Komünist Birlik HaftalıkKomünist Birlik Haftalık 2 Şubat – 9 Şubat 2026

Şubat 9, 20263 min

 

AKP Hukuksuzluk ve Adaletsizlik İktidarıdır!

Suriye’nin emperyalist dizaynı ile uyumlu bir biçimde başlayan “çözüm süreci”, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun kurulması, komisyon heyetinin Abdullah Öcalan’la görüşmesi gibi adımlarla ilerletilmeye çalışılmış, bugün gelindiği noktada ise Bahçeli’nin yaptığı “Öcalan’a umut hakkı, Selahattin Demirtaş’ın serbest kalması” vurgularıyla yeni bir aşamaya gelindiğinin işaretleri oluşmaya başlamıştır.

Bu adımın Suriye’de HTŞ ve SDG arasındaki mutabakatın ardından atılması ise sermaye düzeninin ve temsilcisi AKP’nin “çözüm süreci”ne yaklaşımının Ortadoğu ve Suriye’deki duruma entegrasyon, Türkiye’de rejimin gerici, işbirlikçi, emek düşmanı politikalarını daha da güçlendirecek ve kalıcı hale getirecek bir projenin uygulanması olduğunu bir kere daha açığa çıkarmıştır.

“Türkiye’de Kürt sorunu yoktur, varsa da AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte çözülmüştür” yaklaşımından geri adım atmayan AKP ve MHP; demokrasi, barış ve kardeşlik kılıfına saklanarak sermaye düzeninin tahakkümünü daha fazla artırmanın, düzen muhalefetini etkisizleştirmenin, toplum üzerinde baskı kurmanın arayışındadır.

Hakları için mücadele eden işçi sınıfının polis ve patron zoruyla sindirilmeye çalışılması, düzmece dosyalarla devrimcilerin ve sosyalistlerin tutuklanması ve neredeyse parti kapatmaya varan uygulamaların devrede olması bu sürecin asıl amacını göstermektedir.

Bugün ise “hukuki haklar” ekseninde süren tartışmanın bir kazanım ve AKP’nin geriletilmesi olarak değerlendirilmesi gerçeklikten uzak bir tutumdur. Dolayısıyla Devlet Bahçeli’nin yaptığı çıkış, AKP ve MHP’nin çizdiği doğrultuda yürümek kaydıyla hayata geçirilecek, aksi takdirde baskı, tehdit ve sindirme politikaları gündeme getirilecektir. Belediyelere atanan kayyumlar başta olmak üzere AKP’nin yargıyı siyasi bir sopa olarak kullandığı birçok örnek göstermektedir ki AKP’den adalet ve demokratik adımlar beklemek büyük bir hayaldir.

AKP ve MHP’den ve onların temsil ettiği sermaye düzeninden kurtulmadığımız takdirde, özgürlük, eşitlik, barış ve kardeşlik olgularının gerçekliğe kavuşamayacağı, emekçilerin insanca bir yaşama erişemeyeceği görülmek durumundadır.

Bugün hem düzenin işçi sınıfına, kadınlara, gençliğe, sosyalist harekete yönelik saldırılarına; hem de sahte umutlara, demokrasi ve barış kavramlarının arkasına sığınarak yürütülen algı operasyonuna karşı, emekçilerin seçeneksiz bırakılmasına geçit vermemek için bağımsız bir sosyalist hatta ihtiyaç vardır.

Emekçilerin insanca bir yaşam, iş, gelecek, eşitlik ve özgürlük mücadelesi ancak düzen karşıtı bir seçeneğin oluşturulmasıyla mümkündür.

Yeni Monroe Doktrini: Pentagon’un 2026 Planı

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) dört yılda bir Ulusal Savunma Stratejisi yayımlıyor. 2026 yılının başında yayımlanan belge emperyalist ABD’nin askeri önceliklerinde rota değişikliğine gittiğini gösteriyor. Yeni tip bir “Monroe Doktrini” diye anılan bu rota değişikliği ne yazık ki dünya halkları açısından yeni tehditler anlamına geliyor.

