<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gençlik Archives - Komünist Birlik</title>
	<atom:link href="https://komunistbirlik.org/category/genclik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://komunistbirlik.org/category/genclik/</link>
	<description>Yeniden Atılım İçin</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Sep 2025 13:58:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://komunistbirlik.org/wp-content/uploads/2025/10/cropped-Komunist-Birlik-Logo-32x32.png</url>
	<title>Gençlik Archives - Komünist Birlik</title>
	<link>https://komunistbirlik.org/category/genclik/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Gelecek Bizim Ellerimizde, Kapitalizm Tarihin Çöplüğüne!</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/gelecek-bizim-ellerimizde-kapitalizm-tarihin-coplugune/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Mar 2025 11:42:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Komünist Birlik 2.Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=3848</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üstüne uzun uzun yazıp çizilen, kuşaklara bölünen, bu kadar üstünde durulmasına rağmen türlü krizlerden, işsizlikten, gelecek kaygısından, gericilikten, hayat pahalılığından kurtulamayan gençlik için bizimde söyleyeceğimiz bazı sözler var; fakat bu söyleyeceklerimiz ne bir vaadi ne de bir kuşak analizini kapsıyor. Çünkü bugün zaten düzenin aktörleri tarafından gençlik, memlekette bir laboratuvardaymış  gibi üstüne her türlü deneyin yapıldığı bir toplumsal dinamik hâline geldi. Nelerden mi bahsediyoruz? Elbette faşistlerin, gericilerin, sermayedarların, liberallerin kıskacına aldığı ve üstünde tepindiği bir...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/gelecek-bizim-ellerimizde-kapitalizm-tarihin-coplugune/">Gelecek Bizim Ellerimizde, Kapitalizm Tarihin Çöplüğüne!</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Üstüne uzun uzun yazıp çizilen, kuşaklara bölünen, bu kadar üstünde durulmasına rağmen türlü krizlerden, işsizlikten, gelecek kaygısından, gericilikten, hayat pahalılığından kurtulamayan gençlik için bizimde söyleyeceğimiz bazı sözler var; fakat bu söyleyeceklerimiz ne bir vaadi ne de bir kuşak analizini kapsıyor. Çünkü bugün zaten düzenin aktörleri tarafından gençlik, memlekette bir laboratuvardaymış  gibi üstüne her türlü deneyin yapıldığı bir toplumsal dinamik hâline geldi. Nelerden mi bahsediyoruz? Elbette faşistlerin, gericilerin, sermayedarların, liberallerin kıskacına aldığı ve üstünde tepindiği bir nesne haline geldiğinden bahsediyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yanı başımızda savaşlar yaşanırken ve bu savaşların acı sonuçlarıyla karşılaşırken, faşistler bu durumu fırsat bilip gençlikte ırkçı, mezhepçi yaklaşımlar yaratmaya çalışıyor. Özellikle bazı aktörlerin öne sürüldüğü sosyal medya mecralarının bu yaklaşımların ortaya çıkmasında büyük bir payı var. Türkçü-İslamcı olarak tarifleyebileceğimiz bu kesimler ya gerici hezeyanlarla kadınlara, Alevilere; ya da ırkçı hezeyanlarla Kürtlere, Araplara saldırıyorlar ve gençlikte de bu yaklaşımı artırmak için her yola başvuruyorlar. Gerek yayınların konusunu belirlerken gerekse dezenformasyon açıklarından faydalanarak haberleri palazlandırırken yapıyorlar. Tabii bunları belli bir siyasi motivasyonla yapıyorlar. Gençliği sarmalayan olumsuz maddi koşulların, işsizliğin, geleceksizliğin, umutsuzluk çemberinin üstünü örtmek için yapıyorlar.