<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dünya Archives - Komünist Birlik</title>
	<atom:link href="https://komunistbirlik.org/category/dunya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://komunistbirlik.org/category/dunya/</link>
	<description>Yeniden Atılım İçin</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Sep 2025 13:58:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://komunistbirlik.org/wp-content/uploads/2025/10/cropped-Komunist-Birlik-Logo-32x32.png</url>
	<title>Dünya Archives - Komünist Birlik</title>
	<link>https://komunistbirlik.org/category/dunya/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Trump Ne Hedefliyor?</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/trump-ne-hedefliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Mar 2025 11:47:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Komünist Birlik 2.Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=3851</guid>

					<description><![CDATA[<p>Donald Trump, beklendiği üzere 2024 ABD Başkanlık seçimlerini rahat bir şekilde kazandı. 20 Ocak 2025&#8217;te 47. ABD Başkanı olarak ikinci kez göreve başladı. ABD yasalarına göre bir kişi en fazla iki kez başkanlık yapabilir. Dolayısıyla Trump için bu son dönem olacak. Ancak kendisi ikinci başkanlık döneminde, ilkine kıyasla çok daha sert ve agresif bir siyaset tarzı benimsedi. Koltuğa oturduğu ilk gün, 26 önemli kararnameye imza attı. Bu kararlarla ABD&#8217;yi Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nden (WHO) ve Paris...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/trump-ne-hedefliyor/">Trump Ne Hedefliyor?</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Donald Trump, beklendiği üzere 2024 ABD Başkanlık seçimlerini rahat bir şekilde kazandı. 20 Ocak 2025&#8217;te 47. ABD Başkanı olarak ikinci kez göreve başladı. ABD yasalarına göre bir kişi en fazla iki kez başkanlık yapabilir. Dolayısıyla Trump için bu son dönem olacak. Ancak kendisi ikinci başkanlık döneminde, ilkine kıyasla çok daha sert ve agresif bir siyaset tarzı benimsedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Koltuğa oturduğu ilk gün, 26 önemli kararnameye imza attı. Bu kararlarla ABD&#8217;yi Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nden (WHO) ve Paris İklim Anlaşması&#8217;ndan çekti. Ayrıca, 6 Ocak 2021&#8217;de gerçekleşen Kongre Baskını&#8217;na katıldıkları için ceza alan ve bir kısmı halen tutuklu bulunan 1.600 kişiyi affetti. Trump, selefi Joe Biden&#8217;ın başkanlığının son günlerinde &#8220;terörü destekleyen ülkeler&#8221; listesinden çıkardığı Küba&#8217;yı tekrar listeye ekledi. Aslında bu hamleler bile Trump&#8217;ın ikinci başkanlık döneminin ilkine göre daha da tartışmalı geçeceğinin ilk işaretleriydi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dış politikada da benzer şekilde, dünyayı şaşırtan çıkışlar yapmaktan çekinmedi. Danimarka’dan Grönland’ı satın alma teklifini yeniden gündeme getirdi, Panama Kanalı&#8217;nın ABD&#8217;nin kontrolüne geri dönmesi gerektiğini savundu. Kanada&#8217;nın ABD’nin 51. eyaleti olması fikrini dile getirdi. Bu açıklamalar ciddi tepkilere ve tartışmalara yol açtı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özellikle ABD’nin Ukrayna ile ilişkilerinde büyük değişim yaşandı. 28 Şubat&#8217;taki Beyaz Saray toplantısında, Başkan Yardımcısı JD Vance ile birlikte Trump, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi kameralar önünde sert bir şekilde eleştirdi. ABD&#8217;yle anlaşma yapmaması halinde Ukrayna&#8217;ya yönelik askeri yardımları askıya alma tehdidinde bulundu. Tehditleri kısa sürede Ukrayna yönetimi üzerinde etkisini gösterdi. Ukrayna topraklarından çıkan doğal kaynaklardan (mineraller, petrol, gaz) elde edilen gelirin yüzde 50’si, ABD’nin de ortak olduğu bir fona aktarılma kararı alındı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Trump’ın ikinci dönemi, yalnızca iç politikada değil, küresel dengelerde de büyük değişimlere yol açacak gibi görünüyor. “MAGA” (Amerika&#8217;yı Yeniden Büyük Yap) sloganıyla yola çıkan Trump, bu kez yalnızca iç politikayı değil, dünya düzenini de kökten sarsmayı hedefliyor gibi görünüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> Ama tüm bu karmaşanın ve tartışmaların sebebi 78 yaşındaki bir adamın hezeyanları veya deliliği mi? Bu sorunun üzerinde dikkatli bir şekilde durmak gerekiyor.  Dünyayı etkileyen bu yeni kararlar tek bir kişinin zihninden mi çıkıyor yoksa bir sınıfın, bir grubun veya bir dinamiğin siyasi hedefleri mi? </span></p>
