Emperyalist Haydutluğa ve AKP Karanlığına Karşı Mücadeleyi Yükseltelim!
Suriye’de HTŞ ve SDG arasında imzalanan mutabakatın ardından ABD emperyalizmi bölgede İran’a yönelik kuşatmayı artırmış durumda. Yıllardır sürdürülen ekonomik ambargo, siyasi müdahaleler ve İsrail saldırganlığı ile İran çözülmeye çalışılmış, gerek emperyalist kapitalist sistemin gerilimleri gerek de İsrail’in bölgedeki güvenlik kaygısı ile bu emperyalist müdahale bugüne kadar uzamıştır.
Bugün ise ABD emperyalizminin her boyutuyla İran’ın zayıflatılması ve çözülmesini merkezine alan bir yönelimde olduğu açığa çıkmış durumdadır. Emperyalizm ve haydut Trump, İran’da halkın gerçekleştirdiği eylemlere dahi müdahalede bulunmaktan, “yönetimlerinizi ilan edin, rejim yanlılarının listelerini tutun” demekten geri durmamıştır.
Halkın meşru gerekçelerle gerçekleştirdiği eylemlerin İran’ın iç dinamiği açısından emperyalizmin istediği sonucu vermemesinin ardından ise ciddi bir savaş yığınağı devreye girmiş, ABD ve İran arasında diplomatik süreç başlamıştır.
Bu tablo, önümüzdeki dönem belirli pozisyon değişiklikleri ya da farklı yönelimlerle ilerleyecek olsa da haydut ABD’nin ve onun Ortadoğu’daki iş birlikçisi İsrail’in İran’a yönelik işgal saldırısı gündemden düşmeyecek, emperyalizm tıpkı Suriye’de olduğu gibi İran’ı yağmaya ve talana açma yaklaşımını terk etmeyecektir.
AKP iktidarı da sözde İran’a yönelik kuşatmaya karşı olduğunu ifade etse de özünde emperyalizm ve İsrail’in çıkarına uygun adım atmakta ve emperyalist dizayna entegre olmanın arayışındadır. Yıllardır Suriye’de emperyalist işgale destek olmanın sonucu bugün Golan Tepeleri’ne İsrail’in el koyması, Suriye’de halkların HTŞ çeteleri tarafından katledilmesi, emperyalizmin bölgeyi yağmaya ve talana açması olmuştur.
Bununla birlikte AKP, Ortadoğu’da gerçekleşen emperyalist dizayn sürecine sermaye düzenini entegre ederken bir taraftan da iç siyasette adımlarını güçlendirecek, rejimin kalıcılaşmasına hizmet edecek, “demokrasi, barış, kardeşlik” kavramlarına sığınarak toplum üzerinde kurduğu baskıyı gizlemeye çalışacak yeni bir süreci de açmıştır.
TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, AKP’nin adımlarına meşruiyet katma noktasında işlev görmüş ve oluşan komisyon raporu AKP ve MHP’nin yaklaşımının dışına çıkmayan bir süreç işlediğini ortaya koymuştur. “Terörsüz Türkiye” yaklaşımının merkezinde durduğu ve “Kürt sorununun AKP ile birlikte çözüldüğünü” ifade eden bu rapor, Kürt sorununun sermaye düzeninin sınırları içerisinde ve onun temsilcisi AKP iktidarıyla gerçekçi ve nihai olarak çözülemeyeceğini de tekrardan ortaya çıkartmıştır.
Emekçiler emperyalist haydutluğa da AKP’nin Türkiye’yi emperyalizme, gericiliğe ve sermayeye peşkeş çekmesine de geçit vermemeli; anti-emperyalizm, eşitlik ve özgürlük mücadelesini yükseltmelidir.
ABD Emperyalizmi Küba’yı Boğuyor
ABD emperyalizmi, yeni bir “Monroe Doktrini” anlayışıyla Batı yarımküreyi kendi egemenlik alanı olarak görüyor ve arka bahçesinde tam hâkimiyet kurmayı hedefliyor. Bu doğrultuda bölgede kendisine mesafeli duran ya da bağımsız bir çizgi izleyen ülkeleri tasfiye etmeye yöneliyor.
Washington, tüm Amerika’yı kendisi için dikensiz bir gül bahçesi haline getirmeyi amaçlıyor. Komünist, solcu ya da sosyal demokrat fark etmeksizin, emperyalizme karşı olan ülke yönetimlerini indirmek için elinden geleni ardına koymuyor.