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yalnızca faşistler değil, gericiler de ellerinde olan iktidardan yararlanarak üniversitelere AKP’li rektörleri atıyor, tacizci hocaları koruyup kolluyor, eğitimi gericilik-sermaye iş birliğiyle tasarlayarak özel üniversitelerin, bilim-dışı projelerin sayısını artırıyor. Hatta kendi anlayışına uygun yeni bir devlet üniversitesi dahi kurabiliyor, çağ-dışı düşüncelere sahip kulüplere öncelik veriyor. Liberallerse bu sermaye düzeni devam etsin diye özgürlükçü anlayış kılıfı altında birçok sorunu hasıraltı ederek, kariyer kulüpleriyle gençliğe umut satarak, akademide sunulan metinlerle ve derslerle anti-Marksist ve liberal soslu gerici-milliyetçi düşünceleri gençliğe takdim ederek bu çarkı döndürmeye devam ediyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üniversitelerdeki durumu, eskisi gibi liselerden keskin bir şekilde ayırmak pek mümkün değil. Liseler, üniversitelere göre müdahale etmesi daha kolay olan bir alan olarak görülse de artık herhangi bir nüans kaldığını söyleyemeyiz. MESEM’lerle, okulun içine sokulan dernek ve vakıflarla, tarikat yurtlarıyla, sayısı artan özel okullarla, ücretli eğitimin her alanda yaygınlaştırılmasıyla gericiliğin ve sermayenin etkisi gençliğin her kesiminde aynı şekilde hissediliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gençliğin türlü kılıflar altında dönüştürülmeye çalışıldığına şahit oluyoruz, müdahale etmedikçe de bu örnekleri daha çok göreceğimiz dönemler devam edecek. Bu yüzden gençliğin uğradığı mağduriyetlerden, yapılan haksızlıklardan, üniversitelerde ve liselerde dönen liyakatsiz atamalardan bahsetmenin ötesinde bir emeli öne koymakta fayda var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her şeyden önce şunu sormak gerek: Gericilerden, sermayedarlardan, faşistlerden, liberalizmin tahakkümünden kurtulmak istiyorsak ana amacımız ne olmalı? Çünkü kapitalizmin ideolojileri olarak tanımlayabileceğimiz düşüncelerden kurtulmak, sandığımız gibi verilen oylarla, geçici yapılandırmalarla, revizyonlarla ya da asgari ücretin “şu kadar” olmasıyla ilgili bir durum değil. Dolayısıyla ilk olarak ana hedefimizi tekrar düşünmek gerekir. Memlekete karşı duyulan sorumluluk ancak bizi mücadeleyle buluşturabilir. Bu sorumluluk,önce memlekette koltuğunu sağlamlaştırmış olan sermaye düzenini ve kapitalizmi karşımıza alarak duyulabilir hale gelir. Saydığımız ideolojilerle herhangi bir derdi olmayan tüm siyasi aktörlerin bu düzenle de derdi yoktur. Bu ülkede düzenle derdi olan ve bu sorumluluğu duyan yalnızca komünistlerdir. Hiçbir ideolojik örtüye, yaldızlı kapılara, küçük seçim hesaplarına kanmayan komünistlerdir. Dolayısıyla gençlik, her şeyden önce kaderinin bu düzenin yıkımında olacağını bilmelidir. Bu düzen yıkılmadan, kapitalizm tarihin tozlu sayfalarında yerini almadan, biz yeni bir geleceğe, yeni bir ülkeye ve yeni bir üniversiteye sahip olamayacağız. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Düzen tüm ideolojik araçlarıyla; eğitimle, hukukla, medyayla, kolluk kuvvetleriyle saldırırken karşısında bir özne olduğunun bilinciyle saldırır. Bugün gençlik olarak bizim de bunu hatırlamamız önemlidir. Komünist bir kuşak yetişmeden, örgütlü bir kuşak yetişmeden bir özneden bahsetmemiz mümkün değildir. O yüzden en öncelikli amacımız bu bilinç ve sorumlulukla bir kuşağın sorumluluğunu da taşıyacak örgütlülüğe sahip olmaktır. Nâzım Hikmet’in de dediği gibi: “Gelecek günler için ayet inmedi bize/O’nu biz kendimiz vadettik kendimize!”</span></p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/gelecek-bizim-ellerimizde-kapitalizm-tarihin-coplugune/">Gelecek Bizim Ellerimizde, Kapitalizm Tarihin Çöplüğüne!