Kahrolsun Emperyalizm! Venezuela Halkı Yalnız Değildir!
ABD emperyalizmi, yıllardır ambargolarla ve tehditlerle sindirmeye çalıştığı Venezuela’ya gece saatlerinde hava saldırıları düzenleyerek emperyalist saldırganlık ve işgal politikalarını yeni bir evreye taşımış durumdadır.
Emperyalizmin Latin Amerika üzerinde kurmaya çalıştığı tahakküm ve bölgenin emperyalizm tarafından dizayn edilme arzusu bugün Venezuela’da somutlanmış; ABD emperyalizminin gerçek yüzü bir kere daha ortaya çıkmıştır. 1823 Monroe Doktrini’ni “Neo-Monroe” adıyla yeniden hortlatan ABD, Amerikan kıtasındaki tüm egemenlik haklarını hiçe sayarak kendi hegemonyasını zorla dayatmaktadır.
Emperyalizmin Ortadoğu’da sürdürdüğü savaş, işgal ve yağma politikasının bir benzeri bugün Venezuela’da yaşanmaktadır. “Uyuşturucuyla mücadele” yalanını ve kirli narko-siyaset iddialarını bir işgal maskesi olarak kullanan ABD, asıl hedefinin Venezuela halkının öz kaynakları olan petrolü ve değerli madenleri gasp etmek olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.
Bağımsızlıkçı ve anti-emperyalist tutumunu sürdüren Latin Amerika halkları emperyalizmin hedefinde ve emperyalist saldırganlıkla karşı karşıyadır. Bu saldırı, sadece Venezuela’ya değil; emperyalist-kapitalist sisteme teslim olmayan tüm anti-emperyalist devletlere ve hükümetlere yönelik bir gözdağı ve sindirme girişimidir.
Emperyalizm; yağma, savaş, yoksulluk ve ölüm demektir. Venezuela halkı emperyalist saldırganlığın karşısında çaresiz ve yalnız değildir.
Venezuela halkı bombalarla, ekonomik ambargolarla, yalan ve algı operasyonlarıyla teslim alınamayacak, emperyalizm hedefine ulaşamayacaktır.
Venezuela halkının yanındayız, kahrolsun emperyalizm!
Birleşik Komünist Parti Merkez Komite
03.01.2026
İran’da Krizin Bedelini Halk Öderken Emperyalizm Pusuda
28 Aralık 2025’te Tahran Kapalı Çarşı’da esnafların başlattığı, tamamen ekonomik taleplere dayanan protestolar sekizinci gününde ülke geneline yayıldı. İran riyalinin dolar karşısında yüzde 56’dan fazla değer kaybederek tarihi dip seviyelere inmesi ve gıda enflasyonunun yüzde 72’ye ulaşması, eylemlerin temel nedenleri.
Başlangıçta ılımlı bir tutum sergileyen İran yönetimi zamanla sertleşti. Protestocular ile güvenlik güçleri arasında şiddetli çatışmalar yaşanırken, ondan fazla eylemci hayatını kaybetti. Farklı toplumsal kesimlerin de sürece dâhil olmasıyla protestoların niteliği değişti. Eylemler sırasında monarşi yanlısı sloganlar da duyulmaya başlandı.
ABD Başkanı Donald Trump, protestocuların vurulması halinde İran’a müdahale edebileceklerini açıkladı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise bu konuda ABD’ye destek vereceklerini duyurdu.
2025 Haziran’ında yaşanan 12 günlük İran-İsrail Savaşı sırasında İran yönetimini devirmeye yönelik her yolu deneyen İsrail ve ABD’nin, mevcut iç karışıklıkları fırsat bilerek İran’a yeniden müdahale etme ihtimali bulunuyor. ABD’nin Venezuela’da Başkan Nicolas Maduro ve eşini rehin alması ise emperyalist müdahale tehdidinin ne denli ciddi olduğunu ortaya koyuyor.
