Komünist Birlik HaftalıkKomünist Birlik Haftalık 22 Eylül- 28 Eylül 2026

Eylül 28, 20263 min

İşbirlikçiliğinizi Örtemezsiniz! 

Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu’nda Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail’e yönelik konuşmaları ve Netanyahu’nun toplantıyı terk etmesi yandaş basın tarafından “dik duruş” ve “İsrail’e karşı mazlumların sesi olmak” şeklinde lanse edilmeye çalışılsa da AKP iktidarının işbirlikçiliği gizlenemiyor. İsrail’in son yıllarda Ortadoğu’da kazandığı ekonomik, siyasi ve askeri güç, emperyalizmin Ortadoğu planının bir parçası olarak değerlendirilmek durumunda. Suriye’nin çözülmesi, Lübnan’da Hizbullah’a yönelik saldırılar, Gazze’de gerçekleştirilen katliam ve İran’ın hedef tahtasına oturulması, bir bütün olarak emperyalizmin Ortadoğu’ya yönelik saldırılarının çıktıları olarak ele alınmalıdır. ABD tüm bu adımları atarken bölgede İsrail’in önünü açmış ve İsrail’in güvenliğini merkeze koyan bir yaklaşımla hareket etmiştir. 

AKP, emperyalizmin Ortadoğu politikalarına güç akıtmış ve Suriye’nin yıkımında rol oynamıştır. Bugün de Ortadoğu’da emperyalist saldırganlıktan pay kapma ve rol üstlenme kavgası sürmektedir. AKP’nin imza attığı Mekke Anlaşması ve Türkiye’nin içinde yer aldığı Deniz Savunma Koalisyonu gibi projeler, özünde ABD’nin İran’ın kuşatılması hedefiyle uyumludur. İran’ın zayıflatılmasının ise bölgede İsrail’in başat gündemi olduğu bilinmektedir. 

Ortadoğu’da oluşan tablodan pay kapmak ve bu durumu iç siyasette de hamasi söylemlerle örmek isteyen AKP’nin, siyonist İsrail rejimine yönelik “karşıtlığı” çıkar çatışmasından öte değildir. Yıllardır İsrail’le yapılan ticaret ve Filistin Barış Kurulu adı verilen, Trump’ı Gazze valisi yapan ve İsrail’in çıkarına olan anlaşmalar ortadayken, bugün AKP’nin İsrail “karşıtlığı” hamasetten ibarettir. 

AKP, işbirlikçidir ve ülkemizi emperyalist saldırganlığa ortak kılmaktadır. Türkiye’nin bağımsızlığı, emperyalizme karşı ikirciksiz bir duruştan ve programdan geçmektedir. Türkiye NATO’dan çıkmalı, emperyalist üsler kapatılmalıdır. Mekke Anlaşması ve Deniz Savunma Koalisyonu gibi anlaşmalardan çıkılmalıdır. 

Tüm bunları hayata geçirebilecek tek güç ise işçi sınıfının örgütlü gücüdür. AKP’den ve düzen partilerinden emperyalizme, sermayeye ve gericiliğe karşı ilkeli bir duruş beklenmemeli; emekçiler memlekete ve geleceğine sahip çıkmalıdır. 

ABD’nin Küba’ya Yönelik Tehdit ve Baskıları Tutmayacak!

ABD Başkanı Donald Trump, New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Küba’yı hedef alan iddialarda bulunarak tehditler savurdu:

“Benim yönetimim ayrıca Küba’daki durumun köklü bir değişimini arıyor; burada Komünist rejim büyük bir baskı altında, hiçbir zaman olmadığı kadar büyük bir baskı altında. Daha önce hiç olmadığı gibi başarısız oluyor ve çökecek. Pazarlıkları Marco Rubio yürütüyor. Küba ile derin pazarlıkların içinde.”

Trump ayrıca şunları dile getirdi:

“Küba rejimi sol kanat ve komünist ağlarla da birlikte çalıştı. Dışişleri Bakanlığımızın verdiği rapora göre ABD Komünist Partisi ve ANTİFA ile de iş birliği yaptılar. Komünizm asla ABD’ye gelmeyecek ama Küba’ya özgürlük gelecek. Küba’ya ve Meksika’ya güvenlik gelecek.”

Trump’ın bu sözlerine tepki olarak Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez Parrilla başkanlığındaki heyet, Genel Kurul salonunu terk etti. Küba Dışişleri Bakanı Rodriguez, Trump’ın Küba’yla alakalı sözlerini “yalan ve iftira” olarak değerlendirdi.