ABD, kendi topraklarının ve Batı Yarımküre’nin güvenliğine stratejik öncelik vereceğini beyan ediyor. Ancak ABD’nin güvenlikten kast ettiği kendisinin jeopolitik ve ekonomik çıkarlarının güvence altına alınması demek oluyor. Özellikle Çin ve Rusya’nın Güney Amerika ve Avrupa’daki etkisini sınırlamayı ve hatta tamamen geri püskürtmeyi amaçlıyor.
ABD’nin Venezuela’ya alçak saldırısı, Kolombiya ve Meksika gibi ülkelere sonu gelmeyen tehditleri ve sosyalist Küba’yı ekonomik olarak tamamen tecrit ederek yaşamı felç etmeye çalışması emperyalizmin özellikle Batı Yarımküre’deki baskısının arttığını ve bu baskının önümüzdeki dönem daha da sertleşebileceğini gösteriyor.

Savunma önceliklerini Çin ve Rusya’dan kaydıran ABD, bu ülkelere karşı müttefiklerine “sınırlı destek” vereceğini ve Avrupa’nın savunma anlamında “yük paylaşımı” yapması gerektiğinin altını çiziyor. Çin ve Rusya’yı “yerleşik güç” olarak kabul eden ABD, bu ülkelerle kapsamlı savaşlara girmek yerine caydırıcılık, çevreleme ve baskı stratejisini benimsiyor.

Emperyalist ABD, İran’ı bir yandan tehdit etmeye diğer yandan onunla müzakereler gerçekleştirmeye devam ediyor. Siyonist İsrail’in hamiliğini üstlenen ABD, İran’ı dört bir taraftan çevreleyerek üzerindeki baskıyı artırıyor. Ancak İran’la topyekûn bir savaşı göze alıp alamayacağı konusunda soru işaretleri var. Bölgedeki deniz ve hava gücünü, ayrıca piyonlarını kullanarak yapabileceği sınırlı müdahalelerle İran’ı yıpratmak isteyebilir.

ABD’nin öncelikleri değişse de tek bir şey değişmiyor: ABD emperyalizmi dünya halkları ve barışı için başlıca tehdit olmaya devam ediyor.

Düzen Siyaseti Bildiğimiz Gibi

Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’ın İYİP’ten CHP’ye, oradan da AKP ve MHP’ye göz kırpan serüveni, Türkiye’de düzen siyasetinin çarpıcı bir özetidir. Bu tablo sağdan devşirilen kadrolar ile sağın dilini ve yöntemlerini taklit ederek kurulan ittifakların, günün sonunda aynı yöne gittiğini ispatlamaktadır. Stratejik oy adı altındaki tartışmalar, seçmeni her seferinde sağcılardan sağcı beğenmeye zorlamaktadır.

Sonuç ise ortadadır: 31 Mart’ta AKP belediyeciliğine hayır diyen Keçiören halkının iradesi, bizzat eliyle seçtiği belediye başkanı tarafından yeniden AKP’ye teslim edilmiştir. Belediye başkanları ve milletvekilleri kapalı kapılar ardında görüşmeler yapıp “AKP olur, MHP olur” diyerek pazarlıklar yürütürken, bir umut sandığa giden yurttaşların, kendi oyunun çöpe atılmasına şahitlik etmektir. Bugüne kadar 13 milletvekilinin ve onlarca belediye başkanının transfer listeleriyle şekillenen bu sistemin faturası, her defasında bir umutla sandığa giden yurttaşa kesilmektedir.

Yaşanan bu rezillikler, sosyalistlerin bağımsız bir odak olmasının neden hayati bir zorunluluk olduğunu bir kez daha tartışmasız bir biçimde göstermektedir. Halkın iradesini pazarlık masalarına meze eden bu çürümüşlüğe karşı ilkeli, bağımsız ve emeği esas alan bir hat tek çıkış yoludur.

 

ESP’lilere Özgürlük!

Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne (ESP) yönelik operasyonlar kapsamında Eş Genel Başkan Murat Çepni ve 47 parti üyesinin tutuklanması, hukuku araçsallaştıran iktidarın siyasi bir hamlesidir.

Siyasal alanı yargı sopasıyla dizayn eden, parti binalarını hedef alan ve yargı eliyle yürütülen bu süreç, devrimcileri sindirme amacı taşımaktadır. Bu saldırılar hukuki değil, tamamen siyasidir ve iktidarın korkusunun da bir yansımasıdır.

Birleşik Komünist Parti olarak, ESP’ye yönelik bu baskı politikalarını kabul etmiyor ve dayanışma duygularımızı iletiyoruz. Yargının iktidar tarafından sopa olarak kullanılması son bulmalı, hukuksuz bir şekilde tutuklananlar derhal serbest bırakılmalıdır.

İş Cinayetlerine Karşı Örgütlü İşçi Sınıfı Dayanışması!

İş cinayetlerinin insan yaşamı üzerindeki yıkıcı etkisi, 2026 yılının ilk ayına ilişkin İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi Ocak ayı raporu ile bir kez daha gözler önüne serildi. Rapora göre Ocak ayında en az 146 işçi çalışırken hayatını kaybetti; bu ölümlerin büyük bölümü inşaat, taşımacılık ve metal işkollarında gerçekleşti. Veriler, iş cinayetlerinin yalnızca rakamlardan ibaret olmadığını, her bir kaybın bir ailenin, bir çevrenin derin acısı olduğunu hatırlatıyor. Özellikle sendikasız ve güvencesiz çalışmanın yaygın olduğu işyerlerinde ölüm oranlarının yüksek olması, mevcut çalışma koşullarının ne denli tehlikeli olduğunu ortaya koymakta ve örgütlü mücadelenin önemini bir kez daha vurgulamakta.

Bu trajik tabloya karşı, örgütlü işçi sınıfı dayanışmasının rolü hayatidir. İşçiler, güvencesiz çalışma biçimlerine, denetimsiz üretim süreçlerine ve düşük güvenlik standartlarına karşı her gün mücadele ediyorlar. Ocak ayında Migros depo işçilerinin zam talepleriyle başlayan ve başka depolara yayılan eylemler, yalnızca ücret adaleti talebi değil, aynı zamanda daha güvenli çalışma koşulları için mücadele anlamına da geliyor. Bu tür birliktelikler, işçilerin ortak talepler etrafında güçlenerek, patronların insanlık dışı kararlarına ve tehlikeli çalışma koşullarına karşı direnç göstermelerini sağlayan örgütlülüğün somut örnekleridir.

Dayanışma, sadece sendikal örgütlenmeyle sınırlı kalmamalıdır; aynı zamanda toplumun geniş kesimlerinin işçi sınıfının yaşam ve çalışma haklarına sahip çıkmasıyla da güçlenmelidir. Ancak gerçek bir değişim, işçilerin kendi güçlerini fark ederek örgütlü kolektif mücadelelerini yükseltmeleriyle mümkün olacaktır. Bu mücadele; sadece daha iyi ücretler ve çalışma saatleri için değil, her bir işçinin güven içinde yaşayıp çalışabileceği bir toplumsal düzen için yürütülmelidir.

İşçi Sınıfı Yol Gösteriyor!

AKP iktidarı bir yanda 1980 Anayasasından daha gerici bir anayasayı inşa etme yolunda adım atarken, seçme, seçilme hakkını gasp ediyor, emperyalizm ile iş birliğine gidiyor ve bölgede bu işbirliği ile birlikte görevler üstleniyor; devrimciler üzerinde baskıyı arttırarak, hapse atarak, onların iradesini kırmaya çalışırken, yine benzer baskılar ile örgütlenme, sendikalaşma, eylem, direniş, grevlere engeller getiriyor.

İşçi sınıfı ise tüm bu engellere karşın mücadelesini sürdürüyor. Eylem, direniş ve grevlerle haklarına sahip çıkıyor, sömürü düzenine itirazını gösteriyor.

