Emperyalizme, Gericiliğe ve Sermayeye Karşı Mücadele Yükseltilmelidir
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun Abdullah Öcalan ile görüşülmesi kararı ile birlikte AKP, MHP ve DEM Parti heyetinin Öcalan’la görüşmesi gerçekleşti. Görüşmenin kamuoyuna açılması noktasında ortaya çıkan fikir ayrılığı ise henüz karar verilememiş gündem maddelerinin olduğuna işaret ediyor.
Ortadoğu’daki gelişmelerle birlikte ele alındığında sermaye devletinin ve onun temsilcisi AKP iktidarının “çözüm süreci”nden beklentisi ortada. Suriye’nin yeniden inşasında rol almak, Ortadoğu’ya uzanan yeni-Osmanlıcı bir ideolojik ve politik hat ekseninde düzenin entegrasyonunu sağlamak. AKP bu adımları atarken ise Türkiye’de meşruiyetini yeniden güçlendirmeye ve toplumsal tepkiyi etkisiz kılmaya odaklanan bir siyasal süreci örmeyi hedefliyor. “Demokrasi, barış, tüm yurttaşları kapsayan bir anayasa” söylemleri ile işbirlikçi, gerici, emek düşmanı politikalarının üzerini örtmeyi hedefleyen AKP iktidarı “çözüm süreci” ile birlikte adımlarına meşruiyet katacak bir zemini açabilmiş durumda.
İmralı görüşmesiyle birlikte yeni bir evreye geçtiği ifade edilen süreç noktasında ise hâlâ belirsizlik söz konusu. DEM Parti, AKP’yi adım atmamakla eleştiriyor, siyasi tutuklulara, sürecin hukuki zemininin yaratılması noktasındaki çalışmaların hızlandırılması gerektiğine işaret ediyor. AKP iktidarından ve faşist MHP’den Kürt sorununun çözümü, anti-demokratik uygulamaların son bulması, barışın tesis edilmesi noktasında beklenti sahibi olmak ise en büyük hatalardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır.
AKP iktidarının Anayasa’yı tanımayan uygulamaları ortadayken, seçme ve seçilme hakkının dahi gaspına yönelen adımları mevcutken, emekçilerin payına yoksulluk düşerken, gençlik geleceksizliğe hapsedilmiş, emekçilerin çocukları MESEM adı altında sermaye tarafından sömürülür ve katledilir hale getirilmişken, kadınlar gericilik ve iktidarın kadın düşmanı politikalarıyla kuşatılmaya çalışırken emperyalizm, sermaye ve AKP iktidarından toplumun çıkarına adımlar beklemek nafiledir.
Emekçiler “demokrasi ve barış” kılıfına gizlenen bu aldatmacaya kanmamalı, AKP’nin “yeni anayasa” ile somutlamaya çalışacağı baskı, sömürü, adaletsizlik rejimini elinin tersiyle itmelidir.
Emperyalizmin, gericiliğin ve sermayenin gölgesinde barış da, eşitlik de, özgürlük de gelmeyecektir.
Rusya-Ukrayna Savaşı Sona Mı Yaklaşıyor?
24 Şubat 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı yüz binlerce kişinin ölümüne, milyonlarca insanın yurt dışına göç etmesine, sınır hattındaki şehirlerin yerle bir olmasına sebep oldu. 2014 yılında bir tür “turuncu devrim” olan Maidan darbesiyle Ukrayna Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç görevinden indirildi. O günden sonra tamamen ABD ve AB’nin denetimine giren Ukrayna, Rusya’yla zoraki bir savaşa itildi. Eski bir komedyen olan Volodomir Zelenskiy’in başkanlığında Ukrayna bir felakete sürüklendi. İki kardeş halk birbirine kırdırıldı.
Zamanında “Rusya-Ukrayna Savaşı’nı 24 saatte bitiririm,” diyerek seçim vaadi veren ABD Başkanı Donald Trump geçen günlerde Rusya’yla 28 maddelik bir barış planı hazırladıklarını ifade etti. Bu planda yer alan bazı maddeler şöyle:
- Ukrayna, Donbas bölgesinden tamamen çekilip Luhansk ve Donetsk’i Rusya’ya bırakacak.
- Ukrayna, NATO’ya katılmayacağını taahhüt edecek.
- Ukrayna, ordusunu yarı yarıya küçültecek.
Donbas’ta askerden arındırılmış, silahsızlandırılmış bir bölge oluşturulacak. Herson ve Zaporijya’nın güney bölgelerinde cephe hattı boyunca askeri harekâtlar dondurulacak.
Bu maddeler Ukrayna ve AB ülkeleri tarafından tepkiyle karşılanınca maddeler revize edildi. 19 maddeye düşürülen barış planı önümüzdeki günlerde ABD’li ve Rusyalı yetkililer arasında müzakere edilmeye devam edecek.
