Komünist Birlik HaftalıkKomünist Birlik Haftalık 1 Aralık-7 Aralık 2025

Aralık 8, 20252 min
Emperyalizm, Sermaye ve Gericilik Ortadoğu Halklarının Düşmanıdır!

DEM Parti tarafından düzenlenen ve birçok ülkeden katılımla gerçekleşen “Uluslararası Barış ve Demokratik Toplum Konferansı”, Ortadoğu’da oluşan yeni tabloya, Türkiye’deki “çözüm sürecine” ve sistem tartışmaları ile birlikte sosyalizmin tahribatına dair bir dizi değerlendirmeyi barındırmaktadır.

Abdullah Öcalan’ın da metninin okunduğu Konferans, sosyalizmi “devlete teslim olmakla” suçlayan ve sınıf mücadelelerini silikleştiren tarih okumasıyla Ortadoğu’da emperyalist entegrasyon ve çözüm sürecinin teorik alt yapısını oluşturmak amacı taşımaktadır.

Demokrasi, barış, eşitlik ve özgürlük olgularını emperyalizmden ve sermaye düzeninden yalıtık bir biçimde ele alan bu yaklaşım, özünde sistem içi çözümlere ve emperyalist-kapitalist sistemden, onun iktidarlarından ve yasalarından duyulan beklentiye tekabül etmektedir.

Emperyalizm, sermaye ve gericilik karşıtı mücadeleyi silikleştirmeye çalışan bu tutum, reel sosyalizm deneyimini de bilimsel olmamakla suçlayarak sosyalizme dair tahribatı yeni bir evreye taşımıştır.

Bununla birlikte özellikle Suriye’nin yeniden inşası gündeminde ABD emperyalizmine, Türkiye sermaye devletine ve IŞİD kalıntısı HTŞ’ye yüklenen misyon önemli görülmelidir. Suriye’de yapılacak anayasada Türkiye’nin katkısı olması gerektiği ve bu süreçte Türkiye’nin önemine değinen yaklaşımlar, “çözüm süreci”nin Suriye ve Ortadoğu eksenli olduğunu da açıklar niteliktedir.

Sosyalizmin tahribatı, emperyalizm, gericilik ve sermaye işbirliği ile birlikte şekillenmektedir.
Bugün emperyalist-kapitalist sistemin tıkanma noktaları ortadadır. Bölgesel savaşlar, enerji ve enerji nakil hatları üzerindeki tahakküm, emek üzerindeki sömürünün her geçen gün artırılması ve emekçilerin kazanılmış haklarına göz dikilmesi, faşist ve gerici örgütlenmelerin palazlandırılması, derinleşen yoksulluk, artan gelecek kaygısı; emperyalist-kapitalist sistemin yapısına içkindir.

Bu durum ortadayken ve sosyalizm bugün insanlığın tek gerçekçi seçeneğiyken sosyalizme dair yürütülen bu tahribat ve kara propagandanın Ortadoğu halkının çıkarına olmayacağı görülmek durumundadır.

Yıllardır emperyalist işgalle, cihatçı terör örgütlerinin saldırılarıyla, ambargo ve yağma politikalarıyla karşı karşıya kalan Ortadoğu halkları sosyalizm mücadelesini yükseltmeli; emperyalizme, gericiliğe ve sermayeye geçit vermemelidir.

Almanya’da Savaş Karşıtlığı Yükseliyor

Almanya’da parlamento tarafından oy çokluğuyla kabul edilen yasa tasarısı “Askerlik Hizmetinin Modernizasyonu”, tartışmalara sebep oldu.

Onaylanan yasayla Almanya’da askerlik hizmetine dair yeni düzenlemeler hayata geçirilecek.

