Emperyalist Kuşatma ve Siyonist Saldırganlığa Karşı: Ortadoğu’da Direniş ve Mücadele
ABD emperyalizmi ve siyonist İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı savaş ve buna karşılık İran’ın İsrail ile Körfez’deki ABD üslerine düzenlediği misilleme saldırıları 18’inci gününe girdi. Ortadoğu’yu bir kez daha kan gölüne çeviren bu saldırganlık, bölgedeki çatışma dinamiğini tehlikeli bir boyuta taşımıştır. Savaş aygıtını aralıksız çalıştıran ABD-İsrail ekseni, bölgesel hegemonyasını tesis etmek adına boyun eğdiremediği ülkeleri ve halkları topyekûn bir ateşe atmaktan çekinmediğini bir kez daha göstermiştir.
Bu emperyalist saldırganlığın son hedefi, egemenliği hiçe sayılan ve uluslararası hukuk kuralları pervasızca çiğnenen Lübnan olmuştur. Filistin’de yürüttüğü soykırım sürecinde katliamlarına hız kesmeden devam eden İsrail, İran’a karşı başlatılan savaşın yarattığı atmosferi fırsat bilerek Lübnan işgalini devreye sokmuştur. Hizbullah’ın silahsızlandırılması bahanesiyle başkent Beyrut’a yönelik yıkıcı hava saldırıları düzenleyen İsrail ordusu, “kısıtlı ve hedefli” kılıfı altında Lübnan’ın güneyine yönelik bir kara harekâtı başlatarak ülkeyi fiilen işgal etmektedir.
İsrail yönetimi bu vahşi saldırıları Lübnan tarafından ateş açıldığını gerekçe göstererek meşrulaştırmaya çalışsa da gerçekler farklıdır. İşgal ordusunun Güney Lübnan’daki birçok mahalle ve başkent Beyrut’un belirli bölgeleri için art arda yayınladığı tahliye kararları bölgede derin bir insani krize yol açmış, yaklaşık 800 bin kişi evlerini terk etmek zorunda kalarak yerinden edilmiştir. Geniş çaplı bu saldırılar, saldırının anlık bir kararla değil, Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmeye dönük uzun vadeli ve sistematik bir savaş planının parçası olduğunu kanıtlamaktadır.
İnsanlık önemli bir kırılmayla karşı karşıyadır. Emperyalist kuşatma ve siyonist saldırganlığa karşı ayağa kalkılmalıdır. ABD ve İsrail’in haydutluğuna karşı anti-emperyalist mücadele yükseltilmelidir.
Emperyalizm Ortadoğu’dan derhal kovulmalıdır. Bölge halkları kendi geleceğini kendi ellerine almalı; yerli işbirlikçiliğe, emperyalist manipülasyonlara, sömürüye, yoksulluğa ve savaşa karşı eşitlik ve özgürlük mücadelesini büyütmelidir.
Türkiye Emperyalizme ve Siyonizme Kalkan Yapılamaz!
ABD’nin ve siyonist İsrail rejiminin İran’a yönelik saldırıları 18. gününde devam ederken Ortadoğu büyük bir yıkıma ve kaosa sürüklenmiş durumda. ABD ve Siyonist İsrail rejimi Ortadoğu’yu büyük bir yıkıma ve kaosa sürüklemiş durumda.
Emperyalist haydut Trump ise hâlâ “dünyayı nükleer saldırıdan korumak”, “İran’ın Ortadoğu’yu ele geçirme planlarını bozmak” söylemleriyle savaşı meşrulaştırıyor ve emperyalizmin gözü dönmüşlüğünü bir kere daha gözler önüne seriyor.
Emperyalizm, İran’ın Körfez ülkelerini hedef aldığı yalanıyla birlikte Türkiye’nin de İran’ın hedefinde olduğunu ifade ederek NATO’nun Türkiye’deki etkisini artırma arayışında. NATO savunma sistemlerinin düşürdüğü mühimmatlar üzerinden yürütülen kirli propaganda Kürecik Radar Üssü’nün güvenliği için ABD Patriot’larının kurulmasıyla sonuçlanmış durumda.