</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Her Şeyin Başı Eğitim” Mi: Gençliğe Dair Bazı Tartışmalar ve Sovyet Pedagojisi</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/her-seyin-basi-egitim-mi-genclige-dair-bazi-tartismalar-ve-sovyet-pedagojisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Feb 2025 14:36:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Komünist Birlik 1.Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=3821</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eğitim sistemleri özellikle Türkiye’de olmak üzere, son on yıldır üstüne en çok eleştiride bulunulan fakat tüm bu eleştiri ve öneri kapsamlarına rağmen ne yazık ki gelişmekten çok geriye doğru gitmeye devam eden yakıcı bir gündem olma niteliğini korumaktadır. Dolayısıyla bu yazının çerçevesi salt &#8220;eleştiriden&#8221; kaynaklı bir düzlemden değil tüm bu geriye gidişin temeline ve çözümüne; daha açık ifade edersek dününe, bugününe ve yarınına odaklanarak değerlendirilecektir.  Eğitim Sistemlerinin Dünü  Her ülkenin, özellikle belirli toplumsal aşamaları geçmiş...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/her-seyin-basi-egitim-mi-genclige-dair-bazi-tartismalar-ve-sovyet-pedagojisi/">“Her Şeyin Başı Eğitim” Mi: Gençliğe Dair Bazı Tartışmalar ve Sovyet Pedagojisi</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Eğitim sistemleri özellikle Türkiye’de olmak üzere, son on yıldır üstüne en çok eleştiride bulunulan fakat tüm bu eleştiri ve öneri kapsamlarına rağmen ne yazık ki gelişmekten çok geriye doğru gitmeye devam eden yakıcı bir gündem olma niteliğini korumaktadır. Dolayısıyla bu yazının çerçevesi salt &#8220;eleştiriden&#8221; kaynaklı bir düzlemden değil tüm bu geriye gidişin temeline ve çözümüne; daha açık ifade edersek dününe, bugününe ve yarınına odaklanarak değerlendirilecektir. </span></p>
<p><b>Eğitim Sistemlerinin Dünü </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her ülkenin, özellikle belirli toplumsal aşamaları geçmiş ülkelerin, eğitim felsefesinin de geçirdikleri aşamalara paralel olarak değiştiğini kolaylıkla fark edebiliriz. Örneğin feodal toplumdan sanayi toplumuna, oradan da teknoloji çağına geçen bir toplum için eğitim felsefesinin hep aynı kaldığını düşünmek oldukça yanlış olacaktır. Eğitim, büyük bir oranda çağın ihtiyacına göre şekillenir ve felsefesini de o çağın baskın olan anlayışından alır ve bu anlayış o çağın çocuklarını, gençlerini dönüştüren; yeni bir kültürü de doğuran egemen sistemin sonucudur. Türkiye Eğitim Sistemi&#8217;nden örnek verecek olursak bir kırılma noktası olan 1933 Üniversite Reformu&#8217;nu ve hemen sonrasında gelen 1940 Köy Enstitüleri&#8217;ni örnek verebiliriz. Her ne kadar Osmanlı döneminden sonra Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu bir kırılma noktası olarak ele alınsa da 1933&#8217;teki Üniversite Reformu ve 1940 Köy Enstitüsü deneyimi, Eğitim Felsefesinin bir tartışma ana başlığı olarak Türkiye&#8217;de sosyologların buna dair uzun erimli bir yaklaşım geliştirmesini zorunlu kılmıştı. Henüz on yılını yeni doldurmuş Türkiye Burjuva devriminin “ulusal bütünlüğünü” sağlama refleksi ve bir yandan dünyada büyük bir seçenek olarak karşıda duran SSCB’yi göz ardı edememesi, özellikle toplumcu yönünün de ağır bastığını düşündüğümüz Köy Enstitüleri&#8217;ni yaratmıştı. Tabii kısa bir sürede kapanmış olmasının önemli ölçüde bir kayıp yarattığı hesaba katılmak durumundadır. Bu tür enstitülerin çoğalması, öğrencinin hem pratik alanda hem teorik