Çözüm Sosyalist Cumhuriyettir!
Suriye’de HTŞ’nin iktidara gelmesiyle eş zamanlı olarak Devlet Bahçeli’nin “uzattığı el” ile başlayan “çözüm süreci” yeni bir evreye girmiş durumda. PKK’nin feshi, silahların yakılması, PKK’nin Türkiye’den çekilmesini açıklamasıyla ilerleyen süreç Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun Abdullah Öcalan’la görüşmek için İmralı’ya gitme kararı almasıyla devam ediyor.
AKP iktidarı ve sermaye düzeni Ortadoğu’da şekillenen yeni duruma entegrasyon arayışında. Emperyalizmin bölge politikalarıyla paralel ilerleyen bu tablonun Türkiye’deki yansıması ise “çözüm süreci” olarak vücut bulmuş durumda. Sermaye düzeninin bir bütün olarak arkasında durduğu bu süreç topluma “demokrasi ve özgürlük” kavramlarıyla aşılanmaya çalışılsa da Türkiye ve bölge halklarının eşitliği ve özgürlüğü emperyalistlerin, sermayenin, işbirlikçi ve gerici AKP-MHP iktidarının eliyle gelmeyecek.
Rojava’da ABD danışmanlık şirketlerinin açılması, IŞİD kalıntısı HTŞ ile SDG arasındaki mutabakat, Devlet Bahçeliye ve Recep Tayyip Erdoğan’a yapılan övgüler ve güzellemeler gerek Ortadoğu’da gerek de Türkiye’de ilerleyen bu sürecin karakterinin özgürlükçü ve eşitlikçi olmadığı göstermeye yetmektedir.
Tüm bu sürecin ise Yeni Anayasa tartışmalarıyla somutlanmaya çalışılacağı görünmektedir. AKP iktidarının, sermayenin ve emperyalizmin ihtiyaçları doğrultusunda ele alacağı Yeni Anayasa sürecinin ise emekçilerin, kadınların, gençlerin ve bölge halklarının çıkarına olmayacağı bilinmek durumundadır.
Komisyonun işlevi ve amacı ise kurulduğu günden bu yana AKP’nin elini güçlendiren ve yeni-Osmanlıcı politik hatta meşruiyet taşımaktır. Bölgesel gelişmeleri de kapsayan birçok konunun kapalı kapılar ardında görüşüldüğü, hayata geçirilmesi noktasında ise “çoğulcu ve katılımcı” bir görüntü vermek amacıyla komisyona havale edildiği açığa çıkmış durumdadır.
Kürt sorununun çözümü, emperyalizme, sermayeye, gericiliğe karşı bölge halklarının mücadelesiyle gelişecektir. Eşitlik, özgürlük ve insanca bir yaşam emperyalizmin tahakkümünde, sermayenin gözü dönmüş yağma politikaları altında, gericiliğin halkları esir alan bağnazlığıyla hesaplaşılmadan var olamayacaktır.
Tarikat ve Cemaatlerin İktidarına Karşı Laiklik Mücadelesi Yükseltilmelidir!
Gericiliğin kaynağı olan tarikat ve cemaatler Türkiye’nin önemli sorunlarından birini teşkil ediyor. AKP iktidarı ile birlikte güç kazanan, palazlanan, holdingleşen birçok tarikat ve cemaat toplumsal, siyasal alana müdahalenin de araçları niteliğinde. AKP iktidarının gerici politikalarıyla birlikte sermaye düzeninin kar ve ranta dayalı yapısı bu örgütlenmelerin kısa sürede güç kazanmasına neden oluyor.
Tarikat ve cemaatler şeriat çağrılarıyla, laiklik karşıtı tutumlarıyla, kadınları, gençliği ve emekçileri teslim almaya çalışıyor. Yoksulluktan, geleceksizlikten, eğitimin her yönüyle piyasaya açılmasından faydalanan tarikat ve cemaatler iktidarın sunduğu imkânlarla birlikte emekçilerin seçeneği haline getirilmek isteniyor.
Gençlik bu gerici örgütlenmelerin yurtlarında işkence, şiddet ve ölümle burun buruna geliyor. Tarikat yurtlarındaki taciz, intihar, şiddet ise iktidar eliyle gizlenmeye çalışılıyor. 2016 yılında Aladağ’da gerçekleşen yangında hayatını kaybeden 12 öğrenci hâlâ toplumun hafızasında yer etmektedir. 2022 yılında kaldığı cemaat yurdunda gördüğü baskılardan dolayı intihar eden Enes Kara’nın son sözleri hâlâ unutulmamıştır.
Tüm bu örneklere yenileri eklenmeye devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde Kayseri’de Süleymancılara bağlı Özel Mustafa Setenci Ortaöğretim Erkek Öğrenci Yurdu’nda kalan bir çocuğun soğuk hava deposuna kapatılıp, “yurt görevlileri” tarafından şiddete maruz kalması tarikat ve cemaatlerin geldiği noktayı gözler önüne seriyor.
