Komünist Birlik HaftalıkKomünist Birlik Haftalık 9 Temmuz – 15 Temmuz 2026

Temmuz 15, 20262 min

 

NATO 3.0: Savaş, Silahlanma ve Emperyalist Saldırganlık

36.NATO Zirvesi, emperyalist-kapitalist sistemin çok kutuplu yapısının yarattığı bir dizi gerilim, kriz, bölgesel savaşlar ve entegrasyon arayışının bir arada geliştiği bir kesitte gerçekleşti. Çin, Rusya ve İran’ın sistem içerisindeki pozisyonlarının zayıflatılmasına yönelik hamleler; emperyalizmin Ortadoğu, Latin Amerika, Kafkasya ve Asya’da ekonomik, askeri ve siyasi bir dizi müdahalesini artırmasının ve emperyalist saldırganlığın yükselmesinin nedenleri olarak değerlendirilebilir. Emperyalist-kapitalist sistemin eşitsiz gelişiminin sonucu olan bu durum ve ne pahasına olursa olsun sömürü sistemini ayakta tutmaya çalışan emperyalistlerin dünyayı sürüklediği geleceksizlik ve belirsizlik ise NATO Zirvesi’ne giden süreçte de kendini gösterdi.

Rusya’ya karşı Ukrayna’nın silahlandırılması, NATO bütçesinin artırılması, İran’a yönelik “nükleer silah” tehdidi üzerinden sürdürülen ambargo, savaş ve saldırganlığın devamı, teknoloji ve savaş sanayisi alanında atılacak yeni adımlar ve silahlanmayı merkeze koyan bir yaklaşım bu zirvenin de ana gündemlerini oluşturdu. NATO Zirvesi’nden çıkan sonuç, daha fazla silahlanma, kuşatma ve tehdit oldu.

NATO üyesi bazı ülkelerin başta İran’a yönelik müdahaleler noktasındaki “zıt” tutumunun ise NATO’nun ve emperyalizmin yönelimlerinde değişikliğe sebep olması bugün olası görünmüyor. Savaşın oluşturabileceği ekonomik ve siyasi sıkışmalardan kaynaklı “yumuşak geçiş” arayışında olan bu ülkelerin ise özünde NATO’ya ve ABD emperyalizmine karşıtlığı bulunmuyor.

NATO Zirvesi’nde Trump’ın tehditler yağdırmasıyla birlikte İran’a yönelik saldırıların gerçekleşmesi ise tesadüf değil, NATO ruhunun somutlanmış hali olarak görülmelidir. Her fırsatta “dünyanın güvenliğini sağlamak” kılıfına sığınan NATO’nun gerçekte emperyalizmin savaş ve yağma örgütü olduğu tekrardan açığa çıkmış durumda. Zirvenin üzerinden geçen bir haftalık süreçte emperyalizmin Hürmüz’e yönelik yığınağının artması ve İran’a yönelik yeni bir saldırı hamlesinin kapıda olduğu gerçeği göz önünde bulundurulduğunda, NATO’yu kutsayan liberal yaklaşımların da bugün saldırganlığa güç kattığı ifade edilmek durumundadır.

NATO Zirvesi için ülkeyi “OHAL” kanunları ile yöneten AKP, İsrail’in attığı adımların karşısında yer aldığını söylese de NATO Zirvesi’nden çıkan sonuç; Ortadoğu’ya yönelik atılacak adımların İsrail’in çıkarına olduğunu ve İsrail’in bölgede güç kazanacağını şimdiden göstermektedir. Trump’ın “İran konusunda Türkiye bizimle aynı düşünüyor” sözü ise AKP’nin ikiyüzlü siyasetine örnek teşkil etmektedir.

Tüm bu tabloda, başta Türkiye işçi sınıfı olmak üzere bölge halklarının NATO’ya ve emperyalizmin saldırganlığına karşı bağımsızlık mücadelesini yükseltmesi gerekmektedir. Sömürüyü, yoksullaşmayı ve geleceksizliği her geçen gün derinleştiren sermaye düzenine, emperyalizme ve onun savaş örgütü NATO’ya karşı durabilecek tek güç, halkların örgütlü gücüdür.


Emperyalizmin Ukrayna Planı: Savaşa Devam!

Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi’nin ardından açıklanan sonuç bildirisinde alınan sınırlı sayıda karardan biri Ukrayna’yla ilgiliydi. NATO üyelerinin 2026 yılı için Ukrayna’ya 70 milyar avro destek vereceği ve 2027 yılında da desteğin artarak devam edeceği taahhüt altına alındı. Ayrıca Rusya, Avrupa-Atlantik bölgesi için “uzun vadeli tehdit” olarak tanımlandı.

Emperyalistler, kuklaları hâline gelmiş Ukrayna’yı desteklemeye devam ediyor. Savaşın şiddetlenmesini istiyorlar ki bu bahaneyle daha fazla silahlansınlar ve NATO’nun genişlemesini sağlasınlar. Avrupa, Rusya bahanesiyle militarizasyona tam gaz devam ediyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın, NATO üyelerinden savunma harcamalarını yüzde 5’e çıkarmalarını istemekte ısrarcı olması da tesadüf değil.

Neo-Nazi Zelenski iktidarıyla birlikte Ukrayna, emperyalizmin Rusya’yı sınırlandırma siyasetinin doğrudan parçası oldu ve bölge halkları büyük bir yıkıma sürüklendi. Ölen Ukraynalıların emperyalistler açısından hiçbir önem taşımadığı biliniyor. 2001 yılında yapılan son nüfus sayımında 41 milyon olan Ukrayna nüfusunun şu anda 22-25 milyona gerilediği tahmin ediliyor. Cephede savaşacak asker bulmakta sorun yaşayan Ukrayna için Avrupa Birliği, askerlik çağındaki Ukrayna vatandaşlarının Avrupa Birliği’ne girmesini veya kendilerine koruma statüsü verilmesini engelleyecek bir yasa çıkarmayı hedefliyor.

Emperyalistler dünyanın dört bir köşesinde egemenliklerinin devamı için savaşlar çıkarmaya devam edecekler. Halklara kan kusturmayı sürdürecekler. Emperyalizme karşı mücadelenin her alanda yükseltilmesi dünya halkları için büyük bir önem taşıyor. Emperyalist saldırganlığa karşı bağımsızlığın ve sosyalizmin sesi yükseltilmelidir.


Emperyalistlerin Tek Derdi Kendi Çıkarlarıdır!

Emmanuel Macron’un Şam’da HTŞ lideri Colani ile verdiği poz, emperyalizmin “terör” söyleminde ne kadar ikiyüzlü olduğunu ortaya koymaktadır. Dün “terörist” ilan ettiklerini bugün masaya oturtanlar, Orta Doğu’daki nüfuzlarını ve sermayelerinin yeni pazar arayışını güvence altına almanın peşindedir. Atılan tek bir imzayla Suriye’nin petrolü ve doğal kaynakları uluslararası sermayenin paylaşım masasına sürülmektedir. Şunu net olarak söyleyebiliyoruz ki emperyalizm için değişmeyen tek ilke, kendi çıkarıdır.

Macron’un “istikrar”, “yeniden inşa” ve “iş birliği” söylemleri, yıkıma uğrattıkları coğrafyaları uluslararası tekellere açmanın kılıfından ibarettir. Suriye halkı ve Suriye’nin geleceği, emperyalizmin pazarlık masalarında ve sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirilmeye çalışılmaktadır. HTŞ’ye uzatılan el, bağımlılık ilişkilerinin ilanıdır.

Şam’da verilen bu fotoğraf, emperyalizmin sürekli yeni taşeronlar yaratma siyasetinin en net görüntüsüdür. Suriye halkının kurtuluşu, Macron’un diplomasi gösterilerinde ya da Colani’nin Batı’dan aldığı meşruiyette değildir. Aksine, emperyalizme, gericiliğe ve sömürü düzenine karşı kendi örgütlü mücadelesindedir.


Yeni Anayasa Yeni Osmanlıcılığın Belgesi Olacaktır!

Sermaye düzeninin gerici, işbirlikçi ve emek düşmanı karakterinin emperyalizmin yönelimleriyle birlikte yeniden somutlanma ihtiyacı ve AKP iktidarının meşruiyetini tekrardan güçlendirme hedefi, yeni anayasa tartışmalarını beraberinde getirmiş durumda.

AKP iktidarı, sermaye sınıfının ve emperyalizmin çıkarları doğrultusunda düzeni dizayn ederken; bir yanıyla düzen muhalefetini çözüm ve baskı hamleleriyle şekillendirmeye, diğer yanıyla da AKP’nin karşısında oluşan toplumsal tepkiyi zorbalık ve baskı aygıtlarıyla sindirmeye çalışıyor.