1 Ocak 2008’den sonra doğan tüm Alman erkekler için askerlik kaydı ve askerlik muayenesi zorunlu hale geliyor. İlk aşamada asker ihtiyacı gönüllülerle karşılanmaya çalışılacak. Kadınlar için askerlik hizmeti ise tamamen gönüllülüğe dayanacak.
Ordusunun personel açığını kapatmak ve NATO yükümlülüklerini karşılamak isteyen Almanya, teşviklerle aktif asker sayısını 270 bine yükseltmeyi hedefliyor. Eğer gönüllülerle bu hedefe ulaşılamazsa zorunlu askerlik yürürlüğe girebilecek.
Almanya’nın 90 şehrinde öğrenciler, mevcut yasa tasarısına karşı okulları boykot etti ve sokaklara döküldü. “Zorunlu Askerliğe Karşı Okul Grevi” adı verdikleri boykot ve protesto gösterileriyle gençliğin savaş istemediğini, tam aksine barış arzuladıklarını dile getirdiler.

Son zamanlarda ülke sanayisini de tamamen savaşa endeksleyen Almanya, açıkça büyük bir çatışmaya hazırlanıyor. Birinci ve İkinci Paylaşım Savaşları’nda yaşadıkları acıları hatırlayan Alman halkı yeni bir savaşa dâhil olmak istemiyor. Emperyalist güçler ise kendi çıkarları için dünya halklarını tekrar topyekûn bir savaşın içine sürüklemeye çalışıyor.

 

Polonya Komünist Partisi’ne Saldırı, Emekçilerin Mücadelesine Saldırıdır!

Polonya Anayasa Mahkemesi’nin 3 Aralık 2025 tarihinde aldığı, Polonya Komünist Partisi’ni (PKP) yasa dışı ilan etme kararı, hukuki bir süreçten ziyade, dünyada artan anti-komünist siyasetin mahkeme salonlarına taşınma halidir. Meşruiyeti tartışmalı olan ve sağcı siyasi kampın ideolojik sözcüsü gibi hareket eden bir mahkemenin bu kararı, Polonya’daki gerici ve faşizan eğilimlerin tehlikeli bir yansımasıdır.

Bu karar, PKP’ye yönelik 2002 yılındaki kuruluşundan bu yana süregelen sistematik baskıların doruk noktasıdır. Partinin ‘Marksizm-Leninizm’e olumlu atıfta’ bulunması, hatta bir Sovyet raporunu yayınlaması gibi gerekçelerle yasaklanmaya çalışılması, ideolojik bir intikam alma ve toplumsal muhalefeti susturma çabasını gözler önüne seriyor. Davaya bakan yargıcın “komünizmle hesaplaştık” açıklaması, kararın hukuki değil, tamamen siyasi bir karar olduğunu tescillemiştir.
Ancak, bu saldırıların temelinin dünya genelinde artan sömürü, faşizm ve yoksulluk olduğu açık bir gerçektir. Egemen sınıflar, emekçilerin haklarını daha da budamak, kamu bütçelerini silahlanmaya ayırmak ve eşitsizliği derinleştirmek için devrimciliği ve toplumun örgütlü mücadelesini en büyük tehdit olarak görmektedirler. Polonya’daki gayrimeşru karar, gerici siyasetin toplumsal ihtiyaçların yerine ideolojik ve militarist öncelikleri koyma çabasının bir sonucudur.

PKP, yasa dışı ilan edilme tehdidi karşısında “PKP bayrağını yükselt!” mesajı ile direnişini ilan etmiştir. Dünya komünistleri, bu anti-demokratik saldırı karşısında enternasyonal dayanışmayı büyütmelidir. Polonya Komünist Partisi bu gerici, faşizan kararlar karşısında yalnız değildir.

MESEM’ler Kapatılsın!

