Komünist Birlik HaftalıkKomünist Birlik Haftalık 5 Ocak-11 Ocak 2026

Ocak 12, 20263 min


Suriye’de Emperyalizm ve Çeteler Yenilmeden Kurtuluş Yok

Halep’in; Kürt halkının yoğunluklu yaşadığı Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine yönelik başlayan ve bugün de artarak devam eden HTŞ’ye bağlı silahlı çetelerin saldırıları bir kere daha emperyalizmin ve taşeronu HTŞ’nin bölge halklarına ve Ortadoğu’ya barış ve huzur getirmeyeceğini göstermiştir.

Yıllardır Suriye’ye dönük sürdürülen ve HTŞ’nin iktidara taşınmasıyla yeni bir boyuta ulaşan emperyalist işgal ve yeniden inşa projesi Kürt, Türk, Arap ve bölgedeki diğer halklar için yoksulluk, savaş ve ölüm anlamı taşımaktadır.

Emperyalizm ve işbirlikçileri olduğu sürece Suriye ve bölge halklarının can güvenliğinin bugün olduğu gibi yarın da tehlike altında olacağı açıktır.

Suriye’nin ve Ortadoğu’nun kaderini emperyalistler, siyonistler ve işbirlikçileri değil; emperyalizme karşı mücadele eden halklar belirleyecektir.

BKP Merkez Komitesi

07.01.2026

 

Emperyalist Haydutluğun Borazanı Donald Trump

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşinin ABD güçleri tarafından kaçırılmasının ardından ABD Başkanı Donald Trump, saldırganlık ve tehdit tonunu yükselterek emperyalizmin borazanlığını bir üst seviyeye taşıdı. Aynı gün içerisinde Kolombiya’yı, Küba’yı, Meksika’yı, Danimarka’yı ve İran’ı tehdit etti.

Demokrasi, hukuk, insan hakları gibi değerleri artık yalandan dahi olsa kullanmaya ihtiyaç duymayan ABD yönetimi emperyalizmin gerçek yüzünü tüm dünyaya gösteriyor. Yalanlara, süslemelere gerek duymadan her şeyin sermaye ve kâr için olduğunu gözler önüne seriyor. Sovyetler Birliği gibi ezilen halkların dostu bir gücün olmadığı bir dünyada ABD istediği gibi at koşturuyor. ABD’ye karşı çıkmaya çalışan güçler ise kendi iç zayıflıkları ve dezavantajları yüzünden ikircikli bir siyaset izliyor.

Emperyalizme ve siyonizme karşı olmak günümüzde hiç olmadığı kadar yaşamsal. Komşu ülkeler emperyalizmin ve siyonizmin oyun alanlarına dönmüşken emperyalizme olan duruşumuz net olmak zorunda: Yankee Go Home!

 

İran Halkının Kurtuluşu Kendi Ellerindedir! Emperyalizm Ve Siyonizm Halkların Yanında Değil Karşısındadır!

Tahran Kapalı Çarşı esnafının kepenk kapatması ve ülkenin dört bir yanına yayılan halk hareketliliği, İran’da etkisini giderek artırıyor ve siyasi kriz yeni bir boyuta evriliyor. Yıllardır hem İran rejiminin baskıcı ve gerici karakteri hem de emperyalizmin uyguladığı ağır ambargolar halklar açısından yoksullaşmayı, baskıyı ve geleceksizliği derinleştirmiş durumda. 2022 yılında Mahsa Amini’nin katledilmesi sonrasında açığa çıkan haklı öfke, bugün de ekonomik ve siyasi istikrarsızlığın derinleşmesi ile birlikte açığa çıkmış vaziyettedir.

Mevcut durum, İran halkının yoksulluğa ve baskıya karşı verdiği bu haklı tepki üzerinden, emperyalizmin ve Siyonist İsrail’in ülkeye müdahale etme iştahını da kabartmaktadır. İran halkının meşru tepkisini bahane ederek ülkeye yönelik müdahalede bulunabileceğini açıktan ifade eden Trump, bu yaklaşımıyla emperyalizmin gerçek niyetini ve yüzünü bir kez daha göstermiştir.

Unutulmamalıdır ki Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) ayaklarından biri olan İran’ın zayıflatılması ve etkisiz kılınması, emperyalizmin ana yönelimlerinden biridir. Yıllardır ekonomik ve siyasi ambargo, saldırılar ve suikastler ile zayıflatılmaya çalışılan İran’a yönelik emperyalist saldırganlık ve Siyonizmin tehditleri, artarak sürmektedir.