alanda var olup iki yönlü teşvikinin sağlanması için önemli bir örnek olacaktı. Özellikle &#8220;politeknik&#8221; okullara benzetilmesi ve kaldırılması tesadüf değildir; bu yüzden Türkiye’deki eğitim sisteminin bugününden çıkarılabilecek ders ve sonuçlardan biri olarak bu deneyimin tarihin tozlu sayfalarında kalıp unutulmaması ve bu anlayışın belli yönlerden nasıl fayda sağladığının hatırlatılması zarurî bir ihtiyaçtır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Asıl tartışma konumuza gelmeden Türkiye örneğinden başlamamızın bir nedeni var: Vereceğimiz önermenin bu ülkedeki yansımalarını baştan göstermek ve “Bu önerme uygulanabilseydi ne tür kazanımlara yol açardı?” sorusuna cevap vermek; çünkü bu tartışmalar nihai olarak sosyalistler için bir “yeni insanı yaratma”nın tartışmasıdır ve bu da büyük ölçüde Sovyet Pedagojisinde sosyalist bir kültürün inşa edilmesi süreciyle, toplumsal yaşamın kolektifleştirilmesiyle ilgilidir. Diğer bölümüzde değineceğimiz şu an Türkiye’deki gençliğin içinde bulunduğu kriz, sosyal medyanın etki alanıyla ortaya çıkan ve geçtiğimiz aylarda Fatih’te Semih Çelik tarafından vahşice katledilen iki kadından sonra artan “Incel” (&#8220;involuntary celibate&#8221; kelimelerinin birleştirilmesi ile oluşturulmuş, kendileri istemelerine rağmen romantik veya cinsel partner bulamamaları ile tanımlanan bir internet alt kültürünün üyelerini tanımlar.) tartışmaları da bahsettiğimiz eğitim sistemi, pedagoji, kültürel devrim kavramlarından azade değildir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sovyet Pedagojisine gelirsek Anton Makarenko’dan bahsetmeden geçmemek gerekir. Bugün sorun olarak gördüğümüz çoğu konuya açıklık getiren, çözüm sunan ve romanlarında konu eden bu yazarın “Yaşam Yolu” ve “Kulelerde Bayraklar” adlı eserleri potansiyel suçlu, toplum tarafından dışlanmış olarak gösterilen, yoksul ve madde bağımlısı çocukların nasıl yeni dünyanın bir öznesi hâline geldiğini anlatan en iyi örnek eserlerdendir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Makarenko “Kulelerde Bayraklar” adlı romanında insanı yalnızca salt teorik bilgiden yararlanan ve eğitimini bunun üzerinden geliştiren bireyler olarak değil aynı zamanda pratik alanla bağ kuran ve üreten bireyler hâline getiren bir süreçten bahsetmiştir. Bir nevi kafa ve kol emeği arasındaki keskin çizgiyi ortadan kaldırmıştır. İleride “Politeknik Eğitim”i yaratan dayanaklardan biri de bu olmuştur. Bu romanında “Bir çocuk nasıl yetiştirilmeli?” sorusuna cevap üretir.  İgor, Vanya, Rişikov, Vanda isimli sokak çocukları üzerinden Çocuk Hakları Kurulu’ndan geçip 1 Mayıs Kolonisi’ne alınan bu çocuklara verilen sorumluluklara ve hepsinin ortak bir yaşam sürerek toplumsallığın önemini nasıl kavradığına dair süreci gerçekçi bir şekilde aktarır. Çocukların başta nasıl karşı çıktığını ama kolektivizmi kavramaya başladığı anda nasıl dönüştüğünü incelikli bir şekilde anlatır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Burada dikkat edilmesi gereken nokta Sovyet pedagojisinin ne kadar da iyi ilerlediğine dair methiyeler düzülmesi değildir. Çocukların sistemin bir çarkı olarak düzene uygun teknikerler yetiştirmekten ibaret değil yeni bir sistemin yaratıcısı olarak görülmesiyle ilgilidir; yani asıl önemli nokta bunun doğal sonucu olarak böyle olması gerektiğidir.</span></p>
