Komünist Birlik HaftalıkKomünist Birlik Haftalık 6 Ağustos – 11 Ağustos 2026

Ağustos 11, 20262 min

 

Emperyalizm ve İstibdat Rejiminin Çıkarları Halkların Karşısındadır! 

Eşit Yurttaşlık, Barış ve Kardeşlik; Emperyalizme, Gericiliğe ve Sermaye Düzenine Karşı Mücadeleyle Sağlanabilir!

Emperyalizmin Suriye’ye yönelik hamleleriyle birlikte gelişen ve Türkiye’de sermaye düzeninin oluşan bu yeni tabloya entegrasyonunun yansıması olan “Çözüm Süreci”; Kürt sorununun çözümüne, barış, demokrasi ve kardeşlik zemininin yaratılmasına değil; emperyalizmin, gericiliğin ve yeni Osmanlıcı politikaların derinleşmesine, kök salmasına ve AKP iktidarının bu zamana kadar attığı tüm işbirlikçi, emek düşmanı adımların üzerini örtmesine hizmet etmektedir.

AKP iktidarının, düzeni ve toplumsal alanı yeniden yapılandırdığı bir kesitten geçiyoruz. Bir yanıyla emperyalist saldırganlığın Ortadoğu’daki adımlarını güçlendiren AKP, diğer yanıyla da kurduğu gerici ve işbirlikçi iktidarını sürdürmenin arayışı içerisinde. Sermaye düzeni, Suriye ve Ortadoğu’daki dönüşümden pay kapmaya çalışırken; AKP iktidarı “demokrasi ve barış” kılıfıyla, yeni Osmanlıcılığın belgesi niteliği taşıyacak yeni anayasayı toplumun karşısına çıkarmaya hazırlanıyor.

AKP’nin Kürt sorununu yalnızca silah bırakma, terör ve terör örgütü üyeleri kapsamında ele alması ve Suriye başta olmak üzere Türkiye’deki ajandasının bir parçası olarak değerlendirmesi; Çerçeve Yasa’nın içeriği ve “Terörsüz Türkiye” yaklaşımındaki ısrarıyla bir kez daha tescillenmiş durumdadır. AKP’den barışı, kardeşliği ve demokrasiyi geliştirecek adımlar beklemek büyük bir yanılgıdan ibarettir.

Komünistler, halklar arasında düşmanlığı körükleyen adımların karşısında olduğu gibi; halkların ve emekçilerin özlemini duyduğu barış, kardeşlik ve eşit yurttaşlık kavramlarının sermaye düzeni ve emperyalizm tarafından içinin boşaltılmasına da karşıdır.

Suriye’nin HTŞ kontrolüne geçmesi, geçmiş çözüm süreci deneyimleri ve AKP iktidarının işbirlikçi ve emek düşmanı adımları ele alındığında; emperyalizmi ve sermaye düzenini görmezden gelen tutumların çıkışsızlığı ve halkların çıkarına hizmet etmeyeceği ortadadır. AKP iktidarının en temel yurttaşlık haklarına dahi göz diktiği, yargıyı siyasi operasyonlarında bir silah olarak kullandığı ve ülkeyi baskı ve zorbalıkla yönetmeye çalıştığı bir kesitte; AKP’nin meşrulaştırılması ve adımlarına hareket alanı yaratılması kabul edilemez.

Ülkemiz yeni Osmanlıcılığa, AKP zorbalığına, emperyalist projelere ve sahte umutlara mahkûm değildir. Kürt sorununun çözümü; emperyalizme, sermaye düzenine ve gericiliğe karşı emekçilerin yükselteceği ortak mücadeleden geçmektedir.

Birleşik Komünist Parti Merkez Komitesi

11.08.2026

 


Suudi Arabistan’a Yardım Eli: Mekke Anlaşması

Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye 7 Ağustos tarihinde ortak bir savunma anlaşması imzaladı: Mekke Ortak Savunma Anlaşması. Bu anlaşma, NATO’nun 5. Maddesine benzer bir şekilde, “Bir üyeye yapılan saldırı tümüne yapılmış sayılır” kuralına dayanan bir kolektif güvenlik anlayışına sahip.

