ABD Saldırganlığı Savaşı Yemen’e Taşıdı. MEKKE Anlaşması İşbirlikçiliktir!
ABD emperyalizmi ve siyonist İsrail rejiminin Ortadoğu’ya yönelik müdahaleleri savaşı ve gerilimleri arttırarak yeni alanlara taşıyor. İsrail’in bölgede güç kazanması ve Gazze’de izlediği katliam politikalarıyla birlikte Suriye’de HTŞ’nin iktidara getirilmesi ve İran’a yönelik kuşatma-zayıflatma saldırıları Ortadoğu’yu büyük bir yıkıma sürüklemiş durumda. İran’ın İsrail saldırganlığına karşı misilleme hamleleri ve Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisi ABD emperyalizmini yeni stratejiler geliştirmeye sürükledi. Körfez ülkeleri üzerinden İran’ı kuşatma ve baskılama hamlesini sürdürmek isteyen ABD aynı zamanda enerji nakil hatları noktasında alternatif yaratma arayışında.
Tam da Ortadoğu’ya yönelik saldırganlığın arttığı ve İran’ın kuşatılmaya çalışıldığı bir kesitte devreye giren “Deniz Savunma Koalisyonu” ve “MEKKE Anlaşması” gibi adımlar tesadüf sayılmamalı. ABD, bir yanıyla İran’ın enerji ve altyapı merkezlerini hedef alırken bir yanıyla da diplomatik, ekonomik ve askeri araçlarla İran üzerindeki baskısını artırmayı amaçlamakta.
Babülmendeb’te yaşanan gerilim de emperyalist saldırganlığın bir sonucu olarak değerlendirilmeli. Suudi Arabistan’ın Babülmendeb üzerinde etkisini arttırmaya yönelik girişimleri Yemen’deki çatışmaları derinleştirerek bölgesel gerilimi tırmandırıyor.
Husilerin Babülmendeb’deki etkisi ve İran’la karşıtlık taşımayan konumu, ABD ve İsrail’in bölgesel hedefleri açısından önemli bir engel oluşturuyor.
Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik saldırıları ve emperyalizmin planları ortadayken AKP’nin altına imza attığı Mekke Anlaşması, ülkemizi emperyalizmin çıkarları doğrultusunda savaşa sokma riski taşımakta.
Mekke Anlaşması gerekçe gösterilerek ülkemizin savaşa sokulmak istenmesi ve emperyalist saldırganlığın parçası haline getirilmesi kabul edilemez. İsrail’in insanlık dışı adımlarına sözde karşı olan AKP iktidarı, gerçekte İsrail’in çıkarlarına hizmet edecek adımlar atmaktan geri durmuyor.
Türkiye, Mekke Anlaşması’ndan çekilmelidir. Bölgemizde ve ülkemizde barış ve insanca yaşam halkların emperyalizme, siyonist İsrail rejimine ve işbirlikçi iktidarlara karşı yükselteceği mücadele ile tesis edilecektir.
Akın Gürlek’ten Sonucu Belli Seçim İşareti
Adana AKP il binasında düzenlenen “Türkiye Yüzyılı Buluşmaları” etkinliğinde konuşan Adalet Bakanı Akın Gürlek, “2028 yılında Sayın Cumhurbaşkanımızı tekrar seçmek için bir seçim düzenlenecek” dedi. Gürlek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu konuda teşkilatlara, kıymetli teşkilat mensuplarımıza, dava arkadaşlarımıza, yol arkadaşlarımıza çok önemli sorumluluk düşüyor.”
Adalet Bakanı’nın “Recep Tayyip Erdoğan’ı tekrar seçmek için düzenlenecek seçim” ifadesi, daha şimdiden sonucu belli bir seçim anlayışını ortaya koyuyor. Kayyımlarla, butlanlarla ve ardı arkası kesilmeyen siyasi operasyonlarla Türkiye’de seçme ve seçilme hakkı fiilen işlevsizleştiriliyor.
