Yeni Osmanlıcılık Emperyalizmin ve Sermayenin Projesidir!
AKP iktidarı yıllardır emperyalizmin Ortadoğu politikalarına hizmet etmiş, bu işbirlikçi adımların tarihsel kodunu ise Osmanlı’ya yapılan atıfla örmeye çalışmıştır. Özünde Büyük Orta Doğu Projesiyle uyumlu olan bu yönelim ise emperyalizm ve sermaye düzeninin ihtiyaçlarından kaynaklanmaktadır. AKP bu hamasi söylem ve adımlardan kaynaklı gerici çeteleri beslemiş, ülkemizin bağımsızlığını ayaklar altına almış, ülkemiz cihatçı örgütlerin barındığı bir konuma getirilmiştir. Emperyalist ve siyonist saldırganlık ve yıkıma Türkiye AKP eliyle ortak edilmiştir.
Bugün de özellikle Suriye’de gerçekleşen emperyalist entegrasyonun ardından hem dış politikada hem de iç siyasette “Yeni- Osmanlıcı” bir politik hattın inşası örülmeye çalışılmaktadır. Tom Barrack’ın Suriye’ye dair “Osmanlı Millet Sistemi” vurgusu ve AKP’nin rolüne dair yaptığı övgüler emperyalist entegrasyon sürecinin ana yönelimini açığa çıkartması açısından önem taşımaktadır. Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Osmanlı’nın topraklarına bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada kendi kişiliğini geliştirmek zorundadır. Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız. Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı” demeçleri ise sermaye düzeninin tüm güçleriyle emperyalist entegrasyon sürecini desteklediğini kanıtlar nitelikte.
Kürt Siyasi Hareketi’nin, Suriye’de HTŞ ve SDG arasında gerçekleştirilen mutabakat sürecinde Türkiye’nin dahil olması ve Suriye’nin inşasında rol üstlenmesi gerektiğine dair vurgular ve aldığı tutum da benzer bir noktaya çıkmaktadır. Bugün sermaye düzeni ve emperyalizm açısından “çözüm sürecinin” asli gündeminin Suriye’nin yeniden inşası olduğu tekrardan açığa çıkmış durumdadır.
Yeni-Osmanlıcılık emperyalizmin ve sermaye düzeninin projesidir. Orta Doğu’yu kan gölüne çeviren emperyalizme ve onun işbirlikçilerine karşı emekçiler bağımsızlık mücadelesini yükseltmelidir.
Ülkemizin ve Orta Doğu halklarının çıkarı hamasi söylemlerde ve emperyalizmin çizdiği projelerde değil, bölgemizin ve ülkemizin emperyalistlerden, NATO’dan, sermaye düzeninden temizlenmesinden geçmektedir.
Emperyalizm ve Siyonist İsrail Rejimi Ortadoğu’dan Defedilmelidir!
28 Şubat’tan beri devam eden İran-ABD savaşı şimdilik sona erdi. Arabuluculuk görevi gören Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif konuya ilişkin ilk açıklamayı yaptı. İki ülke arasında mutabakatın elektronik ortamda imzalandığı ve asıl imzaların Cuma günü İsviçre’nin Cenevre kentinde atılacağı bildirildi. Daha sonra iki taraftan yetkililer de bunu onaylayan açıklamalarda bulundu.
ABD bu savaşı başlatırken arzuladığı hedefe henüz ulaşamadı. İran’a saldırmasının bahanesi olan nükleer enerji konusu 60 günlük ek müzakerede çözülmeye çalışılacak. Hürmüz Boğazı’nın tamamen açıldığını ve “ücretsiz” geçişlerin sağlanacağı ABD tarafından bir başarı olarak lanse edildi. Oysa aslında Hürmüz Boğazı savaş öncesindeki koşullara geri döndü.
Defalarca kez ABD Başkanı Donald Trump, bir anlaşmaya varıldığı açıklamasında bulunmuştu ve yine birçok kez İran’ı yok etme tehditleri savurmuştu. Bu sırada İran-ABD arasındaki mutabakatın en büyük düşmanı İsrail, savaşın sona ermesini istemiyor ve anlaşmanın bir tarafı olmadığı için Lübnan’a saldırmaya devam edeceğini ilan ediyor. İran, anlaşmayı Lübnan’ı da kapsayacak şekilde imzalamak istiyor. ABD’nin İsrail’i ikna edip edemeyeceği ise meçhul.
Ortadoğu’da yaşanan süreç emperyalist ABD ve siyonist İsrail’in durdurulamaz olmadığını bir kez daha tüm dünyaya kanıtladı. Emperyalizmi yenecek güç ise işçi sınıfının emperyalizme ve sömürü düzenine karşı geleceğini ellerine almasından, bu haydutluk düzenine son vermesinden geçiyor. Emperyalizmin ve siyonizmin yenilgiye uğratılması tüm bölge halkları için zafer anlamına gelecektir. Askerleriyle, üsleriyle ve işbirlikçi iktidarlarıyla emperyalizm ve Siyonizm Orta Doğu’dan defedilmelidir.