Zaten NATO üyesi olan Türkiye’nin böyle bir savunma anlaşmasına dâhil olmasının amacı, açıkça Suudi Arabistan’a destek olmaktır. Yandaş basın tarafından İsrail’e karşı “dev anlaşma” olarak köpürtülse de ABD ve İsrail’in sarsılmaz dostu Suudi Arabistan’ın böyle bir niyeti olmadığı aşikâr. Tam aksine, Suudi Arabistan’ın İran ve Yemen’e karşı savunulmaya ihtiyacı var. Türkiye’nin ise savunma şirketlerinin Suudi Arabistan’a satış yapmasını istediği bilinen bir durum.

Bu anlaşmanın imzalanmasından sadece iki gün sonra Yemen’deki Ensarullah (Husiler) hareketi, Suudi Arabistan’ın bir petrol tesisine ve limanına saldırılar düzenledi. O zaman akla şu soru geliyor: Yemen, Türkiye’ye de mi saldırmış sayılacak? İsrail, beklendiği üzere bu anlaşmayla ilgili bir tepki göstermezken, İran anlaşmayı yalnızca kâğıt üzerinde kalacak ve Suudi Arabistan’a güvenlik sağlamayacak bir anlaşma olarak nitelendirerek eleştirdi.

Türkiye, emperyalizmin hedefleri doğrultusunda Orta Doğu bataklığına çekiliyor; emperyalizmin ve Siyonizmin kukla yönetimlerinin savunmasına koşturulmak isteniyor. Komşu ülkemiz İran’la savaşmak, hem Türkiye hem de İran için felaket olacaktır. ABD ve İsrail’in bölgedeki hegemonyasını korumak için savaşa girmek deliliktir.

Emperyalizmin ve Siyonizmin Orta Doğu’dan sökülüp atılması tek kurtuluş yoludur!


 

Emperyalizm Savaş, Yıkım ve Yoksullaşma Demektir! 

Washington Post’un ulaştığı belgeye göre, ABD Savunma Bakan Yardımcısı Steve Feinberg, ülkenin önde gelen savunma sanayii şirketlerine acil kodlu bir mektup ileterek kritik mühimmat üretiminin derhal 3 katına çıkarılmasını ve teslimatların 21 gün gibi olağanüstü kısa bir sürede gerçekleştirilmesini talep etti. 

Savaşın yalnızca ilk ayında ABD güçlerinin 850’den fazla Tomahawk seyir füzesi, 1.000’den fazla Patriot ve THAAD hava savunma mühimmatı ile 1.300’den fazla taktik balistik füze kullandığı belirtiliyor. 

Üretimi aylar süren ve maliyetleri milyonlarca doları bulan silah sistemlerinin böylesine hızla tüketildiği görülüyor. Savaş öncesinde küresel çapta yaklaşık 2 bin 200 seviyesinde bulunan Patriot füzesi stokunun 827’nin altına, 452 adet olan kritik THAAD füzesi stokunun ise 278’in altına gerilediği tahmin ediliyor. 

Trump, siyasi imajını korumak ve içerideki tepkileri dindirmek amacıyla mühimmat stoklarının eridiği iddialarını şiddetle reddetse de, savunma devlerine çekilen “üretimi üçe katlayın” ültimatomu sahadaki gerçeklerin çok farklı olduğunu anlatıyor.

ABD, İran ile girdiği bu geniş çaplı savaşın içinden çıkamamaktadır. Füze stoklarını eşi benzeri görülmemiş bir hızla artırma telaşı, çatışmaların durma veya müzakere noktasına yaklaşmadığını gösteriyor. Küresel hegemonyasını ve çıkarlarını koruma uğruna Orta Doğu’yu bir kez daha kan gölüne çevirmekte kararlı görünen ABD emperyalizmi dünyayı ve insanlığı tehdit etmektedir.


 

Suçu Yaratan Düzen Karşıya Alınmadan Çocuklar Korunamaz!