MESEM (Mesleki Eğitim Merkezleri) uzun süredir “mesleki eğitim” kisvesi altında çocuk emeğini sermayeye eklemleyen bir mekanizma olarak işliyor. MESEM’ler, “mesleki eğitim” yalanıyla işçi çocuklarının ucuz işgücüne dönüştürülmesinin kurumsallaşmış halidir. 14-15 yaşındaki çocuklar okuldan koparılarak patronların atölyelerine, fabrikalarına sürülmekte; sigortasız, düşük ücretli, denetimsiz çalıştırılmaktadır. MESEM’lerin kurulmasıyla birlikte sermayenin ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırılan bir sömürü mekanizmasıyla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Mesele çocukların eğitimi değil, sermayenin ara eleman ihtiyacıdır. Devlet bu düzende bir eğitim kurumu değil, doğrudan işçi simsarı gibi çalışmaktadır.

Liseler söz konusu olunca MEB politikalarının yıllardır meslek/MESEM ve imam hatip yönüne kaymayı teşvik ettiği; kontenjan ve yönelim değişiklikleriyle mesleki eğitimi önceliklendirdiği ortadadır. Sendikalar ve hak savunucuları, MESEM uygulamasının çocukları erken yaşta işgücüne dahil ederek hem eğitim hakkını hem de yaşam güvenliğini ihlal ettiğini, somut olarak “ucuz, sigortasız ve denetimsiz” iş gücü ürettiğini belirtmekte.

MESEM’ler yalnızca çocuk işçiliğinin değil, sınıfsal eşitsizliğin de yeniden üretim merkezidir. Yoksul emekçi ailelerin çocukları bu sisteme mahkûm edilirken burjuva çocukları ayrıcalıklı yollardan yürümeye devam etmektedir. Eğitim hakkı fiilen gasp edilmiş, çocukların yaşamı üretim bandına bağlanmıştır. Son yıllarda MESEM’lerde yaşanan iş cinayetleri, bu düzenin nasıl bir ölüm makinesi olduğunun en çıplak kanıtıdır.

MESEM’lerin kapatılması ve çocuk emeğinin sonlandırılması teknik bir yönetmelik değişikliğinden ibaret olamaz; bunun için işçi sınıfının örgütlü mücadelesi, okulların kamusal, ücretsiz, bilimsel eğitim sunar hale getirilmesi; çocuk işçiliğini teşvik eden istihdam pratiklerinin ve sermaye çıkarlarının sorgulanması gerekmektedir.

Talepler açık: MESEM uygulamalarının derhal sonlandırılması, iş cinayetlerine karışan sorumluların hesap vermesi, çocukların atölyelerden çekilip okula dönmesi ve mesleki eğitimin gençlerin emeğini sömürmeyecek bir şekilde yeniden düzenlenmesi. MESEM’lerin gerçek anlamda kapatılması, ancak çocuk emeğini sömüren bu düzene karşı topyekûn bir sınıf mücadelesiyle mümkündür.

 

Şık Makas Grevi 2.ayında

Bir yanda iş kazaları, iş cinayetleri, işsizlikte artış, ücretlerin açlık seviyesinin altında kalması, örgütlenme üzerindeki baskı… Diğer yanda örgütlü ve/veya örgütlenmeye çalışan işçilerin mücadelesi. Bu mücadelelerden biri olan Şık Makas, direnişte 2. ayı devirdi.

Ücretleri ve tazminatları gasp edilen, işten atılan ve mevcut sendika Öz İplik-İş’in bu süreçteki patron yanlısı tutumundan dolayı BİR-TEK SEN’e örgütlenmeye çalışan Şık Makas işçileri, ilk ayda Tokat kent merkezinde ve fabrikanın üretim yaptığı markaların bulunduğu yerlerde eylem yapmıştı. Bu eylemlerin sonucu Kod 22 ve işsizlik maaşı ile ilgili kazanımlar sağlanmıştı.

Örgütlenme önündeki engelleri aşmak için mücadelesine devam eden işçiler, her yıl İSO 500 listesine giren; 10 yıldır teşvik alan patronun açlık seviyesi altındaki maaşları işçilere reva gördüğünü ve haklarını alana kadar eylemlerine devam edeceklerini söylüyorlar.