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel ise “Biz o sandığa varacağız ve o seçimi alacağız!” diyerek yine sandığı hedef gösterdi. Sözde muhalif belediye başkanlarının ve milletvekillerinin takım değiştirir gibi parti değiştirdiği bir siyasi ortamda, sonucu şimdiden belli olduğu varsayılan seçimlerin tek kurtuluş yolu olarak gösterilmeye devam edilmesi, halkın aklıyla alay etmek demektir.
Seçme ve seçilme hakkının ayaklar altına alındığı; tehdit ve şantajlarla ya da yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarıyla belediye başkanlarının, milletvekillerinin ve belediye meclis üyelerinin parti değiştirdiği; sonucu belli seçimlerin kurtuluş yolu olarak gösterildiği bir konjonktürde tek umut, halkın örgütlü biçimde siyasete müdahalesidir. İşçilerin, gençlerin, kadınların, işsizlerin ve ezilenlerin kurtuluşu kendi ellerindedir.
Deprem Bölgesinde Temel İnsani İhtiyaçlar Karşılanmalı, Ailelerin Hak Arayışı Yanıtsız Kalmamalıdır!
6 Şubat 2023 depreminden bu yana 3 yıl geçti. Deprem sırasında on binlerce insanımızı kaybettik. Yüzbinler ise deprem sonrasının zorluklarını yaşamaya devam ediyor.
Halen kalıcı konutların teslimi bekleniyor, yüzbinler konteynerde yaşamını sürdürmeye çalışıyor, bu yaşamın olumsuz sonuçlarının yükünü taşıyor. Zarar gören altyapılar yüzünden sağlıklı suya erişim kolay değil, yeni inşaat çalışmaları toz ile birlikte asbest riskini arttırıyor.Yoksulluk, işsizlik tüm bölgeyi kaplamış durumda, prefabrik sağlık alanları ile taşımalı eğitim bu ihtiyaçlara nitelikli erişimi de zorlaştırıyor.
Tüm bu güncel sorunların yanında, yıkılan binalar ile ilgili açılan davaların sonuçları, adalet arayışını alana taşıdı. Bunun güncel örneği Kahramanmaraş’ta yıkılan Ezgi apartmanı davası. Binadaki pastanenin sahiplerine, kolon ve duvar perdelerini kestiği için “olası kast ile kasten öldürme” suçlaması ile açılan dava sonucunda verilen ceza, taksir suçuna dönüşerek 8 yıl hapis ve tahliye ile sonuçlandı. Birçok kamu sorumlusu düşük cezalar ve beraat aldı.
Kararı hukuki, vicdani ve bilimsel olarak hatalı bulan aileler bu kararın gerekçesinin topluma açıklanması için Adalet Bakanlığı önünde eyleme başladılar.
Basit bir dikkatsizlik değildir yapılan, daha çok kar için insan yaşamına yapılan kasttır. Bu kastı yapanlar ile birlikte, ruhsat veren, denetlemeyen, denetim mekanizmasını piyasaya terk eden kamu görevlileri de en üst cezayı almalıdır.
Aileler adalet arayışında. Sermayenin daha çok kar hırsı, kamunun görevini yapmaması, yargının sermayeye kalkan olmasına karşı, ailelerin haklı mücadelelerinin yanındayız.
Esnek Çalışma Sömürünün Derinleşmesidir!
Çağa uygun ve verimli bir çalışma modeli olarak sunulan “esnek çalışma”, sermayenin kârını artırmayı, işgücü maliyetlerini düşürmeyi ve işçi sınıfının örgütlü gücünü zayıflatmayı hedefleyen bir dönüşümün parçasıdır.