Yeni düzenleme çocuk adalet sistemini yeniden gündeme taşıyor. Çocuk Koruma Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik öngören teklif, çocukların işlediği suçlara ilişkin cezaları ağırlaştırırken, çocukların suça sürüklenmesine yol açan nedenlerin nasıl önleneceği sorusunu da yeniden gündeme getiriyor. 

TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edilen Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, çocukların ceza sorumluluğu ve infaz sistemine ilişkin önemli değişiklikler öngörüyor.

Teklifte özellikle 15-18 yaş grubundaki çocuklar açısından bazı hapis cezalarının alt ve üst sınırlarının artırılması, ağır suçlarda çocuklara uygulanacak indirimlerin sınırlandırılması, çocukların cezalarının infazına çocuk kapalı ceza infaz kurumlarında başlanması ve bazı durumlarda daha uzun süre cezaevinde kalmalarının önünü açabilecek düzenlemeler bulunuyor. 

Teklif aynı zamanda “suça sürüklenen çocuk” kavramının yerine “adli süreçteki çocuk” ifadesinin kullanılmasını ve çocukların bireysel özellikleri, aile yapısı, eğitim durumu ve psikososyal koşulları dikkate alınarak müdahale planları hazırlanmasını öngörüyor. 

Çocuk suçluluğu yalnızca adli bir mesele değil; aile, okul, akran çevresi, mahalle, dijital dünya ve kamu politikalarıyla ilişkili çok yönlü toplumsal bir mesele. Bu nedenle çocukların karıştığı suçlara yalnızca daha ağır cezalar üzerinden yaklaşmak, sorunun nedenlerini ortadan kaldırmaya yetmiyor. 

Çocuk adalet politikası ile eğitim politikasını birbirinden ayırmak mümkün değildir. Eğitim sisteminin ÇEDES’le dini eğitim veren, MESEM’le çocuk işçiliğini hatta çocuk ölümlerini meşrulaştıran bir sisteme dönüşmüş olması çocukları geleceksizliğe itiyor. Bir tarafta çocukların daha uzun süre cezaevinde kalması tartışılırken, diğer tarafta çocukların eğitim çağında iş cinayetlerinde hayatlarını kaybetmesi sıradanlaşıyor. 

Yoksulluk, aile içi şiddet, eğitimden kopuş, sosyal dışlanma, çocuk işçiliği, madde kullanımı, akran baskısı, çeteleşme ve geleceksizlik duygusu birbirini besleyen bir zincirin halkaları. Bu durumlar ortaya çıkmadan önce ele alınmadığında, adli müdahale sorunun son aşamasında devreye giriyor. 

Çocuğu korumak, suçu görmezden gelmek anlamına gelmiyor. Tam tersine, toplumun güvenliğini kalıcı biçimde sağlamak için çocuğu suça sürükleyen nedenlerle mücadele etmek gerekiyor. 

Toplumun güvenlik ihtiyacı ile çocuğun korunma hakkı birbirinin karşıtı değil. Ağır şiddet suçları karşısında etkili bir adli mekanizmanın bulunması elbette gerekli. Ancak çocuk adalet sisteminin temel amacı yalnızca cezalandırmak değil; çocuğun yeniden topluma kazandırılmasını, eğitimine devam etmesini ve yeniden suçla karşılaşma riskinin azaltılmasını da güvence altına almak olmalı. 

Çocuk adalet sistemini yeniden düzenlerken yalnızca cezaların ne kadar artırılacağını değil, çocukları o cezalara götüren yolda; bilimsel, eşit ve parasız bir eğitim sisteminin, çocuk işçiliğini önleyen politikaların, yoksullukla mücadelenin, şiddetin önlenmesinin ve çocukların kendilerini güvende hissedebilecekleri sosyal ve kültürel alanların ne kadar sağlanabildiğinin de konuşulması gerekir.

Çocukların işlediği suçları önlemedeki başarı, kaç çocuğun cezalandırıldığıyla değil, kaç çocuğun suça sürüklenmeden korunabildiğiyle ölçülmeli. 