Sermaye düzeninin saldırılarına karşı bütünlüklü bir yanıt ise emekçilerin hak mücadelesiyle memlekete sahip çıkma iradesini birleştirmesiyle verilecektir.
Bugün direnen Migros Depo, Şok Depo, BİM Depo, GM Teknik Cam, Mersin Liman İşçileri, Kolay Gelsin Kuryeleri, Şık Makas, DIGEL Tekstil, Temel Conta ve buraya yazamadığımız tüm direniş ve mücadelelere selam yolluyoruz.

Emekçilerin insanca bir yaşam ve eşitlikçi bir düzen mücadelesini her alanda yükselteceğiz.

Tahir’i Katleden Sömürü Düzenini Yıkacağız!

Geçinmek için çalışmak zorunda olan 17 yaşındaki Tahir, sermaye düzeni tarafından katledildi.

Tahir’in katilleri; MESEM’lerle, zorunlu stajlarla çocuk işçiliğini meşrulaştıran, ilkokul kitaplarında “çalışma hakkı çocuk hakkıdır” diye pazarlayan Milli Eğitim Bakanlığı’dır, Yusuf Tekin’dir. Ekonomik krizin faturasını emekçi halka kesen AKP iktidarı ve sermaye düzenidir.

Bu düzende bizlerin yeri okul sıraları değil; atölyeler, şantiyeler ve fabrikalar oluyor.

Ucuz iş gücü olarak görülen gençlik, patronların insafına bırakılıyor, denetimsiz ve güvencesiz koşullarda çalışmaya mecbur bırakılıyor ve katlediliyor.

Sosyalist Liseliler olarak tüm sıra arkadaşlarımızı geleceğimize sahip çıkmaya, bu sömürü çarkını kırmak için mücadeleyi büyütmeye davet ediyoruz.

Çocuk işçiliğin meşrulaştırılmasına izin vermeyeceğiz!

Sosyalist Liseliler

Sosyalist Liseliler: Geleceğimiz Akp’nin Kâr Kapısı Değildir!

YKS başvurularının başlamasıyla birlikte sınavların yeni ücretleri de duyurulmuş oldu. Sınav ücretlerini belirleyen patronların temsilcisi AKP yine şaşırtmadı. 2025’te her bir oturum için 450 TL olan sınav ücreti, 2026 yılında 700 TL’ye yükseltildi ve üç oturumun toplam ücreti 2100 TL oldu!

Ülkemizdeki ekonomik kriz her geçen gün derinleşirken, AKP ve temsil ettiği sermaye sınıfı bu krizin faturasını emekçilerin sırtına yıkmaya çalışmaktadır. Memleketin tüm kaynakları patronlara, müteahhitlere, yandaşlara, tarikat ve cemaatlere aktarılırken; bir kamu hizmeti olan ve ücretsiz sağlanması gereken eğitim, AKP iktidarında piyasaya açılmış ve giderek niteliksizleştirilmiştir!

Niteliksiz ve ezberci sınav sistemiyle gençliği dershanelere ve özel kurslara mecbur bırakan AKP, bütçeyi ise Diyanet İşleri Başkanlığı ile yapılan protokoller aracılığıyla tarikat ve cemaatlere, AKP’nin kadro yetiştirme alanı haline getirilen imam hatip okullarına, “destek” adı altında özel okullara ve ihaleler yoluyla yandaşlara aktarmaktadır. Katkı payı, kitap-defter parası derken üniversiteye giriş sınavları bile düzenin bir kâr kapısına dönüştürülmüştür. Emekçi çocukları için okumak neredeyse bir “lüks” haline getirilmiştir!

ÖSYM üzerinden, öğrencilerden üniversite sınavına girebilmek için dahi ücret talep edilmesi; eğitimin bir hak değil, bir sektör; öğrencilerin ise müşteri olarak görüldüğünün göstergesidir!

Sosyalist Liseliler olarak ne okullarımızın ne de geleceğimizin birer kâr kapısı haline getirilmesini kabul ediyoruz! Parasız, eşit, nitelikli ve bilimsel eğitim için tüm sıra arkadaşlarımızı birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz!