Birlik ve Dayanışma Hareketi’nden NATO Karşıtı Toplantılara Çağrı
Temmuz ayında ülkemizde toplanmaya hazırlanan emperyalizmin kanlı savaş aygıtı NATO’ya; Filistin’de, İran’da ve Suriye’de halkların kanını döken kasaplara karşı omuz omuza veriyoruz!
Çözüm ne yirmi beş yıldır NATO’nun en sadık bekçiliğini yapan AKP’nin sahte hamasetinde ne de yüzünü emperyalist barbarlara dönüp NATO’dan “güvenlik ve demokrasi” bekleyen muhalefetin işbirlikçiliğindedir!
Ülkemizi kan gölüne çeviren darbelerin, fâili meçhullerin ve katliamların mimarı olan bir savaş örgütünden; barış, demokrasi ve güvenlik beklenemez.
Sermaye sınıfının bekâsı için bağımsızlığımızı peşkeş çekenlere ve dünyayı emperyalist barbarlığın karanlığına sürükleyenlere karşı işçi sınıfının eşitlik, özgürlük ve kardeşlik bayrağını İstanbul’da dalgalandırıyoruz.
Birlik ve Dayanışma Hareketi; emperyalist saldırganlığa, uluslararası sermayenin koçbaşı savaş örgütü NATO’ya ve ülkemizi bu kanlı projelerin bir parçası haline getirenlere karşı tüm emekçileri, gençleri ve yurtseverleri mücadeleyi yükseltmeye çağırıyor!
Birlik ve Dayanışma Hareketi İstanbul Bağcılar, Esenyurt ve Şişli’de, İzmir Karşıyaka’da NATO karşıtı toplantılarını gerçekleştirdi. Önümüzdeki hafta sonu ise İstanbul Gazi Mahallesi, Kadıköy, Avcılar, Bakırköy’de, İzmir’de Buca ve Bornova’da toplantılarını gerçekleştirmeye hazırlanıyor.
Özşen Maden İşçileri Kazandı
Edirne’de, eski Tekirdağ AKP İl Başkan Yardımcısı Bekir Kiremitçi’ye ait Özşen Madencilik’te çalışan maden işçileri, ödenmeyen maaşları ve gasp edilen hakları için Bağımsız Maden-İş öncülüğünde başlattıkları 27 günlük direnişi büyük bir zaferle taçlandırdı.
Haklarını arayan madenciler seslerini yetkililere duyurmak amacıyla Edirne merkeze gitmek istedikleri için otobüsleri jandarma tarafından durduruldu. Yürüyüşlerine devam etmek isteyen madencilere müdahale edildi ve gözaltına alınanlar oldu.
Geçtiğimiz günlerde ise direnişi kırmak için maden önünde bekleyen işçilere, ailelerine ve sendika yöneticilerine yönelik silahlı bir saldırı girişimi yaşandı. Tüm bu korkutma çabalarına ve engellemelere rağmen madenciler pes etmedi.
Türkiye işçi sınıfı tarihi açısından büyük bir öneme sahip olan 15-16 Haziran İşçi Direnişi’nin yıl dönümüne denk gelen günlerde, işveren işçilerin kararlı direnişi karşısında geri adım atmak zorunda kaldı.
AKP, Emperyalistlere ve Katil NATO’ya Karşı Yükselecek Sesten Korkmaktadır!
7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilmesi planlanan NATO Zirvesi öncesinde başkentte “OHAL” uygulamaları devreye sokuldu. Eylem, gösteri, toplantı ve yürüyüşlerin yasaklanması basit bir prosedürden öte emperyalistlere ve NATO’ya karşı oluşacak tepkilerin sindirilmesi anlamı taşımaktadır.
Emperyalizmin Ortadoğu’dan Latin Amerika’ya uzanan saldırganlığını ve haydutluğu giderek artarken işbirlikçi AKP iktidarı da NATO Zirvesi için başkent Ankara’yı işçi sınıfına, yurtseverlere ve sosyalistlere kapatarak emperyalistlere ve baş haydut Trump’a karşı görevini yerine getiriyor.
Atılan bu adım açık bir biçimde ifade özgürlüğü başta olmak üzere, gösteri ve eylem hakkının gaspı anlamına gelmektedir. Meydanları işçi sınıfına kapatan, gençliğin üniversitelerde ve yurtlarda gerçekleştirdiği eylemlerde de baskı ve yasaklama yolunu tercih eden AKP emek düşmanlığını ve emperyalistlere olan bağlılığını açıkça göstermektedir.
Ülkemiz, emperyalistleri ve onların savaş örgütü NATO’yu hoş karşılamayacaktır. AKP’nin yasaklama adımları tutmayacak, memleketin her yerinde emperyalistlere ve NATO’ya karşı mücadele yükselecektir.
Eğitim Emekçilerinin Talepleri Karşılanmalıdır!
