Komünist Birlik HaftalıkKomünist Birlik Haftalık 3 Kasım-9 Kasım 2025

Kasım 9, 20252 min

 

Mamdani Neyi Temsil Ediyor?

2025 New York Belediye Başkanlığı seçimlerini Demokrat Partili Zohran Mamdani kazandı. Kendini “demokratik sosyalist” olarak tanımlayan Mamdani, Uganda doğumlu, Hindistan kökenli ve Şii Müslüman bir siyasetçi. 34 yaşındaki Mamdani, farklı kimlikleri ve sıra dışı politik yaklaşımıyla dikkat çekiyor.

Zaten Demokratların kalesi olan New York’ta, Zohran Mamdani’nin zaferi kimse için çok büyük bir sürpriz değildi. Asıl kritik nokta, Demokrat Parti ön seçimini kazanarak resmi adaylığının kesinleşmesiydi. O andan itibaren seçim zaferi büyük ölçüde garantilenmişti.

Hem Demokrat Parti ön seçiminde hem de genel seçimde Mamdani’nin en güçlü rakibi eski New York Valisi Andrew Cuomo’ydu. Cinsel taciz iddiaları ve COVID-19 sürecindeki ihmalleri sebebiyle güven kaybı yaşamış ve yıpranmış bir siyasetçi olarak, genç, enerjik ve temiz bir geçmişe sahip Mamdani karşısında zor bir konumdaydı.

Demokrat Parti’nin sol kanadında yer alan Demokratik Sosyalistler (Democratic Socialists of America) sosyal demokratların biraz solunda kalan, parlamenter reformlarla sosyalizmi hedefleyen bir oluşum. Hareketin en tanınmış ismi, 84 yaşındaki siyasetçi Bernie Sanders’dı. Seçim zaferiyle Mamdani’nin hareketin yeni ve genç yüzü olabileceği gözüküyor.

Zohran Mamdani’nin öne çıkan üç seçim vaadi vardı: New Yorkluları canından bezdiren yüksek kira bedellerini dondurmak, toplu ulaşımı hızlı ve ücretsiz hale getirmek ve herkes için çocuk bakımıydı. Büyük şirketlerinden ve zenginlerden ek vergiler alarak bunları gerçekleştirmeyi hedefliyor.

New York seçimlerini Mamdani’nin kazanması, Türkiye’deki sol-sosyalist çevreleri de büyük ölçüde heyecanlandırdı. Bazıları onu Türkiye’ye davet etti, bazıları ise zaferini Türkiye’de kutladı. Ne yazık ki seçim bağımlısı olmuş Türkiye sol-sosyalist çevreleri büyük ya da küçük seçim zaferlerine gereğinden fazla anlam veriyor.

Günümüzde kapitalist sistemin yaşadığı kriz, New York gibi kapitalizmin merkezinde bile yaşamı katlanılmaz kılıyor ve halkın doğal tepkisini tetikliyor. Bu tepkiyi örgütleyen Demokratik Sosyalistler, baştan aşağı çürüyen kapitalizmi “yara bantları” niteliğindeki reformlarla toparlamaya çalışıyor. Mamdani’nin ise Türkiye’de dönem dönem tartışılan Belediye Sosyalizmi’nin Batı versiyonunu hayata geçirip geçiremeyeceğini zaman gösterecek.

Demokratik Sosyalizm, sosyal demokrasinin allanıp pullanmış yeni hali olduğundan, Zohran Mamdani gibi parlamenter reformizmin yeni yüzlerine gereğinden fazla umut bağlamak her zaman yanıltıcı olmuştur.

 

AYM Kararları Uygulanmalıdır!

Gezi Parkı eylemleri gerekçe gösterilerek “hükümeti ortadan kaldırma teşebbüsüyle”  suçlanan ve hakkında 18 yıl hapis cezası verilen Tayfun Kahraman, 3 yılı aşkın süredir tutuklu bulunuyor. İktidarın gerici ve piyasacı politikaları karşısında açığa çıkan ve Türkiye tarihinin en büyük halk hareketi olan Gezi Direnişi ile AKP’nin hesaplaşması bitmiş durumda değil. Bugün bu hesaplaşmanın bir boyutunu ise hukuki kılıf uydurulan siyasi davalar oluşturuyor.

Anayasa Mahkemesi Tayfun Kahraman hakkında “adil yargılanma hakkının ihlali” noktasında yeniden yargılanma kararı vermiş olsa da İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi AYM kararını reddederek yeniden yargılanma kararını uygulamayacağını belirtmiş oldu. AYM’nin kararını “yetki gaspı” olarak değerlendiren 13. Ağır Ceza Mahkemesinin bu tutumu AKP rejiminin karakterini de tekrardan gözler önüne sermiş durumda.