İran halkı, yıllardır kendisini demir yumrukla yöneten molla rejimi ile emperyalist-siyonist dış güçlerin yanı sıra ülke içindeki Reformcular ve Gelenekçiler arasındaki iktidar mücadelesinin ortasında ağır bedeller ödüyor. Ne mollalardan ne de ABD ve İsrail gibi dış güçlerden halka bir fayda gelir. İran halkının kurtuluşu ancak kendi örgütlü gücüne dayanmasıyla gerçekleşebilir.
Küba 67 Yıldır Ayakta!
Tam 67 yıl oldu. 1 Ocak 1959’dan beri Havana sokaklarında eşitliğin, özgürlüğün sesi dolanıyor. Bugün, Küba Devrimi 67 yaşında, o küçük ada ülkesi hâlâ insanlığın onur kalesi olarak, emperyalizmin burnunun dibinde sosyalizmin bayrağını dalgalandırmaya devam ediyor.
1961’de Küba’yı işgal etmek için askerlerini Domuzlar Körfezi’ne süren ve başarısız olan ABD emperyalizmi, 60 yılı aşkın süredir insanlık tarihinin en uzun ve en acımasız ekonomik ablukasını Küba halkına dayatıyor. Buna rağmen Küba dimdik ayakta.
Bugün ise ABD, Latin Amerika’yı kendi “arka bahçesi” olarak gören Monroe Doktrinini, 21. yüzyılda Venezuela üzerinden yeniden hortlatmak istemektedir.
ABD emperyalizmi, Küba’yı yok etmeye çalıştığı gibi Venezuela’yı ve Latin Amerika ülkelerini darbelerle, yaptırımlarla ve kukla muhalefetler ile teslim almaya çalışmaktadır.
Bugün Küba Devrimi’ni selamlamak; Venezuela’dan, Filistin’e dünyanın dört bir yanında emperyalizme karşı durmaktır.
Küba 67 yıldır ayakta ve insanlığa fısıldamaya devam ediyor: “Vatan ya da Ölüm, Kazanacağız!” (Patria o Muerte, Venceremos!)
Gericilik Katliam Demektir!
Emperyalizmin ve AKP iktidarının desteklediği HTŞ, Şam’da yönetimi ele geçirdiğinden bugüne Suriye’de Alevilere yönelik birçok saldırı ve katliama imza attı. 26 Aralık’ta Humus’ta bulunan İmam Ali Bin Ebu Talip camisine HTŞ’nin gerçekleştirdiği saldırı sonrasında ise özellikle Lazkiye’de Alevilere yönelik saldırılar artmış bulunuyor. Cihatçı HTŞ’nin sokağa çıkma yasağı da ilan ettiği Lazkiye’de Aleviler katliamla ve göçle karşı karşıya kalmış durumda.
Suriye’de emperyalizmin yıllardır yaratmaya çalıştığı tablo bugün HTŞ eliyle hayata geçirilmeye çalışılıyor. Trump’ın sırtını sıvazladığı, Erdoğan’ın “bizim çocuk” diyerek önünü açtığı Şara yönetimi Suriye’yi çağ dışı düşünceleri ekseninde yeniden inşa etme arayışında.
Gericilik ve emperyalizm katliam, yıkım, açlık ve yoksulluk demektir. Bugün Suriye’deki emperyalist yeniden inşa planına karşı çıkmayanların, Şara’yı ve HTŞ’yi meşru bir iktidar olarak görenlerin Alevilere uygulanan saldırı ve katliam politikalarının karşısında söz söylemesi ise çelişkilidir.
Ortadoğu halklarının kurtuluşu emperyalizme ve onun beslemesi cihatçı örgütlere karşı yürütülecek mücadeleden geçmektedir.
AKP’nin Filistin Hamasetine Karnımız Tok!