2026 yılına ABD’nin tam bir haydutluk örneği olan emperyalist müdahalesiyle başladık. Yaklaşık çeyrek asırdır kamucu ve bağımsızlıkçı bir çizgi izleyen, dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip Venezuela uzun süredir Washington’ın hedefindeydi. 3 Ocak’ta ABD Özel Kuvvetleri’nin düzenlediği operasyonla Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi rehin alınarak New York’a götürüldü.
Maduro’nun yerine geçen Delcy Rodríguez ise ilk başlarda sanılanın aksine kısa sürede ABD’ye ve uluslararası petrol şirketlerine tavizler vermeye başladı. Şimdilik ABD, Hugo Chavez’in açtığı devrimci dönemi kapatmayı başarmış oldu. ABD karanlık tarihine bir başarı(!) daha ekledi.
Venezuela’nın ABD’ye boyun eğmesi, sosyalist Küba’yı ciddi bir krize sürükledi. Venezuela’nın Küba’ya petrol tedarikini durdurması, enerji kaynakları sınırlı olan ülkede derin bir enerji krizine yol açtı. Yakıt kıtlığı nedeniyle turizmden tarıma, sanayiden sağlığa ve eğitime kadar pek çok alan durma noktasına geldi. Elektrik kesintileri katlanılmaz noktalara ulaştı.
Küba Devrimi’nden bu yana ABD’nin giderek sertleşen ablukası ülke üzerindeki baskıyı artırıyor. Bu durum hem Küba halkını hem de sosyalist sistemi ağır biçimde zorluyor. İnsanlık suçu olan bu insafsız ablukaya karşı Kübalılar tüm direngenliğiyle ayakta kalmaya çalışıyor. Çin’in de desteğiyle güneş enerjisini daha etkin kullanmaya başlıyor.
ABD emperyalizmi, dünya halklarına yönelik saldırgan politikalarını sürdürüyor. Bir yandan Küba üzerindeki baskıyı artırırken diğer yandan İran’a yönelik olası müdahaleler için askeri gücünü bölgeye sevk ediyor. Dünyanın dört bir köşesinde halklara kan kusturmayı hedefliyor.
Kendini dünyanın jandarması olarak konumlandıran ABD’ye karşı mücadele etmek, dünya halklarının önündeki yakıcı görevlerden biri olarak duruyor. 1968’lerden bugüne sloganımız aynı: Yankee Go Home!
NATO Ülkemizden Defol!
Türkiye’nin emperyalizmin kanlı savaş örgütü NATO’ya dahil edilmesinin üzerinden tam 74 yıl geçti. Kore Savaşı’nda ödenen bedeller ile başlayan bu üyelik; 12 Mart ve 12 Eylül darbeleriyle, NATO’nun kontrgerilla örgütlenmeleriyle, faili meçhul cinayetlerle devam etmiştir. 74 yıllık bu süreç, Türkiye halkı için ağır bedellerle doludur.
NATO, Türkiye için hiçbir zaman bir “güvenlik şemsiyesi” olmamış; aksine sermaye düzeninin bekası için işçi sınıfına ve ilerici güçlere karşı kullanılan bir saldırı aygıtı olarak işlev görmüştür.
Bu yıl Türkiye’de toplanacak olan 2026 NATO Zirvesi, bölgemizde ve dünyada yeni savaşların kapısını aralayacaktır. Türkiye’nin topraklarında bulunan İncirlik ve Kürecik gibi üsler, ülkemizi komşu halklara karşı bir sıçrama tahtası ve emperyalist saldırganlığın savaş merkezi haline getirmektedir. Ukrayna’dan Ortadoğu’ya, Kafkaslardan Doğu Akdeniz’e kadar her gerilimin merkezinde NATO’nun genişleme stratejileri bulunmaktadır.
Düzen siyaseti, ister iktidarıyla ister muhalefetiyle olsun, NATO üyeliğini “stratejik zorunluluk” olarak pazarlayarak bu suça ortak olmaktadır. Ancak biz biliyoruz ki; gerçek bir güvenlik ve barış, ancak emperyalizmle kurulan tüm göbek bağlarının kesilip atılmasıyla mümkündür.
İkili askeri anlaşmalar derhal iptal edilmeli, tüm yabancı üslere el konulmalı ve Türkiye NATO’dan çıkmalıdır.
NATO’dan Çıkılsın, Emperyalist Üsler Kapatılsın!
BKP Merkez Komitesi
18.02.2026
Gazeteciler Susturulamaz!
Dün gözaltına alınan gazeteci Alican Uludağ, bugün “Cumhurbaşkanına hakaret” bahanesiyle tutuklandı.