İran’ın doğal kaynakları bu yönelimin bir boyutunu oluşturduğu gibi İsrail’in Ortadoğu’da hareket alanını genişletmesi ve Rusya, Çin gibi ülkelerin bölgedeki etkisinin zayıflatılması da saldırganlığın diğer stratejik boyutlarıdır. “Nükleer tehdit oluşturmak” veya “dünya barışını riske atmak”la suçlanan İran’a yönelik müdahalenin, yalnızca askeri güçle değil, iç kargaşalar ve siyasi manipülasyonlarla da yürütülmeye çalışıldığı açığa çıkmıştır.

Ancak İran halkının eşitlik ve özgürlük mücadelesi; haydut emperyalizmin ve İsrail’in saldırılarıyla ya da işbirlikçilerin iktidara taşınmasıyla değil, halkın kendi örgütlü gücüyle başarıya ulaşacaktır. Emperyalizm yıllardır “demokrasi götürmekle” övündüğü her ülkeyi işgal etmiş, halkların ve emekçilerin yaşam koşullarını cehenneme çevirmiştir.

Venezuela’da sergilenen emperyalist haydutluk bunun açık örneğidir, İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği katliam ise Ortadoğu halklarının değil, emperyalizmin kendi çıkarlarını gözettiğinin en somut ifadesidir.

 

Bahçeli’den Anti-Emperyalist Hamaset

Devlet Bahçeli’nin son günlerde ABD emperyalizmine yönelik sert çıkışları, ilk bakışta güçlü bir anti-emperyalist duruş izlenimi yaratıyor. Ancak bu söylem, geçmişte ve bugün emperyal güçlerle kurulan somut ilişkilerle yan yana konulduğunda hızla anlamını yitiriyor. Emperyalizmi yalnızca Venezuela üzerinden, yalnızca ABD ile sınırlı ve yalnızca söz düzeyinde hedef alan bu yaklaşım; NATO üyeliği, dış politikada Batı’ya, NATO’ya ve Avrupa Birliği’ne bağımlılık ve ekonomik teslimiyet gibi başlıklarda süregelen sessizliğiyle açık bir çelişki barındırıyor. Anti-emperyalizm, konjonktürel çıkışlarla değil, tutarlı bir siyasal ve ekonomik bağımsızlık hattıyla mümkündür.

Bahçeli’nin “iç cepheyi tahkim etme” çağrısı da benzer biçimde, içerikten yoksun bir hamaset alanı olarak karşımıza çıkıyor. İç cephe; emekçinin yoksullaştığı, gençlerin geleceksizliğe itildiği, ifade özgürlüğünün baskılandığı, hukukun siyasal iktidara tabi kılındığı bir düzlemde tahkim edilemez. İç cephe söylemi, toplumsal sorunları görünmez kılmanın ve itirazları “beka” gerekçesiyle bastırmanın bir aracı haline getirilmiştir. Halktan fedakârlık istenirken sermaye korunmakta, eşitsizlik derinleşirken birlik çağrıları yapılmaktadır. Bu koşullarda iç cephe, ortak bir savunma hattı değil; iktidarın politikalarını sorgulanamaz kılmaya dönük bir siyasal kalkan işlevi görmektedir.

Sonuç olarak Bahçeli’nin anti-emperyalist söylemi de, iç cephe vurgusu da gerçek bir siyasal mücadeleyi değil; kriz dönemlerinde başvurulan basit bir milliyetçi retoriği temsil ediyor. Emperyalizme karşı duruş, içeride bağımsız, eşitlikçi ve demokratik bir düzen kurmadan inandırıcı olamaz.

 

Emekliler Bu Düzene Mahkum Değil

Emekli aylıklarının GSHY’ye oranı 2009’dan bu yana yüzde 52’den yüzde 29’a geriledi. Tüm emeklilerin yüzde 30’u, en düşük rakam olan 20.000₺ alacak. En düşük aylığa yüzde 18,5 artış yapılırken diğer aylıklara yüzde 12,2 artış yapılıyor ve aradaki makas kapanıyor, emekliler sefalette eşitleniyor. Ortalama emekli aylığı 23.551₺ oluyor. Güvencesiz 65 yaş aylığı 6.393₺; dul aylığı 15.000₺; yetim aylığı ise 5.000₺…

Tüm bu rakamlar, oranlar şunu söylüyor: düzen emeklileri sefalete sürüklüyor. Buna rağmen AKP iktidarı emeklilerin bu sefalet ücretlerini ödüyor olmakla gurur duyuyor. Geçmişte maaşlar ödenmiyordu yalanına sarılıyor. Bütçeden emekliler için ayrılan aylık ödemelerinin faize ödenen tutarın kaçta kaçı olduğu konusunda yanıt vermiyor. Ama rakamlar ortada; faize 2.742 milyar ödenirken emeklilere 1.872 milyar ödeniyor. Faiz ödemelerinin payı bütçede %14,5 emekli aylıkları ise % 9.