<p><b>Eğitim Sistemlerinin Bugünü </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sovyet pedagojisi, insana dair saf iyimserlikten ziyade sosyalist bir iyimserliği esas alarak çocukların çevreyle olan ilişkisini göz önünde tutmuş ve bugüne olan etkisi, şu an kendisini “sosyal devlet” olarak tanımlamak durumunda kalan birçok ülkede yer etmiştir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’deki eğitim sistemine gelecek olursak eğitim sisteminin bugününün nerede bittiğini bilmesek de nerede başladığı açıktır. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra eğitim, tekrar bir form değişikliğine uğratılmıştır ve gittikçe bireyi tekdüze görmeye başlayan ve gelişimine ket vuran bir yapıya büründürülmüştür. Elbette bu alelade bir söylem değildir. Yurttaş bireye, öğrenci birer müşteriye ve insan algısı &#8220;homo-economicus&#8221; bir insan algısına dönüşmüştür. Bundan ötürü ekonomik açıdan zorluğun olduğu yerde eğitim de geriye düşer ve toparlanması oldukça zaman alır. En büyük kanıtlarından biriyse her sene bir azalan veya bir artan Türkiye&#8217;nin OECD raporu. (OECD, 2023). </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu rapora karşılık söylenen “Okullaşma oranlarını 2021 yılında kesmişler. Aslında rapor eksik o anlamda. Rapordaki verilerden, değerlendirmelerden çok daha iyi durumdayız. Mesela raporda şu yok: Okul öncesi eğitimdeki okullaşma oranlarının yüzde 99.86&#8217;ya ulaştığı yok, tam tersine 2020&#8217;li yıllardaki eksik rakamlarda duruyor.&#8221; (MEB, 2023) savunma, eğitimin niteliğini tam olarak belirleyecek düzeyde olup olmadığını da bize düşündürtmek durumunda. Eğitimin ulaşılabilir olması, bir ülke açısından belki de en büyük avantajlardan biridir ama yeterli değildir. Dolayısıyla Türkiye eğitim sisteminin bugünü bir nevi duraklamanın ileri görüldüğü, gerilemenin ise bahis konusu bile edilmediği bir tabloyu düşündürtüyor. Bunun en açık örneği hep TÜİK’in işsizlik verilerinden, yurtdışına kaçıştan, anket raporlarındaki geleceksizlik kaygısından verilse de bu örneklerin dolaylı bir örneği daha var: yozlaşma. Eğitim, öğrenciye kurallar silsilesi olarak, teorileri ezberleterek, resmi tarih anlatısını kahramanlar manzumesine döndürerek ve düzey bile belirleyemeyen testleri sunduğu zaman o öğrenci doğal olarak dışarıdan beslenir. Bu durum kötü bir durum değildir elbette fakat yeni ve ilerletici arayışlara müsebbip olacağı gibi durduğumuz yerin gerisine de götürebilir. Başta bahsettiğimiz sosyal medyanın dehlizlerinde yer eden ve özellikle lise çağındaki çocukları fikren etkileyen birçok örnek var karşımızda. Tek tıkla onlarca kadın düşmanı, ırkçı, hayvana ve doğaya düşman paylaşımları ve hesabını sadece bunun üzerinde kuran gençleri görebiliriz. Dolayısıyla bu durum sadece teknolojinin gelişmesi olarak açıklanabilecek apolitik bir tutumla açıklanamaz. Bu durum oldukça politiktir ve çözümü de ancak politik bir müdahalede yatmaktadır. </span></p>
<p><b>Eğitim Sistemlerinin Yarını </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">En çok üstünde durulması gereken ve belki de en az konuşulan kısım olarak tarifleyebileceğimiz eğitim sisteminin yarını konusu, yalnızca umulan ve olması istenilen bir kural silsilesine döndürülemez. Eğitim sisteminin yıllar boyu geçirdiği dönüşümün ana unsur olarak kabul edilip uzun erimli bir istikrarın sağlanması daha en baştan temel hedef olarak kavranmalı ve benimsenmelidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Daha en başta verdiğimiz örneklerden biri olan &#8220;politeknik&#8221; eğitim, bir toplum için belki de en yetkin, en fayda sağlayabilecek ve en önemlisi de öğrencinin kendini en çok keşfedebileceği bir tekniğe sahiptir. Bu tekniğe dair de elbette eksiklikler tespit edilebilir fakat hem Türkiye&#8217;de hem