<p><b>Proje 2025 VE Elon Musk</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yazının başında bahsettiğimiz gibi, Trump’ın ilk gün imzaladığı 26 kararnameden 16’sı -yani neredeyse üçte ikisi- 900 sayfalık bir politika taslağı olan Proje 2025’den alınmış gibi gözüküyor. 1973’de kurulan, ABD’li bir muhafazakâr think tank (düşünce kuruluşu) olan Heritage Foundation’ın hazırladığı belgenin arkasında 100’den fazla muhafazakâr örgüt ve 400’den fazla uzman yer alıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Proje 2025’e bakıldığında bunun sadece bir politika taslağından ibaret olmadığı anlaşılıyor. Bu politikaya uygun kişileri eğitmek ve devletin üst kademelerine çıkarmak gibi köklü planları var. Eğitim, ekonomi, güvenlik ve sosyal politikalar gibi birçok alanda muhafazakâr anlayışa dayalı bir devlet yönetim modeli sunuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Heritage Foundation, 1981 senesinden beri Liderlik İçin Görev (Mandate for Leadership) başlığıyla metinler yayınlıyor. Bu metinler yeni ABD başkanı koltuğuna oturmadan önce hazırlanıp kamuoyuna sunuluyor. Bu şekilde yeni başkana ve Amerikan siyasetine bir nevi yön verilmeye çalışılıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Donald Trump seçim sürecinde Proje 2025’le alakasının olmadığını söylese ve belgeyi “söyledikleri bazı şeyler saçma ve berbat” diye eleştirse de Trump’ın aldığı ilk gün kararlarının çoğunun bu belgede yer almasıyla işler bitmiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Proje 2025’in hazırlanma sürecinde yer alan 400’den fazla kişiden oluşan ekibin 140’ı, Trump’ın ilk başkanlık döneminde onunla çalışanlardan oluşuyor. Trump’ın başkan yardımcısı, eski Ohio senatörü JD Vance, Proje 2025’in mimarı Kevin Roberts ile yakın bağlara sahip. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İtalyan devrimci Antonio Gramsci’nin dediği gibi, “Hükümet, burjuvazinin en güçlü grubunun ya da tarafının ödülüdür”   ve burjuvazi bu ödülü talep ediyor. Trump’a seçim kampanyası sırasında yüklü bağışlarda bulunan zenginler arasında en dikkat çekici olanı X, Tesla, SpaceX’in sahibi Elon Musk. 260 milyon dolara yakın bağışta bulunan Musk, Trump’ın zaferiyle ödülünü aldı: Hükümet Verimliliği Bakanlığı (DOGE) adı verilen danışma komisyonunun başına geçti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Trump’ın kararları, Elon Musk gibi teknoloji devleri, silah tüccarları, sanayi şirketleri ve gerici grupların etkisiyle şekilleniyor. Trump destekçisi büyük sermayenin etkisi en net şekilde ABD’nin Çin’e karşı izlediği politikalarda görülebiliyor.</span></p>
<p><b>Trump’ın İkinci Başkanlık Döneminde ABD-Çin İlişkileri</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Donald Trump’ın 20 Ocak 2025’te başlayan ikinci başkanlık dönemi, ABD-Çin ilişkilerinde yeni bir gerilim ve rekabet dalgasını tetikledi. İlk döneminde ticaret savaşlarıyla dikkat çeken Trump, ikinci dönem dış politikasıyla ise ekonomik ve jeopolitik üstünlüğü geri kazanmayı hedefliyor. Bu bağlamda, Grönland ısrarı, yapay zekâ alanındaki Çin tehdidi (özellikle DeepSeek’in yükselişi) ve teknoloji savaşları, ABD’nin emperyalist yönelimlerinin temel taşlarını oluşturuyor. Öte yandan Çin, DeepSeek gibi teknolojik atılımlar ve Kuşak-Yol Projesi kapsamında oluşturduğu yeni ittifaklar yoluyla bu baskıya karşı koymaya çalışıyor. Peki, bu dönemde ABD-Çin ilişkileri nasıl şekillenecek ve küresel sistem üzerindeki etkileri neler olacak?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İlk döneminde Çin’e karşı “Phase One” ticaret anlaşması gibi pragmatik adımlar atan Trump, bu kez daha şahin bir tutum sergiliyor. Örneğin, Tayvan’a savunma taahhüdünü belirsiz bırakarak Pekin’i kışkırtırken, Grönland gibi jeopolitik hamlelerle Çin’in kaynaklara erişimini sınırlamayı planlıyor. Trump’ın ana hedefi, ABD’nin küresel liderliğini pekiştirirken Çin’in yükselişini durdurmak…</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Trump’ın ikinci dönemdeki Çin politikası, Biden yönetiminin sistematik ve çok taraflı yaklaşımından keskin bir şekilde ayrılıyor. Trump, çip sektörü gibi stratejik alanlara yönelik ihracat yasaklarıyla Çin’i ekonomik ve teknolojik olarak köşeye sıkıştırmayı amaçlıyor. Bu politikalar, Biden’ın %25-35 bandındaki yaptırımlarına kıyasla daha agresif ve tek taraflı bir karakter taşıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Trump yönetimi, 1 Şubat 2025&#8217;te Çin&#8217;den yapılan tüm ithalatlara %10 oranında ek gümrük tarifesi uygulamaya başladı. Bu karar, Çin&#8217;in ABD&#8217;den ithal edilen kömür ve sıvılaştırılmış doğal gaz gibi ürünlere %15, petrol ve tarım makinelerine ise %10 oranında misilleme gümrük tarifeleri getirmesine neden oldu. Ayrıca, Çin, bazı ABD merkezli firmaları &#8220;Güvenilmez Varlıklar Listesi&#8221;ne ekledi ve Google&#8217;a karşı anti-tröst soruşturması başlattı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">27 Şubat 2025&#8217;te Trump, Çin ithalatına uygulanan gümrük tarifelerini %20&#8217;ye çıkaracağını duyurdu. Bu adımlar, küresel ekonomi üzerinde geniş kapsamlı etkiler yaratabilecek büyük bir ticaret savaşının habercisi olarak görülmekte.</span></p>
