövdeli, bakımsız bir geminin denize açılmasına onay veren devletin, denetim mekanizması baştan aşağı çürümüştür. Şirketler maliyeti düşürmek için ucuz ve liyakatsiz işgücüne yönelirken, devlet yetkilileri patronların kârı sekteye uğramasın diye denetim görevini kasten terk etmiştir.
Bugün denizin 550 metre dibinde yatan enkaz, kokuşmuş piyasa iktidarının ta kendisidir. Yaşananlar sadece personel hatasına indirgenemez. Bu facia; kâr marjını yüksek tutmak için limanları denetimsiz bırakan, şirketlerin çıkarlarını halkın can güvenliğinin önüne koyan bilinçli bir politikanın eseridir. İnsanları bile bile sulara gömen patronlar ve onlara bu denetimsiz sömürü alanını yaratan yetkililer, suçu dalgalara ya da birkaç çalışana atarak aklanamazlar!
Ücret Eriyor, Geçim Derdi Büyüyor!
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Ağustos 2026 Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) verilerini paylaştı. Ağustos ayında fiyatlar bir önceki aya göre %1,84 artarken, yıllık enflasyon %31,51 olarak gerçekleşti. 12 aylık ortalamalara göre artış ise %31,79 seviyesinde seyretti.
Gıda, barınma, sağlık, eğitim gibi temel ihtiyaç maddelerinde enflasyon bu oranların üzerinde. TÜİK metodolojisi dinamik veriler ile oluşmadığından, çıkan rakamların gerçeği yansıtmadığını, enflasyon için hesaplaması için oluşturulan madde sepetinin ve madde
ağırlık katsayılarının sorunlu olduğunu bilmek gerekir.
Tüm bu gerçek enflasyonun altında gösterilen oranlar, toplu iş sözleşmeleri, asgari ücret artışlarında belirleyici olduğundan, gerçek ücretlerin erimesine, servetin emekçi halktan patronlara aktarılmasına neden oluyor. Emeğin milli gelirden aldığı pay düşerken,
sermayenin kârı katlanıyor.
Ve tüm bunlara rağmen Orta Vadeli Planda enflasyon hedefi tekrar yenilenerek, yüzde 16 olarak öngörülen 2026 yıl sonu enflasyon tahmini, 12,4 puanlık artışla yüzde 28,4’e yükseltiliyor. Orta Vadeli Planın tüm ekonomik politik olumsuz sonuçları emekçilerin sırtına yükleniyor.
Gelir yetmemekte, fiyatlar özellikle temel ihtiyaçlarda hızla ve sürekli artmakta, kredi, kredi kartları ile borçla yaşam sürdürülmeye çalışılmaktadır. TÜİK verileri şeffaflaşmalı ve denetime açılmalıdır. Ücretler yıllık değil aylık artışlar ile belirlenmeli ve bu erimenin önüne geçilmelidir. Temel ihtiyaçlarda kâr hedefi kaldırılarak fiyatlar dondurulmalıdır. Sermayeye servet transferine neden olan, emekçileri yoksulluğa ve açlığa mahkum eden bu düzen son bulmalıdır.
Deniz Göktaş’n Yeri Cezaevi Değil, Sahnelerdir!
24 Haziran tarihinde YouTube’da yayınlanan “Ölü Deniz” gösterisiyle milyonların takdirini kazanan Deniz Göktaş, 3 Temmuz’da “cumhurbaşkanına hakaret” ve “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçlamalarıyla tutuklandı. Sanatın ve özellikle mizahın toplum üzerinde ne kadar güçlü bir araç olabileceğini bir kez daha gördük: Kısa sürede milyonlarca kişi tarafından izlenen gösteri, iktidarı ve yandaşlarını o kadar rahatsız etmiş olmalı ki önce gösteriye erişim engellendi, ardından Deniz Göktaş cezaevine kapatıldı.
Ancak Göktaş, ilk andan itibaren ne tehditlere ne de yargılamalara boyun eğdi. Tatil için yurtdışında bulunan Göktaş, tutuklanacağını bilmesine rağmen Türkiye’ye döndü ve yüksek güvenlikli cezaevine yani “kuyu tipi” hapishaneye gönderildi.
Kamuoyuna ulaştırdığı mektuplarda mizah yapmaya ve içinde bulunduğumuz karanlık tabloyu eleştirmeye devam etti. Böylece gerçek bir sanatçının tavrının nasıl olması gerektiğini tüm Türkiye’ye gösterdi. 28 Ağustos’ta ise başına, mizaha konu olacak bir olay geldi: Deniz Göktaş aynı gün içinde hem tahliye edildi hem de yeniden tutuklandı. İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi tahliye kararı verirken; İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği, bu kez “suçu ve suçluyu övme” gerekçesiyle Deniz Göktaş’ın yeniden tutuklanmasına karar verdi.
Deniz Göktaş derhal serbest bırakılmalıdır!
Bir sanatçının yeri cezaevi değildir. Deniz Göktaş’ın yeri, “kral çıplak” demeye devam edeceği sahnelerdir.
BKP: Barış İçinde Yaşam Sosyalizmde
1 Eylül 1939’da Nazi Almanyası Polonya’yı işgal ederek İkinci Dünya Savaşı’nı başlatmıştı. Milyonlarca insanın ölümüyle sonuçlanan bu kanlı savaş, Doğu Cephesi’nde Kızıl Ordu’nun zaferiyle ve Sovyetler Birliği’nin faşizmi yenmesiyle tarihe geçmişti. Savaşın ardından Sovyetler Birliği’ni ve sosyalizmi geriletmek için 1949’da kurulan NATO, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından da ortadan kalkmadı. Tek kutuplu dünyada sömürü ve yoksulluğun, bölgesel savaşların ve işgallerin adımlarını hızlandırmıştır. Libya’dan Irak’a, Suriye’den Filistin’e kadar; bölgemizde ve dünyada, barışın ve halkların düşmanı NATO, ABD ve
emperyalizmdir. Ortadoğu’ya barış getireceğiz diyerek başlanan projeler, bölgemize kan ve daha fazla sömürüyü beraberinde getirmiştir.