Sınıf mücadelesinin tarihi başarılar ile doludur. Bu tür grev, eylem ve direnişlerin de bulunduğu bu tarih, sınıf için de öğreticidir. Sınıfın mücadelesini yükseltmeye devam etmeliyiz.

 

Haziran Direnişi’nde Yitirdiklerimiz Onurumuzdur!

Ahmet Atakan, Haziran Direnişi’nde Hatay Armutlu’da polisin attığı gaz fişeği sonucu hayatını kaybetmişti. 12 yıldır herhangi bir yargılamanın yapılmadığı dosyada Anayasa Mahkemesi yaşam hakkının ihlali noktasında karar vermiş fakat Ahmet Atakan’ı katleden kolluk kuvvetleri hakkında herhangi bir işlem yapılmamıştır. Geçtiğimiz günlerde ise Ahmet Atakan dosyasının zaman aşımı bürosuna gönderildiği öğrenilmiştir.

Türkiye halkının AKP iktidarının sömürü ve baskı politikalarına karşı ayağa kalktığı Haziran Direnişi’nde yitirdiklerimiz, onurumuzdur. Ahmet Atakan dosyasının zaman aşımıyla kapatılmaya çalışılmasını kabul etmiyoruz.

 

BKP: MESEM’i Protesto Eden TİP’li Öğrencilere Özgürlük!

Milli Eğitim Bakanlığı’nın çocuk işçiliği meşrulaştırmak amacıyla uygulamaya koyduğu MESEM projesi, çocukları sömürüye ve ölüme itiyor.

MEB’in sermaye yanlısı bu adımını protesto eden TİP üyesi 16 öğrencinin tutuklanması üzerine Bakırköy Adliyesi’nde dayanışma ziyaretinde bulunduk.

Çocuk işçiliği ve çocukların MESEM eliyle öldürülmesini protesto eden gençler serbest bırakılmalıdır.

Gençliğe ölümü reva görenlere karşı mücadeleyi her alanda yükselteceğiz!

 

Sosyalist Liseliler: Liseler Bizimdir, Patronlara Bırakmayız!

Bu yıl tespit edilebilen 85 çocuk iş cinayetlerine kurban gitti. Pek çok sıra arkadaşımız MESEM’ler ile hayattan koparıldı. Tüm bunlar olurken Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, patronlarla birlikte mesleki eğitim zirvesi düzenledi ve yaptığı konuşmada eleştirilerden rahatsız olmadığını, tepkilere inat eğitim öğretim süreçlerini sermayenin talepleri doğrultusunda şekillendirmeye devam edeceklerini açıkladı.

Lise öğrencilerinin yüzde 40’ı patronların elinde. Sıra arkadaşlarımız sermayenin ucuz iş gücü ihtiyacını karşılamak için MEB tarafından eğitimden koparılarak MESEM’lerle, zorunlu stajlarla patronlara ucuz iş gücü olarak sunuluyor.

Lisede zorunlu eğitim kısaltılması tartışmaları sürerken, sermayenin ucuz iş gücüne ihtiyacı artarken açıkça görüyoruz ki hedefleri Türkiye’yi çocuk işçi cennetine çevirmek.

Sosyalist Liseliler olarak okullarımızı ve geleceğimizi patronlara teslim etmeyeceğiz. Tüm sıra arkadaşımızı, “Liseler Bizimdir” diyerek, MESEM’e ve çocuk işçiliğe karşı mücadeleye çağırıyoruz.

 

Birlik ve Dayanışma Gazetesi 5.sayısı Çıktı.

Birlik ve Dayanışma Hareketi’nin, iki haftalık halk gazetesi 5. sayısı ile emekçilerle buluşuyor. Birlik ve Dayanışma Gazetesi’nin beşinci sayısı “Paranın Saltanatına Karşı Birlik ve Dayanışma’yı Yükseltelim!” manşetiyle çıktı.

Komünist Birlik | 2025