AKP iktidarı, TV kanallarına kayyum atayarak, haksız tutuklamalarla halkın haber alma hakkını gasp ediyor, basını susturmaya çalışıyor.
AKP karanlığına teslim olmayan gazeteciler susturulamaz! Alican Uludağ ve tutuklu tüm gazeteciler derhal serbest bırakılmalıdır.
Birlik ve Dayanışma Hareketi
Grev Haktır Engellenemez!
Grev hakkı, işçi sınıfının yüz yıllar süren zorlu mücadelelerle elde ettiği evrensel bir kazanımdır. 2017 yılında Birleşik Metal-İş Sendikası’nın Asil Çelik fabrikasında yaşadığı ve geçtiğimiz günlerde Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararıyla sonuçlanan süreç de bu tarihsel mücadelenin günümüzdeki önemli yansımalarından biri.
Türkiye’nin çalışma tarihinde grev hakkı hiçbir zaman altın tepside sunulmamış, direnişlerle kazanılmıştır. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri 1963 yılındaki Kavel Kablo Grevi’dir. O dönemde 1961 Anayasası ile grev hakkı kağıt üzerinde tanınmış olsa da henüz kanunu çıkarılmadığı için patronlar bu hakkı yok saymaktaydı. Kavel işçilerinin engellemelere rağmen haftalarca sürdürdükleri kararlı fiili grev, Türkiye’de Sendikalar ile Grev ve Lokavt Kanunu’nun Meclis’ten geçerek yasalaşmasını sağlayan en büyük itici güç oldu. Kavel işçileri sadece kendi çalışma koşullarını iyileştirmek ile kalmadı, kendilerinden sonraki direnişlere örnek oldu ve işçi sınıfına büyük bir kazanım bıraktı.
Anayasa Mahkemesinin Asil Çelik fabrikasındaki grev yasağı için verdiği “hak ihlali” kararı da bugün grevin işçilerin hakkı olduğunu tekrardan hatırlatmaktadır. “Grev ertelemesi”, teknik bir hukuki terim gibi görünse de aslında işçinin elinden sermaye karşısındaki tek ve en meşru pazarlık gücünü, o masadaki denge unsurunu almaktır. AYM’nin bu müdahaleyi Anayasa’ya aykırı bularak tazminat ödenmesini talep etmesi grev yasağını suç olduğunu göstermiştir.
İşçilerin insanca bir yaşama talebinin vazgeçilmez bir unsuru olan grev haktır, engellenemez.
Gericiliğe ve Yoksulluğa Karşı 8 Mart’a!
Patronların kölesi, tarikatların müridi, AKP’nin ‘kutsalı’ olmayacağız!
Kadınların öldürülmediği bir ülke, kadınların eşit yurttaş olduğu bir ülkedir. Kadınların taciz ve şiddet mağduru olmadığı bir ülke; gericiliğin, tarikat ve cemaatlerin sonunun geldiği bir ülkedir.
AKP’nin kadın düşmanlığına ve baskısına; sermayenin asgarî ücret dayatmasına karşı, emekçi kadınların birliği ve dayanışması için 8 Mart’ta buluşuyoruz.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde İstanbul ve İzmir’de alanlara çıkıyoruz.
Gericiliğe ve yoksulluğa karşı 8 Mart’a!
İstanbul
Şişli Cevahir AVM Önü
8 Mart Pazar – 15.00
İzmir
Karşıyaka İzban Durağı
8 Mart Pazar 16.30
BDH: Her Şey Emeğin Olacak
Emeğiyle, alın teriyle, onuruyla yaşayan, yaşamak için direnen işçiler, kadınlar, gençler olarak Mart ayında İstanbul, İzmir ve Ankara’da buluşuyoruz.
Kuruluşu ilan edilen Birlik ve Dayanışma Hareketi’nin buluşmasında üç büyük ilde yan yana gelerek eşitlik, özgürlük, laiklik ve adalet mücadelemizi bir kez daha yüksek sesle ilan edeceğiz.
Her yerinden dökülen bu düzen, yoksulların üzerinden yükselmeye devam ederken, bizler düzen partilerinin birbirleri arasındaki oyunlarda çözüm arayamaz, birilerinin gelip bizleri kurtarmasını bekleyemeyiz.
İşçi sınıfını yoksulluğa mahkûm eden, ülkeyi karanlığa hapseden ve emperyalizme ülkeyi peşkeş çekmeye kalkan sömürü düzeni dikiş tutmuyor.
