Asgari ücret tartışması artık her yıl sonunda yapılan komisyon toplantılarını aşarak tüm yıla yayıldı. Çünkü asgari ücret giderek geniş bir kitlenin emek ücreti olarak norm haline geldi.
DİSK-AR’ın 2025 araştırmasında rakamlar çarpıcı. “2002’de asgari ücret altında ücret alanların oranı yüzde 24,4 iken 2023’te bu oran yüzde 33,9’a yükseldi. Asgari ücretin yüzde 5 fazlası ve altı ücret alanlar 2002’de yüzde 27,8 iken 2023’te yüzde 37,5’e, asgari ücretin yüzde 10 fazlası ve altı ücret alanlar 2002’de yüzde 30,7 iken 2023’te yüzde 38,5’e yükseldi”. Bu süreçte işçi sınıfının gelirden aldığı pay sürekli düşerken sermaye karlarını kat kat arttırdı.
ÜCRET
Marx, ücretin, belirli bir emek-zamanı karşılığında ya da belirli bir işin yapılması karşılığında kapitalist tarafından ödenen para tutarı olduğunu, kapitalistin, bundan ötürü, para ile emeklerini satın alıyor göründüğünü, onların da kapitaliste bu para karşılığında emeklerini satacaklarını, ancak, bunun yalnızca görünüşte olduğunu, zira gerçekte işçilerin para karşılığında kapitaliste sattıkları şeyin emek gücü olduğunu ifade eder ve asıl şunu der Marx Ücret, Fiyat ve Kar kitabında; Bir metanın para ile hesaplanan değişim değeri, onun fiyatı denilen şeydir. Ücret, yalnızca alışılmış bir biçimde emeğin fiyatı denilen emek gücünün fiyatına, insan etinden ve kanından başka bir gizi bulunmayan bu kendine özgü metanın fiyatına verilen özel bir addır.
1900’LÜ YILLARIN KAZANIMI! ASGARİ ÜCRET
1800’lü yılların sonunda sınıf mücadelesinin sendikalarda örgütlendiği ülkelerden biri Avustralya idi. İşçiler 1891’de kendi partilerini de kurdular ve 1900’lü yılların ilk on yılı içinde verilen mücadeleler sonucu 5 kişilik ailenin “mütevazi” bir yaşam sürdürmesi için alacağı asgari ücret belirlendi. Bu durum önce Avrupa’ya sonra da tüm dünyaya taşındı. Türkiye’de 1936’da İş Yasası’nda yer almasına rağmen uygulama sınırlı ilde 1951 yılında başlamış tüm ülkeye ise 1974 yılında yayılmıştır. Sanayi ve hizmetler ile tarım ve orman için ayrı ayrı belirlenen asgari ücret 1989 yılında her iki sektör içinde tek rakam olarak belirlenmeye başlamıştır.
Bu kısa tarihi anlatıyı çeşitli gelişmeler ile zenginleştirebiliriz. Ama bu noktada asıl duruma bağlanmalıyız.
Kapitalizmde emek değeri, zorunlu geçim araçlarının değerine iner, yani esas olarak ortalama ücretin asgari geçim araçlarına eşitlenmesi beklenir. Bunun üzerindeki ücretlerin belirlenmesi ise düzenin ihtiyaçlarına ve sınıfın mücadelesine bağlıdır. Ama bugüne kadar gelinen süreçte asgari ücret, asgari geçim araçlarına bile yaklaşamamış, sefalet ücreti olarak kalmıştır.
ASGARİ ÜCRETTEKİ SERBEST DÜŞÜŞ
1980 darbesi öncesi asgari ücretin kişi başı GSYH oranı % 80 civarındaydı. Darbe ile birlikte sınıfa açılan savaş sonrası bu oran bir anda %40’a kadar geriledi. Ama sınıf hala sıcak olan mücadele pratikleri ile bu oranı yıllar içinde arttırdı. 1999’da % 60’a varan oran 2004 yılından sonra yeniden azalmaya devam etti. Sol üzerinde baskılar, düzen muhalefetinin giderek sağa kayması, sarı sendikacılığın etkisinin artması, grev yasaklamaları ile AKP iktidarı bu oranı % 50’lerin altına indirdi.
Burjuvazinin payı giderek artarken işçiler asgari geçim şartlarından uzak kalarak sefalet ücretlerine mahkûm oldu.
SEFALET ÜCRETİ ENFLASYON İLİŞKİSİ
Günümüzde Asgari Ücret tüm ülkenin büyük çoğunluğunun aldığı ücret oldu. Bu kapitalizm açısından zaten olması gereken, anlaşılır bir durum. Çünkü kapitalizm emeğin sömürüsü üzerinden düzenini sürdürebilir. Bu sömürü karşılığında vereceği ücretler ne kadar düşerse burjuvazi o kadar karına kar katacağından ücretleri sürekli baskılamak zorundadır. Baskılamanın bir türü de ücrete yapılacak artışları minimumda tutmaktır, bu yüzden bu artışların enflasyona neden olduğunu dile getirenler bunun üzerinden rıza üretmeye çalışır. Kuvvetli bir iletişim ağına ve sözcülerine sahip olan serrmaye bunun için de çok zorlanmaz.. Peki asıl olarak durum nedir?