Küba Devrimi’nin ilk gününden bugüne ABD, Küba’ya ve Küba halkına yönelik ekonomik, askeri ve siyasi müdahalelerde bulunmuştur. Tüm dünyaya doktorlar gönderen Küba’yı tehdit olarak gören ABD’nin, dünyanın dört bir yanında işgaller ve darbeler gerçekleştirdiğini biliyoruz.

Küba, hiçbir ülke veya halk için tehdit oluşturmuyor; ancak Küba’nın sosyalist idealleri ve tüm zorluklara rağmen boyun eğmeyen direngenliği, ABD emperyalizmi için tehdit oluşturuyor.

Küba halkının mücadelesini selamlıyoruz. Küba’ya yönelik her türlü müdahalenin karşısındayız. Emperyalizme karşı mücadeleyi yükselteceğimizi yineliyoruz.

AKP’den Üniversitelerde OHAL Uygulamaları 

İçişleri Bakanlığı’nın 2026-2027 eğitim- öğretim yılı öncesinde 81 ilin valiliğine gönderdiği “Üniversitelerde Güvenlik Tedbirleri” başlıklı genelge, iktidarın üniversitelere ve öğrenci gençliğe yaklaşımını yeniden tartışmaya açtı. Genelgede öğrencilerin barınma ve maddi sorunlarına ilişkin bazı tedbirlerden söz edilirken, öğrenci gruplarının, eylemlerin ve kampüslerdeki siyasal faaliyetlerin kolluk tarafından takip edilmesine yönelik kapsamlı düzenlemelerin de yer alması dikkat çekiyor. 

Genelgede öğrenci grupları, eylem ve etkinlikler hakkında istihbarat çalışmalarına ağırlık verilmesi, elde edilen bilgilerin ilgili birimler arasında paylaşılması, kampüslerde eylemlerin yoğun olarak gerçekleştirildiği alanlara kamera sistemlerinin kurulması, girişlerde kartlı geçiş, turnike ve parmak izi gibi sistemlerin kullanılması öngörülüyor. Bu uygulamalar, “üniversitelerde güvenlik” tartışmasının yalnızca öğrencilerin can ve mal güvenliği üzerinden değil, öğrenci hareketlerinin gözetimi ve denetimi üzerinden de kurulduğunu gösteriyor. 

Öğrencilerin barınma, beslenme, ulaşım ve ekonomik güvencesizlik sorunları yıllardır devam ederken iktidarın üniversitelerdeki temel önceliklerinden birinin öğrenci hareketlerini takip etmek ve kampüsleri daha yoğun bir denetim alanına dönüştürmek olması siyasal bir tercihtir. Üniversite öğrencilerinin yaşadığı sorunların nedenlerini ortadan kaldırmak yerine, bu sorunlara karşı ortaya çıkabilecek tepkinin nasıl kontrol edileceğinin tartışılması üniversite politikasının geldiği noktayı göstermektedir.

Üniversitelerin sorunlarını çözmek yerine üniversiteyi daha fazla gözetleyen bir güvenlik anlayışı, öğrencilerin yaşadığı ekonomik ve sosyal sorunları ortadan kaldırmaz.  

Üniversiteler yalnızca öğrencilerin ders dinlediği ve sınava girdiği binalardan ibaret değildir. Üniversite; düşüncenin üretildiği, tartışıldığı, farklı fikirlerin bir arada olabildiği, öğrencilerin örgütlendiği ve ülkenin sorunları üzerine söz söylediği bir alandır. Üniversite tarihinin önemli bir bölümü de öğrencilerin kendi yaşamlarına ve toplumun geleceğine ilişkin söz söyleme mücadeleleriyle şekillenmiştir. Bu nedenle öğrencilerin hangi gruplarda bulunduğunun takip edilmesi, eylem alanlarının kameralarla gözetlenmesi ve öğrenci faaliyetlerinin istihbarat konusu haline getirilmesine yönelik her düzenleme yalnızca teknik bir “güvenlik tedbiri” olarak değerlendirilemez.  

Gerçek güvenlik; öğrencilerin kaldıkları yurtlarda yaşamını kaybetmediği, asansörlerin ve elektrik tesisatlarının düzenli olarak denetlendiği, yangın güvenliği önlemlerinin eksiksiz uygulandığı, öğrencilerin sağlıklı ve yeterli beslenebildiği, nitelikli ve erişilebilir barınma olanaklarına sahip olduğu koşulların yaratılmasıdır. Gerçek güvenlik, bir öğrencinin ekonomik nedenlerle eğitimini bırakmak zorunda kalmamasıdır. Gerçek güvenlik, gençlerin mezun olduğunda işsiz kalma korkusuyla yaşamamasıdır. Gerçek güvenlik, öğrencinin düşüncesini ifade ettiği, mücadele ettiği ya da üniversitesindeki sorunlara itiraz ettiği için kendisini baskı altında hissetmemesidir. 