Sanki bu aylıklar kazanılmış değil haksız kazançlarmış gibi, her gün değişik propaganda yöntemleri ile emeklileri bir yük olarak göstermeye devam ediyorlar. Emekliler barınacak, sağlıklı beslenecek, emekliler bir işte çalışmak zorunda olmadan insanca yaşam koşullarına sahip olacaklar ve toplum insanlığın daha iyi olanakları için çalışacak.

Bunlar hayal değil, bunlar boş umutlar da değil. Bunlar bu düzeni sonlandıracak olan sosyalist düzenin gerçekleri. Bugünün emeklilerine biçilen sefalet koşullarına karşı mücadelede birleşelim. Gücümüz Birliğimizden Gelir !

 

Metin Göktepe’den Bugüne Özgür Basın Kavgası

Türkiye basın tarihi, sadece teknik bir ilerlemeden ibaret değildir; aksine egemenlerin karanlığı ile halkın haber alma hakkı arasında bitmek bilmeyen kavganın tarihidir. Her yıl “bayram” ya da “kutlama” adı altında içi boşaltılmaya çalışılan 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü, basın emekçileri için bir şenlik vesilesi değil; işsizlik, sansür ve fiziksel şiddet kıskacında bir mücadele günüdür. Bu mücadelenin en sarsılmaz simgesi ise, tam da bu hafta içinde katledilişinin yıl dönümünü karşıladığımız, bir ocak sabahında bizden koparılan Metin Göktepe’dir. 8 Ocak’taki bu vahşi saldırı ile 10 Ocak arasındaki iki günlük mesafe, basın emekçilerinin sadece çalışma haklarını değil, yaşamlarını da savunmak zorunda kaldıkları o tarihsel kesitin özeti gibidir.

Metin Göktepe, 1996 yılının Ocak ayında, barikatın arkasındayken sadece bir gazeteci değil, işçi sınıfının ve ezilenlerin sesini duyurma kararlılığında bir devrimciydi. Gözaltındayken vahşice katledilmesi, yalnızca bir yaşamın sonlandırılması değil, gerçeklerin sesine vurulmak istenen bir prangadır.

Bugün basın sektörü, 90’ların kaba şiddet yöntemlerinin yanı sıra, sermaye tekelleşmesi ve dijital sansür aygıtlarıyla kuşatılmış durumda. “Çalışan gazeteci” tanımı, yerini büyük oranda güvencesiz, sendikasız ve her an işten atılma korkusuyla yaşayan medya emekçisi gerçeğine bıraktı. Ancak Metin Göktepe’nin mirası, tam da bu kuşatmanın içinde yol gösteriyor: Gazetecilik, sadece bir meslek değil, tarafları net olan politik bir duruştur da aynı zamanda.

Gazetecinin özgürlüğü, halkın ekmeğiyle doğrudan ilişki halindedir. Haber merkezlerinin holding odalarına dönüştüğü, manşetlerin saray koridorlarında belirlendiği bir düzende; halkın açlığını, iş cinayetlerini ve talanı yazmak “suç” sayılıyor. Oysa gerçek gazetecilik, tam da bu yasaklı alanlara girmeyi gerektirir.

Metin Göktepe’nin katledilişinin 30. yılında bizlere kalan en büyük ders, hakikatin bitmek bilmeyen inadıdır. O, “mutlaka ben bakmalıyım” diyerek gittiği haberden bir meşale olarak döndü. Bugün de 10 Ocak’ı anlamlı kılacak olan şey, kutlama mesajları değil; Metin’in kamerasını devralan genç gazetecilerin sermaye karanlığına karşı kurduğu dayanışma ve örgütlü mücadeledir.

Halkın haber alma hakkı ne sansür yasalarına ne de patronların kâr hırsına terk edilebilir. Katledildiği bu Ocak haftasında Metin Göktepe’nin anısı önünde saygıyla eğilirken, basın alanında yitirilen tüm değerlere verilen mücadele sözünü bir kez daha tazelemek gerekiyor: Kalemi halkın safında tutmak, Metin’in bıraktığı mirası örgütlü bir kavgaya dönüştürmekten geçmektedir. Basın emekçilerinin kurtuluşu, sömürüsüz ve özgür bir dünya mücadelesinden ayrı düşünülemez.

 

Emperyalizm Yenilecek, Mücadele Eden Halklar Kazanacak!

Haydut ABD’nin Venezuela’ya yönelik bombalı saldırısında ve Maduro’yu kaçırması sırasında yaşanan çatışmada, omuz omuza direnen ve yaşamını yitiren 32 Kübalı devrimciyi saygıyla selamlıyoruz.

Küba halkı mütevazı olanaklarına rağmen, emperyalist sömürünün ve saldırganlığın zirve yaptığı bir dünyada, tüm ambargolara ve tehditlere karşı anti-emperyalist mücadeleyi büyütmeye devam ediyor. Fidel’in yoldaşları, Che’nin enternasyonalist mirasını Karakas sokaklarında canları pahasına yaşatarak, emperyalizme karşı mücadeleyi bugün de sürdürüyor.