Patronların ve emperyalizmin ihtiyaçları doğrultusunda yıllardır ülkeyi uçuruma sürükleyen AKP iktidarı, baskıyla ve zorbalıkla yol alabiliyor.
Bu düzen sınıfta kalmıştır! Bu düzenin ürünü AKP rejimi de, onun her dönem değişen koltuk değnekleri de emekçilere bir kurtuluş programı sunamamaktadır.
Emekçiler sefalet ücretine, emekliler açlığa, gençler geleceksizliğe mahkum edilmiştir. Bu düzen patronların düzenidir. Patronlara vergi indirimi ve teşvikler uygulanırken ekonomik krizin faturası ise emekçilere kesilmektedir. En temel hakların dahi piyasaya açıldığı ülkemizde artık yaşamak lüks halini almıştır.
Bu düzen değişmelidir, başka bir kurtuluş yolu da programı da kalmamıştır.
Emeğiyle yaşamı var edenlerin, toprağı ekenlerin, ekmeği üretenlerin, yerin yedi kat altında madenlerde çalışan emekçilerin, metali dövüp şekil verenlerin, plazalarda emek sömürüsü altında ezilenlerin, ev içi emeği görmezden gelinen kadınların, işsizlik kıskacında hayatı mahvolan gençliğin sözünü söyleme zamanı gelmiştir.
Birlik ve Dayanışma Hareketi, bu düzenin tüm sahte umutlarına karşı güçlü ve kitlesel bir emek cephesi kurmak için umutlu ve kararlıdır. Biricik kurtuluşumuz buradadır.
Bu düzenden memnun olmayan, bir şeylerin değişmesi gerektiğini düşünen tüm onurlu yurttaşların yerini alması gereken adres olarak Birlik ve Dayanışma Hareketi umudu büyütmek için bayrak açıyor.
Bu ülke bizim!
Patronların, tarikatların, çetelerin değil; Her şey emeğin olacak!
Birlik ve Dayanışma Hareketi
İstanbul 15 Mart Pazar – 15.00
Figaro Düğün Salonu, Çağlayan
İzmir 15 Mart Pazar – 16.00
Tepekule Kongre Merkezi, Bayraklı
Ankara 29 Mart Pazar – 15.00
Bambu Sahne, Çankaya
SDT: Kanlı Pazar’ı Unutmadık! Kahrolsun Emperyalizm, Kahrolsun Gericilik!
16 Şubat 1969’da, 6. Filo’nun temsil ettiği ABD emperyalizmine karşı dönemin ileri gelen öğrenci örgütleri ve işçi sınıfı “Emperyalizme ve Sömürüye Karşı İşçi Yürüyüşü”nü başlattı.
10 Şubat’ta başlayan yürüyüş, 16 Şubat Pazar günü Beyazıt’ta kitlesel bir buluşmaya döndü. “Emperyalizme Hayır, Sosyalizme Evet” ve “Vietnam’da Barınamayan, Türkiye’de Tutunamaz” sloganlarıyla ilerleyen yürüyüş, bağımsızlık ve halkların kardeşliği talebini yükseltiyordu.
Yürüyüş öncesinde gerici örgütlerin sosyalistleri hedef aldığı biliniyordu. Aynı günlerde Milli Türk Talebe Birliği’nin (MTTB) Cağaloğlu’ndaki merkezinde yapılan çağrılar, açık bir saldırı hazırlığının göstergesiydi.
16 Şubat günü öğrenci ve emekçiler Taksim’e ulaştığında, polis tarafından kitleye müdahale edildi; kalabalık dağıtılmaya çalışıldı. Bu esnada gerici gruplar alana giren öğrencilere saldırdı. Çok sayıda kişi ağır şekilde darp edildi, hayatını kaybedenler oldu ve birçok kişi gözaltına alındı.
Kanlı Pazar’ın 57. yılında yaşamını yitirenleri saygıyla anıyoruz. Onların mücadelesi, bu topraklarda bağımsızlık, özgürlük ve eşitlik arayışının simgesidir.
Bugün de Türkiye, emperyalist sistemin askeri ve ekonomik kuşatması altındadır. NATO üyeliği üzerinden sürdürülen bağımlılık ilişkileri, ülkemizi bölgesel savaş politikalarının parçası haline getirmekte; halkın çıkarları yerine emperyalizmin stratejik hesapları belirleyici olmaktadır. Yabancı üsler, askeri anlaşmalar ve savunma adı altında dayatılan politikalar, tam bağımsız Türkiye’ nin önündeki en büyük engellerden biridir.