Avrupa Birliği ülkeleri ve Ukrayna, barış planının sadece ABD’nin inisiyatifinde ilerlediğinden şikâyetçi. Donald Trump, dünyanın jandarması gibi davranan, emperyalist ABD’nin gerçek patron olduğunu diplomatik hassasiyetleri önemsemeden herkese gösteriyor.
ABD ve emperyalistler için tek önemli şey kendi çıkarlarıdır. Bir barış antlaşmasında savaşan taraf olan Ukrayna’nın fikrinin bile alınmaması, tüm müzakerelerin onsuz ilerliyor olması Ukrayna’nın sadece bir kukla ve piyondan ibaret olduğunu tekrar gösteriyor.
Savaş alanında kazanan Rusya’nın ise ABD’nin hazırladığı bir barış planına ne kadar güveneceğini önümüzdeki günlerde açığa çıkacaktır.
Suriye’deki Alevi Katliamının Sorumlusu Emperyalizm ve HTŞ’dir
Esad’ın iktidarının sona ermesi ve Suriye’de HTŞ’nin iktidara gelip, radikal İslamcı grupların güç kazanmasıyla birlikte, Mart 2025’te Suriye’nin sahil bölgelerinde, özellikle Alevi nüfusun yoğun olduğu şehir ve köylerde sistematik saldırılar başladı.
Tabii ki daha önce de Suriye’de İslamcı çeteler tarafından Alevi nüfusa yönelik birçok saldırıya tanıklık ettik. Fakat Mart 2025 itibariyle, özellikle İslamcı çetelerin iktidarı almasıyla birlikte bu katliamlar daha planlı ve organize bir hale geldi. Evler basıldı, siviller hedef alındı, yüzlerce kadın, çocuk ve yaşlı öldürüldü. İnsan hakları kuruluşları, yaşananları savaş suçu ve insanlığa karşı suç olarak nitelemekte.
Suriye’de uzun yıllar boyunca Aleviler ve diğer topluluklar görece barış içinde yaşamış, devletin laik yapısı sayesinde farklı inançlar bir arada varlığını sürdürebilmişti. Ancak Suriye’ye yönelik emperyalist müdahale ve siyasi boşluk, HTŞ gibi şeriatçı ve mezhepçi grupların iktidar sahnesine çıkmasına yol açtı. Bu gruplar özellikle Alevi topluluklarına düşman bir politika izleyerek onları hedef aldı.
Uluslararası toplum, Suriye’deki katliamlara karşı tepkili olsa da, somut adım atıldığını söylemek zor. İnsan hakları örgütleri bağımsız soruşturma çağrısında bulunuyor ve suçluların uluslararası hukuk çerçevesinde yargılanmasını talep ediyor. Ancak sahadaki durum, sivillerin korunması için yeterli önlemlerin alınamadığını gösteriyor. Ayrıca başta ABD olmak üzere, emperyalist güçler tarafından desteklenen HTŞ hükümetine karşı uluslararası bir yaptırım şu anki konjonktürde gerçekçi durmuyor.
Türkiye’de de büyük bir Alevi nüfus bulunuyor ve tarih boyunca Alevilere çeşitli saldırılar ve katliamlar yapıldı. Günümüzde iktidarda olan İslamcı hükümet politikaları ve HTŞ ile olan ilişkisi, geçmiş deneyimler de göz önüne alındığında, Aleviler açısından potansiyel bir risk olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle, Türkiye’de de Alevi haklarının korunması, Suriye’de yaşanan trajedilerden çıkarılacak derslerle birlikte önem kazanıyor.
Suriye’nin ve Türkiye’nin geleceği, farklı inanç ve kimliklerin bir arada yaşadığı bir toplum olabilmekten geçiyor. Aleviler, Sünniler, Hristiyanlar ve diğer topluluklar arasında eşitlik, güvenlik ve adalet temelli bir sistem kurulmazsa, toplumda kalıcı travmalar ve ayrışmalar devam edecek. Halkları birbirine düşürüp kırdıran emperyalist politikalara geçit verilmemelidir. Emperyalizm bölgeden kovulmalı ve hem Türkiye’de hem Suriye’de herkesin haklarının korunduğu, mezhep ve kimlik ayrımının olmadığı, barış ve adaletin egemen olduğu bir gelecek inşa edilmelidir.
Emperyalizme Karşı Venezuela Halkı Yalnız Değildir
Venezuela, uzun yıllardır uygulanan ekonomik yaptırımlar, siyasi kuşatmalar ve son dönemde tırmanan askeri tehditler silsilesiyle ABD emperyalizminin bölgedeki en kritik hedeflerinden biri olmaya devam ediyor. Yaşanan kriz, bir ülkenin iç siyasetinden ibaret olmadığı, ABD’nin Latin Amerika’daki hegemonyasını arttırarak sürdürme ve ABD emperyalizmine alternatif olabilecek bir siyasi modeli boğma çabasının klasik bir örneğidir.