32 Kübalı devrimciyi saygıyla anıyor; Küba ve Venezuela halkıyla dayanışma duygularımızı paylaşıyoruz.

BKP Merkez Komitesi
07.01.2026

 

Birlik ve Dayanışma Hareketi: Bağımsızlığın, Eşitliğin, Özgürlüğün Yolunu Açıyoruz!

Birlik ve Dayanışma Hareketi, “Paranın saltanatı yoksullaşmayı, eşitsizlikleri, adaletsizlikleri büyütmeye devam ediyor. Yetmiyor, baskıyla, aklımıza saldırılarla emekçileri kuşatıyor.

Emperyalist haydutluğun tüm dünyanın gözünün önünde ayyuka çıktığı, bölgemizin emperyalist devletler tarafından yeniden dizayn edildiği, ülkemizde rejim değişikliğinin son adımlarının atıldığı bu dönemde işçiler, emekçiler, yoksullar kendi geleceğini ellerine almalıdır.

Gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan bir düzen için Ocak ayı buluşmalarımıza devam ediyoruz. 

Tüm emekçileri, kadınları, gençleri bir araya gelmeye davet ediyoruz.” çağrısıyla “Bağımsızlığın, Eşitliğin, Özgürlüğün Yolunu Açıyoruz!” başlığında İstanbul’da Avcılar, Bakırköy, Beyoğlu, Kadıköy ve Gazi Mahallesi’nde ikinci toplantılarını yaptı.

İzmir’de, 17 Ocak Cumartesi günü saat 15.30’da Buca Voffe Loc Cafe’de; 18 Ocak Pazar günü saat 16.00’da BKP Karşıyaka İlçe Binası’nda Karşıyakalı ve Bucalı emekçiler buluşacak.

 

Devrim ve Sosyalizm Konferansı’na Çağrı

Emperyalist savaş ve işgal döneminde kurulan Türkiye Komünist Partisi’nin önder kadroları Mustafa Suphi ve 15’lerin katledilişinin 105. yılında Devrim ve Sosyalizm kavgasını büyütüyoruz.

Emperyalist haydutluğun dünyada devrim ve sosyalizmin tüm birikimine saldırdığı bu dönemde mücadeleyi bir adım ileri taşıyoruz.

Dünyada, bölgemizde ve ülkemizde sosyalizm mücadelesinin geri çekilişinin yarattığı umutsuzluğu, eşitsizlikleri, adaletsizlikleri yenmek için devrimci bir irade ortaya koyuyoruz.

Anti-emperyalist mücadelenin, gericiliğe karşı net duruşun, sermaye sınıfının saldırılarına göğüs germenin önemini bir kez daha hep birlikte gösteriyoruz.

Marksizm-Leninizm’e dönük ideolojik saldırıların, yaratılmaya çalışılan tahribatın her türlüsüne set çekmek için; işçi sınıfı iktidarının, öncülüğün, örgütlü bir toplumun ve sağlam temellerle örgütlenmiş bir Leninist Parti’nin bayrağını yükseltiyoruz.

Bugün genç kuşakların; 15’lerin bedelini ödemekten çekinmedikleri mücadeleyi 105 yıldır inatla, sabırla ve umutla örmeye devam ettiğini bir kez daha ilan etmek için buluşuyoruz.

Ekmek kadar, su kadar ihtiyaç olan devrimin ve sosyalizmin sesini büyütmeye tüm emekçileri, kadınları, gençleri davet ediyoruz.

Açılış Konuşması:

1920-2026: Yeniden Atılım İçin

  • Emperyalist Saldırganlık Çağında Sosyalizm ve Devrimin Güncelliği
  • Türkiye’de Sosyalizm ve Devrim Tartışmaları
  • Sosyalizm Mücadelesi, Sınıf ve Toplumsal Dinamikler
  • Devrimci Bir Komünist Parti’nin Zorunluluğu ve Bağımsız Sosyalist Hat

Kapanış Konuşması:
Genç Komünistler 15’lerin Yolunda

25 Ocak Pazar | 15.00
Şişli Tiyatrosu

 

Sosyalist Liseliler: MESEMCİ MEB’e Karnesini Vermek İçin Buluşuyoruz!

MESEM’le arkadaşlarımızı sömürü çarklarına teslim eden, ÇEDES’le okullarımızı gericiliğe açan imzaladığı protokollerle liselerimizi tarikat, cemaat ve çetelere teslim eden MEB’e karnesini vermek için buluşuyoruz!

16 Ocak Cuma | 14.30
İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü Önü

Komünist Birlik | 2025