<p><b>Teknoloji Savaşı: Çip Sektöründen Yapay Zekâya</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">ABD-Çin rekabetinin en yoğun yaşandığı alanlardan birinin teknoloji olduğunu söyleyebiliriz. Trump, ABD&#8217;nin çip üretim işini Tayvan’ın elinden alınması gerektiğini ve bu sektörün ülkeye geri dönmesini istediğini belirtiyor. Tayvan&#8217;ın TSMC şirketi dünyanın en büyük çip üreticisi ve APPLE, INTEL ve NVIDIA gibi şirketler için çip üretiyor. Bu sebepten çip sektöründe Tayvan’ın TSMC’sine bağımlılığı azaltmak için ABD’de üretimi teşvik ederken, Çin’e yönelik ihracat yasaklarını da bu yüzden genişletiyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu hamlenin kısa vadede Çin’in teknolojik gelişimini yavaşlatabileceğini umuyorlardı ama DeepSeek’in başarısıyla beraber, Çin’in bu baskıya rağmen yapay zekâ ve 5G gibi alanlarda ilerleyebildiğini kanıtlıyor. DeepSeek Kurucusu Liang Wenfeng kendisiyle yapılan bir söyleşide, Çin’in ‘izleyici’ konumdan uzaklaşması gerektiğini, bu durumun değişmesi gerektiğini vurguluyor. Liang’ın vurguladığı bu durumu Çin’in uygulamaya çalıştığı ve gelmek istediği yeri gösteren politikanın bir sonucu olarak görülebilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">DeepSeek’in düşük maliyetli olması, yapay zekâ ile ilgili şirketlerde büyük hisse kaybına sebep verdi. Özellikle Trump, bu çıkışın ABD’nin teknoloji sektörüne bir uyarı nitelediğini dile getirmişti. DeepSeek’in bu yükselişi sadece ABD’yi değil Batılı hükümetleri de endişelendiriyor. Güney Kore ve İtalya, gizlilik endişeleri bahanesiyle DeepSeek uygulamalarını yasakladı. Çin’in yapay zekâ alanında kazandığı bu avantajın ABD teknolojileri üzerindeki baskının arttıracağını düşünebiliriz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu teknoloji savaşı, küresel tedarik zincirlerini de etkiliyor. ABD’nin yaptırımları, müttefiklerini (Japonya, Güney Kore vd.) Çin’e karşı daha sıkı bir duruşa zorluyor. Çin’in ABD’ye misilleme gümrük tarifeleri, ABD ve Çin arasındaki ticaret ve teknoloji savaşını karşılıklı olarak derinleştiriyor.  </span></p>
<p><b>Yeni Bir Soğuk Savaş mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Trump ikinci döneminde ABD-Çin ilişkileri üzerinden, “yeni bir Soğuk Savaş” benzetmesini kimi çevreler dile getiriyor. Bu temkinli yaklaşılması gerekilen bir söylem. Trump’ın ilk dönem Çin ile yaptığı pragmatik anlaşmalar, bugünkü ticaret ve teknoloji savaşları birbiriyle çelişkili görünebilir. Fakat emperyalist sistem, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından, iki kutuplu dünyanın ortadan kalkmasından beri kendine yapay karşıtlıklar yaratmaya devam ediyor. 2024’ün sonlarına doğru yaşanan bölgesel ve uluslararası gelişmeler, bu çelişkili gözüken durumların aslında yapay gerilimler olduğunu gösteriyor. Bu konuda Suriye İç Savaşı’nda ve Ukrayna-Rusya Savaşı’nda ABD ile Rusya arasında karşılıklı verilen tavizler ile yapılan antlaşmalar doğrudan örnek olarak gösterilebilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu açıdan, bir dönemin düşmanı olan Rusya ile ABD bugün müttefik olmaya çalışıyor, karşılıklı ticaret antlaşmaları için görüşmeler yapılıyor, bir dönem ilişkilerin geliştirilmeye çalışıldığı Çin ise yeni düşman olabiliyor. Benzer bir durum ABD ve AB ülkeleri arasında da görülebilir. Bir yandan Ukrayna-Rusya Savaşı’nın barış görüşmeleri için adım atan Trump, Rusya ile savaşı bitirmek ve müttefikliğini geliştirmek noktasında ilerlerken bir yandan AB ülkeleri ile bu savaş nezdinde gerilimler yaşıyor. Karşılıklı ticaret, gümrük savaşları ortaya çıkıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Emperyalist-kapitalist sistem, Sovyetler Birliği&#8217;nin çözülüşünden sonra güç ve çıkar ilişkileri ekseninde şekillenmiş ve dünya genelinde yeni bir düzlemde kendini hissettirmiştir. Bu süreç, sistemin iç çelişkilerinin arttığı ve bölgesel savaşlar ile gerilimlerin derinleştiği bir döneme kapı aralamıştır. ABD, Rusya ve Çin arasındaki ilişkilerdeki çatışmalar, bu sistemin içindeki rekabetin ve stratejik hamlelerin bir yansımasıdır. Ancak, bu ülkelerin anti-emperyalistmiş gibi gözüken pozisyonları sınıfsal karşıtlık değil, daha çok güç mücadeleleri üzerinden şekillenmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aynı zamanda, Çin’in küresel ekonomik gücü ve Rusya’nın askeri tutumu, emperyalist blokların karşılıklı baskılarla şekillenen ilişkilerini derinleştirmektedir. Bunun yanı sıra, emperyalist-kapitalist sistemin krizleri ve çelişkileri, dünya çapında tepkileri tetiklemektedir. Dünya’nın birçok yerinde emperyalizmin yarattığı yıkım ve sınıfsal adaletsizliklere karşı halk hareketleri ve tepkiler artmaktadır. Bu karşıtlıklar, sosyalist ve devrimci bir alternatifin gücünü artırma ihtiyacını