dünyada örneğini gördüğümüz (farklı biçimlerde olsa da) bu tekniğin kaybettirmediği ve zaten dönüşümün kendisini içinde barındırdığı açıktır. Çoğu sosyal bilimde gördüğümüz &#8220;Yaşam Boyu Öğrenme&#8221; kuramına da belli açıdan yakınlıklar gösterir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bedensel olarak ve zihinsel olarak yapılan işlerin birbirinden keskin biçimde ayrılmasındansa çocukların daha en baştan bu ikiliği birlikte tanıması, keşfetmesi ve özümsemesi sürecini verimli kılar çünkü ister istemez eğitim sistemiminin hâlâ bilimler arası keskin ayrılıklar koyduğunu fark ediyoruz. Yalnızca bedensel iş ve zihinsel iş ayrımından ibaret de değil örneğin Fen Bilimleri ve Sosyal Bilimler arasında kurulabilecek güçlü ilişkiler varken bile bu avantajın kullanılamıyor oluşu büyük bir sorundur ve çözülmesi elzemdir. Çünkü eğitimin, eğitim felsefelerinin kilometre taşı da bilimlerin toplamında bir bakış açısını veya parçada bütünü görebilme yetisini kazandırmaktır; yani bilimler arası da diyalektik bir biçimi de kurmaktır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Buna gayret edebildiğimiz ve üstesinden gelebildiğimiz vakit, eğitim sisteminin yarını da şu an görüldüğü kadar umutsuz ve vahim bir durumda olmayacaktır. Bununla beraber eğitimin ulaşılabilirliği, farklı niteliklere sahip bireylerin o yönlerini ortaya koyduğu sınıfsal eşitsizliğin ortadan kaldırıldığı, üreticiliğin arttığı, ortak çalışma kültürünün de yeniden yeşerdiği bir tabloyu da görmüş ve gündemimize tekrar almış oluruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8220;Esasında, eğitim hizmetlerinin sunumunda insanın kendine, yaşadığı topluma ve emeğine yabancılaşması önlenmeli ve insan bir bütün olarak ele alınıp yorumlanmalıdır. Böylece, insan ve toplum ihtiyaçlarını karşılamayı hedefleyen eğitim hizmeti aslında, yaparak-yaşayarak öğrenme ve yabancılaşmayı ortadan kaldıran politeknik eğitim anlayışının önemine vurgu yapmaktadır.&#8221; (Demir O. &amp; Akça A., 2021, s.230)  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Politeknik eğitimden &#8220;Köy Enstitülerine Geri Dönmek&#8221; gibi bir ana fikrin çıkması muhtemel gözükebilir fakat tam olarak bu düşünceye oturmaz. Günümüz eğitim felsefesi açısından, öğrenci merkezli anlayışın teknoloji çağında da nasıl geliştirilebileceği ve uzun vadeli bir dönüşümün nasıl gerçekleştirilebileceği yeniden tartışılmalıdır. </span></p>
<pre><b>OECD. (2023). Education at a Glance 2023: Türkiye Raporu. Paris: OECD Yayınları </b>

<b>MEB. (2023). OECD Türkiye Raporu Değerlendirme Toplantısı. (</b><a href="http://www.meb.gov.tr/"><b>www.meb.gov.tr</b></a><b>)</b>

<b>Demir O. &amp; Akça A. (2021). Eğitimin Politeknikleştirilmesi: Felsefesi ve Uygulamalar</b></pre>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/her-seyin-basi-egitim-mi-genclige-dair-bazi-tartismalar-ve-sovyet-pedagojisi/">“Her Şeyin Başı Eğitim” Mi: Gençliğe Dair Bazı Tartışmalar ve Sovyet Pedagojisi</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üniversitenin çöktüğü yerde: Sosyalist Düşünce Okulları yola çıkıyor!</title>