AKP iktidarı ise sözde İran’a, Lübnan’a ve Ortadoğu’ya yönelik saldırganlığı kınarken, gerçekte ise emperyalizmin bölgedeki etkisini artıracak ve askeri varlığını güçlendirecek adımlar atmaya devam ediyor.
Türkiye’nin güvenliği, ülkemizin ABD üslerine peşkeş çekilmesiyle, NATO’yla, ya da AKP iktidarının izlediği işbirlikçi ve yeni-Osmanlıcı politikalarla sağlanamaz. Türkiye, emperyalizme ve Siyonist İsrail rejimine kalkan yapılamaz.
Bugün emekçilerin, kadınların ve gençliğin bağımsızlık mücadelesini yükseltmesi gerekmektedir. Yoksulluğun, geleceksizliğin, gericiliğin emperyalizmden, onun işbirlikçi sermaye düzeninden beslendiği bilinmelidir. Türkiye NATO’dan çıkmalı, başta Kürecik Radar Üssü ve İncirlik olmak üzere tüm emperyalist üsler ve merkezler kapatılmalıdır.
Bu ise emekçilerin, kadınların ve gençliğin sermayeye, gericiliğe ve emperyalizme karşı mücadelesi ile gerçekleşecektir. Bağımsızlık, laiklik, eşitlik ve özgürlük emekçilerin iktidarıyla mümkün kılınacaktır.
Gazi Katliamı’nı Unutmadık, Unutturmayacağız!
12 Mart 1995’te İstanbul Gazi Mahallesi’nde Alevilere yönelik gerçekleştirilen kontrgerilla saldırılarının ardından yaşanan büyük eylemlerde 22 yurttaşımız kolluk kuvvetleri ve çetelerin saldırıları sonucu hayatını kaybetmiş ve birçok yurttaşımız yaralanmıştı. Katliamın ardından emekçiler, devrimciler ve Alevi kurumları tarafından Gazi Katliamı’nın sorumlularının yargılanması için yürütülen mücadele sermaye düzeni ve iktidarlar tarafından görmezden gelindi, katliamın sorumluları yargılanmadı ve bazı kolluk kuvvetleri hakkında göstermelik cezalar verildi.
Gazi’nin ve yine sermaye düzeninin çıkarları doğrultusunda gerçekleşen tüm katliamların hesabının sorulması katliam, sömürü, yoksulluk düzenine karşı mücadelenin her alanda yükseltilmesinden geçmektedir.
Gazi Katliamı’nı unutmadık, unutturmayacağız!
BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen Serbest Bırakılsın!
Aylardır zamlı ücretlerini alamayan, son ay maaşları ödenmediği için eyleme çıkan Sırma Halı işçilerinin yanında olduğu ve eylemde konuşma yaptığı için gözaltına alınan BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, hukuksuzca tutuklanmıştır.
En temel hakları için direnen işçilere destek olan Mehmet Türkmen’in tutuklanması kabul edilemez! Mehmet Türkmen tutuklanarak, işçiler kölelik koşullarına mahkûm edilmek isteniyor.
AKP, işçi sınıfının hak mücadelesini ve haklı taleplerini yeri geldiğinde polis, jandarma gücü ile yeri geldiğinde grev yasaklarıyla ve sendikal örgütlenmeyi zayıflatmayı amaçlayan baskı uygulamalarıyla bastırmaya ve kırmaya çalışmaktadır. İş cinayetlerine kader diyerek meşrulaştıran, patronlara uygulanan vergi indirimleri ve teşviklerle övünen AKP emekçilerin en ufak hak arayışından dahi korkmaktadır.
Tutuklamalarla, yandaş sendikalarla, örgütlenme hakkının engellemesiyle, polis zoruyla bastırılmaya çalışılsa da Türkiye işçi sınıfı emeği, geleceği ve hakları için mücadelesini yükseltmeye devam edecek, sermayeye ve AKP’ye boyun eğmeyecektir.
Sırma Halı işçilerinin haklı mücadelesini destekliyor ve dayanışma duygularımızı paylaşıyoruz. Sırma Halı işçilerinin talepleri karşılanmalı ve BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen serbest bırakılmalıdır!
Sosyalist Düşünce Toplulukları: 16 Mart’ı Unutmadık!