Esnek çalışma; patronların sabit işgücü masrafından kurtulmak, piyasadaki riskler karşısında önceden kendini koruma altına almak, krizlerin yükünü emekçiye yıkmak için yaptığı plandır, güvencesiz, geleceği belirsiz bir işçi sınıfı hayalinin gerçekleşmesidir.
Orta Vadeli Planın ilk açıklamasında yer verilen esnek çalışma ile AKP bu hayali gerçekleştirmek için ilk adımı attı. İlk planlarda tarafların görüşleri alınarak, mevzuat açıklanacaktı. Son Orta Vadeli plan ile tarafların görüşlerini alınmasını öngören ifadenin çıkarılmış olduğunu gördük, Bu, düzenlemenin kısa süre içinde doğrudan mevzuat yoluyla hayata geçirileceğinin işaretiydi.
Nitekim kısa süre sonra Mehmet Şimşek, kamu emekçilerinin çalışma sürelerinin 2027 yılının ikinci çeyreğinde, beş saatlik çekirdek çalışma ve kalan sürenin esnek çalışma olarak düzenleneceğini ilan etti.
Buradaki amaç, tam zamanlı çalışmanın sağladığı ücret ve sosyal güvence yerine emekçilerin yarı zamanlı, daha düşük ücretli ve yarım sigortalı olarak çalıştırılmasıdır. Bu modelle patronların işçi sağlığı ve güvenliği konusundaki yükümlülükleri de kalmayacaktır.. Ayrıca bu çalışma modeli, kadın emekçilerin ev içi iş ve bakım yükünü daha fazla üstlenmelerine ve eve kapanmalarına yol açacaktır. Evde çalışmanın saatleri belirsizleşecek ve Mehmet Şimşek’te bunu “İş-Özel Hayat Uyumu” diye propaganda edecek.
İşçi sınıfı; düzenli ve güvenceli çalışma, kıdem tazminatı, sendikal haklar ve örgütlenme hakkı gibi kazanımlarını uzun yıllar süren mücadelelerle elde etmiştir. AKP iktidarı ise işçi sınıfının bu tarihsel kazanımlarına bir çırpıda el koymak istemektedir.
Sömürünün derinleşmesine ve kazanımlarımızın gasp edilmesine izin vermeden; emeğimizin karşılığını aldığımız gerçek ücretler, daha kısa çalışma saatleri ve güvenceli bir iş hayatı için mücadeleyi büyütmeliyiz.
Esnek çalışma modellerine karşı işçi sınıfı örgütlü gücüyle haklarına sahip çıkmalı, Şimşek Programı’na ve krizin faturasının emekçilere kesilmesine karşı insanca bir yaşam, eşitlikçi bir düzen mücadelesini yükseltmelidir.
Sosyalistlere Özgürlük!
AKP iktidarı, bir yandan kendi bekası için siyasetin alanını ve sınırlarını daraltmaya çalışırken, diğer yandan ardı arkası kesilmeyen operasyonlarla devrimcileri bu alanın tamamen dışına itmeyi hedeflemektedir.
Neredeyse her güne yeni bir gözaltı dalgasıyla uyandığımız bu süreçte, İstanbul merkezli 10 kentte düzenlenen ev baskınları siyasi tasfiye çabalarının son halkası olmuştur. Onlarca sosyalistin, içi boş ve kurgu bir “itirafçı” beyanı bahane edilerek sabaha karşı gözaltına alınması, artık hukukun iktidarın bir baskı aracına dönüştürüldüğünün en açık kanıtıdır.
İktidar çok iyi bilmelidir ki; asılsız dosyalar, şafak baskınları ve gözaltılar bu ülkedeki eşitlik ve özgürlük mücadelesini asla boğamayacaktır.
Biz sosyalistler ve devrimciler , toplumu korkutmayı ve yalnızlaştırmayı amaçlayan bu sindirme çabalarına asla geçit vermeyeceğiz!
Hukuksuz şekilde gözaltına alınan tüm sosyalistler derhal serbest bırakılmalıdır!