Son dönemdeki gelişmeler, Washington-Caracas hattındaki gerilimin tehlikeli bir boyuta ulaştığını göstermektedir. ABD’nin Venezuela açıklarında savaş gemileri bulundurması ve Karayipler’deki askeri varlığını bir hayli artırması, açık bir askeri müdahale hazırlığıdır. Bu askeri hareketliliğin üzerine, Trump’ın Venezuela ve çevresindeki hava sahasının tamamen kapatılacağına yönelik açıklamaları, ülkenin egemenliğine yönelik kabul edilemez bir abluka girişimidir. Savaş gemilerinden sonra ilan edilen bu “hava ablukası” tehdidi, uluslararası hukuku hiçe sayan ve Venezuela halkını tecrit etmeyi amaçlayan pervasız bir adımdır. Ayrıca, ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu “terörist” ilan etmesi ve başına ödül koyması gibi adımlar, siyasi çözümü imkânsız kılmayı ve doğrudan askeri/paralı asker operasyonlarına yasal zemin hazırlamayı hedeflemektedir.
Bu saldırganlığın ardındaki asıl motivasyon, ne “demokrasi” ne de “insan hakları”dır. Venezuela krizi, özünde emperyalist politikaların en temel motivasyonlarına dayanmaktadır: kaynak kontrolü ve siyasi hegemonyanın sürdürülmesi. Venezuela, dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip ülkesidir ve bu zenginlik, ABD sermayesinin iştahını kabartmaktadır. Ülkenin Hugo Chavez döneminde başlayan sol temelli anti-neoliberal, kamucu ve bağımsız dış politika çizgisi her ne kadar Maduro döneminde tahribe uğrasa da ABD’nin bölgesel çıkarları için büyük bir tehdit olarak görülmektedir.
ABD’nin planının yalnızca Venezuela’daki mevcut hükümeti devirmekle sınırlı olmadığı açıktır; amaç Küba, Honduras, Brezilya gibi Latin Amerika ülkelerinin yer aldığı direnç eksenini kırmaktır. Emperyalizm, bölgedeki diğer sol veya bağımsız hükümetlere ilham kaynağı olabilecek “domino etkisi” yaratma potansiyelini ortadan kaldırmak istemektedir. Bu nedenle, ABD’nin yaptırımları, halkı cezalandırarak hükümete karşı ayaklanmaya zorlamayı amaçlayan ekonomik bir savaş aracı olarak işlemektedir.
Venezuela’nın maruz kaldığı bu çok yönlü saldırı, uluslararası hukukun ve egemenlik ilkelerinin açık bir ihlalidir. ABD emperyalizmi, ekonomik yıkım ve askeri tehditler yoluyla kendi politikalarını dayatmaya çalışırken, Venezuela halkı ve Maduro hükümeti egemenliklerini savunma mücadelesi vermektedir. Bu direniş, sadece Venezuela’nın değil, tüm Latin Amerika’nın ve bağımsızlığını korumaya çalışan tüm ulusların emperyalizme karşı verdiği ortak mücadelenin bir parçasıdır. Venezuela’ya karşı yapılan her hamle, bölgedeki ilerici hareketlerin geleceğini de doğrudan etkilemektedir.
Grup Yorum Susturulamaz
Kurulduğu günden bugüne baskılar, tutuklamalar, yasaklar ve sindirme politikalarıyla karşı karşıya kalan Grup Yorum’un mücadelesi devam ediyor. Bağımsızlığın, emeğin, eşitlik ve özgürlüğün mücadelesini eserleriyle yükselten Grup Yorum, bugün de tutuklamalar ve yasaklamalarla karşı karşıya.
Konserleri yasaklanan, üyeleri Kuyu Tipi Hapishanelerde tecride maruz bırakılan, Kültür Merkezleri polis tarafından basılan Grup Yorum’a yönelik son saldırı ise İdil Kültür Merkezi ve Sevgi Erdoğan Vefa Evi’ne yönelik operasyon oldu. Aralarında Grup Yorum üyelerinin de olduğu 10 kişi gözaltına alındı.
AKP emekçileri yoksullukla, gençliği geleceksizlikle, toplumsal muhalefeti baskı ve sindirme politikalarıyla teslim almaya çalışırken bu saldırıların karşısında duran kesimleri de susturmaya ve sindirmeye çalışmaktadır.
Grup Yorum susturulamaz, Grup Yorum’a yönelik saldırılar son bulmalıdır!