16 Mart 1978’de Beyazıt’ta faşist çeteler tarafından gerçekleştirilen bombalı ve silahlı saldırı sonucu 7 devrimci öğrenci katledildi, onlarca kişi yaralandı. Bu saldırı münferit bir olay değil; öğrencilerin ve emekçilerin bağımsızlıktan, emekten ve özgürlükten yana yükselen mücadelesine karşı emperyalizmin ve işbirlikçilerinin yürüttüğü bir kontrgerilla operasyonuydu. Emniyet güçleri ile ülkücü faşistlerin işbirliğiyle planlandı, devletin bilgisi dâhilinde gerçekleşti. Amaç açıktı: Yükselen anti-emperyalist üniversite hareketini ezmek ve işçi sınıfıyla birleşen devrimci yükselişi kırmak.
Bu katliam, sermaye düzeninin duyduğu korkunun göstergesidir. 12 Eylül’e giden süreçte Beyazıt Katliamı; Maraş ve Çorum katliamlarıyla birlikte bu karanlık dönemin habercilerinden biri oldu. Katiller yargılanmadı, dosyalar zaman aşımına uğratıldı. Çünkü katilleri koruyan sermaye düzeni hâlâ değişmedi.
16 Mart’ı unutmadık, unutturmayacağız!
Bugün de aynı düzen gençliği baskıyla, polis şiddetiyle ve yasaklarla sindirmeye çalışıyor. Ancak gençlik; kampüslerde, sokaklarda ve fabrikalarda örgütlenerek sermayeye ve emperyalizme karşı mücadeleyi büyütmeye devam ediyor!
Daha fazla katliamın, daha fazla acının yaşanmaması için; eşit, özgür ve bağımsız bir ülke için bu mücadeleyi birlikte büyütelim. Sosyalizm mücadelesini birlikte yükseltelim!
Berkin Elvan Onbeş’inde Bir Fidan!
Haziran Direnişi sırasında Okmeydanı’nda polisin hedef gözeterek attığı gaz fişeğiyle vurulan ve aylarca yoğun bakımda kaldıktan sonra 11 Mart 2014’te hayata gözlerini yuman Berkin Elvan’ı anıyor, Berkin’i eşitlik ve özgürlük mücadelemizde yaşatıyoruz.
Türkiye’de sermaye düzenine, gericiliğe, AKP’nin baskıcı, işbirlikçi, emek düşmanı politikalarına karşı en kitlesel karşı duruş olan Haziran Direnişi’nde yitirdiklerimizi de halk düşmanı AKP iktidarını da, “emri ben verdim” diyenleri de unutmadık.
Sosyalist Liseliler: Okullarımızı Tarikat Karanlığına Teslim Etmeyeceğiz!
Bursa’da Yiğitler Anadolu İmam Hatip Lisesi bünyesinde yer alan bir ortaokula sokulan tarikat şeyhinin kitabı ile eğitim bir kez daha tarikatlara açılmış, kitapları öğrencilere ulaştırılmıştır. Atılan bu gerici adım AKP’nin yıllardır sürdürdüğü “dindar ve kindar nesil” hedefinden bağımsız değildir!
Okulların tarikat ve cemaatlerin arka bahçesi haline getirilmesi kabul edilemez!
Okullarımızı, müfredatımızı, eğitimi laiklikten ve bilimsellikten uzaklaştırıp, tarikatların arka bahçesi haline getiren her adım, geleceğimizin karanlığa teslim edilmesidir!
Bizi geleceksizliğe mahkûm etmek isteyen bu düzene karşı durmak, memleketi de okulları da gericiliğe teslim etmemek demektir. Karanlığa razı olmayacak, bulunduğumuz her alanda laiklik mücadelesini yükselteceğiz!
Sosyalist Liseliler olarak okullarımızı da memleketimizi de gerici karanlığa teslim etmeyeceğimizi yineliyor, bütün sıra arkadaşlarımızı laik ve bilimsel bir eğitim için mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz!
“Her Şey Emeğin Olacak!” Diyenler İstanbul ve İzmir’de Buluştu!