Tarikat yurtlarında gerçekleşen şiddet, taciz ve ölüm olaylarının tek sorumlusu ise tarikat ve cemaatler değil. Tarikat ve cemaatlerin önünü açan, besleyen, güçlendiren AKP iktidarı ve piyasa düzeni asıl sorumlu olarak görülmelidir. Gençliğin barınma sorununu çözmeyen, eğitimi ve yurtları piyasaya açan bu düzenle kavga edilmelidir.
Yıllardır mağdur edebiyatı ile kendilerine alan açan ve şeriatı savunan bu örgütlenmeler kimi çevreler tarafından ise savunulmuş, haklı görülmüş ve meşrulaştırılmıştır. Özgürlük adı altında meşrulaşan ve güç kazanan bu örgütlenmeler ise bugün tüm toplumu esir alma noktasına gelmiştir.
Gericiliğin meşrulaştırılacak bir yanı yoktur. Tarikat ve cemaatlerin iktidarına son vermek için emekçiler, kadınlar ve gençler laiklik mücadelesini, yeni bir ülke kavgasıyla birleştirmeli ve geleceğine, yaşamına sahip çıkmalıdır.
Pülümür’de Talana Geçit Yok!
Dersim’in Pülümür ilçesindeki Rüzgâr Enerjisi Santrali Projesi uzun süredir bölge halkının gündeminde. Projeye karşı çıkan köylüler, ÇED sürecinde de ‘ÇED olumlu’ kararı çıktıktan sonra, konuyu yargıya taşıyacak. Pülümür’ün 6 köyünü kapsayacak projede 10 adet türbinin inşa edilmesi öngörülüyor.
RES projeleri genellikle “temiz enerji” söylemiyle sunulur; fakat temiz enerji, yanlış yere kurulduğunda temiz olmaktan çıkar. Pülümür’de kurulmak istenen türbinler, yalnızca birkaç direk ve yoldan ibaret değil. Her türbin için açılacak geniş servis yolları, beton zeminler ve şaft alanları; bölgenin meralarını, yayla yollarını ve arıcılık alanlarını bütünüyle dönüştürecek.
Projenin yapılacağı alanın birçok köyün mera, arıcılık ve hayvancılık alanı olduğunu biliyoruz. Pülümür halkının ana ve neredeyse tek geçim kaynağının olduğu bölgeye yapılacak olan proje, bölge halkının geçim kaynağını doğrudan olumsuz etkileyecek. Aynı zamanda geçim kaynaklarından biri olan arıcılık faaliyeti, Türkiye’nin en kaliteli ballarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Yapılacak proje bölgedeki arıcılığın bir kısmını bitireceği gibi balın kalitesinde de önemli bir düşüş yaşatacak. Bu bölge halkı için bir felaket senaryosudur.
Ayrıca proje alanı içerisinde binlerce endemik türün olduğunu biliyoruz. Binlerce endemik türün yanında, bölge çok önemli bir kuş göç yolu. Böylesi önemli bir habitat üzerinde yapılacak projede, kâr hırsından önce kamu yararı gelmelidir. Bölgedeki doğal yaşam katledilmemelidir.
Projenin sahibi Mina Marble, aslında bir maden şirketi. Türbinlerin inşası sonrası madencilik faaliyetlerine başlayacağı düşünülen şirket, bölge halkını veya bölgenin ekolojik ve kültürel önemini umursamamaktadır. Onlar için bölge yağmalanacak ve talan edilecek bir kaynak olarak görülmektedir. Pülümür’ün kaderi, birkaç zengine terk edilemez. Kamu yararı gözetilmeli, köylülerin geçim kaynakları ellerinden alınmamalı ve bölgenin doğası korunmalıdır. Bugün verilen mücadele yalnızca bir RES projesine karşı çıkmak değildir. Bu, doğayı koruma, geçim alanlarına sahip çıkma ve yerel halkın söz hakkını savunma mücadelesidir.
İşte “Yeni Türkiye”: Çocuk İşçilik, Çocuk İşçi Ölümleri!
20 Kasım, 1954’ten bu yana tüm dünyada “Dünya Çocuk ve Çocuk Hakları Günü” olarak kutlanıyor. Çocuk Hakları Bildirgesi 1959’da, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ise 1989’da yine 20 Kasım tarihinde kabul edildiği için bugün, çocuk haklarına dikkat çekmek açısından özel bir önem taşıyor.
Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’yi imzalayıp yürürlüğe koyan ülkelerden biri olan Türkiye’de çocukların durumu ne yazık ki hiç de iç açıcı değil. Memlekette ne emekliler ne yetişkinler, ne kadınlar ne de çocuklar gerçekten insana yakışır bir yaşam sürebiliyor.
Okulda eğitim görmesi gerekirken, patronlar daha fazla kâr etsin diye insanlık dışı koşullarda çalışmak zorunda kalan çocuklarımız, MESEM’lerde adeta yasal köle gibi, düşük ücretlerle çocuk işçi konumunda bulunuyor. Denetim ve güvenlik önlemlerinin yetersiz olduğu çalışma koşullarında çocuklarımız hayatını kaybediyor.