File Market İşçileri Direniyor
AKP iktidarını arkasına alan sermaye, haklarını arayan işçilerin örgütlenme mücadelesini ve en doğal hakkı olan sendikalaşma çabasını, işten çıkarmalar ile engellemeye çalışıyor.
Bunun en son örneği Tez Koop İş sendikasında örgütlenmeye çalışan File Market işçileri oldu. İşçiler asgari ücret seviyesindeki ücretlerin yaşanabilir oranlarda yükseltilmesini, fazla mesai ücretlerinin gasp edilmemesini, giyim parasına el konulmamasını istiyor.
Sermaye ise bunun karşısında sınıf düşmanı politikalarını hiç kesmiyor. Örgütlenmek, sendikalı olmak, toplu iş sözleşmesine hak kazanılması sermayenin kâbusu.
Toplu iş sözleşmesi ve sendika hakkı için mücadele eden işçileri fişleyen, e-devletlerinden kontrol eden, mola zamanlarına müdahale edip, mobbing uygulayan, sendikaya üye olmanın yasak olduğu yalanını söyleyen işyeri yönetimi karşısında direnen işçiler, haksız işten çıkarmalara da uğradılar. Türkiye genelinde 20’ye yakın File Market işçisi performans düşüklüğü gerekçesi ile işten çıkarıldı.
Tüm tehditlere, işten çıkarmalara karşı işçiler kararlı. Biz de bu kararlı mücadeleyi destekliyoruz. Birlik ve dayanışma ile birlikte sermayenin gasp etmeye çalıştığı haklarımıza sahip çıkacağız.
Sosyalist Liseliler: 9 Yaşında İsa’yı Katleden Sermaye Düzenidir!
9 yaşındaki İsa’nın ölümü kaza değildir. Okullarda olması gerekirken tarlalarda, fabrikalarda çalışmaya mahkûm edilen çocukların hayatı, her gün patronların kâr hırsına kurban ediliyor. Bu, adı konulmamış bir cinayettir; İsa’nın katilleri yoksulluğu ve güvencesizliği dayatan sermaye düzenidir.
Bu yıl İSİG Meclisi tarafından tespit edilen 85. çocuk işçi cinayetiyle bir kez daha görüyoruz ki, bu düzen bırakın bize bir gelecek sunmayı, yaşamayı dahi çok görüyor. Sosyalist Liseliler olarak diyoruz ki: Çocuk işçiliği bitirecek, bu sömürü çarkını kıracağız.
İstanbul’da Liseli Gençlik Aydınlanma Okulları’nda Buluştu!
Aydınlanma Okulları İstanbul’un 6 noktasında liseli gençliğin katılımıyla gerçekleşti. “Nedir Bu Dünyanın Düzeni?” başlığıyla gerçekleştirilen Aydınlanma Okulları’nda “Sömürü nedir? Kapitalizm nasıl işler?” soruları ele alındı.
Birlik ve Dayanışma Hareketi’nden 25 Kasım Eylemi: Eşitliğin ve Özgürlüğün Ülkesini Kuracağız
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü’nde Birlik ve Dayanışma Hareketi İstanbul Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda eylem ve basın açıklaması gerçekleştirdi.
Birlik ve Dayanışma Hareketi, AKP’nin kadın düşmanı politikalarına, sömürüye ve geleceksizliğe karşı kadınları mücadeleye çağırıyor.
Birlik ve Dayanışma Hareketi Kasım Ayı Buluşmaları Tamamlandı
Birlik ve Dayanışma Hareketi’nin, “Emeğimizin her gün en ağır şartlarda sömürüldüğü, değersizleştirildiği, artık en temel ihtiyaçlarımız için bile direndiğimiz bu çürümüş düzene karşı bir araya geliyoruz.” diyerek duyurduğu “Birlik ve Dayanışma Buluşmaları” Kasım ayı toplantıları tamamlandı.
İstanbul’da Bağcılar, Esenyurt, Kadıköy, Esenler, Şişli, Sultangazi, Avcılar, Küçükçekmece Cennet Mahallesi, Bakırköy, Beyoğlu, Eyüpsultan ve İkitelli’de; İzmir’de Buca, Karşıyaka ve Bornova’da; Ankara ve Edirne’de emekçilerin, kadınların ve gençlerin katılımıyla gerçekleştirilen toplantılarda Birlik ve Dayanışma Hareketi’nin örgütlenmesi ve önümüzdeki dönem atacağı adımlar da ele alındı.
Birlik ve Dayanışma Hareketi mahallelerde, işyerlerinde, fabrikalarda, atölyelerde, emekçileri bulunduğu her alanda sömürü düzenine, gericiliğe, geleceksizliğe karşı örgütlenmeye yan yana gelmeye ve mücadeleyi yükseltmeye davet ediyor.