bir kez daha ortaya koymaktadır. Emperyalist-kapitalist sistemin geleceksizliği, dünya halklarının bu düzene karşı örgütlü bir karşı duruş geliştirmesini zorunlu kılmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sonuç olarak, emperyalist-kapitalist sistem hem ideolojik hem de politik açıdan giderek daha kırılgan bir hale gelmiştir. Bu düzen, yapısı gereği krizler, savaşlar ve sömürü olmadan varlığını sürdürememektedir. İnsanlığın bu sisteme karşı geliştireceği direniş, ancak sosyalizmin yeniden gerçek bir alternatif haline gelmesiyle anlam kazanabilir. Sistemin derin çelişkileri ve krizleri, yapay karşıtlıklarla ya da kapitalist sistem içindeki farklı güç odaklarına gereğinden fazla anlam yükleyerek çözülemez. Dünya halklarını çatışmalara, yıkıma ve vahşete sürükleyen emperyalist politikaların durdurulması da ancak sosyalizm mücadelesiyle mümkün olabilir.</span></p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/trump-ne-hedefliyor/">Trump Ne Hedefliyor?</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emperyalist Saldırganlık ve Ortadoğu</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/emperyalist-saldirganlik-ve-ortadogu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Feb 2025 14:22:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Komünist Birlik 1.Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=3812</guid>

					<description><![CDATA[<p>Emperyalizmin bölgesel savaşları tetiklediği ve beslediği bir dönemin içerisinden geçmekteyiz. Emperyalizm denildiğinde bugün dünya halklarının zihninde şekillenen ilk olgu savaşlar ve yıkım oluyor. Bir yanıyla karakterine içkin bir politika olsa da bugün savaşın dozajının artması, özünde emperyalist-kapitalist sistemin yaşadığı sıkışma-kriz başlıklarının ve iç dinamiklerinin ürünü olarak değerlendirilmek durumundadır.  Kapitalizmin en yüksek aşaması olarak kodladığımız emperyalizm aşaması güçlü bir finansa, askeri güce, siyasi, ideolojik etkiye ve sermayenin yönelimlerini belirleyebilmeye; dolayısıyla toplumsal hayatı, bölgesel gelişmeleri etkileyebilme gücüne...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/emperyalist-saldirganlik-ve-ortadogu/">Emperyalist Saldırganlık ve Ortadoğu</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Emperyalizmin bölgesel savaşları tetiklediği ve beslediği bir dönemin içerisinden geçmekteyiz. Emperyalizm denildiğinde bugün dünya halklarının zihninde şekillenen ilk olgu savaşlar ve yıkım oluyor. Bir yanıyla karakterine içkin bir politika olsa da bugün savaşın dozajının artması, özünde emperyalist-kapitalist sistemin yaşadığı sıkışma-kriz başlıklarının ve iç dinamiklerinin ürünü olarak değerlendirilmek durumundadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kapitalizmin en yüksek aşaması olarak kodladığımız emperyalizm aşaması güçlü bir finansa, askeri güce, siyasi, ideolojik etkiye ve sermayenin yönelimlerini belirleyebilmeye; dolayısıyla toplumsal hayatı, bölgesel gelişmeleri etkileyebilme gücüne dayanıyor. Emperyalizmin gelişmesi ve evreleri baz alındığında bugün farklı yönelimler ve kabiliyete ulaşmış olsa da her örnekte ilkel ve insanlık dışı yüzü açığa çıkıyor ve halkların baş düşmanı olma özelliğini korumaya devam ediyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sistemin analizi ve incelenmesi, yapısı, yönelimleri, krizleri ve krizleri aşma, öteleme hamlelerinin niteliği komünistler açısından değerlendirilmek durumunda. Bu değerlendirme aynı zamanda toplumsal kurtuluş ve yaşanılabilir bir düzen arayışı açısından da güncellemeleri desteklemeli ve beslemeli. Marks döneminde sistemin yapısı ve özellikleri bağlamında gelişen devrim teorileri ile emperyalizm aşamasının Marksizmi olarak değerlendirdiğimiz Leninizmin değerlendirmeleri, teorileri ve yaklaşımları arasındaki kümülatif ilerleme, bu değişimde aranmak durumunda. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dolayısıyla bugün özellikle Türkiye siyaseti konu olduğunda emperyalizm olgusu önemli bir parametre olarak baz alınmalıdır. Bu ifadede ise iktidarın ve Türkiye&#8217;nin yönelimlerinin doğrudan emperyalizm tarafından belirlendiğini söylemiyoruz. Emperyalizm olgusunun ve yönelimlerinin, etkide bulunduğunu ifade ediyoruz. Bu etkinin dozajı ise iç dinamikler ve emperyalist-kapitalist sistemin kendi dinamikleriyle birlikte farklılık gösterebilmekte, kimi zaman azalmakta kimi zaman ise artmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu bağlamda Türkiye&#8217;de sınıf mücadelesinin seyri, sermaye düzeninin yönelimleri, olası kriz başlıkları ya da rahatlama olanakları emperyalizm olgusuyla birlikte ele alınmalı ve değerlendirilmelidir.</span></p>