BKP: Ayrımcılığa ve Karanlığa Geçit Vermeyeceğiz!
AKP tarafından göreve getirilen, muhalefete yönelik yargı operasyonlarıyla tanınan Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, geçtiğimiz günlerde ismini “Ailem Güvende” olarak duyurduğu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan LGBTİ+ derneklerinin yönetici ve üyelerine dönük operasyonlar devam ediyor.
Dün İzmir’de bugün ise İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde LGBTİ+ bireylere yönelik saldırıları protesto etme amacıyla gerçekleştirilen eylemlere saldırı ve gözaltı emri veren AKP, açık bir biçimde insan haklarını ve Anayasayı çiğnemektedir. Yıllardır LGBTİ+ bireylere nefret kusan AKP, bugün aile kılıfına sığınarak gericiliğini topluma dayatmanın ve meşrulaştırmanın arayışındadır. Bugün aileyi korumaktan bahseden AKP, gericiliğin kuşatmaya çalıştığı, aile içi şiddetten dolayı katledilen kadınlardan ve LGBTİ+ bireylerden bahsetmemektedir.
AKP’nin karanlığına, nefretine ve zorbalığına teslim olmayacağız!
LGBTİ+ bireylere yönelik saldırılar ve nefret söylemleri son bulmalı, tutuklanan ve gözaltına alınanlar serbest bırakılmalıdır!
15.09.2026
Sosyalist Liseliler: Mayanız MESEM, İlk Dersiniz Ölümdür!
Yusuf Tekin yeni eğitim öğretim yılını “kardeşlik” sözleriyle karşılıyor. Peki sizin kardeşlikten anladığınız nedir Yusuf Tekin?
Arkadaşlarımızın okuması gereken yaşta patronların yanında çalıştırılması mı?
MESEM’lerde iş cinayetlerine kurban giden arkadaşlarımız mı?
Tarikat ve cemaatlerin yurtlarına teslim edilen, yaşamına son veren arkadaşlarımız mı?
Siz “aynı sırayı paylaşmaktan” söz ederken, o sıralardan arkadaşlarımız eksiliyor. Çünkü sizin düzeninizde bizler öğrenci değil, patronlar için ucuz iş gücüyüz.
MESEM’lerle sıra arkadaşlarımızı sermayenin önüne atan, onları güvencesiz ve denetimsiz işyerlerinde çalıştıran düzenin başındaki isimlerden biri Yusuf Tekin’dir. Her ölümün ardından birkaç cümlelik taziye, birkaç göstermelik soruşturma yetmez. Bizlerin canını patronların kârından daha değersiz gören bu düzenin hesabı verilmelidir. Yusuf Tekin istifa etmelidir!
“Farklılıklarımızla yan yana duracağız” diyorsunuz. Oysa okullarda laik ve bilimsel eğitimi geriletiyor, arkadaşlarımızı tarikat ve cemaatlerin etkisine bırakıyor, ÇEDES ve MESEM gibi uygulamalarla bizlerin geleceğini sermayeye teslim ediyorsunuz.
Bizim kardeşlik anlayışımız sizin anlattığınız gibi lafta değildir.
Kardeşlik, arkadaşımızın emeğinin patrona peşkeş çekilmesine karşı çıkmaktır.
Kardeşlik, bir arkadaşımızın daha iş cinayetinde hayatını kaybetmesine izin vermemektir.
Kardeşlik, hepimizin eşit, parasız, laik ve bilimsel eğitim hakkı için yan yana gelmektir.
Sizin mayanız piyasacılıktır, gericiliktir.
Bizim mayamız eşitlik, ilk dersimiz mücadeledir!
Sosyalist Düşünce Toplulukları: Çabalarınız Nafile! Gençlik Yeni Osmanlıcı Düzeninize Sığmaz!