Emperyalizmin Orta Doğu’ya yönelik saldırıları ve emperyalist entegrasyon süreciyle birlikte, iç siyasette yaşadığı sıkışmayı aşma ve kaybettiği etkiyi toparlama imkânı bulan AKP iktidarının, Yeni Osmanlıcı bir politik-ideolojik hattı “güçlü Türkiye” söylemiyle birlikte inşa etme arayışında olduğu görülmelidir.

“Demokrasi, özgürlük, tüm toplumsal kesimleri kucaklayan anayasa” vb. kavramlarla altı doldurulmaya ve toplumun karşısına çıkarılmaya hazırlanan yeni anayasa; özünde 25 yıllık AKP iktidarının ve kurduğu istibdat rejiminin güçlenmesine, işçi sınıfı üzerindeki tahakkümün daha da artırılmasına, gericiliğin önünün daha fazla açılmasına, emperyalist işbirlikçiliğin ve saldırganlığın daha da pekişmesine hizmet edecektir.

Sermaye düzeninin temsilcisi AKP iktidarından ve ortağı faşist MHP’den demokratik ve özgürlükçü bir anayasa beklemek, büyük bir yanılgıdan ibarettir. AKP’nin ülkeyi yönetme ve anayasa yapma ehliyeti bulunmamaktadır.

Emekçilere Şimşek programını reva görenlere, gençliği geleceksizlik ve borç batağına hapsedenlere, kadınları gericilik, şiddet ve sömürü eliyle yaşamdan koparanlara da istibdat rejiminin belgesi olacak yeni anayasaya da geçit verilmemeli; ülkemiz AKP’ye, emperyalistlere ve sermaye sınıfına teslim edilmemelidir.

 


Çankaya Belediyesi’ne Operasyon

AKP, yıllardır sandıkta kazanamadığı kentleri yargı operasyonlarıyla teslim almaya çalışmaktadır. Çankaya’ya yönelik müdahale de yine bu operasyon halkalarından biridir. Halkın sandıkta ortaya koyduğu iradeyi kabul etmeyen iktidar, seçimlerde aşamadığı engelleri yargı operasyonları ve devletin zor aygıtlarıyla aşmaya çalışmaktadır. Bu durum, AKP iktidarının yıllardır sürdürdüğü siyasal bir yöntem haline gelmiştir.

Bu tablonun, yalnızca bir belediyeye yönelik müdahale olarak değerlendirilmemesi gerekir. Mesele, emekçi halkın iradesinin tanınmaması ve seçimlerin yalnızca iktidarın istediği sonucu verdiği ölçüde anlamlı görülmesidir. Bugün Çankaya’yı hedef alan anlayış, uzun süredir muhalefetin yönettiği belediyelere yönelik operasyonları bir yönetme pratiğine dönüştürmüştür. Halkın iradesini tanımayan bu siyaset; baskıyı kalıcılaştırarak, devletin tüm imkanlarıyla toplumu tahakküm altına almaya çalışmaktadır.

Günümüz sermaye düzeninde belediyeler; kamusal hizmet yerine rant, ihale ve yolsuzluk çarkları üzerinden sermayeye hizmet eden birer şirkete dönüşmüştür. Buna karşın komünistler, yerel yönetimleri; barınma, ulaşım, su ve enerji gibi temel ihtiyaçların ücretsiz sağlandığı, kültür-sanat faaliyetlerinin yaygınlaştırıldığı ve emekçilerin doğrudan karar alma süreçlerine katıldığı araçlar haline getirir. Dolayısıyla yerel yönetimlerin şirketleşmekten kurtulup gerçek anlamda halka hizmet edebilmesi, ancak işçi sınıfının siyasi iktidarında ve merkezi bir planlamayla mümkündür.

Emekçi halkın kurtuluşu ancak, düzen siyasetinin taraflarından kopuşla mümkündür. Esas olan; halkın seçme ve seçilme hakkını gasp eden her müdahalenin karşısında durmak, emekçilerin örgütlü gücünü büyütmek ve bu baskı düzenini kökten değiştirecek mücadeleyi yükseltmektir. Halkın iradesini yok sayanlar, er ya da geç örgütlü halkın iradesiyle karşılaşacaktır.