2026’nın ilk sabahı, İstanbul’un tarihi silüeti Galata Köprüsü, bir kez daha iktidarın gövde gösterisine sahne oldu. Yönetiminde Bilal Erdoğan’ın bulunduğu TÜGVA öncülüğündeki “Milli İrade Platformu”, üçüncü kez aynı noktada buluştu. Bugüne kadar muhalif hiçbir sese, sendikaya veya farklı bir siyasi oluşuma açılmayan, adeta iktidarın “fiili tekelinde” olan bu sembolik mekân; bir kez daha tarikat ve cemaatlerin domine ettiği bir sahneye dönüştürüldü. Ancak kürsüden yükselen hamaset ile limanlardaki gerçekler arasındaki uçurumları görmek lazım.
Mitingde dikkat çeken olaylardan birisi de katılımcılar. Önceki yıllarda bu mitinglerin çağrıcıları arasında yer alan ve Erdoğan sonrası liderlik tartışmalarında isimleri sıkça geçen Selçuk Bayraktar, Berat Albayrak ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bu yıl Galata’da yoktu. Sahne, yandaş medyanın konuşmasını canlı ve kesintisiz yayınladığı Bilal Erdoğan’a kaldı.
Bilal Erdoğan, İsrail ile ticaretin sürdüğünü belgeleriyle ortaya koyanları “haysiyetsiz etki ajanlığıyla” suçlayarak, “Ticareti lehimize olmasına rağmen kestik” iddiasında bulundu. Ancak veriler, bu iddialı sözleri yalanlıyor. “Ticareti kestik” denilmesine ve 6 ay önce transit yasağı getirilmesine rağmen, şu an İsrail limanlarında çoğunluğu Türk firmalarca işletilen gemiler yük boşaltmaya devam ediyor. Yasak fiilen delinmiş durumda. Daha vahimi ise Birleşmiş Milletler verileri ile Türkiye’nin resmi kayıtları arasındaki uçurumda gizli. Türkiye, 2024 ihracatını 1,5 milyar dolar olarak açıklarken, İsrail kaynakları bu rakamın 2,8 milyar dolar olduğunu belgeliyor. Aradaki bu 1,3 milyar dolarlık “kayıp” rakamın, İsrail gümrüklerini kullanmak zorunda olan Filistin’e ihracat kılıfı altında yapıldığı anlaşılıyor. Özellikle savaş sanayisinin ve inşaatın bel kemiği olan çimento ve çelik gibi stratejik ürünlerdeki astronomik artış, ticaretin sadece etiket değiştirdiğinin en somut kanıtı.
Mitingde bazı gerçeklerin dile getirilmesine izin yoktu. İsrail ordusunun lojistik ortakları olan Maersk, ZIM, BP ve SOCAR logolarının bulunduğu ve “Siyonizmin ortaklarını ifşa ediyoruz” yazılı pankartlar alana sokulmadı. Kürsüde İsrail’e lanet okunurken, İsrail’in yakıtını ve lojistiğini sağlayanlara dokunulmaması, eylemin göstermelik olduğunu daha net gösteriyor.
Sonuç olarak Galata buluşmasını sadece Filistin’e destek eylemi olarak okumamak gerekir. Bu buluşma, bir yandan parti içi iktidar çatışmaları diğer yandan Filistin hamaseti yapanların arka kapılarda yaptıkları ticaretlerin üzerini örtme çabasıdır.
Metal İşçileri Kazanacak!
DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş ile metal patronlarını temsil eden MESS arasındaki toplu iş sözleşmesi (TİS) sürecinde, patronların işçilere reva gördüğü sefalet ücretine karşı işçiler ayakta. Metal patronları, %10 zam dayatmasıyla 150 bin metal işçisini açlık sınırının altında bir yaşama ve yoksulluğa mahkûm etmeye çalışıyor.
Her yıl açıklanan “Türkiye’nin En Büyük Sanayi Kuruluşları” listesinin ilk on sırasını kimseye bırakmayan MESS üyeleri, kâr rekorları kırarken sıra işçinin ekmeğine gelince “ekonomik göstergeleri” bahane ederek sefalet ücretini dayatıyor.