Üniversitelerin ihtiyacı OHAL’i hatırlatan bir gözetim düzeni değil; öğrencilerin haklarının ve özgürlüklerinin güvence altına alındığı bir düzendir.

Hayatımıza Kasteden Bu Düzen Değişmelidir! 

Ekonomik sorunlar nedeniyle 2003 yılından bugüne 6.248 yurttaşımız hayatını kaybetti.

Düşük maaş, alım gücünün düşmesi, enflasyon rakamlarının gerçekçi olmaması nedeniyle her yıl eriyen artışlar, barınma sorununda çözümsüzlük, sağlıklı gıdaya erişimdeki zorluk, beslenme yetersizliği, sağlık giderleri, ikinci bir işte ucuz iş gücü olarak çalışmak, ikinci işlerde geçirilen kazalar, iş cinayetleri ve kesilen primler nedeniyle kayıt dışı çalışmaya zorlanma, yalnızca bir solukta sıralanabilecek sorunlardan bazıları.

Artışların kök maaşlara uygulanmaması, intibak yasasının hâlâ çıkarılmamış olması, aylık bağlama oranlarının sürekli düşmesi, sağlıkta katkı payları ve devletin bakım evlerinin yetersizliği de emeklilerin karşı karşıya olduğu diğer sorunlar.

Bu sorunların sorumlusu, gözünü kâr hırsı bürümüş sermaye düzeni ve onun temsilcisi olan iktidardır. AKP iktidarı, sermaye sınıfına karşı görevlerini yerine getirmekte; emeklilerin ve işçi sınıfının mücadeleyle kazandığı hakları adım adım gasp etmektedir.

Sermaye düzeni, tüm sorunları “bireylere” yüklemekte; emeklilerin kendilerini bir yük ve yetersiz olarak görmelerini sağlamayı hedeflemektedir. “Daha çok çalışsaydı, daha iyi bir işi olsaydı, daha tutumlu olsaydı, daha az çocuğu olsaydı, ayağını yorganına göre uzatsaydı” diye sıralanan cümleler, emekçilerin yıllardır döktüğü alın terini ve sosyal güvenlik haklarını görmezden gelmekte, sistemin sorumluluğunu emekçilerin üzerine yıkmaya çalışmaktadır.

Hayatımıza kasteden bu düzenden soracak hesabımız var. 

İnsanca yaşayacağımız bir düzen için mücadeleyi yükseltmeli, haklarımıza, memlekete ve geleceğimize sahip çıkmalıyız. 

Hoş Geldin Deniz!

Gerçekleştirdiği gösterinin ardından iktidar ve yandaşları tarafından hedef gösterilen, “Cumhurbaşkanına hakaret”, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama”, “suçu ve suçluyu övme” suçlamalarıyla hukuksuz bir biçimde tutuklanan ve 88 gündür kuyu tipi cezaevinde tutulan Deniz Göktaş tahliye oldu. 

Yoksullaşmaya, gericiliğin toplumu esir alma çabasına, işbirlikçi politikalara, her geçen gün artan geleceksizliğe karşı toplumda biriken tepkiyi bastırmak ve topluma gözdağı vermek için AKP iktidarı her yolu denemektedir. Hukuksuz yargılamalar da AKP’nin topluma yönelttiği bir saldırı olarak karşımıza çıkmaktadır. Seçme ve seçilme hakkını, eylem ve örgütlenme hakkını, ifade özgürlüğü hedef alan istibdat rejimine karşı mücadele her alana yükseltilmelidir. 

Sanatçıya, öğrenciye, emekliye, emekçiye özetle tüm topluma yönelen bu zorbalığın karşısında birlik ve dayanışmayı yükseltelim.

Hoş geldin Deniz!

Merdan Yanardağ’a Özgürlük!

Gazeteci ve yazar Merdan Yanardağ, AKP yargısının “casusluk” suçlamasıyla tutuklanmış ve TELE1’e kayyum atanmıştı.

AKP’nin topluma gözdağı vermek, muhalefeti susturmak ve bağımsız medya kuruluşlarını etkisizleştirmek amacıyla attığı bu hukuksuz adım karşısında Merdan Yanardağ, gerçekleri savunmaya ve direnmeye devam ediyor.