Çocukları koruyan, mağduriyetleri önleyen, şiddetin nedenleriyle mücadele eden ve gerektiğinde etkili adli yaptırımlar uygulayan bir sistem, yalnızca çocukların değil, toplumun da güvenliği açısından daha güçlü bir gelecek anlamına geliyor.

 


 

Maden İşçilerinin Hakkını Verin! 

Türkiye’nin dört bir yanında maden işletmeleri iktidarın politikaları sonucu özelleştirilmiş, hak gasplarını, usulsüzlüklerini kanunun gözetiminde gerçekleştiren ve ceza almayan şirketlere, patronlara sunulmuştur. 

Yıldızlar SSS Holding bünyesindeki Eti Gümüş ve Doruk Madencilik işçileri, ödenmeyen maaş ve tazminatları için iki haftadır Ankara’da direniyor. 

AKP iktidarının bu eylemlere yanıtı ise Bağımsız Maden İş üyesi 100 işçiyi gözaltına almak oldu. “Haziran ayının sonuna kadar tüm işçi alacakları ödenmezse el atacağız” sözünü hatırlatan Bağımsız Maden-İş ise “Yıldızlar SSS Holding, yurdun dört bir yanındaki Nesko, Doruk, Yunus Emre Termik, Eti Gümüş, Yıldız Bakır, KMK Madencilik, Söğüt Seramik, OEDAŞ, Kay Süt işletmeleri işçileri, halkı, esnafı ve belediyeleri soymuş ve Enerji Bakanlığı başta olmak üzere tüm Bakanlıklar izin vermiştir. Eti Gümüş işçisine ödemeler 6 Ağustos’ta yapılacak denmesine rağmen herhangi bir adım atılmadığı için eyleme çıkan maden işçileri yine gözaltı ve saldırılarla karşı karşıya bırakıldı.” açıklamasında bulundu.

Maden işçilerinin hak arama eylemlerine yapılan baskı ve gözaltılara son verilmelidir.

Geçmiş tüm alacaklar verilmeli, tazminatlar ödenmeli ve bundan sonra ödemeler gününde yapılmalıdır. 

Ücretsiz izin uygulamasına son verilmelidir.

En doğal hakkı olan örgütlenme önündeki engeller kaldırılmalı, baskılara son verilmelidir. 

Madenler özel işletmelerden alınarak kamulaştırılmalıdır. 

Ödenmeyen maaş ve tazminatlar için mücadele eden tüm maden işçilerinin yanındayız.


 

SDT: Ege Üniversitesi’nde Alınan Eylem Yasağı Kararı Hükümsüzdür!

Ege Üniversitesi’nin gerici rektörü Musa Alcı, kampüste yapılacak olan eylem, yürüyüş ve basın açıklamaları için rektörlükten “izin alınmasına” karar verdi.

Rektörlüğe getirildiğinden beri faşist çetelerin, ÖGB ve polis saldırılarıyla, soruşturmalarla üniversitede baskı ortamını artırmaya çalışan İlim Yayma Cemiyeti Şube Başkanı Musa Alcı, bu kararla birlikte üniversiteleri tamamen iktidarın arka bahçesine çevirmeye çalışmaktadır.

Musa Alcı cüretini AKP iktidarının baskı ve zorbalık rejiminden almaktadır. Seçme seçilme hakkı dahil olmak üzere, düşünce özgürlüğü, eylem ve gösteri hakkı gibi en temel yurttaşlık haklarına dahi göz diken AKP, yandaş rektörleri eliyle üniversiteli gençliğe gözdağı vermeyi amaçlamaktadır.

Geleceksizliği derinleştiren, barınmayı, beslenmeyi birer krize dönüştüren, bilimsel eğitimi tasfiye eden AKP, attığı her adımda gençliğin örgütlü gücüyle karşı karşıya kalacaktır.

Ege Üniversitesi’nde alınan “eylem yasağı” kararı hükümsüzdür. Gençlik, sokaklarda, meydanlarda kampüslerde, iş yerlerinde, hayatın her alanında sözünü söyleyecek; AKP’nin gerici ve baskıcı kuşatmasına izin vermeyecektir!

Ege Üniversitesi Sosyalist Düşünce Toplulukları

 

Komünist Birlik | 2025