		<link>https://komunistbirlik.org/universitenin-coktugu-yerde-sosyalist-dusunce-okullari-yola-cikiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Komünist Birlik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Feb 2025 11:39:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Komünist Birlik 1.Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://komunistbirlik.org/?p=3770</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üniversitelerin içerisinde olduğu çöküşü ve çürümeyi uzun uzun konuşmanın anlamı yok. Cumhuriyetin tasfiyesi için çıktığı yolda yargıyı, devlet kademelerini, orduyu yeni rejimle uyumlu şekilde dönüştürmeyi başaran 23 yıllık AKP iktidarının üniversiteleri teslim almaya yönelik hamlelerinin ardı arkası gelmedi, gelmiyor. AKP’nin ülkemizi götürdüğü karanlık tablonun bir çıktısı olarak akademi, bilimsellikten uzaklaşıyor, kampüsler şirketlere açılıyor, ilerici hocalarımız tasfiye ediliyor, yerlerine müritler, yandaşlar, tacizciler hoca ve hatta rektör diye dolduruluyor&#8230; Bunlara rağmen, geçmiş dönemde başta İstanbul Üniversitesi’nin bölünmesi...</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/universitenin-coktugu-yerde-sosyalist-dusunce-okullari-yola-cikiyor/">Üniversitenin çöktüğü yerde: Sosyalist Düşünce Okulları yola çıkıyor!</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üniversitelerin içerisinde olduğu çöküşü ve çürümeyi uzun uzun konuşmanın anlamı yok. Cumhuriyetin tasfiyesi için çıktığı yolda yargıyı, devlet kademelerini, orduyu yeni rejimle uyumlu şekilde dönüştürmeyi başaran 23 yıllık AKP iktidarının üniversiteleri teslim almaya yönelik hamlelerinin ardı arkası gelmedi, gelmiyor. AKP’nin ülkemizi götürdüğü karanlık tablonun bir çıktısı olarak akademi, bilimsellikten uzaklaşıyor, kampüsler şirketlere açılıyor, ilerici hocalarımız tasfiye ediliyor, yerlerine müritler, yandaşlar, tacizciler hoca ve hatta rektör diye dolduruluyor&#8230; Bunlara rağmen, geçmiş dönemde başta İstanbul Üniversitesi’nin bölünmesi eylemleri, atanmış rektörlere karşı Boğaziçi ve ODTÜ direnişleri, bütün baskılara rağmen ilerici hocalarımızın varlığı, üniversiteli gençliğin yaşamın hiçbir alanında AKP ile uzlaşmıyor oluşu, bu gerici dönüşüme karşı direnç noktaları olarak karşımıza çıktı.</p>
<p>Direnç noktalarının beslendiği temel kaynak ise üniversite fikri, daha açık ifadesiyle üniversitenin tarihsel süreç içerisinde kazandığı ve taşıdığı aydınlanmacı, ilerici değerlerdi ancak 12 Eylül, YÖK ve AKP ile gelen saldırılar karşısında üniversiteyi ayakta tutmaya yetmedi. Üniversitenin, bilimin aydınlanmanın yuvası olarak topumla bağının kurulmadığı her geçen zaman, üniversite saldırılara daha açık hala geldi; geri çekildi. Bu bağın kurulması, üniversite kavgasının yeniden şekillendirilmesinde öncü bir öznenin eksikliği ise biz komünistler adına zayıflık olarak karşımıza çıktı.</p>
<p>Kariyer kulüpleri, çeşit çeşit gerici, faşist ve piyasacı eğilimler üniversitelerde kendine böylece yer buldu. Üniversitelerde tekil tekil gündelik “talepler” eksenine sıkışmakta olan sözümüz ona mücadele çizgisi, bir muhalefet hareketi olmanın bile gerisinde kaldı. Tarihsellikle, ülke siyasetiyle üniversite mücadelesinin bağının kurulduğu ve kavganın sınırlı da olsa büyüdüğü kesitler de oldu. Ancak sınırlılıklar aşılamadı ve henüz bir evre tamamlanamadı; üzerine pandemi, seçim, komünist hareketin uğradığı likidasyon süreci gibi bir nesnellik eklenince süreklilik de kazanılamadı. Yine de üniversite, gericiliğe teslim olmadı. Yazımıza başlarken derdimiz bir dönemin muhakemesini yapmaktan ya da görüneni anlatmaktan ziyade, üniversitelerin içerisinde bulunduğu çöküşe ve öğrenci gençliğin içerisinde olduğu hale devrimci bir müdahalede bulunmanın yollarını konuşmaktı ki bu da komünist gençliğin görevlerine işaret etmektedir.</p>