Bu ölümlerin belki de en kötülerinden birine 20 Kasım’dan bir gün önce şahit olduk. Urfa’nın Bozova ilçesinde, MESEM kapsamında bir marangoz atölyesinde çocuk işçi olarak çalışan 15 yaşındaki Muhammed Kendirci, kalfa ve bir çalışma arkadaşı tarafından kompresörle işkenceye maruz bırakıldı. Hastanede beş gün yaşam savaşı veren Kendirci, 19 Kasım’da hayata gözlerini yumdu.
Kapitalizmin en dizginsiz hâlinin yaşandığı Türkiye’de, çocuklarımız bu acımasız düzen yüzünden en vahşi biçimlerde hayatını kaybediyor. Çocuklarımızın insanca yaşayabilmesi için hep birlikte mücadeleye!
Sosyalist Düşünce Toplulukları İzmir’de Buluştu
“Bizleri geleceksizliğe mahkûm eden bu düzene mecbur değiliz! Sen de gel, konuşalım tartışalım, birlikte çıkış yolunu arayalım!” diyerek çağrı yapan üniversiteliler, İzmir’de yazar Haluk Yurtsever’in katılımıyla “Geleceksiz kapitalizme karşı yeni bir dünya için!” başlığı ile yapılan etkinlikte bir araya geldi.
Sosyalist Düşünce Toplulukları, gençliği geleceksizliğe mahkûm eden bu düzenden hesap sormak için tüm sıra arkadaşlarını birlikte mücadele etmeye çağırıyor.
Sosyalist Liseliler Dergisi’nin 40.sayısı Çıktı
Liseli gençliğin dergisi Sosyalist Liseliler’in 40. sayısı “Liseliler Bizimdir!” başlığıyla çıktı. 10.yılına giren Sosyalist Liseliler, Aydınlanma Okulları, dergisi ve eylemleriyle tüm liselilerle omuz omuza mücadeleye devam ediyor.
Aydınlanma Okulları Devam Ediyor
Sosyalist Liseliler, düzenin karanlığına, geleceksizliğe, gericiliğe ve sömürüye karşı sıra arkadaşlarını Aydınlanma Okulları’nda buluşmaya çağırıyor. İstanbul’un altı noktasında “Nedir Bu Dünyanın Düzeni?” başlığında kapitalizmi tartışmak için yan yana geliyor.
Esenyurt, Küçükçekmece ve Bakırköy’de 2. oturumu tamamlanan Aydınlanma Okulları bu hafta Beyoğlu, Esenler ve Kadıköy’de devam edecek.
ESENLER
27 Kasım Perşembe 13.30
BEYOĞLU
29 Kasım Cumartesi 15.00
KADIKÖY
30 Kasım Pazar 15.00
Kadına Şiddete Karşı Mücadele Büyüyor: BDH’den Davet
Eşitliğin ve özgürlüğün ülkesini emekçi kadınlar kuracak!
Kadına yönelik şiddeti, tacizi, cinayeti meşrulaştıran uygulamalara, kadınların gericiliğin tahakkümü altına alınmasına, kadın-erkek eşitliğini yok sayan AKP iktidarına karşı sesimizi yükseltiyoruz.
Yaşamımıza, emeğimize, geleceğimize sahip çıkıyoruz.
25 Kasım Salı – 19.30
Bakırköy Özgürlük Meydanı
Birlik ve Dayanışma Toplantıları Sürüyor
Birlik ve Dayanışma Hareketi’nin, “Emeğimizin her gün en ağır şartlarda sömürüldüğü, değersizleştirildiği, artık en temel ihtiyaçlarımız için bile direndiğimiz bu çürümüş düzene karşı bir araya geliyoruz.” diyerek duyurduğu “Birlik ve Dayanışma Buluşmaları”, ilk toplantılarını İstanbul’da Bağcılar, Esenyurt, Kadıköy, Esenler, Şişli, Sultangazi, Avcılar ve Küçükçekmece Cennet Mahallesi’nde; İzmir’de Buca ve Karşıyaka’da; Ankara ve Edirne’de gerçekleştirerek başladı.
Önümüzdeki haftalarda İstanbul, İzmir, Tekirdağ’da Birlik ve Dayanışma Buluşmaları’nda emekçiler yan yana gelmeye devam edecekler.
İstanbul
Bakırköy
30 Kasım Pazar 15.00
BKP İstanbul il Binası
Beyoğlu
30 Kasım Pazar 15.00
Beirut Cafe
Küçükçekmece İkitelli
30 Kasım Pazar 18.00
Eyüpsultan
30 Kasım Pazar 18.00
İzmir
Bornova
Eğitim Sen İzmir 4 No’lu Şube
30 Kasım Pazar 16.00
Tekirdağ
6 Aralık Cumartesi