Metal işçileri, bu kölelik dayatmasına karşı fabrikalarda “Sadaka Değil, Toplu Sözleşme!” sloganlarıyla vardiya çıkışlarında uyarı eylemleri gerçekleştiriyor. Yoksulluğa ve kazanılmış haklara dönük saldırılara karşı omuz omuza duran metal işçileri kazanacaktır.
Zafer direnen metal işçisinin olacak!
Sermayenin 2026 Planı ve Bizim Yanıtımız
2026 yılına yoksulluk, gelir adaletsizliği, komik asgari ücret artışı ve yeni zamlar ile merhaba dedik. 2026 yılında da ağır bir kemer sıkma programı uygulanacağı ve işçi gelirlerinin bastırılmaya devam edeceğine dair göstergeler çok açık.
Bugünlere 40 yılı aşkın süredir uygulanan neoliberal politikaların sonucunda geldik. Yapısal bir krizden bahsediyoruz ve bu kriz derinleşerek devam ediyor.
Bu kriz bizi işsiz bırakıyor; DİSK-AR verilerine göre 2026’ya 12 milyon işsiz sayısı ile girdik.
Bu kriz yoksulları her alanda vuruyor; % 60’lık dilimin yüzde 92,52’si için konut masrafları yük getiriyor. Yüzde 44,7’miz borç veya taksit öderken zorluk yaşıyor. Yüzde 72’miz iki günde bir et ürünleri içeren yemek maliyetini karşılamıyor; 8 milyon 767 bin kişi ise evinin ısınma maliyetini ekonomik olarak karşılayamıyor.
Bu kriz sermayeye kazandırıyor; bizlere yansıması ise şöyle oluyor: Düşük maaşlar yüzünden geçinemediğimiz için kredi kartları ve tüketici kredileri kullanarak gelir gider arasındaki açığı kapatmaya çalışıyoruz. Sermaye bu borçlanmadan kazanıyor: 2024’ün ilk 11 ayında kredilerden kazanılan faiz tutarı 2025’in ilk 11 ayında % 42 arttı. Kredi kartlarında bu oran daha fazla: % 48.
Bu kriz sağlıkta da vuruyor; Bağ-Kur ve GSS prim borcu olanlar artık kamu hastanelerinden sağlık hizmeti alamayacak. Sosyal devlet ilkesi olan sağlığa erişim hakkı da yok artık. Ayrıca reçete ve sağlıkta muayene ücretlerine de zam geldi.
Sistem kriz üretirken tüm yükü bizlerin karşılamasını bekliyor. 2026 yılını planını da bunun üzerine kurulmuş. Bizler bu planı değiştirmeliyiz. Bu güce sahibiz; örgütlü bir birlik ve dayanışma ile 2026’da bu planı bozmalıyız, bozacağız.
Birlik ve Dayanışma Hareketi Ocak Ayı’nda İkinci Buluşmalarına Çağırıyor
Birlik ve Dayanışma Hareketi, sermayenin, tarikatların, çetelerin düzenine karşı Emekçileri, kadınları, gençleri ikinci buluşmalarında bir araya gelmeye çağırıyor.
“Emeğimizin her gün en ağır şartlarda sömürüldüğü, değersizleştirildiği, artık en temel ihtiyaçlarımız için bile direndiğimiz bu çürümüş düzene karşı bir araya geliyoruz.
Bu kölelik düzeninde; patronlar, tarikatlar, çeteler, bürokratlar servetlerine servet katarken; emekçilerin, kadınların, gençlerin, emeklilerin ise hayatı gitgide zorlaşıyor.
Barınma, beslenme, sağlık, eğitim gibi temel haklarımız piyasanın insafına bırakılmış durumda.
Bizlere reva görülen; yoksulluk, güvencesizlik, adaletsizlik karşısında susmamız, ikna olmamız için çalışıyorlar.
Birlik ve Dayanışma Hareketi olarak bu gidişata karşı mücadeleyi büyütmeye, memleketin birçok noktasında harekete geçmeye başlıyoruz.