DİSK-AR Asgari Ücret Araştırması 2025 raporunda ilk olarak şuna değiniyor; “…işçilerin enflasyon karşısında ücretlerini kendiliğinden artırma olanağı yoktur. Fiyatlar serbestçe artarken işçiler alım gücündeki kaybı zor pazarlıklarla ve belirli dönemlerde telafi etmeye çalışırlar. İlişkinin yönü ücretlerden enflasyona doğru değil, enflasyondan ücretlere doğrudur. Yüksek ücret artışları istisnai durumlar dışında ancak yüksek enflasyon dönemlerinde söz konusudur. Bu ücret artışları parasal (nominal) olarak yüksek görünse de esas olarak enflasyondan korunma amaçlıdır.” Aynı raporda enflasyonun kar itilimli olduğunu, 2015’ten bu yana artan kar katsayısı artışının enflasyonun dinamikleri ardında yatan önemli bir güç olduğunu anlatıyor. Enflasyon artarken karların aksine ücret baskılanmaya çalışıyor ve rapordaki şu alıntı sorunu ortaya koyuyor: “Asgari ücret enflasyonu tetiklemiyor. Türkiye’nin son yıllardaki verileri bunu söylüyor. Asgari ücrete zam yapmamanın sebebi kaynak ve para yokluğu değil, bölüşüm meselesinde tutulan saftır. Yüksek enflasyon dönemlerinde emek gelirlerini bastırmak sermayeye kaynak aktarma aracıdır”.
İNSANCA YAŞAM NEDİR?
BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi “Çalışan herkesin, kendisine ve ailesine insanlık onuruna yaraşır bir yaşam sağlayan ve gerektiğinde her türlü sosyal koruma yolları ile de desteklenen adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır” der. Fakat bir nokta bizim açımızdan nettir: Sermaye düzeninde kendisi de bir meta durumuna gelen işçinin alacağı ücret insanlık onuruna yaraşır ücret değil tersine değer üreten bir meta haline gelen emek-gücünün ölmeme ve sömürü çarklarına her gün yeniden dahil olma ücretidir. Bu anlamıyla da kapitalizmde çalışma eylemi, insanın tüketmek için üretme ya da yaşamak için kullanım değerleri üretme rolünden kapitalist için üretme rolüne geçer. Öyle ki insan emek gücü yabancı bir gücün tekelinde yalnızca sermayeyi artırmak için kullanılan “değersiz” bir değer biçimini alır. Tam da bu sebeple Ücret, Fiyat, Kar kitabının girişinde Marx, işte der, “bugünkü toplumumuzun tüm ekonomik yapısı budur: bütün değerleri tek başına yaratan işçi sınıfıdır” ve ekler “Çünkü değer sözü, emek sözünün bir öteki ifadesinden başka bir şey değildir ve bugünkü kapitalist toplumumuzda, belirli bir metanın içerdiği toplumsal olarak gerekli emek miktarını anlatan bir deyimdir. Ne var ki, işçiler tarafından üretilen bu değerler işçilere ait değildir. Bu değerler, hammaddelerin, makinelerin, aletlerin ve işçi sınıfının işgücünü satın almalarına olanak sağlayan birikmiş paranın sahiplerine aittir.” Buradan hareketle insanın onurlu bir yaşam sürebilmesi ve adil ücret alması yalnızca kapitalist üretim ilişkilerinin kaldırılmasıyla mümkün olabilir.
Son zamanlarda “İnsanca Yaşam” sloganını en çok Asgari Ücret süreçlerinde duyar olduk. İnsanca Yaşam sözünün herkes için anlamı ve karşılığı elbette başka. Kimi yoksulluk sınırını yeterli görürken kimi 3-4 kat artışın insanca yaşamın karşılığı olduğunu düşünür ve güncel politik açılımlar gerekçesi ile bu talebi topluma sunar.
Bu politik talebin elbette büyük anlamı var. Diğer yandan “İnsanca Yaşam’ın” karşılığı ne olabilir? Herkes bulunduğu noktadan buna yanıt verebilir. Kiradan beli bükülen ev ister, toplu taşımada canı çıkan araba ister, çocuğunun geleceğini güvenceye almak isteyen özel okula gönderebilecek maddi rahatlığı ister. Veya sadece bir dam, sofranın her gün boş kalmaması da yeterli gelebilir. Peki, bizler için insanca yaşam talebi nedir, ne olmalıdır? Toplumsal eşitsizliklerin kalkması, mülkiyetin kolektif olması, yeteneğine göre çalışman, ihtiyaçların karşılanması kendini yeniden üretebileceğin zamanı yaratabilmen ve bunun için ele alacağın özgürlüğün… Aslında bu, bu düzen içinde mevcut asgari ücrete 3-4 kat artış istemekten daha gerçekçi bir taleptir ve bu talebi yerine getirmek yalnızca bizim elimizdedir.
Asgari ücretin artış talebi de değerli bir mücadele alanıdır. Toplumun çıkarları bu mücadeleyi yükseltmek için gereklidir ancak diğer yandan siyasi iktidar perspektifinden uzaklaşmamak gerekir. Yoksa düzen içi çözümler sizin sınıf ile bağınızın kopuk ve zayıf olmasına ve bir süre mücadelenin ekonomik taleplere sıkışmasına neden olur.
Yoksa ücret ve kârların birbiriyle ters orantılı olduğu kapitalist üretim sürecinde, birikim devam ettikçe ücretler sermayenin el koyduğu yeni yaratılan değere göre oransal olarak sürekli düşecektir.