Sermaye düzenine, gericiliğe, emperyalist saldırganlığa karşı insanca bir yaşam ve eşitlikçi bir düzen mücadelesini yükseltme, sınıfın bölünmüşlüğü, emekçilerin düzen içi çözümlere mahkûm edilmesi karşısında birliğin ve dayanışmanın örgütlenmesi hedefiyle yola çıkan Birlik ve Dayanışma Hareketi İstanbul ve İzmir’de buluşmalarını gerçekleştirdi. “Her Şey Emeğin Olacak!” buluşmalarında emekçiler, kadınlar ve gençler söz aldı, mücadelenin ihtiyaçlarını ve önümüzdeki dönem emekçilerin görevlerini değerlendirdi.
Birlik ve Dayanışma Hareketi’nden “Emeğimiz İçin Birlik ve Dayanışma Manifestosu”
İşçiler, emekçiler, yoksullar!
Geçtiğimiz yıl 19 Mart tarihinde ayağa kalkan halkımızı, direnişin yıl dönümünde birlik ve dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz!
AKP iktidarına son!
AKP iktidarı, yirmi dört yıldır ülkemizin tüm ilerici birikimine savaş açarak bir rejim değişikliğine yol açtı. Cumhuriyet’in tüm kazanımları birer birer ortadan kaldırıldı.
Emperyalist işbirlikçilikle, piyasacılıkla, siyasal İslamcılıkla patronlar sınıfına tam istedikleri gibi bir rejim kurdu. Hak ve özgürlüklerimize bir bir saldırdı. Sömürüyle ve baskıyla yol alabilen bu rejim, memleketi bugün içinde bulunduğu karanlığa sürükledi.
AKP rejiminin bugün geldiği nokta durdurulmalıdır. 12 Eylül’ün ürünü olan AKP, 12 Eylül Anayasası’nı bahane ederek kurulan rejim, yine Anayasa’yı gündeme getirmektedir. 24 yıllık iktidarıyla tüm temel yurttaşlık haklarına saldıran AKP’nin bu son hamlesine karşı ayağa kalkma zamanı gelmiştir.
Bu böyle gitmez!
Memleket yangın yerine dönmüşken, emeğiyle ve alınteriyle yaşayan işçiler, emekçiler, yoksullar için hayat artık sürdürülemez bir noktaya geliyor.
Geleceksizlik, güvencesizlik, işsizlik, hayat pahalılığı, yoksulluk… Her geçen gün derinleşen bu sorunların çözümünün hiçbir düzen partisinde olmadığı, her seçim döneminde görülmektedir.
Tüm bunlar ve daha fazlası yaşanırken emekçilere düşen, seçimden seçime gidip oy vermek olamaz. Böyle gelmiş, böyle gitmez demek için artık vakit geldi.
Çıkış yolu bellidir!
Düzen partileri hangi isimlerle, hangi siyasi figürlerle olursa olsun birbirinin tamamen aynısı haline gelmiştir. İslamcılar, milliyetçiler, liberaller birbirine kimi zaman küstüler, kimi zaman da yan yana geldiler ama en sonunda bu ülkenin tüm ilerici birikiminin düşmanlığında birleştiler. Düzen partilerinin tümü bu rejimin inşa edilmesine destek oldu. Kamuculuk, Bağımsızlıkçılık, Laiklik gibi, memleketin kurtuluşunun biricik yolu olan hedefleri terk edenler, artık bu ülkenin geleceğine dönük hiçbir program önerememektedir.
Her türlü zorbalıkla iktidarını sürdüren bu rejime karşı halkın bu üç ilke etrafında örgütlü bir mücadelesi biricik çözümdür.
Mücadele ederek kazanacağız.
Her gün aldığımız kötü haberlere bakıp umutsuzluğa sürüklenmek, söylenmek bir çözüm getiremez. Mücadele ederek hayatımızın, ülkemizin geleceğini doymak bilmez patronlara, çetelere, mafyalara, tarikatlara bırakmayacağız.
Emekçi halkın hayati sorunlarına karşı ortak bir mücadele örerek birliğimizi ve dayanışmamızı güçlendirmek için tarihsel bir sorumluluk almalıyız.