AKP iktidarı yargıyı siyasi bir aparat olarak kullanmaya, muhalifleri, gazetecileri ve toplumu bastırmak için yargı sopasını devrede tutmaya devam ediyor.

Anayasa Mahkemesi kararının “yetki gaspı” olarak görülmesi ise artık Anayasa’nın dahi fiilen ortadan kaldırıldığına örnek teşkil ediyor.

Her ne kadar yandaş yazarlar, AKP kurucuları ve eski milletvekilleri bu durumu doğru bulmadığını belirten açıklamalar yapsa da AKP’nin geçmişte yürüttüğü birçok siyasi operasyona ortak olduklarından dolayı bugünkü tablonun sorumluları olarak görülmeleri gerekiyor.

AKP iktidarından demokrasi adımları bekleyenlerin, “yetmez ama evet” denilerek AKP’nin bugüne uzanan adımlarının yolunu açanların ise unutulmaması gerekiyor.

Tüm bu hukuksuzluk ve adaletsizliğin karşısında ise tek seçenek emekçilerin örgütlü mücadeleyi büyütmesi, hukuksuzluk ve baskı karşısında dik durmasıdır.

 

Bu Çürümüş Düzene Karşı Öfkemiz Büyüyor

Bir ekonomik sistem olan kapitalizm, ekonomiyi de aşarak politik ve ideolojik yönüyle, küreselleşme adı altında sermayeyi dünyada dolaşıma soktu, bunun için de kimi zaman savaşla, kimi zaman iktidar oyunları ile devletlerde sermayenin sınırsız özgürlüğüne dayanan egemenliğini kurdu. Sermaye düzeni el koyduğu, çaldığı artı değer, üretim araçlarının üzerindeki mülkiyeti ile bu egemenliğini sürdürecek devlet, iktidar yapılanmalarını destekledi. Düzen içinde sigorta olarak kendi devlet, iktidar seçeneklerini hep hazırda tuttu.

İdeolojisini kabul ettirebilmek, ikna ve rıza üretmek için eğitimden, iletişime geniş bir ağ kurdu. Bu ağ tüm eşitsizlikleri gizlemek için birçok araç kullandı. Ve başarılı oldu.

08 Kasım 2025 günü bu ülkenin en büyük holdingi üçüncü çeyrek sonuçlarını açıkladı. Koç Holding üçüncü çeyrekte % 500 kâr ettiğini finansal sonuçlar medyada yazılınca öğrendik. Bu bir başarı öyküsüne evrilecektir. Liberal ekonomi yazarları geçen yıl görece zarar eden holdingin bir yıl sonra aynı dönemde nasıl böyle bir sıçrama yaptığını analiz edecekler, ekonomiye katkılarını irdeleyecekler, çalışmanın nasıl karşılık bulduğunu okul kürsülerinde, medyada bize anlatacaklar. Hatta bizden bu başarıyı sahiplenmemizi, bu başarının ülkenin ekonomik olarak nasıl düzelme yoluna gittiğinin bir örneği olduğunu gururla anlatacaklar. Her zaman olduğu gibi o gururu tüm topluma enjekte etmeye çalışacaklar.

En büyük kârın Kocaeli Körfez ilçesindeki “özelleşen” Tüpraş’a ait olduğunu satır aralarında geçirecekler. 8 Kasım 2025 günü bu ülkenin bir ilçesinde patlamada 3’ü çocuk 6 işçi bir yaşamını yitirdi. Bu ilçe Tüpraş’ın olduğu Körfez ilçesi ile komşu Dilovası. En üst kurumlara defalarca şikâyet edilen parfüm deposunda yaşanan patlama sonucu sigortasız, güvencesiz, açlık sınırı altındaki ücretlere kabul etmek zorunda kalan 6 işçi. Kader, fıtrat denilecek birkaç günah keçisi bulunarak her zaman olduğu gibi unutulacak, unutturulmaya çalışılacak. Medyada büyük şanssızlık denilecek düzenin başarısını yazanlar, başarısını konuşanlar geçiştirecek. Ateş düştüğü yeri yakacak ve bu ateş hep bize düşecek.

Kapitalizm krizler yaratır, bu krizler bunalımlara dönüşür ve bu bunalımlar içinden çıkılmayacak duruma gelir. Bir gün bu bunalımdan da çıkılmayacak demek bir tercihtir. Diğer tercihte o günü beklemeden kolumuza, kanadımıza yapılan her türlü müdahaleye rağmen ayakta kalarak bugünümüz ve yarınımız için mücadele etmektir. Bugün duyduğumuz öfkeyi örgütlemektir. Bu öfkenin siyasi bilince dönüşmesidir.

Bu siyasi bilinç bizi özgürleştirecektir ve o gün, dünün cinayetlerinin, yaşamı çalınanların hesabını göreceğiz.

Bizim öfkemiz, onların korkusudur.

 

Memleket Yangın Yeri!