SDT: Çabalarınız Nafile, Meşru Olamayacaksınız!

Günlerdir Boğaziçi Üniversitesi’nde süren baskı politikalarının son halkası olarak atanmış rektör Naci İnci, önce öğrencilerin kampüse girişini yasaklamış, ardından TOMA, çevik kuvvet ve gözaltı araçlarıyla öğrencileri sindirmeye çalışarak kulüp odalarını zorla boşaltmaya girişmiştir. Yetmezmiş gibi, bu hukuksuz uygulamalara günlerdir direnen Boğaziçi öğrencilerine karşı bugün kampüs içerisine çevik kuvvet sokulmuş, öğrenciler ablukaya alınmış ve müdahaleye maruz bırakılmıştır.

Göreve geldiği günden bu yana Boğaziçi Üniversitesi’ni baskı ve zor yoluyla teslim almaya çalışan atanmış rektör Naci İnci, üniversitenin iradesini sistematik biçimde hedef almaktadır. Öğrencilerin, akademisyenlerin ve emekçilerin iradesini yok sayan bu anlayış; bilim üretmeyen, eleştirel düşünceyi bastıran ve üniversiteleri iktidarın karakoluna dönüştürmeyi amaçlayan siyasal bir projenin parçasıdır.

Ancak bilinmelidir ki, TOMA’larla, polis barikatlarıyla, gözaltı tehditleriyle Boğaziçi susturulamaz. Öğrencilerin kulüpleri, sözleri ve mücadeleleri bir gecede taşınamaz. Bu üniversiteyi var edenler, atanmışlar değil; burada üreten, düşünen ve direnenlerdir.

Boğaziçi öğrencileri meşru taleplerinden vazgeçmeyecek, üniversitelerini bu yozlaşmış düzene teslim etmeyecektir.

Buradan bir kez daha yineliyoruz:
Çabalarınız nafile; Boğaziçi teslim olmayacak, siz de meşru olamayacaksınız.

 

BKP: Unutmayacağız Affetmeyeceğiz!

6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen Kahramanmaraş merkezli depremin üzerinden üç yıl geçti. Türkiye o büyük yıkımı yitirdikleriyle, enkaza dönen şehirleriyle, güvenli olmayan konutların yapımına izin verenlerle, depremde halkın yaralarını sarmak yerine iktidar koltuğunu düşünen AKP iktidarıyla yaşadı.

Unutmadık, dün gibi hatırlıyoruz.

Çadır satma derdine düşen Kızılay’ı, halkı aç ve açıkta bırakan bu düzeni ve temsilcisi AKP iktidarını, “Dinsizlik artarsa depremler çoğalır,” diyen yobazları ve halk düşmanlarını unutmadık.

Halkın yaşamını hiçe sayan, tek derdi kârları ve rantları olan müteahhitleri ve onların sırtını sıvazlayanları unutmadık.

Her kriz anında “Aynı gemideyiz” diyerek sorumluluğu halkın sırtına yükleyenleri, “Deprem vergileri nerede?” sorusuna utanmadan “Yol yaptık” yanıtını verenleri; üzerinden üç yıl geçmesine rağmen deprem bölgesinde halkı susuzluğa ve elektriksizliğe mahkûm edenleri unutmayacağız.

Affetmeyeceğiz!

İnsanca bir yaşamı kurana dek bu düzenle mücadeleyi her geçen gün büyüteceğiz.

Depremde emekçiler yarasını nasıl dayanışma ile sardıysa, yaşanılabilir bir ülkeyi kurmanın ve bu düzenle hesaplaşmanın da emekçilerin örgütlü gücünden geçtiğini biliyoruz.

Sermayeyi, rantçıları, gericileri; halkın emeğine ve yaşamına göz dikenleri bu memleketten kovacağız!

6 Şubat depreminde yitirdiklerimizi unutmadık, unutmayacağız!

BKP Merkez Komitesi
06.02.2026

 

 

Komünist Birlik | 2025