Topraklarımız nice onurlu mücadelelerin tarihini taşımaya devam etmektedir. Genç kuşakların bu mücadele birikimini omuzlaması için bir yol açılmalıdır.
Haramilerin saltanatına karşı laik, demokratik, bağımsız bir emekçi cumhuriyetini ayağa kaldıralım.
Yapılması gerekenler açıktır!
1- Bugün ülkemizde alınan tüm kararlar tek bir kişiden çıkmaktadır. Tek adam rejiminde karakterize olan bu düzenin attığı tüm adımlar sermayenin, gericiliğin, emperyalizmin çıkarları etrafında şekillenmektedir. Bu rejim son bulmalıdır.
2- Emekçilerin siyasete doğrudan katılımı için, ipleri kendi ellerine alması gerekmektedir. Seçimlerin fiilen ortadan kaldırıldığı bu tabloda oturup sandık beklenecek bir gerçeklik kalmamıştır. Halkın örgütlü gücü açığa çıkmalıdır.
3- Eşitsizlik ve adaletsizlik üzerine kurulu, paranın saltanatını ifade eden bu toplumsal düzene karşı, bütünlüklü bir programla mücadele edilmelidir. Patronların her geçen gün zenginliklerine zenginlik kattığı, emekçilerin ise an be an yoksullaştığı kriz koşullarına karşı işçi sınıfının birliği sağlanarak dayanışma güçlendirilmelidir.
4- Yoksulluğu, işsizliği, hayat pahalılığını, zamları ortadan kaldırmanın tek yolu bu düzenin değişmesidir. Özelleştirmelerle yağma ve talan düzeni kuranlara karşı kamulaştırma talebi yükseltilmelidir. Eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçlar eşit ve ücretsiz olarak sunulmalıdır. Tüm kamu varlıkları kamulaştırılmalıdır. Emperyalist tekellere peşkeş çekilen tüm varlıklarımız geri alınmalıdır. Planlamacı bir ekonomik modele geçilmelidir.
5- Dünyanın dört bir yanına haydutça saldıran emperyalistlere karşı mücadelede tavizsiz olunmalıdır. Emperyalistlerin bölgemizde yarattığı yıkıma, onun savaş örgütü NATO’nun yayılmacılığına karşı seferber olunmalıdır. Ülkemiz NATO’dan çıkmalı ve tüm üsler kapatılmalıdır.
6- Devletin tüm olanaklarını kullanarak toplumsal yaşamı şekillendirmeye çalışan tarikatlara karşı bilimsel düşünce ve özgürlükler tavizsiz şekilde savunulmalıdır. Toplumsal alandaki dinselleşmeye karşı laik ve bilimsel düşünce her zamankinden daha yüksek bir sesle dile getirilmelidir. Eğitim birliği sağlanarak eğitim ve diğer tüm alanlardaki tarikat faaliyetleri yasaklanmalıdır.
7- Etnik kökenler, dini inançlar ve toplumsal cinsiyet üzerinden yaratılan ayrımcılıkların ortadan kaldırılacağı gerçek bir kardeşlik zemini yaratılmalıdır. Eşit, özgür, adil ve kardeşçe bir toplumsal düzen düşüncesi, ülkemizin dört bir yanında yeşertilmeye devam etmelidir.
Tüm her şey için ihtiyacımız olan; Birlik ve Dayanışma’dır!
Bu düzende paranın saltanatı var, gericilerin tarikatları var, emperyalistlerin uşakları var. Emekçileri bölen dincileri ve faşistleri var. Onların düzenini meşrulaştırma görevini gören liberalleri var.
Onlar hep konuştular, söz işçilerde, söz emekçilerde!
İşçilerin hayatın her alanından gelen bir gücü var. Bu gücün ihtiyacı olan tek şey, birliğini sağlamasıdır.
Aydınlarıyla, gençleriyle, kadınlarıyla hep beraber, bu düzene son vermek için emekçilerin birliği kurulmalıdır.
Birlik ve Dayanışma Hareketi, bu doğrultuda, bu sömürü düzeninin tam karşısında yeni bir emek cephesi olacaktır!
Emperyalizmin, sermayenin, gericiliğin değil; her şey emeğin olacak.
Birlik ve Dayanışma’yla, gelecek bizim olacak!