Ahmet Telli’ye Saygıyla

10 Temmuz 2026 günü devrimci şair Ahmet Telli’yi kaybettik. Hasanoğlan Köy Enstitüsü mezunu Ahmet Telli; yaşamını önce öğretmenlik, daha sonra çeşitli edebiyat dergilerinde yazarlık, yayıncılık, editörlük yaparak ve 1978 yılından sonra kendi kitaplarını yayımlayarak mütevazı bir biçimde idame ettirdi. Şiir kitapları, eleştiri yazıları ve Kürt şair Cegerxwîn’in (Cigerhun) şiirleri üzerine yazdığı bir yazıdan ötürü 12 Eylül faşizmi tarafından öğretmenlik görevinden alındı ve tutuklu kaldığı sürede işkence gördü. İşte şiirlerinde tasvir ettiği “Serüvenciler”, Türkiye Devrimci Hareketi’nin siyasi mücadelesinde ve dönem dönem geri çekilip dönem dönem ayağa kalktığı tarih sahnesinde; sosyalist ve emekten yana bir Türkiye için canını, en güzel yıllarını, “güzelliğini” ödünsüz veren sosyalist devrimcilerin ve öz yaşamının anlatısıdır.

Ahmet Telli, mücadele ve üretimlerle doldurduğu bu mütevazı yaşamını yalnızca mensubu olduğu 68 kuşağıyla paylaşmadı. Aynı zamanda farklı zeminlerden yükselerek ve farklı toplumsal ihtiyaçlara yaslanarak bugüne kadar mücadeleye yüzünü dönen tüm kuşaklara şiirleriyle ve fiilî dayanışmasıyla eşlik etti. Öyle ki, DGM savcılarının karşısına çoğu kez üniversiteli devrimci gençliğin düzenlediği etkinliklere ve söyleşilere katılmak, konferans vermek suçlamasıyla çıkarıldı. 1985-1995 yılları arasında kendi deyimiyle hemen her yıl çıkarıldığı bu davalardan cezalar alan Ahmet Telli, en son 2018’de Hacettepe Kitap Topluluğu’nun davetiyle konuşmacı olarak katıldığı “Cumhuriyet Döneminde Edebiyat” konulu söyleşide 30 kişilik faşist grubun saldırısına uğramıştı. Yalnızca bu davaların ve olayların kronolojik sıralaması dahi, Ahmet Telli’nin şiirleriyle, sözüyle, dayanışmasıyla kimin safında olduğunu, kim için ve ne için ürettiğini gösteriyor.

Ahmet Telli’yi saygıyla anıyoruz.

“Ey şair
Sen sus artık, bize bundan sonrasını
dövüşen anlatsın


Gayrettepe Katliamı Aydınlatılmalı, Tüm Sorumlular Yargılanmalıdır

2024 yılında Beşiktaş’taki bir gece kulübünün tadilatı esnasında çıkan yangında hayatını kaybeden 29 işçinin ardından başlayan adalet arayışı, 2 yıldır devam ediyor. Asıl sorumluların iş güvenliği tedbirlerini almayan mekân sahipleri olduğu gerçeği ve Çalışma Bakanlığı gibi denetleyici kurumların da bu tabloda hesap vermesi gerektiği ortadayken, 2 yıldır aileler mahkeme kapılarında hayatını kaybedenlerin hakkını arıyor.

Konu işçi ölümleri olunca adaletin işleyiş hızı yavaşlıyor. İhmali bulunan kamu görevlilerinin sorumluluklarının aydınlatılmaması, bilirkişi raporlarının aylardır tamamlanamaması ve olay yerinde yapılması gereken hayati keşiflerin sürekli ertelenmesi nedeniyle davalar uzuyor.

Gelinen noktada, tutuklu yargılanan bazı isimlerin cezaevi süreci devam etse de aydınlatılmayan karanlık noktalar ve tamamlanamayan evraklar yüzünden dava tıkanmış durumda. Gerekli raporların beklenmesi ve adaletin tecelli etmesi umudu ise bir sonraki duruşmanın yapılacağı sonbahar aylarına devredilerek geride kalanların omuzlarındaki ağır bekleyiş yükünü daha da artırıyor. Gayrettepe katliamı dâhil tüm iş cinayetleri aydınlatılmalı ve sorumluları yargılanmalıdır!

 

Komünist Birlik | 2025