AKP iktidarı her türlü muhalefeti zor, baskı yolu ile engellemek, hak aranmasını imkânsız hale getirmek, suskun, sinmiş bir toplum yaratmak için, elindeki tüm gücü kullanmaktan çekinmiyor.
AKP’nin, patronların işçi sınıfı ile olan tüm anlaşmazlıklarında durduğu yer, kendisini iktidara hazırlayan, iktidara getiren ve iktidarının sürmesini sağlayan sermayenin yanı oluyor. Emekçilere yapılan tüm haksızlıklara karşı hukuk ve güvenlik güçleri ile kalkan olduğu gibi, susturmak için güç kullanıyor.
Bunun son örneği Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın Ankara Güvenpark ile Kurtuluş parkında yaptığı eylemlerde yaşandı. Asgari ücrete gerileyen maaşların, dengi resmi okullardaki öğretmenlerden az olmamasını sağlayan yasa maddesinin yeniden eklenmesi; kıdem ve ihbar tazminatını imkansız hale getiren, geleceksizliğe mahkum eden belirli süreli iş sözleşmesinin kaldırılması; yaz aylarında maaşlarını kesilmemesi, okullardaki baskı, mobbing ve uzun çalışma saatlerinin sona ermesi için yıllardır mücadele eden öğretmenler, bunun yanı sıra atama mağduriyetleri için de alana çıktılar.
Milli Eğitim Bakanlığı’ndan meclise yürümeye çalışan emekçilere polis müdahale ederek birçok öğretmeni gözaltına aldı.
Öğretmenleri köle olarak gören patronlar ve onların koruyucusu iktidar bilmelidir ki emekçilerin insanca yaşam mücadelesi baskı ve zor yoluyla sindirilemeyecektir. Eğitim emekçilerinin talepleri karşılanmalıdır.
15-16 Haziran’ın 56. Yılında: Yarım Kalan Yürüyüşü Tamamlayacağız!
Türkiye işçi sınıfının sermaye düzenine karşı ayağa kalktığı, tarih sahnesine çıktığı şanlı 15-16 Haziran Direnişi’nin 56. yıl dönümündeyiz. 56 yıl önce şalteri indirerek fabrikaları boşaltan, sendikal haklarını gasp etmek isteyen patronlara ve siyasi iktidara dersini veren yüz binlerin kararlılığı, bugün de yolumuzu aydınlatıyor.
15-16 Haziran sadece bir hatıra değil, bugünün sömürü, kriz ve baskı düzenine karşı işçi sınıfına işaret ettiği çıkış yoludur.
Bugün işçi sınıfı, geçmişten çok daha ağır bir saldırı dalgasıyla karşı karşıyadır. “Şimşek programı” adı altında krizin tüm faturası emekçilerin sırtına yıkılıyor. Kıdem tazminatı, iş güvencesi ve emeklilik gibi yüz yıllık kazanımlarımıza göz dikiliyor. Sendikal hareket sermaye düzeni tarafından tam bir kuşatma altında; bu kuşatmayı aşan işçi eylemleri ve grevleri, sermayenin siyasi temsilcileri tarafından yargı veya kolluk saldırılarıyla durdurulmaya çalışılıyor. Patronların kârları her geçen gün büyüsün diye işçi sınıfı yoksulluğa, açlığa ve güvencesiz çalışmaya mahkûm ediliyor.
Sermaye düzeninin saldırıları sadece ekonomik alanla sınırlı değildir. Siyasi iktidar, halkın en temel hakkı olan seçme ve seçilmeyi fiili olarak ortadan kaldırmaya çalışıyor. Siyasi iktidar biten meşruiyetine rağmen ayakta kalmak için halkın iradesini hiçe sayıyor.
Ankara’da 7-8 Temmuz’da gerçekleştirilecek NATO toplantısı ise emperyalizmin bölgemizdeki askeri ve siyasi politikalarını tahkim etme, bu topraklardaki egemenliğini pekiştirme çabasından başka bir şey değildir. Seçme ve seçilme hakkının gasp edilmesine ve emperyalizmin uluslararası savaş örgütü NATO’ya karşı duracak yegâne güç, işçi sınıfının örgütlü mücadelesidir.
Baskıya, sömürüye ve emperyalist kuşatmaya karşı işçi sınıfının bu cendereyi aşıp tekrar ayağa kalkması; sınıf sendikacılığını merkeze alan siyasal bir işçi sınıfı hareketinin örülmesinden ve üretimden gelen gücün kullanılmasından geçmektedir. Emekçilere kurtuluş yoksa, bu ülke için bir çıkış da yoktur! Sömürüsüz, eşit ve işçi sınıfının iktidar olduğu bir ülkeyi kendi ellerimizle kuracağız.
Yeni 15-16 Haziranları yaratmak, bu sömürü düzenini tarihin çöplüğüne göndermek, bugün omuzlarımızdaki en büyük sorumluluktur. 56 yıl önce başlayan bu büyük iktidar mücadelesini başarıya ulaştıracak, başladığımız işi mutlaka bitireceğiz!
15.06.2026
Birleşik Komünist Parti Merkez Komitesi