<p><b>İki kutuplu dünyanın yıkılışı ve emperyalist saldırganlık</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Emperyalizm iki kutuplu dünyada anti-komünist bir eksende konumlanıyordu. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği karşısında tutum alan emperyalist sistem, ana omurgasını Sovyetlerin çözülüşü üzerine ve emperyalist bloğun kuruluşu eksenine oturtmuştu. Bu bağlamda, sosyalizmin ideolojik ve teorik alanda çarpıtılmasına dayanan bir ideolojik saldırı tüm dünya halklarına yönelmekteydi. Bununla birlikte emperyalizm, Sovyetler Birliği&#8217;nin etkisinin kırılması noktasında tüm dünyada faşizan ve dinci gerici hareketleri besledi, destekledi. Türkiye&#8217;de 12 Eylül Darbesinin Amerikancı karakteri burada yatmaktadır, keza Ortadoğu&#8217;da Sovyetler Birliği&#8217;ne karşı aparat olarak kullanılmak için yetiştirilen İslamcı örgütlenmeler yine aynı zeminden şekillenmiştir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sovyetler Birliği&#8217;nin çözülüşü sonrasında ise emperyalizm büyük bir saldırganlık ve yayılma hamlesine girişmiş, NATO&#8217;nun yayılması adım adım gelişmiş, Ortadoğu&#8217;nun dizaynı ve sisteme entegrasyonu devreye sokulmuştur. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sovyetler Birliği&#8217;nin parçası olmayan fakat emperyalizme karşı kendi bağımsız hattını kurmayı hedefleyen Ortadoğu ülkeleri artık hedef tahtasındaydı. Aynı zamanda enerji kaynaklarına, enerji kaynaklarının taşınmasını sağlayacak ulaşım güzergahına sahip olmak gerekiyordu. Emperyalizm, hegemonyasını genişletecek, &#8220;tarihin ve ideolojilerin sonunu&#8221; büyük bir yayılma ve işgalle getirecekti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yeşil Kuşak, Büyük Ortadoğu Projesi gibi emperyalist projelerin etkisi ise büyük bir yıkım olarak açığa çıkacaktı. Sosyalizmin olmadığı bir dünyada, emperyalizmin durmasını gerektirecek bir güç de yoktu. İnsan Hakları, Savaş Suçları, hukuk ve adalet, emperyalizm açısından içi istendiği şekilde doldurulan kavramlardı ve emperyalizm, güçlü propagandalarla halkların algısını teslim almayı zorladı. Ortadoğu&#8217;ya artık &#8220;demokrasi&#8221; gelmesi gerekiyordu ve bu demokrasi tabii ki emperyalizm tarafından getirilecekti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">En basit ve kaba formuyla tanımladığımız bu süreç dahi, emperyalizmin ideolojik tahakküm, askeri ve teknolojik güç, siyasal ve ekonomik ambargo gibi bir dizi olguyla bir bütün olarak hareket ettiğini göstermeye yetiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Emperyalizm açısından dönemin stratejik araştırma merkezi hizmeti gören RAND Corporation organizasyonunun yayınladığı “Sivil Demokratik İslam: Ortaklar, Kaynaklar ve Stratejiler&#8221; başlıklı rapor ve Graham Fuller&#8217;in Türkiye üzerine yaptığı değerlendirmeler, emperyalizmin yönelimlerini gösteriyordu. İran, Suriye ve Libya hedef tahtasına oturtulmuştu ve Türkiye&#8217;de Gülen Cemaati&#8217;nin açıktan desteklenmesi ve iktidar ortağı haline getirilmesi emperyalizmin yönelimleri açısından açıktan savunularak ifade ediliyordu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Emperyalizmin Büyük Ortadoğu Projesi, bugünden baktığımızda ana noktalarıyla hayata geçirilmiş durumda. Afganistan&#8217;da Taliban iktidarı, Irak&#8217;ın parçalanması, Libya ve Tunus&#8217;a yönelik müdahaleler, Suriye&#8217;nin HTŞ kontrolüne geçmesi, İran&#8217;ın bölgesel etkisinin ve gücünün zayıflatılması, bu projenin hedefleriydi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;de ise 12 Eylül ile açılan yolda adım adım gerici, işbirlikçi ve emek düşmanı siyasal İslamcı rejimin temelleri atıldı. Gülen Cemaati ve AKP ittifakıyla birlikte Türkiye sermaye düzeni oluşan yeni dünya tablosuna entegre edilmeliydi, bu gereklilik kapitalist Türkiye&#8217;nin sınıfsal karakteri açısından zorunluluktu. Türkiye&#8217;de yaşanan rejimsel dönüşüm bu arka plana ve tarihsel zemine oturmakta, sermaye sınıfı ve emperyalizm eliyle ilerleyen bu dönüşüm birinci Cumhuriyet rejiminin de tasfiyesi niteliğini taşımaktaydı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu bağlamda, bölge ve Türkiye söz konusu olduğunda iki kutupluluğun sona ermesi temel bir uğrak noktası olarak değerlendirilmek durumundadır. Emperyalizmin &#8220;küreselleşme&#8221; kavramıyla ilerlettiği bu süreç ise sistemin krizini aşmaya yetmemiş ve yeni sorunlar, dinamikler ve sıkışma başlıklarını ortaya çıkartmıştır. </span></p>