Ordu’nun Fatsa ilçesindeki taş ocağında meydana gelen göçükte 25 yaşındaki Burak Kilci ve 75 yaşındaki Ahmet Şahin hayatını kaybetti. Karadeniz Teknik Üniversitesi Heyelan Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin ön inceleme raporuna göre, göçüğün yaşandığı alan daha önce çatlaklar oluşan ve stabilite riski taşıyan bir heyelan bölgesiydi. Yani felaket, göz göre göre geldi.

Emekli olmasına rağmen 75 yaşındaki Ahmet Şahin, geçinmek için çalışmak zorunda kalan yüz binlerce insanın acı gerçeğini yansıtıyor. DİSK’in 2024 verilerine göre, emekli olduğu halde çalışırken hayatını kaybedenlerin sayısı 512.

Fatsa’daki göçük, İliç’teki maden faciasının acı bir tekrarı niteliğinde. Yeni Maden Yasası ve zayıf denetim mekanizmaları, şirketlere sorumsuzca hareket etme alanı açıyor. Yasalar, insan hayatını değil kârı koruyor. Denetimsizlik, alınmayan önlemler ve göz yumulan riskler yüzünden her yıl yüzlerce “önlenebilir” ölüm yaşanıyor. Bu tablo insan hayatını değil, sermayeyi önceleyen bir düzenin sonucudur.

 

Sosyalist Düşünce Toplulukları: Üniversiteler Bizimdir!

12 Eylül 1980 darbesinin ürünü olan YÖK, 44 yıldır üniversitelerde baskının, gericiliğin ve sermaye egemenliğinin sembolü olmuştur. Ancak bugün YÖK, artık kendi başına bir kurum değildir. AKP iktidarı, YÖK’e misyonunu tamamlatmış; onun yerine üniversitelerde doğrudan kendi tahakküm mekanizmalarını kurmuştur. Atanmış rektörler, polis ablukası altındaki kampüsler, soruşturma ve cezalar, sansürlenen kulüplerin hiçbiri artık tek başına bir YÖK politikası değil, doğrudan iktidarın üniversitelere biçtiği rejimin ürünüdür.

Darbenin ardından kurulan YÖK, nasıl sermaye düzeninin gençliği denetleme aygıtıysa, bugün de AKP eliyle bu görev sürdürülmektedir. Üniversiteler, bilim üretmenin değil; piyasaya ucuz işgücü yetiştirmenin, biat eden gençlik yaratmanın alanına dönüştürülmüştür.

Vakıf adı altında kurulan özel üniversitelerle eğitim bir sektör haline getirilmiş, kamusal eğitim tasfiye edilirken öğrenciler müşteri konumuna düşürülmüştür. KYK burslarıyla açlığa mahkûm edilen, barınma kriziyle sokağa itilen milyonlarca genç, bu düzenin bedelini ödemektedir.

YÖK’ün uygulayıcısı göründüğü kararlar, AKP’nin toplumu dinselleştirme ve itaatkâr bir gençlik yaratma projesinin parçasıdır. Üniversitelerde kurulan baskı düzeni ise emperyalizme bağımlı, sermayenin çıkarlarına hizmet eden sömürü politikalarının bir uzantısıdır. Bu düzen gençliğin değil; patronların, gericilerin ve emperyalistlerin düzenidir.

Ancak biz bu düzene teslim olmayacağız. Atanmış rektörlerin, polis ablukalarının, palalı çetelerin üniversitelerimizi karanlığa boğmasına izin vermeyeceğiz. Okullarımız ne AKP’nin ne de onun işbirlikçilerinindir; bu ülkenin ilerici, eşitlikçi, anti-emperyalist gençliği ve akademisyenleri üniversitenin gerçek sahipleridir.

YÖK’ü de, onun mirasını sürdüren iktidar politikalarını da reddediyoruz. Bilimin, özgürlüğün ve eşitliğin hüküm sürdüğü üniversiteleri kurmak için mücadelemizi büyütüyoruz. Gericiliğin karanlığına karşı özgür bir gelecek için, laik, parasız, bilimsel ve eşit bir eğitim için mücadelemizi bir adım daha ileri taşıyacağız.

YÖK’ü, atanmış rektörleri, yandaşları, çeteleri de sermayeyi ve gericiliği de tarihin çöplüğüne göndereceğiz!

 

Birlik ve Dayanışma Hareketi: Gücümüz Birliğimizden Gelir

Birlik ve Dayanışma Buluşmaları başlıyor.

Emekçiler, kadınlar, gençler artık böyle gitmez diyor.

Sermayenin, tarikatların, çetelerin düzenine karşı yalnız değiliz.

Birlik ve Dayanışma Hareketi’nin ilk buluşmalarında tüm emekçileri bir araya gelmeye çağırıyoruz.

Komünist Birlik | 2025