İçişleri Bakanlığı’nın üniversiteler açılırken Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve YÖK ile birlikte 81 ilin valiliğine “Üniversitelerde Güvenlik Tedbirleri” başlıklı bir genelge gönderdiğini öğrendik. 17 maddeden oluşan bu genelgede, gençliğin yıllardır karşı karşıya kaldığı sorunlara çözüm üretmek yerine üniversiteler ve yurtlar birer güvenlik meselesi olarak ele alınıyor.
Üniversiteliler yıllardır barınma, beslenme, ulaşım ve geçim sorunlarıyla mücadele ediyor. KYK bursları öğrencilerin temel ihtiyaçlarını dahi karşılamakta yetersiz kalırken, nitelikli ve ulaşılabilir barınma hakkı her geçen gün daha büyük bir sorun haline geliyor. Ancak iktidarın gündemi bu sorunları ortadan kaldırmak değil; öğrencilerin bu sorunlar karşısında yan yana gelmesini, söz söylemesini ve hak aramasını denetim altına almak oluyor.
Genelgede barınma sorunu yaşayan öğrenciler için misafirhanelerden ve çeşitli desteklerden söz edilirken; aynı metinde öğrenci gruplarına ilişkin bilgilerin kolluk birimleri arasında paylaşılması, kampüslerde eylemlerin yoğunlaştığı alanlara kameralar yerleştirilmesi ve öğrenci olaylarında elde edilen belgelerin ileride yapılacak işlemlere esas olmak üzere kayıt altına alınması isteniyor.
Genelgenin dikkat çeken maddelerinden biri de öğrenci yurtlarındaki asansörlerin bakım ve kontrollerine ilişkin. Zeren Ertaş’ın KYK yurdunda yaşanan asansör faciasında hayatını kaybetmesinin ardından üniversiteliler günlerce sokaklarda ve kampüslerde ses çıkarmıştı. Genelgede şimdi asansörlerin aylık bakımlarının, gerekli onarımlarının ve yıllık kontrollerinin yapılmasına özel olarak yer veriliyor.
Yurtlar ve üniversitelerdeki en temel denetimleri bir “güvenlik tedbiri” olarak genelgeye eklemek, sorunun nerede olduğunu bir kez daha gösteriyor. Öğrencilerin güvenliği; kampüslere daha fazla kamera koymakla, turnikeleri çoğaltmakla, öğrenci gruplarını takip etmekle sağlanamaz.
Güvenli, umutlu ve insanca bir yaşam öğrencilerin kaldıkları yurtlarda ölmediği, sağlıklı ve yeterli beslenebildiği, insanca koşullarda barınabildiği, gericiliğin kuşatmasına hapsedilmediği, işsizlik sorunuyla karşı karşıya kalmadığı ve ekonomik kaygılar yüzünden eğitiminden vazgeçmek zorunda olmadığı bir ülkede yeşerebilir.
Gençliğin yaşadığı sorunların üzerini baskıyla örtmeye çalışanlara bir kez daha sesleniyoruz:
Bizleri susturmaya ve kampüslerimizi denetim altında tutmaya yönelik çabalarınız nafile!
Geçmişte de bir çok kez denenmiş bu adımlar boşunadır. Gençlik, AKP’nin baskı ve zorbalığına teslim olmamış, AKP istediği gençliği yaratamamıştır!
Gençlik yeni Osmanlıcı düzeninize sığmayacak, bağımsızlık, laiklik, eşitlik ve özgürlük kavgasından bir adım geriye atmayacak!
Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 15. Sayısı Çıktı!
İki haftalık halk gazetesi Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin 15. sayısı “AKP Memleketi Adım Adım Satıyor! Biz Devleştireceğiz!” manşetiyle çıktı. Birlik ve Dayanışma Gazetesi, mahallelerde, kent meydanlarında, işyerlerinde ve okullarda emekçilerle, kadınlarla ve gençlerle buluşmaya devam ediyor.