336 gündür tutuklu olan Merdan Yanardağ’ın yanındayız. AKP’nin düzmece dosyalarla medya kuruluşlarına yönelik baskı, sansür ve kayyum uygulamalarıyla birlikte yurtseverlere, sendikacılara, aydınlara ve sanatçılara yönelik sürdürdüğü sindirme politikalarının karşısında durmaya devam edeceğiz!

Birlik ve Dayanışma Hareketi: Çocuklarımızı Karanlığa Hapseden Bu Düzenle Hesabımız Var!

Manisa’nın Turgutlu ilçesinde, İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde yaşanan silahlı saldırı, okullarımızın güvenliği tartışmasını bir kez daha gündeme getirdi. Daha bir gün önce “Okul Güvenliği İş Birliği Protokolü” imzalanmış olması ise sorunun birkaç güvenlik görevlisi, kamera ya da okul kapısına konulacak cihazlarla çözülemeyeceğini; çocuklarımızı tehdit eden şiddetin okul kapısında başlamadığını bir kez daha gösterdi.

Turgutlu’da yaşananı tek bir çocuğun, tek bir ailenin ya da tek bir okulun sorunu olarak değerlendirmek, bu tablonun toplumsal nedenlerini görünmez kılmaktır. Okul güvenliği, çocukların nasıl bir ülkede yaşadığıyla, hangi olanaklara erişebildiğiyle ve geleceğe dair ne kadar umut taşıdığıyla doğrudan ilgilidir. Her saldırının ardından birkaç tedbir açıklayıp yola devam edilemez. Bugün çocuklar, bir yandan eğitim hakkından koparılarak MESEM ve benzeri uygulamalarla sermayenin ucuz iş gücü haline getirilirken, diğer yandan yoksulluk, geleceksizlik ve sosyal olanaklardan yoksunluk nedeniyle sokakta çeteleşmenin ve şiddetin tehdidiyle karşı karşıya bırakılıyor. Çocuklarımızı korumak; onları ucuz iş gücü olmaktan çıkaracak, çetelerin eline bırakmayacak, yoksulluğa ve geleceksizliğe mahkum etmeyecek bir yaşam kurmaktır. Okulların güvenliği; gerici ve piyasacı eğitim politikalarından vazgeçilmesini, tarikatlarla yapılan protokollerin sonlandırılmasını, öğrencilerin ve öğretmenlerin haklarının güvence altına alınmasını gerektiriyor. 

Öğrenciler, öğretmenler ve veliler olarak yan yana gelmeli; çocuklarımızın yaşam hakkı, eğitim hakkı ve geleceği için mücadeleyi büyütmeliyiz. Bu düzenin çocuklarımıza dayattığı geleceği değiştirmek, ancak birlikte mücadele etmekle mümkündür. 

Çocuklarımızı karanlığa hapseden bu düzenden hesap sormak, geleceğimiz ve memleketimiz için her alanda yan yana gelmeli, birliği ve dayanışmayı büyütmeliyiz!

Sosyalist Liseliler: Bu Düzen Güvenliğimizi Sağlayamaz! 

Bugün Manisa’nın Turgutlu ilçesinde, İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde yaşanan silahlı saldırı bizlere bir kez daha gösteriyor: Bu düzen güvenliğimizi sağlayamaz! 

Daha dün Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile birlikte “Okul Güvenliği İş Birliği Protokolü”nü imzaladı. Bu açıklamanın üzerinden henüz 24 saat geçmeden bir liseden saldırı haberi gelmesi, eğitim döneminin henüz başında öğrencilerin ve öğretmenlerin güvenliğinin hâlâ sağlanmadığını ve sağlanamayacağını gösteriyor. 

Geçtiğimiz yıldan bugüne alınan önlemlerin yetersizliği ve mevcut politikaların çözüm üretmediği bugün bir kez daha açığa çıkmıştır.

Her saldırının ardından bizlere yeni “tedbirler” açıklanıyor. Eğitim dönemi başında “devletin bütün birimleriyle tedbir aldık” diyen Yusuf Tekin’in açıklamaları yaşanan saldırıyla birlikte bir kez daha boşa düşmüştür. Sorun yalnızca saldırıların ardından alınacak önlemler değil, eğitimin AKP’nin ve temsil ettiği tarikatların ve patronların çıkarları doğrultusunda şekillendirilmesi ve dönüştürülmesidir. 

Patronların ve Tarikatların Bakanı Yusuf Tekin, öğrencilerin ve öğretmenlerin güvenliğini istiyorsa istifa etmelidir! Tekin’in alacağı en iyi tedbir istifa etmesidir! 