Birlik ve Dayanışma Hareketi’nin buluşmalarına tüm emekçileri, kadınları, gençleri davet ediyoruz.
Birliğimizi ve dayanışmamızı, iş yerlerimizde, mahallelerimizde, okullarımızda, yurtlarımızda hayatın her alanında yaygınlaştırmaya çağırıyoruz.
Eşit, adil bir düzen umudumuzu bulunduğumuz her yerde yeniden yeşerteceğiz.
Ocak ayı içerisinde, İstanbul, İzmir, Ankara, Edirne başta olmak üzere ikinci toplantılar için yan yana geliyoruz.
Emekçiler yalnız değil!
Ülkenin dört bir yanında yeni bir emek hareketini büyüt, omuz ver!
Birlik ve Dayanışma’yla Mücadeleye Katıl!”
BKP: Umut Örgütlenmekte, Çözüm Sosyalizmde!
2025 yılı emperyalist saldırganlığın arttığı, yoksullaşmanın derinleştiği, gericiliğin bölgemizde ve memlekette halkları teslim almak istediği bir yıl oldu. Gazze’de İsrail’in katliam politikaları hız kazandı, Suriye emperyalist yağmaya ve cihatçı HTŞ’ye teslim edildi, AKP ve MHP yeni-Osmanlıcılığı “demokrasi, barış ve kardeşlik” söylemlerine sığınarak emekçilere yutturma arayışına girdi.
AKP’nin hukuksuzluğu, en temel hakkımız olan seçme ve seçilme hakkına göz dikmesi; üniversiteleri, liseleri, işyerlerini, tüm memleketi ayağa kaldırdı. Liseli gençlik “Liseliler ayakta!” diyerek geleceğine, üniversiteliler karanlığın barikatını aşarak memlekete sahip çıktı. Türkiye, AKP’nin ve sermayenin biçtiği gömleğe sığmayacağını bir kere daha gösterdi.
Bugün geldiğimiz noktada iktidarından düzen muhalefetine, emperyalistlerden gerici örgütlenmelere kadar hepsinin ajandası şekillenmiş durumda. Bastırmak istedikleri, emekçilerin, kadınların ve gençlerin memlekete sahip çıkma iradesi…
Emekçilere açlık sınırının altında asgari ücreti, bölge halklarına cihatçı HTŞ’nin karanlık zihniyetini, gençliğin beslenmesini dahi karşılamayacak kredi ve bursu, Türkiye’ye “demokratik ve sivil” sosuna bürünmüş gerici, piyasacı, işbirlikçi anayasayı reva görüyorlar.
Düzen güçlerinin ortaklaştıkları ajanda, emekçilerin yoksullaşması, sermayedarların ise zenginliğine zenginlik katmasına odaklanmış durumda.
2026 yılında sermaye sınıfının, emperyalistlerin, gericilerin ajandasının karşısına emekçilerin, kadınların ve gençlerin güçlü bir programla çıkması gerekiyor. Memlekete sahip çıkacak, NATO’culuğa, laiklik düşmanlarına, sermaye düzenine geçit vermeyecek bir mücadele bayrağının yükseltilmesi gerekiyor.
Ama demeden, anti-emperyalizmin, düzen karşıtlığının, laiklik mücadelesinin altını boşaltmadan, memleketi karanlığa teslim eden AKP ve MHP ile barışmadan, sahte umutlara kanmadan, eşitliğin ve özgürlüğün sosyalist Cumhuriyet’le yeşereceğini bilerek…
Birleşik Komünist Parti, eşitliğin ve özgürlüğün Türkiye’si için tüm emekçileri, kadınları ve gençliği sosyalizm mücadelesine güç katmaya çağırıyor.
2026, emperyalistlerin, holdinglerin, toplumu esir almaya çalışan gerici ve ırkçı örgütlenmelerin değil, emekçilerin, kadınların ve gençliğin mücadelesini yükselttiği bir yıl olacak.
Birleşik Komünist Parti Merkez Komite
31.12.2025