<p><b>Güç dengeleri ve Ortadoğu</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İkinci Dünya Savaşı’yla oluşan güç dengeleri, Sovyetler Birliği&#8217;nin çözülüşü sonrasında bazı özellikleriyle değişime maruz kalmış durumda. Bugün, başat emperyalist güç olan ABD ve yine ekonomik, askeri, siyasi ve tarihsel bağlamında ele alındığında ardından gelen İngiltere, Fransa, Almanya, Japonya gibi ülkeler sistem içerisindeki pozisyonlarını korumaya çalışırken diğer taraftan ise kimi yönleriyle güçlenen ve sistem içerisinde yer tutmaya başlayan Rusya ve Çin gibi ülkelerin &#8220;gelişimi&#8221;, bugünkü çok kutupluluk zeminini oluşturmuş durumda. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Emperyalizmin 2008 krizi sonrasında yaşadığı sıkışmayla birlikte ele alınması gereken bu süreç ve emperyalist-kapitalist sistemin iç dinamikleri; bugün bölgesel gelişmeler, savaşlar ve gerilim birikiminin de kaynağı durumda. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün Latin Amerika, Asya, Kafkasya ve Ortadoğu&#8217;da yaşanan gerilimin bölgesel savaşlara döndüğü bir evredeyiz. Ortadoğu&#8217;daki son gelişmelerin de bu konumlanıştan etkilendiği ifade edilmek durumunda. Bu durum, olguların değerlendirilmesi ve geliştirilecek mücadele açısından önem taşımaktadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Emperyalizmin Ortadoğu&#8217;ya müdahalesinin ilk evresi bölgenin tek kutuplu dünyaya entegrasyonu ekseninde gelişse de bugünkü ikinci evresi aynı zamanda Rusya, Çin ve İran&#8217;ın baskılanması, gelişmekte olan ve sistem içi çelişkileri derinleştiren Rusya ve Çin&#8217;in güçsüzleştirilmesi bağlamında da ilerlemektedir. Dolayısıyla, yalnızca ABD emperyalizminin ve AB&#8217;nin ekonomik ve siyasi ihtiyaçları ile değil, aynı zamanda NATO&#8217;nun düşman olarak tanımladığı Rusya ve Çin karşıtı bir düzlemin de devrede olduğu ifade edilmelidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ortadoğu ekseninde bu temel noktayı ifade ettikten sonra Arap Baharı’yla gelişen ve Suriye, Lübnan ve İran&#8217;a yönelen emperyalist saldırganlığın bugünkü yönelimlerini ele almak gerekmektedir. Emperyalizmin Ortadoğu&#8217;yu dizaynı, işgaller ve yıkımla birlikte aynı zamanda siyasi operasyonlar, toplumsal hareketlere müdahale ve iktidarların şekillendirilmesi hamleleriyle yürütülmektedir. Suriye&#8217;ye yönelik müdahalenin benzer bir yöntemle gelişememesi, bir aparat olarak radikal İslamcı örgütlenmelerin devreye sokulmasına neden olmuş ve IŞİD emperyalizm tarafından büyütülmüş, desteklenmiş, örgütlenmiş ve Suriye&#8217;nin parçalanması noktasında bir misyonla donatılmıştır. Bir dizi emperyalist ülkenin istihbarat elemanlarının dahi içerisinde yer aldığı ve Suriye&#8217;nin yıkımını hedefleyen bu girişim, Suriye halkının mücadelesi ve Rusya, Çin, İran gibi ülkelerin koyduğu &#8220;dirençle&#8221; birlikte başarısız olmuştur.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Suriye zayıflatılmış, IŞİD tasfiye edilmiş, Suriye savaşının sonucu olarak şekillenen Rojava ve Kobani kanton bölgeleriyle birlikte YPG bölgede bir dinamik olarak güç kazanmıştır. Emperyalizmin bölgedeki faaliyetleri siyasi, askeri ve ekonomik açıdan süreklileşmiş ve Suriye, ciddi bir ekonomik ve siyasi ambargo ile yıllar boyunca karşı karşıya kalmıştır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Emperyalizm, Ortadoğu&#8217;ya müdahalenin yeni evresinde ise İsrail&#8217;i bölgesel bir güç olarak devreye sokmuştur. İsrail&#8217;in bölgede güç kazanması tarihsel bir süreç olmakla birlikte günümüzde Ortadoğu&#8217;nun dizaynı açısından stratejik bir öneme sahiptir. Abraham anlaşması ile birlikte İsrail&#8217;in bölge ülkeleri açısından tanınması ve ekonomik, siyasi iş birliği zemininin açılması yeni bir güç dengesi de oluşturmuştur. 2020 yılında Trump&#8217;ın ev sahipliğinde İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn arasında imzalanan anlaşma peşi sıra yine 2020&#8217;de Fas ve İsrail&#8217;in anlaşmasına, 2021&#8217;de Sudan&#8217;ın İsrail ile anlaşma imzalaması tartışmalarıyla devam etmiştir. Emperyalizmin bölgede İsrail&#8217;in etkisini güçlendirme hamlesinin sonucu ise Hamas&#8217;ın İsrail&#8217;e yönelik saldırısı olarak karşımıza çıkmıştır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bölgede IŞİD&#8217;in örgütlenmesi ve devreye sokulması, Kasım Süleymani suikasti, İran ve Suriye&#8217;ye yönelik ambargolar, kimyasal ve nükleer silah propagandaları ve son olarak İsrail&#8217;in işgalci bir güç olarak devreye girmesiyle birlikte Ortadoğu&#8217;da oluşan gerilim artık patlama noktasına gelmiş ve İsrail&#8217;in Gazze&#8217;ye yönelik katliam politikası tüm dünyanın gözü önünde devreye sokulmuştur. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Filistin ve Lübnan&#8217;ın güneyini kapsayan bu emperyalist saldırganlık İran&#8217;ın devreye girmesiyle birlikte bugün başka bir düzleme geçmiş vaziyette. Hizbullah lideri Nasrallah&#8217;ın katledilmesi sonrasında durağanlaşan ve Suriye&#8217;ye yönelen işgal olgusu, Suriye&#8217;de HTŞ ve SMO eliyle Esad yönetimini devirmiş ve Şam&#8217;ın kontrolünü ele geçirmiştir. Türkiye, emperyalizm ve İsrail iş birliği ile atılan bu adım Ortadoğu halklarını kaos, yıkım, dinci gerici karakterde bir dizayn süreciyle karşı karşıya bırakmış durumda. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Suriye&#8217;de önümüzdeki süreç emperyalizmin ve İsrail&#8217;in çıkarlarına uygun bir yeniden şekillenme dönemi olarak kodlanabilir. Bu durum ise Türk, Kürt ve Arap halklarının geleceği açısından büyük bir risk anlamına gelmektedir. </span></p>