1 Eylül Dünya Barış Günü’nü, geçmişte olduğu gibi bu yıl da savaşlarla karşılıyoruz. Emperyalist saldırganlığın hız kesmeden arttığı, özellikle bölgemizde yüzlerce ölüme sebep olduğu 2026 yılında işgaller ve savaşlar durmamıştır. Venezuela’ya müdahale, Küba’ya ambargo ve tehdit, Ortadoğu’da savaş… Bölgemizde İsrail eliyle yaratılan çatışma iklimi önce Gazze’de işgal ve katliama; sonrasında ise Lübnan ve İran’a dönük saldırılara dönüşmüştür. ABD ve emperyalizmin planları doğrultusunda İran’ın, 12 günlük savaşla güçten düşürülmesi hedeflenmiş; İran’daki muhalif kesimlerin tepkileri, emperyalist emellere âlet edilmeye çalışılmış; bütün bunlar planlandığı gibi gitmeyince ise müzakere oyalaması ve ardından tekrar çatışmalar devreye girmiştir. Ülkemiz, tüm bu emperyalist kanlı çatışmaların içinde NATO Zirvesi’ne Temmuz ayında ev sahipliği yapmıştır. NATO Zirvesi’nde kararlaştırılan; barış, kardeşlik ve huzur iklimi değil; daha fazla savaştır.
Ülkemizde AKP-MHP iktidarı ve Kürt Siyasi Hareketi tarafları üzerinden süren çözüm süreci, bölgemizdeki savaştan ve emperyalizmin tasarılarından bağımsız düşünülemez. Çatışmanın durması, ülkemizde Türk ve Kürt emekçilerinin kardeşçe yaşaması, işçi sınıfının eşit ve özgür bir ülkeye kavuşması komünistlerin özlemi ve mücadelesidir. Ancak iktidarın ‘Terörsüz Türkiye’ tanımıyla yola çıktığı süreç, ne yazık ki barış ve kardeşliği tesis etmekten uzakken; bölgemizde terör yaratan İsrail’in güçlenmesi planına da uyumlu yürütülüyor. AKP-MHP eliyle, emperyalizmin kararları ve adımları doğrultusunda şekillenecek bir sürecin Türk ve Kürt emekçilerinin ve işçi sınıfının çıkarına olmadığı ise açıktır. ABD Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın ifade ettiği ‘büyük Osmanlı’, siyasi iktidarın da hasret duyduğu karanlık tablonun ta kendisidir. Çözüm süreci bağlamında da dillendirilen bu hasret, ülkemize açıkça düşmanlıktır. Dincilik, gericilik, ümmetçilik ve daha fazla sömürü; ülkemiz emekçilerinin önüne ‘çözüm’ olarak sunulamaz!
İşçi sınıfının sermayeye karşı eşitlik ve özgürlük mücadelesi yükselmeden, emperyalizmin kanlı elleri bölgemizden ve ülkemizden çekilmeyecektir. İşçi sınıfının ağırlığını koymadığı bir barış, ancak yeni kanlı savaşları beraberinde getirecektir. Bölgemizdeki başta Türk, Kürt, Arap emekçileri olmak üzere, tüm halkların huzur, güven, barış içinde kardeşçe yaşayacağı bir dünyayı kurmak bizlerin görevidir! Dünya Barış Günü’nde eşitlik, kardeşlik mücadelesini yükselteceğimizi; aydınlık bir ülkeyi, mutlaka sosyalizmi kuracağımızı yineliyoruz!
Birleşik Komünist Parti Merkez Komitesi
01.09.2026
SDT: Yağmaya Geçit Yok! ODTÜ Ormanı Bizimdir!
ODTÜ ormanına yönelik rant saldırısı tüm hızıyla sürüyor. Yıllardır hukuksuzca ilerletilmeye çalışılan, doğa ve kent düşmanı rant yoluna, asfalt dökümüne başlandı. Ankara’nın son nefes alanlarından biri olan ODTÜ ormanı, bir kez daha betonun ve sermayenin doymak bilmez kâr hırsının hedefinde…
Projenin mimarı Melih Gökçek’ten, projeyi gizlice sürdüren Mansur Yavaş’a kadar; kişiler, partiler değişse de patronlara hizmet ortaklığı hiç değişmiyor. Sözde ulaşım projesi maskesi altında başkentin en önemli değerlerinden birine saldıranların asıl niyeti çok açık: Ahlatlıbel- İncek koridorundaki on binlerce lüks konut projesine ve el değmemiş arazilere yol açarak yüz milyarlarca liralık devasa bir özel imar rantı yaratmak.
Üniversiteyi kâr odaklı bir şirket gibi yöneten kayyumların da ortak olduğu bu talan ve yağmayı reddediyoruz. Ormanımızın parçalanarak patronlar ve inşaat sermayesi için bir şantiye alanına dönüştürülmesini, yaşam alanlarımızın kurban edilmesini kabul etmiyoruz.
ODTÜ ormanına yapılan bu saldırı, ülkemizin kaynaklarını yağmalayan sömürü düzeninin bir ürünüdür. Sermayenin çıkarları uğruna başlatılan bu açgözlü yağmanın karşısında durmaya devam edecek; üniversitemize, ormanımıza ve ülkemize sonuna kadar sahip çıkacağız!