Memleketimizi emperyalistlere, tarikatlara ve çetelere teslim eden siyasi iktidar, liselerimizde attığı her adımla ve imzaladığı her protokolle sömürü, güvencesizlik ve ölüm düzenini büyütüyor. 

Biz liseliler biliyoruz ki okullarımızın güvenliği yalnızca güvenlik personeli sayısını artırmakla, kamera yerleştirmekle ya da X-ray cihazlarıyla sağlanamaz! Okulların güvenliği; eşit, özgür ve aydınlık bir ülkeden geçmektedir!  

Yaşanan saldırılar tekil örnekler değildir. Bugün yaşanan saldırı, AKP’nin 25 yıllık iktidarı boyunca yarattığı karanlık düzenin sonuçlarından yalnızca biridir. AKP’nin iktidara geldiği günden bu yana sürdürdüğü gerici ve piyasacı politikalar gençliğe geleceksizlikten, ölümden ve umutsuzluktan başka bir şey getirmemiştir.

Bu düzende okullar güvenli olamaz. Bu düzen değişmelidir! 

Sosyalist Liseliler olarak memleketimizin dört bir yanında bu karanlık düzene karşı mücadeleyi yükselteceğimizi yineliyor, bütün sıra arkadaşlarımızı eşitliğin ve özgürlüğün ülkesini kurmak için omuz vermeye çağırıyoruz!

Sosyalist Liseliler: Sıra Arkadaşlarımıza… 

Geçtiğimiz gün Manisa’da yaşanan saldırı hepimizi sarstı. Her birimiz aynı sıralarda oturuyor, aynı koridorlardan geçiyor, aynı kaygıları taşıyoruz. 

Yaşanan her saldırının ardından nedenleri tek tek olaylarda, kişilerin davranışlarında ya da yalnızca güvenlik eksikliklerinde aranıyor. Oysa yaşadıklarımızı birbirinden kopuk olaylar olarak gördüğümüzde, bizi bu noktaya getiren koşulları da görmemiz zorlaşıyor.

Bugün okullarımızda şiddet, baskı ve geleceksizlikle karşı karşıyayız. Bir yandan eğitim hakkımız her geçen gün daha fazla sınavlara ve ekonomik koşullara sıkıştırılırken, diğer yandan MESEM’lerde arkadaşlarımız eğitimden koparılıp güvencesiz çalışma koşullarına itiliyor, hatta hayatlarını kaybediyor.

Bütün bunlar birbirinden bağımsız değil.

Bir öğrencinin kendisini okulda, sokakta güvende hissedebilmesi; yalnızca okul kapısındaki önlemlerle sağlanamaz. 

Bugün bizlere yaşananların tek tek olaylardan ibaret olduğu söyleniyor. Fakat yaşadığımız sorunlara bütünlüklü baktığımızda, karşımızda çok daha büyük bir tablo olduğunu görüyoruz.

Bu tablo karşısında birbirimizden uzaklaşmak, korkuya hapsolmak ve umutsuzluğa teslim olmak zorunda değiliz.

Çünkü yalnız değiliz.

Çünkü sorunun bu düzenin temellerinde olduğunu ve bu gidişatı kabul etmediğimizi biliyoruz. 

Aynı sıraları paylaşan bizler, yaşadığımız sorunları konuşabilir, birbirimizin sesini duyabilir ve geleceğimiz hakkında söz söyleyebiliriz.

Ve bugün umutsuzluğu değil, umudu büyütmek zorundayız. 

Bu sistem bizi çeteler, tarikatlar, MESEM’ler eliyle sindirmek istiyor. Bu üçgene sıkışmak zorunda değiliz çünkü korkunun değil dayanışmanın, çaresizliğin değil birlikte vereceğimiz mücadelenin belirlediği bir gelecek mümkün olduğuna inanıyoruz. 

Sıra arkadaşlarımızla yan yana geldiğimizde, birbirimizin sesine ses olduğumuzda, korkularımızın karşısına dayanışmamızı koyduğumuzda değişmeyecek hiçbir şey yok.

Biz geleceksizliğe, gericiliğe, umutsuzluğa karşı, geleceğimize ve ülkemize sahip çıkıyor, büyük bir mücadeleye hazırlanıyoruz. Seni de bu mücadeleye güç katman için yan yana gelmeye çağırıyoruz. 

Gelecek ellerimizde ve o geleceği birlikte kuracağız.

 

Komünist Birlik | 2025