<p><b>Emperyalist propagandanın kirli yüzü</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Emperyalizmin halklara yönelik algı operasyonu ve ideolojik propagandası geçmişten günümüze birçok örnek barındırıyor. Emperyalizm işgal, saldırı, ambargo adımlarını öncesinde ciddi bir karşı propaganda ve yalanı örgütleyerek hayata geçiriyor. Kimi zaman atacağı adımları meşrulaştırmak kimi zaman da karşıtlarına yönelik ciddi karalama kampanyaları hayata geçirmek için emperyalist propagandayı kullanıyor. Bu operasyon, Filistin, İran, Lübnan ve Suriye ekseninde yürütüldü ve ciddi bir algı inşa edilmeye çalışıldı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Esad yönetimi düşürüldükten sonra devreye sokulan &#8220;Sednaya Hapishanesi&#8221; propagandası da HTŞ lideri Colani&#8217;nin emperyalist basın kuruluşları eliyle bir &#8220;demokrasi kahramanı&#8221; olarak lanse edilmesi özünde bir bütünlüğe oturuyor. Sednaya Hapishanesi üzerinden Esad&#8217;ın &#8220;zalimliği&#8221; algısı yaratılmaya çalışırken İsrail&#8217;in Gazze&#8217;de on binlerce insanı katletmesi, İsrail&#8217;in &#8220;meşru hakkı&#8221; olarak toplumlara anlatılmaya çalışılıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Savaşın tüm kirli yüzünün açığa çıktığı bu tablo aslında kapitalist-emperyalist sistemin asıl yüzüdür ve sistemin karakterinin gizlenmesine ihtiyaç dahi duyulmamıştır. Emperyalizmin böylesi bir propagandaya ihtiyaç duyması ise özünde toplumları ve halkları ikna edemiyor oluşunun bir çıktısı olarak görülebilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu propaganda siyasal ve ideolojik alanda da yeniden üretilmektedir ve sosyalist harekete dahi sirayet ettiği ifade edilmelidir. Esad karşıtlığı üzerinden şekillenen siyasal pozisyon bugün HTŞ&#8217;nin Suriye&#8217;de devrim gerçekleştirdiği gibi karşı devrimci tezlere kadar varmış durumdadır. Benzer bir örnek bugün İran üzerinden şekillenmektedir. Emperyalizmin İran&#8217;a müdahalesi bir emperyalist saldırganlık ya da anti-emperyalist tutum ekseninde değil İran rejiminin karakteri üzerinden alınan tutumla değerlendirilmekte ve emperyalizme alan açılmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Emperyalizmin savaş, yayılma, bağımlı kılma ve yoksullaştırma politikasının bugün bu boyutta gerçekleşmesinden çıkarılacak bir diğer ders ise Sovyetler Birliği&#8217;nin çözülüşü sonrasında halkların &#8220;sahipsiz&#8221; kaldığı gerçekliğidir. Bu gerçeklik özünde sosyalizm karşıtlığı ve emperyalizm savunuculuğunun nasıl iç içe geçtiğini göstermesi açısından önemlidir. Sosyalizme teorik, ideolojik, toplumsal ve siyasal açıdan yapılan karşıtlık kapitalist-emperyalist sistemin alanını açmış, genişletmiş ve sistemi meşrulaştırmıştır. Bugün sistemi karşıya almadan yapılacak her türlü eleştiri o veya bu şekilde altı boş bir zeminde şekillenecek ve en ileri noktası olarak &#8220;hatalı politikalar&#8221; ya da &#8220;yanlış siyasetçiler&#8221; eksenine ulaşacaktır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün dünyada yaşanılan durumun gerçek kaynağında politik hatalar ya da siyasetçilerin kişisel hevesleri, hedefleri değil sistemin karakteri yatmaktadır. Emperyalist-kapitalist sistem yapısı gereği savaşlar, krizler, yoksullaşma yaratmak zorundadır ve bugün dünya halklarına gelecek sunamamaktadır. </span></p>
<p><b>&#8220;Anti-emperyalist cephe&#8221; yıkıldı mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Emperyalist-kapitalist sistemin iç çelişkileri ve bu durumun dünya siyasetine ekonomik, siyasi, toplumsal ve kültürel etkisi, emperyalizmin karakterinin tanımlanmasını da beraberinde getirmiştir. Dünya&#8217;da ve Türkiye&#8217;de sosyalist hareket açısından da yürütülen bu tartışma farklı uçları da içinde barındırmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özellikle Ukrayna-Rusya savaşı sonrasında açığa çıkan Rusya&#8217;nın emperyalist olup olmadığına dair tartışma bugün Ortadoğu kapsamında da sürmektedir. Rusya ve Çin&#8217;i emperyalist olarak tanımlayıp yaşanılan olguyu &#8220;emperyalistler arası savaş&#8221; olarak gören yaklaşım; çıktı olarak ise tutum almayan ya da &#8220;yiyin birbirinizi&#8221; sığlığına çıkan bir biçim sergiliyor. Rusya, Çin ve İran&#8217;ı &#8220;anti-emperyalist cephe&#8221; olarak tanımlayan yaklaşım ise yaşanılan olguyu değerlendirirken emperyalizmi yıkacak asıl güç olan bu cephenin desteklenmesini savunuyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Suriye örneği ise bu tezlerin ikisinin de eksikli ve hatalı olduğunu ortaya çıkartmış durumda. Rusya