Bugün bize düşen, emperyalizme, sömürüye ve her türlü gericiliğe karşı aynı kararlılıkla mücadeleyi büyütmektir.
Yaşasın tam bağımsız Türkiye!
Yaşasın anti-emperyalist mücadelemiz!
Sosyalist Liselilier: Liselerimiz, Geleceğimiz, Memleket Bizim! Her Şey Emeğin Olacak!
AKP iktidarı ve onun sadık bir şekilde hizmet ettiği sermaye düzeni, yarattığı derin ekonomik krizin faturasını bir kez daha emekçi halkın ve biz gençlerin sırtına yıkmaya çalışıyor. Her geçen gün daha da derinleşen yoksulluk ve çığ gibi büyüyen işsizlik sarmalı, sadece evlerimizi değil, okullarımızı da kuşatmış durumda. Son yıllarda eğitim sistemi, aydınlanmanın ve gelişimin değil, tamamen patronların ve piyasanın ihtiyaçlarının bir aracı olarak yeniden şekillendirilmektedir. Bugün gelinen noktada gençlik, “öğrenci” kimliğinden bilerek ve isteyerek koparılmış; “çocuk işçi” sıfatıyla emek sömürüsüyle karşı karşıya bırakılmıştır. Eğitim, artık temel bir hak değil, patronların tekeline sunulmuş karlı bir sektöre dönüşmüştür.
Yusuf Tekin’in Milli Eğitim Bakanı olduğu günden bu yana, okullarımızdaki çürüme ivme kazanmış; eğitim çok daha niteliksiz, gerici ve piyasacı bir cendereye sokulmuştur. İktidar, kendi ideolojik kurgusunu dayatmak için ÇEDES projesi gibi adımlarla eğitimi adım adım dincileştirmekte, laikliği ayaklar altına almaktadır. Bilimsel, eleştirel ve özgür düşüncenin yerini hurafeler ve zorunlu dini etkinlikler alırken, okullarımız tarikat ve cemaatlerin arka bahçesi haline getirilmek istenmektedir.
Öte yandan, liseli gençliği patronlara altın tepside sunan MESEM projesi, bu karanlık tablonun en acımasız yüzüdür. Zorunlu staj adı altında meşrulaştırılan bu sistemle okullar adeta birer fabrikaya, öğrenciler ise ucuz işgücüne dönüştürülmüştür. “Liseli emekçiler” yaratarak, çocuk yaşta sıra arkadaşlarımızı iş cinayetlerine kurban veren bu düzen, basit bir yönetim hatası değil; doğrudan patronların kar hırsını besleyen bilinçli bir politik tercihtir.
Bu karanlık düzeni kurarken, liseli gençliğin susacağını ve kendi çizdikleri kadere razı olacağını sanıyorlar. Ancak yanılıyorlar! Memleketi, geleceğimizi, liselerimizi ve omuz omuza verdiğimiz sıra arkadaşlarımızı bu sömürü çarkının ve gericiliğin pençesine teslim etmeye hiç niyetimiz yok!
Bizler, liseli gençliğin karanlığa sırtını döndüğünde neler yapabileceğini çok iyi biliyoruz. “Liseliler ayakta!” diyerek mücadeleyi yükselttiğimizde; sömürüden beslenen patronların da, memleketi zifiri karanlığa boğmaya çalışan AKP’nin de bu iradeden nasıl korktuğunu biliyoruz. Bu korkuyu onlara yeniden yaşatacağız.
Bugün, açlık sınırında asgari bir yaşamı değil, onurlu ve insanca bir yaşamı savunuyoruz. Geleceksizliğin karamsarlığına karşı, yarınlara umutla ve cesaretle baktığımız bir ülke istiyoruz. Çağ dışı dogmaların ve piyasa kurallarının değil; bilimin ve aydınlanmanın yolunda ilerleyen bir eğitim sistemi talep ediyoruz.
İşte bu yüzden, liselerin koridorlarından sokaklara, atölyelerden meydanlara kadar her yerde tek bir şiarı yükseltiyoruz: “Her şey emeğin olacak!”
Sosyalist Liseliler olarak tüm sıra arkadaşlarımızı eşit, parasız, laik ve bilimsel bir eğitim için; hayatlarımızı çalan bu köhnemiş düzene dur demek için, “Her Şey Emeğin Olacak!” çağrısını birlikte büyütmeye, omuz omuza mücadele etmek için Sosyalist Liseliler saflarına katılmaya davet ediyoruz.