<p>Bir politik mücadele alanı olarak düşünüldüğünde üniversitelerin ideolojik işlevi yadsınmamalı ve hatta hakkı teslim edilerek bu alanda ideolojik mücadele başa yazılmalıdır. Ağırlıklı olarak egemen ideolojinin durmadan “bilim” adına yeniden üretildiği ve sabah akşam üniversite gençliğinin karşısına çıkartıldığı üniversitelerde, aydınlanma kavgası yalnızca akademik tartışmalar ya da 68’li devrimcilerin deyimiyle “entelektüel gevezelik” olarak algılanmamalı; yan yana gelinip sonra da dağılan tartışma gruplarının ötesine geçebilmeli ve üniversite fikrinin yansıttığı aydınlanmacı, ilerici değerler ete kemiğe büründürülmelidir. Bunun yoluysa üniversitelerin yeni bir komünist kuşakla buluşmasından geçmektedir. Komünist gençlik, mevcut mekanizmaların ürettiği ideolojik hegemonya ile hesaplaşmalı ve kendi ideolojik hattını güncellemeli, güçlendirmelidir.</p>
<p>Gençlik mücadelesi, yalnızca gençliğin kendini ifade ettiği bir alan oluşturmakla sınırlı kalamaz; aynı zamanda üniversitelerin tarihsel misyonunu yeniden canlandırarak üniversiteyi ideolojik, bilimsel ve politik bir mücadele merkezi haline getirmeyi hedeflemelidir. Üniversitelerin piyasa odaklı dönüşümü, AKP&#8217;nin gerici politikalarıyla birleştiğinde, bilimin toplumsal ilerlemeyi sağlama rolünü yok etmekte ve gençliği apolitik bir “yığına” dönüştürmeye çalışmaktadır. Bununla birlikte eğitimin her kademesinde özelleşmesi ve eşitsizliklerin yoğunlaşmasıyla da gençlik açısından üniversiteler; köylerden, kasabalardan, mahallelerden gelip de “geldiği yer için” faydalı olmanın, memlekete borcunu ödemenin yeri olmaktan çıkmış durumdadır. Ancak bu dönüşümün karşısında durmak, yalnızca karşıt bir söylem geliştirmekle değil, üniversiteyi yeniden kurma iradesiyle mümkündür.</p>
<p>Komünist gençlik bu çerçevede üniversitelerin ideolojik kuşatılmışlığını kırarak eşitlik ve özgürlük gibi değerleri yeniden üretmek, toplumsal alanda da görünür kılmak zorundadır. Bu zorunluluk, yalnızca bilimsel üretimi savunmayı değil üniversitenin çöküşüne karşı Marksist bilincin yeşermesini sağlamayı, bu bilinci sınıf mücadelesinin bir aracı olarak kullanmayı da öğrenmeyi gerektirir. Unutulmamalıdır ki egemen ideolojinin bilimi ve üniversiteleri araçsallaştırarak sürdürdüğü bu kuşatma ancak bilinçli, örgütlü, sürekli bir karşı çıkışla durdurulabilir. Bu boşluğu doldurmanın yolu, Marksizmin tarihsel maddeci yaklaşımını ve eleştirel yöntemini gençliğin bilincinde yeşertmektir. Bu uğurda yürütülecek ideolojik mücadele yalnızca entelektüel bir faaliyet değil sınıf mücadelesinin bu boyutuyla üniversitede tezahür etmiş halidir ki üniversitelerden liselere öğrenci gençlik içerisinde kendi yolunu açmak için yola çıkan Sosyalist Düşünce Okulları tam da bu noktaya oturmaktadır.</p>
<p>Liberal bir masal olarak “tarafsızlık” maskesi altında yeniden üretilen egemen ideolojiye Marksist teoriyle bir karşıtlık kuran Sosyalist Düşünce Okulları, üniversitelerde ideolojik mücadeleyi soyut bir kavram olmaktan kurtarır; gerici- piyasacı politikalar ve liberal eğilimler karşısında hem düşünsel hem de pratik bir mevzi olarak yola çıkmıştır. Böylece gençlik ve toplum içerisinde “devrimci” dönüşümün pratik bir aracı konumundadır. Bununla beraber izlenecek stratejik rota, bu mücadeleyi yalnızca bir üniversite hareketi olarak değil toplumsal dönüşümün bir parçası olarak ele almak ve komünist bir gençlik kuşağını bu hedef doğrultusunda örgütlemektir.</p>
<p>The post <a href="https://komunistbirlik.org/universitenin-coktugu-yerde-sosyalist-dusunce-okullari-yola-cikiyor/">Üniversitenin çöktüğü yerde: Sosyalist Düşünce Okulları yola çıkıyor!</a> appeared first on <a href="https://komunistbirlik.org">Komünist Birlik</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