devreye girememiş, İran &#8220;pozisyonunu&#8221; korumayı tercih etmiş, Çin ise kendi programını hayata geçirme noktasındaki tutumunu yinelemiştir. Bir dizi bölgesel gelişme ve gerilimin de bu tutumlarda etkili olduğunu ifade etmekle birlikte son noktada emperyalist-kapitalist sistemin yasalarının devrede olduğu bilinmek durumundadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kimi dönemlerde bu güçler arasındaki gerilimin derinleşmesi ve sertleşmesi gerçek bir olgu olmakla birlikte bu güçlerin sınıflar mücadelesi bağlamında ele alındığında yapısal bir fark barındırmadığı söylenmelidir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünya işçi sınıfının ve Ortadoğu halklarının anti-emperyalist mücadelesi bugün kapitalist-emperyalist sisteme temelden karşıtlığa oturmak ve sosyalizm mücadelesi ile birleşmek durumundadır. Asıl güç ve halkların geleceğini garanti altına alacak mücadele bu zeminde şekillendiği takdirde emperyalizmin ideolojik, ekonomik ve askeri hamlelerinin de engellenmesi mümkün olacaktır. </span></p>
<p><b>Yeni-Osmanlıcı politikaya geçiş</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP iktidarının yeni-Osmanlıcı politik hattı uzun bir aradan sonra Ortadoğu&#8217;daki güncel tabloyla birlikte yeniden devreye girmiş durumda. İsrail&#8217;in Gazze&#8217;de yürüttüğü katliama göstermelik ve sembolik yanıtlar vererek tabanını konsolide etmeye çalışan AKP iktidarının Suriye&#8217;nin parçalanmasında aldığı rol yadsınamaz. Emperyalizmin ve İsrail&#8217;in çıkarları doğrultusunda ve sermaye düzeninin ihtiyaçları bağlamında hareket eden AKP iktidarı, Emevî Camii ve &#8220;Esad zulmü&#8221; üzerinden yürüttüğü propaganda ile iç siyasetteki etkisini ve gücünü artırma dönemine girmiş durumda. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Siyasal İslamcı, emperyalizm ve İsrail yanlısı bu tutum ise yalnızca AKP iktidarının ideolojik ve siyasal karakteri ile açıklanamaz. Ortada iştahı kabaran bir sermaye sınıfı mevcuttur ve sermayenin yönelimleri bugün &#8220;Çözüm tartışmaları&#8221;na kadar varmış durumdadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye sermayesi Suriye&#8217;nin yeniden inşasında rol almaya çalışacak, ciddi bir zenginleşme elde edecek, AKP iktidarı &#8220;toprak kazandık&#8221; siyaseti ile sağ tabanda ortaya çıkan tepkileri sindirecek ve düzenin yeni tabloya entegrasyonunu sağlamayı hedefleyecek. Dolayısıyla toplumun, sistemin, siyasetin yeniden örgütlenme motifleri bu olgu etrafında şekillenecektir. Bugün, Türkiye siyasetinde yaşanan birçok gelişmenin yeni dönemin yansıması olduğu bilinmek durumundadır. Bir yandan &#8220;çözüm süreci&#8221; değerlendirilirken diğer taraftan Ümit Özdağ’ın tutuklanması ve televizyon sektörü üzerinden yürütülen bir tartışmanın Haziran Direnişi&#8217;ne bağlanması, bu dizayn sürecinin de boyutunu gözler önüne seriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir dizi yanı ve çıktısı açısından değerlendirmenin erken olduğu bu evrenin ana omurgasının ise Türkiye&#8217;de sermaye düzeninin tüm mekanizmaları ile ağırlığını daha fazla hissettirmesi olacağı şimdiden gözle görünen bir gerçek. Düzenin ideolojik, siyasal, ekonomik saldırısının daha da artacağı bir dönem bizleri beklemektedir. Bu dönemde düzen karşıtı seçeneğin büyütülmesi ise hayati bir öneme sahip. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ortadoğu&#8217;daki yeni tablo, emperyalizmin bölgede yerleşiklik kazanan bir düzleme geçişini ifade ediyor. Bu yerleşiklik bir dizi kriz ve gerilimle birlikte sürecek ve istikrarlı bir görüntü ortaya çıkartmayacak. Emperyalizmin Suriye&#8217;nin çözülmesinin ardından durulacağını düşünmek ise hatalı bir yorum olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla Ortadoğu&#8217;da İran&#8217;ın hedef tahtasına oturduğu ve siyasi, ekonomik, askeri bir dizi yönelimin merkezinde İran&#8217;ın kuşatılması olduğu önümüzdeki dönemde karşımıza çıkacak gibi görünmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ortadoğu halklarının yaşadığı zulmün son bulmasının yolu da yoksullaşmanın, gericiliğin, işbirlikçi politikaların önüne geçilmesi de bugün Türkiye&#8217;de kapitalist iktidarın karşısında şekillenen güçlü bir sosyalist seçenekten geçiyor. Bölgemizde ve ülkemizde emekçi halkın tepkisi birikiyor, birikmeye de devam edecek. Asıl önemli olan ise bu tepkinin anti-emperyalist, düzen karşıtı ve sosyalizm mücadelesiyle bütünleşen bir politik harekete dönüştürülmesidir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye işçi sınıfı yarınını böyle kazanabilir, kardeş halklara olan borcunu bu mücadeleyi başarıya ulaştırarak ödeyebilir.</span></p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/emperyalist-saldirganlik-ve-ortadogu/">Emperyalist Saldırganlık ve Ortadoğu</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
